Konusunu Oylayın.: Muhyiddin İbn-i Arabi'nin şu sözleri şirk değil midir?

5 üzerinden 4.67 | Toplam: 9 kişi oyladı.

  1. 01.Eylül.2012, 20:40
    13
    mümini78
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 05.Ağustos.2012
    Üye No: 97289
    Mesaj Sayısı: 210
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 3

    Reklam

    Cevap: Muhyiddin İbn-i Arabi'nin şu sözleri şirk değil midir?




    Cevap: Muhyiddin İbn-i Arabi'nin şu sözleri şirk değil midir? isimli yazı www.Mumsema.comCevap: Muhyiddin İbn-i Arabi'nin şu sözleri şirk değil midir?
    Alıntı
    "Allah kıskançtır, mü'min de kıskançtır Allah'ın kıskanması, mü'minin Allah'ın haram ettiği şeyi yapmasıdır
    Şu örnek il daha ii izah ederim inşşallah.

    Kul sever, sevdiğini başkasından kıskanır. Örnek ben de sevdiğim kişinin başkasıyla konuşmasını istemem. Şayet gücüm buna yetse ( Her an sevdiğimden haberdar olsam) sevdiğimin başkasıyla konuşmasına bile izin vermem. Çünkü sevdiğimi çok kıskanırımm

    Ancak Allah kıskanmaz. Buna muhtaç da değildir. Mümin Allahın haram ettiği şeyi yapması ile Allah kıskanıyor deniliyor ise ben de şunu derim sümme haşa ALlah da müminin haram yapmasına izin vermesin.

    Ben yinede buradaki kıskanmak kelimesinin günümüzdeki manası ile kullanılmadığını ileri sürüyor Şayet gerçek manasında kullanılmış ise bu sapıklıktır diyorum.


  2. 01.Eylül.2012, 20:40
    13
    mümini78 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Devamlı Üye



    Alıntı
    "Allah kıskançtır, mü'min de kıskançtır Allah'ın kıskanması, mü'minin Allah'ın haram ettiği şeyi yapmasıdır
    Şu örnek il daha ii izah ederim inşşallah.

    Kul sever, sevdiğini başkasından kıskanır. Örnek ben de sevdiğim kişinin başkasıyla konuşmasını istemem. Şayet gücüm buna yetse ( Her an sevdiğimden haberdar olsam) sevdiğimin başkasıyla konuşmasına bile izin vermem. Çünkü sevdiğimi çok kıskanırımm

    Ancak Allah kıskanmaz. Buna muhtaç da değildir. Mümin Allahın haram ettiği şeyi yapması ile Allah kıskanıyor deniliyor ise ben de şunu derim sümme haşa ALlah da müminin haram yapmasına izin vermesin.

    Ben yinede buradaki kıskanmak kelimesinin günümüzdeki manası ile kullanılmadığını ileri sürüyor Şayet gerçek manasında kullanılmış ise bu sapıklıktır diyorum.


  3. 01.Eylül.2012, 20:47
    14
    HAMMADUN
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Aralık.2010
    Üye No: 81065
    Mesaj Sayısı: 1,022
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Muhyiddin İbn-i Arabi'nin şu sözleri şirk değil midir?




    Hayır mümini kardeşim..... Bu hususlar bir kaç gündür tüm internet sitelerinden hep birlikte başlamış ve İSLAM BÜYÜKLERİNİ LİNÇ kampanyasına İFTİRA ile devam edegelmiştir.

    Bu güzel ve nadide sitelerden biride MUMSEMA'dır. O yüzden hedef alınmıştır. Hedef alanlar ise hedefin içinde neler olduğunu şimdilik bilmiyorlar.

    Anlaşılan FİRAVUN'un canı sıkıldı, "Kullarını" İSLAM'ın üzerine MELANET, LİNÇ ve İFTİRALARLA saldı. Herkes bu dünyada kendini bir şekilde RAB'bine şahit tutacaktır BİİZNİLLAH.

    Rab'bim Cümlemizden Razı Olsun. Amin.


  4. 01.Eylül.2012, 20:47
    14
    HAMMADUN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli



    Hayır mümini kardeşim..... Bu hususlar bir kaç gündür tüm internet sitelerinden hep birlikte başlamış ve İSLAM BÜYÜKLERİNİ LİNÇ kampanyasına İFTİRA ile devam edegelmiştir.

    Bu güzel ve nadide sitelerden biride MUMSEMA'dır. O yüzden hedef alınmıştır. Hedef alanlar ise hedefin içinde neler olduğunu şimdilik bilmiyorlar.

    Anlaşılan FİRAVUN'un canı sıkıldı, "Kullarını" İSLAM'ın üzerine MELANET, LİNÇ ve İFTİRALARLA saldı. Herkes bu dünyada kendini bir şekilde RAB'bine şahit tutacaktır BİİZNİLLAH.

    Rab'bim Cümlemizden Razı Olsun. Amin.


  5. 01.Eylül.2012, 20:55
    15
    mümini78
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 05.Ağustos.2012
    Üye No: 97289
    Mesaj Sayısı: 210
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 3

    Cevap: Muhyiddin İbn-i Arabi'nin şu sözleri şirk değil midir?

    Benim bu forumda hoşuma giden bir noktada herkes bütün konularda hemfikir olmasa bile bazı konularda ortak görüşe sahip olmasıdır.

    Bir konuda birbirine zıt düşen üyelerin başka konuda hem fikir olması benim hoşuma gidiyor.


  6. 01.Eylül.2012, 20:55
    15
    mümini78 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Devamlı Üye
    Benim bu forumda hoşuma giden bir noktada herkes bütün konularda hemfikir olmasa bile bazı konularda ortak görüşe sahip olmasıdır.

    Bir konuda birbirine zıt düşen üyelerin başka konuda hem fikir olması benim hoşuma gidiyor.


  7. 01.Eylül.2012, 21:09
    16
    @mir
    âb ü kil

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Ağustos.2009
    Üye No: 49589
    Mesaj Sayısı: 3,378
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 36
    Yaş: 42
    Bulunduğu yer: Dârü'l-İmtihân

    Cevap: Muhyiddin İbn-i Arabi'nin şu sözleri şirk değil midir?

    Alıntı
    Binâenaleyh (bundan dolayı) kevn (kozmik evren) ferdiyyet-i selâsiyye (üçlü tek) üzerine müstenid (kurulu) olduğu gibi muhabbet(sevgi)dahi bu ferdiyyet üzerine müstenid (kurulu) oldu. Zîrâ(çünkü) racül (erkek) Hak'tan ve kadın racülden (erkekten) müştakk olup (türeyip)yekdîğerine (birbirlerine) muhabbet ettiler (sevgi duydular).Ve bunun netîcesi olmak üzere racül (erkek), kadının kendi aslı (özü) bulunan erkeğe iştiyâkı (özlem duyması) kabîlinden(türünden) olarak, kendi aslıolan Rabb'ine müştâk (özlem duyan, can atan) oldu. Binâenaleyh(bundan dolayı) Allah Teâlâ kendi sûreti üzerine halk ettiği (yarattığı) kimseyi, ya'nî racülü (erkeği) sevdiği gibi, o racüle (erkeğe)kendisinden müştakk olan (türeyen) kadını sevdirdi. Şu halde racülün (erkeğin) muhabbeti (sevgisi) ancak kendisinden mütevekkin olan(doğan,meydana gelen) kadına vâkı'(olmuş) oldu ve racülün (erkeğin) muhabbeti (sevgisi) dahi kendinin aslı (özü) olan Hakk'â vâkı' (olmuş)oldu. Çünkü o vücûd-ı Hak'tan(Hakk’ın varlığından) mütekevvin oldu (meydana geldi).Binâenaleyh(bundan dolayı) racülün (erkeğin)muhabbetinde (sevgisinde) asl(esas) olan muhabbet-i ilâhiyyedir (ilahi sevgisidir) ve kadına olan muhabbetise muhabbet-i ilâhiyyeninfer'idir(bir koludur).İşte racül(erkek),muhabbet-i ilâhiyye (ilahi sevgi) üzerinde sâbit (mevcut)olduğu için / Sallallâhü aleyhi ve sellem Efendimiz hadîs-i şerîflerinde حُبًبَ إلَيً ya'nî "Bana sevdirildi" buyurdu. Ve أحْبَبْتُ ya'nî "Ben kendi nefsimden sevdim" buyurmadı. Çünkü onun muhabbeti(sevgisi),onu kendi sûreti üzerine halk eden (yaratan)Rabb-i mutlakadır (kayıtsız Rab’dır).Hattâ racülün (erkeğin) kendi kadınına olan muhabbeti (sevgisi) dahi, yine Rabb'ine müteallıktır(bağlıdır).Zîrâ (çünkü) kadına olan muhabbet (sevgi), muhabbet-i ilâhiyye (ilahi sevgi)iledir. Ve muhabbet-i ilâhiyye (ilahi sevgi) asıl,muhabbet-i nisâ (kadın sevgisi) ise fer'dir (asıldan bir uzantıdır). Ve racülün (erkeğin) kadına muhabbeti (sevgisi),tahalluk-ı ilâhi (ilahi ahlaklanma) ile mütehallık (ahlaklanmış) olmasından nâşîdir(dolayıdır).Çünkü tahalluk-i ilâhî (ilahi ahlaklanma) kendinden müştakk (türemiş) olan ve kendi sûreti üzerine bulunan insana muhabbettir (sevgidir).Ve kadın, racülün (erkeğin)sûreti üzere, racülden (erkekten) müştakk (türemiş, meydana gelmiş)olduğundan, bu tahalluk-ı ilâhî (ilahi ahlaklanma) netîcesi olarak racül(erkek) kadına muhabbet etmiştir (sevgi duymuştur).
    bu yazdıklarının itiraz ettiğimiz konu ile alakası yok
    büyük ihtimal yazının devamını saklamışsın
    bu durumda firavunun kulu olma sıfatının kime daha çok yakıştığı belli oluyor


