Konusunu Oylayın.: Herhangi bir tarikata girmek şart mıdır?

5 üzerinden 4.75 | Toplam : 8 kişi
Herhangi bir tarikata girmek şart mıdır?
  1. 27.Ağustos.2012, 19:01
    1
    sahabeyolunda
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Ağustos.2012
    Üye No: 97542
    Mesaj Sayısı: 112
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2
    Bulunduğu yer: çalışma odam

    Herhangi bir tarikata girmek şart mıdır?






    Herhangi bir tarikata girmek şart mıdır? Mumsema Bu soruya gelince, insan manevi açıdan olgunlaşmak, nefsinin heva ve heveslerinden kurtulmak, kendi içini temizlemek, şeriatı kâmil manada yaşayıp yaşatmak mana aleminde yükselmek niyetinde ise, şarttır.

    Tarikat, kulların toplum hayatında, aile hayatında, iş hayatında kısaca her sahada Yaradanından korkması, yüreğinin O’nun adı anıldığında bile titremesi halidir. Sözün özü her gönüle manevi bir jandarma manevi bir bekçi koyma halidir. Hal böyle olunca hangi insan bunu istemez? Hangi insan buna karşı çıkabilir. Onun için şeriatın inceliklerini bilmek isteyen her insan için bir tarikat yolu şarttır diyebiliriz.

    Kısaca şeriatsız olgunlaşmış bir tarikat hayatı, aynı şekilde tarikatsız olgunlaşmış bir şeriat yaşantısı düşünülemez.

    Tarikatların zahirî, pratik manasını birkaç cümle ile özetledikten sonra, fakirane dilimizin döndüğü kadar biraz da batınî (gizli) manasından bahsetmek isteriz.

    Tasavvuf yolu, yani tarikatlar, mana aleminde, batınî alemde devamlı surette Allah’ı (c.c.) hatırlamak ve sürekli ondan korkmaktır. İnsan nasıl zahirde hatırladığı, düşündüğü şeyden uzak kalamazsa, işte tarikat da insana hatırlattığı şeye yani Allah (c.c.) ile devamlı birlikte olmaya sevk eder ve sürükler. Nitekim Cenab-ı Hakk Zülcelal Hazretleri, Maide Suresi 35. ayetinde mealen şöyle buyuruyor:

    “Ey iman edenler, Allah’tan korkun, Ona (yaklaşmak) için vesileler arayın ve onun yolunda cihad edin. Ta ki muradınıza eresiniz.”

    Tarikat, insanı Allah’a yaklaştırır ve Allah ile birlikte kılar. Tarikat, insanın Allah için gözünden dökülen yaştır. Gönlündeki nefs-i emmaresiyle savaştır. Tarikat, şeriat gemisine binip denize açılmak ve o enginlerdeki sırları, güzellikleri keşfetmektir. Tarikat, bütün alemi Yaradanının gözüyle görmek ve bütün mahlukatı Yaradanından ötürü sevmektir. Kısaca tarikat bütün gönülleri birleştirip Allah’ a doğru yürümektir.

    Mevlana Hazretleri ne güzel söylemiş:

    “Aşıkların sevinci ve gamı sadece Allah'tır. Onların el emekleri ve ücretleri de yine O‘dur. Her kim de Allah‘tan başkasına bir aşkı varsa, o aşk şeker yemek kadar tatlı da olsa yine can çekişmek kadar acıdır.” Yine Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Rabb’ine şöyle iltica ve niyaz ederek der ki: “Senin öfkenden rızana sığınırım Ya Rab! Senden Sana sığınırım.” Evet tarikat, Allah’tan yine kendisine sığınma yöntemidir. Tarikat, Yaradanın kapısından başka gidilecek bir kapı olmadığını benimseten yoldur. Bunların ötesinde tarikat, aklın bile idrak edemediği olağan üstü halleri yaşamaktır. Özetle tarikat, Peygamberimizin: “Allah‘ın ahlakı ile ahlaklanınız” hadisinin özüdür, içeriğidir.

    Tarikat, altunu has hale getirmektir. Daha sonra da bu has altunu kalıplara dökmek ve ondan çeşitli güzellikteki mücevherat ortaya çıkarmaktır.

    Tarikat, şeriattaki su ve toprak ile yapılan temizlikle yetinmeyip kalpleri temizleme yoludur. Tarikat, Ramazan orucunu tutan bir insanın yemek içmek şöyle dursun orucu bozulacak korkusu ile kötü sözden, gıybet etmekten bile korkması halidir.

    Tarikat, Allah sevgisi demektir. Allah’ı sevmektir, O’ndan korkmaktır. O’nun kapısından başka bir kapı aramamaktır.


  2. 27.Ağustos.2012, 19:01
    1



    Bu soruya gelince, insan manevi açıdan olgunlaşmak, nefsinin heva ve heveslerinden kurtulmak, kendi içini temizlemek, şeriatı kâmil manada yaşayıp yaşatmak mana aleminde yükselmek niyetinde ise, şarttır.

    Tarikat, kulların toplum hayatında, aile hayatında, iş hayatında kısaca her sahada Yaradanından korkması, yüreğinin O’nun adı anıldığında bile titremesi halidir. Sözün özü her gönüle manevi bir jandarma manevi bir bekçi koyma halidir. Hal böyle olunca hangi insan bunu istemez? Hangi insan buna karşı çıkabilir. Onun için şeriatın inceliklerini bilmek isteyen her insan için bir tarikat yolu şarttır diyebiliriz.

    Kısaca şeriatsız olgunlaşmış bir tarikat hayatı, aynı şekilde tarikatsız olgunlaşmış bir şeriat yaşantısı düşünülemez.

    Tarikatların zahirî, pratik manasını birkaç cümle ile özetledikten sonra, fakirane dilimizin döndüğü kadar biraz da batınî (gizli) manasından bahsetmek isteriz.

    Tasavvuf yolu, yani tarikatlar, mana aleminde, batınî alemde devamlı surette Allah’ı (c.c.) hatırlamak ve sürekli ondan korkmaktır. İnsan nasıl zahirde hatırladığı, düşündüğü şeyden uzak kalamazsa, işte tarikat da insana hatırlattığı şeye yani Allah (c.c.) ile devamlı birlikte olmaya sevk eder ve sürükler. Nitekim Cenab-ı Hakk Zülcelal Hazretleri, Maide Suresi 35. ayetinde mealen şöyle buyuruyor:

    “Ey iman edenler, Allah’tan korkun, Ona (yaklaşmak) için vesileler arayın ve onun yolunda cihad edin. Ta ki muradınıza eresiniz.”

    Tarikat, insanı Allah’a yaklaştırır ve Allah ile birlikte kılar. Tarikat, insanın Allah için gözünden dökülen yaştır. Gönlündeki nefs-i emmaresiyle savaştır. Tarikat, şeriat gemisine binip denize açılmak ve o enginlerdeki sırları, güzellikleri keşfetmektir. Tarikat, bütün alemi Yaradanının gözüyle görmek ve bütün mahlukatı Yaradanından ötürü sevmektir. Kısaca tarikat bütün gönülleri birleştirip Allah’ a doğru yürümektir.

    Mevlana Hazretleri ne güzel söylemiş:

    “Aşıkların sevinci ve gamı sadece Allah'tır. Onların el emekleri ve ücretleri de yine O‘dur. Her kim de Allah‘tan başkasına bir aşkı varsa, o aşk şeker yemek kadar tatlı da olsa yine can çekişmek kadar acıdır.” Yine Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Rabb’ine şöyle iltica ve niyaz ederek der ki: “Senin öfkenden rızana sığınırım Ya Rab! Senden Sana sığınırım.” Evet tarikat, Allah’tan yine kendisine sığınma yöntemidir. Tarikat, Yaradanın kapısından başka gidilecek bir kapı olmadığını benimseten yoldur. Bunların ötesinde tarikat, aklın bile idrak edemediği olağan üstü halleri yaşamaktır. Özetle tarikat, Peygamberimizin: “Allah‘ın ahlakı ile ahlaklanınız” hadisinin özüdür, içeriğidir.

    Tarikat, altunu has hale getirmektir. Daha sonra da bu has altunu kalıplara dökmek ve ondan çeşitli güzellikteki mücevherat ortaya çıkarmaktır.

    Tarikat, şeriattaki su ve toprak ile yapılan temizlikle yetinmeyip kalpleri temizleme yoludur. Tarikat, Ramazan orucunu tutan bir insanın yemek içmek şöyle dursun orucu bozulacak korkusu ile kötü sözden, gıybet etmekten bile korkması halidir.

    Tarikat, Allah sevgisi demektir. Allah’ı sevmektir, O’ndan korkmaktır. O’nun kapısından başka bir kapı aramamaktır.


    Benzer Konular

    - Dini yaşamak için herhangi bir tarikata girmek şartmı?

    - Tarikata girmek şart mıdır ?

    - Herhangi bir tarikata bağlı olmak şartmı

    - Hiç bir tarikata bağlı değilim,herhangi bir tarikata bağlanmam gereklimidir?

    - İslamı yaşamak için bir tarikata girmek şart mıdır?

  3. 27.Ağustos.2012, 20:30
    2
    parasetemol
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 05.Kasım.2009
    Üye No: 63454
    Mesaj Sayısı: 64
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Yaş: 39

    Cevap: Herhangi bir tarikata girmek şart mıdır?




    Alıntı
    Tarikat, şeriattaki su ve toprak ile yapılan temizlikle yetinmeyip kalpleri temizleme yoludur.
    Yetinmeyip de ne demek?“Bundan sonra seni emirden olan bir şeriât ile vazifelendirdik”(Casiye/18)

    Ne yani Yüce Allah'ın Peygamberini vazifelendirdiği,yeryüzünün yönetim hukuku,Rabbin Kural ve Kanunları olan ŞERİATile yetinememek de neyin nesi.
    Alıntı
    tarikatsız olgunlaşmış bir şeriat yaşantısı düşünülemez.
    Aynı şekilde haddini aşmış bir cümle de bu.Sahabeler hangi tarikat ile şeriate bağlıydılar,onların yaşadığı şeriat eksikmiydi,kalkmış bir de adını sahabe yolunda koymuşsun,yaşantısından bihaber olduğun sahabenin yolunda nasıl ilerleyebilirsin?

    Bulduysanız ayrı bir tasavvuf dini gidin kendi kural ve kanunlarınızla yaşayın nerde ne şekilde yaşıyorsanız,ama kalkıpta bulduğunuz bu tarikat tasavvuf gibi sonradan çıkma şeyleri İslamın içindeymiş gibi gösterip yer edinmeye çalışmayın.Sahabenin yoluna gireceksen bu sonradan çıkma tarikatmiş,tasavvufmuş bunlardan arındır kendini öyle gir.


  4. 27.Ağustos.2012, 20:30
    2
    parasetemol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli



    Alıntı
    Tarikat, şeriattaki su ve toprak ile yapılan temizlikle yetinmeyip kalpleri temizleme yoludur.
    Yetinmeyip de ne demek?“Bundan sonra seni emirden olan bir şeriât ile vazifelendirdik”(Casiye/18)

    Ne yani Yüce Allah'ın Peygamberini vazifelendirdiği,yeryüzünün yönetim hukuku,Rabbin Kural ve Kanunları olan ŞERİATile yetinememek de neyin nesi.
    Alıntı
    tarikatsız olgunlaşmış bir şeriat yaşantısı düşünülemez.
    Aynı şekilde haddini aşmış bir cümle de bu.Sahabeler hangi tarikat ile şeriate bağlıydılar,onların yaşadığı şeriat eksikmiydi,kalkmış bir de adını sahabe yolunda koymuşsun,yaşantısından bihaber olduğun sahabenin yolunda nasıl ilerleyebilirsin?

    Bulduysanız ayrı bir tasavvuf dini gidin kendi kural ve kanunlarınızla yaşayın nerde ne şekilde yaşıyorsanız,ama kalkıpta bulduğunuz bu tarikat tasavvuf gibi sonradan çıkma şeyleri İslamın içindeymiş gibi gösterip yer edinmeye çalışmayın.Sahabenin yoluna gireceksen bu sonradan çıkma tarikatmiş,tasavvufmuş bunlardan arındır kendini öyle gir.


