Konusunu Oylayın.: Abese suresi hakkında soru

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 4 kişi
Abese suresi hakkında soru
  1. 14.Ağustos.2012, 02:56
    1
    kaos-duzen
    Seyirci Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 27.Temmuz.2012
    Üye No: 97140
    Mesaj Sayısı: 195
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2
    Bulunduğu yer: konya

    Abese suresi hakkında soru






    Abese suresi hakkında soru Mumsema Fizilal-il Kuran Tefsiri - Abese Suresi Tefsiri ( Seyyid Kutub )


    1-Surat astı ve döndü.
    2- Yanına âma geldi diye.
    3- Ne bileceksin sen belki o arınacak?
    4- Yahut öğüt alacak da bu öğüt, kendisine fayda verecek.
    5- Kendisini yeterli görüp tenezzül etmeyene gelince.
    6- Sen onunla ilgileniyorsun!
    7- Onun arınmamasından sana ne?
    8- Fakat koşarak sana gelene;
    9- Allah'tan sakınarak gelmişken.
    10- Sen onunla ilgilenmiyorsun!
    11- Asla olmaz böyle şey! Kur'an ayetleri birer hatırlatmadır öğüttür.
    12- Dileyen onu düşünüp öğüt Alır.

    Abese suresin de bahsedilen olay Peygamberimizin(s.a.v) İsmet özelliğiyle çelişiyor mu?Eğer sorumda günah işlemişssem tövbe


  2. 14.Ağustos.2012, 02:56
    1
    Seyirci Üye



    Fizilal-il Kuran Tefsiri - Abese Suresi Tefsiri ( Seyyid Kutub )


    1-Surat astı ve döndü.
    2- Yanına âma geldi diye.
    3- Ne bileceksin sen belki o arınacak?
    4- Yahut öğüt alacak da bu öğüt, kendisine fayda verecek.
    5- Kendisini yeterli görüp tenezzül etmeyene gelince.
    6- Sen onunla ilgileniyorsun!
    7- Onun arınmamasından sana ne?
    8- Fakat koşarak sana gelene;
    9- Allah'tan sakınarak gelmişken.
    10- Sen onunla ilgilenmiyorsun!
    11- Asla olmaz böyle şey! Kur'an ayetleri birer hatırlatmadır öğüttür.
    12- Dileyen onu düşünüp öğüt Alır.

    Abese suresin de bahsedilen olay Peygamberimizin(s.a.v) İsmet özelliğiyle çelişiyor mu?Eğer sorumda günah işlemişssem tövbe


    Benzer Konular

    - 80. ‘Abese Suresi

    - Abese Suresi ile ilgili hadisler

    - ABESE suresi, 17. ayeti tefsiri

    - Abese suresi 20. ayet:Sonra ona yolu kolaylaştırdı.

    - Abese suresi 15. ayet:Kâtiplerin ellerindedir

  3. 14.Ağustos.2012, 03:58
    2
    HAMMADUN
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Aralık.2010
    Üye No: 81065
    Mesaj Sayısı: 1,021
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Abese suresİ soru




    Abese suresi genis açıklamalı - A.Metin Saruhan



    İnşaAllah bu hususda bu videoyu bulduk.

    RAB'bim Cümlemizden Razı olsun. Amin.


  4. 14.Ağustos.2012, 03:58
    2
    HAMMADUN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli



    Abese suresi genis açıklamalı - A.Metin Saruhan



    İnşaAllah bu hususda bu videoyu bulduk.

    RAB'bim Cümlemizden Razı olsun. Amin.


  5. 14.Ağustos.2012, 04:03
    3
    kaos-duzen
    Seyirci Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 27.Temmuz.2012
    Üye No: 97140
    Mesaj Sayısı: 195
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2
    Bulunduğu yer: konya

    Cevap: Abese suresİ soru

    Allah razı olsun.


  6. 14.Ağustos.2012, 04:03
    3
    Seyirci Üye
    Allah razı olsun.


  7. 14.Ağustos.2012, 04:07
    4
    HAMMADUN
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Aralık.2010
    Üye No: 81065
    Mesaj Sayısı: 1,021
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Abese suresİ soru

    ABESE SURESİ

    Mekke’de inmiştir, 42 âyettir. Adını, «yüzünü ekşitti, buruşturdu» anlamına gelen ilk kelimesinden almıştır.

    Bu sûrenin iniş sebebiyle ilgili olarak şöyle bir hadise nakledilmiştir: Efendimiz; Velîd, Ümeyye b. Halef, Utbe b. Rabîa gibi Kureyş’in ileri gelenlerine İslâm’ı anlattığı bir sırada âmâ olan Abdullah b. Ümmü Mektum gelir ve “Yâ Resûlallah! Allah’ın sana öğrettiklerinden bana da öğret” der. O esnada Resûlullah (s.a.) cevap vermez. Çünkü Kureyş’in bu ileri gelen kimseleri, zaten kendilerine özel muamele edilmesini istiyorlardı. Efendimiz onları gücendirmek istemedi. Abdullah tekrar seslenince elinde olmayarak yüz hatları değişti. Bu esnada onlar kalkıp gittiler. Biraz sonra bu âyetler geldi. Resûlullah’ın bazı davranışlarını tenkit ve onu ikaz mahiyetinde gelen bu ve benzeri âyetler, onun hak peygamber olduğuna en büyük delildir. Zira hiç kimse kendisini bu şekilde tenkit etmez.

    Bismillâhirrahmânirrahîm

    1, 2, 3, 4. (Peygamber), âmânın kendisine gelmesinden ötürü yüzünü ekşitti ve çevirdi. (Resûlüm! onun halini) sana kim bildirdi! Belki o temizlenecek, yahut öğüt alacak da o öğüt ona fayda verecek.

    5, 6, 7. Kendini (sana) muhtaç görmeyene gelince, sen ona yöneliyorsun. Oysa ki onun temizlenip arınmasından sen sorumlu değilsin.

    8, 9, 10. Fakat koşarak ve (Allah'tan) korkarak sana gelenle de ilgilenmiyorsun.

