Konusunu Oylayın.: Deccal müslümanlara zarar verecekmi ?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 3 kişi
Deccal müslümanlara zarar verecekmi ?
  1. 20.Eylül.2012, 17:09
    37
    vesveseli
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Ağustos.2011
    Üye No: 89766
    Mesaj Sayısı: 93
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 27

    Cevap: Deccal müslümanlara zarar verecekmi ?

    reklam


    Cevap: Deccal müslümanlara zarar verecekmi ? ile ilgili yazı Mumsema.org
    Şimdi BUhari çok güvenilir bir alimdir. Ona dil uzatanın dilini koparırım bu kadar akıllı bu kadar büyük bir alimin kitabında geçen Hz.Mehdi Deccal Hz.İsa ilgili hadisleri inkar etmek çok yanlış bir şey he tabi zayıf hadisleri var ama bunlar zayıf hadisler değilki bu 1 Öyle zeki idi ki, bir kitabı bir kere okuduğunda onu ezberine alıyordu. Konuşulan hiçbir şeyi unutmuyordu.Hz. İsa'nın ahir zamanda tekrar gelişi, hadislerde açık bir şekilde kıyamet alametlerinden biri olarak bildirilir. Ayetlerde ise böyle bir açıklık olmayıp, ancak bazı işaretler söz konusudur. Mesela şu ayetlere bakalım:
    “O, kıyamet için bir ilimdir (alamettir)" (Zuhruf, 61)


    Ayetteki “O” zamiri Hz. İsa olarak açıklanır. Fakat aynı ayetin yorumunda, "O" zamirini Kur'an'a raci kılanlar da olmuştur. Çünkü Kur'an kıyametin gelişinin yakınlığına delalet eder. Veya onunla kıyametin halleri ve dehşetli durumları bilinir. Kurtubi, zamiri Hz. Peygambere raci görür. Çünkü Hz.Peygamber, işaret ve orta parmaklarını gösterip "ben ve kıyamet bu ikisi gibiyiz" demiştir.
    “O, insanlarla hem beşikte hem de yetişkin iken konuşacak” (Al-i İmran, 46)


    Hz. İsa daha kundakta bebek iken harika bir şekilde konuşmuştur. Mealde “yetişkin” şeklinde ifade edilen kelimenin aslı “kehlen”dir ve bu ifade bazı yorumlara göre 35-40 yaşlarından sonrası için kullanılır. Hz. İsa ise 33 yaşında semaya yükseltilmiştir. Demek ki tekrar gelecek ve o dönemi yaşayacaktır. Ancak “kehlen” kelimesinde böyle bir yaş sınırı anlamı görmezsek aynı neticeye varmayız.
    “Kitap ehlinden hiçbir fert yoktur ki, ölümünden önce O’na (İsa’ya) iman edecek olmasın…” (Nisa, 159)


    Bazı yorumlara göre bu ayet Hz. İsa’nın tekrar geleceğine ve ehl- i kitap olan yahudi ve hristiyanların kendisine toptan iman edeceğine işaret eder.Kanaatimizce bu ayeti sekerat haliyle açıklamak daha uygun olsa gerek. Perdenin aralandığı o anda ehl- i kitaptan olan her fert O’nun gerçek şahsiyetini görecek ve o şekilde inanacaktır. Ama bu iman kendilerine bir fayda sağlamayacaktır. Zira imtihan bitmiş, iş işten geçmiştir.
    “Doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak kaldırılacağım günde bana selam olsun.” (Meryem, 33)


    Bazı yorumlara göre “öleceğim gün” ifadesi Hz. İsa’nın tekrar geleceğine bir işarettir. Zira O, ölmemiş, semaya yükseltilmiştir. Demek ki tekrar gelecek, ölümü tadacaktır.

    Bu yorum ilk bakışta çok kuvvetli görülse de delil olmaktan uzaktır. Çünkü Maide suresinin son sayfasında anlatılan olayda Hz. İsa’nın vefat etmiş olduğu anlaşılmaktadır.

    Konunun hayli ayrıntıları olmakla beraber, şu noktalara işaretle yetiniyoruz:

    -Kur'an'ın bir kısım ayetleri muhkem, bir kısım ayetleri müteşabihtir. Muhkem, manaya delaleti açık olan; müteşabih, manaya delaleti kapalı olan ayetler için kullanılır. Muhkemin te'vili bilinir, mana ve tefsiri kolay anlaşılır. Müteşabihte ise, mananın çok vecihlere ihtimali söz konusudur. Muhkem ayetler, Kur'an ağacının kökü, müteşabih ayetler ise, o ağacın dalları durumundadır.

