Konusunu Oylayın.: Tasavvufun temeli Peygamberimize kadar dayanır diyenlere soruyorum!

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Tasavvufun temeli Peygamberimize kadar dayanır diyenlere soruyorum!
  1. 19.Eylül.2012, 06:03
    1
    Agri_Kesici
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 11.Eylül.2012
    Üye No: 97796
    Mesaj Sayısı: 93
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Tasavvufun temeli Peygamberimize kadar dayanır diyenlere soruyorum!






    Tasavvufun temeli Peygamberimize kadar dayanır diyenlere soruyorum! Mumsema Kendi silsilei saadat listelerinin başına Peygamber efendimizin ismin koyarak,tarikatlerin başlangıç temelini Peygamberimizin attığı fikrini savunanlara maddeler halinde sormak istiyorum.Verilecek cevaplarınız mevcutsa da mddelere karşılık olarak sizlerde meddelendirebilirseniz cevaplarınız birbirine karşımamış ve boşuna bir uğraşı içine girmemiş olursunuz.
    A-) Vahdet-i Vücud:Vahdet-i vücûd, kalbin manevî seyri sırasında meydana gelir Kaynağı ibâdetin çokluğudur Mücâhede, dünyaya rağbeti terk, zikre devam gibi sebeplerle kalbde sevgi ve aşk meydana gelir. Peygamberimizden nakil olarak günümüze ulaşmış Vahdet-i vücudu anlatan ya da işaret eden ya da kendi uygulamaları içerisinde bahsedilen bir sözü veya hareketi var mıdır?

    B-)Rabıta:Mürid, kendisine ezâ ve cefâ vermeksizin tam ve kâmil bir edeple oturur Başını ve vücudunu, azıcık kalbe meylettirir Gözlerini kapar Zira göz, kalbin rehberi, delîli ve kılavuzu demektir Göz ne ile meşgul olursa, kalb de onunla meşgul olur Bu itibarla havâss-ı zâhirin (duyu organlarının) boş ve hareketsiz olması lâzımdır Vücudun hiçbir uzvu, kişinin kendi isteğiyle hareket etmeyecektir Dudaklar birbirine bitişik, dil de damağa yapışık olur İki kaşın arasındaki nefis de kalbe bağlanır Yani mürid, bu hâl üzere kendini hazırlar; tam bir zevk ve şevk, kusursuz bir hürmet ve tâzimle şeyhinin huzûrunda bulunduğunu tasavvur ederek, onun kalbinden kendi kalbine nûrânî bir hatla feyz-i İlâhî’nin aktığını tahayyül eder Müşahhas bir misâlle anlatmak gerekirse, mürid, mürşidinin kalbini Güneş gibi kabul edip, ondan mânevî cereyânı kendi kalbine çektiğini düşünebilir Bunun en azı, bir çeyrek saattir; daha az olursa, tesiri de az olur

    Rabıtanın bu şekilde uygulanması yönünde Peygamberimizden günümüze ulaşmış bir hadis ya da uygulama hali mevcut mudur?

    C-)Hatme:Tasavvuf ehlinin her ikindi namazının peşine yapmaya gayret ettikleri bu uygulama,aynı şekliyle yapıldığı gibi Peygamberimizin hadislerinde ya da kendi uygulamasında var mıdır?Aynı şekliyle diye vurgulamamdaki amaç,Peygamberimiz her ikindiden sonrası için diye teşvikçi olmuş mudur ve hatme halkalarında yapıldığı haliyle mi yapılmasını işaret buyurmuştur.Eğer ki öyle ise,şu an günümüzde hatme esnasında bir sürü isimler zikrediliyor.Bu isimler de silsilei saadatlar olduğu söylenen isimler.Şayet Peygamberimiz zamanında aynı şekilde uygulanıyor ise,o zamanda söylenilmeyen bu isimler,demek oluyor kiPeygamberimizin şayet uyguladığı bir sünnet ise,bu isimler bu sünnet içine dahil edilmiş oluyor ki bu da sünnetin değiştirilmesi anlamına gelmektedir.

    Eğer ki bu yazdıklarım için FİTNE,KIŞKIRTMA,DÜZEN BOZUCU gibi yaftalamalar yaparak, sorulanlara cevap vermeden hakeratvari yorumlar yapacak olan üyelere şunu söylemek isterim.Bu şekilde ki yaklaşımlarınız sizlerin davasında ne derce haksız olduğunuzun resmi olacaktır.eğer ki ilmi cevaplar verme yolunu seçerseniz şayet (her maddenin karşılığı olabilecek cevaplar) bükemediğimiz bileği öper davamızdan geri çekilmesini de biliriz.


  2. 19.Eylül.2012, 06:03
    1
    Agri_Kesici - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli



    Kendi silsilei saadat listelerinin başına Peygamber efendimizin ismin koyarak,tarikatlerin başlangıç temelini Peygamberimizin attığı fikrini savunanlara maddeler halinde sormak istiyorum.Verilecek cevaplarınız mevcutsa da mddelere karşılık olarak sizlerde meddelendirebilirseniz cevaplarınız birbirine karşımamış ve boşuna bir uğraşı içine girmemiş olursunuz.
    A-) Vahdet-i Vücud:Vahdet-i vücûd, kalbin manevî seyri sırasında meydana gelir Kaynağı ibâdetin çokluğudur Mücâhede, dünyaya rağbeti terk, zikre devam gibi sebeplerle kalbde sevgi ve aşk meydana gelir. Peygamberimizden nakil olarak günümüze ulaşmış Vahdet-i vücudu anlatan ya da işaret eden ya da kendi uygulamaları içerisinde bahsedilen bir sözü veya hareketi var mıdır?

    B-)Rabıta:Mürid, kendisine ezâ ve cefâ vermeksizin tam ve kâmil bir edeple oturur Başını ve vücudunu, azıcık kalbe meylettirir Gözlerini kapar Zira göz, kalbin rehberi, delîli ve kılavuzu demektir Göz ne ile meşgul olursa, kalb de onunla meşgul olur Bu itibarla havâss-ı zâhirin (duyu organlarının) boş ve hareketsiz olması lâzımdır Vücudun hiçbir uzvu, kişinin kendi isteğiyle hareket etmeyecektir Dudaklar birbirine bitişik, dil de damağa yapışık olur İki kaşın arasındaki nefis de kalbe bağlanır Yani mürid, bu hâl üzere kendini hazırlar; tam bir zevk ve şevk, kusursuz bir hürmet ve tâzimle şeyhinin huzûrunda bulunduğunu tasavvur ederek, onun kalbinden kendi kalbine nûrânî bir hatla feyz-i İlâhî’nin aktığını tahayyül eder Müşahhas bir misâlle anlatmak gerekirse, mürid, mürşidinin kalbini Güneş gibi kabul edip, ondan mânevî cereyânı kendi kalbine çektiğini düşünebilir Bunun en azı, bir çeyrek saattir; daha az olursa, tesiri de az olur

    Rabıtanın bu şekilde uygulanması yönünde Peygamberimizden günümüze ulaşmış bir hadis ya da uygulama hali mevcut mudur?

    C-)Hatme:Tasavvuf ehlinin her ikindi namazının peşine yapmaya gayret ettikleri bu uygulama,aynı şekliyle yapıldığı gibi Peygamberimizin hadislerinde ya da kendi uygulamasında var mıdır?Aynı şekliyle diye vurgulamamdaki amaç,Peygamberimiz her ikindiden sonrası için diye teşvikçi olmuş mudur ve hatme halkalarında yapıldığı haliyle mi yapılmasını işaret buyurmuştur.Eğer ki öyle ise,şu an günümüzde hatme esnasında bir sürü isimler zikrediliyor.Bu isimler de silsilei saadatlar olduğu söylenen isimler.Şayet Peygamberimiz zamanında aynı şekilde uygulanıyor ise,o zamanda söylenilmeyen bu isimler,demek oluyor kiPeygamberimizin şayet uyguladığı bir sünnet ise,bu isimler bu sünnet içine dahil edilmiş oluyor ki bu da sünnetin değiştirilmesi anlamına gelmektedir.

    Eğer ki bu yazdıklarım için FİTNE,KIŞKIRTMA,DÜZEN BOZUCU gibi yaftalamalar yaparak, sorulanlara cevap vermeden hakeratvari yorumlar yapacak olan üyelere şunu söylemek isterim.Bu şekilde ki yaklaşımlarınız sizlerin davasında ne derce haksız olduğunuzun resmi olacaktır.eğer ki ilmi cevaplar verme yolunu seçerseniz şayet (her maddenin karşılığı olabilecek cevaplar) bükemediğimiz bileği öper davamızdan geri çekilmesini de biliriz.


    Benzer Konular

    - Soruyorum! Neden islam âlemi olarak bu haldeyiz?

    - Cüz nedir? cüzün tanımını soruyorum?

    - İçimi rahatlakmak icin soruyorum

    - Fezail ne demektir hangi kökene dayanır

    - Bu iltifata canmı dayanır!

