Özür dileriz,Bu konu cevaplara kapatılmıştır bilgi için İletişim ...

Konusunu Oylayın.: Celaleddin-i Rumi Gerçeği!!!

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Celaleddin-i Rumi Gerçeği!!!
  1. 30.Ağustos.2012, 04:33
    1
    parasetemol
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 05.Kasım.2009
    Üye No: 63454
    Mesaj Sayısı: 64
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Yaş: 39

    Celaleddin-i Rumi Gerçeği!!!






    Celaleddin-i Rumi Gerçeği!!! Mumsema Birazdan okuyacaklarınız hakkında bilgi sahibi olarak yorum yapmak isteyenler için bir ricam olacaktır.Lütfen yorumlarınızda tarafsız olmaya özen gösteriniz.Okuduğunuz satırları Celaleddin-i rumi yazdı diye ondan tarafa olma gibi bir zorunlulğunuz bulunmamaktadır.Küfür ;çıkış yaptığı ağızın sahibine göre şekil almaz,ağızdan çıkan haliyle küfür ise,çıktığı ağızın sahibinin kim olduğunun önemi olmaz! Nedense bunu önemle hatırlatma ihtiyacı hissettim



    “…Celâleddin er-Rumî “Divan”ında şöyle diyor:

    “Canım, ey nur, kaçma benden!
    Kaçma benden ey parlayan görünüm,
    Kaçma benden kaçma benden!
    Şu sarığa bak, onu nasıl başıma koydum,
    Hatta bileğime taktığım Zerdüşt’ün zünnarına bak!
    Zünnarı taşırım, yemliği taşırım.
    Belki nuru taşırım, kaçma benden!
    Müslümanım ben, ama Hırıstiyanım, Brahmanistim, Zerdüştiyim.
    Ey yüce Hakk, sana tevekkül ettim, kaçma benden.
    Bir tek tapınağım; mescid, kilise veya puthanem yok benim.
    Sonsuz nimetim yüce yüzündedir, kaçma benden kaçma benden!”
    (Teorik ve Pratik Açıdan Tasavvuf ve İslâm.S.160 (Dr. Mustafa Galveş, et-Tasavvuf fi’l- Mizan, 100-101’den))

    ************************************************


    MENAKIB’ÜL ARİFİN I (Arifler’in Menkıbeleri)Ahmed Eflaki

    Yine sultan veled buyurdu ki: bir gün babam medresede bilgiler saçıyordu. (bu arada) “halis mürid kendi şeyhinin herkesten üstün olduğuna inanan kimsedir. Mesela: bir adam beyazid (bistami)’nin müridlerinden birine “senin şeyhin mi büyük, yoksa ebu hanife mi?” diye sordu. Mürid “benim şeyhim” diye cevap verdi. (Nihayet) o birer birer bütün sahabeyi saydı, fakat mürid yine şeyhinin hepsinden büyük olduğunu söyledi. Sonra “Muhammed mi büyük, senin şeyhin mi?” dedi. En sonunda “ALLAH mı büyük, yoksa senin şeyhin mi diye sordu? Mürid “ben ALLAH’ı şeyhimle gördüm, şeyhimden başka bir şey tanımam, hep onu tanırım.” dedi. Başka bir müridden de “ALLAH mı büyük yoksa senin şeyhin mi?” diye sordu. Bu mürid de “bu iki büyük arasında hiçbir fark yoktur” dedi.
    Ariflerden biri de “bu iki büyükten daha büyük biri lazımdır ki o farkı ortaya koysun” demiştir. Nitekim buyurmuştur ki: “ ALLAH görünmediği için peygamberler onun naibi olmuşlardır. Hayır böyle de değil.Bu naible, naibin naibliğinde bulunduğu kimseyi ayırmak çirkin şeydir. burada ikilik yoktur.”
    (MENAKIB’ÜL ARİFİN I (Arifler’in Menkıbeleri)Ahmed Eflaki cilt 1, sf. 324-325)

    ************************************************** *****


    Orjinali konyadaki mevlana müzesinde ; mevlananın kendi el yazması iledir :

    Mevlâna ve Şems arasında geçtiği söylenen hadisede de görüldüğü gibi, Vahdet-i vücud, kadın kılığına giren Tanrı ile seviştiğini iddia etmektir. Ne gariptir ki; ALLAH’a söverek nara atan sarhoş bir sokak serserisini, öldürmeye-dövmeye kalkan sofî, Şems ile Mevlana arasında geçtiği söylenen şu hadiseyi kutsar veya sessiz kalır: “Mevlana Şemsin yanına girdi. Şems şahane bir çadırda oturmuş Kimya Hatun ile oynaşıyordu. Mevlana dışarı çıktı. Bu karı koca oynaşmalarına mani olmamak için medresede aşağı yukarı dolaştı. Sonra Şems (Mevlâna’ya) içeri gel diye seslendi. Mevlana içeri girdiğinde Şems’ten başkasını görmedi. Kimya nereye gitti? dedi. Şems ‘Yüce Tanrı beni o kadar severki, istediğim şekilde yanıma gelir. Şu anda da Kimya Hatun şeklinde geldi’ buyurdu.???????????????????
    MENAKIB’ÜL ARİFİN I (Arifler’in Menkıbeleri)Ahmed Eflaki

    ************************************************** ***************


    Mevlana, Şemsi Tebriz’in ve şeyh Hasisi’nin edepsizlikleri

    Mevlana Şemsi Tebriz’in ve şeyh Hasisi’nin edepsizlikleri (S.59-60)
    Yine Sultan Veled hazretlerinden nakledilmiştir ki: Bir gün Mevlânâ Şemseddin iyi ve namuslu kadınları övüyor ve onların iffet ve ismeti hakkında: “Bununla beraber bir kadına, Arşın üstünde bir yer verseler, onun nazarı birdenbire dünya üzerine düşse ve yeryüzünde intiaza gelmiş bir tenasül âleti görse deli gibi kendini ordan aşağı atar ve âletin üstüne düğer; çünkü kadınların mezhebinde ondan daha yüksek bir mertebe yoktur” buyurdu ve sonra şu hikâyeyi anlattı:

    “Şam’da bulunan Şeyh Ali Hariri kademli, parlak kalbli, metanet sahibi bir kişiydi. Semâ esnasında, kime baksa derhal o, ona mürit olurdu. Giydiği hırka parça parça idi. (Bu yüzden) Semâ esnasında vücudunun her tarafı görünürdü. Halifenin oğlu da bunun menkıbelerini işittiği için, semâ’ım görmek istedi. Sema edenleri seyretmek için makam kapısından içeri girdiği vakit şeyhih nazarı ona ilişti. O derhal mürit oldu ve elbise giydi. Oğlunun şeyhe mürit olduğu haberi Mısır’da halifenin kulağına ulaştı. Son derecede canı sıkıldı. Şeyhi öldürmek istedi. Fakat şeyhin yüzünü görür görmez o da tam bir samimiyetle şeyhe teveccüh gösterdi. Halifenin karısı da onu görmek istedi. Şeyhi eve davet ettiler. Hatun ilerleyip şeyhin ayaklarına kapandı ve elini öpmek istedi. Şeyh tenasül âletini kaldırarak kadının eline verdi ve: “Senin istediğin o değil; budur” dedi ve semâ’a başladı. Bunun üzerine halifenin itikadı bir iken bin oldu.
    MENAKIB’ÜL ARİFİN II (Arifler’in Menkıbeleri)Ahmed Eflaki – Mevlana Şemsi Tebriz’in ve şeyh Hasisi’nin edepsizlikleri (S.59-60)

    ************************************************** *******



    Sultan Veled, Mevlana, Şems ve Kimya Hatun şirki (S.56-57)

    Yine Sultan Veled’den nakledilmiş tir ki: Bir gün ileri gelen sofiler babam Hudavendigâr’dan: “Abu Yezid (Tanrı rahmet etsin), Ben Tanrı’mı daha sakalı bitmemiş bir genç şeklinde gördüm, buyuruyor. Bu nasıl olur?” diye sordular. Babam:
    “Bunda iki hüküm vardır: ya Bayezit Tanrı’yı sakalı bitmemiş genç şeklinde görmüş, yahut Bayezid’in meylinden ötürü Tanrı onun gözüne bir genç çocuk suretinde gözükmüştür “dedi.?????????????????????