    -Müteşabih ayetler, aklı işlettirmek, taklit zulmetinden kurtarmak içindir. Muhataplarına, köklü bir anlayışa ulaşmaları için, lugat, fıkıh gibi ilimlerin tahsiline lüzum hissettirir. Bu tür ayetler, insan aklının daha çok çalışmasını sağlamış, onu aklını kullanmaya zorlamıştır.

    -Müteşabih ayetler ufuk açıcıdır. Ulaşılan her ufuktan ilerde bir başka ufuk kendini gösterir. Böylece, idrak bir ufuktan bir başka ufka açılır, düşünce monotonluktan kurtulur, Kur'ana yönelenler "ufuk-u âlâ"ya / en yüce ufka doğru yol alırlar.

    -Müteşabih ayetler sadece iman edilmek için değil, aynı zamanda anlaşılmak için gelmiştir. İslâmi düşüncenin gelişmesi, müteşabih ayetlerin muhkem ayetler rehberliğinde yorumuyla gerçekleşecektir.

    -Muhkem ayetler tefsir, müteşabih ayetler te'vil edilir. Te'vil, "bir delile dayanarak, lafzın muhtemel manalarından birini tercih etmektir.” Te'vilde bir katiyet olmayıp, "mümkün bir ihtimal" söz konusudur. Bu cihetten, müteşabih ayetlerle ilgili te'viller, kanaat verebilirse de kesinlik ifade etmezler.Bunlarla ilgili nihai hüküm ve söz, Cenab-ı Hakk'ındır.

    -"Doğrusunu Allah bilir" kaydıyla "bu müteşabih ayetten murat bu olabilir" diye göstermek, "Onlar Kur'an'ı düşünmüyorlar mı? Yoksa bazı kalblerde kilitler mi var" ayetinin mucibince amel etmektir. (Muhammed, 24) Müteşabihatı bütünüyle yorum dışı bırakmak ise, aynı surede beş defa tekrarlanan "Biz Kur'an'ı zikr (öğüt) için kolaylaştırdık. Yok mu düşünen?" ayetine aykırıdır. (Kamer, 15, 17, 22, 32, 40)

    -Muhkem ayetler "ümmü'l kitab"tır. Yani, ana kitap veya kitabın anası, esasıdırlar. Mesela, Allah'a el, vecih, gelmek... isnat eden ayetler müteşabih; "hiçbir şey O'nun misli gibi değildir." ayeti ise muhkemdir. (Şura, 11)

    Keza, "Meryem oğlu İsa ancak Allah'ın elçisi ve kelimesidir. O'nu Meryem'e ilka etmiştir ve O'ndan bir ruhtur" (Nisa, 171) ayeti müteşabih; "Allah'ın bir çocuk edinmesi olur şey değildir" ayeti ise muhkemdir. (Meryem, 35)

    Hz. İsa'nın Allah'ın bir kelimesi, olması, babasız bir şekilde doğrudan "kün: ol" emriyle yaratılmış olduğu cihetledir.

    O'ndan bir ruh olması ise, -haşa- Hristiyanların iddia ettikleri gibi, Hz. İsa'nın Allah'tan bir cüz, uluhiyetten bir rükün olması anlamında olmayıp "teşrif" içindir. Her ne kadar bütün ruhlar Allah'ın yaratmasıyla ise de, Hz. İsa'da özel bir durum olduğundan, Cenab-ı Hak, O'nu doğrudan zatına nispet etmiştir

    Kur'an-ı Kerim'de "Allah gökleri ve yerde olanları size musahhar kıldı" ayetinin devamında "hepsi O'ndandır." denilmesi konumuza açıklık getirmektedir.(Casiye 13) Gökler ve yerdekiler Allah'tan bir parça olmadığı gibi, Hz. İsa da O'ndan bir cüz değildir.

    İşte, bu tür farklı yorumlara açık olması sebebiyle, bahsedilen ayetlerin Hz. İsa'nın nüzulüne delaleti katiyetten düşer, ancak bir kanaat bildirebilir. Bu konuda gelen hadisler esas alındığında ise, Hz. İsa’nın kıyamet öncesi geleceği anlaşılır.

    Hz. İsa'nın nüzulüne inanmak, akideye dâhil değildir. İlgili ayetler ve hadisler te'vile açık olduğundan "ben Hz. İsa'nın ahir zamanda bedenen tekrar nüzulüne inanmıyorum" diyen birisi, asla tekfir olunamaz. Zira bu tür bir ifade, ayet veya hadisi inkâr olmayıp, onların muhtemel bir tevilini reddetmektir. Aynı ayet ve hadislerin başka yorumları da vardır.

