Konusunu Oylayın.: Alim sadece din konusunda mı olur? Şartları nedir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Alim sadece din konusunda mı olur? Şartları nedir?
  1. 13.Eylül.2012, 17:29
    1
    kompleks
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 07.Ağustos.2012
    Üye No: 97317
    Mesaj Sayısı: 184
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Alim sadece din konusunda mı olur? Şartları nedir?






    Alim sadece din konusunda mı olur? Şartları nedir? Mumsema Mesela bir Fizik profesörü dinen alim sayılır mı? Alim olmasının şartları nedir? İnsan yapısı gereğince çok şey bilemez, ne zaman Alim diyebilir kendisine?


  2. 13.Eylül.2012, 17:29
    1
    kompleks - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli



    Mesela bir Fizik profesörü dinen alim sayılır mı? Alim olmasının şartları nedir? İnsan yapısı gereğince çok şey bilemez, ne zaman Alim diyebilir kendisine?


    Benzer Konular

    - Alim Nedir? İslamda Alim Kavramı

    - Alim el alim nedir?

    - Hakiki alim nasıl olur?

    - Sadece abdest konusunda mezhepleri taklit etmem olur mu?

    - Alim nedir? Alim ile ilgili ansiklopedik bilgi

  3. 14.Eylül.2012, 04:18
    2
    Galus
    Özel Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 13
    Mesaj Sayısı: 4,820
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 51
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: Alim sadece din konusunda mı olur? Şartları nedir?




    İlim sahibi, bilen, bilgin, bilgili, belli düzeyde bir bilgi birikimine sahip olan kimse. Âlim kelimesi Arapça'daki "bilmek" anlamında olan "A-lime" kökünden türetilmiştir.
    İslâm'da âlim; Allah'ın kitabı Kur'an-ı Kerîm başta olmak üzere Resulullah'ın hadîslerini ve bütün sünnetini bilen, diğer İslâmî ilimlerden gerektiği şekilde haberdar olup ileri seviyede bir bilgi birikimine ulaşmış kimseye denir. Bu kâbiliyetli kimseler temel İslâmî bilgileri aldıktan sonra, belli bir ilim dalında daha çok ilerleyip özel bir ihtisas alanına sahip olurlar. Âlim; bilgisi artıp ilerledikçe görüş açısı genişleyen ve bilgisi ile ihtisası dışındaki alanlarda hüküm vermekten çekinen, bildiklerinin doğruluğunu sürekli olarak araştıran kimsedir.

    herkes kendi iş alanında kendince bilgili o işle uğraştığı için bilgi sahibidir fakat alim olmak başkadır.




    ÂLİM/BİLGİN KİME DENİR?


    M. Ali KAYA


    Hz. Ali (ra) şöyle der: “İnsanlar dört sınıftır: Bilmediğini bilen; isteklidir. Ona öğretiniz. Bildiğini bilen; âlimdir. Ondan faydalanınız. Bilen, bildiğini bilmeyen; uykudadır. Onu uyandırınız. Bilmeyen, bilmediğini bilmeyen; ahmaktır. Ondan kaçınız.”



    Bilginin kaynağı beş duyu, akıl ve haberdir. Beş duyu sağlam salim olursa doğru bilgiye ulaşır. Akıl ispata dayanırsa doğruluğunu kesinleştirmiş ve gerçeği bulmuş olur. Haber vakıa mutabık ise doğru bilgi olur. Bilgi doğru olan malumattır. Doğruya isabet etmeyen ve zanna dayanan bilgiler malumat yığınından ibarettir. Bu malumat da bilgiden başka şeydir.


    Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde gerçeğe dayanmayan bilginin arkasından gidenler için “Onlar Allah hakkında cahiliye zannı ile gerçek dışı şeyler iddia ediyorlar” buyurarak bilgilerinin yanlışlığına dikkat çeker. Gerçeği bilmediği halde hüküm verenleri ise “Onların çoğu zanna kapılmışlardır. Zan ise, hiçbir gerçeğin yerini tutmaz” buyurarak ikaz etmektedir. Böylece yüce Allah gerçek olmayan bilgilerin arkasından gerçek imiş gibi gidenleri zanna uyarak cahilane hüküm verdiklerini açıkça ifade etmektedir. Bu durum Hz. Ali (ra) ın “Bilmeyen, bilmediğini bilmeyen” nitelemesine uygundur. Şu halde gerçeği bilmeyen kimseye bilgin nitelemesi yanlıştır.
    ***
    Peygamberimiz (sav) “Kişi öğrendiği müddetçe âlimdir. ‘Biliyorum’ derse cahildir” buyurur. Burada iki şık vardır. Birincisi: İddia sahibi olmak cehalettir. Yani, ancak cahiller bilgilerinin kesin olduğunu iddia ederler. Doğru bir tane değildir; doğrular vardır. “Bir tek doğru vardır” iddiası değişen şartları, bireysel farklılıkları bilmemek ve anlamamaktır. O zaman “tatbik-i nazariyat” ve “muktezay-ı hali bilmemek” ile doğruların yanlış tatbikatından ortaya çıkan yanlışlar, sonuçta doğrulara karşı antipatinin uyanmasına da sebep olur. Bilmeden hakikate zarar vermek budur. İkincisi: bilginin korunması devamlı öğrenmeye bağlıdır. Öğrenmeyi terk edenin bilgisi zamanla eskir ve değişen/gelişen şartlara ayak uyduramaz. Müslümanların bir kısmının gelişen fenni ve teknolojik gelişmelerden uzak kalmasının altında bu husus yatmaktadır.

    ***
    Eksik bilgi ilim adamlarının yanlışa düşmelerine en büyük sebeptir. “Gerçekler detaylarda gizlidir." Detayları kaçıran gerçekleri göremez. Bunun için gerçek bilginler ‘bu basittir, öğrenmeye gerek yok’ gibi bir zanna kapılırsa gerçek bilgiye ulaşamaz. İyi bir tabip hastasının ruhi ve psikolojik, bünyevi ve alerjik, çevre şartları ve yiyecek/içecek gibi detayları bile dikkate alır ve hastasını tedavi etme yönüne gider.


    ***
    Bilgi de bilginin doğruları öğrenmesine en büyük engeldir. İmam-ı Gazali’nin dediği gibi “Bir şeyi bildiğini iddia eden, o şeyin hakikatinden mahrum kalır.” Bir şeyin hakikatine vakıf olmak hiçbir detayı kaçırmadan o konuda bilgi sahibi olmaya bağlıdır. İhtisas dediğimiz şey budur.

    ***
    Gerçek bilgin iddia etmez; ispat eder. Konuşurken aklı ikna, kalbi tatmin eder. Konuşmaları ile insanların şüphelerini giderir. Bilhassa din bilgini öyle konuşur ki, onu dinleyenin imanı artar, güçlenir ve inancı ile iftihar eder. İbadette gevşekliğe değil, iltizama ve uygulamaya bir şevk ve gayret uyandırır.

    Gerçek âlim, konuşmaları ile “Havf ve Reca” dengesini korur. “Terğib” ile gevşekliğe, “Terhip” ile ümitsizliğe düşürmez. Daima orta yolu ve istikameti muhafaza eder. İfrat ve tefrite sapmaz. Sözleri “Sırat-ı Müstakimi” ders verir. Şeriatın muvazenesini muhafaza eder.

    ***
    Peygamberimiz (sav) şöyle buyurdular: “Ahir zamanda şeytan âlim sıfatında yeryüzünde dolaşır. Sizler her bilginin ders halkasına oturmayınız; ancak şüpheden yakine, kibirden tevazuya, riyadan ihlâsa, düşmanlıktan kardeşliğe, fani dünyadan baki olan ahirete davet eden gerçek âlimlerden istifade ediniz.” İlmin amacı mezkur vasıfları kazanmak ve kazandırmaktır. Bu amacı gerçekleştirmeyen ilim, ilim değil, malumat yığınından ibarettir.