    ************************************************** ********

    Kendi kitabını vahiy ürünü gibi olduğu iddiasıyla Kur'an'la özdeştirip, Kur'an'ın özellik ve sıfatlarını kitabı içinde kullanan Celâleddin Rûmî şunları yazar:

    "Bu kitap, Mesnevi kitabıdır. Mesnevi, hakikata ulaşma ve yakîn sırlarını açma hususunda din asıllarının asıllarının asıllarıdır. Tanrı'nın en büyük fıkhı, Tanrı'nın en aydın yolu, Tanrı'nın en açık burhanıdır. Mesnevi, içinde kandil bulunan kandilliğe benzer, sabahlardan daha aydın bir surette parlar... Kalblere cennettir; pınarları var. dalları var, budakları var. O pınarlardan bir tanesine bu yol oğulları Selsebil derler. Makam ve keramet sahiplerince en hayırlı duraktır, en güzel dinlenme yeridir. Hayırlı ve iyi kişiler orada yerler, içerler... Hür kişiler ferahlanır, çalıp çağırırlar. Mesnevi Mısır'daki Nil'e benzer; Sabırlılara içilecek sudur, Firavun'un soyuna sopuna ve kafirlere hasret. Nitekim Tanrı 'da "Hak onunla çoğunun yolunu azıtır, çoğunun da yolunu doğrultur" demiştir.
    Şüphe yok ki, Mesnevi gönüllere şifadır, hüzünleri giderir, Kur'an'ı apaçık bir hale koyar, rızıkların bolluğuna sebep olur, huyları güzelleştirir. Şanları yüce, özleri hayırlı katiplerin elleriyle yazılmıştır, temiz kişiden başkasının dokunmasına müsade etmezler. Mesnevi Alemlerin Rabb'inden inmedir; Bâtıl ne önünden gelebilir, ne ardından. Tanrı onu korur gözetir; Tanrı en iyi koruyandır, merhametlilerin en merhametlisidir. Mesnevî'nin bunlardan başka lakkardeşrı da var, o lâkkardeşn verende Tanrı'dır.


    ************************************************** ***********

    İçkinin şemseddin e mübah olması küfrü

    Yine dostların olgunlarından nakledilmiştir ki: bir gün kıskanç fakihler inkar ve inatları sebebiyle Mevlana’dan: “ şarap helal mıdır veya haram mı?” diye sordular.
    Onların maksadı Şemseddin’in şerefine dokunmaktı. Mevlana kinaye yolu ile “İçse ne çıkar: Çünkü bir tulum şarabı denize dökseler deniz değişmez ve denizi bulandırmaz. Bu denizin suyu ile abdest almak ve onu içmek caizdir. fakat küçücük havuzu şüphesiz bir damla şarap pisletir. böylece tuzlu denize düşen herşey tuz hükmüne girer. Açık cevap şudur ki, eğer Mevlana Şemseddin şarap içiyorsa, herşey ona mübahtır. Çünkü o deniz gibidir. eğer bunu senin gibi bir kızkardeşi fahişe yaparsa, ona arpa ekmeği bile haramdır.” buyurdu.
    MENAKIB’UL ARİFİN II (Arifler’in Menkıbeleri)Ahmed Eflaki - (cilt 2, sf. 72)

    ************************************************** *************

    Mevlana'nın, Hz. Ali Hakkındaki "Divan-ı Kebir" İsimli Kitabındaki Sözlerinden bazıları:

    1-)Hakkın yüksek sıfatları Ali'nın vasfıdır. hakkın sıfatları zaten ondan ayrı değildir. O Tanrı'nın zatine yapışmış O olmuştur. Hani duyduğun "Lahutun o gizli hazinesi" yok mu; işte O, odur Çünkü , O, Haktan Hakka görünmüştür
    2-)Cihan var, olurken de Ali vardı
    Cihanın temeli suret buluncaya kadar var olan Ali idi. Yer resmedilinceye, zaman husule gelinceye kadar, var olan Ali idi. Veli, vasiy olan Şah Ali, cömertliğin, keremin, bağışın sultanı idi.
    3-)Ali'den ötürü melekler Adem'e secde ettiler. Adem bir kıble idi, secde olunan Ali idi. Adem de, Şit de Eyyub da, İdris de, Yusuf da, Yunus da, Hud da, Musa da, İlyas da Salih Peygamberlerde, Davut da Ali idi.
    4-)Nefsin tamamından Ötürü cihan sofrası üzerinde elini bulaştırmayan kahraman aslan Ali idi. Kur'an'nın yer yer, ayetlerinde tanrı'nın ismini vasf ile öğdüğü Kur'an sırlarının kaşifi Ali idi.
    Kapısının tokmağı kadir ve kıyamette Arşın semasından daha ileri geçen, o durmadan Hakka secde eden arif Ali idi. İslam yolunda iş düzelmedikçe; durup dinlenmeyen o şerefli, vekarlı Şah Ali idi. Hayber kalesinin kapısını bir hamlede koparıp açan, o kalalar fatihi Ali idi.
    5-)Tebriz'in, Şems-ul Hakkı Cihanın gizli ve açık sırlarından her ne gösterdinse hepsi de Ali idi.
    Şit, kendinde Ali'nin nurunu gördü ve yüksek alemi öğrendi.
    Nuh, kendini yüksek menzile ulaştırıncaya kadar, istediğini hep ondan buldu. Gene ondandır ki kurtuluşa eren Nuh, dehirde gayret tufanını buldu da beladan kurtulmuş oldu.
    Halil Peygamber, dostlukla onu andı da, ateş ona al lale oldu. Nemrudun ateşi, o Allahın dostuna hep gül, nesrin, lale oldu.
    Gene o idi ki, keyfiyle kendi koyununu İsmail'e kurban etti.
    Yusuf kuyuda O'nu andı da, o saltanat mülkünü süsleyen tahtı buldu. Yakup, onun önünde birçok inledi de Yusuf'un kokusunu alıp gözleri açıldı
    6-)İmran'ın oğlu Musa, O'nun nurunu gördü de uzun geceler hayran kaldı. Kırk gece kendinden geçti; kavuşma ve görüşme zevkine daldı. Sonra dedi ki: "Yarabbi! Bana bu lutfundan bir alamet ver." Hakk O'na: "İşte sana nurlu eli verdim" dedi.
    Gene Ali'nin vergisidir ki, Meryem'e arkadaş oldu da İsa vücuda geldi

    Şimdi bana söyleyin abilerim,ablalarım,kardeşlerim;Bu adamı sevmek hak mıdır?ben bu adamı sevmesem günah mı bana,yoksa doğru olan zaten bu değil midir?



















    “…Celâleddin er-Rumî “Divan”ında şöyle diyor:
    “Canım, ey nur, kaçma benden!
    Kaçma benden ey parlayan görünüm,
    Kaçma benden kaçma benden!
    Şu sarığa bak, onu nasıl başıma koydum,
    Hatta bileğime taktığım Zerdüşt’ün zünnarına bak!
    Zünnarı taşırım, yemliği taşırım.
    Belki nuru taşırım, kaçma benden!
    Müslümanım ben, ama Hırıstiyanım, Brahmanistim, Zerdüştiyim.
    Ey yüce Hakk, sana tevekkül ettim, kaçma benden.
    Bir tek tapınağım; mescid, kilise veya puthanem yok benim.
    Sonsuz nimetim yüce yüzündedir, kaçma benden kaçma benden!”
    (Teorik ve Pratik Açıdan Tasavvuf ve İslâm.S.160 (Dr. Mustafa Galveş, et-Tasavvuf fi’l- Mizan, 100-101’den))









  2. 30.Ağustos.2012, 04:33
    1
    parasetemol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli



    Birazdan okuyacaklarınız hakkında bilgi sahibi olarak yorum yapmak isteyenler için bir ricam olacaktır.Lütfen yorumlarınızda tarafsız olmaya özen gösteriniz.Okuduğunuz satırları Celaleddin-i rumi yazdı diye ondan tarafa olma gibi bir zorunlulğunuz bulunmamaktadır.Küfür ;çıkış yaptığı ağızın sahibine göre şekil almaz,ağızdan çıkan haliyle küfür ise,çıktığı ağızın sahibinin kim olduğunun önemi olmaz! Nedense bunu önemle hatırlatma ihtiyacı hissettim



    “…Celâleddin er-Rumî “Divan”ında şöyle diyor:

    “Canım, ey nur, kaçma benden!
    Kaçma benden ey parlayan görünüm,
    Kaçma benden kaçma benden!
    Şu sarığa bak, onu nasıl başıma koydum,
    Hatta bileğime taktığım Zerdüşt’ün zünnarına bak!
    Zünnarı taşırım, yemliği taşırım.
    Belki nuru taşırım, kaçma benden!
    Müslümanım ben, ama Hırıstiyanım, Brahmanistim, Zerdüştiyim.
    Ey yüce Hakk, sana tevekkül ettim, kaçma benden.
    Bir tek tapınağım; mescid, kilise veya puthanem yok benim.
    Sonsuz nimetim yüce yüzündedir, kaçma benden kaçma benden!”
    (Teorik ve Pratik Açıdan Tasavvuf ve İslâm.S.160 (Dr. Mustafa Galveş, et-Tasavvuf fi’l- Mizan, 100-101’den))

