+ Yorum Gönder
1. Sayfa 12 ... SonuncuSonuncu
Soru ve Cevaplar ve Sizden gelen sorular Kategorisinden Şeriat ve Tarikat Konusununa Bakıyorsunuz..
  1. sahabeyolunda
    Üye
    Reklam

    Şeriat ve Tarikat

    Reklam





    Şeriat ve Tarikat Mumsema Günümüz insanlarının çoğu birbirlerine hep sorarlar: tarikat nedir? Dinimizdeki yeri neresidir? Herhangi bir tarikata girmek şart mıdır?

    Tarikatların ne olduğunu kâmil manada anlamak için, ilk önce şeriatın ne olduğunu bilmek gerekir. Allah’ın (c.c.) şeriatını tam manasıyla içine sindirmiş bir insan, kabullenmiş bir insan tarikatın eksikliğini kendi bünyesinde zaten hissetmeye başlar. Çünkü Allahu Teâlâ’nın nizamını, şeriatını içine sindirip kabullenen her insanda bu nizamı hayata geçirip, yaşayıp yaşatması gereği hasıl olur. İşte tarikat da, bu nizamı, bu şeriatı en iyi şekilde takva üzere hayata geçirip yaşama şeklidir.

    Şeriat, kurallar ve bu kuralları tam olarak bilmektir. Tarikat bu kuralları tam manasıyla yaşamak ve yaşatmak yoludur. Yoksa birçok insanımızın anladığı manada tarikat, dünyadan elini eteğini çekmek sadece kendini ibadete vermek değildir. Çünkü Rasulullah (s.a.v.) ashabı ve gerçek tarikat erbapları böyle yapmamışlardır. Onlar aksine şeriatı bütün incelikleriyle ilmi manada bilip, takva üzere yaşamış, aynı zamanda ticaret de yapmışlar, devlet işleri ile de uğraşmışlar, ailevi düzenlerini de devam ettirmişlerdir. Yani evlenmişler ve çoluk çocuğa da karışmışlardır. Kısaca Allahu Teâlâ’nın helal kıldığı her şeyden faydalanmışlardır.

    Dinimizdeki yerine gelince, Cenab-ı Hakk (c.c.) Kur’ân’da, Yunus Suresi 62, 63, 64. ayetlerinde mealen şöyle buyuruyor:

    "İyi bil ki Allah’ın veli kullarına hiçbir korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. Onlar ki inandılar ve korundular. Dünya hayatında da ahirette de müjde onlara. Allah'ın kelimeleri (sözleri) asla değişmez. İşte bu büyük bir kurtuluştur."

    Tarikatları veli mektepleri olarak kabul edersek, Allah’ın bu vaadini de bunun yanına koyarsak tarikatların dinimizdeki yeri kendiliğinden ortaya çıkmış olur.

    Bununla birlikte, dinde yani şeriatta olan her şeyin zahirî ve batınî şekilde araştırılmış daha saflaştırılmış şekli vardır tarikatta. Bu araştırma ve saflaştırma kulların daha iyi anlaması ve daha kolay ve zevk alarak yaşaması doğrultusundadır. Tarikat, nefsle yani insanın kendi içindeki gurur, kibir, riya gibi kötü hasletleriyle mücadele etmesidir.

    Zira bir muharebe sonunda Rasulullah (s.a.v.) ashabına asıl muharebenin yeni başladığını söyleyince ashabı “Ya Rasulullah bu çetin ve kanlı muharebeden daha büyük ne olabilir ki?” diye sormuşlar. 0 da “Nefslerimizle olan savaşımız yeni başlıyor, ganimet dağıtımında esirlere muamelede nefslerinize uymayınız” diye öğütlerde bulunmuştur. Yani tarikatı öğütlemiştir.