    ***
    Sonuç: İlim insanı Allah’ı bilmeye ve Allah’tan korkmaya götürür. Kur’an-ı Kerim “Allah’tan ancak âlimler korkar” buyurur. Gerçek ilim insanı Allah’a ve Allah’tan korkmaya götüren ilimdir. Bu ilmin dini veya fenni olması fark etmez. Zaten ilim Allah’ın ilim sıfatının tecellisidir. Bir ucu Allah’a dayanan ve Allah’tan gelen, Allah’ın yarattığı varlığı bilmekten kaynaklanan ilmin insanı O’na imana götürmesi gerekir. Peygamberimizin (sav) “Fayda vermeyen ilim” nitelemesi herhangi bir ilim hakkında değildir. Bütün ilimleri kapsar. İnsanı Allah’a yaklaştıran ilim faydalıdır; Allah’tan uzaklaştıran ilim zararlıdır. Bu ilmin din ilmi, fen ilmi ve müzik ilmi olması fark etmez.


  4. 14.Eylül.2012, 04:18
    2
    Özel Üye



    İlim sahibi, bilen, bilgin, bilgili, belli düzeyde bir bilgi birikimine sahip olan kimse. Âlim kelimesi Arapça'daki "bilmek" anlamında olan "A-lime" kökünden türetilmiştir.
    İslâm'da âlim; Allah'ın kitabı Kur'an-ı Kerîm başta olmak üzere Resulullah'ın hadîslerini ve bütün sünnetini bilen, diğer İslâmî ilimlerden gerektiği şekilde haberdar olup ileri seviyede bir bilgi birikimine ulaşmış kimseye denir. Bu kâbiliyetli kimseler temel İslâmî bilgileri aldıktan sonra, belli bir ilim dalında daha çok ilerleyip özel bir ihtisas alanına sahip olurlar. Âlim; bilgisi artıp ilerledikçe görüş açısı genişleyen ve bilgisi ile ihtisası dışındaki alanlarda hüküm vermekten çekinen, bildiklerinin doğruluğunu sürekli olarak araştıran kimsedir.

    herkes kendi iş alanında kendince bilgili o işle uğraştığı için bilgi sahibidir fakat alim olmak başkadır.




    ÂLİM/BİLGİN KİME DENİR?


    M. Ali KAYA


    Hz. Ali (ra) şöyle der: “İnsanlar dört sınıftır: Bilmediğini bilen; isteklidir. Ona öğretiniz. Bildiğini bilen; âlimdir. Ondan faydalanınız. Bilen, bildiğini bilmeyen; uykudadır. Onu uyandırınız. Bilmeyen, bilmediğini bilmeyen; ahmaktır. Ondan kaçınız.”



    Bilginin kaynağı beş duyu, akıl ve haberdir. Beş duyu sağlam salim olursa doğru bilgiye ulaşır. Akıl ispata dayanırsa doğruluğunu kesinleştirmiş ve gerçeği bulmuş olur. Haber vakıa mutabık ise doğru bilgi olur. Bilgi doğru olan malumattır. Doğruya isabet etmeyen ve zanna dayanan bilgiler malumat yığınından ibarettir. Bu malumat da bilgiden başka şeydir.


    Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde gerçeğe dayanmayan bilginin arkasından gidenler için “Onlar Allah hakkında cahiliye zannı ile gerçek dışı şeyler iddia ediyorlar” buyurarak bilgilerinin yanlışlığına dikkat çeker. Gerçeği bilmediği halde hüküm verenleri ise “Onların çoğu zanna kapılmışlardır. Zan ise, hiçbir gerçeğin yerini tutmaz” buyurarak ikaz etmektedir. Böylece yüce Allah gerçek olmayan bilgilerin arkasından gerçek imiş gibi gidenleri zanna uyarak cahilane hüküm verdiklerini açıkça ifade etmektedir. Bu durum Hz. Ali (ra) ın “Bilmeyen, bilmediğini bilmeyen” nitelemesine uygundur. Şu halde gerçeği bilmeyen kimseye bilgin nitelemesi yanlıştır.
    ***
    Peygamberimiz (sav) “Kişi öğrendiği müddetçe âlimdir. ‘Biliyorum’ derse cahildir” buyurur. Burada iki şık vardır. Birincisi: İddia sahibi olmak cehalettir. Yani, ancak cahiller bilgilerinin kesin olduğunu iddia ederler. Doğru bir tane değildir; doğrular vardır. “Bir tek doğru vardır” iddiası değişen şartları, bireysel farklılıkları bilmemek ve anlamamaktır. O zaman “tatbik-i nazariyat” ve “muktezay-ı hali bilmemek” ile doğruların yanlış tatbikatından ortaya çıkan yanlışlar, sonuçta doğrulara karşı antipatinin uyanmasına da sebep olur. Bilmeden hakikate zarar vermek budur. İkincisi: bilginin korunması devamlı öğrenmeye bağlıdır. Öğrenmeyi terk edenin bilgisi zamanla eskir ve değişen/gelişen şartlara ayak uyduramaz. Müslümanların bir kısmının gelişen fenni ve teknolojik gelişmelerden uzak kalmasının altında bu husus yatmaktadır.