    ************************************************


    MENAKIB’ÜL ARİFİN I (Arifler’in Menkıbeleri)Ahmed Eflaki

    Yine sultan veled buyurdu ki: bir gün babam medresede bilgiler saçıyordu. (bu arada) “halis mürid kendi şeyhinin herkesten üstün olduğuna inanan kimsedir. Mesela: bir adam beyazid (bistami)’nin müridlerinden birine “senin şeyhin mi büyük, yoksa ebu hanife mi?” diye sordu. Mürid “benim şeyhim” diye cevap verdi. (Nihayet) o birer birer bütün sahabeyi saydı, fakat mürid yine şeyhinin hepsinden büyük olduğunu söyledi. Sonra “Muhammed mi büyük, senin şeyhin mi?” dedi. En sonunda “ALLAH mı büyük, yoksa senin şeyhin mi diye sordu? Mürid “ben ALLAH’ı şeyhimle gördüm, şeyhimden başka bir şey tanımam, hep onu tanırım.” dedi. Başka bir müridden de “ALLAH mı büyük yoksa senin şeyhin mi?” diye sordu. Bu mürid de “bu iki büyük arasında hiçbir fark yoktur” dedi.
    Ariflerden biri de “bu iki büyükten daha büyük biri lazımdır ki o farkı ortaya koysun” demiştir. Nitekim buyurmuştur ki: “ ALLAH görünmediği için peygamberler onun naibi olmuşlardır. Hayır böyle de değil.Bu naible, naibin naibliğinde bulunduğu kimseyi ayırmak çirkin şeydir. burada ikilik yoktur.”
    (MENAKIB’ÜL ARİFİN I (Arifler’in Menkıbeleri)Ahmed Eflaki cilt 1, sf. 324-325)

    ************************************************** *****


    Orjinali konyadaki mevlana müzesinde ; mevlananın kendi el yazması iledir :

    Mevlâna ve Şems arasında geçtiği söylenen hadisede de görüldüğü gibi, Vahdet-i vücud, kadın kılığına giren Tanrı ile seviştiğini iddia etmektir. Ne gariptir ki; ALLAH’a söverek nara atan sarhoş bir sokak serserisini, öldürmeye-dövmeye kalkan sofî, Şems ile Mevlana arasında geçtiği söylenen şu hadiseyi kutsar veya sessiz kalır: “Mevlana Şemsin yanına girdi. Şems şahane bir çadırda oturmuş Kimya Hatun ile oynaşıyordu. Mevlana dışarı çıktı. Bu karı koca oynaşmalarına mani olmamak için medresede aşağı yukarı dolaştı. Sonra Şems (Mevlâna’ya) içeri gel diye seslendi. Mevlana içeri girdiğinde Şems’ten başkasını görmedi. Kimya nereye gitti? dedi. Şems ‘Yüce Tanrı beni o kadar severki, istediğim şekilde yanıma gelir. Şu anda da Kimya Hatun şeklinde geldi’ buyurdu.???????????????????
    MENAKIB’ÜL ARİFİN I (Arifler’in Menkıbeleri)Ahmed Eflaki

    ************************************************** ***************


    Mevlana, Şemsi Tebriz’in ve şeyh Hasisi’nin edepsizlikleri

    Mevlana Şemsi Tebriz’in ve şeyh Hasisi’nin edepsizlikleri (S.59-60)
    Yine Sultan Veled hazretlerinden nakledilmiştir ki: Bir gün Mevlânâ Şemseddin iyi ve namuslu kadınları övüyor ve onların iffet ve ismeti hakkında: “Bununla beraber bir kadına, Arşın üstünde bir yer verseler, onun nazarı birdenbire dünya üzerine düşse ve yeryüzünde intiaza gelmiş bir tenasül âleti görse deli gibi kendini ordan aşağı atar ve âletin üstüne düğer; çünkü kadınların mezhebinde ondan daha yüksek bir mertebe yoktur” buyurdu ve sonra şu hikâyeyi anlattı:

    “Şam’da bulunan Şeyh Ali Hariri kademli, parlak kalbli, metanet sahibi bir kişiydi. Semâ esnasında, kime baksa derhal o, ona mürit olurdu. Giydiği hırka parça parça idi. (Bu yüzden) Semâ esnasında vücudunun her tarafı görünürdü. Halifenin oğlu da bunun menkıbelerini işittiği için, semâ’ım görmek istedi. Sema edenleri seyretmek için makam kapısından içeri girdiği vakit şeyhih nazarı ona ilişti. O derhal mürit oldu ve elbise giydi. Oğlunun şeyhe mürit olduğu haberi Mısır’da halifenin kulağına ulaştı. Son derecede canı sıkıldı. Şeyhi öldürmek istedi. Fakat şeyhin yüzünü görür görmez o da tam bir samimiyetle şeyhe teveccüh gösterdi. Halifenin karısı da onu görmek istedi. Şeyhi eve davet ettiler. Hatun ilerleyip şeyhin ayaklarına kapandı ve elini öpmek istedi. Şeyh tenasül âletini kaldırarak kadının eline verdi ve: “Senin istediğin o değil; budur” dedi ve semâ’a başladı. Bunun üzerine halifenin itikadı bir iken bin oldu.
    MENAKIB’ÜL ARİFİN II (Arifler’in Menkıbeleri)Ahmed Eflaki – Mevlana Şemsi Tebriz’in ve şeyh Hasisi’nin edepsizlikleri (S.59-60)

    ************************************************** *******



    Sultan Veled, Mevlana, Şems ve Kimya Hatun şirki (S.56-57)

    Yine Sultan Veled’den nakledilmiş tir ki: Bir gün ileri gelen sofiler babam Hudavendigâr’dan: “Abu Yezid (Tanrı rahmet etsin), Ben Tanrı’mı daha sakalı bitmemiş bir genç şeklinde gördüm, buyuruyor. Bu nasıl olur?” diye sordular. Babam:
    “Bunda iki hüküm vardır: ya Bayezit Tanrı’yı sakalı bitmemiş genç şeklinde görmüş, yahut Bayezid’in meylinden ötürü Tanrı onun gözüne bir genç çocuk suretinde gözükmüştür “dedi.?????????????????????

    ************************************************** ********

    Kendi kitabını vahiy ürünü gibi olduğu iddiasıyla Kur'an'la özdeştirip, Kur'an'ın özellik ve sıfatlarını kitabı içinde kullanan Celâleddin Rûmî şunları yazar:

    "Bu kitap, Mesnevi kitabıdır. Mesnevi, hakikata ulaşma ve yakîn sırlarını açma hususunda din asıllarının asıllarının asıllarıdır. Tanrı'nın en büyük fıkhı, Tanrı'nın en aydın yolu, Tanrı'nın en açık burhanıdır. Mesnevi, içinde kandil bulunan kandilliğe benzer, sabahlardan daha aydın bir surette parlar... Kalblere cennettir; pınarları var. dalları var, budakları var. O pınarlardan bir tanesine bu yol oğulları Selsebil derler. Makam ve keramet sahiplerince en hayırlı duraktır, en güzel dinlenme yeridir. Hayırlı ve iyi kişiler orada yerler, içerler... Hür kişiler ferahlanır, çalıp çağırırlar. Mesnevi Mısır'daki Nil'e benzer; Sabırlılara içilecek sudur, Firavun'un soyuna sopuna ve kafirlere hasret. Nitekim Tanrı 'da "Hak onunla çoğunun yolunu azıtır, çoğunun da yolunu doğrultur" demiştir.
    Şüphe yok ki, Mesnevi gönüllere şifadır, hüzünleri giderir, Kur'an'ı apaçık bir hale koyar, rızıkların bolluğuna sebep olur, huyları güzelleştirir. Şanları yüce, özleri hayırlı katiplerin elleriyle yazılmıştır, temiz kişiden başkasının dokunmasına müsade etmezler. Mesnevi Alemlerin Rabb'inden inmedir; Bâtıl ne önünden gelebilir, ne ardından. Tanrı onu korur gözetir; Tanrı en iyi koruyandır, merhametlilerin en merhametlisidir. Mesnevî'nin bunlardan başka lakkardeşrı da var, o lâkkardeşn verende Tanrı'dır.


