Konusunu Oylayın.: Yemin kefareti verilirken içimizden bu yemin için kefaret veriyorum denilir mi?

5 üzerinden 3.67 | Toplam : 3 kişi
Yemin kefareti verilirken içimizden bu yemin için kefaret veriyorum denilir mi?
  1. 23.Ağustos.2012, 15:39
    1
    dilan16
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ekim.2011
    Üye No: 91099
    Mesaj Sayısı: 36
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 27

    Yemin kefareti verilirken içimizden bu yemin için kefaret veriyorum denilir mi?






    Yemin kefareti verilirken içimizden bu yemin için kefaret veriyorum denilir mi? Mumsema Yemin kefareti verilirken icimizden bu yemin icin kefaret veriyorum denilir mi yoksa direk kefaret parasini vermek mi lazim


  2. 23.Ağustos.2012, 21:09
    2
    rana
    Aciz Kul

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 07.Temmuz.2007
    Üye No: 5879
    Mesaj Sayısı: 5,602
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 70
    Bulunduğu yer: Stuttgart/Istanbul/Ankara

    Cevap: Niyet




    Alıntı
    Forum Kuralları
    29: Tek kelimeden oluşan konu başlığı açmak yasaktır. Bir konu başlığı en az iki kelimeden oluşmalıdır.
    >>> Yemin kefareti olarak verilmesi gereken fidyenin miktarı ne kadardır? Yemin keffareti

    burda sorunun cevabini bulabilirsiniz.


    Alıntı
    Zekatın verildiği yere keffaret parasıda verilebilir Bu gibi kurumların verilen bağışları fakirlere ulaştıracağına güveniliyorsa buralara zekat verilebilir

    Bu kuruluşlar zekatı gerekli olan yerlere ulaştırıyorsa zekat verilebilir Zekat gelirlerini iligili yerlerden alıp ilgili yerlere ulaştırmak için çalışanların ücretleri bu gelirlerden ödenebilir

    Zekat verilecek kişilersen birisi de “Allah yolunda olanlar” mânâsında “Fî sebîlillah”dır Mevcut fıkıh kitaplarımızda bu ifade açıklanırken, silâhla cihada iştirak etmiş olan gaziler ve yolda kalmış hacılar olarak sınırlandırılır Oysa meşhur tefsirlerde ve mutemet fıkıh kitaplarımızda bu mesele daha geniş ve etraflı bir şekilde ele alınır

    Bunlardan birkaç misal vermek gerekirse şunlar söylenebilir:
    İmam Kâsânî, Bedâiü’s-Sanâî isimli eserinde şöyle der:
    “Allah yolunda olanlardan maksat, Allah’a yaklaştıran her şeydir Eğer ihtiyaç hâsıl olursa, bu mânâya Allah’a itaat yolunda çalışan herkes ve bütün hayır yolları girer”1

    Fahrüddin er-Râzî, et-Tefsîrü’l-Kebir’inde, “Fî sebîlillah tabiri sadece gazilere mahsus değildir Zekât bütün hayır yollarına verilir Ölülerin techiz ve kefenlenmesine, kalelerin yapılması ve cami inşası bunlara girer” gibi ifadelerle meseleyi umumileştirir2

    Elmalılı Hamdi Yazır da aynı görüşü aktararak bunu her türlü hayır yerine kullanmanın doğru olmayacağını söyler Esasen Allah yolunda olanlardan maksadın mücahitler, hacılar ve ilim yolunda olanlardır diyerek şöyle devam eder:

    Ancak mücahidlerin cihatta muhtaç oldukları her türlü levazım ve mühimmat, yani "Onlara karşı kuvvet hazırlayın" (Enfal, 8/60) âyetinin kapsamı içinde olup da yalnızca kendi imkânları ile tedarik edilmesi mümkün "cihad ihtiyaçları"nın hepsi bu fî sebîlillâh harcama yerine girer Sadaka sahibi, sadakasını fî sebîlillah olmak üzere muhtaç olan mücahidlere temlik veya komutana teslim etmekle vacibi eda etmiş olur Kumandan da onu velayet yoluyla alıp mücahidlerin cihattaki ihtiyacına yerli yerinde ve en uygun şekilde harcamakla velayet görevini ifa etmiş ve emaneti yerine ulaştırmış olur Ve ihtiyacın özelliğine göre, mücahidlerin doğrudan doğruya şahısları söz konusu olmayıp teker teker temlik gerekli olmayabilir Mesela, yiyecek ve giyecek şahsa tahsis edilebilir de ağır silahlar birliğin emrine tahsis edilir Daha doğrusu kumandanın emrine verilir 3

    Bu açıklama zekatın cami, köprü gibi binaların yapımına verilemeyeceğini ifade etmekle beraber, zekat almaya hak kazananların ihtiyaçlarına harcanmak üzere verilebileceğini ifade etmektedir

    Zekât musluğunun daha çok nerelere akıtılması gerektiği hususunu Bediüzzaman Hazretleri veciz bir şekilde anlatır Üstad Bediüzzaman, kendisine tevcih edilen bir sual vesilesiyle zayıflamaya yüz tutan, İslâmî hissiyatın canlanması ve Müslümanların güç kazanması için zekâtı mühim bir çeşme olarak gösterir Üstadın bu husustaki görüşlerini sadeleştirerek şöyle özetlemek mümkündür:

    Büyük bir çeşme var Şimdiye kadar yanlış yerde kullanılarak verimsiz topraklara akıtılıp bazı dilenci ve acezenin gelişip yeşermesine sebep oldu Bu çeşmeye güzel bir kanal yapınız İslâmî hizmetlerinizle şu havuza dökünüz Sonra da kemâlat bostanınıza su veriniz Bu hiç tükenmez ve bitmez bir kaynaktır

    Devam eden ifadelerde de İslâmın yayılması ve milletin ilerlemesi ve diğer gelişmiş milletlerin seviyesine ulaşılabilmesi için zekâtın millet menfaatine harcanmasını istemektedir: “Eğer ezkiya (zeki insanlar) zekâvetlerinin (zekâlarının) zekâtını ve ağniya (zenginler) velev zekâtın zekâtını milletin menfaatine sarf etseler, milletimiz de başka milletlere yolda karışabilir”5

    Osmanlı Devletinin son devrinde işlemez ve kendisinden arzu edilen hizmeti veremeyecek şekilde bozulmaya yüz tutan medreselerin maddi ihtiyaçlarının temininde zekâtı en büyük bir kaynak olarak gören Bediüzzaman Said Nursî, bu müesseselerin gelişmesi için zenginlerin zekâtlarının zekâtını buralara aktarmalarının kâfi geleceğini belirtmektedir

    Evet, zekât gibi İslâmın en güçlü mâlî yardım müessesesini dinî hizmetlerin mesafe almasına harcamak bu zamanda âdeta vaz geçilmez bir vecibe haline gelmiştir Zekâtı bazı fakir ve yoksullara münhasır kılarak o geniş daireyi daraltmak, güç şartlarla dinî hizmette bulunan kişi ve kuruluşların hareket imkânını kısıtlamaz mı? İslâmın kurduğu ve ihyasına çalıştığı bir müesseseyi yine onun gelişmesi için harcamak kadar tabiî ne olabilir? Bunun için, Müslüman gençliğin eğitim hizmetlerine yardımcı olan, çeşitli faaliyetleriyle İslâmın sesini geniş kitlelere duyurmaya, İslâmî meselelerin müdafaa ve korunmasına gayret gösteren kuruluş ve vakıfları zekâtla güçlendirmeye çalışmak en güzelidir ve en isabetlisidir

    1 Bedâyiü’s-Sanâî, 2:451
    2 Farru’r-Râzî et-Tefsîrü’l-Kebîr (Beyrut: İhyâü’t-Türâsi’l-Arabî) 16:113
    3 Hak Dini Kur’ân Dili, 4:2578-81
    4 Bediüzzaman Said Nursî Münazarat (İstanbul: Sözler Yayınevi, 1977), s52
    5 A g e, s74