    Tarikat, Şeriat Üniversitesinin doktora yapma bölümüdür. Bu doktora yapmaya hak kazanmış kâmil insan ilk önce doktor olur, sonra doçent sonra da profesör. Ama bu makamlara gelebilmek için ilk önce şeriatın ilkokulunu, ortaokulunu, lisesini ve üniversitesini okumak ve mezun olmak gerekir





  2. parasetemol
    Emekli

    Cevap: a) Şeriat ve Tarikat


    Reklam


    Allah’ın (c.c.) şeriatını tam manasıyla içine sindirmiş bir insan, kabullenmiş bir insan tarikatın eksikliğini kendi bünyesinde zaten hissetmeye başlar. Çünkü Allahu Teâlâ’nın nizamını, şeriatını içine sindirip kabullenen her insanda bu nizamı hayata geçirip, yaşayıp yaşatması gereği hasıl olur. İşte tarikat da, bu nizamı, bu şeriatı en iyi şekilde takva üzere hayata geçirip yaşama şeklidir.
    yahu gidin başka yerde kurun tezgahınızı,Allah bu dini bizim için tamamlamış,şeriati kabul edip sindiren ve yaşamaya ihtiyaç hisseden herkes içinde yeterli bir düzen oluşturmuş zaten,kalkıp ayrıca tarikatmiş tasavvufmuş türünden bir şeylerin ihtiyacı durumunda bunu mutlaka,şeyhler gavslar yoluyla değil, peygamberi yoluyla kapalı kutu şeklinde değil,Kur'an'da da bildirdiği gibi APAÇIK şekilde bizlere iletirdi.İslam eksik geliyorsa yapabileceğim bir şey yok sizin için,ama herkes için de eksikmiş dümenine yatmayın.YEMEZLER...

  3. ömerhattab
    Devamlı Üye
    Alıntı sahabeyolunda Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Günümüz insanlarının çoğu birbirlerine hep sorarlar: tarikat nedir? Dinimizdeki yeri neresidir? Herhangi bir tarikata girmek şart mıdır?Tarikatların ne olduğunu kâmil manada anlamak için, ilk önce şeriatın ne olduğunu bilmek gerekir. Allah’ın (c.c.) şeriatını tam manasıyla içine sindirmiş bir insan, kabullenmiş bir insan tarikatın eksikliğini kendi bünyesinde zaten hissetmeye başlar. Çünkü Allahu Teâlâ’nın nizamını, şeriatını içine sindirip kabullenen her insanda bu nizamı hayata geçirip, yaşayıp yaşatması gereği hasıl olur. İşte tarikat da, bu nizamı, bu şeriatı en iyi şekilde takva üzere hayata geçirip yaşama şeklidir.Şeriat, kurallar ve bu kuralları tam olarak bilmektir. Tarikat bu kuralları tam manasıyla yaşamak ve yaşatmak yoludur. Yoksa birçok insanımızın anladığı manada tarikat, dünyadan elini eteğini çekmek sadece kendini ibadete vermek değildir. Çünkü Rasulullah (s.a.v.) ashabı ve gerçek tarikat erbapları böyle yapmamışlardır. Onlar aksine şeriatı bütün incelikleriyle ilmi manada bilip, takva üzere yaşamış, aynı zamanda ticaret de yapmışlar, devlet işleri ile de uğraşmışlar, ailevi düzenlerini de devam ettirmişlerdir. Yani evlenmişler ve çoluk çocuğa da karışmışlardır. Kısaca Allahu Teâlâ’nın helal kıldığı her şeyden faydalanmışlardır.Dinimizdeki yerine gelince, Cenab-ı Hakk (c.c.) Kur’ân’da, Yunus Suresi 62, 63, 64. ayetlerinde mealen şöyle buyuruyor:"İyi bil ki Allah’ın veli kullarına hiçbir korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. Onlar ki inandılar ve korundular. Dünya hayatında da ahirette de müjde onlara. Allah'ın kelimeleri (sözleri) asla değişmez. İşte bu büyük bir kurtuluştur."Tarikatları veli mektepleri olarak kabul edersek, Allah’ın bu vaadini de bunun yanına koyarsak tarikatların dinimizdeki yeri kendiliğinden ortaya çıkmış olur.Bununla birlikte, dinde yani şeriatta olan her şeyin zahirî ve batınî şekilde araştırılmış daha saflaştırılmış şekli vardır tarikatta. Bu araştırma ve saflaştırma kulların daha iyi anlaması ve daha kolay ve zevk alarak yaşaması doğrultusundadır. Tarikat, nefsle yani insanın kendi içindeki gurur, kibir, riya gibi kötü hasletleriyle mücadele etmesidir.Zira bir muharebe sonunda Rasulullah (s.a.v.) ashabına asıl muharebenin yeni başladığını söyleyince ashabı “Ya Rasulullah bu çetin ve kanlı muharebeden daha büyük ne olabilir ki?” diye sormuşlar. 0 da “Nefslerimizle olan savaşımız yeni başlıyor, ganimet dağıtımında esirlere muamelede nefslerinize uymayınız” diye öğütlerde bulunmuştur. Yani tarikatı öğütlemiştir.Tarikat, Şeriat Üniversitesinin doktora yapma bölümüdür. Bu doktora yapmaya hak kazanmış kâmil insan ilk önce doktor olur, sonra doçent sonra da profesör. Ama bu makamlara gelebilmek için ilk önce şeriatın ilkokulunu, ortaokulunu, lisesini ve üniversitesini okumak ve mezun olmak gerekir
    Allah razı olsun kardeşim...