  5. 27.Ağustos.2012, 20:47
    3
    ömerhattab
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 18.Mayıs.2008
    Üye No: 20975
    Mesaj Sayısı: 1,830
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 19

    Cevap: Herhangi bir tarikata girmek şart mıdır?

    sahabeyolunda Nickli Üyeden Alıntı
    Bu soruya gelince, insan manevi açıdan olgunlaşmak, nefsinin heva ve heveslerinden kurtulmak, kendi içini temizlemek, şeriatı kâmil manada yaşayıp yaşatmak mana aleminde yükselmek niyetinde ise, şarttır.Tarikat, kulların toplum hayatında, aile hayatında, iş hayatında kısaca her sahada Yaradanından korkması, yüreğinin O’nun adı anıldığında bile titremesi halidir. Sözün özü her gönüle manevi bir jandarma manevi bir bekçi koyma halidir. Hal böyle olunca hangi insan bunu istemez? Hangi insan buna karşı çıkabilir. Onun için şeriatın inceliklerini bilmek isteyen her insan için bir tarikat yolu şarttır diyebiliriz.Kısaca şeriatsız olgunlaşmış bir tarikat hayatı, aynı şekilde tarikatsız olgunlaşmış bir şeriat yaşantısı düşünülemez.Tarikatların zahirî, pratik manasını birkaç cümle ile özetledikten sonra, fakirane dilimizin döndüğü kadar biraz da batınî (gizli) manasından bahsetmek isteriz.Tasavvuf yolu, yani tarikatlar, mana aleminde, batınî alemde devamlı surette Allah’ı (c.c.) hatırlamak ve sürekli ondan korkmaktır. İnsan nasıl zahirde hatırladığı, düşündüğü şeyden uzak kalamazsa, işte tarikat da insana hatırlattığı şeye yani Allah (c.c.) ile devamlı birlikte olmaya sevk eder ve sürükler. Nitekim Cenab-ı Hakk Zülcelal Hazretleri, Maide Suresi 35. ayetinde mealen şöyle buyuruyor:“Ey iman edenler, Allah’tan korkun, Ona (yaklaşmak) için vesileler arayın ve onun yolunda cihad edin. Ta ki muradınıza eresiniz.”Tarikat, insanı Allah’a yaklaştırır ve Allah ile birlikte kılar. Tarikat, insanın Allah için gözünden dökülen yaştır. Gönlündeki nefs-i emmaresiyle savaştır. Tarikat, şeriat gemisine binip denize açılmak ve o enginlerdeki sırları, güzellikleri keşfetmektir. Tarikat, bütün alemi Yaradanının gözüyle görmek ve bütün mahlukatı Yaradanından ötürü sevmektir. Kısaca tarikat bütün gönülleri birleştirip Allah’ a doğru yürümektir.Mevlana Hazretleri ne güzel söylemiş:“Aşıkların sevinci ve gamı sadece Allah'tır. Onların el emekleri ve ücretleri de yine O‘dur. Her kim de Allah‘tan başkasına bir aşkı varsa, o aşk şeker yemek kadar tatlı da olsa yine can çekişmek kadar acıdır.” Yine Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Rabb’ine şöyle iltica ve niyaz ederek der ki: “Senin öfkenden rızana sığınırım Ya Rab! Senden Sana sığınırım.” Evet tarikat, Allah’tan yine kendisine sığınma yöntemidir. Tarikat, Yaradanın kapısından başka gidilecek bir kapı olmadığını benimseten yoldur. Bunların ötesinde tarikat, aklın bile idrak edemediği olağan üstü halleri yaşamaktır. Özetle tarikat, Peygamberimizin: “Allah‘ın ahlakı ile ahlaklanınız” hadisinin özüdür, içeriğidir.Tarikat, altunu has hale getirmektir. Daha sonra da bu has altunu kalıplara dökmek ve ondan çeşitli güzellikteki mücevherat ortaya çıkarmaktır.Tarikat, şeriattaki su ve toprak ile yapılan temizlikle yetinmeyip kalpleri temizleme yoludur. Tarikat, Ramazan orucunu tutan bir insanın yemek içmek şöyle dursun orucu bozulacak korkusu ile kötü sözden, gıybet etmekten bile korkması halidir.Tarikat, Allah sevgisi demektir. Allah’ı sevmektir, O’ndan korkmaktır. O’nun kapısından başka bir kapı aramamaktır.
    Allah razı olsun kardeşim...


  6. 27.Ağustos.2012, 20:47
    3
    Devamlı Üye
    sahabeyolunda Nickli Üyeden Alıntı
    Bu soruya gelince, insan manevi açıdan olgunlaşmak, nefsinin heva ve heveslerinden kurtulmak, kendi içini temizlemek, şeriatı kâmil manada yaşayıp yaşatmak mana aleminde yükselmek niyetinde ise, şarttır.Tarikat, kulların toplum hayatında, aile hayatında, iş hayatında kısaca her sahada Yaradanından korkması, yüreğinin O’nun adı anıldığında bile titremesi halidir. Sözün özü her gönüle manevi bir jandarma manevi bir bekçi koyma halidir. Hal böyle olunca hangi insan bunu istemez? Hangi insan buna karşı çıkabilir. Onun için şeriatın inceliklerini bilmek isteyen her insan için bir tarikat yolu şarttır diyebiliriz.Kısaca şeriatsız olgunlaşmış bir tarikat hayatı, aynı şekilde tarikatsız olgunlaşmış bir şeriat yaşantısı düşünülemez.Tarikatların zahirî, pratik manasını birkaç cümle ile özetledikten sonra, fakirane dilimizin döndüğü kadar biraz da batınî (gizli) manasından bahsetmek isteriz.Tasavvuf yolu, yani tarikatlar, mana aleminde, batınî alemde devamlı surette Allah’ı (c.c.) hatırlamak ve sürekli ondan korkmaktır. İnsan nasıl zahirde hatırladığı, düşündüğü şeyden uzak kalamazsa, işte tarikat da insana hatırlattığı şeye yani Allah (c.c.) ile devamlı birlikte olmaya sevk eder ve sürükler. Nitekim Cenab-ı Hakk Zülcelal Hazretleri, Maide Suresi 35. ayetinde mealen şöyle buyuruyor:“Ey iman edenler, Allah’tan korkun, Ona (yaklaşmak) için vesileler arayın ve onun yolunda cihad edin. Ta ki muradınıza eresiniz.”Tarikat, insanı Allah’a yaklaştırır ve Allah ile birlikte kılar. Tarikat, insanın Allah için gözünden dökülen yaştır. Gönlündeki nefs-i emmaresiyle savaştır. Tarikat, şeriat gemisine binip denize açılmak ve o enginlerdeki sırları, güzellikleri keşfetmektir. Tarikat, bütün alemi Yaradanının gözüyle görmek ve bütün mahlukatı Yaradanından ötürü sevmektir. Kısaca tarikat bütün gönülleri birleştirip Allah’ a doğru yürümektir.Mevlana Hazretleri ne güzel söylemiş:“Aşıkların sevinci ve gamı sadece Allah'tır. Onların el emekleri ve ücretleri de yine O‘dur. Her kim de Allah‘tan başkasına bir aşkı varsa, o aşk şeker yemek kadar tatlı da olsa yine can çekişmek kadar acıdır.” Yine Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Rabb’ine şöyle iltica ve niyaz ederek der ki: “Senin öfkenden rızana sığınırım Ya Rab! Senden Sana sığınırım.” Evet tarikat, Allah’tan yine kendisine sığınma yöntemidir. Tarikat, Yaradanın kapısından başka gidilecek bir kapı olmadığını benimseten yoldur. Bunların ötesinde tarikat, aklın bile idrak edemediği olağan üstü halleri yaşamaktır. Özetle tarikat, Peygamberimizin: “Allah‘ın ahlakı ile ahlaklanınız” hadisinin özüdür, içeriğidir.Tarikat, altunu has hale getirmektir. Daha sonra da bu has altunu kalıplara dökmek ve ondan çeşitli güzellikteki mücevherat ortaya çıkarmaktır.Tarikat, şeriattaki su ve toprak ile yapılan temizlikle yetinmeyip kalpleri temizleme yoludur. Tarikat, Ramazan orucunu tutan bir insanın yemek içmek şöyle dursun orucu bozulacak korkusu ile kötü sözden, gıybet etmekten bile korkması halidir.Tarikat, Allah sevgisi demektir. Allah’ı sevmektir, O’ndan korkmaktır. O’nun kapısından başka bir kapı aramamaktır.
    Allah razı olsun kardeşim...


  7. 28.Ağustos.2012, 01:38
    4
    HAMMADUN
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Aralık.2010
    Üye No: 81065
    Mesaj Sayısı: 1,021
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Herhangi bir tarikata girmek şart mıdır?

    Elhamdulillah, Sahabeyolunda kardeşim. Bu sözler bize hiç yabancı gelmedi.... İki kandilden çıkan TEK bir IŞIK gibi.....

    Elhamdulillah.

    Rab'bim Cümlemizden Razı Olsun. Amin.


  8. 28.Ağustos.2012, 01:38
    4
    HAMMADUN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Elhamdulillah, Sahabeyolunda kardeşim. Bu sözler bize hiç yabancı gelmedi.... İki kandilden çıkan TEK bir IŞIK gibi.....

    Elhamdulillah.

    Rab'bim Cümlemizden Razı Olsun. Amin.


  9. 29.Ağustos.2012, 02:25
    5
    parasetemol
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 05.Kasım.2009
    Üye No: 63454
    Mesaj Sayısı: 64
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Yaş: 39

    Cevap: Herhangi bir tarikata girmek şart mıdır?

    Bak Arkadaşım;herhangi bir Tarikate girdim neler oldu anlatayım sana da dinle ibret al inşaallah:

    zamanlardan bir vakit uzun zamandır görmediğim bir akrabamın vesilesiyle Tarikat batağıyla tanıştım.O aralar zaten her insanın yaşadığı ''arayış'' içinde bir hayatım vardı.Tarikât hayatının aradığım hayat olabileceği fikrine kapılıp hemen balıklama atladım.Akarabam dediğim kişi aynı zamanda Konya da bulunan Muhammed Konyevi denilen şeyhin de vekiliymiş,hemen o anda elimden tuttu ve dediklerini tekrar etmek suretiyle ben ve eşim tevbe verdik.Yaptığım şeylerin ne olduğu konusunda bir fikrim yoktu.Tevbe vermiştik ve bize verdiği 8 şart denilen konunun yazılı olduğu kağıttaki şartları yerine getirdiğimiz takdirde de anamızdan doğmuş gibi günahsız olacağımızı bize söyleyince düşünün bizim o andaki sevincimizi.8 maddelik bir şeyi uygulayacaktık ve tertemiz olacaktık.O gece hanım da ben de bize verilen 8 şartı yerine getirdik ve sabah kalktığımızda artık günahsız olduğumuza inanıyorduk.Artık günübirlik akşamları dergâhâ gidiyordum.ayrıca bana ders olarak 5000 zikir verilmişti.Bu 5000 zikiri ilk günlerde tarif edildiği haliyle gayet şevkle yapıyordum,benden sorumlu olan vekilde 2-3 günde bir bana dersler nasıl gidiyor diye soruyor ve hiç bir şey hissetmesem de hissediyormuş gibi davranıp''işte şöyle oluyor,böyle hissediyorum'' türünden uydurma haller anlatıyordum,gerçi 5000 zikir dersini topu topu 5 ya da 6 gün falan devam etmiştim,ondan sonrası boşvermiştim.Rabıta konusunu ise ihmal etmemeye gayret ediyordum.Her ikindiden sonra hatme konusu yine dikkat ettiğim bir husutu,ama dediğim gibi bunların hepsine tam anlmıyla kendimi en fazla bir hafta verebilmiştim.Bendeki dersin hallerini sordukça anlattığım bende olmayan hallere göre başımdaki vekil durumumun iyiye gittiğini söyleyerek dersimi sürekli arttırma yoluna gidiyordu.5000 dersini beş altı gün adamakıllı yaptığım halde devam etmediğimi vekile söylemiyordum.O ne derse uydurma hallerden bahsediyordum ve o da benim dersimi arttırıyordu.En sun 14 000 zikir dersi falan alıyordum ama tabii uygulamıyordum.Sonra Konya seferlerimiz başladı.İlk defa o zamanlar da heyecan duyabileceğimi düşünüyordum.Çünkü Konya da ki kişi hakkında o kadar çok efsaneler anlatılıp duruyorlardı ki ne göreceğim konusunda çok merak içindeydim.sonunda bir gün eşim de dahil Konya ya gittik.Teveccüh denilen bir olay vardı ve o olaya katılacaktık-ki öyle bir anlatılıyor du ki o olay,miraç hadisesini bile sofilerden bu kadar ateşli dinlememiştim.Gecesinden belli bir vakitten sonra bir şey yenilip içilmiyor,8 şart fiilleri uygulanıyordu.Yattığımız gece odalarımızı Peygamberimizin dolaştığı da anlatılınca rahat bir uyku ne mümkün.O gece sabah olmak bilmedi.Nihayetinde sabah olduğunda Teveccüh denilen olay da yavaş yavaş başlıyordu.Caminin içerisinde bütün gelenler daire oluşturacak şekilde kimi de sırt sırta gelecek şekilde oturma vaziyeti aldık.Şeyh gelmeden önce herkes 25 estağfurullah çekip gözlerini kapattı,öncesinden de uyarmışlardı ''sakın ola gözlerinizi açmayın,çünkü teveccüh anında Peygamberimiz de dahil olmak üzere Abdulkadir Geylaniler ve daha bir sürü sââdat denilen evliyalar hepsi buraya ellerinde hediyeler ile geliyorlar.ortamın nurundan gözleriniz kör olur açarsanız'' diye.Teveccühün amacı ;şeyh teveccüh denilen olay süresince çeşitli dua ve ilahiler söylüyor ve senin karşına geldiğininde ise ağzını açıp onun senin ağzından içeri üflediği nefesini çekebildiğin kadar içine çekmeye çalışıyordun.Ne kadar çok şeyhin nefesini içine çektin kalbindeki günahlarının siyahlığı o kadar beyaza dönüşüyordu,yani günahlarından arınıyordun.Nihayetinde 1,5 saatin sonunda şeyh herkese üfledi ve teveccüh sona erdi.Geceden bir şey yenilmememsinin sebebi ise bu teveccühün bir kalp ameliyatı olduğu düşüncesiydi,nasıl ki gerçek mana da ameliyat olacak hasta geceden hiç bir şey yemiyor,burada da sebep aynıydı.Netice de teveccüh bitti cami dışına herkes dağıldı ve dışarıda birbirlerine şeyhin nefesini kaç defa çektiklerinin hikayelerini anlamaya koyuldular.öğleden sonra dönüş hazırlığı sırasında bizlere 5 litrelik su şişesi içinde bir su verdiler.Bu su;şeyhin teveccüh esnasında üzerinde bulunan cübbesinin içine batırıldığı su olduğu söylendi.Herki ki bu sudan şifa niyetiyle içerse şifa bulur deniliyordu,kefene döksen kabir azabı çekmezsin diyorlardı.Allah'ım affetsin o sudan İstanbul'a gelince tanıdık tanımadık herkese ne suyyu olduğunu söylemeden şifadır için diyerek içirmiştik.
    Günlerden bir gün tarikate girdiğimin 2. günü alırsan evinde bereket olur diyerek zorlama bir uslüple satılan şeyhin külliyatı olan eserlerden okurken,sohbetler isimli kitabında Keşfül Hâfâ isimli uydurma hadislerin toplandığı bir kitapta yer alan uydurma bir hadisin kitap ismiyle birlikte kaynak olarak gösterildiğine şahit oldum.Hemen bölge başkanlıklarına ulaşıp bunun nedenini sordum.Onlarda bu durumu şeyhe ileteceklerini söylediler.Bir hafta sonra cevp geldi.''Söyleyin o sofime;bundan sonraki baskılarda o hadis kitabın içinden çıkarılacak,dikkatinden dolayı teşekkür ederim''
    Evet enteresan bir durumdu,koskoca şeyh bir kitap yazıyordu,ve içinde uydurma bir hadis kaynak gösteriliyordu,kendisinin farketmesi gereken bu durumu tarikat içinde emekleme durumundaki ben farediyordum.6 ay kadar sonra umre ziyaretim için hazırlıklar yaparken vekilin birisi bana şöyle bir tavsiye de bulunmuştu:''Bak sofi,olurda gittiğin yerlerde Peygamberimizi görürsen eğer,sakın edepsizlik yapıp selam vermeye kalkma,önce şeyhimizi rabıta yap,o müsaade ederse selam verip huzura geçersin''.Umre dönüşümden sonra,eşimden bir ricaları olmuştu.Sözde şeyh ''Bayan sofilerin daha aktif hale gelmeleri için çalışmalar yapılmasını'' istemiş,bunu da eşimin gayet güzel bir biçimde becerebileceğini düşünmüşler ve bu konu için önayak olmasını istemişlerdi.Ama bunu isterken''düşünsene sofiye,şeyhimizin gözdesi olacaksın,belki de cennete en önde şeyhimizle birlikte girenlerden olacaksın'' türünden dayanılmaz teklifler eşliğinde söylüyorlardı.o sıralarda bir vesile ile eşim bir başka sofiye bayanla tanışmıştı.Kendi aralarında bu durumu konuşurlarken,o kadından innılmaz şeyler duymuştu:Kardeş sakın ha bu olaya girişm,zamanında aynısını bana teklif ettiler,bir gazla başladım ki,şeyhimin gözdesi olma hayaliyle evimi ihmal ettim,eşimle boşanma aşamasına geliyordum az daha,bayanlar dergahını açtılar sonrasında kimse yardım etmedi,toplantıların çay masrafları gibi her türlü masraflarını tek başıma karşılamak zorunda kaldım,bunları da eşimden gizli yapıyordum,bir duysa beni keser Allah muhafaza,sen sen ol,evinin düzenini bozma'' dedi o bayan.eşimde bu sözler üzerine bayan vekiller aracılığı ile şeyhe üzülerek bu teklifi kabul edemeyeceğini bildirilmesini rica etti.Şeyhten gelen cevap tamamen şok:''Ne bayan dergahı,kim demiş öyle bir dergah kurulsun diye,uydurmayın,benim demediğim şeyleri çıkarmayın''.Bu durumu öğrenir öğrnmez hemen vekili arayıp,tarikatten ayrılmak istediğimi söyledim.O da bana ''sen ayrılamazsın,şeyhim bırakır,bakar kalbine samimi misin diye,eğer samimi isen seni zaten bırakmaz,döner dolaşı gelirsin,değilsen Rabbim hidayet versin'' dedi.Ve Allah'ıma şükürler olsun 6 senedir mahallelerine dahi uğramışlığım yokVe inşaallah soyumdan da uğrayan kimseler çıkmaz.Amin.



  10. 29.Ağustos.2012, 02:25
    5
    parasetemol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Bak Arkadaşım;herhangi bir Tarikate girdim neler oldu anlatayım sana da dinle ibret al inşaallah:

    zamanlardan bir vakit uzun zamandır görmediğim bir akrabamın vesilesiyle Tarikat batağıyla tanıştım.O aralar zaten her insanın yaşadığı ''arayış'' içinde bir hayatım vardı.Tarikât hayatının aradığım hayat olabileceği fikrine kapılıp hemen balıklama atladım.Akarabam dediğim kişi aynı zamanda Konya da bulunan Muhammed Konyevi denilen şeyhin de vekiliymiş,hemen o anda elimden tuttu ve dediklerini tekrar etmek suretiyle ben ve eşim tevbe verdik.Yaptığım şeylerin ne olduğu konusunda bir fikrim yoktu.Tevbe vermiştik ve bize verdiği 8 şart denilen konunun yazılı olduğu kağıttaki şartları yerine getirdiğimiz takdirde de anamızdan doğmuş gibi günahsız olacağımızı bize söyleyince düşünün bizim o andaki sevincimizi.8 maddelik bir şeyi uygulayacaktık ve tertemiz olacaktık.O gece hanım da ben de bize verilen 8 şartı yerine getirdik ve sabah kalktığımızda artık günahsız olduğumuza inanıyorduk.Artık günübirlik akşamları dergâhâ gidiyordum.ayrıca bana ders olarak 5000 zikir verilmişti.Bu 5000 zikiri ilk günlerde tarif edildiği haliyle gayet şevkle yapıyordum,benden sorumlu olan vekilde 2-3 günde bir bana dersler nasıl gidiyor diye soruyor ve hiç bir şey hissetmesem de hissediyormuş gibi davranıp''işte şöyle oluyor,böyle hissediyorum'' türünden uydurma haller anlatıyordum,gerçi 5000 zikir dersini topu topu 5 ya da 6 gün falan devam etmiştim,ondan sonrası boşvermiştim.Rabıta konusunu ise ihmal etmemeye gayret ediyordum.Her ikindiden sonra hatme konusu yine dikkat ettiğim bir husutu,ama dediğim gibi bunların hepsine tam anlmıyla kendimi en fazla bir hafta verebilmiştim.Bendeki dersin hallerini sordukça anlattığım bende olmayan hallere göre başımdaki vekil durumumun iyiye gittiğini söyleyerek dersimi sürekli arttırma yoluna gidiyordu.5000 dersini beş altı gün adamakıllı yaptığım halde devam etmediğimi vekile söylemiyordum.O ne derse uydurma hallerden bahsediyordum ve o da benim dersimi arttırıyordu.En sun 14 000 zikir dersi falan alıyordum ama tabii uygulamıyordum.Sonra Konya seferlerimiz başladı.İlk defa o zamanlar da heyecan duyabileceğimi düşünüyordum.Çünkü Konya da ki kişi hakkında o kadar çok efsaneler anlatılıp duruyorlardı ki ne göreceğim konusunda çok merak içindeydim.sonunda bir gün eşim de dahil Konya ya gittik.Teveccüh denilen bir olay vardı ve o olaya katılacaktık-ki öyle bir anlatılıyor du ki o olay,miraç hadisesini bile sofilerden bu kadar ateşli dinlememiştim.Gecesinden belli bir vakitten sonra bir şey yenilip içilmiyor,8 şart fiilleri uygulanıyordu.Yattığımız gece odalarımızı Peygamberimizin dolaştığı da anlatılınca rahat bir uyku ne mümkün.O gece sabah olmak bilmedi.Nihayetinde sabah olduğunda Teveccüh denilen olay da yavaş yavaş başlıyordu.Caminin içerisinde bütün gelenler daire oluşturacak şekilde kimi de sırt sırta gelecek şekilde oturma vaziyeti aldık.Şeyh gelmeden önce herkes 25 estağfurullah çekip gözlerini kapattı,öncesinden de uyarmışlardı ''sakın ola gözlerinizi açmayın,çünkü teveccüh anında Peygamberimiz de dahil olmak üzere Abdulkadir Geylaniler ve daha bir sürü sââdat denilen evliyalar hepsi buraya ellerinde hediyeler ile geliyorlar.ortamın nurundan gözleriniz kör olur açarsanız'' diye.Teveccühün amacı ;şeyh teveccüh denilen olay süresince çeşitli dua ve ilahiler söylüyor ve senin karşına geldiğininde ise ağzını açıp onun senin ağzından içeri üflediği nefesini çekebildiğin kadar içine çekmeye çalışıyordun.Ne kadar çok şeyhin nefesini içine çektin kalbindeki günahlarının siyahlığı o kadar beyaza dönüşüyordu,yani günahlarından arınıyordun.Nihayetinde 1,5 saatin sonunda şeyh herkese üfledi ve teveccüh sona erdi.Geceden bir şey yenilmememsinin sebebi ise bu teveccühün bir kalp ameliyatı olduğu düşüncesiydi,nasıl ki gerçek mana da ameliyat olacak hasta geceden hiç bir şey yemiyor,burada da sebep aynıydı.Netice de teveccüh bitti cami dışına herkes dağıldı ve dışarıda birbirlerine şeyhin nefesini kaç defa çektiklerinin hikayelerini anlamaya koyuldular.öğleden sonra dönüş hazırlığı sırasında bizlere 5 litrelik su şişesi içinde bir su verdiler.Bu su;şeyhin teveccüh esnasında üzerinde bulunan cübbesinin içine batırıldığı su olduğu söylendi.Herki ki bu sudan şifa niyetiyle içerse şifa bulur deniliyordu,kefene döksen kabir azabı çekmezsin diyorlardı.Allah'ım affetsin o sudan İstanbul'a gelince tanıdık tanımadık herkese ne suyyu olduğunu söylemeden şifadır için diyerek içirmiştik.
    Günlerden bir gün tarikate girdiğimin 2. günü alırsan evinde bereket olur diyerek zorlama bir uslüple satılan şeyhin külliyatı olan eserlerden okurken,sohbetler isimli kitabında Keşfül Hâfâ isimli uydurma hadislerin toplandığı bir kitapta yer alan uydurma bir hadisin kitap ismiyle birlikte kaynak olarak gösterildiğine şahit oldum.Hemen bölge başkanlıklarına ulaşıp bunun nedenini sordum.Onlarda bu durumu şeyhe ileteceklerini söylediler.Bir hafta sonra cevp geldi.''Söyleyin o sofime;bundan sonraki baskılarda o hadis kitabın içinden çıkarılacak,dikkatinden dolayı teşekkür ederim''
    Evet enteresan bir durumdu,koskoca şeyh bir kitap yazıyordu,ve içinde uydurma bir hadis kaynak gösteriliyordu,kendisinin farketmesi gereken bu durumu tarikat içinde emekleme durumundaki ben farediyordum.6 ay kadar sonra umre ziyaretim için hazırlıklar yaparken vekilin birisi bana şöyle bir tavsiye de bulunmuştu:''Bak sofi,olurda gittiğin yerlerde Peygamberimizi görürsen eğer,sakın edepsizlik yapıp selam vermeye kalkma,önce şeyhimizi rabıta yap,o müsaade ederse selam verip huzura geçersin''.Umre dönüşümden sonra,eşimden bir ricaları olmuştu.Sözde şeyh ''Bayan sofilerin daha aktif hale gelmeleri için çalışmalar yapılmasını'' istemiş,bunu da eşimin gayet güzel bir biçimde becerebileceğini düşünmüşler ve bu konu için önayak olmasını istemişlerdi.Ama bunu isterken''düşünsene sofiye,şeyhimizin gözdesi olacaksın,belki de cennete en önde şeyhimizle birlikte girenlerden olacaksın'' türünden dayanılmaz teklifler eşliğinde söylüyorlardı.o sıralarda bir vesile ile eşim bir başka sofiye bayanla tanışmıştı.Kendi aralarında bu durumu konuşurlarken,o kadından innılmaz şeyler duymuştu:Kardeş sakın ha bu olaya girişm,zamanında aynısını bana teklif ettiler,bir gazla başladım ki,şeyhimin gözdesi olma hayaliyle evimi ihmal ettim,eşimle boşanma aşamasına geliyordum az daha,bayanlar dergahını açtılar sonrasında kimse yardım etmedi,toplantıların çay masrafları gibi her türlü masraflarını tek başıma karşılamak zorunda kaldım,bunları da eşimden gizli yapıyordum,bir duysa beni keser Allah muhafaza,sen sen ol,evinin düzenini bozma'' dedi o bayan.eşimde bu sözler üzerine bayan vekiller aracılığı ile şeyhe üzülerek bu teklifi kabul edemeyeceğini bildirilmesini rica etti.Şeyhten gelen cevap tamamen şok:''Ne bayan dergahı,kim demiş öyle bir dergah kurulsun diye,uydurmayın,benim demediğim şeyleri çıkarmayın''.Bu durumu öğrenir öğrnmez hemen vekili arayıp,tarikatten ayrılmak istediğimi söyledim.O da bana ''sen ayrılamazsın,şeyhim bırakır,bakar kalbine samimi misin diye,eğer samimi isen seni zaten bırakmaz,döner dolaşı gelirsin,değilsen Rabbim hidayet versin'' dedi.Ve Allah'ıma şükürler olsun 6 senedir mahallelerine dahi uğramışlığım yokVe inşaallah soyumdan da uğrayan kimseler çıkmaz.Amin.