  8. 01.Eylül.2012, 21:09
    16
    âb ü kil
    Alıntı
    Binâenaleyh (bundan dolayı) kevn (kozmik evren) ferdiyyet-i selâsiyye (üçlü tek) üzerine müstenid (kurulu) olduğu gibi muhabbet(sevgi)dahi bu ferdiyyet üzerine müstenid (kurulu) oldu. Zîrâ(çünkü) racül (erkek) Hak'tan ve kadın racülden (erkekten) müştakk olup (türeyip)yekdîğerine (birbirlerine) muhabbet ettiler (sevgi duydular).Ve bunun netîcesi olmak üzere racül (erkek), kadının kendi aslı (özü) bulunan erkeğe iştiyâkı (özlem duyması) kabîlinden(türünden) olarak, kendi aslıolan Rabb'ine müştâk (özlem duyan, can atan) oldu. Binâenaleyh(bundan dolayı) Allah Teâlâ kendi sûreti üzerine halk ettiği (yarattığı) kimseyi, ya'nî racülü (erkeği) sevdiği gibi, o racüle (erkeğe)kendisinden müştakk olan (türeyen) kadını sevdirdi. Şu halde racülün (erkeğin) muhabbeti (sevgisi) ancak kendisinden mütevekkin olan(doğan,meydana gelen) kadına vâkı'(olmuş) oldu ve racülün (erkeğin) muhabbeti (sevgisi) dahi kendinin aslı (özü) olan Hakk'â vâkı' (olmuş)oldu. Çünkü o vücûd-ı Hak'tan(Hakk’ın varlığından) mütekevvin oldu (meydana geldi).Binâenaleyh(bundan dolayı) racülün (erkeğin)muhabbetinde (sevgisinde) asl(esas) olan muhabbet-i ilâhiyyedir (ilahi sevgisidir) ve kadına olan muhabbetise muhabbet-i ilâhiyyeninfer'idir(bir koludur).İşte racül(erkek),muhabbet-i ilâhiyye (ilahi sevgi) üzerinde sâbit (mevcut)olduğu için / Sallallâhü aleyhi ve sellem Efendimiz hadîs-i şerîflerinde حُبًبَ إلَيً ya'nî "Bana sevdirildi" buyurdu. Ve أحْبَبْتُ ya'nî "Ben kendi nefsimden sevdim" buyurmadı. Çünkü onun muhabbeti(sevgisi),onu kendi sûreti üzerine halk eden (yaratan)Rabb-i mutlakadır (kayıtsız Rab’dır).Hattâ racülün (erkeğin) kendi kadınına olan muhabbeti (sevgisi) dahi, yine Rabb'ine müteallıktır(bağlıdır).Zîrâ (çünkü) kadına olan muhabbet (sevgi), muhabbet-i ilâhiyye (ilahi sevgi)iledir. Ve muhabbet-i ilâhiyye (ilahi sevgi) asıl,muhabbet-i nisâ (kadın sevgisi) ise fer'dir (asıldan bir uzantıdır). Ve racülün (erkeğin) kadına muhabbeti (sevgisi),tahalluk-ı ilâhi (ilahi ahlaklanma) ile mütehallık (ahlaklanmış) olmasından nâşîdir(dolayıdır).Çünkü tahalluk-i ilâhî (ilahi ahlaklanma) kendinden müştakk (türemiş) olan ve kendi sûreti üzerine bulunan insana muhabbettir (sevgidir).Ve kadın, racülün (erkeğin)sûreti üzere, racülden (erkekten) müştakk (türemiş, meydana gelmiş)olduğundan, bu tahalluk-ı ilâhî (ilahi ahlaklanma) netîcesi olarak racül(erkek) kadına muhabbet etmiştir (sevgi duymuştur).
    bu yazdıklarının itiraz ettiğimiz konu ile alakası yok
    büyük ihtimal yazının devamını saklamışsın
    bu durumda firavunun kulu olma sıfatının kime daha çok yakıştığı belli oluyor


  9. 01.Eylül.2012, 21:39
    17
    HAMMADUN
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Aralık.2010
    Üye No: 81065
    Mesaj Sayısı: 1,022
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Muhyiddin İbn-i Arabi'nin şu sözleri şirk değil midir?

    Alıntı
    Binâenaleyh (bundan dolayı) kevn (kozmik evren) ferdiyyet-i selâsiyye (üçlü tek) üzerine müstenid (kurulu) olduğu gibi muhabbet(sevgi)dahi bu ferdiyyet üzerine müstenid (kurulu) oldu. Zîrâ(çünkü) racül (erkek) Hak'tan ve kadın racülden (erkekten) müştakk olup (türeyip)yekdîğerine (birbirlerine) muhabbet ettiler (sevgi duydular).Ve bunun netîcesi olmak üzere racül (erkek), kadının kendi aslı (özü) bulunan erkeğe iştiyâkı (özlem duyması)kabîlinden(türünden) olarak, kendi aslıolan Rabb'ine müştâk (özlem duyan, can atan) oldu. Binâenaleyh(bundan dolayı) Allah Teâlâ kendi sûreti üzerine halk ettiği (yarattığı) kimseyi, ya'nî racülü (erkeği) sevdiği gibi, o racüle(erkeğe)kendisinden müştakk olan (türeyen) kadını sevdirdi. Şu halde racülün (erkeğin) muhabbeti (sevgisi) ancak kendisinden mütevekkin olan(doğan,meydana gelen) kadına vâkı'(olmuş) oldu ve racülün (erkeğin) muhabbeti(sevgisi) dahi kendinin aslı (özü) olan Hakk'â vâkı' (olmuş)oldu. Çünkü o vücûd-ı Hak'tan(Hakk’ın varlığından)mütekevvin oldu (meydana geldi).Binâenaleyh(bundan dolayı) racülün (erkeğin)muhabbetinde (sevgisinde) asl(esas)olan muhabbet-i ilâhiyyedir (ilahi sevgisidir) ve kadına olan muhabbetise muhabbet-i ilâhiyyeninfer'idir(bir koludur).İşte racül(erkek),muhabbet-i ilâhiyye (ilahi sevgi) üzerinde sâbit (mevcut)olduğu için / Sallallâhü aleyhi ve sellem Efendimiz hadîs-i şerîflerinde حُبًبَ إلَيً ya'nî "Bana sevdirildi" buyurdu. Ve أحْبَبْتُ ya'nî "Ben kendi nefsimden sevdim" buyurmadı. Çünkü onun muhabbeti(sevgisi),onu kendi sûreti üzerine halk eden (yaratan)Rabb-i mutlakadır (kayıtsız Rab’dır).Hattâ racülün (erkeğin) kendi kadınına olan muhabbeti (sevgisi) dahi, yine Rabb'ine müteallıktır(bağlıdır).Zîrâ(çünkü) kadına olan muhabbet (sevgi), muhabbet-i ilâhiyye (ilahi sevgi)iledir. Ve muhabbet-i ilâhiyye (ilahi sevgi)asıl,muhabbet-i nisâ (kadın sevgisi) ise fer'dir (asıldan bir uzantıdır). Ve racülün (erkeğin) kadına muhabbeti(sevgisi),tahalluk-ı ilâhi (ilahi ahlaklanma) ile mütehallık (ahlaklanmış) olmasından nâşîdir(dolayıdır).Çünkü tahalluk-i ilâhî (ilahi ahlaklanma) kendinden müştakk (türemiş) olan ve kendi sûreti üzerine bulunan insana muhabbettir(sevgidir).Ve kadın, racülün (erkeğin)sûreti üzere, racülden (erkekten) müştakk (türemiş, meydana gelmiş)olduğundan, bu tahalluk-ı ilâhî (ilahi ahlaklanma) netîcesi olarak racül(erkek) kadına muhabbet etmiştir (sevgi duymuştur).
    İtiraz ettiğiniz konunun aslı bu @mir. İnanmıyorsanız parasetemol'e sorunuz. Bir takım malum geniş mezheplilerin ve firavunun "KULLARI" nın buna cevap vermesi gerekirdi..... Ancak sizin değil.

    Bu hususa sizin cevap vermeniz bile hata. Çünkü O yazı saptırılmış ve sapık hali ile size ait değil....

    Müdafaasına soyunursanız eğer bir çok AYET-İ KERİME'yi İNKAR edersiniz ki; Allah Muhafaza. Bunu müdafa etmeyi üzerinize vazife addedmek istiyorsanız o sizin tercihiniz. Bu hususda size yardımcı olamam.

    Bu kadarlık bölümüyle iktifa edilmiş, bizde bu kadarlık bölümünü verdik. Kitabın tamamını versinler, bizde tamamını verelim. Onlar saptırıp, sapkınlıklarında boğulsunlar. Biz hakkı batılın üzerine serip RAB'bime HAMD EDELİM.

    Rab'bim Cümlemizden Razı Olsun. Amin.


  10. 01.Eylül.2012, 21:39
    17
    HAMMADUN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Alıntı
    Binâenaleyh (bundan dolayı) kevn (kozmik evren) ferdiyyet-i selâsiyye (üçlü tek) üzerine müstenid (kurulu) olduğu gibi muhabbet(sevgi)dahi bu ferdiyyet üzerine müstenid (kurulu) oldu. Zîrâ(çünkü) racül (erkek) Hak'tan ve kadın racülden (erkekten) müştakk olup (türeyip)yekdîğerine (birbirlerine) muhabbet ettiler (sevgi duydular).Ve bunun netîcesi olmak üzere racül (erkek), kadının kendi aslı (özü) bulunan erkeğe iştiyâkı (özlem duyması)kabîlinden(türünden) olarak, kendi aslıolan Rabb'ine müştâk (özlem duyan, can atan) oldu. Binâenaleyh(bundan dolayı) Allah Teâlâ kendi sûreti üzerine halk ettiği (yarattığı) kimseyi, ya'nî racülü (erkeği) sevdiği gibi, o racüle(erkeğe)kendisinden müştakk olan (türeyen) kadını sevdirdi. Şu halde racülün (erkeğin) muhabbeti (sevgisi) ancak kendisinden mütevekkin olan(doğan,meydana gelen) kadına vâkı'(olmuş) oldu ve racülün (erkeğin) muhabbeti(sevgisi) dahi kendinin aslı (özü) olan Hakk'â vâkı' (olmuş)oldu. Çünkü o vücûd-ı Hak'tan(Hakk’ın varlığından)mütekevvin oldu (meydana geldi).Binâenaleyh(bundan dolayı) racülün (erkeğin)muhabbetinde (sevgisinde) asl(esas)olan muhabbet-i ilâhiyyedir (ilahi sevgisidir) ve kadına olan muhabbetise muhabbet-i ilâhiyyeninfer'idir(bir koludur).İşte racül(erkek),muhabbet-i ilâhiyye (ilahi sevgi) üzerinde sâbit (mevcut)olduğu için / Sallallâhü aleyhi ve sellem Efendimiz hadîs-i şerîflerinde حُبًبَ إلَيً ya'nî "Bana sevdirildi" buyurdu. Ve أحْبَبْتُ ya'nî "Ben kendi nefsimden sevdim" buyurmadı. Çünkü onun muhabbeti(sevgisi),onu kendi sûreti üzerine halk eden (yaratan)Rabb-i mutlakadır (kayıtsız Rab’dır).Hattâ racülün (erkeğin) kendi kadınına olan muhabbeti (sevgisi) dahi, yine Rabb'ine müteallıktır(bağlıdır).Zîrâ(çünkü) kadına olan muhabbet (sevgi), muhabbet-i ilâhiyye (ilahi sevgi)iledir. Ve muhabbet-i ilâhiyye (ilahi sevgi)asıl,muhabbet-i nisâ (kadın sevgisi) ise fer'dir (asıldan bir uzantıdır). Ve racülün (erkeğin) kadına muhabbeti(sevgisi),tahalluk-ı ilâhi (ilahi ahlaklanma) ile mütehallık (ahlaklanmış) olmasından nâşîdir(dolayıdır).Çünkü tahalluk-i ilâhî (ilahi ahlaklanma) kendinden müştakk (türemiş) olan ve kendi sûreti üzerine bulunan insana muhabbettir(sevgidir).Ve kadın, racülün (erkeğin)sûreti üzere, racülden (erkekten) müştakk (türemiş, meydana gelmiş)olduğundan, bu tahalluk-ı ilâhî (ilahi ahlaklanma) netîcesi olarak racül(erkek) kadına muhabbet etmiştir (sevgi duymuştur).
    İtiraz ettiğiniz konunun aslı bu @mir. İnanmıyorsanız parasetemol'e sorunuz. Bir takım malum geniş mezheplilerin ve firavunun "KULLARI" nın buna cevap vermesi gerekirdi..... Ancak sizin değil.