  4. HAMMADUN
    Emekli
    Bu tür bir soruya daha önce verdiğimiz bir yorum vardı.... İnşaAllah burada da kullanalım.....

    İki kişi düşünün, Elmalarla armutları iki ayrı çuvala ancak karışık koydular. Sonra pazara doğru ilerlediler. Bir yolcu bu iki adama şunu sordu....

    Ne taşıyorsunuz pazara....????

    Adamlardan biri elma derken, diğeri armutla elma dedi. Elma diyende doğru dedi. Armutla elma diyende. Ancak soran şüphede kaldı. Acaba hangisi yalan söylüyor.

    Demediler ki; Bir tarafta karışık olduğu beyan edilirken, diğer tarafta tek nesne.

    Bir tarafta zahir, diğer tarafta batın.

    Bir tarafta GAYB bir alem, ben işin zahirine bakarım ve zahirinde ne ise işin ben onunla hükümlenirim diyen bir taraf.... El hâk doğrudur.

    Bir tarafta ayan beyan bir alem, ben işin hem batınına, hemde zahirine bakarım ve zahirine uyuyorsa ve batınında ne ise ben onunla hükümlenirim diyen bir başka taraf..... El hâk doğrudur.

    İki tarafta doğru olurmu.....???? El Hâk sende haklısın.

    Zahiren, rüyayla amel olmaz. El Hâk doğrudur. Ancak istihare neyin gereği dediğinizde. O başka denir. El Hâk doğrudur.

    Allah şekilden münezzehtir derler, Allah görünmez derler.

    Kur'an-ı Kerim Hadid Suresi 3. Ayeti Kerime.

    Huvel evvelu vel âhiru vez zâhiru vel bâtın(bâtınu), ve huve bi kulli şey’in alîm.

    Diyanet İşleri : O, ilk ve sondur. Zâhir ve Bâtın’dır. O, her şeyi hakkıyla bilendir.

    Allahu Taala şekilden münezzehmidir..... Yoksa BELLİ BİR ŞEKİLDEN'mi münezzehtir. Yani Allahu Taala şu olamaz deyipte o'nun olamayacağı bir şekilmi ona izafe edersiniz. Edebilirmisiniz.

    Zahiri ve Batını iyi bilmeden, asla hüküm vermeyin. Tayyi Mekan zahiren mümkünmüdür. Ya kollarıyla cenneti ve cehennemi kendisine saltanattasın diyen bir rahibe göstermek mümkünmüdür. Mescidi haram'dan, Mescidi aksa'ya göz açıp kapatıncaya kadar gitmek mümkünmüdür. Doğruyumu söylüyor dedikleri Peygamber Efendimizin(S.A.V.) önüne kimsenin görmediği fakat onun gördüğü ve her zerresinden haber verilen mescidi aksa'nın ziyaretçisi olduğunu hemde akşam vakti ispatlamak zahirenmidir. Ebu cehil'in elindeki taşlara Allah'ı ve Resulunu(S.A.V.) zikrettirmek zahirenmidir. Daha binlerce örnek.

    Hiç kimse, hocasına payeler biçmesin. Olaki müceddid dediğiniz, bir müceddidin ASR'ında yaşıyor olabilirde, O'na biçtiğiniz payelerden dolayı ASR'a yemin eden Allah'ın yeminini boşa çıkarma gayreti içinde olursunuz. Allah muhafaza....

    Herkes bulunduğu yerde ve yolda Rab'bine olabildiğince iyi kul olma gayretinde olupta, hiç bir kimse hakkında SAHTE kelimesini kullanmasın. Tavsiye tabi.