  11. 29.Ağustos.2012, 02:37
    6
    cavraşım
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 28.Ağustos.2012
    Üye No: 97639
    Mesaj Sayısı: 626
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 7
    Yaş: 40
    Bulunduğu yer: konya

    Cevap: Herhangi bir tarikata girmek şart mıdır?

    film gibiymiş,okurken fantastik bir filmde sandım kendimi
    peki 8 şart neydi merak ettim


  12. 29.Ağustos.2012, 02:37
    6
    Devamlı Üye
    film gibiymiş,okurken fantastik bir filmde sandım kendimi
    peki 8 şart neydi merak ettim


  13. 29.Ağustos.2012, 02:50
    7
    parasetemol
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 05.Kasım.2009
    Üye No: 63454
    Mesaj Sayısı: 64
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Yaş: 39

    Cevap: Herhangi bir tarikata girmek şart mıdır?

    Google babaya sor söylesin, okadar yazdım bir de buna yorma beni


  14. 29.Ağustos.2012, 02:50
    7
    parasetemol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Google babaya sor söylesin, okadar yazdım bir de buna yorma beni


  15. 29.Ağustos.2012, 03:03
    8
    cavraşım
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 28.Ağustos.2012
    Üye No: 97639
    Mesaj Sayısı: 626
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 7
    Yaş: 40
    Bulunduğu yer: konya

    Cevap: Herhangi bir tarikata girmek şart mıdır?

    Buldum:
    SEKİZ ŞART ADABI



    1. Normal abdest almak: Abdest alınırken yıkanan uzuvlarla işlenmiş olan günahlar hatırlanarak Allah’tan (cc) af dilenir.


    2. Tövbe niyetiyle boy abdesti almak : “ Yarabbi ben bedenimin dışını su ile yıkadım temizlemeye çalıştım; Sen de ilahi nur ile ve irfanla kalbimi temizle ve beni affet” diye yalvarmak gerekir.


    3. Tövbe ve istihare niyetiyle iki rekât namaz kılmak (Biliniyorsa, ilk rekâtta Kafirun, ikinci rekâtta İhlâs Suresi okunmalıdır.)


    4. Tövbeyi tekrarlamak: İşlenen günahlar içi yanarak hatırlanır ve pişmanlık duyularak şu sözler üç defa canı gönülden söylenir: “ Yarabbi, bütün yapmış olduğum günahlardan ben pişmanım, keşke yapmasaydım, inşallah bir daha yapmayacağım.Ben HAZRET,ŞEYH AHMED,ŞEYH MAŞUK,ŞEYH MUHYEDDİN,ŞEYH FADLULLAH'ı kendime şeyh olarak kabul ettim.




    5. Yirmi beş defa Estağfirullah demek: Hak yolun isteklisi tövbe ettikten sonra “ Günahtan dönen sanki o günahları işlememiştir.” hadisi şerifini hatırlar ve Allah’ın (cc) tövbesini kabul ettiğini ve günahlarını da affettiğine inanır. Ümidini Cehennem korkusundan üstün tutar. Çünkü günahlarından eser kalmamıştır. Fakat “İşlemiş olduğum günahlardan dolayı kalbimde pas ve kir kalmıştır. Bu kir istiğfar (yani affedilme talebiyle) temizlenebilir” diye düşünür ve yirmi beş kere “Estağfirullah” der (Bunu yetmişbeşe kadar artırabilir ve her gün devam eder). İstiğfar, kalp huzuruyla, içi yanarak acele etmeden yapılmalıdır.



    6. Sekiz adet Fatiha okumak: Sadatların aracılığı ile himmeti sayesinde istiğfarla kalbimdeki pas ve kir yok oldu, kalbim ilahi feyiz almaya uygun hale geldi diye düşünülerek sekiz Fatiha okunur. Her bir Fatiha önce Peygamber Efendimizin (sav) ve O’nun Al ve Ashabının ruhuna, sonra sırayla aşağıda isimleri yazılan Sadat Hazretlerinin ruhlarına hediye edilir. Ve şöyle istimdat edilir; “ Ey Sadat-ı Kiram, ne olur Peygamber Efendimize (sav) benim için ricada bulununuz. Bana şefaat etsin ki Allah-u Teala (cc)’ da benim tövbemi ve ibadetlerimi kabul eylesin”. (Not: Sadatların isimlerini okumakta zorluk olacaksa sekiz Fatiha’yı toptan okuyup şöyle der: “Önce Peygamber Efendimizin (sav) ve O’nun Al ve Ashabının ruhlarına, sonra bana isimleri okunan Sadatların ve mürşidimin ruhlarına hediye ettim, Ya Rabbi kabul ve vasıl eyle” der.)



    1. Şah-ı Nakşibendî ve Seyyid Abdülkadir Geylani (ks) Hz


    2. Şeyh Abdülhâlık Gücdevani ve İmam-ı Rabbani (ks) Hz


    3. Mevlana Halid Zülcenaheyn ve Seyyid Abdullah (ks) Hz


    4. Şeyh Seyyid Taha ve Seyyid Sıbğatullah Arvasi (ks) Hz


    5. Şeyh Abdurrahman-ı Tahi ve Şeyh Fethullah (ks) Hz


    6. Şeyh Muhammed Diyauddin ve Şeyh Ahmed el Haznevi (ks) Hz


    7. Şeyh Maşuk Hz ve Şeyh Muhyiddin(ks) Hz


    8. Seyda Fadlullah (ks) Hz ve Şeyh Alameddin (k.s.)



    (NOT: ks= kaddessellahu sırrehu, yani Allah sırlarını yüceltsin demektir.)




    7. Ölüm Rabıtası: Sadatların himmet ve feyizlerinin hazır olduğu ve kalbin de feyzi alacak duruma geldiği düşünülür. Fakat mal, evlat, dost ve akrabalara bağlılık dünyanın lezzeti ve zevki bu feyzi almaya engeldir. Bu nedenle ölüm düşünülür : “ Yatağımda can çekişiyorum. Azrail (as) ruhumu almaya geliyor, Şeytan da imanımı çalmak üzere hazır bekliyor. Akrabalarım ve evladım etrafımda, mal ve servetim gözümün önüne geliyor. Anlıyorum ki; imanımı kurtarmak için malın, servetin, evladın ve akrabanın insana bir yararı yoktur. Şüphe yok ki benim için Allahu Teala’dan başka yardımcı ve sığınak yoktur. Kalbimden O’ndan başka her şeyi silmem ve yalnız O’na yönelmem gereklidir. O’nun dışındaki şeylere sadece O’nun rızası için yönelebilirim. Ben ancak Allah’ın (cc) lütfu ve mürşidimin himmeti ile kelime-i şahadeti getirebilir ve bu dünyadan imanla ayrılabilirim.



    Elbiselerimi soyarlar ama günahlarımı üzerimden soyamazlar. Cesedimi yıkayıp, kefenlerler fakat günahlarımı temizleyemez ve örtemezler. Cenaze namazımı kılarlar, günahlarımın bağışlanması için dua ederler. Ancak duayı kabul edecek olan Allah (cc)’tır. Cenazemi üzerlerinde taşırlar, fakat günahlarımı üzerlerine alamazlar. Sadece Allah (cc) günahlarımı üzerimden kaldırabilir.



    Beni şimdi kabir denen karanlık çukura koydular. Münker ve Nekir meleklerinin sorularıyla baş başa kaldım. Yardım eden yok, ne akraba, ne dost, ne evlat, ne de mal. Ancak ve ancak Alemlerin Rabbi olan Allah-u Teala’nın (cc) sevgisi, şefkati ve merhameti beni bu durumdan kurtarabilir. Onun dışında her türlü sevgi ve bağlılık boştur.” Talip böyle düşünmekle her şeyden ilgisini keser. Sadece Allah-u Teala’nın (cc) emrettiği ve izin verdiği işlere yönelir ve O’nun rızasını umar.



    Ölüm rabıtası zikirden önemlidir. Çünkü kötü ahlakın ve günahların başı Allah’dan başka şeylere (masiva) duyulan sevgidir. Ölümü düşünmek sayesinde insan masivadan ilgisini kesebilir. Yoksa ölümü düşündürmenin amacı korkutmak değildir, esas amaç Cenab-ı Hakk’a yöneltmektir. Yönelmeye layık tek varlığın Allah-u Teala (cc) olduğunu anlayan mürit, bu durumun gereği olarak başka şeylerden yüz çevirerek O’na yönelir. O’nu sever, tanımak ister ve O’na kavuşmayı aşırı arzu eder. Buiştiyak neticesinde Hakk’ın sıfatları müride yansır.



    Mürid herhangi bir günah tehlikesi anında O’nun azabının şiddetini şüphe etmeksizin içinde duyar. Böylece nefsine engel olur. Yine de büyük günah işlerse ümitsizliğe düşmez. O’nun rahmet ve mağfiretinin sonsuzluğuna inanır.



    İyi halleri ve ibadetleriyle böbürlenmez ve kendinde varlık görmez. Böyle hallerin gerçekleşmesi ancak kamil (olgun) imana ermesiyle olur. Cenab-ı Hakk’tan (cc) başkasına yönelen ve gafletle zikreden kişinin imanı kuru taklitte kalır muhabbet ve marifet’i elde edemez. Bundan dolayı kamil, mükemmil ve arif bir şeyhe bağlanarak yol almalı, marifet ve muhabbet elde ederek ilahi hakikatlere kavuşmaya çalışmalıdır.




    8. Mürşit Rabıtası: Bir şeyhe bağlanmak onu sevmek ve onunla ilgilenmek vacibdir. Böylece mürit geçek sevgiye ve marifet’e yükselmeye güç bulur. Bunun için Nakşibendi büyükleri rabıta usulünü koymuşlardır.


    Rabıta kalbi tam sevgi ve cezbeyle üstada bağlamaktır. Ruhen ve kalben üstada bağlanan mürit onun hoşnut olduğu şeyleri yaparak nefsinin arzularını bırakmayı başarır. Rabıta’da mürit kabul edilme ümidi ve reddedilme korkusu arasında olmalıdır. Üstadını yücelterek ve heybetle düşünmelidir.