    Bu hususa sizin cevap vermeniz bile hata. Çünkü O yazı saptırılmış ve sapık hali ile size ait değil....

    Müdafaasına soyunursanız eğer bir çok AYET-İ KERİME'yi İNKAR edersiniz ki; Allah Muhafaza. Bunu müdafa etmeyi üzerinize vazife addedmek istiyorsanız o sizin tercihiniz. Bu hususda size yardımcı olamam.

    Bu kadarlık bölümüyle iktifa edilmiş, bizde bu kadarlık bölümünü verdik. Kitabın tamamını versinler, bizde tamamını verelim. Onlar saptırıp, sapkınlıklarında boğulsunlar. Biz hakkı batılın üzerine serip RAB'bime HAMD EDELİM.

    Rab'bim Cümlemizden Razı Olsun. Amin.


  11. 01.Eylül.2012, 21:52
    18
    @mir
    âb ü kil

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Ağustos.2009
    Üye No: 49589
    Mesaj Sayısı: 3,378
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 36
    Yaş: 42
    Bulunduğu yer: Dârü'l-İmtihân

    Cevap: Muhyiddin İbn-i Arabi'nin şu sözleri şirk değil midir?

    konuyu çan kişinin itirazı şu cümleye:
    Alıntı
    Onun için kendisinde fena bulduğu kadın suretine girerek tekrar kendisine dönmesi için yıkanma (gusul) ile onu temizlemiştir.
    ve bu cümleye ben de itiraz ediyorum
    senin verdiğin kısımda ise kitabın bundan önceki kısımları verilmiş tam bu kısımda kesilmiş

    neyse yok dediğin yeri ben buldum vereyim:
    Alıntı
    Vaktâki erkek kadına muhabbet etti, vuslatı istedi; ya'nî muhabbette vâkı' olan vuslatın gâyesini taleb etti; imdi neş'et-i unsuriyye sûretinde nikâhdan a'zam vuslat olmadı. Ve işte bunun için şehvet, onun bütün eczâsına âmm olur. Ve bundan dolayı ondan iğtisâl ile emrolundu. Binâenaleyh husûl-i şehvet indinde onda fenânın âmm olması gibi, tahâret âmm oldu. Zîrâ muhakkak Hak Teâlâ abdi üzerine gayûrdur ki, kendisinin gayrisi ile iltizâz eylediğini i'tikâd ede. Böyle olunca kendisinde fânî olduğu kimsede, ona nazar ile Hakk'a rücû' etmesi için, onu gusl ile tathîr eyledi. Çünkü bunun gayri vâkı' değildir. İmdi erkek, Hakk'ı kadında müşâhede ettikde, onun şuhûdu münfailde oldu. Ve kadının kendisinden zuhûru haysiyyetinden Hakk'ı kendi nefsinde muşâhede ettikde, onu fâilde müşâhede eyledi. Ve kendisinden mütevekkin olan şeyin sûretini istihzâr etmediği haysiyyetle onu nefsinden müşâhede ettikde, onun şuhûdu bilâ-vâsıta Hak'tan münfailde vâkı' olur. Binâenaleyh racülün Hak için şuhûdu, kadında etemm ve ekmeldir. Zîrâ Hakk'ı fâil ve münfail olduğu haysiyyetten müşâhede eder. Ve kendi nefsinden şuhûdu, hâssaten racülün münfail olması haysiyyetiyledir.(12).
    Vaktâki (ne zaman ki) erkek Allah'ın sevdirmesi ile kadına muhabbet etti (sevdi), kadına kavuşmak istedi. / Ya'nî îcâb-ı muhabbet(sevginin gereği) olan kavuşmak keyfiyyetinin (hususunun)nihâyetini (sonunu) taleb etti (istedi). Bu neş'et-i unsuriyye (vücûda gelmiş unsurlar) sûretinde ve bu kesâfet-i cismâniyyede(kesifleşmiş cisimlerde), nikâhdan, ya'nî cimâ'dan (çiftleşmeden)daha büyük bir vuslat (kavuşma) vâkı' olmadı (gerçekleşmedi). İşte erkek kadını ve kadın erkeği sevip her ikisi de yekdîğerinden (biri diğerinden) vuslatın (kavuşmanın) nihâyeti (sonu) olan cimâ'ı(çiftleşmeyi) taleb ettikleri (istedikleri) için, hîn-i inzâlde (boşalma sırasında) şehvet, vücûdlarının bi'l-cümle (bütün) eczâsına(parçaçıklarına) sirâyet edip (yayılıp) erkek kadının ve kadın erkeğin süretinde ve şehvette fânî (yok) oldular. Ve şehvet onların eczâ-yı vücûdlarına (vücutlarının en küçük zerrelerin) umûmen (hepsine)sirâyet ettiği (yayıldığı) için cimâ'dan (çiftleşmeden) gusl etmekle(boy aptesti almakla) emrolundular. Binâenaleyh (bundan dolayı)şehvetin husûlü (meydana geldiği) indinde (sırada) erkeğin kadında ve kadının erkekte fenâlarının (yok olmalarının) umûmî (her ikisine de) olması gibi, her ikisi hakkında dahi tahâret (temizlenmek)umûmî (bütüne (her ikisine) oldu. Zîrâ (çünkü) Hak Teâlâ hazretleri kulları üzerine gayûrdur (kıskançtır). Bu gayretinden(kıskançlığından) nâşî (dolayı), istemez ki kulları, kendisinin gayri(başka) olan suver (suretler) ile iltizâz eyledikleri (lezzet aldıkları)i'tikâdında (inancında) bulunsunlar. Binâenaleyh (bundan dolayı)erkeğin fânî (yok) olduğu kadından ve kadının şehvetle fânî (yok)olduğu erkekten, Hakk'a nâzır (Hakk’a dönük) olmaları ve Hakk'a rücû' eylemeleri (geri dönmeleri) için, gayr (başka) ile iltizâz(lezzetlenme) i'tikâdından (inancından) mütehassıl (hasıl) olan cenâbetten Hak onları gusül (boy aptesti almak) ile tathîr eyledi(temizledi). Zîrâ (çünkü) vücûd-i Hakk'ı (Hakk’ın varlığını)mükevvenâtın (bütün mahlukların) vücûdundan (varlığından) gayri(başka) gören kimseler, esnâ-yı cimâ’da (birleşme sırasında)kadının sûretinde fânî (yok) olurlar; ve kadının vücûdundan lezzet aldıkları i'tikâdında (inancında) bulunurlar. Onlar gerek kendinin ve gerek kadının sûretinde müteayyin olanın (meydana çıkanın) Hak olduğundan gâfildirler (habersizdirler). Velâkin (fakat) müşâhede(görüş) sâhibi olan ârif (bilirkişi), her sûrette Hakk'ı müşâhede eder(görür). Ve racül (erkek) Hakk'ın ve kadın dahi racülün (erkeğin)sûretinde zâhir olduğu (açığa çıktığı, göründüğü) cihetle, (yönüyle)racüle (erkeğe) nisbeten (göre) Hakk'ın / fâiliyyetini (etkenliğini) ve kadına nisbeten (göre) Hakk'ın münfailiyyetini (edilgenliğini)müşâhede eder (görür). Ve bi'n-netîce (sonuç olarak) Hakk'ı, kadının mazharında (görüntü yerinde (suretinde) ekmel-i vech üzere(en mükemmel ve kusursuz şekilde) müşâhede eyler (görür). Zîrâ(çünkü) vücûdda (varlıkta), nefs-i emr (işin aslı) bundan başka bir şey değildir.
    İmdi (buna göre) racül (erkek) vuslat (kavuşma) hâlinde Hakk'ı kadında müşâhede eylediği (gördüğü) vakit, onun Hakk'ı müşâhedesi (görmesi) münfailde (“edilgen”de) olur. Çünkü kadın mahall-i infiâldir (etkilenme yeridir). Ve racül (erkek) Hakk'ı, mahall-i infiâl (etkilenme yeri) olan kadının sûretinde zuhûru (görünmesi)i'tibâriyle, (dolayısıyla) müşâhede etmiş (görmüş) olur. Ve racül(erkek) kadının kendisinden zuhûru (meydana çıktığı) i'tibâriyleHakk'ı, hâlet-i vuslatta (kavuşma halinde), kendi nefsinde müşâhede ettiği (gördüğü) vakit, Hakk'ı fâilde (“etken”de)müşâhede eder (görür). Çünkü kadın, racülün (erkeğin) sûretinde olarak, racülden (erkekten) zâhir olduğu (meydana geldiği) cihetle, kadın bu i'tibârla (bakımdan) fâil (etken) olur. Binâenaleyh (bundan dolayı) bu müşâhede (görüş) sâhibi Hakk'ı kendi nefsinde fâiliyyet(etkenlik) sıfatı ile müşâhede eylemiş (görmüş) olur. Ve racül(erkek) kendinden mütekevvin (oluşmuş) olan kadının sûretini istihzâr etmediği (hatırlamadığı) halde, Hakk'ı kendi nefsinde müşâhede eyledikde (gördüğünde), onun şuhûdu (görüşü) bilâ-vâsıta (vasıtasız) Hak'tan münfailde (edilgende) vâkı' (olmuş) olur. Ve bu şuhûd (görüş) sâhibi, iki evvelki şuhûd (görüş) beynini(arasını) cem' etmiş (toplamış) bulunur. Çünkü onun nefsi bilâ-vâsıta (vasıtasız) Hak'tan münfaildir (edilgendir). Binâenaleyh(bundan dolayı) Hakk'ı vech-i evvel (ilk şekil) üzere hem fâilde(etkende) ve vech-i sâni (ikinci şekil) üzere hem de münfailde(edilgende) müşâhede etmiş (görmüş) olur. Böyle olunca, racülün(erkeğin) Hak için olan şuhûdu (görüşü), kadında etemm (en tam)ve ekmeldir (en mükemmeldir). Çünkü racül (erkek) üçüncü vech(şekil) üzere Hakk'ı kadında hem fâil (etken) ve hem de münfail(edilgen) olarak müşâhede eder (görür). Ve racülün (erkeğin) kendi nefsinden Hakk'ın şuhûdu, (görüşü) hâssaten (özellikle) racülün(erkeğin) münfail (edilgen) olması haysiyyetiyledir (sebebiyledir). Çünkü Hak racülü (erkeği) kendi sûreti üzerine halk ettiği (yarattığı)için racül (erkek) münfaildir (edilgendir). Ve kadına nisbetle (göre)Hakk'ı / kendi nefsinden müşâhede etse (görse), onun Hak hakkındaki şuhûdu (görüşü) bilhassa (özellikle) fâilde (etkende) vâkı' olmuş (gerçekleşmiş) olur. Binâenaleyh (bundan dolayı) racülün(erkeğin) Hak hakkındaki şuhûdu (görüşü) hem fâiliyyet (etkinlik) ve hem de münfailiyyetle (edilgenlikle) olduğu için kadında etemm (en tam) ve ekmeldir (en mükemmeldir).
    dikkatli okursan çeviride kasten oynama yapıldığını anlarsın