    11, 12, 13, 14, 15, 16. Hayır! Şüphesiz bunlar (âyetler), değerli ve güvenilir kâtiplerin elleriyle (yazılıp) tertemiz kılınmış, yüce makamlara kaldırılmış mukaddes sahifelerde (yazılı) bir öğüttür; dileyen ondan (Kur'an'dan) öğüt alır.

    17. Kahrolası insan! Ne inkârcıdır!

    18. Allah onu neden yarattı?

    19. Bir nutfeden (spermadan) yarattı da ona şekil verdi.

    20. Sonra ona yolu kolaylaştırdı.

    Âyet, «Ana karnından çıkmayı kolaylaştırdı» veya «Hayır ve şer yolunu seçmeyi kolaylaştırdı» şekillerinde anlaşılmıştır.

    21. Sonra onun canını aldı ve kabre soktu.

    22. Sonra dilediği bir vakitte onu yeniden diriltir.

    23. Hayır! (İnsan) Allah'ın emrettiğini yapmadı.

    24. İnsan, yediğine bir baksın!

    25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32. Şöyle ki: Yağmurlar yağdırdık. Sonra toprağı göz göz yardık da oradan ekinler, üzüm bağları, sebzeler, zeytin ve hurma ağaçları, iri ve sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve çayırlar bitirdik. (Bütün bunlar) sizi ve hayvanlarınızı yararlandırmak içindir.

    33. Kulakları sağır eden o ses geldiğinde,

    34, 35, 36. İşte o gün kişi kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçar.

    37. O gün, herkesin kendine yetip artacak bir derdi vardır.

    38, 39. O gün bir takım yüzler parlak, güleç ve sevinçlidir.

    40, 41, 42. Yine o gün birtakım yüzleri de keder bürümüş, hüzünden kapkara kesilmiştir. İşte bunlar kâfirlerdir, günahkârlardır.




    İnşaAllah bu hususda bu videoyu bulduk.

    RAB'bim Cümlemizden Razı olsun. Amin.


  8. 14.Ağustos.2012, 04:07
    4
    HAMMADUN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    ABESE SURESİ

    Mekke’de inmiştir, 42 âyettir. Adını, «yüzünü ekşitti, buruşturdu» anlamına gelen ilk kelimesinden almıştır.

    Bu sûrenin iniş sebebiyle ilgili olarak şöyle bir hadise nakledilmiştir: Efendimiz; Velîd, Ümeyye b. Halef, Utbe b. Rabîa gibi Kureyş’in ileri gelenlerine İslâm’ı anlattığı bir sırada âmâ olan Abdullah b. Ümmü Mektum gelir ve “Yâ Resûlallah! Allah’ın sana öğrettiklerinden bana da öğret” der. O esnada Resûlullah (s.a.) cevap vermez. Çünkü Kureyş’in bu ileri gelen kimseleri, zaten kendilerine özel muamele edilmesini istiyorlardı. Efendimiz onları gücendirmek istemedi. Abdullah tekrar seslenince elinde olmayarak yüz hatları değişti. Bu esnada onlar kalkıp gittiler. Biraz sonra bu âyetler geldi. Resûlullah’ın bazı davranışlarını tenkit ve onu ikaz mahiyetinde gelen bu ve benzeri âyetler, onun hak peygamber olduğuna en büyük delildir. Zira hiç kimse kendisini bu şekilde tenkit etmez.

    Bismillâhirrahmânirrahîm

    1, 2, 3, 4. (Peygamber), âmânın kendisine gelmesinden ötürü yüzünü ekşitti ve çevirdi. (Resûlüm! onun halini) sana kim bildirdi! Belki o temizlenecek, yahut öğüt alacak da o öğüt ona fayda verecek.

    5, 6, 7. Kendini (sana) muhtaç görmeyene gelince, sen ona yöneliyorsun. Oysa ki onun temizlenip arınmasından sen sorumlu değilsin.

    8, 9, 10. Fakat koşarak ve (Allah'tan) korkarak sana gelenle de ilgilenmiyorsun.

    11, 12, 13, 14, 15, 16. Hayır! Şüphesiz bunlar (âyetler), değerli ve güvenilir kâtiplerin elleriyle (yazılıp) tertemiz kılınmış, yüce makamlara kaldırılmış mukaddes sahifelerde (yazılı) bir öğüttür; dileyen ondan (Kur'an'dan) öğüt alır.

    17. Kahrolası insan! Ne inkârcıdır!

    18. Allah onu neden yarattı?

    19. Bir nutfeden (spermadan) yarattı da ona şekil verdi.

    20. Sonra ona yolu kolaylaştırdı.

    Âyet, «Ana karnından çıkmayı kolaylaştırdı» veya «Hayır ve şer yolunu seçmeyi kolaylaştırdı» şekillerinde anlaşılmıştır.

    21. Sonra onun canını aldı ve kabre soktu.

    22. Sonra dilediği bir vakitte onu yeniden diriltir.

    23. Hayır! (İnsan) Allah'ın emrettiğini yapmadı.

    24. İnsan, yediğine bir baksın!

    25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32. Şöyle ki: Yağmurlar yağdırdık. Sonra toprağı göz göz yardık da oradan ekinler, üzüm bağları, sebzeler, zeytin ve hurma ağaçları, iri ve sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve çayırlar bitirdik. (Bütün bunlar) sizi ve hayvanlarınızı yararlandırmak içindir.

    33. Kulakları sağır eden o ses geldiğinde,

    34, 35, 36. İşte o gün kişi kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçar.

    37. O gün, herkesin kendine yetip artacak bir derdi vardır.

    38, 39. O gün bir takım yüzler parlak, güleç ve sevinçlidir.

    40, 41, 42. Yine o gün birtakım yüzleri de keder bürümüş, hüzünden kapkara kesilmiştir. İşte bunlar kâfirlerdir, günahkârlardır.




    İnşaAllah bu hususda bu videoyu bulduk.

    RAB'bim Cümlemizden Razı olsun. Amin.