    Yukarıda açıklanan sekiz şart müridin dinlenebilmesi için gece yerine getirilir. Gündüz güneş doğana kadar da bir şey yenilip içilmez ve konuşulmaz. Gıybet ettiği, sövdüğü, incittiği, eziyet ve haksızlık yaptığı kişiler varsa helalleşmeye, namaz ve oruç gibi terk ettiği farz ibadetleri kaza etmeye niyet eder. Müjde veya ikaz olarak yorumlanabilecek bir rüya görme ümidiyle istihareye niyetlenerek uyunur. Rüya görürse en kısa sürede üstadına anlatır.


  16. 29.Ağustos.2012, 03:03
    8
    Devamlı Üye
    Buldum:
    SEKİZ ŞART ADABI



    1. Normal abdest almak: Abdest alınırken yıkanan uzuvlarla işlenmiş olan günahlar hatırlanarak Allah’tan (cc) af dilenir.


    2. Tövbe niyetiyle boy abdesti almak : “ Yarabbi ben bedenimin dışını su ile yıkadım temizlemeye çalıştım; Sen de ilahi nur ile ve irfanla kalbimi temizle ve beni affet” diye yalvarmak gerekir.


    3. Tövbe ve istihare niyetiyle iki rekât namaz kılmak (Biliniyorsa, ilk rekâtta Kafirun, ikinci rekâtta İhlâs Suresi okunmalıdır.)


    4. Tövbeyi tekrarlamak: İşlenen günahlar içi yanarak hatırlanır ve pişmanlık duyularak şu sözler üç defa canı gönülden söylenir: “ Yarabbi, bütün yapmış olduğum günahlardan ben pişmanım, keşke yapmasaydım, inşallah bir daha yapmayacağım.Ben HAZRET,ŞEYH AHMED,ŞEYH MAŞUK,ŞEYH MUHYEDDİN,ŞEYH FADLULLAH'ı kendime şeyh olarak kabul ettim.




    5. Yirmi beş defa Estağfirullah demek: Hak yolun isteklisi tövbe ettikten sonra “ Günahtan dönen sanki o günahları işlememiştir.” hadisi şerifini hatırlar ve Allah’ın (cc) tövbesini kabul ettiğini ve günahlarını da affettiğine inanır. Ümidini Cehennem korkusundan üstün tutar. Çünkü günahlarından eser kalmamıştır. Fakat “İşlemiş olduğum günahlardan dolayı kalbimde pas ve kir kalmıştır. Bu kir istiğfar (yani affedilme talebiyle) temizlenebilir” diye düşünür ve yirmi beş kere “Estağfirullah” der (Bunu yetmişbeşe kadar artırabilir ve her gün devam eder). İstiğfar, kalp huzuruyla, içi yanarak acele etmeden yapılmalıdır.



    6. Sekiz adet Fatiha okumak: Sadatların aracılığı ile himmeti sayesinde istiğfarla kalbimdeki pas ve kir yok oldu, kalbim ilahi feyiz almaya uygun hale geldi diye düşünülerek sekiz Fatiha okunur. Her bir Fatiha önce Peygamber Efendimizin (sav) ve O’nun Al ve Ashabının ruhuna, sonra sırayla aşağıda isimleri yazılan Sadat Hazretlerinin ruhlarına hediye edilir. Ve şöyle istimdat edilir; “ Ey Sadat-ı Kiram, ne olur Peygamber Efendimize (sav) benim için ricada bulununuz. Bana şefaat etsin ki Allah-u Teala (cc)’ da benim tövbemi ve ibadetlerimi kabul eylesin”. (Not: Sadatların isimlerini okumakta zorluk olacaksa sekiz Fatiha’yı toptan okuyup şöyle der: “Önce Peygamber Efendimizin (sav) ve O’nun Al ve Ashabının ruhlarına, sonra bana isimleri okunan Sadatların ve mürşidimin ruhlarına hediye ettim, Ya Rabbi kabul ve vasıl eyle” der.)



    1. Şah-ı Nakşibendî ve Seyyid Abdülkadir Geylani (ks) Hz


    2. Şeyh Abdülhâlık Gücdevani ve İmam-ı Rabbani (ks) Hz


    3. Mevlana Halid Zülcenaheyn ve Seyyid Abdullah (ks) Hz


    4. Şeyh Seyyid Taha ve Seyyid Sıbğatullah Arvasi (ks) Hz


    5. Şeyh Abdurrahman-ı Tahi ve Şeyh Fethullah (ks) Hz


    6. Şeyh Muhammed Diyauddin ve Şeyh Ahmed el Haznevi (ks) Hz


    7. Şeyh Maşuk Hz ve Şeyh Muhyiddin(ks) Hz


    8. Seyda Fadlullah (ks) Hz ve Şeyh Alameddin (k.s.)



    (NOT: ks= kaddessellahu sırrehu, yani Allah sırlarını yüceltsin demektir.)




    7. Ölüm Rabıtası: Sadatların himmet ve feyizlerinin hazır olduğu ve kalbin de feyzi alacak duruma geldiği düşünülür. Fakat mal, evlat, dost ve akrabalara bağlılık dünyanın lezzeti ve zevki bu feyzi almaya engeldir. Bu nedenle ölüm düşünülür : “ Yatağımda can çekişiyorum. Azrail (as) ruhumu almaya geliyor, Şeytan da imanımı çalmak üzere hazır bekliyor. Akrabalarım ve evladım etrafımda, mal ve servetim gözümün önüne geliyor. Anlıyorum ki; imanımı kurtarmak için malın, servetin, evladın ve akrabanın insana bir yararı yoktur. Şüphe yok ki benim için Allahu Teala’dan başka yardımcı ve sığınak yoktur. Kalbimden O’ndan başka her şeyi silmem ve yalnız O’na yönelmem gereklidir. O’nun dışındaki şeylere sadece O’nun rızası için yönelebilirim. Ben ancak Allah’ın (cc) lütfu ve mürşidimin himmeti ile kelime-i şahadeti getirebilir ve bu dünyadan imanla ayrılabilirim.



    Elbiselerimi soyarlar ama günahlarımı üzerimden soyamazlar. Cesedimi yıkayıp, kefenlerler fakat günahlarımı temizleyemez ve örtemezler. Cenaze namazımı kılarlar, günahlarımın bağışlanması için dua ederler. Ancak duayı kabul edecek olan Allah (cc)’tır. Cenazemi üzerlerinde taşırlar, fakat günahlarımı üzerlerine alamazlar. Sadece Allah (cc) günahlarımı üzerimden kaldırabilir.



    Beni şimdi kabir denen karanlık çukura koydular. Münker ve Nekir meleklerinin sorularıyla baş başa kaldım. Yardım eden yok, ne akraba, ne dost, ne evlat, ne de mal. Ancak ve ancak Alemlerin Rabbi olan Allah-u Teala’nın (cc) sevgisi, şefkati ve merhameti beni bu durumdan kurtarabilir. Onun dışında her türlü sevgi ve bağlılık boştur.” Talip böyle düşünmekle her şeyden ilgisini keser. Sadece Allah-u Teala’nın (cc) emrettiği ve izin verdiği işlere yönelir ve O’nun rızasını umar.



    Ölüm rabıtası zikirden önemlidir. Çünkü kötü ahlakın ve günahların başı Allah’dan başka şeylere (masiva) duyulan sevgidir. Ölümü düşünmek sayesinde insan masivadan ilgisini kesebilir. Yoksa ölümü düşündürmenin amacı korkutmak değildir, esas amaç Cenab-ı Hakk’a yöneltmektir. Yönelmeye layık tek varlığın Allah-u Teala (cc) olduğunu anlayan mürit, bu durumun gereği olarak başka şeylerden yüz çevirerek O’na yönelir. O’nu sever, tanımak ister ve O’na kavuşmayı aşırı arzu eder. Buiştiyak neticesinde Hakk’ın sıfatları müride yansır.



    Mürid herhangi bir günah tehlikesi anında O’nun azabının şiddetini şüphe etmeksizin içinde duyar. Böylece nefsine engel olur. Yine de büyük günah işlerse ümitsizliğe düşmez. O’nun rahmet ve mağfiretinin sonsuzluğuna inanır.



    İyi halleri ve ibadetleriyle böbürlenmez ve kendinde varlık görmez. Böyle hallerin gerçekleşmesi ancak kamil (olgun) imana ermesiyle olur. Cenab-ı Hakk’tan (cc) başkasına yönelen ve gafletle zikreden kişinin imanı kuru taklitte kalır muhabbet ve marifet’i elde edemez. Bundan dolayı kamil, mükemmil ve arif bir şeyhe bağlanarak yol almalı, marifet ve muhabbet elde ederek ilahi hakikatlere kavuşmaya çalışmalıdır.




    8. Mürşit Rabıtası: Bir şeyhe bağlanmak onu sevmek ve onunla ilgilenmek vacibdir. Böylece mürit geçek sevgiye ve marifet’e yükselmeye güç bulur. Bunun için Nakşibendi büyükleri rabıta usulünü koymuşlardır.


    Rabıta kalbi tam sevgi ve cezbeyle üstada bağlamaktır. Ruhen ve kalben üstada bağlanan mürit onun hoşnut olduğu şeyleri yaparak nefsinin arzularını bırakmayı başarır. Rabıta’da mürit kabul edilme ümidi ve reddedilme korkusu arasında olmalıdır. Üstadını yücelterek ve heybetle düşünmelidir.



    Yukarıda açıklanan sekiz şart müridin dinlenebilmesi için gece yerine getirilir. Gündüz güneş doğana kadar da bir şey yenilip içilmez ve konuşulmaz. Gıybet ettiği, sövdüğü, incittiği, eziyet ve haksızlık yaptığı kişiler varsa helalleşmeye, namaz ve oruç gibi terk ettiği farz ibadetleri kaza etmeye niyet eder. Müjde veya ikaz olarak yorumlanabilecek bir rüya görme ümidiyle istihareye niyetlenerek uyunur. Rüya görürse en kısa sürede üstadına anlatır.


  17. 29.Ağustos.2012, 03:55
    9
    HAMMADUN
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Aralık.2010
    Üye No: 81065
    Mesaj Sayısı: 1,021
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Herhangi bir tarikata girmek şart mıdır?

    Bu hususda bir vakıada biz anlatalım İnşaAllah....

    Hammadun, HOCA'sını öyle bir severki, KAPISININ ÖNÜNE paspas olsada, HOCA'sı üzerinde ayağını silse süpürse, evine öyle girsede, yinede hammadun sabaha kadar o kapının önünde hizmet için paspas gibi kıvrılıp beklese.....

    NİYET BU..Ya AKIBET..??

    Hammadun'un bu haline vakıf olanlar olur.. Elhamdulillah.

    HOCAM DEDİKİ..

    Sonra HOCAM DEDİ'ki'ler başlar...

    Hammadun, HOCAM DEDİ'ki, şu miktar para verecekmişsin, HOCAM DEDİ'ki şunu yapacakmışsın, HOCAM DEDİ'ki bunu yapacakmışsın, niyette PASPAS OLMAK vardır.. HOCAM'a olamadım. Talebelerine oldum.

    Ne zaman derse girmeye çalışsam, sen kapının önünde bekle. Git şunu yap vesaire.

    Elimde kürek, süpürge... Bir baktım ki; kapının önünde hocam, dışarıya çıkmış, bize bakıyor.

    NEDEN DERSE GELMİYORSUN EVLAT..??

    Emrinizi yerine getirmek için HOCAM..

    Yaaa demek EMRİM yerine gelecek öylemi..?? Ne EMRETMİŞİM size..??

    HOCAM, şunu, bunu vesaire.. (Uzun sürmesin diye kısadan bağlamak adına şunu bunu vesaire yazdık İnşaAllah)

    HOCAM gözünü yukarı kaldırdı ve YILDIZLARA bakıyor...

    Bak evlat dedi benim baktığım yıldızı görebilecekmisin..

    Tarif ederseniz bulurum HOCAM..

    İçlerinde en büyüğü ve en parlağı..

    Baktım, içlerinde en büyüğü ve en parlağı bir tane yıldız var. Şu HOCAM dedim parmağımla da göstererek. Çevresinde ne var diye sordu HOCAM...

    bir çok irili ufaklı yıldızlar daha var HOCAM.. Arada ne var diye sordu HOCAM.

    KARANLIKLAR VAR HOCAM.. dedim.

    Şimdi bana bak evlat dedi... Bundan sonra size kim derseki; HOCAM BÖYLE EMRETTİ... Asla bizim ağzımızdan ve bizatihi bizden duymadan hiç bir işe başlamayın... Bizdende muhakkak teyidini isteyin.. Olurmu..?? EMREDERSİNİZ HOCAM.

    Kim demiş dünya küre diye... HOCAM'dan desturu aldım.. Her yer düz.. ELHAMDULİLLAH...