    Rab'bim Cümlemizden Razı Olsun. Amin.

  5. Öndengidenler
    Üye
    Resulullah (s.a.v.) Efendimiz zamanında isim olarak müridlik yoktu denilebilir, ama yaşantı olarak bütün ashabı kiramın yaşantısı tam manasıyla mürid yaşantısıydı ve ashabın mürşidi, irşad edeni Hz. Muhammed Mustafa’nın (s.a.v.) kendisi idi. Bugün İslam alemine baktığımız zaman şunu görürüz: Resulullah’ın ve ashabının yaşantısına ayak uydurmaya çalışan tarikat müridleri, dervişleri ve o yaşam şeklini öğütleyen, yaşatmaya çalışanlar ise yine tarikat şeyhleri ve mürşidleridir. Nitekim ashab-ı suffe, “suffe” ismini yaşantı tarzlarından dolayı almışlardır. Tasavvuf ilmi de ismini aynı şekilde suffa kelimesinden almıştır.

  6. Öndengidenler
    Üye
    Resulullah (s.a.v.) Efendimiz zamanında yaşayan ashab-ı suffe, kendilerini tamamen dünya meşgalelerinden çekip almış, bütün günlerini ve gecelerini Allah Resulünün mescidinde onun sohbetlerini dinleyerek geçirmekteydiler. Onlar, Allah Resulü'nün söylediklerini kendi hayatlarında tatbik edip kendilerinden sonrakilere de anlatan, bütün ömürlerini Allah Resulünün mescidinde ibadet ederek geçiren ve zenginlerin getirdikleri, verdikleri ufak, tefek şeylerle hayatlarını idame ettirmeye çalışan insanlardır.

    Belki isimler değişmiş olabilir. Resulullah (s.a.v.) Efendimiz zamanında isim suffe iken günümüzde, mürid ya da derviş olmuşsa da değişmeyen yaşam şekli, yaşama sistemidir. Kısaca, İslâm’ı bilip anlama şekli hep aynı kalmıştır. Günümüz İslam aleminde İslam ile ilgili ilimlerin içinde Resulullah’ın yaşantısını, asr-ı saadette yaşayan Müslümanların yaşantısını en derin detaylarıyla, en ince ayrıntılarıyla anlayıp, en iyi şekilde, en samimi ifadelerle anlatan ilim dalı, tasavvuf ilmidir.

  7. Öndengidenler
    Üye
    Bir örnek vermek gerekirse: Günümüz İslamî ilimlerinden olan Tefsir, Akaid, Fıkıh ilimlerinde kolay kolay tasavvufla ilgili bir şey bulamayız. Oysa Tasavvuf ilminde hem Tefsir hem Akaid hem Fıkıh hem Hadis ilminden çok şeyler bulabiliriz. Bu demek oluyor ki, Tasavvuf ilmi bütün İslâmi ilimleri bağrında toplamıştır.

    Resulullah (s.a.v.) Efendimiz zamanında müridlik yoktu diyenlere o Nebiyyi Muhteremin hayatından bir örnek vererek cevap vermek isteriz:

    Peygamber (s.a.v.) Efendimiz: Bir kısım kendisini tamamen Allah’a adamış, onun rızasından başka bir şey düşünmeyen fakirliği kendilerine libas olarak kabullenmiş o zamanın tabiri ile “Sufi” günümüz tabiri ile “Mürid, Derviş” yaşantısını kendilerine şiar edinmiş ashabı ile birlikte otururken, bunların içinde Selman-i Farisî, Ebu’d-Derda ve Bilâl-i Habeşî Hazretleri de vardı. Kureyş’in ileri gelenlerinden bir kısım insan kendisiyle görüşmek istediklerinde, yanında oturan o fakir insanları uzaklaştırması gerektiğini, onlarla aynı ortamda bir araya gelemeyeceklerini Peygamberimize ilettiler. Resulullah (s.a.v.) Efendimiz kendileriyle konuşmak isteyen Kureyş’in bu ileri gelenlerinin Müslüman olmalarını çok ama çok istiyordu. Bunu son denece arzu eden Peygamberimiz (s.a.v.) o adamlar geldiğinde çevresindeki o fakir Müslümanların dışarı çıkmasını bir an için düşünmüş olmalı ki Cenabı Hak (c.c.), kendisini hemen Kehf suresinin 28. ayetini göndererek uyarmıştır. Allah tarafından bu uyarma sadece Kehf suresinde değil Cenabı Hak aynı konuya Abese suresinde, En’am suresi 52. ayetinde de yer vermiş ve bu önemli konuyu bu şekilde üç suredeki bu ayetleriyle perçinlemiştir.