  3. 19.Eylül.2012, 11:14
    2
    ömerhattab
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 18.Mayıs.2008
    Üye No: 20975
    Mesaj Sayısı: 1,830
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 19

    Cevap: Tasavvufun temeli Peygamberimize kadar dayanır diyenlere soruyorum!




    Agri_Kesici Nickli Üyeden Alıntı
    Kendi silsilei saadat listelerinin başına Peygamber efendimizin ismin koyarak,tarikatlerin başlangıç temelini Peygamberimizin attığı fikrini savunanlara maddeler halinde sormak istiyorum.Verilecek cevaplarınız mevcutsa da mddelere karşılık olarak sizlerde meddelendirebilirseniz cevaplarınız birbirine karşımamış ve boşuna bir uğraşı içine girmemiş olursunuz.A-) Vahdet-i Vücud:Vahdet-i vücûd, kalbin manevî seyri sırasında meydana gelir Kaynağı ibâdetin çokluğudur Mücâhede, dünyaya rağbeti terk, zikre devam gibi sebeplerle kalbde sevgi ve aşk meydana gelir. Peygamberimizden nakil olarak günümüze ulaşmış Vahdet-i vücudu anlatan ya da işaret eden ya da kendi uygulamaları içerisinde bahsedilen bir sözü veya hareketi var mıdır?.
    VAHDET- VÜCÛDA DAR HADİS- SERİFLER Hz.Peygamber Efendimiz hicret esnasında magaraya gizlendiginde kendisine refakateden Hz.Ebu Bekr’e “Üzülme! Allah bizimle beraberdir...(Tevbe,9/40)demistir.2 Peygamberimiz söyle buyurmustur: “Bir kisi sadaka verdigi zaman o dilencinin elineulasmadan Allah’ın eline düser”ve bu ayeti ilave etmistir: “Süphesiz Allah sadakaları alan vetevbeleri kabul edendir” (Tevbe,9/104)3Tirmizi’nin rivayet ettigine göre Ebu Musa Es’ari söyle demistir: “AleyhissalatüVesselam efendimizle savasta idik.Dönüsümüzde Medine’ye yaklastık.nsanlar yüksek sesletekbir getirdiler.Rasulullah Efendimiz : “Süphesiz Rabbınız sagır ve gaib degildir, O sizinlebindiginiz develerin semerlerinin basları arasındadır”buyurdu”.(Buhari,Megazi,38:Müslim,Ziki r,44)4 Efendimiz söyle buyurmustur: “Cenab-ı Allah kıyamet günü söyle der: “Ey insanogluhasta oldum beni ziyaret etmedin”.Kul: “Ya Rabb,sen alemlerin sahibisin ben seni nasılziyaret ederim?” “Bilmiyor musun filan kulum hastalandı, ona gitmedin.Bilmiyor musun kieger onu ziyaret edeydin beni onun yanında bulurdun”. “Ey Ademoglu senden yitecek istedimbeni doyurmadın”. “Ya Rabb! Sen Rabbu’l-alemin oldugun halde ben seni nasıl doyururum?”“Bilmiyor musun filan kulum senden yiyecek istedi, sen onu doyurmadın, bilmiyor musuneger onu doyuraydın bunu benim nezdimde bulacaktın”. “Ey Ademoglu! Senden su istedimbana su vermedin” “Ya Rabb! Sen alemlerin Rabbı oldugun halde ben sana nasıl suverebilirim”. “Bilmez misin kulum, filan senden su istedi vermedin.Eger ona su vereydinbunu benim indimde bulurdun”.Müslim’de rivayet edilen bu hadiste Cenab-ı Hakk hasta olmak, yemek, içmek gibi kullaraait olan sıfatları kendine nisbet etmistir.5 “Kulum nafile ibadetlerle devamlı olarak bana yaklasır, ta ki ben onu severim.Sevdigimzaman isittigi kulagı, gördügü gözü, tuttugu eli, yürüdügü ayagı olurum...”Bu hadiste Müslim’de rivayet edilmistir.sitme, görme, dil, ayak, el gibi organlarınzikredilip digerlerinin zikredilmemesi görme, isitme vs. bunların en kuvvetlisi olup,digerlerinin onlara tabi olmasından dolayıdır.Maksat insan-ı kamilin bütün kuvve veorganlarıdır.Fakat bu uzuvların zahiri suretleri bunlardaki batıni kuvvetlerdir.ste bundandolayı hadiste “onunla isittigi kulagı, onunla gördügü gözü olurum” buyurulmustur.


  4. 19.Eylül.2012, 11:14
    2
    Devamlı Üye



    Agri_Kesici Nickli Üyeden Alıntı
    Kendi silsilei saadat listelerinin başına Peygamber efendimizin ismin koyarak,tarikatlerin başlangıç temelini Peygamberimizin attığı fikrini savunanlara maddeler halinde sormak istiyorum.Verilecek cevaplarınız mevcutsa da mddelere karşılık olarak sizlerde meddelendirebilirseniz cevaplarınız birbirine karşımamış ve boşuna bir uğraşı içine girmemiş olursunuz.A-) Vahdet-i Vücud:Vahdet-i vücûd, kalbin manevî seyri sırasında meydana gelir Kaynağı ibâdetin çokluğudur Mücâhede, dünyaya rağbeti terk, zikre devam gibi sebeplerle kalbde sevgi ve aşk meydana gelir. Peygamberimizden nakil olarak günümüze ulaşmış Vahdet-i vücudu anlatan ya da işaret eden ya da kendi uygulamaları içerisinde bahsedilen bir sözü veya hareketi var mıdır?.
    VAHDET- VÜCÛDA DAR HADİS- SERİFLER Hz.Peygamber Efendimiz hicret esnasında magaraya gizlendiginde kendisine refakateden Hz.Ebu Bekr’e “Üzülme! Allah bizimle beraberdir...(Tevbe,9/40)demistir.2 Peygamberimiz söyle buyurmustur: “Bir kisi sadaka verdigi zaman o dilencinin elineulasmadan Allah’ın eline düser”ve bu ayeti ilave etmistir: “Süphesiz Allah sadakaları alan vetevbeleri kabul edendir” (Tevbe,9/104)3Tirmizi’nin rivayet ettigine göre Ebu Musa Es’ari söyle demistir: “AleyhissalatüVesselam efendimizle savasta idik.Dönüsümüzde Medine’ye yaklastık.nsanlar yüksek sesletekbir getirdiler.Rasulullah Efendimiz : “Süphesiz Rabbınız sagır ve gaib degildir, O sizinlebindiginiz develerin semerlerinin basları arasındadır”buyurdu”.(Buhari,Megazi,38:Müslim,Ziki r,44)4 Efendimiz söyle buyurmustur: “Cenab-ı Allah kıyamet günü söyle der: “Ey insanogluhasta oldum beni ziyaret etmedin”.Kul: “Ya Rabb,sen alemlerin sahibisin ben seni nasılziyaret ederim?” “Bilmiyor musun filan kulum hastalandı, ona gitmedin.Bilmiyor musun kieger onu ziyaret edeydin beni onun yanında bulurdun”. “Ey Ademoglu senden yitecek istedimbeni doyurmadın”. “Ya Rabb! Sen Rabbu’l-alemin oldugun halde ben seni nasıl doyururum?”“Bilmiyor musun filan kulum senden yiyecek istedi, sen onu doyurmadın, bilmiyor musuneger onu doyuraydın bunu benim nezdimde bulacaktın”. “Ey Ademoglu! Senden su istedimbana su vermedin” “Ya Rabb! Sen alemlerin Rabbı oldugun halde ben sana nasıl suverebilirim”. “Bilmez misin kulum, filan senden su istedi vermedin.Eger ona su vereydinbunu benim indimde bulurdun”.Müslim’de rivayet edilen bu hadiste Cenab-ı Hakk hasta olmak, yemek, içmek gibi kullaraait olan sıfatları kendine nisbet etmistir.5 “Kulum nafile ibadetlerle devamlı olarak bana yaklasır, ta ki ben onu severim.Sevdigimzaman isittigi kulagı, gördügü gözü, tuttugu eli, yürüdügü ayagı olurum...”Bu hadiste Müslim’de rivayet edilmistir.sitme, görme, dil, ayak, el gibi organlarınzikredilip digerlerinin zikredilmemesi görme, isitme vs. bunların en kuvvetlisi olup,digerlerinin onlara tabi olmasından dolayıdır.Maksat insan-ı kamilin bütün kuvve veorganlarıdır.Fakat bu uzuvların zahiri suretleri bunlardaki batıni kuvvetlerdir.ste bundandolayı hadiste “onunla isittigi kulagı, onunla gördügü gözü olurum” buyurulmustur.


  5. 19.Eylül.2012, 14:25
    3
    İLİMCİK
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Haziran.2012
    Üye No: 96623
    Mesaj Sayısı: 419
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5

    Cevap: Tasavvufun temeli Peygamberimize kadar dayanır diyenlere soruyorum!