    Ancak eski alışkanlıkları olanlar, yine hammaduna gelirler ve HOCAM PARA İSTEDİ derler... hammadun da sorar, ne için istedi...???

    Sen eskiden sorgulamazdın ne için diye...?? Hayırdır...???

    HOCAM'ın EMRİ, teyidini alacağım kendisinden de o bakımdan...

    Aslında HOCAM bizatihi istemiş değil, arkadaşımız HOCAM'ızı RÜYA'sında GÖRMÜŞ... HOCAM kendisinden bişeyler istemiş, Onları tedarik edeceğiz....

    Olur kardeşim, neden olmasın.. HOCAM'ımıza bu hususda sözümüz var. Kendisinden teyidi alalım para hazır.

    Ama RÜYA bu hammadun, HOCAM kızar bu duruma.....

    Ne için kızar..?? HOCAM rüya ile amel etmeyemi başladınız der;

    Yani.. Doğruda der doğrusu... Ama biz HOCAM'ızdan teyidini almadığımız hiç bir işin içinde olmayacağımıza dair söz verdik.. dedik.

    O zaman gerek yok hammadun, bize müsaade biz kalkalım... ve yolculadık... devamı da varda yine yazı oldukça uzun oldu..

    Daha buna benzer nice saadetğah'lar var muhakkak, Ancak siz anladığım kadarıyla hurafeğah'ı bulmuş ve TARİKAT'leri de külliyen zemetmişsiniz....

    İnşaallah parasetemol kardeşim, saadetğaha nail olursunuz ve neslinizede tavsiyelerde bulunursunuz...

    Rab'bim Cümlemizden Razı Olsun. Amin.


  18. 29.Ağustos.2012, 03:55
    9
    HAMMADUN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Bu hususda bir vakıada biz anlatalım İnşaAllah....

    Hammadun, HOCA'sını öyle bir severki, KAPISININ ÖNÜNE paspas olsada, HOCA'sı üzerinde ayağını silse süpürse, evine öyle girsede, yinede hammadun sabaha kadar o kapının önünde hizmet için paspas gibi kıvrılıp beklese.....

    NİYET BU..Ya AKIBET..??

    Hammadun'un bu haline vakıf olanlar olur.. Elhamdulillah.

    HOCAM DEDİKİ..

    Sonra HOCAM DEDİ'ki'ler başlar...

    Hammadun, HOCAM DEDİ'ki, şu miktar para verecekmişsin, HOCAM DEDİ'ki şunu yapacakmışsın, HOCAM DEDİ'ki bunu yapacakmışsın, niyette PASPAS OLMAK vardır.. HOCAM'a olamadım. Talebelerine oldum.

    Ne zaman derse girmeye çalışsam, sen kapının önünde bekle. Git şunu yap vesaire.

    Elimde kürek, süpürge... Bir baktım ki; kapının önünde hocam, dışarıya çıkmış, bize bakıyor.

    NEDEN DERSE GELMİYORSUN EVLAT..??

    Emrinizi yerine getirmek için HOCAM..

    Yaaa demek EMRİM yerine gelecek öylemi..?? Ne EMRETMİŞİM size..??

    HOCAM, şunu, bunu vesaire.. (Uzun sürmesin diye kısadan bağlamak adına şunu bunu vesaire yazdık İnşaAllah)

    HOCAM gözünü yukarı kaldırdı ve YILDIZLARA bakıyor...

    Bak evlat dedi benim baktığım yıldızı görebilecekmisin..

    Tarif ederseniz bulurum HOCAM..

    İçlerinde en büyüğü ve en parlağı..

    Baktım, içlerinde en büyüğü ve en parlağı bir tane yıldız var. Şu HOCAM dedim parmağımla da göstererek. Çevresinde ne var diye sordu HOCAM...

    bir çok irili ufaklı yıldızlar daha var HOCAM.. Arada ne var diye sordu HOCAM.

    KARANLIKLAR VAR HOCAM.. dedim.

    Şimdi bana bak evlat dedi... Bundan sonra size kim derseki; HOCAM BÖYLE EMRETTİ... Asla bizim ağzımızdan ve bizatihi bizden duymadan hiç bir işe başlamayın... Bizdende muhakkak teyidini isteyin.. Olurmu..?? EMREDERSİNİZ HOCAM.

    Kim demiş dünya küre diye... HOCAM'dan desturu aldım.. Her yer düz.. ELHAMDULİLLAH...

    Ancak eski alışkanlıkları olanlar, yine hammaduna gelirler ve HOCAM PARA İSTEDİ derler... hammadun da sorar, ne için istedi...???

    Sen eskiden sorgulamazdın ne için diye...?? Hayırdır...???

    HOCAM'ın EMRİ, teyidini alacağım kendisinden de o bakımdan...

    Aslında HOCAM bizatihi istemiş değil, arkadaşımız HOCAM'ızı RÜYA'sında GÖRMÜŞ... HOCAM kendisinden bişeyler istemiş, Onları tedarik edeceğiz....

    Olur kardeşim, neden olmasın.. HOCAM'ımıza bu hususda sözümüz var. Kendisinden teyidi alalım para hazır.

    Ama RÜYA bu hammadun, HOCAM kızar bu duruma.....

    Ne için kızar..?? HOCAM rüya ile amel etmeyemi başladınız der;

    Yani.. Doğruda der doğrusu... Ama biz HOCAM'ızdan teyidini almadığımız hiç bir işin içinde olmayacağımıza dair söz verdik.. dedik.

    O zaman gerek yok hammadun, bize müsaade biz kalkalım... ve yolculadık... devamı da varda yine yazı oldukça uzun oldu..

    Daha buna benzer nice saadetğah'lar var muhakkak, Ancak siz anladığım kadarıyla hurafeğah'ı bulmuş ve TARİKAT'leri de külliyen zemetmişsiniz....

    İnşaallah parasetemol kardeşim, saadetğaha nail olursunuz ve neslinizede tavsiyelerde bulunursunuz...

    Rab'bim Cümlemizden Razı Olsun. Amin.


  19. 29.Ağustos.2012, 23:13
    10
    parasetemol
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 05.Kasım.2009
    Üye No: 63454
    Mesaj Sayısı: 64
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Yaş: 39

    Cevap: Herhangi bir tarikata girmek şart mıdır?

    Alıntı
    Ancak siz anladığım kadarıyla hurafeğah'ı bulmuş
    dediğiniz yer,hiç de öyle merdiven altı imalatı yapan bir tarikat değilBildiğiniz duyduğunuz Muhammed Konyevi ismiyle tanınan şeyhin bulunduğu yerler,ve ona bağlı dergahlar.
    Nedendir bilinmez zaten,kötüyse suç benim-iyisini bulamamışsın -diye,iyiyse tebrik şeyhin doğru düzen kurdu diye.
    Hammadun;yazdıklarını edebi bir uslüp kullanarak yazmaya çalışmak yerine içinden geldiği gibi,(kalbinde eledikten sonra)ağzından çıktığı gibi,yani mesele teyzenler ile,mesela amcan,dayın,mahalleden bir kaç kişi de bereberinizde evde sıcak bir çay eşliğinde yaptığınız tartışmalar tadında yazarsan yazdıklarını okuyanların beyninde ve kalbinde daha yer edici kalıcı bir hâl alır görüşündeyim.Bu tarz uslup sanki biraz daha avam ile işi olmayanların kullandığı,bana ne kardeşim anlasaydın tarzında yaklaşanların uslubğne benziyor dersem, umarım yapıcı manada yaptığım eleştrim dolayısılya kalbini kırmamış olurum.

    Şimdi Rabbim'in bana bahşetmiş olduğu aklım ile düşündüğümde şu sonuca varıyorum:
    Ortada İslam Dini var.Peygamber vasıtasıyla Rab tüm sınırları çizmiş,yapılması ve yapılmaması gereken herşeyi bildirmiş,ve ''TAMAMLADIM'' diyerek sonrasında içine birşeylerin ilavesine de imkan vermeyecek ölçüde ağzını sıkı sıkıya mühürlemiş.İlk geldiği zamanlarda insanlar kendileri için istenen ne ise eldeki DİN malzemeleri ile uygulamaya çalışmışlar,kimse bu bize yeterli gelmiyor lüksüne girme ihtiyacı hissetmemiş.Yani özetle ;NE İSE O!On santim mi,on santim arkadaş,kimse kısa geliyor diyerek yarım milim dahi uzatma gereği duymamış.beş adımsa beş adım arkadaş,beş adım atan durmuş,altıncı adımın atılması gerekseydi,Peygamberimizi mutlaka atardı,atmamızı söylerdi,o yüzden beş adımda durmalıyız demişler.
    Fakaaaat;
    daha sonraki zamanlarda-ki çok değil 150 200 yıl kadar sonrasında-insanlara bu on santim, bu beş adım yeterli gelmez olmuş.''Bakın 12 santim yaptım gayet de güzel oldu,''-''Sanki biraz kısa gibi mi ne 15 santim düz yapsak nasıl olur,hem 10 santim o zamana göreymiş,şimdi 15 anca yetiyor canım,nede olsa yine aynı din,birkaç santimden bir şey olmaz'' - ''Ya hu beş adımla bir yere varamayız ki,kaldık ortada şöyle birkaç adım daha atarsak en azından daha rahat bi yere geçeriz,neymiş o öyle,sen git git birkaç adım daha git BİR ŞEY OLMAZ,DİN İÇİN GİDİYORSUN NESİ KÖTÜ OLSUN Kİ?'' -''arkadaş beş adımla nereye kadar gidebiliriz,diğer dinlere yetişip onlarla birlikte hareket etmemiz lazım,böyle geri de kalıyoruz atın bir kaç adım daha!'' - ''15 santim yaptık ama,sanki biraz daha edeb'i uzatmamız lazım,bir santim de rabıta katalım,bir santim hatme olsun,2-3 santim de ölülerden medet umma kattıkmı canavar gibi olur yemin ederim'' -''baba biz bunu düz 1 metre yapalım geniş geniş,olur da ilerde başka başka fikirler olursa rahat ederler,ucunu da açık bırakalım ki sonrasında ki şeyhler falan gerek duyarsa uzatırlar'' demiş iyi bir şey yaptığını zanneden insancıklar.Oysa ki gerçek ölçü olan 10 santimi ,beş adımı, ne hatırlayan ne de hatırlamak isteyen neredeyse kalmaz olmuş.Elinde 10 santimlik cetvel bulunan ''İşte bu gerçek ölçüdür,kendinize gelin,öze dönün çağrısı yapanlar ise nedense tuhaf karşılanmış,hatta ''sapık lan bu,bu zamanda 10 santim kime yeter?'' demişler.
    Buraya kadar olanı dinimizin o zamandan bu zaman kadar olan tarihsel gelişimi(!).
    Ayrıca benim zavallı aklım bana şunu da söylüyor.Şimdi bu tarikatler Peygamberimiz zamanında sahabeler zamanında tabiun ve tebe-i tabiun zamanında marmıydı?Yoktu.Şimdi var mı?evet malesef var.Pekiii,günümüzde bu tarikatler içinden acaip türde sapkınlık haberleri olanlar çıkıyor mu?Evet çıkıyor.Genellikle cinsel içerikli sapkınlık haberleri başta olmak üzere parasal boyutuyla sınırları aşan haberlerde çıkıyor mu?Evet çıkıyor.Peki çıkıyor diye HEPSİNİ DE KARALAMAYA GEREK VAR MI? Estağfurullah,ayıp kaçar.E,ama şimdi önümüzde iki resim var,birisi sapkınlıkların olduğu tarikatlerin resmi,bir diğeri ise işini hakkıyla yapmaya çalışanların olduğu resim.Bu iki resmi ters çevirip sizin önünüze koysak,hangisinin hangisi olduğunu ayrabilirmisiniz.HAAAYIIIIR!
    Yani çviri bakmadan-daha türkçesiyle içine girip yaşayıp görmeden- hangisinin işimize yarayacağını bilemeyiz.hani derler ya ''kavun değil ki koklayıp anlayalım'' işte o hesap.ya komşun ya arkadaşın ya eş dost görüşmesi sırasında sana teklif edilen bu tarikate girme teklifine içine girmeden yaşamadan doğru cevap verme şansın %50 dir.Yani ya şeyhin dergahında bulursun kendini ya şeyhtanın yatağında.
    Şimdi bu % 50 ihtimal istenirse %100'lük bir doğru karara dönüşemez mi?Dönüşür.Nasıl dönüşür,%50 arasında seçim yapmazsan dönüşür.yani aslolan %100 olarak indirilmiş,eksiksiz olarak tamamlanmış 10santimlik bölümü tercih edersen ,yani tarikatler konusunda bir tercih yapmaya lüzum duymazsan yanlışa düşme şansın otomatikman ortadan kalmış olmaz mı?BAL GİBİ DE OLUR!!!
    ÖETLE HAMMADUN;
    Sana çok bilinen bir nakşibendi şeyhine bağlanarak yaşadığım tarikat hayatımı sen bile kim olduğunu bilmeden HURAFEĞAH diye isimlendirdin.Belki öğrendikten sonra anlattığım durum ile ilgili bütün yanlışı ve suçları benim üzerime yığıp o şeyhi temize çıkarmak isteyebilirsiniz.ama siz kabul etseniz de etmeseniz de ortada çelik gibi bir 10 santim var ve ben bu hayatı beş adımdan fazla yürümeyeceğim.