  8. Öndengidenler
    Üye
    Bu ayetlerin içeriği neydi? Gelin hep beraber bu ayetlerin içeriğini inceleyelim ve Resulullah zamanında müridlik, dervişlik, sufilik var mıydı yok muydu? Karar verelim.

    Allahu Teâlâ (c.c.) Kehf suresi 28. ayetinde mealen şöyle buyuruyor:

    “Kendini sabah, akşam Rab’lerine dua eden onun cemal yüzünü dileyen kimselerle beraber tut (onlarla beraber bulunmaya candan sabret). Gözlerin dünya hayatının süsünü isteyerek onlardan başka yana sapmasın. Kalbini bizi anmaktan alıkoyup, nefsinin arzusuna uyan ve işi hep aşırılık olan kişiye itaat etme."

    Ayeti kerime “sabah akşam Rab’lerine dua eden, cemal yüzünü dileyen” insanlardan bahsediyor. Yüce Yaradanımız Resulü'ne bir an dahi gözlerini onlardan ayırmamasını emrediyor.

    Şimdi günümüze dönelim. Ve kendi kendimize soralım, bugün sırf Allah’ın cemal yüzünü dileyerek sabah akşam Rabb’lerine dua eden insanlar hangi toplumlardan çıkıyor. Bu insanları hangi mektepler yetiştiriyor. Ayeti kerimeye göre bu tür insanlar Cenab-ı Hakk’ın nazarında son derece itibar görüyor. Resulü'nü bile bu insanlardan bir an dahi gözlerini ayırmaması açısından uyarıyor. Allah’ın son derece kıymet verdiği bu insanları günümüzde ararsak nerelerde bulabiliriz? Cevabı çok kolay: Tabi ki bir tarikat mektebinde bir gerçek mürşid-i kâmilin dizinin dibinde bulabiliriz. O halde şöyle diyebiliriz: Resulullah (s.a.v.) zamanında nasıl ki dünya hayatını ahiret hayatının gerisinde tutan, ebedi hayatı ön plana alan, tek dilekleri tek arzuları Allah’ın rızasını kazanmak olan sufiler, dervişane, müridane yaşayanlar vardıysa, bugün de aynı yaşam tarzını idame ettirmek isteyen sufiler, dervişler ve müridler vardır.

    Yukarıda ayeti kerimenin mealinden anladığımıza göre de Cenab-ı Hakk’ın kulları içinde rağbet ettiği, güvendiği, itibar gösterdiği kullar da bu bahsedilen sufiler, dervişler ve müridlerdir.

    İşte bir diğer ayet:"Sabah akşam Rab’lerinin rızasını isteyerek O’na yalvaranları kovma." (En'am suresi, 52. ayet) diye Resulünü ikaz ediyor, Yüce Yaradanımız.

    Cenab-ı Hakk aynı konuya Abese suresi 1’den 10. ayetine kadar olan bölümde de yer vermiştir. Mealen şöyle buyuruyor:

    “Surat astı ve döndü, amanın kendisine gelmesinden ötürü, belki o arınacak yahut öğüt dinleyecek de, öğüt kendisine yarayacak. Kendisini zengin görüp tenezzül etmeyene gelince, sen ona yöneliyorsun onun arınmasından sana ne? Fakat koşarak sana gelen Allah‘tan korkarak gelmişken, sen onunla ilgilenmiyorsun.”

    Cenab-ı Hakk (c.c.), bizzat Resulü'ne çevresindeki fakir, dünyayı atmış, takvaya yönelmiş, Allah’tan rızasını dileyen, bekleyen o insanlara yönelmesini, onlardan bir an bile ayrılmamasını emrediyor.

    Demek oluyor ki, takva üzere yaşamayı dervişane yaşamayı, müridane yaşamayı Cenab-ı Hakk Resulü vasıtasıyla kullarına emrediyor. Allah’ın açık açık bir çok ayetinde bahsettiği, methettiği, bu dervişlik hayatı, bu sufiyane hayat tarzı o zaman da vardı. Bugün de var, kıyamete kadar da var olacak, İnşallah.