  12. 01.Eylül.2012, 21:52
    18
    âb ü kil
    konuyu çan kişinin itirazı şu cümleye:
    Alıntı
    Onun için kendisinde fena bulduğu kadın suretine girerek tekrar kendisine dönmesi için yıkanma (gusul) ile onu temizlemiştir.
    ve bu cümleye ben de itiraz ediyorum
    senin verdiğin kısımda ise kitabın bundan önceki kısımları verilmiş tam bu kısımda kesilmiş

    neyse yok dediğin yeri ben buldum vereyim:
    Alıntı
    Vaktâki erkek kadına muhabbet etti, vuslatı istedi; ya'nî muhabbette vâkı' olan vuslatın gâyesini taleb etti; imdi neş'et-i unsuriyye sûretinde nikâhdan a'zam vuslat olmadı. Ve işte bunun için şehvet, onun bütün eczâsına âmm olur. Ve bundan dolayı ondan iğtisâl ile emrolundu. Binâenaleyh husûl-i şehvet indinde onda fenânın âmm olması gibi, tahâret âmm oldu. Zîrâ muhakkak Hak Teâlâ abdi üzerine gayûrdur ki, kendisinin gayrisi ile iltizâz eylediğini i'tikâd ede. Böyle olunca kendisinde fânî olduğu kimsede, ona nazar ile Hakk'a rücû' etmesi için, onu gusl ile tathîr eyledi. Çünkü bunun gayri vâkı' değildir. İmdi erkek, Hakk'ı kadında müşâhede ettikde, onun şuhûdu münfailde oldu. Ve kadının kendisinden zuhûru haysiyyetinden Hakk'ı kendi nefsinde muşâhede ettikde, onu fâilde müşâhede eyledi. Ve kendisinden mütevekkin olan şeyin sûretini istihzâr etmediği haysiyyetle onu nefsinden müşâhede ettikde, onun şuhûdu bilâ-vâsıta Hak'tan münfailde vâkı' olur. Binâenaleyh racülün Hak için şuhûdu, kadında etemm ve ekmeldir. Zîrâ Hakk'ı fâil ve münfail olduğu haysiyyetten müşâhede eder. Ve kendi nefsinden şuhûdu, hâssaten racülün münfail olması haysiyyetiyledir.(12).
    Vaktâki (ne zaman ki) erkek Allah'ın sevdirmesi ile kadına muhabbet etti (sevdi), kadına kavuşmak istedi. / Ya'nî îcâb-ı muhabbet(sevginin gereği) olan kavuşmak keyfiyyetinin (hususunun)nihâyetini (sonunu) taleb etti (istedi). Bu neş'et-i unsuriyye (vücûda gelmiş unsurlar) sûretinde ve bu kesâfet-i cismâniyyede(kesifleşmiş cisimlerde), nikâhdan, ya'nî cimâ'dan (çiftleşmeden)daha büyük bir vuslat (kavuşma) vâkı' olmadı (gerçekleşmedi). İşte erkek kadını ve kadın erkeği sevip her ikisi de yekdîğerinden (biri diğerinden) vuslatın (kavuşmanın) nihâyeti (sonu) olan cimâ'ı(çiftleşmeyi) taleb ettikleri (istedikleri) için, hîn-i inzâlde (boşalma sırasında) şehvet, vücûdlarının bi'l-cümle (bütün) eczâsına(parçaçıklarına) sirâyet edip (yayılıp) erkek kadının ve kadın erkeğin süretinde ve şehvette fânî (yok) oldular. Ve şehvet onların eczâ-yı vücûdlarına (vücutlarının en küçük zerrelerin) umûmen (hepsine)sirâyet ettiği (yayıldığı) için cimâ'dan (çiftleşmeden) gusl etmekle(boy aptesti almakla) emrolundular. Binâenaleyh (bundan dolayı)şehvetin husûlü (meydana geldiği) indinde (sırada) erkeğin kadında ve kadının erkekte fenâlarının (yok olmalarının) umûmî (her ikisine de) olması gibi, her ikisi hakkında dahi tahâret (temizlenmek)umûmî (bütüne (her ikisine) oldu. Zîrâ (çünkü) Hak Teâlâ hazretleri kulları üzerine gayûrdur (kıskançtır). Bu gayretinden(kıskançlığından) nâşî (dolayı), istemez ki kulları, kendisinin gayri(başka) olan suver (suretler) ile iltizâz eyledikleri (lezzet aldıkları)i'tikâdında (inancında) bulunsunlar. Binâenaleyh (bundan dolayı)erkeğin fânî (yok) olduğu kadından ve kadının şehvetle fânî (yok)olduğu erkekten, Hakk'a nâzır (Hakk’a dönük) olmaları ve Hakk'a rücû' eylemeleri (geri dönmeleri) için, gayr (başka) ile iltizâz(lezzetlenme) i'tikâdından (inancından) mütehassıl (hasıl) olan cenâbetten Hak onları gusül (boy aptesti almak) ile tathîr eyledi(temizledi). Zîrâ (çünkü) vücûd-i Hakk'ı (Hakk’ın varlığını)mükevvenâtın (bütün mahlukların) vücûdundan (varlığından) gayri(başka) gören kimseler, esnâ-yı cimâ’da (birleşme sırasında)kadının sûretinde fânî (yok) olurlar; ve kadının vücûdundan lezzet aldıkları i'tikâdında (inancında) bulunurlar. Onlar gerek kendinin ve gerek kadının sûretinde müteayyin olanın (meydana çıkanın) Hak olduğundan gâfildirler (habersizdirler). Velâkin (fakat) müşâhede(görüş) sâhibi olan ârif (bilirkişi), her sûrette Hakk'ı müşâhede eder(görür). Ve racül (erkek) Hakk'ın ve kadın dahi racülün (erkeğin)sûretinde zâhir olduğu (açığa çıktığı, göründüğü) cihetle, (yönüyle)racüle (erkeğe) nisbeten (göre) Hakk'ın / fâiliyyetini (etkenliğini) ve kadına nisbeten (göre) Hakk'ın münfailiyyetini (edilgenliğini)müşâhede eder (görür). Ve bi'n-netîce (sonuç olarak) Hakk'ı, kadının mazharında (görüntü yerinde (suretinde) ekmel-i vech üzere(en mükemmel ve kusursuz şekilde) müşâhede eyler (görür). Zîrâ(çünkü) vücûdda (varlıkta), nefs-i emr (işin aslı) bundan başka bir şey değildir.
    İmdi (buna göre) racül (erkek) vuslat (kavuşma) hâlinde Hakk'ı kadında müşâhede eylediği (gördüğü) vakit, onun Hakk'ı müşâhedesi (görmesi) münfailde (“edilgen”de) olur. Çünkü kadın mahall-i infiâldir (etkilenme yeridir). Ve racül (erkek) Hakk'ı, mahall-i infiâl (etkilenme yeri) olan kadının sûretinde zuhûru (görünmesi)i'tibâriyle, (dolayısıyla) müşâhede etmiş (görmüş) olur. Ve racül(erkek) kadının kendisinden zuhûru (meydana çıktığı) i'tibâriyleHakk'ı, hâlet-i vuslatta (kavuşma halinde), kendi nefsinde müşâhede ettiği (gördüğü) vakit, Hakk'ı fâilde (“etken”de)müşâhede eder (görür). Çünkü kadın, racülün (erkeğin) sûretinde olarak, racülden (erkekten) zâhir olduğu (meydana geldiği) cihetle, kadın bu i'tibârla (bakımdan) fâil (etken) olur. Binâenaleyh (bundan dolayı) bu müşâhede (görüş) sâhibi Hakk'ı kendi nefsinde fâiliyyet(etkenlik) sıfatı ile müşâhede eylemiş (görmüş) olur. Ve racül(erkek) kendinden mütekevvin (oluşmuş) olan kadının sûretini istihzâr etmediği (hatırlamadığı) halde, Hakk'ı kendi nefsinde müşâhede eyledikde (gördüğünde), onun şuhûdu (görüşü) bilâ-vâsıta (vasıtasız) Hak'tan münfailde (edilgende) vâkı' (olmuş) olur. Ve bu şuhûd (görüş) sâhibi, iki evvelki şuhûd (görüş) beynini(arasını) cem' etmiş (toplamış) bulunur. Çünkü onun nefsi bilâ-vâsıta (vasıtasız) Hak'tan münfaildir (edilgendir). Binâenaleyh(bundan dolayı) Hakk'ı vech-i evvel (ilk şekil) üzere hem fâilde(etkende) ve vech-i sâni (ikinci şekil) üzere hem de münfailde(edilgende) müşâhede etmiş (görmüş) olur. Böyle olunca, racülün(erkeğin) Hak için olan şuhûdu (görüşü), kadında etemm (en tam)ve ekmeldir (en mükemmeldir). Çünkü racül (erkek) üçüncü vech(şekil) üzere Hakk'ı kadında hem fâil (etken) ve hem de münfail(edilgen) olarak müşâhede eder (görür). Ve racülün (erkeğin) kendi nefsinden Hakk'ın şuhûdu, (görüşü) hâssaten (özellikle) racülün(erkeğin) münfail (edilgen) olması haysiyyetiyledir (sebebiyledir). Çünkü Hak racülü (erkeği) kendi sûreti üzerine halk ettiği (yarattığı)için racül (erkek) münfaildir (edilgendir). Ve kadına nisbetle (göre)Hakk'ı / kendi nefsinden müşâhede etse (görse), onun Hak hakkındaki şuhûdu (görüşü) bilhassa (özellikle) fâilde (etkende) vâkı' olmuş (gerçekleşmiş) olur. Binâenaleyh (bundan dolayı) racülün(erkeğin) Hak hakkındaki şuhûdu (görüşü) hem fâiliyyet (etkinlik) ve hem de münfailiyyetle (edilgenlikle) olduğu için kadında etemm (en tam) ve ekmeldir (en mükemmeldir).
    dikkatli okursan çeviride kasten oynama yapıldığını anlarsın


  13. 01.Eylül.2012, 22:51
    19
    HAMMADUN
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Aralık.2010
    Üye No: 81065
    Mesaj Sayısı: 1,022
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Muhyiddin İbn-i Arabi'nin şu sözleri şirk değil midir?