    Ağr-ı kesici kardeşim, vahdet-i vücud mesleği peygamberimizde veya sahabelerde görülmemiş bu doğru..Bu zamanda vahdet-i vücudu anlatmak ve ders vermek yanlıştır bu da doğru..Fakat, vahdet-i vücudun bazı hakikatlerin ünvanı olarak mecaz olarak söylendiği ve Mevlana Celaleddin ve Muhyiddin-i Arabi (radıyallahü anhüm) gibi bazı zatlara mahsus akli değil, zevki ve hali bir meslek ve meşreb olduğunu da inkar etmemek de gerekir..Yani, bazı ehl-i hakikat o yoldan gitmişler fakat akli ve ilmi bir şekilde değil, zevki ve hali ve bir derece istiğraki bir surette bazı hakikatlere ünvan olarak "la mevcude illa hu" veya "la meşhude illa hu" demişler..Fakat, bu zamanın insanları bu zevki ve hali olan mesleği aklen ve mantıken olduğu gibi kabul ederse, dalalete gider...Hurafelere kapı açar...Zaten ümmet-i Muhammed ve bilhassa ümmet-i Muhammed alimleri dalalette birleşmezler..Bizim hikmetini ve gayesini ve sırrını bilmediğimiz bir meseleyi bahane göstererek binlerce ve milyonlarca İslam aliminin makbuliyetini tasdik ettikleri ve yüksek ve evliya olarak gördükleri bazı zatları gıybet etmek ve onları haşa şirk ile dalalet ile ittiham etmek çok tehlikelidir..Zaten biz bu meseleleri bildiğimizden değil, bazı güvendiğimiz zatların cerbezeli sözlerinden bu Allah dostlarını çok kolay bir şeklilde tekfir ve tadlil etme cesaretini gösteriyoruz..(el'iyazübillah)...Yani, vahdet-i vücudu bu zamanda aklen ve aynen kabul etmez hata olduğu gibi, bütün bütün inkar etmek de hatadır..Biri ifrat, diğeri tefrittir..Bunun ortası ise, hakikati ve gayeyi ve maksadı ortaya koyup, tam bir muvazene ile tahlil etmektir.

    Risale-i Nurda bu vahdeti-i vücud mesleğinin mahiyeti ve ne olduğu ve vartaları tam bir muvazene ile beyan edilmiş...Buraya yazarsam çok uzun olur..Fakat, sadece ehl-i vahdet-i vücudun mutedil ve istikametli kısmının "la mevcude illa hu" demesindeki maksat ve manayı aynen aktarıyorum:

    Zât-ı Rahmânirrahîmin delilleri ve aynaları olan zîhayat ve insan gibi mazharlar, o kadar o Zât-ı Vâcibü’l-Vücuda delâletleri kat’î ve vâzıh ve zâhirdir ki, güneşin timsâlini ve aksini tutan parlak bir ayna parlaklığına ve delâletinin vuzuhuna işareten, "O ayna güneştir" denildiği gibi, "İnsanda sûret-i Rahmân var" vuzuh-u delâletine ve kemâl-i münâsebetine işareten denilmiş ve denilir. Ve ehl-i vahdetü’l-vücudun mûtedil kısmı, "la mevcude illa hu" bu sırra binâen, bu delâletin vuzuhuna ve bu münâsebetin kemâline bir ünvan olarak demişler.


  6. 19.Eylül.2012, 14:25
    3
    İLİMCİK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Devamlı Üye
    Ağr-ı kesici kardeşim, vahdet-i vücud mesleği peygamberimizde veya sahabelerde görülmemiş bu doğru..Bu zamanda vahdet-i vücudu anlatmak ve ders vermek yanlıştır bu da doğru..Fakat, vahdet-i vücudun bazı hakikatlerin ünvanı olarak mecaz olarak söylendiği ve Mevlana Celaleddin ve Muhyiddin-i Arabi (radıyallahü anhüm) gibi bazı zatlara mahsus akli değil, zevki ve hali bir meslek ve meşreb olduğunu da inkar etmemek de gerekir..Yani, bazı ehl-i hakikat o yoldan gitmişler fakat akli ve ilmi bir şekilde değil, zevki ve hali ve bir derece istiğraki bir surette bazı hakikatlere ünvan olarak "la mevcude illa hu" veya "la meşhude illa hu" demişler..Fakat, bu zamanın insanları bu zevki ve hali olan mesleği aklen ve mantıken olduğu gibi kabul ederse, dalalete gider...Hurafelere kapı açar...Zaten ümmet-i Muhammed ve bilhassa ümmet-i Muhammed alimleri dalalette birleşmezler..Bizim hikmetini ve gayesini ve sırrını bilmediğimiz bir meseleyi bahane göstererek binlerce ve milyonlarca İslam aliminin makbuliyetini tasdik ettikleri ve yüksek ve evliya olarak gördükleri bazı zatları gıybet etmek ve onları haşa şirk ile dalalet ile ittiham etmek çok tehlikelidir..Zaten biz bu meseleleri bildiğimizden değil, bazı güvendiğimiz zatların cerbezeli sözlerinden bu Allah dostlarını çok kolay bir şeklilde tekfir ve tadlil etme cesaretini gösteriyoruz..(el'iyazübillah)...Yani, vahdet-i vücudu bu zamanda aklen ve aynen kabul etmez hata olduğu gibi, bütün bütün inkar etmek de hatadır..Biri ifrat, diğeri tefrittir..Bunun ortası ise, hakikati ve gayeyi ve maksadı ortaya koyup, tam bir muvazene ile tahlil etmektir.

    Risale-i Nurda bu vahdeti-i vücud mesleğinin mahiyeti ve ne olduğu ve vartaları tam bir muvazene ile beyan edilmiş...Buraya yazarsam çok uzun olur..Fakat, sadece ehl-i vahdet-i vücudun mutedil ve istikametli kısmının "la mevcude illa hu" demesindeki maksat ve manayı aynen aktarıyorum:

    Zât-ı Rahmânirrahîmin delilleri ve aynaları olan zîhayat ve insan gibi mazharlar, o kadar o Zât-ı Vâcibü’l-Vücuda delâletleri kat’î ve vâzıh ve zâhirdir ki, güneşin timsâlini ve aksini tutan parlak bir ayna parlaklığına ve delâletinin vuzuhuna işareten, "O ayna güneştir" denildiği gibi, "İnsanda sûret-i Rahmân var" vuzuh-u delâletine ve kemâl-i münâsebetine işareten denilmiş ve denilir. Ve ehl-i vahdetü’l-vücudun mûtedil kısmı, "la mevcude illa hu" bu sırra binâen, bu delâletin vuzuhuna ve bu münâsebetin kemâline bir ünvan olarak demişler.


  7. 19.Eylül.2012, 15:35
    4
    cihad38
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 30.Ağustos.2012
    Üye No: 97668
    Mesaj Sayısı: 486
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Tasavvufun temeli Peygamberimize kadar dayanır diyenlere soruyorum!

    Alıntı
    A-) Vahdet-i Vücud:Vahdet-i vücûd, kalbin manevî seyri sırasında meydana gelir Kaynağı ibâdetin çokluğudur Mücâhede, dünyaya rağbeti terk, zikre devam gibi sebeplerle kalbde sevgi ve aşk meydana gelir Peygamberimizden nakil olarak günümüze ulaşmış Vahdet-i vücudu anlatan ya da işaret eden ya da kendi uygulamaları içerisinde bahsedilen bir sözü veya hareketi var mıdır?
    vahdeti vucud tasavvuf ehlinin ulaştığı son nokta değil ki;bu seyru sülük de aşılması gereken perde/makamlardan biridir,aşıp vahdeti şuhuda yükselmek gerekir,ki;aşamayan orda takılı kalanlar sapıtıp acayip şeyler zikretmektedir,
    o AŞK peygamber efendimiz (sav) de varmıydı dersen;güldürme beni; o AŞK'ın kaynağı peygamberin Allah'a olan aşkıdır.ya cebrail nasıl yürünür sitrei müntehada; AŞKLA YA RASULALLAH,AŞKLA....demekki AŞKIN zirvesini peygamberimiz yaşayarak göstermiş ve acizane bizlerde yaradana aşık olabilmek için çaba sarfetmekteyiz.