  9. 14.Ağustos.2012, 15:23
    5
    kaos-duzen
    Seyirci Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 27.Temmuz.2012
    Üye No: 97140
    Mesaj Sayısı: 195
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2
    Bulunduğu yer: konya

    Cevap: Abese suresİ soru

    Videolarda bu uyarının müşriklere yapıldığını söylüyor ama ayetler okunduğu zaman ben öyle bir anlam çıkaramıyorum


  10. 14.Ağustos.2012, 15:23
    5
    Seyirci Üye
    Videolarda bu uyarının müşriklere yapıldığını söylüyor ama ayetler okunduğu zaman ben öyle bir anlam çıkaramıyorum


  11. 14.Ağustos.2012, 16:00
    6
    @mir
    âb ü kil

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Ağustos.2009
    Üye No: 49589
    Mesaj Sayısı: 3,358
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 36
    Yaş: 43
    Bulunduğu yer: Dârü'l-İmtihân

    Cevap: Abese suresi hakkında soru

    kardeş videodaki adam tamamen saçmalamış
    büyük ihtimalle o da bir yandan işine gelen aşırı zayıf ve belki de uydurma olan hadisleri kullanırken
    bir yandan da künhüne vakıf olamadığı hadisleri inkar etmeyi marifet sananlardan
    o tipleri boş ver

    Resulullah'ın şu hadisi bize yeter:Efendimiz (s.a.s) daha sonraki dönemlerde ne zaman Abdullah ibn-i Ümmü Mektum’u görse, “Gel ey kendisinden dolayı Rabbimin beni azarladığı insan” der ve ona iltifatta bulunurdu. (Tirmizi, Sünen, c: 2, shf: 232; Suyuti, Esbab-ı Nuzül, shf: 233; İbn-i Hace, el-Isabe, c: 2, shf: 516; İbn-i Hişam, es-Sire, c: 1, shf: 198, İbn-i Saad, Tabakat, c: 4, shf: 208)

    bu hadisten anlıyoruz ki Abese Suresinde azarlanan kesinlikle Resulullah sav'dir.

    benzeri bir olay bir de şu şekilde cereyan etmiştir:
    262. Sa'd İbni Ebu Vakkas radıyallahu anh şöyle dedi:

    Biz altı kişi Resül-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte oturuyorduk. Bu hali gören müşrikler Peygamber aleyhisselam'a:

    - Şunları yanından def'et! Bize karşı saygısızlık etmeye kalkmasınlar, dediler.
    Orada benden başka Abdullah İbni Mes'ud, Hüzeyl kabilesinden biri, Bilal ve adlarını vermek istemediğim iki kişi daha vardı.
    Müşriklerin bu teklifi üzerine Resülullah sallallahu aleyhi ve sellem'in kalbinden (kendisine kırılmayacağımızdan emin olduğu için) bizleri oradan uzaklaştırma düşüncesi geçti. Bunun üzerine Allah Teala şu ayeti indirdi:
    "Sabah akşam Rablerinin rızasını dileyerek ona yalvaranları huzurundan kovma!" [En'am süresi (6), 52].Müslim, Fezailü's-sahabe 46



    sorunun cevabına gelince
    kardeş sen de birçok kişi gibi ismet sıfatını yanlış biliyorsun
    ismet Resullerin hiç günah işlememesi değil
    işlediği ve işleyeceği günahların affedilmesi demektir
    ama bu olaylardan da anlıyoruz ki
    bu affedilme öyle bedavadan değil
    Resulullah'ın da hatasını bertaraf etmek için bir çaba harcaması gerekiyor
    o da ibni Mektum'u ve benzerlerini bir daha küçümsemeyerek bir tür tevbei istiğfarda bulunmaya devam etmiştir

    hatta şu En'am suresindeki ayetten sonra
    Resulullah korkudan hiçbir sahabiye birşey diyemez olmuş
    bazı sahabiler onun evine gidip saatlerce ayrılmayınca da Hucurat suresinde idi galiba
    "Resulullah sizi çağırmadan ona misafir olmayın. çağırırsa da yemeği yiyince dağılın" mealinde ayetler inmiştir

    yani Resulullah da günah işlememek işlediği günahı bir dha tekrar etmemek için
    azami çaba sarfetmiş
    ismet sıfatı böylece gerçekleşmiştir
    yoksa hiç günah işlememek şeklinde değil


  12. 14.Ağustos.2012, 16:00
    6
    âb ü kil
    kardeş videodaki adam tamamen saçmalamış
    büyük ihtimalle o da bir yandan işine gelen aşırı zayıf ve belki de uydurma olan hadisleri kullanırken
    bir yandan da künhüne vakıf olamadığı hadisleri inkar etmeyi marifet sananlardan
    o tipleri boş ver

    Resulullah'ın şu hadisi bize yeter:Efendimiz (s.a.s) daha sonraki dönemlerde ne zaman Abdullah ibn-i Ümmü Mektum’u görse, “Gel ey kendisinden dolayı Rabbimin beni azarladığı insan” der ve ona iltifatta bulunurdu. (Tirmizi, Sünen, c: 2, shf: 232; Suyuti, Esbab-ı Nuzül, shf: 233; İbn-i Hace, el-Isabe, c: 2, shf: 516; İbn-i Hişam, es-Sire, c: 1, shf: 198, İbn-i Saad, Tabakat, c: 4, shf: 208)

    bu hadisten anlıyoruz ki Abese Suresinde azarlanan kesinlikle Resulullah sav'dir.

    benzeri bir olay bir de şu şekilde cereyan etmiştir:
    262. Sa'd İbni Ebu Vakkas radıyallahu anh şöyle dedi:

    Biz altı kişi Resül-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte oturuyorduk. Bu hali gören müşrikler Peygamber aleyhisselam'a:

    - Şunları yanından def'et! Bize karşı saygısızlık etmeye kalkmasınlar, dediler.
    Orada benden başka Abdullah İbni Mes'ud, Hüzeyl kabilesinden biri, Bilal ve adlarını vermek istemediğim iki kişi daha vardı.
    Müşriklerin bu teklifi üzerine Resülullah sallallahu aleyhi ve sellem'in kalbinden (kendisine kırılmayacağımızdan emin olduğu için) bizleri oradan uzaklaştırma düşüncesi geçti. Bunun üzerine Allah Teala şu ayeti indirdi:
    "Sabah akşam Rablerinin rızasını dileyerek ona yalvaranları huzurundan kovma!" [En'am süresi (6), 52].Müslim, Fezailü's-sahabe 46



    sorunun cevabına gelince
    kardeş sen de birçok kişi gibi ismet sıfatını yanlış biliyorsun
    ismet Resullerin hiç günah işlememesi değil
    işlediği ve işleyeceği günahların affedilmesi demektir
    ama bu olaylardan da anlıyoruz ki
    bu affedilme öyle bedavadan değil
    Resulullah'ın da hatasını bertaraf etmek için bir çaba harcaması gerekiyor
    o da ibni Mektum'u ve benzerlerini bir daha küçümsemeyerek bir tür tevbei istiğfarda bulunmaya devam etmiştir

    hatta şu En'am suresindeki ayetten sonra
    Resulullah korkudan hiçbir sahabiye birşey diyemez olmuş
    bazı sahabiler onun evine gidip saatlerce ayrılmayınca da Hucurat suresinde idi galiba
    "Resulullah sizi çağırmadan ona misafir olmayın. çağırırsa da yemeği yiyince dağılın" mealinde ayetler inmiştir

    yani Resulullah da günah işlememek işlediği günahı bir dha tekrar etmemek için
    azami çaba sarfetmiş
    ismet sıfatı böylece gerçekleşmiştir
    yoksa hiç günah işlememek şeklinde değil


  13. 14.Ağustos.2012, 16:08
    7
    kaos-duzen
    Seyirci Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 27.Temmuz.2012
    Üye No: 97140
    Mesaj Sayısı: 195
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2
    Bulunduğu yer: konya

    Cevap: Abese suresi hakkında soru

    Allah razı olsun amir kardeş


  14. 14.Ağustos.2012, 16:08
    7
    Seyirci Üye
    Allah razı olsun amir kardeş


  15. 14.Ağustos.2012, 16:19
    8
    @mir
    âb ü kil

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Ağustos.2009
    Üye No: 49589
    Mesaj Sayısı: 3,358
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 36
    Yaş: 43
    Bulunduğu yer: Dârü'l-İmtihân

    Cevap: Abese suresi hakkında soru

    Amin Allah cümlemizden razı olsun

    yukardaki yazıda Resulullah için farkında olmadan küçümseme kelimesini kullanmışım
    bu küçümseme kibirlenme anlamında bir küçümseme değil
    Resulullah sav ibni Mektum'un zayıf olduğunu ve zaten Müslüman olduğunu biliyordu
    onun sorusunu cevablamaktansa Mekke kodamanlarının gönlünü yapmayı
    onların İslam'a girmesine vesile olmayı
    İslam davası için daha önemli görüyordu

    dediğim gibi kibirlenme anlamında değil de bu tür bir daha a önem verme anlamında bir olay söz konusu

    Allah affetsin


  16. 14.Ağustos.2012, 16:19
    8
    âb ü kil
    Amin Allah cümlemizden razı olsun

    yukardaki yazıda Resulullah için farkında olmadan küçümseme kelimesini kullanmışım
    bu küçümseme kibirlenme anlamında bir küçümseme değil
    Resulullah sav ibni Mektum'un zayıf olduğunu ve zaten Müslüman olduğunu biliyordu
    onun sorusunu cevablamaktansa Mekke kodamanlarının gönlünü yapmayı
    onların İslam'a girmesine vesile olmayı
    İslam davası için daha önemli görüyordu

    dediğim gibi kibirlenme anlamında değil de bu tür bir daha a önem verme anlamında bir olay söz konusu

    Allah affetsin


  17. 14.Ağustos.2012, 16:27
    9
    kaos-duzen
    Seyirci Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 27.Temmuz.2012
    Üye No: 97140
    Mesaj Sayısı: 195
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2
    Bulunduğu yer: konya

    Cevap: Abese suresi hakkında soru

    sorunun cevabına gelince
    kardeş sen de birçok kişi gibi ismet sıfatını yanlış biliyorsun
    ismet Resullerin hiç günah işlememesi değil
    işlediği ve işleyeceği günahların affedilmesi demektir


    kardeş yaklaşık 10 farklı sitede ismetin tanımına baktım şimdi,hiçbirinde senin yaptığın tarif yok maalesef.Ismet: Mâsumdurlar; günah islemekten uzaktirlar. diyor hepsinde de.
    http://kutluforum.bedavaforum.biz/t2...t-sfat-var-mdr
    ismetin tanımına ararken benim sorumun aynısı ile karşılaştım,orda bir kaç cvp verilmiş


  18. 14.Ağustos.2012, 16:27
    9
    Seyirci Üye
    sorunun cevabına gelince
    kardeş sen de birçok kişi gibi ismet sıfatını yanlış biliyorsun
    ismet Resullerin hiç günah işlememesi değil
    işlediği ve işleyeceği günahların affedilmesi demektir


    kardeş yaklaşık 10 farklı sitede ismetin tanımına baktım şimdi,hiçbirinde senin yaptığın tarif yok maalesef.Ismet: Mâsumdurlar; günah islemekten uzaktirlar. diyor hepsinde de.
    http://kutluforum.bedavaforum.biz/t2...t-sfat-var-mdr
    ismetin tanımına ararken benim sorumun aynısı ile karşılaştım,orda bir kaç cvp verilmiş


  19. 14.Ağustos.2012, 16:36
    10
    ebediyyetyolcusu
    Emekli

    Üyelik Tarihi: 27.Mayıs.2012
    Üye No: 96330
    Mesaj Sayısı: 661
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Yaş: 41
    Bulunduğu yer: imtihan dünyası

    Cevap: Abese suresi hakkında soru

    Abese Suresi Elmalılı Tefsiri

    "yüzünü ekşitti" ve "döndü" fiillerindeki zamirlerin Resulullah (s.a.v)'ın yerini tuttuğunu anlatır. Bu nazar-ı itibara alınmadığında da bunun evvelki sûrenin sonundaki korkutma mânâsıyla mutlak şekilde ilgilendirecek bir mânâ irtibatı vardır. Orada ikinci şahıs zamiri olan "sen"den burada üçüncü şahıs zamirine geçilmesinde de iltifat sanatı vardır. Yani ikinci şahıstan üçüncü şahsa dönülmüştür. Bu şekilde korkutma ve öğüdün kimlere fayda vereceği anlatılırken her şeyden önce korkutucu ve uyarıcının ise kendisinden başlaması gerektiğine de dikkat çekilmiştir.