    Bütün bu ayetlerin, hadis-i şeriflerin ışığında şunu anlıyoruz: Cenab-ı Hakk (c.c) kullarını yarattığı ilk andan itibaren kıyamete kadar onlardan kendisine varabilmeleri, kendisine kulluk edebilmeleri için vesileler edinmelerini, sebepler aramalarını emrediyor. Resulullah (s.a.v.) Efendimize kadar olan zamanda bu vesileler, Peygamberler ve Nebiler idi. Daha sonra Resulullah (s.a.v.) Efendimiz ile birlikte Peygamberlik, Nebilik vesilesi son bulduğundan dolayı, O'ndan sonra günümüze kadar bu vesileler, varis-i nebi olan Allah dostları, evliyaullahlar yani mürşid-i kâmiller olmuştur. Ve kıyamete kadar da böyle devam edecektir.

    Bizlere düşen de, bu Allah dostlarını eleştirmek yerine onlara çamur atmak yerine, yaşarken onları bulup eteklerine yapışarak istifade etmek olmalıdır. Çünkü insanlar içinde Yaradanına karşı en samimi bir şekilde kulluk eden onlardır. Çünkü dünyayı boşayarak, ondan yüz çevirerek yüzlerini yalnız Allah’a (c.c.) çeviren onlardır. Çünkü Allah’a varan yolları ve bu yollarda karşılaşılacak olan bütün meşakkatleri bilip ona göre insanlara yardımcı olmaya çalışan, insanların Allah’a varan yollarda takılmadan, üzülmeden, ezilmeden yürüyebilmeleri için ömürlerini feda eden, yine onlardır. Yine aynı şekilde onlar Allah’ın (c.c.) “Haberiniz olsun ki Allah'ın veli kulları için hiçbir korku yoktur. Onlar hiçbir zaman mahzun da olmayacaklardır.” (Yunus Suresi: 62) ayetindeki müjdelerine mazhar olmuş kimselerdir.

    Bu insanları eleştirmek yenine, toplumların en faydalı, en değerli kişileri olarak kabul edip onlardan faydalanmak gerekir.

    Her biri manevi bir pırlanta olan bu insanları yaşadıkları zamanlarda, yaşadıkları toplumlarda araştırıp bularak ortaya çıkarmalıyız. Bu bir toplum görevidir. Bu fert olarak hepimizin görevidir. Evet bu tür nadide, sayıları çok azalmış insanları yaşarken ortaya çıkarıp toplumlarda layık oldukları değerleri vermeliyiz. Öldükten sonra kabirlerine giderek adak adamak, mum yakmak, bezler asmaktan ziyade bu insanlardan yaşadıkları zamanlarda sözlerinden, sohbetlerinden, hikmetli fikirlerinden faydalanmalıyız.

    Onların sözlerinde, onların fikirlerinde zararlı, insanları delalete götüren hiçbir şey yoktur. Aksine onlar yaşadıkları zamanlarda ve mekanlarda insanlar arasında ne renklerinden dolayı ne fikirlerinden dolayı ne zengin yada fakir oluşlarından dolayı ayırım yapmamışlardır. Bütün insanlara hepsi Allah’ın kullarıdır diye eşit davranmışlardır. Kollarının uzanabildiği bütün yönlere adaleti, birliği, beraberliği götürmüşlerdir. Allah’ın emirlerinin, Allah’ın dininin muzaffer olabilmesi için ellerinden ne gelmişse yapmışlardır. Çoğu da bu yolda hayatlarını kaybedip şehid düşmüşlerdir.

    Şimdi bir defa daha düşünelim, bütün ömürlerini kulların maddi ve manevi mutluluğuna adayan, onları sürekli birliğe, vahdete davet eden, bunları yaparken hiç ama hiçbir dünyevi menfaat gözetmeyen bu nadide insanlara nasıl değer vermeyiz? Nasıl bu insanları eleştirebiliriz. Faydalarından başka hiçbir zararları olmayan bu insanları nasıl yok sayarız. Bu insanları bu şekilde yok sayıp toplum olarak maddi manevi başarıların, fetihlerin altına nasıl imza atarız.