    Alıntı
    Binâenaleyh (bundan dolayı) kevn (kozmik evren) ferdiyyet-i selâsiyye (üçlü tek) üzerine müstenid (kurulu) olduğu gibi muhabbet(sevgi) dahi bu ferdiyyet üzerine müstenid (kurulu) oldu. Zîrâ(çünkü) racül (erkek) Hak'tan ve kadın racülden (erkekten) müştakk olup (türeyip) yekdîğerine (birbirlerine) muhabbet ettiler (sevgi duydular). Ve bunun netîcesi olmak üzere racül (erkek), kadının kendi aslı (özü) bulunan erkeğe iştiyâkı (özlem duyması) kabîlinden(türünden) olarak, kendi aslı olan Rabb'ine müştâk (özlem duyan, can atan) oldu. Binâenaleyh (bundan dolayı) Allah Teâlâ kendi sûreti üzerine halk ettiği (yarattığı) kimseyi, ya'nî racülü (erkeği) sevdiği gibi, o racüle (erkeğe) kendisinden müştakk olan (türeyen) kadını sevdirdi. Şu halde racülün (erkeğin) muhabbeti (sevgisi) ancak kendisinden mütevekkin olan (doğan, meydana gelen) kadına vâkı'(olmuş) oldu ve racülün (erkeğin) muhabbeti (sevgisi) dahi kendinin aslı (özü) olan Hakk'â vâkı' (olmuş) oldu. Çünkü o vücûd-ı Hak'tan(Hakk’ın varlığından) mütekevvin oldu (meydana geldi). Binâenaleyh(bundan dolayı) racülün (erkeğin) muhabbetinde (sevgisinde) asl(esas) olan muhabbet-i ilâhiyyedir (ilahi sevgisidir) ve kadına olan muhabbet ise muhabbet-i ilâhiyyenin fer'idir (bir koludur). İşte racül(erkek), muhabbet-i ilâhiyye (ilahi sevgi) üzerinde sâbit (mevcut)olduğu için / Sallallâhü aleyhi ve sellem Efendimiz hadîs-i şerîflerinde حُبًبَ إلَيً ya'nî "Bana sevdirildi" buyurdu. Ve أحْبَبْتُ ya'nî "Ben kendi nefsimden sevdim" buyurmadı. Çünkü onun muhabbeti (sevgisi), onu kendi sûreti üzerine halk eden (yaratan)Rabb-i mutlakadır (kayıtsız Rab’dır). Hattâ racülün (erkeğin) kendi kadınına olan muhabbeti (sevgisi) dahi, yine Rabb'ine müteallıktır(bağlıdır). Zîrâ (çünkü) kadına olan muhabbet (sevgi), muhabbet-i ilâhiyye (ilahi sevgi) iledir. Ve muhabbet-i ilâhiyye (ilahi sevgi) asıl,muhabbet-i nisâ (kadın sevgisi) ise fer'dir (asıldan bir uzantıdır). Ve racülün (erkeğin) kadına muhabbeti (sevgisi), tahalluk-ı ilâhi (ilahi ahlaklanma) ile mütehallık (ahlaklanmış) olmasından nâşîdir(dolayıdır). Çünkü tahalluk-i ilâhî (ilahi ahlaklanma) kendinden müştakk (türemiş) olan ve kendi sûreti üzerine bulunan insana muhabbettir (sevgidir). Ve kadın, racülün (erkeğin) sûreti üzere, racülden (erkekten) müştakk (türemiş, meydana gelmiş)olduğundan, bu tahalluk-ı ilâhî (ilahi ahlaklanma) netîcesi olarak racül(erkek) kadına muhabbet etmiştir (sevgi duymuştur).

    Mesnevî:
    خالقست آن كوييا مخلوق نيست چرتو حقست آن معشوق نيسب
    Tercüme: "Kadın pertev-i Hak'tır (Hakk’ın nurudur); o ma'şûk (aşık olunan, sevilen) değildir. Ve mazhar-ı ilâhî (Hakk’ın görüntü mahalli)olması i'tibâriyle (dolayısıyla) o gûyâ (sözde) Hâlık'tır (yaratıcıdır), mahlûk (yaratık) değildir:"

    Vaktâki erkek kadına muhabbet etti, vuslatı istedi; ya'nî muhabbette vâkı' olan vuslatın gâyesini taleb etti; imdi neş'et-i unsuriyye sûretinde nikâhdan a'zam vuslat olmadı. Ve işte bunun için şehvet, onun bütün eczâsına âmm olur. Ve bundan dolayı ondan iğtisâl ile emrolundu. Binâenaleyh husûl-i şehvet indinde onda fenânın âmm olması gibi, tahâret âmm oldu. Zîrâ muhakkak Hak Teâlâ abdi üzerine gayûrdur ki, kendisinin gayrisi ile iltizâz eylediğini i'tikâd ede. Böyle olunca kendisinde fânî olduğu kimsede, ona nazar ile Hakk'a rücû' etmesi için, onu gusl ile tathîr eyledi. Çünkü bunun gayri vâkı' değildir. İmdi erkek, Hakk'ı kadında müşâhede ettikde, onun şuhûdu münfailde oldu. Ve kadının kendisinden zuhûru haysiyyetinden Hakk'ı kendi nefsinde muşâhede ettikde, onu fâilde müşâhede eyledi. Ve kendisinden mütevekkin olan şeyin sûretini istihzâr etmediği haysiyyetle onu nefsinden müşâhede ettikde, onun şuhûdu bilâ-vâsıta Hak'tan münfailde vâkı' olur. Binâenaleyh racülün Hak için şuhûdu, kadında etemm ve ekmeldir. Zîrâ Hakk'ı fâil ve münfail olduğu haysiyyetten müşâhede eder. Ve kendi nefsinden şuhûdu, hâssaten racülün münfail olması haysiyyetiyledir.(12).