    ************************************************** ***********

    İçkinin şemseddin e mübah olması küfrü

    Yine dostların olgunlarından nakledilmiştir ki: bir gün kıskanç fakihler inkar ve inatları sebebiyle Mevlana’dan: “ şarap helal mıdır veya haram mı?” diye sordular.
    Onların maksadı Şemseddin’in şerefine dokunmaktı. Mevlana kinaye yolu ile “İçse ne çıkar: Çünkü bir tulum şarabı denize dökseler deniz değişmez ve denizi bulandırmaz. Bu denizin suyu ile abdest almak ve onu içmek caizdir. fakat küçücük havuzu şüphesiz bir damla şarap pisletir. böylece tuzlu denize düşen herşey tuz hükmüne girer. Açık cevap şudur ki, eğer Mevlana Şemseddin şarap içiyorsa, herşey ona mübahtır. Çünkü o deniz gibidir. eğer bunu senin gibi bir kızkardeşi fahişe yaparsa, ona arpa ekmeği bile haramdır.” buyurdu.
    MENAKIB’UL ARİFİN II (Arifler’in Menkıbeleri)Ahmed Eflaki - (cilt 2, sf. 72)

    ************************************************** *************

    Mevlana'nın, Hz. Ali Hakkındaki "Divan-ı Kebir" İsimli Kitabındaki Sözlerinden bazıları:

    1-)Hakkın yüksek sıfatları Ali'nın vasfıdır. hakkın sıfatları zaten ondan ayrı değildir. O Tanrı'nın zatine yapışmış O olmuştur. Hani duyduğun "Lahutun o gizli hazinesi" yok mu; işte O, odur Çünkü , O, Haktan Hakka görünmüştür
    2-)Cihan var, olurken de Ali vardı
    Cihanın temeli suret buluncaya kadar var olan Ali idi. Yer resmedilinceye, zaman husule gelinceye kadar, var olan Ali idi. Veli, vasiy olan Şah Ali, cömertliğin, keremin, bağışın sultanı idi.
    3-)Ali'den ötürü melekler Adem'e secde ettiler. Adem bir kıble idi, secde olunan Ali idi. Adem de, Şit de Eyyub da, İdris de, Yusuf da, Yunus da, Hud da, Musa da, İlyas da Salih Peygamberlerde, Davut da Ali idi.
    4-)Nefsin tamamından Ötürü cihan sofrası üzerinde elini bulaştırmayan kahraman aslan Ali idi. Kur'an'nın yer yer, ayetlerinde tanrı'nın ismini vasf ile öğdüğü Kur'an sırlarının kaşifi Ali idi.
    Kapısının tokmağı kadir ve kıyamette Arşın semasından daha ileri geçen, o durmadan Hakka secde eden arif Ali idi. İslam yolunda iş düzelmedikçe; durup dinlenmeyen o şerefli, vekarlı Şah Ali idi. Hayber kalesinin kapısını bir hamlede koparıp açan, o kalalar fatihi Ali idi.
    5-)Tebriz'in, Şems-ul Hakkı Cihanın gizli ve açık sırlarından her ne gösterdinse hepsi de Ali idi.
    Şit, kendinde Ali'nin nurunu gördü ve yüksek alemi öğrendi.
    Nuh, kendini yüksek menzile ulaştırıncaya kadar, istediğini hep ondan buldu. Gene ondandır ki kurtuluşa eren Nuh, dehirde gayret tufanını buldu da beladan kurtulmuş oldu.
    Halil Peygamber, dostlukla onu andı da, ateş ona al lale oldu. Nemrudun ateşi, o Allahın dostuna hep gül, nesrin, lale oldu.
    Gene o idi ki, keyfiyle kendi koyununu İsmail'e kurban etti.
    Yusuf kuyuda O'nu andı da, o saltanat mülkünü süsleyen tahtı buldu. Yakup, onun önünde birçok inledi de Yusuf'un kokusunu alıp gözleri açıldı
    6-)İmran'ın oğlu Musa, O'nun nurunu gördü de uzun geceler hayran kaldı. Kırk gece kendinden geçti; kavuşma ve görüşme zevkine daldı. Sonra dedi ki: "Yarabbi! Bana bu lutfundan bir alamet ver." Hakk O'na: "İşte sana nurlu eli verdim" dedi.
    Gene Ali'nin vergisidir ki, Meryem'e arkadaş oldu da İsa vücuda geldi

    Şimdi bana söyleyin abilerim,ablalarım,kardeşlerim;Bu adamı sevmek hak mıdır?ben bu adamı sevmesem günah mı bana,yoksa doğru olan zaten bu değil midir?



















    “…Celâleddin er-Rumî “Divan”ında şöyle diyor:
    “Canım, ey nur, kaçma benden!
    Kaçma benden ey parlayan görünüm,
    Kaçma benden kaçma benden!
    Şu sarığa bak, onu nasıl başıma koydum,
    Hatta bileğime taktığım Zerdüşt’ün zünnarına bak!
    Zünnarı taşırım, yemliği taşırım.
    Belki nuru taşırım, kaçma benden!
    Müslümanım ben, ama Hırıstiyanım, Brahmanistim, Zerdüştiyim.
    Ey yüce Hakk, sana tevekkül ettim, kaçma benden.
    Bir tek tapınağım; mescid, kilise veya puthanem yok benim.
    Sonsuz nimetim yüce yüzündedir, kaçma benden kaçma benden!”
    (Teorik ve Pratik Açıdan Tasavvuf ve İslâm.S.160 (Dr. Mustafa Galveş, et-Tasavvuf fi’l- Mizan, 100-101’den))









    Benzer Konular

    - Mevlana Celaleddin Rumi'den namaz tespiti.

    - Mevlana Celaleddin-i Rumi'nin(k.s) duası

    - Diyorlar ki Hz. Mevlâna Celaleddin-i Rumî

    - Mevlana Celaleddin Rumi Siiri

    - Mademki... (Mevlana Celaleddin Rumi )

  3. 30.Ağustos.2012, 04:47
    2
    cavraşım
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 28.Ağustos.2012
    Üye No: 97639
    Mesaj Sayısı: 626
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 7
    Yaş: 40
    Bulunduğu yer: konya

    Cevap: Celaleddin-i Rumi Gerçeği!!!




    şaşırıyorum,şaşırıyorum,dumura uğruyorum...
    bunca yıl kandırıldık mı?
    bunu okuyanlar sadece bizler değiliz,mevleviler var,konya halkı var,türkiye varr...neden bu güne kadar sümen altı edildi?
    diğer konuda da sormuştum ama cvp verilemedi
    mübarek bildiğimiz bu zat bunları demiş olamz demek geliyor içimden,çeviri hatası olabilir mi?


  4. 30.Ağustos.2012, 04:47
    2
    Devamlı Üye



    şaşırıyorum,şaşırıyorum,dumura uğruyorum...
    bunca yıl kandırıldık mı?
    bunu okuyanlar sadece bizler değiliz,mevleviler var,konya halkı var,türkiye varr...neden bu güne kadar sümen altı edildi?
    diğer konuda da sormuştum ama cvp verilemedi
    mübarek bildiğimiz bu zat bunları demiş olamz demek geliyor içimden,çeviri hatası olabilir mi?


  5. 30.Ağustos.2012, 04:52
    3
    parasetemol
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 05.Kasım.2009
    Üye No: 63454
    Mesaj Sayısı: 64
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Yaş: 39

    Cevap: Celaleddin-i Rumi Gerçeği!!!

    Özür dilerim en son beyit tekrar kopya olmuş,kusura bakmayın inşaallah


  6. 30.Ağustos.2012, 04:52
    3
    parasetemol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Özür dilerim en son beyit tekrar kopya olmuş,kusura bakmayın inşaallah


  7. 30.Ağustos.2012, 04:54
    4
    parasetemol
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 05.Kasım.2009
    Üye No: 63454
    Mesaj Sayısı: 64
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Yaş: 39

    Cevap: Celaleddin-i Rumi Gerçeği!!!

    Alıntı
    çeviri hatası olabilir mi?
    Sence bunca zamandır bu çeviri hatalarını düzeltecek bir babayiğit mütercim doğmamış olabilir mi.Doğmuş olsa ne farkedecek ,onun da çevirisini yazacağı şey aynı şey


  8. 30.Ağustos.2012, 04:54
    4
    parasetemol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Alıntı
    çeviri hatası olabilir mi?
    Sence bunca zamandır bu çeviri hatalarını düzeltecek bir babayiğit mütercim doğmamış olabilir mi.Doğmuş olsa ne farkedecek ,onun da çevirisini yazacağı şey aynı şey


  9. 30.Ağustos.2012, 04:55
    5
    Zeyd.Bin.H
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 30.Ağustos.2012
    Üye No: 97659
    Mesaj Sayısı: 24
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Cevap: Celaleddin-i Rumi Gerçeği!!!

    kardeşim bunlar fitnedir , şemş-i tebrizinin hayatını okuyun ALLAH icin .


  10. 30.Ağustos.2012, 04:55
    5
    Zeyd.Bin.H - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    kardeşim bunlar fitnedir , şemş-i tebrizinin hayatını okuyun ALLAH icin .


  11. 30.Ağustos.2012, 05:02
    6
    cavraşım
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 28.Ağustos.2012
    Üye No: 97639
    Mesaj Sayısı: 626
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 7
    Yaş: 40
    Bulunduğu yer: konya

    Cevap: Celaleddin-i Rumi Gerçeği!!!

    nerden okuyacağız şems in hayatını?
    gündüzde netten bakmıştım,mesnevioku diye bir site var,acaba doğrumu diye baktım gerçekten mevlevi sitesiydi heralde o sitede,aynen burda yazılanların bir kısmına şahit oldum,istersen sen de oku
    inanmak zor geliyor ama gözümlede gördüm.