    Allah rızasını kazanmak için Allah dostlarını sevmek şarttır. Muaz Bin Cebel Hazretleri, Resulullah (s.a.v.) Efendimizin şöyle buyurduğunu işittim diyor:

    “Kıyamet günü Arş-u Azamın etrafında bir takım insanlar için kürsüler kurulacaktır. Bunların yüzleri ayın on dördü gibi parlayacaktır. İnsanlar feryat ederken, onlar feryad etmez, insanlar korkarken onlar korkmazlar. Onlar, korku ve kederleri olmayan, Allah‘ın gerçek velileridir. Resulullah (sav)'e sorduk: “Ey Allah ‘ın Resulü bunlar kimlerdir?” Buyurdular ki: “Onlar Allah rızası için sevişen kimselerdir."

    Bir müridin kâmil bir şeyhe bağlanıp onu sevmesinde Allah’ın rızasından başka ne olabilir ki? Tarikatların gerçek gayesinde de Allah için sevişmek yattığına göre, bunun kıymetini toplum olarak, fert olarak bilmemiz şarttır ve gereklidir.

    İmam-ı Gazali Hazretleri İhya-u Ulumiddin adlı eserinde şunu nakletmektedir: Cenab-ı Hakk (c.c.) Hazretleri Hz. Musa’ya: "Ya Musa, benim için bir amel işledin mi?" diye sordu. Musa (a.s.): “Ey Rabbim Senin rızan için namaz kıldım, oruç tuttum, sadaka ve zekat verdim.”

    Allahu Tealâ buyurdu: “Bütün o ibadetler senin içindir. Namaz kıldın burhandır. Oruç tuttun sana cehennemden siper ve kalkandır. Sadaka kıyamette gölgedir. Zekat ise malın ve canım için nurdur. Bunların hepsi sana, benim için ne yaptın?”

    Musa (a.s.): “Allah ‘ım o halde senin rızan için olacak bir ameli bana söyle ki onu işleyeyim.” Cenab-ı Hakk (c.c.) şöyle buyuruyor: “Ya Musa benim için dost edin, yine benim için düşman edin."

    Allahu Teâla (c.c.) Hazretleri, hemen hemen bütün Peygamberlerine en faziletli amelin “Allah için sevmek ve yine Allah için buğzetmek” olduğunu beyan etmiştir. İşte tarikatı yaşamaya ya da yaşatmaya çalışan insanların da yegane gayesi Cenab-ı Hakk’ın bu beyanı üzerinde hayat sürdürmektir.

    Mevlana Hazretleri de şöyle buyuruyor: “Kendine bir yol gösterici, mürşid seç, çünkü rehbersiz sefere çıkmakta afet, korku ve hata vardır.” Devamla: “Kalbi münevver bir zatın bendesi olmak (hizmetkârı) padişahlara baştacı olmaktan daha hayırlıdır” der.

    Tarikatların, mürşidlerin, dervişlerin, müridlerin var oluşları ve hak oluşları hakkında daha nice nice ayetler, hadisler ve menkıbeler yazabiliriz. Bunların hepsini yazmaya kalksak kağıtlar ve kalemler yetişmez. Zaten bu yolu yazmakla çizmekle, anlatmakla, kâmil manada anlamak mümkün değildir. Yaşamak tad almak gerekir.

    Aşk nedir? diye sormuşlar Mevlana’ya. O mübarek, nur yüzlü zat şöyle cevap vermiş: “Ben ol da bil...”

  9. parasetemol
    Emekli
    O mübarek, nur yüzlü zat
    dediğin kişinin kitabı olan Mesnevide neden +18 türünde pornografik sayılabilecek derecede hikayeler mevcuttur?Hikayelerden kasıtla anlatmak istediği bir şeyleri,nedeno tarzda hikayeler ile anlatma gereği duymuş olabilir sizce,yani bir meseleyi pornografik düzeyde bir hikaye ile anlatmak yerine daha düzeyli farklı bir hikaye uyduramaz mıydı?Aşığıyla kocasının önünde oynaşan kadın hikayesi,kabak hikayesi,eşekle oynaşma hikayesi,oğlancılık hikayesi vb.
    Ayrıca bak o nur yüzlü zât daha başka ne demiş kitabında;

    Mesnevi Mevlahum) Celaleddin-i Rumi 4. Cild
    ALLAH'TAN VAHİY ALIYORUM
    1850-1855. Beyitler Sf. 151
    2245. Beyit sf.178
    Ayrıca bknz. Sf. 326

    AMA ''O'' DEMİŞ İSE ŞAYET HEP BİR BİLDİĞİ VARDIR MUTLAKA DEĞİL Mİ?BİZ APTALLAR ANLAYAMIYORUZ İŞTE BİR TÜRLÜ NE YAPALIM!!!!!