    Vaktâki (ne zaman ki) erkek Allah'ın sevdirmesi ile kadına muhabbet etti (sevdi), kadına kavuşmak istedi. / Ya'nî îcâb-ı muhabbet(sevginin gereği) olan kavuşmak keyfiyyetinin (hususunun)nihâyetini (sonunu) taleb etti (istedi). Bu neş'et-i unsuriyye (vücûda gelmiş unsurlar) sûretinde ve bu kesâfet-i cismâniyyede(kesifleşmiş cisimlerde), nikâhdan, ya'nî cimâ'dan (çiftleşmeden)daha büyük bir vuslat (kavuşma) vâkı' olmadı (gerçekleşmedi). İşte erkek kadını ve kadın erkeği sevip her ikisi de yekdîğerinden (biri diğerinden) vuslatın (kavuşmanın) nihâyeti (sonu) olan cimâ'ı(çiftleşmeyi) taleb ettikleri (istedikleri) için, hîn-i inzâlde (boşalma sırasında) şehvet, vücûdlarının bi'l-cümle (bütün) eczâsına(parçaçıklarına) sirâyet edip (yayılıp) erkek kadının ve kadın erkeğin süretinde ve şehvette fânî (yok) oldular. Ve şehvet onların eczâ-yı vücûdlarına (vücutlarının en küçük zerrelerin) umûmen (hepsine)sirâyet ettiği (yayıldığı) için cimâ'dan (çiftleşmeden) gusl etmekle(boy aptesti almakla) emrolundular. Binâenaleyh (bundan dolayı)şehvetin husûlü (meydana geldiği) indinde (sırada) erkeğin kadında ve kadının erkekte fenâlarının (yok olmalarının) umûmî (her ikisine de) olması gibi, her ikisi hakkında dahi tahâret (temizlenmek)umûmî (bütüne (her ikisine) oldu. Zîrâ (çünkü) Hak Teâlâ hazretleri kulları üzerine gayûrdur (kıskançtır). Bu gayretinden(kıskançlığından) nâşî (dolayı), istemez ki kulları, kendisinin gayri(başka) olan suver (suretler) ile iltizâz eyledikleri (lezzet aldıkları)i'tikâdında (inancında) bulunsunlar. Binâenaleyh (bundan dolayı)erkeğin fânî (yok) olduğu kadından ve kadının şehvetle fânî (yok)olduğu erkekten, Hakk'a nâzır (Hakk’a dönük) olmaları ve Hakk'a rücû' eylemeleri (geri dönmeleri) için, gayr (başka) ile iltizâz(lezzetlenme) i'tikâdından (inancından) mütehassıl (hasıl) olan cenâbetten Hak onları gusül (boy aptesti almak) ile tathîr eyledi(temizledi). Zîrâ (çünkü) vücûd-i Hakk'ı (Hakk’ın varlığını)mükevvenâtın (bütün mahlukların) vücûdundan (varlığından) gayri(başka) gören kimseler, esnâ-yı cimâ’da (birleşme sırasında)kadının sûretinde fânî (yok) olurlar; ve kadının vücûdundan lezzet aldıkları i'tikâdında (inancında) bulunurlar. Onlar gerek kendinin ve gerek kadının sûretinde müteayyin olanın (meydana çıkanın) Hak olduğundan gâfildirler (habersizdirler). Velâkin (fakat) müşâhede(görüş) sâhibi olan ârif (bilirkişi), her sûrette Hakk'ı müşâhede eder(görür). Ve racül (erkek) Hakk'ın ve kadın dahi racülün (erkeğin)sûretinde zâhir olduğu (açığa çıktığı, göründüğü) cihetle, (yönüyle)racüle (erkeğe) nisbeten (göre) Hakk'ın / fâiliyyetini (etkenliğini) ve kadına nisbeten (göre) Hakk'ın münfailiyyetini (edilgenliğini)müşâhede eder (görür). Ve bi'n-netîce (sonuç olarak) Hakk'ı, kadının mazharında (görüntü yerinde (suretinde) ekmel-i vech üzere(en mükemmel ve kusursuz şekilde) müşâhede eyler (görür). Zîrâ(çünkü) vücûdda (varlıkta), nefs-i emr (işin aslı) bundan başka bir şey değildir.
    İmdi (buna göre) racül (erkek) vuslat (kavuşma) hâlinde Hakk'ı kadında müşâhede eylediği (gördüğü) vakit, onun Hakk'ı müşâhedesi (görmesi) münfailde (“edilgen”de) olur. Çünkü kadın mahall-i infiâldir (etkilenme yeridir). Ve racül (erkek) Hakk'ı, mahall-i infiâl (etkilenme yeri) olan kadının sûretinde zuhûru (görünmesi)i'tibâriyle, (dolayısıyla) müşâhede etmiş (görmüş) olur. Ve racül(erkek) kadının kendisinden zuhûru (meydana çıktığı) i'tibâriyleHakk'ı, hâlet-i vuslatta (kavuşma halinde), kendi nefsinde müşâhede ettiği (gördüğü) vakit, Hakk'ı fâilde (“etken”de)müşâhede eder (görür). Çünkü kadın, racülün (erkeğin) sûretinde olarak, racülden (erkekten) zâhir olduğu (meydana geldiği) cihetle, kadın bu i'tibârla (bakımdan) fâil (etken) olur. Binâenaleyh (bundan dolayı) bu müşâhede (görüş) sâhibi Hakk'ı kendi nefsinde fâiliyyet(etkenlik) sıfatı ile müşâhede eylemiş (görmüş) olur. Ve racül(erkek) kendinden mütekevvin (oluşmuş) olan kadının sûretini istihzâr etmediği (hatırlamadığı) halde, Hakk'ı kendi nefsinde müşâhede eyledikde (gördüğünde), onun şuhûdu (görüşü) bilâ-vâsıta (vasıtasız) Hak'tan münfailde (edilgende) vâkı' (olmuş) olur. Ve bu şuhûd (görüş) sâhibi, iki evvelki şuhûd (görüş) beynini(arasını) cem' etmiş (toplamış) bulunur. Çünkü onun nefsi bilâ-vâsıta (vasıtasız) Hak'tan münfaildir (edilgendir). Binâenaleyh(bundan dolayı) Hakk'ı vech-i evvel (ilk şekil) üzere hem fâilde(etkende) ve vech-i sâni (ikinci şekil) üzere hem de münfailde(edilgende) müşâhede etmiş (görmüş) olur. Böyle olunca, racülün(erkeğin) Hak için olan şuhûdu (görüşü), kadında etemm (en tam)ve ekmeldir (en mükemmeldir). Çünkü racül (erkek) üçüncü vech(şekil) üzere Hakk'ı kadında hem fâil (etken) ve hem de münfail(edilgen) olarak müşâhede eder (görür). Ve racülün (erkeğin) kendi nefsinden Hakk'ın şuhûdu, (görüşü) hâssaten (özellikle) racülün(erkeğin) münfail (edilgen) olması haysiyyetiyledir (sebebiyledir). Çünkü Hak racülü (erkeği) kendi sûreti üzerine halk ettiği (yarattığı)için racül (erkek) münfaildir (edilgendir). Ve kadına nisbetle (göre)Hakk'ı / kendi nefsinden müşâhede etse (görse), onun Hak hakkındaki şuhûdu (görüşü) bilhassa (özellikle) fâilde (etkende) vâkı' olmuş (gerçekleşmiş) olur. Binâenaleyh (bundan dolayı) racülün(erkeğin) Hak hakkındaki şuhûdu (görüşü) hem fâiliyyet (etkinlik) ve hem de münfailiyyetle (edilgenlikle) olduğu için kadında etemm (en tam) ve ekmeldir (en mükemmeldir).
    @mir kardeşim. Konunun tamamını alıntı yaptım ve tekraren okudum. Ancak burada şirk denilen bölümü bir türlü bulamadım. Çeviride eğer kasıtlı bir yön varsa. O kasıtlı olan yönü işaretleyip bize gösterebilirmisiniz.....

    Rab'bim Cümlemizden Razı Olsun. Amin.


  14. 01.Eylül.2012, 22:51
    19
    HAMMADUN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Alıntı
    Binâenaleyh (bundan dolayı) kevn (kozmik evren) ferdiyyet-i selâsiyye (üçlü tek) üzerine müstenid (kurulu) olduğu gibi muhabbet(sevgi) dahi bu ferdiyyet üzerine müstenid (kurulu) oldu. Zîrâ(çünkü) racül (erkek) Hak'tan ve kadın racülden (erkekten) müştakk olup (türeyip) yekdîğerine (birbirlerine) muhabbet ettiler (sevgi duydular). Ve bunun netîcesi olmak üzere racül (erkek), kadının kendi aslı (özü) bulunan erkeğe iştiyâkı (özlem duyması) kabîlinden(türünden) olarak, kendi aslı olan Rabb'ine müştâk (özlem duyan, can atan) oldu. Binâenaleyh (bundan dolayı) Allah Teâlâ kendi sûreti üzerine halk ettiği (yarattığı) kimseyi, ya'nî racülü (erkeği) sevdiği gibi, o racüle (erkeğe) kendisinden müştakk olan (türeyen) kadını sevdirdi. Şu halde racülün (erkeğin) muhabbeti (sevgisi) ancak kendisinden mütevekkin olan (doğan, meydana gelen) kadına vâkı'(olmuş) oldu ve racülün (erkeğin) muhabbeti (sevgisi) dahi kendinin aslı (özü) olan Hakk'â vâkı' (olmuş) oldu. Çünkü o vücûd-ı Hak'tan(Hakk’ın varlığından) mütekevvin oldu (meydana geldi). Binâenaleyh(bundan dolayı) racülün (erkeğin) muhabbetinde (sevgisinde) asl(esas) olan muhabbet-i ilâhiyyedir (ilahi sevgisidir) ve kadına olan muhabbet ise muhabbet-i ilâhiyyenin fer'idir (bir koludur). İşte racül(erkek), muhabbet-i ilâhiyye (ilahi sevgi) üzerinde sâbit (mevcut)olduğu için / Sallallâhü aleyhi ve sellem Efendimiz hadîs-i şerîflerinde حُبًبَ إلَيً ya'nî "Bana sevdirildi" buyurdu. Ve أحْبَبْتُ ya'nî "Ben kendi nefsimden sevdim" buyurmadı. Çünkü onun muhabbeti (sevgisi), onu kendi sûreti üzerine halk eden (yaratan)Rabb-i mutlakadır (kayıtsız Rab’dır). Hattâ racülün (erkeğin) kendi kadınına olan muhabbeti (sevgisi) dahi, yine Rabb'ine müteallıktır(bağlıdır). Zîrâ (çünkü) kadına olan muhabbet (sevgi), muhabbet-i ilâhiyye (ilahi sevgi) iledir. Ve muhabbet-i ilâhiyye (ilahi sevgi) asıl,muhabbet-i nisâ (kadın sevgisi) ise fer'dir (asıldan bir uzantıdır). Ve racülün (erkeğin) kadına muhabbeti (sevgisi), tahalluk-ı ilâhi (ilahi ahlaklanma) ile mütehallık (ahlaklanmış) olmasından nâşîdir(dolayıdır). Çünkü tahalluk-i ilâhî (ilahi ahlaklanma) kendinden müştakk (türemiş) olan ve kendi sûreti üzerine bulunan insana muhabbettir (sevgidir). Ve kadın, racülün (erkeğin) sûreti üzere, racülden (erkekten) müştakk (türemiş, meydana gelmiş)olduğundan, bu tahalluk-ı ilâhî (ilahi ahlaklanma) netîcesi olarak racül(erkek) kadına muhabbet etmiştir (sevgi duymuştur).

    Mesnevî:
    خالقست آن كوييا مخلوق نيست چرتو حقست آن معشوق نيسب
    Tercüme: "Kadın pertev-i Hak'tır (Hakk’ın nurudur); o ma'şûk (aşık olunan, sevilen) değildir. Ve mazhar-ı ilâhî (Hakk’ın görüntü mahalli)olması i'tibâriyle (dolayısıyla) o gûyâ (sözde) Hâlık'tır (yaratıcıdır), mahlûk (yaratık) değildir:"

    Vaktâki erkek kadına muhabbet etti, vuslatı istedi; ya'nî muhabbette vâkı' olan vuslatın gâyesini taleb etti; imdi neş'et-i unsuriyye sûretinde nikâhdan a'zam vuslat olmadı. Ve işte bunun için şehvet, onun bütün eczâsına âmm olur. Ve bundan dolayı ondan iğtisâl ile emrolundu. Binâenaleyh husûl-i şehvet indinde onda fenânın âmm olması gibi, tahâret âmm oldu. Zîrâ muhakkak Hak Teâlâ abdi üzerine gayûrdur ki, kendisinin gayrisi ile iltizâz eylediğini i'tikâd ede. Böyle olunca kendisinde fânî olduğu kimsede, ona nazar ile Hakk'a rücû' etmesi için, onu gusl ile tathîr eyledi. Çünkü bunun gayri vâkı' değildir. İmdi erkek, Hakk'ı kadında müşâhede ettikde, onun şuhûdu münfailde oldu. Ve kadının kendisinden zuhûru haysiyyetinden Hakk'ı kendi nefsinde muşâhede ettikde, onu fâilde müşâhede eyledi. Ve kendisinden mütevekkin olan şeyin sûretini istihzâr etmediği haysiyyetle onu nefsinden müşâhede ettikde, onun şuhûdu bilâ-vâsıta Hak'tan münfailde vâkı' olur. Binâenaleyh racülün Hak için şuhûdu, kadında etemm ve ekmeldir. Zîrâ Hakk'ı fâil ve münfail olduğu haysiyyetten müşâhede eder. Ve kendi nefsinden şuhûdu, hâssaten racülün münfail olması haysiyyetiyledir.(12).