    Müteşabih ayetlerde nihai söz Cenab-ı Hakk'ındır. "O gün sırlar ortaya çıkacak" (Tarık, 9) ayetinin hükmüyle, sırlar kıyamet günü bildirilecek, "Allah kıyamet günü, ihtilafa düştüğünüz şeyleri size açıklayacak" ayetinin manası görülecektir. (Hacc, 69) BU DELİLLERİ DE MUMSEMA YANİ BU SİTEDEN ALDIM ARTIK BUNADA BİRŞEY DERSEN PES DİYORUM


  2. 20.Eylül.2012, 17:09
    37
    vesveseli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    reklam


    Şimdi BUhari çok güvenilir bir alimdir. Ona dil uzatanın dilini koparırım bu kadar akıllı bu kadar büyük bir alimin kitabında geçen Hz.Mehdi Deccal Hz.İsa ilgili hadisleri inkar etmek çok yanlış bir şey he tabi zayıf hadisleri var ama bunlar zayıf hadisler değilki bu 1 Öyle zeki idi ki, bir kitabı bir kere okuduğunda onu ezberine alıyordu. Konuşulan hiçbir şeyi unutmuyordu.Hz. İsa'nın ahir zamanda tekrar gelişi, hadislerde açık bir şekilde kıyamet alametlerinden biri olarak bildirilir. Ayetlerde ise böyle bir açıklık olmayıp, ancak bazı işaretler söz konusudur. Mesela şu ayetlere bakalım:
    “O, kıyamet için bir ilimdir (alamettir)" (Zuhruf, 61)


    Ayetteki “O” zamiri Hz. İsa olarak açıklanır. Fakat aynı ayetin yorumunda, "O" zamirini Kur'an'a raci kılanlar da olmuştur. Çünkü Kur'an kıyametin gelişinin yakınlığına delalet eder. Veya onunla kıyametin halleri ve dehşetli durumları bilinir. Kurtubi, zamiri Hz. Peygambere raci görür. Çünkü Hz.Peygamber, işaret ve orta parmaklarını gösterip "ben ve kıyamet bu ikisi gibiyiz" demiştir.
    “O, insanlarla hem beşikte hem de yetişkin iken konuşacak” (Al-i İmran, 46)


    Hz. İsa daha kundakta bebek iken harika bir şekilde konuşmuştur. Mealde “yetişkin” şeklinde ifade edilen kelimenin aslı “kehlen”dir ve bu ifade bazı yorumlara göre 35-40 yaşlarından sonrası için kullanılır. Hz. İsa ise 33 yaşında semaya yükseltilmiştir. Demek ki tekrar gelecek ve o dönemi yaşayacaktır. Ancak “kehlen” kelimesinde böyle bir yaş sınırı anlamı görmezsek aynı neticeye varmayız.
    “Kitap ehlinden hiçbir fert yoktur ki, ölümünden önce O’na (İsa’ya) iman edecek olmasın…” (Nisa, 159)


    Bazı yorumlara göre bu ayet Hz. İsa’nın tekrar geleceğine ve ehl- i kitap olan yahudi ve hristiyanların kendisine toptan iman edeceğine işaret eder.Kanaatimizce bu ayeti sekerat haliyle açıklamak daha uygun olsa gerek. Perdenin aralandığı o anda ehl- i kitaptan olan her fert O’nun gerçek şahsiyetini görecek ve o şekilde inanacaktır. Ama bu iman kendilerine bir fayda sağlamayacaktır. Zira imtihan bitmiş, iş işten geçmiştir.
    “Doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak kaldırılacağım günde bana selam olsun.” (Meryem, 33)


    Bazı yorumlara göre “öleceğim gün” ifadesi Hz. İsa’nın tekrar geleceğine bir işarettir. Zira O, ölmemiş, semaya yükseltilmiştir. Demek ki tekrar gelecek, ölümü tadacaktır.

    Bu yorum ilk bakışta çok kuvvetli görülse de delil olmaktan uzaktır. Çünkü Maide suresinin son sayfasında anlatılan olayda Hz. İsa’nın vefat etmiş olduğu anlaşılmaktadır.

    Konunun hayli ayrıntıları olmakla beraber, şu noktalara işaretle yetiniyoruz:

    -Kur'an'ın bir kısım ayetleri muhkem, bir kısım ayetleri müteşabihtir. Muhkem, manaya delaleti açık olan; müteşabih, manaya delaleti kapalı olan ayetler için kullanılır. Muhkemin te'vili bilinir, mana ve tefsiri kolay anlaşılır. Müteşabihte ise, mananın çok vecihlere ihtimali söz konusudur. Muhkem ayetler, Kur'an ağacının kökü, müteşabih ayetler ise, o ağacın dalları durumundadır.

    -Müteşabih ayetler, aklı işlettirmek, taklit zulmetinden kurtarmak içindir. Muhataplarına, köklü bir anlayışa ulaşmaları için, lugat, fıkıh gibi ilimlerin tahsiline lüzum hissettirir. Bu tür ayetler, insan aklının daha çok çalışmasını sağlamış, onu aklını kullanmaya zorlamıştır.