  12. 30.Ağustos.2012, 05:02
    6
    Devamlı Üye
    nerden okuyacağız şems in hayatını?
    gündüzde netten bakmıştım,mesnevioku diye bir site var,acaba doğrumu diye baktım gerçekten mevlevi sitesiydi heralde o sitede,aynen burda yazılanların bir kısmına şahit oldum,istersen sen de oku
    inanmak zor geliyor ama gözümlede gördüm.


  13. 30.Ağustos.2012, 05:02
    7
    parasetemol
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 05.Kasım.2009
    Üye No: 63454
    Mesaj Sayısı: 64
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Yaş: 39

    Cevap: Celaleddin-i Rumi Gerçeği!!!

    Bunlar da devamı,meraklısına:

    Cilt 2 EŞCİNSELLİK (3155.-3160 Beyitler 242-243. Sf) Oğlanın iriyarı adamdan korkması… Adamın ”Korkma çocuğum! Ben er değilim” demesi
    3155. Bir iri adam bir oğlanı ele geçirdi. Bu adam bana kast eder diye çocuğun yüzü sarardı.
    Adam dedi ki “ Güzelim, emin ol! Sen benim üstüme bineceksin.
    Ben korkunç görünsem de aldırış etme, bil ki ben bir ibneyim. Deveye biner gibi bin üstüme, sür”
    İnsanların suretleriyle manaları da işte böyledir.(İyiki bu örneği vererek bunu söylemiş yani,böyle örnek yazmasa anlayamayacağım) Dışarıdan adam görünürler, içerden melun Şeytan!
    Ey Âd gibi ipiri adam, sen rüzgârın tesiriyle dalın vurduğu davula benziyorsun


    Cilt 5 OĞLANCI HİKAYESİ ( 2497-2515. Beyitler 205-207.sf)
    Bir adam ve birlikte olduğu oğlanla sohbeti…
    Bir oğlancı, evine bir oğlan götürdü. Onu baş aşağı edip düzmeye koyuldu.
    Bu sırada o mel’un çocuğun belinde bir hançer gördü. Dedi ki: Belindeki ne?
    Oğlan, kötü düşünceli biri hakkımda kötü bir düşünceye kapılırsa bununla karnını deşeceğim diye cevap verdi.
    2500. Oğlancı, Tanrı’ya hamdolsun dedi, iyi ki ben sana bir hile yapıp kötü bir düşünceye kapılmadım.
    Sende adamlık olmadıktan sonra hançerlerin ne faydası var? Yürek olmadıktan sonra bunda ne fayda var ki?
    Tutalım Aliden Zülfikar’ı miras aldın, Tanrı aslanındaki kol, sende de varsa göster.
    Mesih’ten bir nefes bellediğini farzedelim, İsa’nın dudağı, dişi nerde ki a çirkin adam?
    Kazanmak, bir şeyler elde etmek için diyelim ki bir gemi yaptın, Nuh gibi bir gemi kaptanı hani? (21)


    CİLT 5 CUHA’NIN KADIN KILIĞINA GİRMESİ HİKAYESİ (3325-3330. Beyitler 272-273.sf) Mesnevi kahramanı Cuha’nın Kadın kılığına girip Hamamda bir kadına cinsel organını elletmesi…
    3325.Sözü kuvvetli,cerbezesi yerinde bir vazeden vardı.Mimbere çıkmış vaız ediyordu.Kadın,erkek herkes mimberin dibine toplanmıştı.
    Cuha da bir çarşaf giyip yüzünü örttü,kadınlar arasına karıştı.Kimse onu tanımıyordu.
    Bir kadın,vaız edene gizlice sordu:Kasıktaki kıllar,namazın bozulmasına sebep olur mu?
    Vaiz dedi ki:Uzun olursa namaz mekruh olur.
    Ya hamam otuyla,ya ustra ile traş etmen lazım ki namazın tamam olsun,kabul edilsin.
    3330.Kadın: Ne kadar uzun olursa namazın kabul olmaz dedi.
    Vaız eden dedi ki:Bir arpa boyu uzun olursa traş etmek farzdır.
    Cuha,hemen kızkardeş dedi,bak bakalım,benim kasığımın kılı o kadar olmuş mu? Tanrı rızası için elini uzat da bir yokla. Bakalım,mekruh olacak kadar uzamış mı?
    Yanındaki kadın,Cuhanın şalvarına el atar atmaz eline aleti geldi.

    3335.Derhal şiddetli bir nara attı.Hoca,sözüm gönlüne tesir etti dedi.
    Cuha dedi ki:Hayır,gönlüne tesir etmedi,eline tesir etti.A akıllı adam,gönlüne tesir etseydi vay haline!

    BABA İLE KIZI ARASINDA CİNSEL İLİŞKİ ÜZERİNE BİR SOHBET
    (Cilt 5, 3716-3736. Beyitler, s. 302-304)
    Zengin bir adam vardı. Bu adamın da zühre yanaklı, ay yüzlü, gümüş bedenli bir kızı vardı.Kız, kendini bildi, babası onu kocaya verdi. Fakat kocası kızın dengi değildi.Kavun, karpuz oldu, sulandı mı yarmazsan telef olur gider.
    Babası da kızın baştan çıkmasından korktu da onun için onu, dengi olmayan birisine verdi.

    3720. Kızına dedi ki: Kendini kocandan koru, sakın gebe kalma.Ne yapayım? Bu yoksula seni vermek zorunda kaldım. Bu adamı garip say, garipte vefa olmaz.Ansızın her şeyi bırakır, kaçıp gider. Çocuğu, başına dert olur kalır.
    Kız dedi ki: Babacığım, dediğini tutarım, öğüdün pek doğru, kabulüm.
    Babası, her iki üç günde bir kere kızına aman ha sakın diye öğüt veriyordu.

    3725. Derken kız, birdenbire gebe kalıverdi; ikisi de gençti.Kız, bunu babasından gizledi. Çocuk, karnında beş, yahut altı aylık oldu.Artık iyiden iyiye belli oldu. Babası dedi ki: Bu ne? Ben sana ondan kendini koru demedim mi?Öğütlerim, yelmiydi ki hiç sana tesir etmedi?Kız, baba dedi, nasıl tahammül edeyim? Erkekle kadın, şüphe yok ki ateşle pamuk.
    3730. Pamuk, ateşten nasıl çekinebilir? Yahut da ateş nasıl olur da pamuğu yakmaz, çekinir?Babası dedi ki: A kızım, ben sana onun yanına gitme demedim. Yalnız menisinden kendini koru dedim.Tam zevk anında onun beli gelirken kendini çekmeliydin.
    Kız, peki, beli ne vakit gelecek, ben ne bileyim? Bu, pek gizli bir şey, anlaşılmaz ki dedi.
    Babası, gözleri süzüldü mü anla ki beli geliyor deyince,
    3735. Kız dedi: Onun gözü süzülünceye kadar benim bu iki gözüm de kör oluyor a baba!Her bayağı akıl, hırs ve öfke zamanı, yerinde durmaz ki!



  14. 30.Ağustos.2012, 05:02
    7
    parasetemol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Bunlar da devamı,meraklısına:

    Cilt 2 EŞCİNSELLİK (3155.-3160 Beyitler 242-243. Sf) Oğlanın iriyarı adamdan korkması… Adamın ”Korkma çocuğum! Ben er değilim” demesi
    3155. Bir iri adam bir oğlanı ele geçirdi. Bu adam bana kast eder diye çocuğun yüzü sarardı.
    Adam dedi ki “ Güzelim, emin ol! Sen benim üstüme bineceksin.
    Ben korkunç görünsem de aldırış etme, bil ki ben bir ibneyim. Deveye biner gibi bin üstüme, sür”
    İnsanların suretleriyle manaları da işte böyledir.(İyiki bu örneği vererek bunu söylemiş yani,böyle örnek yazmasa anlayamayacağım) Dışarıdan adam görünürler, içerden melun Şeytan!
    Ey Âd gibi ipiri adam, sen rüzgârın tesiriyle dalın vurduğu davula benziyorsun