    1."yüzünü ekşitti".

    ABS ve UBUS, huzursuzluktan yüz burkulmak mânâsınadır ki, yüz ekşimek, burun civrilmek, çehre dürülmek, turşu olma tabir edilir. Kâmus Şârihi'nin açıklamasına göre müteaddî (geçişli) olarak da kullanılır ki, yüz ekşitmek, surat etmek, surat asmak, çehreyi dürmek, kaşını çatmak, alnını buruşturmak deyimleri ile ifade edilir. Lâzım (geçişsiz) olarak denilir, "yüzü ekşidi" demek olur. Geçişli olarak da " v ech" kelimesinin nasbı ile, "yüzünü ekşitti" demek olur. Bizim buna ekşime ve ekşitme dememiz, pek ekşi veya buruk bir şey yenildiği zaman yüzü bu halde buruşturması münasebetiyle olmalıdır. Çoğu zaman "yüzü ekşidi" denilirse de yerine göre sadece "ekş i di" denilmekle de aynı mânâ ifade edilir. "Falanca gelince falan kimse ekşidi." denilirse yüzü ekşidi, onun gelmesinden hoşlanmadı demek olduğu bellidir. Burada da böyle yüz zikredilmeden buyrulmuştur. Yani, hoşlanmadı, ekşidi.

    2. Ve döndü, yüzünü çevirdi, öteye yöneldi,

    Çünkü ona âmâ geldi. Âmâ'nın gelmesinden hoşlanmadığı için böyle yaptı.

    Özellikle âmâ sıfatıyla ifade, âmânın mazeretini ve kendisinden yüz çevrilmeye değil, aksine kendisine yönelmeye ve onu irşat etmeye çağıran zahiri ihtiyacını göstermek ve hükmü, kişisel olacak şekilde bırakmayıp mânâyı genel olarak yol göstermeye muhtaç özürlü ve ihtiyaç sahibi olanları içine alacak şekilde genelleştirmek içindir.

    Bu gibilere yüz ekşitmek ve onlardan yüz çevirmenin doğru olmadığını açıklamak için üçüncü şahısa yapılan sitemden ikinci şahsa ve zahiri mânâdan içe geçilerek buyruluyor ki:

    3. Yani âmâyı, sadece âmâ olması nedeniyle gözetmek daha uygun ve doğru iken ondan hoşlanmayıp yüz çevirmek iyi olmadığı gibi, ey ondan yüz çeviren! Hem sen ne bilirsin, belki o arınacak, günah kirlerinden temizlenecek,

    4. yahut öğüt alacak, ders alıp öğüt belleyecek de o öğüt, (o senin belleteceğin Kur'ân, edeceğin vaaz ve nasihat) ona fayda verecektir. Yani hemen temizlenemese bile öğüt ala ala belleyecek, iyiyi kötüyü öğrenecek ve yerine göre hatırlayıp gereğince amel etmeye çalışarak bundan sonra olsun o sayede günahtan korunup sevap işlemek suretiyle faydalanacaktır. Onun o kör haliyle gelerek, "Ey Allah'ın Resulü! Beni irşat et. Bana Kur'ân oku." demesinde bu iki ihtimalden biri düşünülebilir ve umulabilirdi. Ya günah izlerinden bir şey kalmayacak şekilde tam anlamıyla temizlenip feyiz almak veya öğüt ala ala ilerde faydasını görmek. Bunlardan birincisi kemâl (olgunluk); ikincisi olgunluğa giden yola girmektir. Fakat sen bunu bilemedin de öyle yaptın.

    5. Ama ihtiyaç hisetmeyene gelince: İnanmak, öğüt almak, zikir etmek ve temizlenmek ihtiyacını duymayan, kendisini ihtiyaçsız sayıp da senden ders almak istemeyen veya zengin, servet sahibi olan kimseye gelince öyle yapmıyorsun da sen onun üzerine düşüyorsun.

    Ebu Hayyan'ın "Bahr"de açıklamasına göre, TESADDÂ, "saded"den yahut "sadâ" dan türetilmiş olabilir. Birincisine göre mânâsı, sen onun sadedinde oluyorsun, ona yönelip dönerek irşat etmeye ve durumunu düzeltmeye uğraşıyorsun, demek olur. İkincisine göre ise, sen ondan ses ve seda bekliyor, uzaktan uzağa, dağdan taştan sesin yankı yapmasını beklemek gibi sesinin ondan yankı yapmasını gözetiyor, ona özeniyorsun demek olur.

    6. Ama ihtiyaç hisetmeyene gelince: İnanmak, öğüt almak, zikir etmek ve temizlenmek ihtiyacını duymayan, kendisini ihtiyaçsız sayıp da senden ders almak istemeyen veya zengin, servet sahibi olan kimseye gelince öyle yapmıyorsun da sen onun üzerine düşüyorsun.

    Ebu Hayyan'ın "Bahr"de açıklamasına göre, TESADDÂ, "saded"den yahut "sadâ" dan türetilmiş olabilir. Birincisine göre mânâsı, sen onun sadedinde oluyorsun, ona yönelip dönerek irşat etmeye ve durumunu düzeltmeye uğraşıyorsun, demek olur. İkincisine göre ise, sen ondan ses ve seda bekliyor, uzaktan uzağa, dağdan taştan sesin yankı yapmasını beklemek gibi sesinin ondan yankı yapmasını gözetiyor, ona özeniyorsun demek olur.

    7. Oysa onun temizl enmemesinden sana ne? Senden ve Kur'ân'dan yararlanmak istemeyen o kendini ihtiyaçsız sayan kişinin temizlenmesinden, İslâm'a girmemesinden sana bir sorumluluk gelmez. Fakat ihtiyacı olduğunu söyleyen, öğrenmek isteyen bir müslümandan yüz çevirmekte soru m luluk vardır. Yani inanmayanların, ihtiyacı olmadığını söyleyenlerin irşat edilmesi ve hallerinin düzeltilmesiyle de uğraşmak asıl itibariyle yasaklanmış değil, fakat ihtiyacı olduğunu söyleyip duran bir müslümana aldırmayıp da ihtiyaç hissetmeyenlere yönelip özenmek yasak. Onun için işin bu yönü daha çok açıklığa kavuşturularak buyruluyor ki:

    8. Âmâ sana koşarak yani sende bulunan ilmi ve irfanı, senden irşat alıp doğru yolu bulmayı isteme ve arama uğrunda sana can atarak, gayret ederek

    9. ve korkarak, yani bir kusur eder sürçerim, bir günaha girerim diye Allah korkusu, Hak saygısı ile gelen kimse ki o âmâ fakir böyle bir şevk ve saygı içinde bunları istemek üzere gelmişti.