    -Müteşabih ayetler ufuk açıcıdır. Ulaşılan her ufuktan ilerde bir başka ufuk kendini gösterir. Böylece, idrak bir ufuktan bir başka ufka açılır, düşünce monotonluktan kurtulur, Kur'ana yönelenler "ufuk-u âlâ"ya / en yüce ufka doğru yol alırlar.

    -Müteşabih ayetler sadece iman edilmek için değil, aynı zamanda anlaşılmak için gelmiştir. İslâmi düşüncenin gelişmesi, müteşabih ayetlerin muhkem ayetler rehberliğinde yorumuyla gerçekleşecektir.

    -Muhkem ayetler tefsir, müteşabih ayetler te'vil edilir. Te'vil, "bir delile dayanarak, lafzın muhtemel manalarından birini tercih etmektir.” Te'vilde bir katiyet olmayıp, "mümkün bir ihtimal" söz konusudur. Bu cihetten, müteşabih ayetlerle ilgili te'viller, kanaat verebilirse de kesinlik ifade etmezler.Bunlarla ilgili nihai hüküm ve söz, Cenab-ı Hakk'ındır.

    -"Doğrusunu Allah bilir" kaydıyla "bu müteşabih ayetten murat bu olabilir" diye göstermek, "Onlar Kur'an'ı düşünmüyorlar mı? Yoksa bazı kalblerde kilitler mi var" ayetinin mucibince amel etmektir. (Muhammed, 24) Müteşabihatı bütünüyle yorum dışı bırakmak ise, aynı surede beş defa tekrarlanan "Biz Kur'an'ı zikr (öğüt) için kolaylaştırdık. Yok mu düşünen?" ayetine aykırıdır. (Kamer, 15, 17, 22, 32, 40)

    -Muhkem ayetler "ümmü'l kitab"tır. Yani, ana kitap veya kitabın anası, esasıdırlar. Mesela, Allah'a el, vecih, gelmek... isnat eden ayetler müteşabih; "hiçbir şey O'nun misli gibi değildir." ayeti ise muhkemdir. (Şura, 11)

    Keza, "Meryem oğlu İsa ancak Allah'ın elçisi ve kelimesidir. O'nu Meryem'e ilka etmiştir ve O'ndan bir ruhtur" (Nisa, 171) ayeti müteşabih; "Allah'ın bir çocuk edinmesi olur şey değildir" ayeti ise muhkemdir. (Meryem, 35)

    Hz. İsa'nın Allah'ın bir kelimesi, olması, babasız bir şekilde doğrudan "kün: ol" emriyle yaratılmış olduğu cihetledir.

    O'ndan bir ruh olması ise, -haşa- Hristiyanların iddia ettikleri gibi, Hz. İsa'nın Allah'tan bir cüz, uluhiyetten bir rükün olması anlamında olmayıp "teşrif" içindir. Her ne kadar bütün ruhlar Allah'ın yaratmasıyla ise de, Hz. İsa'da özel bir durum olduğundan, Cenab-ı Hak, O'nu doğrudan zatına nispet etmiştir

    Kur'an-ı Kerim'de "Allah gökleri ve yerde olanları size musahhar kıldı" ayetinin devamında "hepsi O'ndandır." denilmesi konumuza açıklık getirmektedir.(Casiye 13) Gökler ve yerdekiler Allah'tan bir parça olmadığı gibi, Hz. İsa da O'ndan bir cüz değildir.

    İşte, bu tür farklı yorumlara açık olması sebebiyle, bahsedilen ayetlerin Hz. İsa'nın nüzulüne delaleti katiyetten düşer, ancak bir kanaat bildirebilir. Bu konuda gelen hadisler esas alındığında ise, Hz. İsa’nın kıyamet öncesi geleceği anlaşılır.

    Hz. İsa'nın nüzulüne inanmak, akideye dâhil değildir. İlgili ayetler ve hadisler te'vile açık olduğundan "ben Hz. İsa'nın ahir zamanda bedenen tekrar nüzulüne inanmıyorum" diyen birisi, asla tekfir olunamaz. Zira bu tür bir ifade, ayet veya hadisi inkâr olmayıp, onların muhtemel bir tevilini reddetmektir. Aynı ayet ve hadislerin başka yorumları da vardır.

    Müteşabih ayetlerde nihai söz Cenab-ı Hakk'ındır. "O gün sırlar ortaya çıkacak" (Tarık, 9) ayetinin hükmüyle, sırlar kıyamet günü bildirilecek, "Allah kıyamet günü, ihtilafa düştüğünüz şeyleri size açıklayacak" ayetinin manası görülecektir. (Hacc, 69) BU DELİLLERİ DE MUMSEMA YANİ BU SİTEDEN ALDIM ARTIK BUNADA BİRŞEY DERSEN PES DİYORUM





+ Yorum Gönder
Git İlk 34