    Alıntı
    Rabıtanın bu şekilde uygulanması yönünde Peygamberimizden günümüze ulaşmış bir hadis ya da uygulama hali mevcut mudur?
    sanırım ; ashabımın her biri bir yıldızdır,hangisine tutunursanız kurtuluşa erersiniz diye bir hadis duymuşundur,
    en iyisini Allah bilir;peygamberimizin rabıta yapmasına gerek yoktuki,zaten ilahi feyzin doğrudan kaynağına bağlı idi bu bir..
    ebu bekr (ra) tuvalette dahi peygamberimizi düşünmekten geri duramıyordu ise; pekala yukarda tarif ettiğin gibi gözlerini kapatıp sevgilisini düşünüyordur her daim.çünkü ebu bekr (ra) Allah'a peygamberimizle ulaşmayı gaye edinmiştir.ondan sonrakilerde kendi hocası/şeyhi/üstadı ile Allah'a ulaşmayı hedefler,ya da sen kapa gözlerini yada açık tut,hadi peygamberimizi bir hayal et;;; nasıl yapacan bunu.ama ben hocamı düşündükçe,rabıta yaptıkca,kendimi topluyorum,namazımı daha bir huzurla kılıyorum,bana iyi geliyor,

    Alıntı
    Hatme:Tasavvuf ehlinin her ikindi namazının peşine yapmaya gayret ettikleri bu uygulama,aynı şekliyle yapıldığı gibi Peygamberimizin hadislerinde ya da kendi uygulamasında var mıdır?Aynı şekliyle diye vurgulamamdaki amaç,Peygamberimiz her ikindiden sonrası için diye teşvikçi olmuş mudur ve hatme halkalarında yapıldığı haliyle mi yapılmasını işaret buyurmuşturEğer ki öyle ise,şu an günümüzde hatme esnasında bir sürü isimler zikrediliyorBu isimler de silsilei saadatlar olduğu söylenen isimlerŞayet Peygamberimiz zamanında aynı şekilde uygulanıyor ise,o zamanda söylenilmeyen bu isimler,demek oluyor kiPeygamberimizin şayet uyguladığı bir sünnet ise,bu isimler bu sünnet içine dahil edilmiş oluyor ki bu da sünnetin değiştirilmesi anlamına gelmektedir
    hani demişsin ya fitne çıkarmak için sormuyorum diye;zikir meclisinlerinin önemi hadisler ve ayetlerle defalarca açıklandı,her defasında yeni konu açarak tekrar tekrar soruyorsun,ve defalarca cevabı verildi,hoş bu yazıları kopyaladığın yerde de yazıyordur ama fitne çıkarmak amacında olmadığın için! onları okumak istememişsindir.
    birde amelin az da olsa sürekli olması daha efdaldir diye bişi var hiç duydunmu.her ikindiden sonra yapılıyorsa seni niye geriyor,Allah'ı zikretmek için bir araya hergün gelmek seni niye geriyor.
    o isimler peygamber döneminde yoktu.neden şimdi zikrediliyor.kafaya bak;sonradan doğdukları için olabilirmi?şimdi peygamber döneminde olmayan insanları sevip onlara fatihalar okumak,dua etmek,onlardan ilim öğrenmek yanlışmıdır.
    Allah seni bildiği gibi yapsın,aciz insan,.

    sorularına ayet,hadis yazma gereği bile duymayıp böyle yazdığım için kusra bakma.onlar kördür,sağırdırlar,anlatsanda anlamazlar,görmezler cinsindensin.
    bunları öğrenmek için sormadın,çünkü cevabı heryerde yazıyor.acaba ne için sordun.cevabını iyi biliyorsun.


  8. 19.Eylül.2012, 15:35
    4
    cihad38 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Alıntı
    A-) Vahdet-i Vücud:Vahdet-i vücûd, kalbin manevî seyri sırasında meydana gelir Kaynağı ibâdetin çokluğudur Mücâhede, dünyaya rağbeti terk, zikre devam gibi sebeplerle kalbde sevgi ve aşk meydana gelir Peygamberimizden nakil olarak günümüze ulaşmış Vahdet-i vücudu anlatan ya da işaret eden ya da kendi uygulamaları içerisinde bahsedilen bir sözü veya hareketi var mıdır?
    vahdeti vucud tasavvuf ehlinin ulaştığı son nokta değil ki;bu seyru sülük de aşılması gereken perde/makamlardan biridir,aşıp vahdeti şuhuda yükselmek gerekir,ki;aşamayan orda takılı kalanlar sapıtıp acayip şeyler zikretmektedir,
    o AŞK peygamber efendimiz (sav) de varmıydı dersen;güldürme beni; o AŞK'ın kaynağı peygamberin Allah'a olan aşkıdır.ya cebrail nasıl yürünür sitrei müntehada; AŞKLA YA RASULALLAH,AŞKLA....demekki AŞKIN zirvesini peygamberimiz yaşayarak göstermiş ve acizane bizlerde yaradana aşık olabilmek için çaba sarfetmekteyiz.

    Alıntı
    Rabıtanın bu şekilde uygulanması yönünde Peygamberimizden günümüze ulaşmış bir hadis ya da uygulama hali mevcut mudur?
    sanırım ; ashabımın her biri bir yıldızdır,hangisine tutunursanız kurtuluşa erersiniz diye bir hadis duymuşundur,
    en iyisini Allah bilir;peygamberimizin rabıta yapmasına gerek yoktuki,zaten ilahi feyzin doğrudan kaynağına bağlı idi bu bir..
    ebu bekr (ra) tuvalette dahi peygamberimizi düşünmekten geri duramıyordu ise; pekala yukarda tarif ettiğin gibi gözlerini kapatıp sevgilisini düşünüyordur her daim.çünkü ebu bekr (ra) Allah'a peygamberimizle ulaşmayı gaye edinmiştir.ondan sonrakilerde kendi hocası/şeyhi/üstadı ile Allah'a ulaşmayı hedefler,ya da sen kapa gözlerini yada açık tut,hadi peygamberimizi bir hayal et;;; nasıl yapacan bunu.ama ben hocamı düşündükçe,rabıta yaptıkca,kendimi topluyorum,namazımı daha bir huzurla kılıyorum,bana iyi geliyor,

    Alıntı
    Hatme:Tasavvuf ehlinin her ikindi namazının peşine yapmaya gayret ettikleri bu uygulama,aynı şekliyle yapıldığı gibi Peygamberimizin hadislerinde ya da kendi uygulamasında var mıdır?Aynı şekliyle diye vurgulamamdaki amaç,Peygamberimiz her ikindiden sonrası için diye teşvikçi olmuş mudur ve hatme halkalarında yapıldığı haliyle mi yapılmasını işaret buyurmuşturEğer ki öyle ise,şu an günümüzde hatme esnasında bir sürü isimler zikrediliyorBu isimler de silsilei saadatlar olduğu söylenen isimlerŞayet Peygamberimiz zamanında aynı şekilde uygulanıyor ise,o zamanda söylenilmeyen bu isimler,demek oluyor kiPeygamberimizin şayet uyguladığı bir sünnet ise,bu isimler bu sünnet içine dahil edilmiş oluyor ki bu da sünnetin değiştirilmesi anlamına gelmektedir
    hani demişsin ya fitne çıkarmak için sormuyorum diye;zikir meclisinlerinin önemi hadisler ve ayetlerle defalarca açıklandı,her defasında yeni konu açarak tekrar tekrar soruyorsun,ve defalarca cevabı verildi,hoş bu yazıları kopyaladığın yerde de yazıyordur ama fitne çıkarmak amacında olmadığın için! onları okumak istememişsindir.
    birde amelin az da olsa sürekli olması daha efdaldir diye bişi var hiç duydunmu.her ikindiden sonra yapılıyorsa seni niye geriyor,Allah'ı zikretmek için bir araya hergün gelmek seni niye geriyor.
    o isimler peygamber döneminde yoktu.neden şimdi zikrediliyor.kafaya bak;sonradan doğdukları için olabilirmi?şimdi peygamber döneminde olmayan insanları sevip onlara fatihalar okumak,dua etmek,onlardan ilim öğrenmek yanlışmıdır.
    Allah seni bildiği gibi yapsın,aciz insan,.

    sorularına ayet,hadis yazma gereği bile duymayıp böyle yazdığım için kusra bakma.onlar kördür,sağırdırlar,anlatsanda anlamazlar,görmezler cinsindensin.
    bunları öğrenmek için sormadın,çünkü cevabı heryerde yazıyor.acaba ne için sordun.cevabını iyi biliyorsun.


  9. 19.Eylül.2012, 16:38
    5
    ferah36
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 01.Nisan.2010
    Üye No: 74798
    Mesaj Sayısı: 96
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Cevap: Tasavvufun temeli Peygamberimize kadar dayanır diyenlere soruyorum!

    Geçmişte bu forumdaki bir konuda "Tatmayan bilmez. İnsan kitaplarda okuduklarını bizzat hayatta yaşamadıkça, o bilgileri tam kavrayamaz" anlamında bir söz söylemiştim de, birisi de bana "Yani o zaman hristiyanlık hakkında konuşmak için, hristiyan mı olmak lazım?" gibisinden anlamsız bir cevap vermişti.

    Burada tasavvufu yaşamış olanlarla, tasavvuf kitaplarını okuyup, ordaki bilgileri, Molla Kasım gibi değerlendirenlerin münazarasına şahit oluyoruz. Tasavvufi bilgileri, Kur'an'a zıt bulanların bu değerlendirmeleri, kendi açılarından doğrudur. Çünkü Günümüzdeki ilahiyat tedrisatında ve islami hayatta, genel olarak Kur'an'ın %30 una tekabül eden fıkhi bilgiler ele alınmaktadır (Bu tesbit Prof.M.E.Kılıç'ın). Kur'an'ın %100'ünü yaşamayı hedefleyenler, Tasavvufi hayatı tercih edenlerdir.
    Burada, Tasavvufu ve onun ritüellerini İslam dışı bularak reddedenler, ne zaman ki, Peygamberimiz (SAV)in Sahabesi gibi, Kur'an'ın %100'ünü yaşamayı hedeflerler, o zaman buradaki anlaşmazlıklar biter.
    Tasavvufu yaşamış olanların ise, Molla Kasım olmaları ASLA beklenmemeli. Çünkü onlar:
    "Ballar balını buldum,
    Kovanım yağma olsun."

    demiş insanlardır.