    Cilt 5 OĞLANCI HİKAYESİ ( 2497-2515. Beyitler 205-207.sf)
    Bir adam ve birlikte olduğu oğlanla sohbeti…
    Bir oğlancı, evine bir oğlan götürdü. Onu baş aşağı edip düzmeye koyuldu.
    Bu sırada o mel’un çocuğun belinde bir hançer gördü. Dedi ki: Belindeki ne?
    Oğlan, kötü düşünceli biri hakkımda kötü bir düşünceye kapılırsa bununla karnını deşeceğim diye cevap verdi.
    2500. Oğlancı, Tanrı’ya hamdolsun dedi, iyi ki ben sana bir hile yapıp kötü bir düşünceye kapılmadım.
    Sende adamlık olmadıktan sonra hançerlerin ne faydası var? Yürek olmadıktan sonra bunda ne fayda var ki?
    Tutalım Aliden Zülfikar’ı miras aldın, Tanrı aslanındaki kol, sende de varsa göster.
    Mesih’ten bir nefes bellediğini farzedelim, İsa’nın dudağı, dişi nerde ki a çirkin adam?
    Kazanmak, bir şeyler elde etmek için diyelim ki bir gemi yaptın, Nuh gibi bir gemi kaptanı hani? (21)


    CİLT 5 CUHA’NIN KADIN KILIĞINA GİRMESİ HİKAYESİ (3325-3330. Beyitler 272-273.sf) Mesnevi kahramanı Cuha’nın Kadın kılığına girip Hamamda bir kadına cinsel organını elletmesi…
    3325.Sözü kuvvetli,cerbezesi yerinde bir vazeden vardı.Mimbere çıkmış vaız ediyordu.Kadın,erkek herkes mimberin dibine toplanmıştı.
    Cuha da bir çarşaf giyip yüzünü örttü,kadınlar arasına karıştı.Kimse onu tanımıyordu.
    Bir kadın,vaız edene gizlice sordu:Kasıktaki kıllar,namazın bozulmasına sebep olur mu?
    Vaiz dedi ki:Uzun olursa namaz mekruh olur.
    Ya hamam otuyla,ya ustra ile traş etmen lazım ki namazın tamam olsun,kabul edilsin.
    3330.Kadın: Ne kadar uzun olursa namazın kabul olmaz dedi.
    Vaız eden dedi ki:Bir arpa boyu uzun olursa traş etmek farzdır.
    Cuha,hemen kızkardeş dedi,bak bakalım,benim kasığımın kılı o kadar olmuş mu? Tanrı rızası için elini uzat da bir yokla. Bakalım,mekruh olacak kadar uzamış mı?
    Yanındaki kadın,Cuhanın şalvarına el atar atmaz eline aleti geldi.

    3335.Derhal şiddetli bir nara attı.Hoca,sözüm gönlüne tesir etti dedi.
    Cuha dedi ki:Hayır,gönlüne tesir etmedi,eline tesir etti.A akıllı adam,gönlüne tesir etseydi vay haline!

    BABA İLE KIZI ARASINDA CİNSEL İLİŞKİ ÜZERİNE BİR SOHBET
    (Cilt 5, 3716-3736. Beyitler, s. 302-304)
    Zengin bir adam vardı. Bu adamın da zühre yanaklı, ay yüzlü, gümüş bedenli bir kızı vardı.Kız, kendini bildi, babası onu kocaya verdi. Fakat kocası kızın dengi değildi.Kavun, karpuz oldu, sulandı mı yarmazsan telef olur gider.
    Babası da kızın baştan çıkmasından korktu da onun için onu, dengi olmayan birisine verdi.

    3720. Kızına dedi ki: Kendini kocandan koru, sakın gebe kalma.Ne yapayım? Bu yoksula seni vermek zorunda kaldım. Bu adamı garip say, garipte vefa olmaz.Ansızın her şeyi bırakır, kaçıp gider. Çocuğu, başına dert olur kalır.
    Kız dedi ki: Babacığım, dediğini tutarım, öğüdün pek doğru, kabulüm.
    Babası, her iki üç günde bir kere kızına aman ha sakın diye öğüt veriyordu.

    3725. Derken kız, birdenbire gebe kalıverdi; ikisi de gençti.Kız, bunu babasından gizledi. Çocuk, karnında beş, yahut altı aylık oldu.Artık iyiden iyiye belli oldu. Babası dedi ki: Bu ne? Ben sana ondan kendini koru demedim mi?Öğütlerim, yelmiydi ki hiç sana tesir etmedi?Kız, baba dedi, nasıl tahammül edeyim? Erkekle kadın, şüphe yok ki ateşle pamuk.
    3730. Pamuk, ateşten nasıl çekinebilir? Yahut da ateş nasıl olur da pamuğu yakmaz, çekinir?Babası dedi ki: A kızım, ben sana onun yanına gitme demedim. Yalnız menisinden kendini koru dedim.Tam zevk anında onun beli gelirken kendini çekmeliydin.
    Kız, peki, beli ne vakit gelecek, ben ne bileyim? Bu, pek gizli bir şey, anlaşılmaz ki dedi.
    Babası, gözleri süzüldü mü anla ki beli geliyor deyince,
    3735. Kız dedi: Onun gözü süzülünceye kadar benim bu iki gözüm de kör oluyor a baba!Her bayağı akıl, hırs ve öfke zamanı, yerinde durmaz ki!



  15. 30.Ağustos.2012, 05:08
    8
    cavraşım
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 28.Ağustos.2012
    Üye No: 97639
    Mesaj Sayısı: 626
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 7
    Yaş: 40
    Bulunduğu yer: konya

    Cevap: Celaleddin-i Rumi Gerçeği!!!

    cinsellik hikayelerini halkın dikkatini çekmek için yazmasını bir nebze anlarım belki ama ya diğerleri?
    yaorum yapacak,bilgilendirecek başka biri yok mu?


  16. 30.Ağustos.2012, 05:08
    8
    Devamlı Üye
    cinsellik hikayelerini halkın dikkatini çekmek için yazmasını bir nebze anlarım belki ama ya diğerleri?
    yaorum yapacak,bilgilendirecek başka biri yok mu?


  17. 30.Ağustos.2012, 05:08
    9
    Zeyd.Bin.H
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 30.Ağustos.2012
    Üye No: 97659
    Mesaj Sayısı: 24
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Cevap: Celaleddin-i Rumi Gerçeği!!!

    kardeşim bunca yıldır süre gelmiş birşey ve o zamanlar insanlar hiç mi Mevlanın yazdıklarını okumadılar bu zamana kadar Mevlana yada Sems iyiydide simdi neden bunlar ortaya cıktı , eger sen onun has yazdıklarını cevırmeyı bılmıyosan baskasının cevırdıgı ıle yargılaman dupeduz ıftıradan baska bısey degıldır.




    Şems-i Tebrizi (1185 - 1247)




    1185 yılında Tebriz de dünyaya gelen Şems-i Tebrizi'nin asıl ismi Mevlana Muhammed dir. Melik Dad oğlu Ali adında bir zatın oğludur ve Azeri Türklerindendir. Şemseddin yani dinin güneşi lakabıyla anılmıştır.

    Daha küçük yaşlarda manevi ilimleri tahsilde gösterdiği kabiliyetle dikkat çeken Şems, din ilimleri tahsilden sonra, genç yaşlarında Tebrizli Ebubekir Sellafa mürid olmuş, ününü duyduğu bütün meşhur şeyhlerden feyz almaya çalışmış ve bu sebeple diyar diyar dolaşmıştır. Bu gezginliğinden dolayı kendisine Şemseddin Perende uçan Şemsed din denilmiş, ayrıca Tebriz de tarikat pirleri ve hakikat arifleri ona Kamil-i Tebrizi adını vermişlerdir.

    Daha sonraları Secaslı Şeyh Rukneddin, Tebrizli Selahaddin Mahmut ile büyük alim ve ünlü mutasavvıf Necmüddin Kübranın halifelerinden Centli Baba Kemale intisap ederek onlardan feyz almıştır. Hz. Muhammed (S.A.V.)'in ahlâkını örnek alan Şemseddin-i Tebrizi, devamlı bir arayış içerisinde olmuş, manevi bir işaret üzerine de Hz. Mevlanayı arayıp bulmuştur. Dünyaya, kılık ve kıyafete önem vermeyen Şems, Mevlana ile üç- üçbuçuk yıl süren beraberliği neticesinde onun hayatında yeni ufukların açılmasına vesile olmuş, onun ilahi aşkın potasında eriterek, kamil bir Hak aşığı yapmaya muvaffak olmuştur.

    Teferruatıyla daha önce anlattığımız şekilde, Mevlanada meydana gelen büyük değişikliği hazmedemeyenler, onun Mevlanadan ebediyeyen ayrılmasına sebep oldular. Şems Hicri 645 Miladi 1247 tarihinde şehit mi edildi, yoksa geldiği gibi, kimseye haber vermeden Konya�yı mı terk etti kimse bilmez.

    Bu gün Konyada Şems makamı olarak bilinen, halk ve bilhassa Mevlevilerce Mevlana türbesinden önce ziyaret edilen bu mescit-türbe de mevcut sanduka, boş bir sanduka mı, yoksa Mehmet Önder Beyin bir hatırasında anlatıldığı gibi, Şems gerçekten burada mı medfundur, bu da bilinmez. Bilinen gerçek odur ki, Allah velilerinin kalblerde yaşadığıdır.