    Mehmed Paksu İbadet Hayatımız-1
    Selam ve dua ile
    Sorularla İslamiyet Editör



  3. 23.Ağustos.2012, 21:09
    2
    Aciz Kul



    Alıntı
    Forum Kuralları
    29: Tek kelimeden oluşan konu başlığı açmak yasaktır. Bir konu başlığı en az iki kelimeden oluşmalıdır.
    >>> Yemin kefareti olarak verilmesi gereken fidyenin miktarı ne kadardır? Yemin keffareti

    burda sorunun cevabini bulabilirsiniz.


    Alıntı
    Zekatın verildiği yere keffaret parasıda verilebilir Bu gibi kurumların verilen bağışları fakirlere ulaştıracağına güveniliyorsa buralara zekat verilebilir

    Bu kuruluşlar zekatı gerekli olan yerlere ulaştırıyorsa zekat verilebilir Zekat gelirlerini iligili yerlerden alıp ilgili yerlere ulaştırmak için çalışanların ücretleri bu gelirlerden ödenebilir

    Zekat verilecek kişilersen birisi de “Allah yolunda olanlar” mânâsında “Fî sebîlillah”dır Mevcut fıkıh kitaplarımızda bu ifade açıklanırken, silâhla cihada iştirak etmiş olan gaziler ve yolda kalmış hacılar olarak sınırlandırılır Oysa meşhur tefsirlerde ve mutemet fıkıh kitaplarımızda bu mesele daha geniş ve etraflı bir şekilde ele alınır

    Bunlardan birkaç misal vermek gerekirse şunlar söylenebilir:
    İmam Kâsânî, Bedâiü’s-Sanâî isimli eserinde şöyle der:
    “Allah yolunda olanlardan maksat, Allah’a yaklaştıran her şeydir Eğer ihtiyaç hâsıl olursa, bu mânâya Allah’a itaat yolunda çalışan herkes ve bütün hayır yolları girer”1

    Fahrüddin er-Râzî, et-Tefsîrü’l-Kebir’inde, “Fî sebîlillah tabiri sadece gazilere mahsus değildir Zekât bütün hayır yollarına verilir Ölülerin techiz ve kefenlenmesine, kalelerin yapılması ve cami inşası bunlara girer” gibi ifadelerle meseleyi umumileştirir2

    Elmalılı Hamdi Yazır da aynı görüşü aktararak bunu her türlü hayır yerine kullanmanın doğru olmayacağını söyler Esasen Allah yolunda olanlardan maksadın mücahitler, hacılar ve ilim yolunda olanlardır diyerek şöyle devam eder:

    Ancak mücahidlerin cihatta muhtaç oldukları her türlü levazım ve mühimmat, yani "Onlara karşı kuvvet hazırlayın" (Enfal, 8/60) âyetinin kapsamı içinde olup da yalnızca kendi imkânları ile tedarik edilmesi mümkün "cihad ihtiyaçları"nın hepsi bu fî sebîlillâh harcama yerine girer Sadaka sahibi, sadakasını fî sebîlillah olmak üzere muhtaç olan mücahidlere temlik veya komutana teslim etmekle vacibi eda etmiş olur Kumandan da onu velayet yoluyla alıp mücahidlerin cihattaki ihtiyacına yerli yerinde ve en uygun şekilde harcamakla velayet görevini ifa etmiş ve emaneti yerine ulaştırmış olur Ve ihtiyacın özelliğine göre, mücahidlerin doğrudan doğruya şahısları söz konusu olmayıp teker teker temlik gerekli olmayabilir Mesela, yiyecek ve giyecek şahsa tahsis edilebilir de ağır silahlar birliğin emrine tahsis edilir Daha doğrusu kumandanın emrine verilir 3

    Bu açıklama zekatın cami, köprü gibi binaların yapımına verilemeyeceğini ifade etmekle beraber, zekat almaya hak kazananların ihtiyaçlarına harcanmak üzere verilebileceğini ifade etmektedir