  10. ömerhattab
    Devamlı Üye
    Alıntı parasetemol Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    B]BİZ APTALLAR ANLAYAMIYORUZ İŞTE BİR TÜRLÜ NE YAPALIM!!!!![/B]
    Yarabbi bana anlama ve idrak etme gücü ve kuvveti ver diye dua et Allaha...

  11. parasetemol
    Emekli
    Yarabbi bana anlama ve idrak etme gücü ve kuvveti ver diye dua et Allaha...
    Bu duayı ;Celaleddin'in ''Allha'tan vahiy alıyorum'' sözünü ve neden pornografik hikayeler yazdığını anlayabilmek için yaparsam eğer, Rabbim; ''sana verdiği aklı azıcık bile kullansaydın,bu sözün peygamberlik iddiası olduğunu hemen anlardın ey kulum,yazık sana,hiç akıl vermediğim kimse bile bunun böyle olduğunu anlayabilir,sen hâlâ bu sözden ne mânâ çıkarmaya çalışıyorsun?'' diye ahirette cezamı verirdi benim.

    Allah'ıma bu tür saçma ve sapık sözlerin ne manaya geldiğini anlama konusunda değil;bu tarz insanların, ve onlara tabii olan peşinden giden,her söylediklerinde mana aramaya çalışan aklını kullanamayan diğer insanların şerrinden sığınmak için bol bol dua ediyorum zaten!!!

  12. HAMMADUN
    Emekli

    Reklam


    Mevlana Hazretleri eğer VAHY alıyorum dediyse ki; asla demez. Biz onun İLHAM aldığı hususunda hiç bir şekilde şek ve şüpheye sahip olmayız....

    Rab'binden İLHAM'mı alıyordu....????

    YARADILANI HOŞ GÖR, YARADANDAN ÖTÜRÜ.....

    O yüzden O mubareğe istediğinizi söyleyin. O toprak gibidir. Üzerine tükürseniz, size meyve olacak ağaca tükürüğünüzü SU diye sunar.

    Ancak acizane bir kardeş tavsiyesi isterseniz size şunu hatırlatmak isterim.....

    ŞEMS'i TEBRİZ'i Hazretleri.... ki; kitaplardan arındırıp O'nu, balçıktan bir çamuru, RAB'binin izniyle, LEDÜN'e kadar götürdü....

    Alıntı yapalım bir kaç hususu ŞEMS-i TEBRİZ-i Hazretlerinden.

    Alimken arif oldun peki aşık olmaya namzet misin

    Gel bakalım ateşle nasıl oynanır göstereyim. Gör bakalım ateş mi seni yakar, sen mi ateşi.....

    Hülasa Parasetemol sizde ateşle oynuyorsunuz.... O'nun yaktığı ateşle, sizin yandığıınız ateş, aynı ateş olmaz bilesin.

    Rab'bim Cümlemizden Razı Olsun. Amin.

    Not...: Çevirilerde tam karşılığını bulamayanlar, VAHY ile İLHAM'ı birbirine çorba edenler, bu gün burada sizin verdiğiniz tepkinin sorumluluğundan da asla kurtulabilecek değillerdir. Pornografik içerik derseniz eğer, bu sitede dahi, DİNİN YARISINDAN ÇOĞUNU GUSL ABDESTİ ve CİNSLER ARASI MÜNASEBETLER'de arayanların oluşu, bunun bu zamanda değil, o zamanda da sorulduğunun kanıtı değilmidir....???? Şöyle sayfaları çevirin ve bakın Eğer site, konularına göre bir İNDEKS yapsa, sanıyorum yüzde yetmişin üzerindeki konuların, bunlar olduğunu göreceksinizdir. Unutma...!!!! Onlar edebi ve adab-ı muhaşeret'i ve ilm-i kelamı ve daha nice ilimi Rab'binin izni ile Kitaplardan değil, Gönüllerden almışlardır..

+ Yorum Gönder
1. Sayfa 12 ... SonuncuSonuncu