    Niğdedeki Kesikbaş Türbesi de Şeme izafe edilir. Bunlardan ayrı olarak tebrizde Geçil denilen mezarlıkta, Hoyda, Pakistanın Multon şehrinde Şems türbeleri veya makamları vardır. Bunlar çeşitli rivayetlerle süslenmiştir. Pakistanlıların söylediklerine göre de Şems, Konyadan bir gece yarısı gizlice ayrılmış, önce Tebrize oradan da Hindistana gelmiş, meczup ve perişan yıllarca ormanlarda dolaştıktan sonra Multon şehrinde ölmüştür.



  18. 30.Ağustos.2012, 05:08
    9
    Zeyd.Bin.H - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    kardeşim bunca yıldır süre gelmiş birşey ve o zamanlar insanlar hiç mi Mevlanın yazdıklarını okumadılar bu zamana kadar Mevlana yada Sems iyiydide simdi neden bunlar ortaya cıktı , eger sen onun has yazdıklarını cevırmeyı bılmıyosan baskasının cevırdıgı ıle yargılaman dupeduz ıftıradan baska bısey degıldır.




    Şems-i Tebrizi (1185 - 1247)




    1185 yılında Tebriz de dünyaya gelen Şems-i Tebrizi'nin asıl ismi Mevlana Muhammed dir. Melik Dad oğlu Ali adında bir zatın oğludur ve Azeri Türklerindendir. Şemseddin yani dinin güneşi lakabıyla anılmıştır.

    Daha küçük yaşlarda manevi ilimleri tahsilde gösterdiği kabiliyetle dikkat çeken Şems, din ilimleri tahsilden sonra, genç yaşlarında Tebrizli Ebubekir Sellafa mürid olmuş, ününü duyduğu bütün meşhur şeyhlerden feyz almaya çalışmış ve bu sebeple diyar diyar dolaşmıştır. Bu gezginliğinden dolayı kendisine Şemseddin Perende uçan Şemsed din denilmiş, ayrıca Tebriz de tarikat pirleri ve hakikat arifleri ona Kamil-i Tebrizi adını vermişlerdir.

    Daha sonraları Secaslı Şeyh Rukneddin, Tebrizli Selahaddin Mahmut ile büyük alim ve ünlü mutasavvıf Necmüddin Kübranın halifelerinden Centli Baba Kemale intisap ederek onlardan feyz almıştır. Hz. Muhammed (S.A.V.)'in ahlâkını örnek alan Şemseddin-i Tebrizi, devamlı bir arayış içerisinde olmuş, manevi bir işaret üzerine de Hz. Mevlanayı arayıp bulmuştur. Dünyaya, kılık ve kıyafete önem vermeyen Şems, Mevlana ile üç- üçbuçuk yıl süren beraberliği neticesinde onun hayatında yeni ufukların açılmasına vesile olmuş, onun ilahi aşkın potasında eriterek, kamil bir Hak aşığı yapmaya muvaffak olmuştur.

    Teferruatıyla daha önce anlattığımız şekilde, Mevlanada meydana gelen büyük değişikliği hazmedemeyenler, onun Mevlanadan ebediyeyen ayrılmasına sebep oldular. Şems Hicri 645 Miladi 1247 tarihinde şehit mi edildi, yoksa geldiği gibi, kimseye haber vermeden Konya�yı mı terk etti kimse bilmez.

    Bu gün Konyada Şems makamı olarak bilinen, halk ve bilhassa Mevlevilerce Mevlana türbesinden önce ziyaret edilen bu mescit-türbe de mevcut sanduka, boş bir sanduka mı, yoksa Mehmet Önder Beyin bir hatırasında anlatıldığı gibi, Şems gerçekten burada mı medfundur, bu da bilinmez. Bilinen gerçek odur ki, Allah velilerinin kalblerde yaşadığıdır.

    Niğdedeki Kesikbaş Türbesi de Şeme izafe edilir. Bunlardan ayrı olarak tebrizde Geçil denilen mezarlıkta, Hoyda, Pakistanın Multon şehrinde Şems türbeleri veya makamları vardır. Bunlar çeşitli rivayetlerle süslenmiştir. Pakistanlıların söylediklerine göre de Şems, Konyadan bir gece yarısı gizlice ayrılmış, önce Tebrize oradan da Hindistana gelmiş, meczup ve perişan yıllarca ormanlarda dolaştıktan sonra Multon şehrinde ölmüştür.



  19. 30.Ağustos.2012, 05:08
    10
    parasetemol
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 05.Kasım.2009
    Üye No: 63454
    Mesaj Sayısı: 64
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Yaş: 39

    Cevap: Celaleddin-i Rumi Gerçeği!!!

    Alıntı
    kardeşim bunlar fitnedir , şemş-i tebrizinin hayatını okuyun ALLAH icin .
    Sana hep pembe gösterilen gözlüğü gözünden çekip alınca bu tepkiyi vermeniz gayet normal.Peki ya senin Şems hakkında okuduklarını yazanların gerçek amaçları; şems fitnesini rahatça halk arasına sokmak olamaz mı?Bu sebeple sana pembe gösterilen bir Şems yazılmış olamaz mı.Gerçek fitne onların senin tanımanı istedikleri türünden bir Şems yaratılması olamaz mı?Neden gerçekleri görünce ilk tepkiniz''yoooo!hayıııır,olamaaz'' repliğine benziyor.evet,işte o gün geldi,masallar sona erdi,gerçekleri gözünle gördün.


  20. 30.Ağustos.2012, 05:08
    10
    parasetemol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Alıntı
    kardeşim bunlar fitnedir , şemş-i tebrizinin hayatını okuyun ALLAH icin .
    Sana hep pembe gösterilen gözlüğü gözünden çekip alınca bu tepkiyi vermeniz gayet normal.Peki ya senin Şems hakkında okuduklarını yazanların gerçek amaçları; şems fitnesini rahatça halk arasına sokmak olamaz mı?Bu sebeple sana pembe gösterilen bir Şems yazılmış olamaz mı.Gerçek fitne onların senin tanımanı istedikleri türünden bir Şems yaratılması olamaz mı?Neden gerçekleri görünce ilk tepkiniz''yoooo!hayıııır,olamaaz'' repliğine benziyor.evet,işte o gün geldi,masallar sona erdi,gerçekleri gözünle gördün.


  21. 30.Ağustos.2012, 05:10
    11
    Zeyd.Bin.H
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 30.Ağustos.2012
    Üye No: 97659
    Mesaj Sayısı: 24
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    parasetemol Semsin yazdılarını cevirecek kadar edebi bilgiye sahipmisin kardeşim

    Hz. Mevlâna gibi ilim ve irfan deryası bir kâmil insana sahip olmak, her şeyden evvel milletimiz adına çok büyük bir şanstır ve O’na sahip olmayı Allah’ın bir bahşı olarak görüp şükür etmeliyiz.
    Allah’a iman, itaat, teslimiyet, tevekkül, sabır, şükür ve kanaatin yanında; barış / kardeşlik / sevgi / merhamet / sadakat gibi insani değerleri, kısa ve öz mesajlarla gönüllere nakşetmekte çok büyük bir veli zat olan Mevlâna’nın milyonlarca sevenlerinin olduğu gibi, sevmemekle yetinmeyip daha da ileri giderek çok ağır ithamlarla saldıranları da mevcuttur.
    Mevlâna’ya karşı yapılan aşağılık saldırılar ve alçakça iftiralar, kendisinin yazmış olduğu ummanlar mesabesinde ki o büyük eseri ‘’ MESNEVİ’’si üzerinden yürütülür.
    Hal bu ki Mevlâna’nın Mesnevi deki mesajları, Kur’an ın istikametinde ve Sünnetlerin ışığı altında verilmiş mesajlardır.

    MEVLÂNA’YA ÖYLESİ İFTİRALAR ATILIR Kİ;
    - Hocası Şems ile iğrenç bir ilişki yaşarmış!
    - Mesnevi, seks fıkraları ile doluymuş!
    - Pornografik konuşur ve yazarmış!
    Bütün bu aşağılık iftira ve saldırılar İNGİLTERE ve VATİKAN KAYNAKLI olup, temeli İslâm düşmanlığına dayanır. Aynen ‘’ hadis düşmanlığı, Peygamberimizi öven (Sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım) Kuts-i Hadisin ve şefaatin inkâr edilmesi’’ gibi.

    1800 lü yıllarda Batılı İslâm düşmanlarınca alınan bir kararla ‘’ Önce İslâm âlim ve ulemalarını gözden düşürüp tartışılır hale getireceğiz ve bu sayede Müslümanları îtikadi - ameli konularda şüphelere sevk ederek onların inançlarını bozacağız’’ denilmiş ve derhal çalışmalar başlatılmıştır.
    Bugün, Mevlâna ve diğer birçok İslâm mütefekkiri ve ulema zatlara atılan iftira ve çalınmak istenen çamurlar, bu iğrenç Batı planının uzantısından ibarettir. Bu iğrenç planda bilerek veya bilmeyerek yer alıp, onların papağanlığına soyunmuş bir çok zavallıyla sık sık karşılaşmaktayız.