    10. Sen onunla ilgilenmiyorsun, anlamamazlıktan geliyor, aldırmıyor, ihtiyaç hissetmeyenle uğraşmak gibi, buna göre boş ve yararsız demek olan bir işe dalıyorsun. Yani bu, gözleri görmese de kulağı ve kalp gözü açık, hidayet aşığı bir istekliyi bırakıyorsun da bakıldığı zaman gözü var görünen, fakat kalp gözü kö r, hak sözü dinlemek gibi bir derdi olmayan o kendini ihtiyaçsız hisseden kimselerle, boşuna uğraşıyorsun ve fiileri, mâzi (geçmiş zaman) değil, muzari (geniş zaman)nin ikinci tekil şahsıdır. Asılları ve olup başlarındaki "tâ"lar hafiflik için düşürülmüştür.

    11. Hayır hayır. Sakın öyle yapma, koşup saygıyla gelen istekliyi anlamamazlıktan gelip de o ihtiyaç hissetmeyenin üzerine düşme. Çünkü o, birinin isteyip öbürünün ihtiyaç duymadığı o öğüt, yani o nasihatları kapsayan bu Kur'ân bir hatırlatmadır. Yüce Allah'ı andırmak, hak ve vazifeyi düşündürmek, hayrı ve yararı belletmek için bir öğüttür.

    12. Artık onu dileyen düşünsün, dileyen bellesin, çünkü yararı ve zararı asıl kendine aittir. Bu cümle, bir önceki cümlenin dallandırılması mahiyetinde bir ara cümlesidir. Bu şekilde "kim dilerse" demek, dileme işinde kişiyi serbest bırakmak için değil, Türkçe'de de mesela, "canı isteyen dinlesin" derken kastettiğimiz mânâ gibi bir korkutma ve tehdit mahiyetindedir.


  20. 14.Ağustos.2012, 16:36
    10
    Abese Suresi Elmalılı Tefsiri

    "yüzünü ekşitti" ve "döndü" fiillerindeki zamirlerin Resulullah (s.a.v)'ın yerini tuttuğunu anlatır. Bu nazar-ı itibara alınmadığında da bunun evvelki sûrenin sonundaki korkutma mânâsıyla mutlak şekilde ilgilendirecek bir mânâ irtibatı vardır. Orada ikinci şahıs zamiri olan "sen"den burada üçüncü şahıs zamirine geçilmesinde de iltifat sanatı vardır. Yani ikinci şahıstan üçüncü şahsa dönülmüştür. Bu şekilde korkutma ve öğüdün kimlere fayda vereceği anlatılırken her şeyden önce korkutucu ve uyarıcının ise kendisinden başlaması gerektiğine de dikkat çekilmiştir.

    1."yüzünü ekşitti".

    ABS ve UBUS, huzursuzluktan yüz burkulmak mânâsınadır ki, yüz ekşimek, burun civrilmek, çehre dürülmek, turşu olma tabir edilir. Kâmus Şârihi'nin açıklamasına göre müteaddî (geçişli) olarak da kullanılır ki, yüz ekşitmek, surat etmek, surat asmak, çehreyi dürmek, kaşını çatmak, alnını buruşturmak deyimleri ile ifade edilir. Lâzım (geçişsiz) olarak denilir, "yüzü ekşidi" demek olur. Geçişli olarak da " v ech" kelimesinin nasbı ile, "yüzünü ekşitti" demek olur. Bizim buna ekşime ve ekşitme dememiz, pek ekşi veya buruk bir şey yenildiği zaman yüzü bu halde buruşturması münasebetiyle olmalıdır. Çoğu zaman "yüzü ekşidi" denilirse de yerine göre sadece "ekş i di" denilmekle de aynı mânâ ifade edilir. "Falanca gelince falan kimse ekşidi." denilirse yüzü ekşidi, onun gelmesinden hoşlanmadı demek olduğu bellidir. Burada da böyle yüz zikredilmeden buyrulmuştur. Yani, hoşlanmadı, ekşidi.

    2. Ve döndü, yüzünü çevirdi, öteye yöneldi,

    Çünkü ona âmâ geldi. Âmâ'nın gelmesinden hoşlanmadığı için böyle yaptı.

    Özellikle âmâ sıfatıyla ifade, âmânın mazeretini ve kendisinden yüz çevrilmeye değil, aksine kendisine yönelmeye ve onu irşat etmeye çağıran zahiri ihtiyacını göstermek ve hükmü, kişisel olacak şekilde bırakmayıp mânâyı genel olarak yol göstermeye muhtaç özürlü ve ihtiyaç sahibi olanları içine alacak şekilde genelleştirmek içindir.

    Bu gibilere yüz ekşitmek ve onlardan yüz çevirmenin doğru olmadığını açıklamak için üçüncü şahısa yapılan sitemden ikinci şahsa ve zahiri mânâdan içe geçilerek buyruluyor ki:

    3. Yani âmâyı, sadece âmâ olması nedeniyle gözetmek daha uygun ve doğru iken ondan hoşlanmayıp yüz çevirmek iyi olmadığı gibi, ey ondan yüz çeviren! Hem sen ne bilirsin, belki o arınacak, günah kirlerinden temizlenecek,

    4. yahut öğüt alacak, ders alıp öğüt belleyecek de o öğüt, (o senin belleteceğin Kur'ân, edeceğin vaaz ve nasihat) ona fayda verecektir. Yani hemen temizlenemese bile öğüt ala ala belleyecek, iyiyi kötüyü öğrenecek ve yerine göre hatırlayıp gereğince amel etmeye çalışarak bundan sonra olsun o sayede günahtan korunup sevap işlemek suretiyle faydalanacaktır. Onun o kör haliyle gelerek, "Ey Allah'ın Resulü! Beni irşat et. Bana Kur'ân oku." demesinde bu iki ihtimalden biri düşünülebilir ve umulabilirdi. Ya günah izlerinden bir şey kalmayacak şekilde tam anlamıyla temizlenip feyiz almak veya öğüt ala ala ilerde faydasını görmek. Bunlardan birincisi kemâl (olgunluk); ikincisi olgunluğa giden yola girmektir. Fakat sen bunu bilemedin de öyle yaptın.