  20. 29.Ağustos.2012, 23:13
    10
    parasetemol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Alıntı
    Ancak siz anladığım kadarıyla hurafeğah'ı bulmuş
    dediğiniz yer,hiç de öyle merdiven altı imalatı yapan bir tarikat değilBildiğiniz duyduğunuz Muhammed Konyevi ismiyle tanınan şeyhin bulunduğu yerler,ve ona bağlı dergahlar.
    Nedendir bilinmez zaten,kötüyse suç benim-iyisini bulamamışsın -diye,iyiyse tebrik şeyhin doğru düzen kurdu diye.
    Hammadun;yazdıklarını edebi bir uslüp kullanarak yazmaya çalışmak yerine içinden geldiği gibi,(kalbinde eledikten sonra)ağzından çıktığı gibi,yani mesele teyzenler ile,mesela amcan,dayın,mahalleden bir kaç kişi de bereberinizde evde sıcak bir çay eşliğinde yaptığınız tartışmalar tadında yazarsan yazdıklarını okuyanların beyninde ve kalbinde daha yer edici kalıcı bir hâl alır görüşündeyim.Bu tarz uslup sanki biraz daha avam ile işi olmayanların kullandığı,bana ne kardeşim anlasaydın tarzında yaklaşanların uslubğne benziyor dersem, umarım yapıcı manada yaptığım eleştrim dolayısılya kalbini kırmamış olurum.

    Şimdi Rabbim'in bana bahşetmiş olduğu aklım ile düşündüğümde şu sonuca varıyorum:
    Ortada İslam Dini var.Peygamber vasıtasıyla Rab tüm sınırları çizmiş,yapılması ve yapılmaması gereken herşeyi bildirmiş,ve ''TAMAMLADIM'' diyerek sonrasında içine birşeylerin ilavesine de imkan vermeyecek ölçüde ağzını sıkı sıkıya mühürlemiş.İlk geldiği zamanlarda insanlar kendileri için istenen ne ise eldeki DİN malzemeleri ile uygulamaya çalışmışlar,kimse bu bize yeterli gelmiyor lüksüne girme ihtiyacı hissetmemiş.Yani özetle ;NE İSE O!On santim mi,on santim arkadaş,kimse kısa geliyor diyerek yarım milim dahi uzatma gereği duymamış.beş adımsa beş adım arkadaş,beş adım atan durmuş,altıncı adımın atılması gerekseydi,Peygamberimizi mutlaka atardı,atmamızı söylerdi,o yüzden beş adımda durmalıyız demişler.
    Fakaaaat;
    daha sonraki zamanlarda-ki çok değil 150 200 yıl kadar sonrasında-insanlara bu on santim, bu beş adım yeterli gelmez olmuş.''Bakın 12 santim yaptım gayet de güzel oldu,''-''Sanki biraz kısa gibi mi ne 15 santim düz yapsak nasıl olur,hem 10 santim o zamana göreymiş,şimdi 15 anca yetiyor canım,nede olsa yine aynı din,birkaç santimden bir şey olmaz'' - ''Ya hu beş adımla bir yere varamayız ki,kaldık ortada şöyle birkaç adım daha atarsak en azından daha rahat bi yere geçeriz,neymiş o öyle,sen git git birkaç adım daha git BİR ŞEY OLMAZ,DİN İÇİN GİDİYORSUN NESİ KÖTÜ OLSUN Kİ?'' -''arkadaş beş adımla nereye kadar gidebiliriz,diğer dinlere yetişip onlarla birlikte hareket etmemiz lazım,böyle geri de kalıyoruz atın bir kaç adım daha!'' - ''15 santim yaptık ama,sanki biraz daha edeb'i uzatmamız lazım,bir santim de rabıta katalım,bir santim hatme olsun,2-3 santim de ölülerden medet umma kattıkmı canavar gibi olur yemin ederim'' -''baba biz bunu düz 1 metre yapalım geniş geniş,olur da ilerde başka başka fikirler olursa rahat ederler,ucunu da açık bırakalım ki sonrasında ki şeyhler falan gerek duyarsa uzatırlar'' demiş iyi bir şey yaptığını zanneden insancıklar.Oysa ki gerçek ölçü olan 10 santimi ,beş adımı, ne hatırlayan ne de hatırlamak isteyen neredeyse kalmaz olmuş.Elinde 10 santimlik cetvel bulunan ''İşte bu gerçek ölçüdür,kendinize gelin,öze dönün çağrısı yapanlar ise nedense tuhaf karşılanmış,hatta ''sapık lan bu,bu zamanda 10 santim kime yeter?'' demişler.
    Buraya kadar olanı dinimizin o zamandan bu zaman kadar olan tarihsel gelişimi(!).
    Ayrıca benim zavallı aklım bana şunu da söylüyor.Şimdi bu tarikatler Peygamberimiz zamanında sahabeler zamanında tabiun ve tebe-i tabiun zamanında marmıydı?Yoktu.Şimdi var mı?evet malesef var.Pekiii,günümüzde bu tarikatler içinden acaip türde sapkınlık haberleri olanlar çıkıyor mu?Evet çıkıyor.Genellikle cinsel içerikli sapkınlık haberleri başta olmak üzere parasal boyutuyla sınırları aşan haberlerde çıkıyor mu?Evet çıkıyor.Peki çıkıyor diye HEPSİNİ DE KARALAMAYA GEREK VAR MI? Estağfurullah,ayıp kaçar.E,ama şimdi önümüzde iki resim var,birisi sapkınlıkların olduğu tarikatlerin resmi,bir diğeri ise işini hakkıyla yapmaya çalışanların olduğu resim.Bu iki resmi ters çevirip sizin önünüze koysak,hangisinin hangisi olduğunu ayrabilirmisiniz.HAAAYIIIIR!
    Yani çviri bakmadan-daha türkçesiyle içine girip yaşayıp görmeden- hangisinin işimize yarayacağını bilemeyiz.hani derler ya ''kavun değil ki koklayıp anlayalım'' işte o hesap.ya komşun ya arkadaşın ya eş dost görüşmesi sırasında sana teklif edilen bu tarikate girme teklifine içine girmeden yaşamadan doğru cevap verme şansın %50 dir.Yani ya şeyhin dergahında bulursun kendini ya şeyhtanın yatağında.
    Şimdi bu % 50 ihtimal istenirse %100'lük bir doğru karara dönüşemez mi?Dönüşür.Nasıl dönüşür,%50 arasında seçim yapmazsan dönüşür.yani aslolan %100 olarak indirilmiş,eksiksiz olarak tamamlanmış 10santimlik bölümü tercih edersen ,yani tarikatler konusunda bir tercih yapmaya lüzum duymazsan yanlışa düşme şansın otomatikman ortadan kalmış olmaz mı?BAL GİBİ DE OLUR!!!
    ÖETLE HAMMADUN;
    Sana çok bilinen bir nakşibendi şeyhine bağlanarak yaşadığım tarikat hayatımı sen bile kim olduğunu bilmeden HURAFEĞAH diye isimlendirdin.Belki öğrendikten sonra anlattığım durum ile ilgili bütün yanlışı ve suçları benim üzerime yığıp o şeyhi temize çıkarmak isteyebilirsiniz.ama siz kabul etseniz de etmeseniz de ortada çelik gibi bir 10 santim var ve ben bu hayatı beş adımdan fazla yürümeyeceğim.


  21. 29.Ağustos.2012, 23:42
    11
    karadamlalar
    Kesintili Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Temmuz.2012
    Üye No: 96809
    Mesaj Sayısı: 1,620
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 17

    Cevap: Herhangi bir tarikata girmek şart mıdır?

    Allah sana hidayet etmiş kardeş ne güzel,daha da bulaşma inşallah,Allah bizlere kendi yolunda cihad edebilmeyi nasip etsin.


  22. 29.Ağustos.2012, 23:42
    11
    karadamlalar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kesintili Üye
    Allah sana hidayet etmiş kardeş ne güzel,daha da bulaşma inşallah,Allah bizlere kendi yolunda cihad edebilmeyi nasip etsin.


  23. 30.Ağustos.2012, 03:09
    12
    HAMMADUN
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Aralık.2010
    Üye No: 81065
    Mesaj Sayısı: 1,021
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Herhangi bir tarikata girmek şart mıdır?

    Alıntı
    dediğiniz yer,hiç de öyle merdiven altı imalatı yapan bir tarikat değilBildiğiniz duyduğunuz Muhammed Konyevi ismiyle tanınan şeyhin bulunduğu yerler,ve ona bağlı dergahlar.
    Nedendir bilinmez zaten,kötüyse suç benim-iyisini bulamamışsın -diye,iyiyse tebrik şeyhin doğru düzen kurdu diye.
    Hammadun;yazdıklarını edebi bir uslüp kullanarak yazmaya çalışmak yerine içinden geldiği gibi,(kalbinde eledikten sonra)ağzından çıktığı gibi,yani mesele teyzenler ile,mesela amcan,dayın,mahalleden bir kaç kişi de bereberinizde evde sıcak bir çay eşliğinde yaptığınız tartışmalar tadında yazarsan yazdıklarını okuyanların beyninde ve kalbinde daha yer edici kalıcı bir hâl alır görüşündeyim.Bu tarz uslup sanki biraz daha avam ile işi olmayanların kullandığı,bana ne kardeşim anlasaydın tarzında yaklaşanların uslubğne benziyor dersem, umarım yapıcı manada yaptığım eleştrim dolayısılya kalbini kırmamış olurum.
    Siz bizim kardeşimizsiniz, korkmayınız lutfen, kalbi kırılacak bu zatın diye.. Biz kalbimizi çoktan teslim ettik sahibine.. Konuşma, daha doğrusu yazımızı, çoğu kardeşimiz sizin de ifade ettiğiniz üzere bir tuhaf bulurlar. Bir tuhaflık var üzerimizde, bunca İNSAN aynı noktada birleşiyorsa eğer.. Muhammed Konyevi ismini Rab'bim şahiddir ilk defa sizden ve burada duyuyorum.. Biz meşhurları değil, MERDİVEN ALTI İMALATI'nı seviyoruzda ondan heralde..

    Şimdi alıntı yapacağımız bölüme kadar olan yazdıklarınızın tümünü, EL HAK diyor tasdik ediyorum.

    Alıntı
    Bu iki resmi ters çevirip sizin önünüze koysak,hangisinin hangisi olduğunu ayrabilirmisiniz.HAAAYIIIIR!
    Elhamdulillah, zaman içerisinde o yeteneği kazandık.. Değil ters çevirseniz, havada parande attırsanız, BİİZNİLLAH ayıklarız..

    Nasıl ayıklarız.. Çok sade ölçülerle..

    Pekala bir örnek verin o zaman..

    Hemen örnekleyelim..

    HOCAM, bizim dersimiz bize az geliyor. Daha çok yapmak istiyoruz ne dersiniz..??

    El Cevap.. Daha çok yapmayın, az ama sürekli olanı tercih edin.. Sayılarla değil, gönüllerle, Bin defa değil, bir defa ve HAKKIYLA..

    Alıntı
    Buraya kadar olanı dinimizin o zamandan bu zaman kadar olan tarihsel gelişimi(!).
    Alıntı
    Diyanet İşleri (eski) : Leş, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına kesilenler, -canları çıkmadan önce kesmemişseniz, boğulmuş, bir yerine vurularak öldürülmüş, düşüp yuvarlanmış, başka bir hayvan tarafından süsülmüş, yırtıcı hayvan tarafından yenmiş olanları- dikili taşlar üzerine boğazlananlar ile fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı; bunlar fasıklıktır. Bugün, inkar edenler sizi dininizden etmekten umutlarını kesmişlerdir, onlardan korkmayın, Benden korkun. Bugün, size dininizi bütünledim, üzerinize olan nimetimi tamamladım, din olarak sizin için İslam'ı beğendim. Açlıktan darda kalan, günaha kaymaksızın yiyebilir. Doğrusu Allah Bağışlayan'dır, merhametli olandır.
    .
    Bugün, size dininizi bütünledim, üzerinize olan nimetimi tamamladım, din olarak sizin için İslam

    Tarihsel gelişim yok burada..