    Mevlâna, eşekle-kadın olayını anlatmakla insanlara şu çok önemli mesajı vermeye çalışıyor:
    ‘’ Ey insanoğlu! nefis o kadar zalim ve azgındır ki; şayet onu ibadetle, Tevhit’le, Allah’ı çokça zikirle, teslimiyetle dizginleyip terbiye edemezsen, seni öylesi rezilliklere ve günahlara sürükler ki akıbetin, nefsine mağlup olan o zavallı kadın gibi olur’’
    BURADA ÖNEMLİ BİR OLAY VAR;
    İmanlı, Salih amel sahibi ve dürüst insanlar Mesnevi’yi okuduklarında imanları kuvvetlenir. Salih ve dürüst olmayanlar okudukların da ise, küfür ve günahları çoğalır.
    ŞEMS – MEVLÂNA ilişkisini ve EŞEK İLE KADIN hikâyesini kim ne şekil anlatıyorsa bilinmelidir ki o insan aslında kendisini anlatıyor.

    İşte günümüzde birçok sapık, Şems-Mevlâna ilişkisini ve eşek ile kadın hikâyesini öylesine sapıkça anlatıyorlar ki bu gibi sapıklar, böyle yapmakla aslında kendi durumlarını, iğrençlik ve rezilliklerini anlatıyorlar demektir. Bu ifadeleri, kendi ruhlarında mevcut olan pisliklerin dışavurumundan başka bir şey olamaz.

    Mevlâna, bugün sapkın hümanistler(!) tarafından kullanılmıyor değil. Bazıları O’nu kendi sapkınlık ve azgınlıklarına alet ederlerken, bazıları da Mevleviliği bir moda akım haline sokmuşlar. Sağda solda ahkâm kesip ‘’BENDE MEVLEVİ'YİM AMAN KARDİİİŞ'' diyerek, kendilerince entel-dantel-sosyetik takılmaya çabalıyorlar! Çoğunda namaz yok, niyaz yok! Lâkin Mevlana'ya küfredilirken ortalıkta gözükmez bu çömezler. Kendilerine sövülmediya, Mevlâna'ya sövüldü, aman sendeee...

    Mevlâna bu günleri ta o günlerden gördüğü içindir ki kendisini nasıl tarif etmişti;
    ‘’ Ben, HZ. Muhammed Mustafa’nın ayağının tozuyum. Her kim beni başka türlü anlatmaya kalkışırsa, ben ondan bi zarım’’
    Ruhları şad, kabirleri içinden Kevser Irmakları akan cennet bahçeleri olsun.



  22. 30.Ağustos.2012, 05:10
    11
    Zeyd.Bin.H - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    parasetemol Semsin yazdılarını cevirecek kadar edebi bilgiye sahipmisin kardeşim

    Hz. Mevlâna gibi ilim ve irfan deryası bir kâmil insana sahip olmak, her şeyden evvel milletimiz adına çok büyük bir şanstır ve O’na sahip olmayı Allah’ın bir bahşı olarak görüp şükür etmeliyiz.
    Allah’a iman, itaat, teslimiyet, tevekkül, sabır, şükür ve kanaatin yanında; barış / kardeşlik / sevgi / merhamet / sadakat gibi insani değerleri, kısa ve öz mesajlarla gönüllere nakşetmekte çok büyük bir veli zat olan Mevlâna’nın milyonlarca sevenlerinin olduğu gibi, sevmemekle yetinmeyip daha da ileri giderek çok ağır ithamlarla saldıranları da mevcuttur.
    Mevlâna’ya karşı yapılan aşağılık saldırılar ve alçakça iftiralar, kendisinin yazmış olduğu ummanlar mesabesinde ki o büyük eseri ‘’ MESNEVİ’’si üzerinden yürütülür.
    Hal bu ki Mevlâna’nın Mesnevi deki mesajları, Kur’an ın istikametinde ve Sünnetlerin ışığı altında verilmiş mesajlardır.

    MEVLÂNA’YA ÖYLESİ İFTİRALAR ATILIR Kİ;
    - Hocası Şems ile iğrenç bir ilişki yaşarmış!
    - Mesnevi, seks fıkraları ile doluymuş!
    - Pornografik konuşur ve yazarmış!
    Bütün bu aşağılık iftira ve saldırılar İNGİLTERE ve VATİKAN KAYNAKLI olup, temeli İslâm düşmanlığına dayanır. Aynen ‘’ hadis düşmanlığı, Peygamberimizi öven (Sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım) Kuts-i Hadisin ve şefaatin inkâr edilmesi’’ gibi.

    1800 lü yıllarda Batılı İslâm düşmanlarınca alınan bir kararla ‘’ Önce İslâm âlim ve ulemalarını gözden düşürüp tartışılır hale getireceğiz ve bu sayede Müslümanları îtikadi - ameli konularda şüphelere sevk ederek onların inançlarını bozacağız’’ denilmiş ve derhal çalışmalar başlatılmıştır.
    Bugün, Mevlâna ve diğer birçok İslâm mütefekkiri ve ulema zatlara atılan iftira ve çalınmak istenen çamurlar, bu iğrenç Batı planının uzantısından ibarettir. Bu iğrenç planda bilerek veya bilmeyerek yer alıp, onların papağanlığına soyunmuş bir çok zavallıyla sık sık karşılaşmaktayız.

    Mevlâna, eşekle-kadın olayını anlatmakla insanlara şu çok önemli mesajı vermeye çalışıyor:
    ‘’ Ey insanoğlu! nefis o kadar zalim ve azgındır ki; şayet onu ibadetle, Tevhit’le, Allah’ı çokça zikirle, teslimiyetle dizginleyip terbiye edemezsen, seni öylesi rezilliklere ve günahlara sürükler ki akıbetin, nefsine mağlup olan o zavallı kadın gibi olur’’
    BURADA ÖNEMLİ BİR OLAY VAR;
    İmanlı, Salih amel sahibi ve dürüst insanlar Mesnevi’yi okuduklarında imanları kuvvetlenir. Salih ve dürüst olmayanlar okudukların da ise, küfür ve günahları çoğalır.
    ŞEMS – MEVLÂNA ilişkisini ve EŞEK İLE KADIN hikâyesini kim ne şekil anlatıyorsa bilinmelidir ki o insan aslında kendisini anlatıyor.

    İşte günümüzde birçok sapık, Şems-Mevlâna ilişkisini ve eşek ile kadın hikâyesini öylesine sapıkça anlatıyorlar ki bu gibi sapıklar, böyle yapmakla aslında kendi durumlarını, iğrençlik ve rezilliklerini anlatıyorlar demektir. Bu ifadeleri, kendi ruhlarında mevcut olan pisliklerin dışavurumundan başka bir şey olamaz.

    Mevlâna, bugün sapkın hümanistler(!) tarafından kullanılmıyor değil. Bazıları O’nu kendi sapkınlık ve azgınlıklarına alet ederlerken, bazıları da Mevleviliği bir moda akım haline sokmuşlar. Sağda solda ahkâm kesip ‘’BENDE MEVLEVİ'YİM AMAN KARDİİİŞ'' diyerek, kendilerince entel-dantel-sosyetik takılmaya çabalıyorlar! Çoğunda namaz yok, niyaz yok! Lâkin Mevlana'ya küfredilirken ortalıkta gözükmez bu çömezler. Kendilerine sövülmediya, Mevlâna'ya sövüldü, aman sendeee...

    Mevlâna bu günleri ta o günlerden gördüğü içindir ki kendisini nasıl tarif etmişti;
    ‘’ Ben, HZ. Muhammed Mustafa’nın ayağının tozuyum. Her kim beni başka türlü anlatmaya kalkışırsa, ben ondan bi zarım’’
    Ruhları şad, kabirleri içinden Kevser Irmakları akan cennet bahçeleri olsun.



  23. 30.Ağustos.2012, 05:21
    12
    cavraşım
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 28.Ağustos.2012
    Üye No: 97639
    Mesaj Sayısı: 626
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 7
    Yaş: 40
    Bulunduğu yer: konya

    Cevap: Celaleddin-i Rumi Gerçeği!!!

    amir arkadaş,sustun,hiç msjın gelmez oldu.
    hatta moderatör var şu anda online,bilgili arkadaşlar lütfen çözülsün şu konuda


  24. 30.Ağustos.2012, 05:21
    12
    Devamlı Üye
    amir arkadaş,sustun,hiç msjın gelmez oldu.
    hatta moderatör var şu anda online,bilgili arkadaşlar lütfen çözülsün şu konuda





Konu Kapatılmıştır
Git 124 Son