    5. Ama ihtiyaç hisetmeyene gelince: İnanmak, öğüt almak, zikir etmek ve temizlenmek ihtiyacını duymayan, kendisini ihtiyaçsız sayıp da senden ders almak istemeyen veya zengin, servet sahibi olan kimseye gelince öyle yapmıyorsun da sen onun üzerine düşüyorsun.

    Ebu Hayyan'ın "Bahr"de açıklamasına göre, TESADDÂ, "saded"den yahut "sadâ" dan türetilmiş olabilir. Birincisine göre mânâsı, sen onun sadedinde oluyorsun, ona yönelip dönerek irşat etmeye ve durumunu düzeltmeye uğraşıyorsun, demek olur. İkincisine göre ise, sen ondan ses ve seda bekliyor, uzaktan uzağa, dağdan taştan sesin yankı yapmasını beklemek gibi sesinin ondan yankı yapmasını gözetiyor, ona özeniyorsun demek olur.

    6. Ama ihtiyaç hisetmeyene gelince: İnanmak, öğüt almak, zikir etmek ve temizlenmek ihtiyacını duymayan, kendisini ihtiyaçsız sayıp da senden ders almak istemeyen veya zengin, servet sahibi olan kimseye gelince öyle yapmıyorsun da sen onun üzerine düşüyorsun.

    Ebu Hayyan'ın "Bahr"de açıklamasına göre, TESADDÂ, "saded"den yahut "sadâ" dan türetilmiş olabilir. Birincisine göre mânâsı, sen onun sadedinde oluyorsun, ona yönelip dönerek irşat etmeye ve durumunu düzeltmeye uğraşıyorsun, demek olur. İkincisine göre ise, sen ondan ses ve seda bekliyor, uzaktan uzağa, dağdan taştan sesin yankı yapmasını beklemek gibi sesinin ondan yankı yapmasını gözetiyor, ona özeniyorsun demek olur.

    7. Oysa onun temizl enmemesinden sana ne? Senden ve Kur'ân'dan yararlanmak istemeyen o kendini ihtiyaçsız sayan kişinin temizlenmesinden, İslâm'a girmemesinden sana bir sorumluluk gelmez. Fakat ihtiyacı olduğunu söyleyen, öğrenmek isteyen bir müslümandan yüz çevirmekte soru m luluk vardır. Yani inanmayanların, ihtiyacı olmadığını söyleyenlerin irşat edilmesi ve hallerinin düzeltilmesiyle de uğraşmak asıl itibariyle yasaklanmış değil, fakat ihtiyacı olduğunu söyleyip duran bir müslümana aldırmayıp da ihtiyaç hissetmeyenlere yönelip özenmek yasak. Onun için işin bu yönü daha çok açıklığa kavuşturularak buyruluyor ki:

    8. Âmâ sana koşarak yani sende bulunan ilmi ve irfanı, senden irşat alıp doğru yolu bulmayı isteme ve arama uğrunda sana can atarak, gayret ederek

    9. ve korkarak, yani bir kusur eder sürçerim, bir günaha girerim diye Allah korkusu, Hak saygısı ile gelen kimse ki o âmâ fakir böyle bir şevk ve saygı içinde bunları istemek üzere gelmişti.

    10. Sen onunla ilgilenmiyorsun, anlamamazlıktan geliyor, aldırmıyor, ihtiyaç hissetmeyenle uğraşmak gibi, buna göre boş ve yararsız demek olan bir işe dalıyorsun. Yani bu, gözleri görmese de kulağı ve kalp gözü açık, hidayet aşığı bir istekliyi bırakıyorsun da bakıldığı zaman gözü var görünen, fakat kalp gözü kö r, hak sözü dinlemek gibi bir derdi olmayan o kendini ihtiyaçsız hisseden kimselerle, boşuna uğraşıyorsun ve fiileri, mâzi (geçmiş zaman) değil, muzari (geniş zaman)nin ikinci tekil şahsıdır. Asılları ve olup başlarındaki "tâ"lar hafiflik için düşürülmüştür.

    11. Hayır hayır. Sakın öyle yapma, koşup saygıyla gelen istekliyi anlamamazlıktan gelip de o ihtiyaç hissetmeyenin üzerine düşme. Çünkü o, birinin isteyip öbürünün ihtiyaç duymadığı o öğüt, yani o nasihatları kapsayan bu Kur'ân bir hatırlatmadır. Yüce Allah'ı andırmak, hak ve vazifeyi düşündürmek, hayrı ve yararı belletmek için bir öğüttür.

    12. Artık onu dileyen düşünsün, dileyen bellesin, çünkü yararı ve zararı asıl kendine aittir. Bu cümle, bir önceki cümlenin dallandırılması mahiyetinde bir ara cümlesidir. Bu şekilde "kim dilerse" demek, dileme işinde kişiyi serbest bırakmak için değil, Türkçe'de de mesela, "canı isteyen dinlesin" derken kastettiğimiz mânâ gibi bir korkutma ve tehdit mahiyetindedir.