    Alıntı
    Ayrıca benim zavallı aklım bana şunu da söylüyor.Şimdi bu tarikatler Peygamberimiz zamanında sahabeler zamanında tabiun ve tebe-i tabiun zamanında marmıydı?Yoktu.Şimdi var mı?evet malesef var.
    Peygamber Efendimiz (S.A.V.) zamanında tarikatlara gerek yoktuki; Olsun.

    ASHAB'ım GÖKTEKİ YILDIZLAR GİBİDİR.. Hangisine uyarsanız HÂK'kı BULURSUNUZ..

    İşte tarikat burada başlıyor.

    Ancak uyulması gerekenin, ASHAB olduğu özellikle söyleniyor..

    Birileri, kendilerini ASHAB olarak lanse edipte, kendilerine ŞEYH diyorlar ve bu makamı taşıyamıyorlarsa ASHAB'lık ve TARİK'liğin bunda suçu ne..?? Sizce bu zamanda Allah-u Taala var, Peygamber Efendimiz (S.A.V.) zahiren öldüde, şu an diri olarak aramızda değilmi..?? Sizce bu zamanda ASHAB yokmudur..??
    ASHAB sadece Peygamber Efendimiz (S.A.V.)'in zahiren yaşadığı devirlerde olanlaramı denir..??
    Peygamber (S.A.V.) varisleri bu günkü anladığımız manada ŞEYH'lermidir.. Yoksa bu çağdada yaşayan ASHAB vardırda, acaba o ASHAB'mı..?? Peygamber (S.A.V.)'in varisleri ve haklarında kendilerine uyun HÂK'kı bulursunuz denilenlermidir.?

    Böyle bişey olabilirmi..?? Bu hususu hiç araştırdınızmı..?? Biz asla bunun böyle olduğu yada olmadığı hakkında iddia sahibi olanlardan olmayız, olmayacağız. Olmamalıyız.

    Alıntı
    yani tarikatler konusunda bir tercih yapmaya lüzum duymazsan, yanlışa düşme şansın otomatikman ortadan kalmış olmaz mı? BAL GİBİ DE OLUR!!!
    Olur olmasınada.. BAL GİBİ'mi olur.. Yoksa bu kaabiliyette bir İNSAN için, ZEHİR HÜKMÜNDE'mi olur.. O hususda bizi şahit tutmayın. İnşaAllah.

    Alıntı
    Sana çok bilinen bir nakşibendi şeyhine bağlanarak yaşadığım tarikat hayatımı sen bile kim olduğunu bilmeden HURAFEĞAH diye isimlendirdin.Belki öğrendikten sonra anlattığım durum ile ilgili bütün yanlışı ve suçları benim üzerime yığıp o şeyhi temize çıkarmak isteyebilirsiniz.ama siz kabul etseniz de etmeseniz de ortada çelik gibi bir 10 santim var ve ben bu hayatı beş adımdan fazla yürümeyeceğim.
    Şunu kabul etmemiz gerekiyor ki; Akıllı bir İNSAN'sınız.. Ancak İMAN NURUNU ŞİRK KARANLIĞI'na boğmanızada gönlüm razı değil..

    Birilerinin hatasının bedelini, Şeytan Aleyyullana'nın size ödetmesini de doğrusu hazmedemem. Akıl Rab'bini bilici olarak yaratıldı ve siz Rab'binizi bununla bulmuşsunuz.... Bizden size bir tavsiye olsun İnşaAllah.. Madem RAB'binizi buldunuz.. O halde Rasulu'nuda bulmuş olmanız gerekirdi.. Madem Rasul'unu buldunuz, O halde ASHAB'ınıda bulmuş olmanız gerekirdi.. Şimdi geçtiğiniz yolu tekrar tefekkür edin İnşaAllah.. ASHAB'ı nerede buldunuz..?? Rasul(S.A.V.)'i nerede buldunuz..?? Rab'binizi nerede bulacaksınız..??

    Hammadun bu işte, hep saçmalar böyle..

    Geçin muvakkat bir süre için o tarikat dediğinizi ve orada edindiğinizi.. Tefekkür ediniz İnşaAllah.. ASHAB'ı, RASUL(S.A.V.)'i ve RAB'binizi.. Geçmişte vardı, bu gün yok denileni..

    Rab'bim Cümlemizden Razı Olsun. Amin.


  24. 30.Ağustos.2012, 03:09
    12
    HAMMADUN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Alıntı
    dediğiniz yer,hiç de öyle merdiven altı imalatı yapan bir tarikat değilBildiğiniz duyduğunuz Muhammed Konyevi ismiyle tanınan şeyhin bulunduğu yerler,ve ona bağlı dergahlar.
    Nedendir bilinmez zaten,kötüyse suç benim-iyisini bulamamışsın -diye,iyiyse tebrik şeyhin doğru düzen kurdu diye.
    Hammadun;yazdıklarını edebi bir uslüp kullanarak yazmaya çalışmak yerine içinden geldiği gibi,(kalbinde eledikten sonra)ağzından çıktığı gibi,yani mesele teyzenler ile,mesela amcan,dayın,mahalleden bir kaç kişi de bereberinizde evde sıcak bir çay eşliğinde yaptığınız tartışmalar tadında yazarsan yazdıklarını okuyanların beyninde ve kalbinde daha yer edici kalıcı bir hâl alır görüşündeyim.Bu tarz uslup sanki biraz daha avam ile işi olmayanların kullandığı,bana ne kardeşim anlasaydın tarzında yaklaşanların uslubğne benziyor dersem, umarım yapıcı manada yaptığım eleştrim dolayısılya kalbini kırmamış olurum.
    Siz bizim kardeşimizsiniz, korkmayınız lutfen, kalbi kırılacak bu zatın diye.. Biz kalbimizi çoktan teslim ettik sahibine.. Konuşma, daha doğrusu yazımızı, çoğu kardeşimiz sizin de ifade ettiğiniz üzere bir tuhaf bulurlar. Bir tuhaflık var üzerimizde, bunca İNSAN aynı noktada birleşiyorsa eğer.. Muhammed Konyevi ismini Rab'bim şahiddir ilk defa sizden ve burada duyuyorum.. Biz meşhurları değil, MERDİVEN ALTI İMALATI'nı seviyoruzda ondan heralde..

    Şimdi alıntı yapacağımız bölüme kadar olan yazdıklarınızın tümünü, EL HAK diyor tasdik ediyorum.

    Alıntı
    Bu iki resmi ters çevirip sizin önünüze koysak,hangisinin hangisi olduğunu ayrabilirmisiniz.HAAAYIIIIR!
    Elhamdulillah, zaman içerisinde o yeteneği kazandık.. Değil ters çevirseniz, havada parande attırsanız, BİİZNİLLAH ayıklarız..

    Nasıl ayıklarız.. Çok sade ölçülerle..

    Pekala bir örnek verin o zaman..

    Hemen örnekleyelim..

    HOCAM, bizim dersimiz bize az geliyor. Daha çok yapmak istiyoruz ne dersiniz..??

    El Cevap.. Daha çok yapmayın, az ama sürekli olanı tercih edin.. Sayılarla değil, gönüllerle, Bin defa değil, bir defa ve HAKKIYLA..

    Alıntı
    Buraya kadar olanı dinimizin o zamandan bu zaman kadar olan tarihsel gelişimi(!).
    Alıntı
    Diyanet İşleri (eski) : Leş, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına kesilenler, -canları çıkmadan önce kesmemişseniz, boğulmuş, bir yerine vurularak öldürülmüş, düşüp yuvarlanmış, başka bir hayvan tarafından süsülmüş, yırtıcı hayvan tarafından yenmiş olanları- dikili taşlar üzerine boğazlananlar ile fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı; bunlar fasıklıktır. Bugün, inkar edenler sizi dininizden etmekten umutlarını kesmişlerdir, onlardan korkmayın, Benden korkun. Bugün, size dininizi bütünledim, üzerinize olan nimetimi tamamladım, din olarak sizin için İslam'ı beğendim. Açlıktan darda kalan, günaha kaymaksızın yiyebilir. Doğrusu Allah Bağışlayan'dır, merhametli olandır.
    .
    Bugün, size dininizi bütünledim, üzerinize olan nimetimi tamamladım, din olarak sizin için İslam

    Tarihsel gelişim yok burada..

    Alıntı
    Ayrıca benim zavallı aklım bana şunu da söylüyor.Şimdi bu tarikatler Peygamberimiz zamanında sahabeler zamanında tabiun ve tebe-i tabiun zamanında marmıydı?Yoktu.Şimdi var mı?evet malesef var.
    Peygamber Efendimiz (S.A.V.) zamanında tarikatlara gerek yoktuki; Olsun.

    ASHAB'ım GÖKTEKİ YILDIZLAR GİBİDİR.. Hangisine uyarsanız HÂK'kı BULURSUNUZ..

    İşte tarikat burada başlıyor.

    Ancak uyulması gerekenin, ASHAB olduğu özellikle söyleniyor..

    Birileri, kendilerini ASHAB olarak lanse edipte, kendilerine ŞEYH diyorlar ve bu makamı taşıyamıyorlarsa ASHAB'lık ve TARİK'liğin bunda suçu ne..?? Sizce bu zamanda Allah-u Taala var, Peygamber Efendimiz (S.A.V.) zahiren öldüde, şu an diri olarak aramızda değilmi..?? Sizce bu zamanda ASHAB yokmudur..??
    ASHAB sadece Peygamber Efendimiz (S.A.V.)'in zahiren yaşadığı devirlerde olanlaramı denir..??
    Peygamber (S.A.V.) varisleri bu günkü anladığımız manada ŞEYH'lermidir.. Yoksa bu çağdada yaşayan ASHAB vardırda, acaba o ASHAB'mı..?? Peygamber (S.A.V.)'in varisleri ve haklarında kendilerine uyun HÂK'kı bulursunuz denilenlermidir.?

    Böyle bişey olabilirmi..?? Bu hususu hiç araştırdınızmı..?? Biz asla bunun böyle olduğu yada olmadığı hakkında iddia sahibi olanlardan olmayız, olmayacağız. Olmamalıyız.

    Alıntı
    yani tarikatler konusunda bir tercih yapmaya lüzum duymazsan, yanlışa düşme şansın otomatikman ortadan kalmış olmaz mı? BAL GİBİ DE OLUR!!!
    Olur olmasınada.. BAL GİBİ'mi olur.. Yoksa bu kaabiliyette bir İNSAN için, ZEHİR HÜKMÜNDE'mi olur.. O hususda bizi şahit tutmayın. İnşaAllah.

    Alıntı
    Sana çok bilinen bir nakşibendi şeyhine bağlanarak yaşadığım tarikat hayatımı sen bile kim olduğunu bilmeden HURAFEĞAH diye isimlendirdin.Belki öğrendikten sonra anlattığım durum ile ilgili bütün yanlışı ve suçları benim üzerime yığıp o şeyhi temize çıkarmak isteyebilirsiniz.ama siz kabul etseniz de etmeseniz de ortada çelik gibi bir 10 santim var ve ben bu hayatı beş adımdan fazla yürümeyeceğim.
    Şunu kabul etmemiz gerekiyor ki; Akıllı bir İNSAN'sınız.. Ancak İMAN NURUNU ŞİRK KARANLIĞI'na boğmanızada gönlüm razı değil..

    Birilerinin hatasının bedelini, Şeytan Aleyyullana'nın size ödetmesini de doğrusu hazmedemem. Akıl Rab'bini bilici olarak yaratıldı ve siz Rab'binizi bununla bulmuşsunuz.... Bizden size bir tavsiye olsun İnşaAllah.. Madem RAB'binizi buldunuz.. O halde Rasulu'nuda bulmuş olmanız gerekirdi.. Madem Rasul'unu buldunuz, O halde ASHAB'ınıda bulmuş olmanız gerekirdi.. Şimdi geçtiğiniz yolu tekrar tefekkür edin İnşaAllah.. ASHAB'ı nerede buldunuz..?? Rasul(S.A.V.)'i nerede buldunuz..?? Rab'binizi nerede bulacaksınız..??

    Hammadun bu işte, hep saçmalar böyle..

    Geçin muvakkat bir süre için o tarikat dediğinizi ve orada edindiğinizi.. Tefekkür ediniz İnşaAllah.. ASHAB'ı, RASUL(S.A.V.)'i ve RAB'binizi.. Geçmişte vardı, bu gün yok denileni..

    Rab'bim Cümlemizden Razı Olsun. Amin.





+ Yorum Gönder
Git 124 Son