  10. 19.Eylül.2012, 16:38
    5
    ferah36 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    Geçmişte bu forumdaki bir konuda "Tatmayan bilmez. İnsan kitaplarda okuduklarını bizzat hayatta yaşamadıkça, o bilgileri tam kavrayamaz" anlamında bir söz söylemiştim de, birisi de bana "Yani o zaman hristiyanlık hakkında konuşmak için, hristiyan mı olmak lazım?" gibisinden anlamsız bir cevap vermişti.

    Burada tasavvufu yaşamış olanlarla, tasavvuf kitaplarını okuyup, ordaki bilgileri, Molla Kasım gibi değerlendirenlerin münazarasına şahit oluyoruz. Tasavvufi bilgileri, Kur'an'a zıt bulanların bu değerlendirmeleri, kendi açılarından doğrudur. Çünkü Günümüzdeki ilahiyat tedrisatında ve islami hayatta, genel olarak Kur'an'ın %30 una tekabül eden fıkhi bilgiler ele alınmaktadır (Bu tesbit Prof.M.E.Kılıç'ın). Kur'an'ın %100'ünü yaşamayı hedefleyenler, Tasavvufi hayatı tercih edenlerdir.
    Burada, Tasavvufu ve onun ritüellerini İslam dışı bularak reddedenler, ne zaman ki, Peygamberimiz (SAV)in Sahabesi gibi, Kur'an'ın %100'ünü yaşamayı hedeflerler, o zaman buradaki anlaşmazlıklar biter.
    Tasavvufu yaşamış olanların ise, Molla Kasım olmaları ASLA beklenmemeli. Çünkü onlar:
    "Ballar balını buldum,
    Kovanım yağma olsun."

    demiş insanlardır.


  11. 19.Eylül.2012, 20:56
    6
    ELHAMDULİLLAH
    İnşaAllah Devamlı Üye.

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 02.Eylül.2012
    Üye No: 97696
    Mesaj Sayısı: 454
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5

    Cevap: Tasavvufun temeli Peygamberimize kadar dayanır diyenlere soruyorum!

    VİSÂLİN TARZINI VÂSIL OLANDAN SOR

    Sülûk ahvâlini sâlik! Yola gidüp gelenden sor!
    Eğer Gavvas olam dersen, bu deryâya dalandan sor!

    Tarîkat sırrını sorma Muhaddis'ten, Müderristen,
    Hakîkat ilmini, dersi, Hüdâsından alandan sor!

    Bilemez Ehl-i Zâhir, Ehl-i Bâtın bildiğin, zinhâr
    Sorar isen, anı, Ayne’l-yakîn Hakk’ı bilenden sor!

    Bu bir ilm-i ledünnî kim, bilen, dimez, diyen, bilmez,
    Bilür Ârif bu ilmi kim, yürü, anı, sen a'ndan sor!

    Bu Kuddûsîleyin dâvâcı câhil çokdürür zîrâ,
    Visâlin tarzını Mürşid olup vâsıl olandan sor!



  12. 19.Eylül.2012, 20:56
    6
    İnşaAllah Devamlı Üye.
    VİSÂLİN TARZINI VÂSIL OLANDAN SOR

    Sülûk ahvâlini sâlik! Yola gidüp gelenden sor!
    Eğer Gavvas olam dersen, bu deryâya dalandan sor!

    Tarîkat sırrını sorma Muhaddis'ten, Müderristen,
    Hakîkat ilmini, dersi, Hüdâsından alandan sor!

    Bilemez Ehl-i Zâhir, Ehl-i Bâtın bildiğin, zinhâr
    Sorar isen, anı, Ayne’l-yakîn Hakk’ı bilenden sor!

    Bu bir ilm-i ledünnî kim, bilen, dimez, diyen, bilmez,
    Bilür Ârif bu ilmi kim, yürü, anı, sen a'ndan sor!

    Bu Kuddûsîleyin dâvâcı câhil çokdürür zîrâ,
    Visâlin tarzını Mürşid olup vâsıl olandan sor!



  13. 21.Eylül.2012, 06:49
    7
    Agri_Kesici
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 11.Eylül.2012
    Üye No: 97796
    Mesaj Sayısı: 93
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Tasavvufun temeli Peygamberimize kadar dayanır diyenlere soruyorum!

    Alıntı
    Zât-ı Rahmânirrahîmin delilleri ve aynaları olan zîhayat ve insan gibi mazharlar, o kadar o Zât-ı Vâcibü’l-Vücuda delâletleri kat’î ve vâzıh ve zâhirdir ki, güneşin timsâlini ve aksini tutan parlak bir ayna parlaklığına ve delâletinin vuzuhuna işareten, "O ayna güneştir" denildiği gibi, "İnsanda sûret-i Rahmân var" vuzuh-u delâletine ve kemâl-i münâsebetine işareten denilmiş ve denilir Ve ehl-i vahdetü’l-vücudun mûtedil kısmı, "la mevcude illa hu" bu sırra binâen, bu delâletin vuzuhuna ve bu münâsebetin kemâline bir ünvan olarak demişler
    ????????????

    Kusura Kalmayın ama sizin taifenizdeki insanlar gerçekten burada yazılanları bir okumada anlayabiliyorlar mı?Hayır yani,tebliğ vazifenizi bu cümlelerin ve benzerlerinin yardımıyla yapıyorsanız,size söyliyeyim bizim mahalleye uğramayın,maazallah mahalleli ne diyo lan bu adamlar bize küfür mü ediyorlar diye taşla sopayla kovalarlar sizi haberiniz ola...

    Yukarıda yazılanlardan sonrası şöyle bir bakıyorumda,Tasavvufun ve yandaşlarının işi hiçde öyle sanıldığı gibi kolay değil.Sonradan uydurulan ve dine sokuşturulmaya,monte edilmeye,dinde varmış gibi gösterilmeye çalışılan acaip acaip uygulamaları,böylesine körükörüne savunmaya çalışmak hiç de öyle sanıldığı kadar bir iş olmasa gerek.
    Baksanıza,adamlara vahdet-i vücud şirkini soruyorum,kimisi ''var'' diyor,kimisi ''Var gibi ama biz anlayamayız'' diyor,kimisi ''yok ama bakıldığında o kadar da kötü bir şey değil'' demeye getiriyor.....
    Rabıta diyoruz;Ebu Bekir R.Anh'ın Peygamber'e olan aşkıyla rabıtayı bir tutmaya çalışıyorlar,kendi şeyhlerini hayal etmenin nesi kötü olabilirmiş te,Peygamberi nasıl hayal edebileceklermiş te,onun yerine şeyhini düşünüyormuş,bu durumda,Ebu Bekir R.Anh'ın durumundan farksızmış ta,Arkadaş,sanki Ebu Bekir R.anh.Gözlerini kapamış,25 estağfurullah çekmiş,Peygamberimizi yüksekçe bir yerde hayal etmiş,onun iki kaşının ortasından gelen nur ile kalbinin nurla dolduğunu ve günahlardan arındığını hayal etmiş...miş mişmiş,muş muş muş....Anlamamak için ne gerekiyorsa,müthiş bir özenle yapmaya çalışıyorlar.Tamam diyoruz,Peygamberimiz rabıtalıymış rabıtalı olmayı tavsiye etmiş,Ebu bekir sürekli Peygamberimizle rabıtalıymış,hep O'nu düşünüyormuş buraya kadar zaten sorun yok.Sorunun buradan sonrasını göremiyorlar,anlayamıyorlar,anlamak istemiyorlar.Şeyhimi düşünmenin nesi kötüymüş,düşün bir yeri kötü değil,ama bu işlem için ayin moduna girme arkadaş.Şeyhini Allah ile arana sokup,yok onun kaşının ortasından Allah'tan aldığı nur geliyormuşta,o nur ondan kalbine iniyormuşta,kalbin günahlardan arınıyormuşta,bu ayine başlarken yaptığınız 25 estağfurullah Peygamberin hangi hadisinde var,biterken yaptığınız şeyler,en az şu kadar dakika en fazla bu kadar süre yapın,hangi hadiste bildirilmiş,rabıtanın bu halleri tamamıyla tasavufun uydurduğu sonradan montelemeye çalıştığı haller değildirde nedir.Hangi sahabe bu şekilde Peygamberimizle rabıta yapmış.
    Adamlara Hatmeyi peygamberimiz şu an ki haliyle mi yapmıştır diyoruz;süperin bi tanesi kalkmış
    Alıntı
    her ikindiden sonra yapılıyorsa seni niye geriyor,Allah'ı zikretmek için bir araya hergün gelmek seni niye geriyor
    diyor.Arkadaş ben niye gerileyim.Gerilmek gerektiğini ben söylemiyorum ki,ya da beni geriyorsa zevkimden geriliyor değilim,Dinde yeri olan bir uygulamayı yapmış olsanız ben niye gerileyim,Aynısıyla,aslen bu şekilde bir hatme uygulaması ve her ikindiden sonra yapılıyor olması haliyle Peygamberimizin uygulamarı içinde var mı yok mu?Beni geren nokta bu işte.Olmayan bir şeyi varmış gibi gösterince sizler bende ister istemez geriliyorum haliyle,çünkü gerilmezsem bende bir hata var demektir,Zira Peygamberim ''Sonradan ilave edilen bidattir,her bidat reddolunmuştur,her bidat ehli ateştedir'' diyorken,bu bidatinizi bu kadar bağlı bir şekilde savunuyor olmanız geriyor işte beni ne yapayım,gözümü kapatıp ne halleri varsa görsünler dersem şayet,yarın öbür gün,Peygamberimize hakaret filmleri çevirenlere ses çıkarmayan sizlerin durumuna düşerim diye korkuyorum.