    Vaktâki (ne zaman ki) erkek Allah'ın sevdirmesi ile kadına muhabbet etti (sevdi), kadına kavuşmak istedi. / Ya'nî îcâb-ı muhabbet(sevginin gereği) olan kavuşmak keyfiyyetinin (hususunun)nihâyetini (sonunu) taleb etti (istedi). Bu neş'et-i unsuriyye (vücûda gelmiş unsurlar) sûretinde ve bu kesâfet-i cismâniyyede(kesifleşmiş cisimlerde), nikâhdan, ya'nî cimâ'dan (çiftleşmeden)daha büyük bir vuslat (kavuşma) vâkı' olmadı (gerçekleşmedi). İşte erkek kadını ve kadın erkeği sevip her ikisi de yekdîğerinden (biri diğerinden) vuslatın (kavuşmanın) nihâyeti (sonu) olan cimâ'ı(çiftleşmeyi) taleb ettikleri (istedikleri) için, hîn-i inzâlde (boşalma sırasında) şehvet, vücûdlarının bi'l-cümle (bütün) eczâsına(parçaçıklarına) sirâyet edip (yayılıp) erkek kadının ve kadın erkeğin süretinde ve şehvette fânî (yok) oldular. Ve şehvet onların eczâ-yı vücûdlarına (vücutlarının en küçük zerrelerin) umûmen (hepsine)sirâyet ettiği (yayıldığı) için cimâ'dan (çiftleşmeden) gusl etmekle(boy aptesti almakla) emrolundular. Binâenaleyh (bundan dolayı)şehvetin husûlü (meydana geldiği) indinde (sırada) erkeğin kadında ve kadının erkekte fenâlarının (yok olmalarının) umûmî (her ikisine de) olması gibi, her ikisi hakkında dahi tahâret (temizlenmek)umûmî (bütüne (her ikisine) oldu. Zîrâ (çünkü) Hak Teâlâ hazretleri kulları üzerine gayûrdur (kıskançtır). Bu gayretinden(kıskançlığından) nâşî (dolayı), istemez ki kulları, kendisinin gayri(başka) olan suver (suretler) ile iltizâz eyledikleri (lezzet aldıkları)i'tikâdında (inancında) bulunsunlar. Binâenaleyh (bundan dolayı)erkeğin fânî (yok) olduğu kadından ve kadının şehvetle fânî (yok)olduğu erkekten, Hakk'a nâzır (Hakk’a dönük) olmaları ve Hakk'a rücû' eylemeleri (geri dönmeleri) için, gayr (başka) ile iltizâz(lezzetlenme) i'tikâdından (inancından) mütehassıl (hasıl) olan cenâbetten Hak onları gusül (boy aptesti almak) ile tathîr eyledi(temizledi). Zîrâ (çünkü) vücûd-i Hakk'ı (Hakk’ın varlığını)mükevvenâtın (bütün mahlukların) vücûdundan (varlığından) gayri(başka) gören kimseler, esnâ-yı cimâ’da (birleşme sırasında)kadının sûretinde fânî (yok) olurlar; ve kadının vücûdundan lezzet aldıkları i'tikâdında (inancında) bulunurlar. Onlar gerek kendinin ve gerek kadının sûretinde müteayyin olanın (meydana çıkanın) Hak olduğundan gâfildirler (habersizdirler). Velâkin (fakat) müşâhede(görüş) sâhibi olan ârif (bilirkişi), her sûrette Hakk'ı müşâhede eder(görür). Ve racül (erkek) Hakk'ın ve kadın dahi racülün (erkeğin)sûretinde zâhir olduğu (açığa çıktığı, göründüğü) cihetle, (yönüyle)racüle (erkeğe) nisbeten (göre) Hakk'ın / fâiliyyetini (etkenliğini) ve kadına nisbeten (göre) Hakk'ın münfailiyyetini (edilgenliğini)müşâhede eder (görür). Ve bi'n-netîce (sonuç olarak) Hakk'ı, kadının mazharında (görüntü yerinde (suretinde) ekmel-i vech üzere(en mükemmel ve kusursuz şekilde) müşâhede eyler (görür). Zîrâ(çünkü) vücûdda (varlıkta), nefs-i emr (işin aslı) bundan başka bir şey değildir.
    İmdi (buna göre) racül (erkek) vuslat (kavuşma) hâlinde Hakk'ı kadında müşâhede eylediği (gördüğü) vakit, onun Hakk'ı müşâhedesi (görmesi) münfailde (“edilgen”de) olur. Çünkü kadın mahall-i infiâldir (etkilenme yeridir). Ve racül (erkek) Hakk'ı, mahall-i infiâl (etkilenme yeri) olan kadının sûretinde zuhûru (görünmesi)i'tibâriyle, (dolayısıyla) müşâhede etmiş (görmüş) olur. Ve racül(erkek) kadının kendisinden zuhûru (meydana çıktığı) i'tibâriyleHakk'ı, hâlet-i vuslatta (kavuşma halinde), kendi nefsinde müşâhede ettiği (gördüğü) vakit, Hakk'ı fâilde (“etken”de)müşâhede eder (görür). Çünkü kadın, racülün (erkeğin) sûretinde olarak, racülden (erkekten) zâhir olduğu (meydana geldiği) cihetle, kadın bu i'tibârla (bakımdan) fâil (etken) olur. Binâenaleyh (bundan dolayı) bu müşâhede (görüş) sâhibi Hakk'ı kendi nefsinde fâiliyyet(etkenlik) sıfatı ile müşâhede eylemiş (görmüş) olur. Ve racül(erkek) kendinden mütekevvin (oluşmuş) olan kadının sûretini istihzâr etmediği (hatırlamadığı) halde, Hakk'ı kendi nefsinde müşâhede eyledikde (gördüğünde), onun şuhûdu (görüşü) bilâ-vâsıta (vasıtasız) Hak'tan münfailde (edilgende) vâkı' (olmuş) olur. Ve bu şuhûd (görüş) sâhibi, iki evvelki şuhûd (görüş) beynini(arasını) cem' etmiş (toplamış) bulunur. Çünkü onun nefsi bilâ-vâsıta (vasıtasız) Hak'tan münfaildir (edilgendir). Binâenaleyh(bundan dolayı) Hakk'ı vech-i evvel (ilk şekil) üzere hem fâilde(etkende) ve vech-i sâni (ikinci şekil) üzere hem de münfailde(edilgende) müşâhede etmiş (görmüş) olur. Böyle olunca, racülün(erkeğin) Hak için olan şuhûdu (görüşü), kadında etemm (en tam)ve ekmeldir (en mükemmeldir). Çünkü racül (erkek) üçüncü vech(şekil) üzere Hakk'ı kadında hem fâil (etken) ve hem de münfail(edilgen) olarak müşâhede eder (görür). Ve racülün (erkeğin) kendi nefsinden Hakk'ın şuhûdu, (görüşü) hâssaten (özellikle) racülün(erkeğin) münfail (edilgen) olması haysiyyetiyledir (sebebiyledir). Çünkü Hak racülü (erkeği) kendi sûreti üzerine halk ettiği (yarattığı)için racül (erkek) münfaildir (edilgendir). Ve kadına nisbetle (göre)Hakk'ı / kendi nefsinden müşâhede etse (görse), onun Hak hakkındaki şuhûdu (görüşü) bilhassa (özellikle) fâilde (etkende) vâkı' olmuş (gerçekleşmiş) olur. Binâenaleyh (bundan dolayı) racülün(erkeğin) Hak hakkındaki şuhûdu (görüşü) hem fâiliyyet (etkinlik) ve hem de münfailiyyetle (edilgenlikle) olduğu için kadında etemm (en tam) ve ekmeldir (en mükemmeldir).
    @mir kardeşim. Konunun tamamını alıntı yaptım ve tekraren okudum. Ancak burada şirk denilen bölümü bir türlü bulamadım. Çeviride eğer kasıtlı bir yön varsa. O kasıtlı olan yönü işaretleyip bize gösterebilirmisiniz.....

    Rab'bim Cümlemizden Razı Olsun. Amin.


  15. 02.Eylül.2012, 02:22
    20
    @mir
    âb ü kil

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Ağustos.2009
    Üye No: 49589
    Mesaj Sayısı: 3,378
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 36
    Yaş: 42
    Bulunduğu yer: Dârü'l-İmtihân

    Cevap: Muhyiddin İbn-i Arabi'nin şu sözleri şirk değil midir?

    Alıntı
    Zîrâ muhakkak Hak Teâlâ abdi üzerine gayûrdur ki, kendisinin gayrisi ile iltizâz eylediğini i'tikâd ede. Böyle olunca kendisinde fânî olduğu kimsede, ona nazar ile Hakk'a rücû' etmesi için, onu gusl ile tathîr eyledi.
    bu kısmın
    Alıntı
    Onun için kendisinde fena bulduğu kadın suretine girerek tekrar kendisine dönmesi için yıkanma (gusul) ile onu temizlemiştir.
    şeklindeki çevirisini ilk defa ibrahim sarmış da okumuştum
    kendisi bence pek muteber olmasa da
    o kısmı
    Alıntı
    Zîrâ (çünkü) Hak Teâlâ hazretleri kulları üzerine gayûrdur (kıskançtır). Bu gayretinden(kıskançlığından) nâşî (dolayı), istemez ki kulları, kendisinin gayri(başka) olan suver (suretler) ile iltizâz eyledikleri (lezzet aldıkları)i'tikâdında (inancında) bulunsunlar.Binâenaleyh (bundan dolayı)erkeğin fânî (yok) olduğu kadından ve kadının şehvetle fânî (yok)olduğu erkekten, Hakk'a nâzır (Hakk’a dönük) olmaları ve Hakk'a rücû' eylemeleri (geri dönmeleri) için, gayr (başka) ile iltizâz(lezzetlenme)i'tikâdından (inancından) mütehassıl (hasıl) olan cenâbetten Hak onları gusül (boy aptesti almak) ile tathîr eyledi(temizledi).
    diye tercüme eden sufilerden daha muteberdir

    zaten devamında da
    Alıntı
    Zîrâ (çünkü) vücûd-i Hakk'ı (Hakk’ın varlığını)mükevvenâtın (bütün mahlukların) vücûdundan(varlığından) gayri(başka) gören kimseler, esnâ-yı cimâ’da (birleşme sırasında)kadının sûretinde fânî (yok) olurlar; ve kadının vücûdundan lezzet aldıkları i'tikâdında (inancında) bulunurlar. Onlar gerek kendinin ve gerek kadının sûretinde müteayyin olanın (meydana çıkanın) Hak olduğundan gâfildirler (habersizdirler).
    yazılarak
    cima sırasında kadın ve erkeğin birbirlerinden değil
    aslında birbirlerinin içinde olan Allah'tan zevk aldıklarını
    bunu inkar edenlerin gafil olduklarını yazmış