    ***
    Eksik bilgi ilim adamlarının yanlışa düşmelerine en büyük sebeptir. “Gerçekler detaylarda gizlidir." Detayları kaçıran gerçekleri göremez. Bunun için gerçek bilginler ‘bu basittir, öğrenmeye gerek yok’ gibi bir zanna kapılırsa gerçek bilgiye ulaşamaz. İyi bir tabip hastasının ruhi ve psikolojik, bünyevi ve alerjik, çevre şartları ve yiyecek/içecek gibi detayları bile dikkate alır ve hastasını tedavi etme yönüne gider.


    ***
    Bilgi de bilginin doğruları öğrenmesine en büyük engeldir. İmam-ı Gazali’nin dediği gibi “Bir şeyi bildiğini iddia eden, o şeyin hakikatinden mahrum kalır.” Bir şeyin hakikatine vakıf olmak hiçbir detayı kaçırmadan o konuda bilgi sahibi olmaya bağlıdır. İhtisas dediğimiz şey budur.

    ***
    Gerçek bilgin iddia etmez; ispat eder. Konuşurken aklı ikna, kalbi tatmin eder. Konuşmaları ile insanların şüphelerini giderir. Bilhassa din bilgini öyle konuşur ki, onu dinleyenin imanı artar, güçlenir ve inancı ile iftihar eder. İbadette gevşekliğe değil, iltizama ve uygulamaya bir şevk ve gayret uyandırır.

    Gerçek âlim, konuşmaları ile “Havf ve Reca” dengesini korur. “Terğib” ile gevşekliğe, “Terhip” ile ümitsizliğe düşürmez. Daima orta yolu ve istikameti muhafaza eder. İfrat ve tefrite sapmaz. Sözleri “Sırat-ı Müstakimi” ders verir. Şeriatın muvazenesini muhafaza eder.

    ***
    Peygamberimiz (sav) şöyle buyurdular: “Ahir zamanda şeytan âlim sıfatında yeryüzünde dolaşır. Sizler her bilginin ders halkasına oturmayınız; ancak şüpheden yakine, kibirden tevazuya, riyadan ihlâsa, düşmanlıktan kardeşliğe, fani dünyadan baki olan ahirete davet eden gerçek âlimlerden istifade ediniz.” İlmin amacı mezkur vasıfları kazanmak ve kazandırmaktır. Bu amacı gerçekleştirmeyen ilim, ilim değil, malumat yığınından ibarettir.

    ***
    Sonuç: İlim insanı Allah’ı bilmeye ve Allah’tan korkmaya götürür. Kur’an-ı Kerim “Allah’tan ancak âlimler korkar” buyurur. Gerçek ilim insanı Allah’a ve Allah’tan korkmaya götüren ilimdir. Bu ilmin dini veya fenni olması fark etmez. Zaten ilim Allah’ın ilim sıfatının tecellisidir. Bir ucu Allah’a dayanan ve Allah’tan gelen, Allah’ın yarattığı varlığı bilmekten kaynaklanan ilmin insanı O’na imana götürmesi gerekir. Peygamberimizin (sav) “Fayda vermeyen ilim” nitelemesi herhangi bir ilim hakkında değildir. Bütün ilimleri kapsar. İnsanı Allah’a yaklaştıran ilim faydalıdır; Allah’tan uzaklaştıran ilim zararlıdır. Bu ilmin din ilmi, fen ilmi ve müzik ilmi olması fark etmez.





+ Yorum Gönder