  14. 21.Eylül.2012, 06:49
    7
    Agri_Kesici - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Alıntı
    Zât-ı Rahmânirrahîmin delilleri ve aynaları olan zîhayat ve insan gibi mazharlar, o kadar o Zât-ı Vâcibü’l-Vücuda delâletleri kat’î ve vâzıh ve zâhirdir ki, güneşin timsâlini ve aksini tutan parlak bir ayna parlaklığına ve delâletinin vuzuhuna işareten, "O ayna güneştir" denildiği gibi, "İnsanda sûret-i Rahmân var" vuzuh-u delâletine ve kemâl-i münâsebetine işareten denilmiş ve denilir Ve ehl-i vahdetü’l-vücudun mûtedil kısmı, "la mevcude illa hu" bu sırra binâen, bu delâletin vuzuhuna ve bu münâsebetin kemâline bir ünvan olarak demişler
    ????????????

    Kusura Kalmayın ama sizin taifenizdeki insanlar gerçekten burada yazılanları bir okumada anlayabiliyorlar mı?Hayır yani,tebliğ vazifenizi bu cümlelerin ve benzerlerinin yardımıyla yapıyorsanız,size söyliyeyim bizim mahalleye uğramayın,maazallah mahalleli ne diyo lan bu adamlar bize küfür mü ediyorlar diye taşla sopayla kovalarlar sizi haberiniz ola...

    Yukarıda yazılanlardan sonrası şöyle bir bakıyorumda,Tasavvufun ve yandaşlarının işi hiçde öyle sanıldığı gibi kolay değil.Sonradan uydurulan ve dine sokuşturulmaya,monte edilmeye,dinde varmış gibi gösterilmeye çalışılan acaip acaip uygulamaları,böylesine körükörüne savunmaya çalışmak hiç de öyle sanıldığı kadar bir iş olmasa gerek.
    Baksanıza,adamlara vahdet-i vücud şirkini soruyorum,kimisi ''var'' diyor,kimisi ''Var gibi ama biz anlayamayız'' diyor,kimisi ''yok ama bakıldığında o kadar da kötü bir şey değil'' demeye getiriyor.....
    Rabıta diyoruz;Ebu Bekir R.Anh'ın Peygamber'e olan aşkıyla rabıtayı bir tutmaya çalışıyorlar,kendi şeyhlerini hayal etmenin nesi kötü olabilirmiş te,Peygamberi nasıl hayal edebileceklermiş te,onun yerine şeyhini düşünüyormuş,bu durumda,Ebu Bekir R.Anh'ın durumundan farksızmış ta,Arkadaş,sanki Ebu Bekir R.anh.Gözlerini kapamış,25 estağfurullah çekmiş,Peygamberimizi yüksekçe bir yerde hayal etmiş,onun iki kaşının ortasından gelen nur ile kalbinin nurla dolduğunu ve günahlardan arındığını hayal etmiş...miş mişmiş,muş muş muş....Anlamamak için ne gerekiyorsa,müthiş bir özenle yapmaya çalışıyorlar.Tamam diyoruz,Peygamberimiz rabıtalıymış rabıtalı olmayı tavsiye etmiş,Ebu bekir sürekli Peygamberimizle rabıtalıymış,hep O'nu düşünüyormuş buraya kadar zaten sorun yok.Sorunun buradan sonrasını göremiyorlar,anlayamıyorlar,anlamak istemiyorlar.Şeyhimi düşünmenin nesi kötüymüş,düşün bir yeri kötü değil,ama bu işlem için ayin moduna girme arkadaş.Şeyhini Allah ile arana sokup,yok onun kaşının ortasından Allah'tan aldığı nur geliyormuşta,o nur ondan kalbine iniyormuşta,kalbin günahlardan arınıyormuşta,bu ayine başlarken yaptığınız 25 estağfurullah Peygamberin hangi hadisinde var,biterken yaptığınız şeyler,en az şu kadar dakika en fazla bu kadar süre yapın,hangi hadiste bildirilmiş,rabıtanın bu halleri tamamıyla tasavufun uydurduğu sonradan montelemeye çalıştığı haller değildirde nedir.Hangi sahabe bu şekilde Peygamberimizle rabıta yapmış.
    Adamlara Hatmeyi peygamberimiz şu an ki haliyle mi yapmıştır diyoruz;süperin bi tanesi kalkmış
    Alıntı
    her ikindiden sonra yapılıyorsa seni niye geriyor,Allah'ı zikretmek için bir araya hergün gelmek seni niye geriyor
    diyor.Arkadaş ben niye gerileyim.Gerilmek gerektiğini ben söylemiyorum ki,ya da beni geriyorsa zevkimden geriliyor değilim,Dinde yeri olan bir uygulamayı yapmış olsanız ben niye gerileyim,Aynısıyla,aslen bu şekilde bir hatme uygulaması ve her ikindiden sonra yapılıyor olması haliyle Peygamberimizin uygulamarı içinde var mı yok mu?Beni geren nokta bu işte.Olmayan bir şeyi varmış gibi gösterince sizler bende ister istemez geriliyorum haliyle,çünkü gerilmezsem bende bir hata var demektir,Zira Peygamberim ''Sonradan ilave edilen bidattir,her bidat reddolunmuştur,her bidat ehli ateştedir'' diyorken,bu bidatinizi bu kadar bağlı bir şekilde savunuyor olmanız geriyor işte beni ne yapayım,gözümü kapatıp ne halleri varsa görsünler dersem şayet,yarın öbür gün,Peygamberimize hakaret filmleri çevirenlere ses çıkarmayan sizlerin durumuna düşerim diye korkuyorum.



  15. 21.Eylül.2012, 08:58
    8
    karadamlalar
    Kesintili Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Temmuz.2012
    Üye No: 96809
    Mesaj Sayısı: 1,620
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 17

    Cevap: Tasavvufun temeli Peygamberimize kadar dayanır diyenlere soruyorum!

    hay Allah razı olsun. peygambere onun getirdiği dini tahrif ederek de rahatça(!) hakaret edebilirsiniz.


  16. 21.Eylül.2012, 08:58
    8
    karadamlalar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kesintili Üye
    hay Allah razı olsun. peygambere onun getirdiği dini tahrif ederek de rahatça(!) hakaret edebilirsiniz.


  17. 21.Eylül.2012, 11:24
    9
    ömerhattab
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 18.Mayıs.2008
    Üye No: 20975
    Mesaj Sayısı: 1,830
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 19

    Cevap: Tasavvufun temeli Peygamberimize kadar dayanır diyenlere soruyorum!