    hatta
    Alıntı
    Binâenaleyh (bundan dolayı) kevn (kozmik evren) ferdiyyet-i selâsiyye (üçlü tek) üzerine müstenid (kurulu) olduğu gibi muhabbet(sevgi) dahi bu ferdiyyet üzerine müstenid (kurulu) oldu.
    denilerek
    Allah, erkek ve kadının aslında bir tek olduğu zırvası gevelenmiş
    -Hristiyanların teslisi bile -küfür olmakla beraber- bundan daha masumdur-
    hatta ibni Arabi'nin teslis ehli Hristiyanlara kafir dediğini
    ama onların kafir olmasının sebebinin "İsa Allah'tır" demelerinden değil
    İsa as haricindeki diğer insanların da Allah olduğunu inkar etmeleri sebebi ile olduğunu iddia ettiğini okumuştum
    -ki bu Hristiyanlarınkinden daha büyük bir küfürdür-
    bu paragrafın başındaki alıntı bu okuduklarımın doğru olduğunu isbatlamaktadır


    aslında alıntının tümünde adam tamamen saçmalamış
    neymiş cima yüzünden gusletmenin sebebi kulun karşı cinsten zevk aldığını sanması imiş
    bu düşünce kirli imiş de
    kul bu kirden arınsın diye Allah guslü emretmiş
    o halde şunları sorayım
    cima esnasında zevk almayan firijit ve vajinasmus kadınlar gusletmese olur mu?
    elma yeyince de lezzet alıyorum
    hele püfür püfür esen bir manzaralı bir tepede ağacından az önce kopardığım sulu kütür kütür bir elma yerken
    daha çok lezzet alıyorum
    o zaman da gusletmeli miyim?

    son olarak ZIRVA TEVİL GÖTÜRMEZ


  16. 02.Eylül.2012, 02:22
    20
    âb ü kil
    Alıntı
    Zîrâ muhakkak Hak Teâlâ abdi üzerine gayûrdur ki, kendisinin gayrisi ile iltizâz eylediğini i'tikâd ede. Böyle olunca kendisinde fânî olduğu kimsede, ona nazar ile Hakk'a rücû' etmesi için, onu gusl ile tathîr eyledi.
    bu kısmın
    Alıntı
    Onun için kendisinde fena bulduğu kadın suretine girerek tekrar kendisine dönmesi için yıkanma (gusul) ile onu temizlemiştir.
    şeklindeki çevirisini ilk defa ibrahim sarmış da okumuştum
    kendisi bence pek muteber olmasa da
    o kısmı
    Alıntı
    Zîrâ (çünkü) Hak Teâlâ hazretleri kulları üzerine gayûrdur (kıskançtır). Bu gayretinden(kıskançlığından) nâşî (dolayı), istemez ki kulları, kendisinin gayri(başka) olan suver (suretler) ile iltizâz eyledikleri (lezzet aldıkları)i'tikâdında (inancında) bulunsunlar.Binâenaleyh (bundan dolayı)erkeğin fânî (yok) olduğu kadından ve kadının şehvetle fânî (yok)olduğu erkekten, Hakk'a nâzır (Hakk’a dönük) olmaları ve Hakk'a rücû' eylemeleri (geri dönmeleri) için, gayr (başka) ile iltizâz(lezzetlenme)i'tikâdından (inancından) mütehassıl (hasıl) olan cenâbetten Hak onları gusül (boy aptesti almak) ile tathîr eyledi(temizledi).
    diye tercüme eden sufilerden daha muteberdir

    zaten devamında da
    Alıntı
    Zîrâ (çünkü) vücûd-i Hakk'ı (Hakk’ın varlığını)mükevvenâtın (bütün mahlukların) vücûdundan(varlığından) gayri(başka) gören kimseler, esnâ-yı cimâ’da (birleşme sırasında)kadının sûretinde fânî (yok) olurlar; ve kadının vücûdundan lezzet aldıkları i'tikâdında (inancında) bulunurlar. Onlar gerek kendinin ve gerek kadının sûretinde müteayyin olanın (meydana çıkanın) Hak olduğundan gâfildirler (habersizdirler).
    yazılarak
    cima sırasında kadın ve erkeğin birbirlerinden değil
    aslında birbirlerinin içinde olan Allah'tan zevk aldıklarını
    bunu inkar edenlerin gafil olduklarını yazmış

    hatta
    Alıntı
    Binâenaleyh (bundan dolayı) kevn (kozmik evren) ferdiyyet-i selâsiyye (üçlü tek) üzerine müstenid (kurulu) olduğu gibi muhabbet(sevgi) dahi bu ferdiyyet üzerine müstenid (kurulu) oldu.
    denilerek
    Allah, erkek ve kadının aslında bir tek olduğu zırvası gevelenmiş
    -Hristiyanların teslisi bile -küfür olmakla beraber- bundan daha masumdur-
    hatta ibni Arabi'nin teslis ehli Hristiyanlara kafir dediğini
    ama onların kafir olmasının sebebinin "İsa Allah'tır" demelerinden değil
    İsa as haricindeki diğer insanların da Allah olduğunu inkar etmeleri sebebi ile olduğunu iddia ettiğini okumuştum
    -ki bu Hristiyanlarınkinden daha büyük bir küfürdür-
    bu paragrafın başındaki alıntı bu okuduklarımın doğru olduğunu isbatlamaktadır


    aslında alıntının tümünde adam tamamen saçmalamış
    neymiş cima yüzünden gusletmenin sebebi kulun karşı cinsten zevk aldığını sanması imiş
    bu düşünce kirli imiş de
    kul bu kirden arınsın diye Allah guslü emretmiş
    o halde şunları sorayım
    cima esnasında zevk almayan firijit ve vajinasmus kadınlar gusletmese olur mu?
    elma yeyince de lezzet alıyorum
    hele püfür püfür esen bir manzaralı bir tepede ağacından az önce kopardığım sulu kütür kütür bir elma yerken
    daha çok lezzet alıyorum
    o zaman da gusletmeli miyim?

    son olarak ZIRVA TEVİL GÖTÜRMEZ


  17. 03.Eylül.2012, 02:36
    21
    SahteSeyh
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 01.Eylül.2012
    Üye No: 97677
    Mesaj Sayısı: 31
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Muhyiddin İbn-i Arabi'nin şu sözleri şirk değil midir?

    Aslınada biraz konu dışı olacak farkındayım ama;şu İslamyolu isismli bir üye vardı İbn'i arabî fanatiği.Onu göremedim bu konu hakkında.Öyle en sevdiğim Allah dostları listesine ismini bedavadan yazmakla olmaz bu işler,fanatiğin olduğun kişi hakkında bir şeyler söyleniyor,yok mu hiç tarikatte öğrettikleri bilgiler ışığında bizleri aydınlatsa hani ,galatasaray maçına bedava bilet bulmuş bir galatasaraylının maça gitmemesi ne kadar abesle iştigal ise bu durumda aynısı Bu arada @mir kardeş Allah razı olsun,yorumların için,oldukça emek harcamışsın dilerim görmeyen gözlerin açılmasına vesile olur.


  18. 03.Eylül.2012, 02:36
    21
    SahteSeyh - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Aslınada biraz konu dışı olacak farkındayım ama;şu İslamyolu isismli bir üye vardı İbn'i arabî fanatiği.Onu göremedim bu konu hakkında.Öyle en sevdiğim Allah dostları listesine ismini bedavadan yazmakla olmaz bu işler,fanatiğin olduğun kişi hakkında bir şeyler söyleniyor,yok mu hiç tarikatte öğrettikleri bilgiler ışığında bizleri aydınlatsa hani ,galatasaray maçına bedava bilet bulmuş bir galatasaraylının maça gitmemesi ne kadar abesle iştigal ise bu durumda aynısı Bu arada @mir kardeş Allah razı olsun,yorumların için,oldukça emek harcamışsın dilerim görmeyen gözlerin açılmasına vesile olur.


  19. 03.Eylül.2012, 19:52
    22
    @mir
    âb ü kil

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Ağustos.2009
    Üye No: 49589
    Mesaj Sayısı: 3,378
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 36
    Yaş: 42
    Bulunduğu yer: Dârü'l-İmtihân

    Cevap: Muhyiddin İbn-i Arabi'nin şu sözleri şirk değil midir?

    Allah cümlemizden razı olsun
    elimizden geleni yapmak boynumuzun borcudur
    ama ne yazık ki muhatablarımız bu zırvaları da tevil edecek
    tevil edemezlerse şahıslarımız hakkında ileri geri konuşacaklardır

    bu arada yukarıdaki sorularıma şunu da ekleyeyim:
    madem guslün sebebi kadın ve erkeğin zevki birbirlerinden aldıklarını sanmaları imiş
    istimna yapanların gusletmesi gerekmez mi?


  20. 03.Eylül.2012, 19:52
    22
    âb ü kil
    Allah cümlemizden razı olsun
    elimizden geleni yapmak boynumuzun borcudur
    ama ne yazık ki muhatablarımız bu zırvaları da tevil edecek
    tevil edemezlerse şahıslarımız hakkında ileri geri konuşacaklardır

    bu arada yukarıdaki sorularıma şunu da ekleyeyim:
    madem guslün sebebi kadın ve erkeğin zevki birbirlerinden aldıklarını sanmaları imiş
    istimna yapanların gusletmesi gerekmez mi?


  21. 27.Şubat.2013, 01:49
    23
    Misafir

    Cevap: Muhyiddin İbn-i Arabi'nin şu sözleri şirk değil midir?

    Arkadaşlar lütfen haddimizi bilelim aslı astarı belli olmayan veya bilgimiz olmayan konularda 2 satır yazı ile allah dostlarını kötü anmayalım susun daha hayırlıdır doğrusunu allah bilir


  22. 27.Şubat.2013, 01:49
    23
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    Arkadaşlar lütfen haddimizi bilelim aslı astarı belli olmayan veya bilgimiz olmayan konularda 2 satır yazı ile allah dostlarını kötü anmayalım susun daha hayırlıdır doğrusunu allah bilir


  23. 08.Temmuz.2014, 15:52
    24
    Misafir

    Cevap: Muhyiddin İbn-i Arabi'nin şu sözleri şirk değil midir?




    @mir ve @sahteşeyh sizi tebrik ederim
    yorumlarınız çok güzel


  24. 08.Temmuz.2014, 15:52
    24
    had bildiren - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    had bildiren
    Misafir



    @mir ve @sahteşeyh sizi tebrik ederim
    yorumlarınız çok güzel