    Zekât musluğunun daha çok nerelere akıtılması gerektiği hususunu Bediüzzaman Hazretleri veciz bir şekilde anlatır Üstad Bediüzzaman, kendisine tevcih edilen bir sual vesilesiyle zayıflamaya yüz tutan, İslâmî hissiyatın canlanması ve Müslümanların güç kazanması için zekâtı mühim bir çeşme olarak gösterir Üstadın bu husustaki görüşlerini sadeleştirerek şöyle özetlemek mümkündür:

    Büyük bir çeşme var Şimdiye kadar yanlış yerde kullanılarak verimsiz topraklara akıtılıp bazı dilenci ve acezenin gelişip yeşermesine sebep oldu Bu çeşmeye güzel bir kanal yapınız İslâmî hizmetlerinizle şu havuza dökünüz Sonra da kemâlat bostanınıza su veriniz Bu hiç tükenmez ve bitmez bir kaynaktır

    Devam eden ifadelerde de İslâmın yayılması ve milletin ilerlemesi ve diğer gelişmiş milletlerin seviyesine ulaşılabilmesi için zekâtın millet menfaatine harcanmasını istemektedir: “Eğer ezkiya (zeki insanlar) zekâvetlerinin (zekâlarının) zekâtını ve ağniya (zenginler) velev zekâtın zekâtını milletin menfaatine sarf etseler, milletimiz de başka milletlere yolda karışabilir”5

    Osmanlı Devletinin son devrinde işlemez ve kendisinden arzu edilen hizmeti veremeyecek şekilde bozulmaya yüz tutan medreselerin maddi ihtiyaçlarının temininde zekâtı en büyük bir kaynak olarak gören Bediüzzaman Said Nursî, bu müesseselerin gelişmesi için zenginlerin zekâtlarının zekâtını buralara aktarmalarının kâfi geleceğini belirtmektedir

    Evet, zekât gibi İslâmın en güçlü mâlî yardım müessesesini dinî hizmetlerin mesafe almasına harcamak bu zamanda âdeta vaz geçilmez bir vecibe haline gelmiştir Zekâtı bazı fakir ve yoksullara münhasır kılarak o geniş daireyi daraltmak, güç şartlarla dinî hizmette bulunan kişi ve kuruluşların hareket imkânını kısıtlamaz mı? İslâmın kurduğu ve ihyasına çalıştığı bir müesseseyi yine onun gelişmesi için harcamak kadar tabiî ne olabilir? Bunun için, Müslüman gençliğin eğitim hizmetlerine yardımcı olan, çeşitli faaliyetleriyle İslâmın sesini geniş kitlelere duyurmaya, İslâmî meselelerin müdafaa ve korunmasına gayret gösteren kuruluş ve vakıfları zekâtla güçlendirmeye çalışmak en güzelidir ve en isabetlisidir

    1 Bedâyiü’s-Sanâî, 2:451
    2 Farru’r-Râzî et-Tefsîrü’l-Kebîr (Beyrut: İhyâü’t-Türâsi’l-Arabî) 16:113
    3 Hak Dini Kur’ân Dili, 4:2578-81
    4 Bediüzzaman Said Nursî Münazarat (İstanbul: Sözler Yayınevi, 1977), s52
    5 A g e, s74

    Mehmed Paksu İbadet Hayatımız-1
    Selam ve dua ile
    Sorularla İslamiyet Editör



  4. 20.Haziran.2015, 16:17
    3
    Misafir

    Cevap: Yemin kefareti verilirken icimizden bu yemin icin kefaret veriyorum denilir mi?

    Yemin kefaretinde bir de diyorlarki fitra değerinde buğday verin filan ama o zaman doymuş olmuyor ki fakirler. . Benimde aklım buna takıldı


  5. 20.Haziran.2015, 16:17
    3
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    Yemin kefaretinde bir de diyorlarki fitra değerinde buğday verin filan ama o zaman doymuş olmuyor ki fakirler. . Benimde aklım buna takıldı





+ Yorum Gönder