    Agri_Kesici Nickli Üyeden Alıntı
    ????????????Kusura Kalmayın ama sizin taifenizdeki insanlar gerçekten burada yazılanları bir okumada anlayabiliyorlar mı?Hayır yani,tebliğ vazifenizi bu cümlelerin ve benzerlerinin yardımıyla yapıyorsanız,size söyliyeyim bizim mahalleye uğramayın,maazallah mahalleli ne diyo lan bu adamlar bize küfür mü ediyorlar diye taşla sopayla kovalarlar sizi haberiniz ola...Yukarıda yazılanlardan sonrası şöyle bir bakıyorumda,Tasavvufun ve yandaşlarının işi hiçde öyle sanıldığı gibi kolay değil.Sonradan uydurulan ve dine sokuşturulmaya,monte edilmeye,dinde varmış gibi gösterilmeye çalışılan acaip acaip uygulamaları,böylesine körükörüne savunmaya çalışmak hiç de öyle sanıldığı kadar bir iş olmasa gerek.Baksanıza,adamlara vahdet-i vücud şirkini soruyorum,kimisi ''var'' diyor,kimisi ''Var gibi ama biz anlayamayız'' diyor,kimisi ''yok ama bakıldığında o kadar da kötü bir şey değil'' demeye getiriyor.....Rabıta diyoruz;Ebu Bekir R.Anh'ın Peygamber'e olan aşkıyla rabıtayı bir tutmaya çalışıyorlar,kendi şeyhlerini hayal etmenin nesi kötü olabilirmiş te,Peygamberi nasıl hayal edebileceklermiş te,onun yerine şeyhini düşünüyormuş,bu durumda,Ebu Bekir R.Anh'ın durumundan farksızmış ta,Arkadaş,sanki Ebu Bekir R.anh.Gözlerini kapamış,25 estağfurullah çekmiş,Peygamberimizi yüksekçe bir yerde hayal etmiş,onun iki kaşının ortasından gelen nur ile kalbinin nurla dolduğunu ve günahlardan arındığını hayal etmiş...miş mişmiş,muş muş muş....Anlamamak için ne gerekiyorsa,müthiş bir özenle yapmaya çalışıyorlar.Tamam diyoruz,Peygamberimiz rabıtalıymış rabıtalı olmayı tavsiye etmiş,Ebu bekir sürekli Peygamberimizle rabıtalıymış,hep O'nu düşünüyormuş buraya kadar zaten sorun yok.Sorunun buradan sonrasını göremiyorlar,anlayamıyorlar,anlamak istemiyorlar.Şeyhimi düşünmenin nesi kötüymüş,düşün bir yeri kötü değil,ama bu işlem için ayin moduna girme arkadaş.Şeyhini Allah ile arana sokup,yok onun kaşının ortasından Allah'tan aldığı nur geliyormuşta,o nur ondan kalbine iniyormuşta,kalbin günahlardan arınıyormuşta,bu ayine başlarken yaptığınız 25 estağfurullah Peygamberin hangi hadisinde var,biterken yaptığınız şeyler,en az şu kadar dakika en fazla bu kadar süre yapın,hangi hadiste bildirilmiş,rabıtanın bu halleri tamamıyla tasavufun uydurduğu sonradan montelemeye çalıştığı haller değildirde nedir.Hangi sahabe bu şekilde Peygamberimizle rabıta yapmış. Adamlara Hatmeyi peygamberimiz şu an ki haliyle mi yapmıştır diyoruz;süperin bi tanesi kalkmış diyor.Arkadaş ben niye gerileyim.Gerilmek gerektiğini ben söylemiyorum ki,ya da beni geriyorsa zevkimden geriliyor değilim,Dinde yeri olan bir uygulamayı yapmış olsanız ben niye gerileyim,Aynısıyla,aslen bu şekilde bir hatme uygulaması ve her ikindiden sonra yapılıyor olması haliyle Peygamberimizin uygulamarı içinde var mı yok mu?Beni geren nokta bu işte.Olmayan bir şeyi varmış gibi gösterince sizler bende ister istemez geriliyorum haliyle,çünkü gerilmezsem bende bir hata var demektir,Zira Peygamberim ''Sonradan ilave edilen bidattir,her bidat reddolunmuştur,her bidat ehli ateştedir'' diyorken,bu bidatinizi bu kadar bağlı bir şekilde savunuyor olmanız geriyor işte beni ne yapayım,gözümü kapatıp ne halleri varsa görsünler dersem şayet,yarın öbür gün,Peygamberimize hakaret filmleri çevirenlere ses çıkarmayan sizlerin durumuna düşerim diye korkuyorum.
    İslamı yaşayanla yaşamayan arasındaki fark işte budur...İslamı zerresine kadar yaşayan müslümanlara atılan iftiralar ....Ve Gerçek anlamda islamı manasıyla yaşamayı bidat olarak gören zihniyet budur?


  18. 21.Eylül.2012, 11:24
    9
    Devamlı Üye
    Agri_Kesici Nickli Üyeden Alıntı
    ????????????Kusura Kalmayın ama sizin taifenizdeki insanlar gerçekten burada yazılanları bir okumada anlayabiliyorlar mı?Hayır yani,tebliğ vazifenizi bu cümlelerin ve benzerlerinin yardımıyla yapıyorsanız,size söyliyeyim bizim mahalleye uğramayın,maazallah mahalleli ne diyo lan bu adamlar bize küfür mü ediyorlar diye taşla sopayla kovalarlar sizi haberiniz ola...Yukarıda yazılanlardan sonrası şöyle bir bakıyorumda,Tasavvufun ve yandaşlarının işi hiçde öyle sanıldığı gibi kolay değil.Sonradan uydurulan ve dine sokuşturulmaya,monte edilmeye,dinde varmış gibi gösterilmeye çalışılan acaip acaip uygulamaları,böylesine körükörüne savunmaya çalışmak hiç de öyle sanıldığı kadar bir iş olmasa gerek.Baksanıza,adamlara vahdet-i vücud şirkini soruyorum,kimisi ''var'' diyor,kimisi ''Var gibi ama biz anlayamayız'' diyor,kimisi ''yok ama bakıldığında o kadar da kötü bir şey değil'' demeye getiriyor.....Rabıta diyoruz;Ebu Bekir R.Anh'ın Peygamber'e olan aşkıyla rabıtayı bir tutmaya çalışıyorlar,kendi şeyhlerini hayal etmenin nesi kötü olabilirmiş te,Peygamberi nasıl hayal edebileceklermiş te,onun yerine şeyhini düşünüyormuş,bu durumda,Ebu Bekir R.Anh'ın durumundan farksızmış ta,Arkadaş,sanki Ebu Bekir R.anh.Gözlerini kapamış,25 estağfurullah çekmiş,Peygamberimizi yüksekçe bir yerde hayal etmiş,onun iki kaşının ortasından gelen nur ile kalbinin nurla dolduğunu ve günahlardan arındığını hayal etmiş...miş mişmiş,muş muş muş....Anlamamak için ne gerekiyorsa,müthiş bir özenle yapmaya çalışıyorlar.Tamam diyoruz,Peygamberimiz rabıtalıymış rabıtalı olmayı tavsiye etmiş,Ebu bekir sürekli Peygamberimizle rabıtalıymış,hep O'nu düşünüyormuş buraya kadar zaten sorun yok.Sorunun buradan sonrasını göremiyorlar,anlayamıyorlar,anlamak istemiyorlar.Şeyhimi düşünmenin nesi kötüymüş,düşün bir yeri kötü değil,ama bu işlem için ayin moduna girme arkadaş.Şeyhini Allah ile arana sokup,yok onun kaşının ortasından Allah'tan aldığı nur geliyormuşta,o nur ondan kalbine iniyormuşta,kalbin günahlardan arınıyormuşta,bu ayine başlarken yaptığınız 25 estağfurullah Peygamberin hangi hadisinde var,biterken yaptığınız şeyler,en az şu kadar dakika en fazla bu kadar süre yapın,hangi hadiste bildirilmiş,rabıtanın bu halleri tamamıyla tasavufun uydurduğu sonradan montelemeye çalıştığı haller değildirde nedir.Hangi sahabe bu şekilde Peygamberimizle rabıta yapmış. Adamlara Hatmeyi peygamberimiz şu an ki haliyle mi yapmıştır diyoruz;süperin bi tanesi kalkmış diyor.Arkadaş ben niye gerileyim.Gerilmek gerektiğini ben söylemiyorum ki,ya da beni geriyorsa zevkimden geriliyor değilim,Dinde yeri olan bir uygulamayı yapmış olsanız ben niye gerileyim,Aynısıyla,aslen bu şekilde bir hatme uygulaması ve her ikindiden sonra yapılıyor olması haliyle Peygamberimizin uygulamarı içinde var mı yok mu?Beni geren nokta bu işte.Olmayan bir şeyi varmış gibi gösterince sizler bende ister istemez geriliyorum haliyle,çünkü gerilmezsem bende bir hata var demektir,Zira Peygamberim ''Sonradan ilave edilen bidattir,her bidat reddolunmuştur,her bidat ehli ateştedir'' diyorken,bu bidatinizi bu kadar bağlı bir şekilde savunuyor olmanız geriyor işte beni ne yapayım,gözümü kapatıp ne halleri varsa görsünler dersem şayet,yarın öbür gün,Peygamberimize hakaret filmleri çevirenlere ses çıkarmayan sizlerin durumuna düşerim diye korkuyorum.
    İslamı yaşayanla yaşamayan arasındaki fark işte budur...İslamı zerresine kadar yaşayan müslümanlara atılan iftiralar ....Ve Gerçek anlamda islamı manasıyla yaşamayı bidat olarak gören zihniyet budur?


  19. 21.Eylül.2012, 11:29
    10
    ömerhattab
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 18.Mayıs.2008
    Üye No: 20975
    Mesaj Sayısı: 1,830
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 19

    Cevap: Tasavvufun temeli Peygamberimize kadar dayanır diyenlere soruyorum!

    karadamlalar Nickli Üyeden Alıntı
    hay Allah razı olsun. peygambere onun getirdiği dini tahrif ederek de rahatça(!) hakaret edebilirsiniz.
    Bunu siz düşünmelisiniz kuran ve sünnette yeri olan konuları redederek siz aslında kuran ve sünnete muhalefet etmiş oluyorsunuz?Tahrifat konusa baktıkmı sizler yaptığınız tahrifatlarla rahatça Peygamber s.a.v varislerine hakaret etmektesiniz...Sonuç şudur ki sizler kendinizi kandırmış bir toplum haline gelmişsiziniz...


  20. 21.Eylül.2012, 11:29
    10
    Devamlı Üye
    karadamlalar Nickli Üyeden Alıntı
    hay Allah razı olsun. peygambere onun getirdiği dini tahrif ederek de rahatça(!) hakaret edebilirsiniz.
    Bunu siz düşünmelisiniz kuran ve sünnette yeri olan konuları redederek siz aslında kuran ve sünnete muhalefet etmiş oluyorsunuz?Tahrifat konusa baktıkmı sizler yaptığınız tahrifatlarla rahatça Peygamber s.a.v varislerine hakaret etmektesiniz...Sonuç şudur ki sizler kendinizi kandırmış bir toplum haline gelmişsiziniz...


  21. 21.Eylül.2012, 14:24
    11
    cihad38
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 30.Ağustos.2012
    Üye No: 97668
    Mesaj Sayısı: 486
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Tasavvufun temeli Peygamberimize kadar dayanır diyenlere soruyorum!

    Münkirden aslandan kaçtığınız gibi kaçınız. Münkirlerin ekmeğini yemek kalbi kırk gün zikirden alıkoyar. Eğer bu münkirler Hz. Peygamber (a.s.) zamanında yaşasalardı, asla iman etmezlerdi. ”

    Seyyid Taha Hz.Leri (k.s)

    evliyanın sözüne itibar etmek lazım.bunlara cevap versen de vermesen de aynıdır.


  22. 21.Eylül.2012, 14:24
    11
    cihad38 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Münkirden aslandan kaçtığınız gibi kaçınız. Münkirlerin ekmeğini yemek kalbi kırk gün zikirden alıkoyar. Eğer bu münkirler Hz. Peygamber (a.s.) zamanında yaşasalardı, asla iman etmezlerdi. ”

    Seyyid Taha Hz.Leri (k.s)

    evliyanın sözüne itibar etmek lazım.bunlara cevap versen de vermesen de aynıdır.


  23. 21.Eylül.2012, 16:07
    12
    @mir
    âb ü kil

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Ağustos.2009
    Üye No: 49589
    Mesaj Sayısı: 3,358
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 36
    Yaş: 43
    Bulunduğu yer: Dârü'l-İmtihân

    Cevap: Tasavvufun temeli Peygamberimize kadar dayanır diyenlere soruyorum!

    ömerhattab Nickli Üyeden Alıntı
    VAHDET- VÜCÛDA DAR HADİS- SERİFLER Hz.Peygamber Efendimiz hicret esnasında magaraya gizlendiginde kendisine refakateden Hz.Ebu Bekr’e “Üzülme! Allah bizimle beraberdir...(Tevbe,9/40)demistir.2 Peygamberimiz söyle buyurmustur: “Bir kisi sadaka verdigi zaman o dilencinin elineulasmadan Allah’ın eline düser”ve bu ayeti ilave etmistir: “Süphesiz Allah sadakaları alan vetevbeleri kabul edendir” (Tevbe,9/104)3Tirmizi’nin rivayet ettigine göre Ebu Musa Es’ari söyle demistir: “AleyhissalatüVesselam efendimizle savasta idik.Dönüsümüzde Medine’ye yaklastık.nsanlar yüksek sesletekbir getirdiler.Rasulullah Efendimiz : “Süphesiz Rabbınız sagır ve gaib degildir, O sizinlebindiginiz develerin semerlerinin basları arasındadır”buyurdu”.(Buhari,Megazi,38:Müslim,Zikir,44)4 Efendimiz söyle buyurmustur: “Cenab-ı Allah kıyamet günü söyle der: “Ey insanogluhasta oldum beni ziyaret etmedin”.Kul: “Ya Rabb,sen alemlerin sahibisin ben seni nasılziyaret ederim?” “Bilmiyor musun filan kulum hastalandı, ona gitmedin.Bilmiyor musun kieger onu ziyaret edeydin beni onun yanında bulurdun”. “Ey Ademoglu senden yitecek istedimbeni doyurmadın”. “Ya Rabb! Sen Rabbu’l-alemin oldugun halde ben seni nasıl doyururum?”“Bilmiyor musun filan kulum senden yiyecek istedi, sen onu doyurmadın, bilmiyor musuneger onu doyuraydın bunu benim nezdimde bulacaktın”. “Ey Ademoglu! Senden su istedimbana su vermedin” “Ya Rabb! Sen alemlerin Rabbı oldugun halde ben sana nasıl suverebilirim”. “Bilmez misin kulum, filan senden su istedi vermedin.Eger ona su vereydinbunu benim indimde bulurdun”.Müslim’de rivayet edilen bu hadiste Cenab-ı Hakk hasta olmak, yemek, içmek gibi kullaraait olan sıfatları kendine nisbet etmistir.5 “Kulum nafile ibadetlerle devamlı olarak bana yaklasır, ta ki ben onu severim.Sevdigimzaman isittigi kulagı, gördügü gözü, tuttugu eli, yürüdügü ayagı olurum...”Bu hadiste Müslim’de rivayet edilmistir.sitme, görme, dil, ayak, el gibi organlarınzikredilip digerlerinin zikredilmemesi görme, isitme vs. bunların en kuvvetlisi olup,digerlerinin onlara tabi olmasından dolayıdır.Maksat insan-ı kamilin bütün kuvve veorganlarıdır.Fakat bu uzuvların zahiri suretleri bunlardaki batıni kuvvetlerdir.ste bundandolayı hadiste “onunla isittigi kulagı, onunla gördügü gözü olurum” buyurulmustur.
    bu verdiğin hadisler vahdeti vücudun batıllığının delilidir
    bu vb onlarca hadis vahdeti vücudun batıllığını isbatlarken hala "yaşamayan bilmez" diyen zavallılar
    şu malum amerikalı yönetmenden daha zararlısınız
    Allah sizi ıslah eylesin


  24. 21.Eylül.2012, 16:07
    12
    âb ü kil
    ömerhattab Nickli Üyeden Alıntı
    VAHDET- VÜCÛDA DAR HADİS- SERİFLER Hz.Peygamber Efendimiz hicret esnasında magaraya gizlendiginde kendisine refakateden Hz.Ebu Bekr’e “Üzülme! Allah bizimle beraberdir...(Tevbe,9/40)demistir.2 Peygamberimiz söyle buyurmustur: “Bir kisi sadaka verdigi zaman o dilencinin elineulasmadan Allah’ın eline düser”ve bu ayeti ilave etmistir: “Süphesiz Allah sadakaları alan vetevbeleri kabul edendir” (Tevbe,9/104)3Tirmizi’nin rivayet ettigine göre Ebu Musa Es’ari söyle demistir: “AleyhissalatüVesselam efendimizle savasta idik.Dönüsümüzde Medine’ye yaklastık.nsanlar yüksek sesletekbir getirdiler.Rasulullah Efendimiz : “Süphesiz Rabbınız sagır ve gaib degildir, O sizinlebindiginiz develerin semerlerinin basları arasındadır”buyurdu”.(Buhari,Megazi,38:Müslim,Zikir,44)4 Efendimiz söyle buyurmustur: “Cenab-ı Allah kıyamet günü söyle der: “Ey insanogluhasta oldum beni ziyaret etmedin”.Kul: “Ya Rabb,sen alemlerin sahibisin ben seni nasılziyaret ederim?” “Bilmiyor musun filan kulum hastalandı, ona gitmedin.Bilmiyor musun kieger onu ziyaret edeydin beni onun yanında bulurdun”. “Ey Ademoglu senden yitecek istedimbeni doyurmadın”. “Ya Rabb! Sen Rabbu’l-alemin oldugun halde ben seni nasıl doyururum?”“Bilmiyor musun filan kulum senden yiyecek istedi, sen onu doyurmadın, bilmiyor musuneger onu doyuraydın bunu benim nezdimde bulacaktın”. “Ey Ademoglu! Senden su istedimbana su vermedin” “Ya Rabb! Sen alemlerin Rabbı oldugun halde ben sana nasıl suverebilirim”. “Bilmez misin kulum, filan senden su istedi vermedin.Eger ona su vereydinbunu benim indimde bulurdun”.Müslim’de rivayet edilen bu hadiste Cenab-ı Hakk hasta olmak, yemek, içmek gibi kullaraait olan sıfatları kendine nisbet etmistir.5 “Kulum nafile ibadetlerle devamlı olarak bana yaklasır, ta ki ben onu severim.Sevdigimzaman isittigi kulagı, gördügü gözü, tuttugu eli, yürüdügü ayagı olurum...”Bu hadiste Müslim’de rivayet edilmistir.sitme, görme, dil, ayak, el gibi organlarınzikredilip digerlerinin zikredilmemesi görme, isitme vs. bunların en kuvvetlisi olup,digerlerinin onlara tabi olmasından dolayıdır.Maksat insan-ı kamilin bütün kuvve veorganlarıdır.Fakat bu uzuvların zahiri suretleri bunlardaki batıni kuvvetlerdir.ste bundandolayı hadiste “onunla isittigi kulagı, onunla gördügü gözü olurum” buyurulmustur.
    bu verdiğin hadisler vahdeti vücudun batıllığının delilidir
    bu vb onlarca hadis vahdeti vücudun batıllığını isbatlarken hala "yaşamayan bilmez" diyen zavallılar
    şu malum amerikalı yönetmenden daha zararlısınız
    Allah sizi ıslah eylesin





+ Yorum Gönder
Git 12 Son