  21. 14.Ağustos.2012, 16:38
    11
    @mir
    âb ü kil

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Ağustos.2009
    Üye No: 49589
    Mesaj Sayısı: 3,358
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 36
    Yaş: 43
    Bulunduğu yer: Dârü'l-İmtihân

    Cevap: Abese suresi hakkında soru

    kardeş şamil islam ansiklopedisinde şu bilgiler var:

    İSMET

    Ma'sum olma, kötülük ve günahlardan korunmuş olma, peygamberlerde bulunması vacip olan sıfatlardan biri. Peygamberler, insan olmaları itibariyle günah işleme gücüne sahip oldukları halde, Allah tarafından korunmuşlardır. İşte, onların bu özellik ve sıfatlarına ismet denir. Zira Peygamberler, gerek sözlerinde ve gerek fiillerinde kendilerini lekeleyecek, değerlerini düşürecek hatalardan korunmuşlardır. Meselâ; peygamberler, peygamberliklerinden önce ve sonra en büyük günah olan Allah'a şirk (ortak) koşmaktan korunmuşlardır. Yine İlâhî vazifelerini yerine getirip, Allah'tan aldıkları vahyi insanlara bildirirken unutmaları ve hata etmeleri, onlar hakkında câiz değildir. Peygamberlikten önce çok nâdir olarak küçük hatalar yapmaları mümkün ise de peygamber olmalarıyla birlikte halleri Allah tarafından düzeltilir. Peygamber olduktan sonra ise kesin olarak büyük günah işlemezler. Ancak, birtakım hikmetlere uygun olarak kendilerinden sehven zelle* denilen küçük hatalar meydana gelebilir, fakat onlar kendi hallerine bırakılmazlar. Peygamberler de bunda ısrar etmezler. Peygamberlerin amel defterleri tertemizdir. Onlara günah adına bir şey yazılmaz (Nureddin es-Sabûnî, Mâturidiyye Akaidi, Terc. Bekir Topaloğlu, Ankara 1979, s. 121-122; Ali Arslan Aydın, İslâm'da İman ve Esasları, İstanbul 1975, s. 195-196).
    Peygamberlerin ismet sıfatı yani ma'sum olmaları hususunda bazı farklı görüşler vardır. Bir kısım, insanlar içinde ma'sum olanın, yani Peygamberlerin, isyan etme ve günah işleme gücüne sahip olmadığını iddia ederler. Bir diğer grup ise, isyan ve günahın onlar için de mümkün olduğunu düşünürler. Bunlar hür iradeyi inkâr etmezler. Ma'sum olmanın; zorla yaptırmaya varmamak şartıyla, Allah'ın insanda yarattığı bir şey olduğu ve insanın onunla isyana kalkışmayacağını bildiği şeklinde ortaya koyarlar. Bu görüşe sahip olanlar, ismet sıfatının, günah işleme gücüne sahip olmama tarzındaki birinci anlayışın yanlışlığına akıldan şöyle bir delil getirirler. Eğer durum onların dediği gibi olsaydı, ma'sum olan bu ismetinden dolayı övülmeye hak kazanamazdı ve emir, yasak, sevap, ceza gibi hususlar anlamsız olurdu. Bu görüş taraftarları nakli delil olarak da Kur'an-ı Kerîm'den "De ki, ben de sizin gibi bir insanım..." (el-Kehf, 18/110). "... Ve Allah katında başka ilah tutma" (el-İsrâ, 17/39); "Eğer biz seni sağlamlaştırmamış olsaydık andolsun, onlara neredeyse yaklaşacaktın" (el-İsrâ, 17/74) ve"Ben kendimi tebriye (temize çıkarma) edemem..." (Yusuf, 12/53) ayetlerini gösterirler.
    Ma'sum olmanın yani ismet sıfatının mümkün olduğuna dair de dört sebeb gösterilir:
    1- İsmet sıfatına sahip olan peygamberin bedeninde veya nefsinde, kötülükten alıkoyan bir alışkanlığı gerektiren bir özelliğin bulunması.
    2- İsyanların yerilmesi ve itaatın övülmesini bilmeleri.
    3- Bu bilgilerin Allah'tan devamlı gelen açıklama ve vahy ile desteklenmesi.
    4- Unutma veya uygun ve doğru olanı terketme kabilinden bir şey kendisinden meydana gelmiş olsa, uyarılır ve kendisine doğru olan gösterilir.
    İşte, bu dört özellik biraraya geldiğinde de şüphesiz kişi günahlardan ma'sum olur (Muhammed b. Hüseyin Fahreddin er-Râzî, Kelâm'a Giriş (el-Muhassal), çev. Hüseyin Atay, Ankara 1978 s. 221-222).
    Necip TAYLAN
    Naci YENGİN

    dediğim gibi kardeş çoğu kişi mezhebinden habersiz
    biz doğrusunu yazınca da bize mezhebsiz derler komik adamlar

    aslında ehlisünnet alimlerinin bir kısmına göre Resuller küçük günah bile işlerler
    ama bu hataları hemen düz
    eltilir ve kendilerine günah yazılmaz





  22. 14.Ağustos.2012, 16:38
    11
    âb ü kil
    kardeş şamil islam ansiklopedisinde şu bilgiler var:

    İSMET

    Ma'sum olma, kötülük ve günahlardan korunmuş olma, peygamberlerde bulunması vacip olan sıfatlardan biri. Peygamberler, insan olmaları itibariyle günah işleme gücüne sahip oldukları halde, Allah tarafından korunmuşlardır. İşte, onların bu özellik ve sıfatlarına ismet denir. Zira Peygamberler, gerek sözlerinde ve gerek fiillerinde kendilerini lekeleyecek, değerlerini düşürecek hatalardan korunmuşlardır. Meselâ; peygamberler, peygamberliklerinden önce ve sonra en büyük günah olan Allah'a şirk (ortak) koşmaktan korunmuşlardır. Yine İlâhî vazifelerini yerine getirip, Allah'tan aldıkları vahyi insanlara bildirirken unutmaları ve hata etmeleri, onlar hakkında câiz değildir. Peygamberlikten önce çok nâdir olarak küçük hatalar yapmaları mümkün ise de peygamber olmalarıyla birlikte halleri Allah tarafından düzeltilir. Peygamber olduktan sonra ise kesin olarak büyük günah işlemezler. Ancak, birtakım hikmetlere uygun olarak kendilerinden sehven zelle* denilen küçük hatalar meydana gelebilir, fakat onlar kendi hallerine bırakılmazlar. Peygamberler de bunda ısrar etmezler. Peygamberlerin amel defterleri tertemizdir. Onlara günah adına bir şey yazılmaz (Nureddin es-Sabûnî, Mâturidiyye Akaidi, Terc. Bekir Topaloğlu, Ankara 1979, s. 121-122; Ali Arslan Aydın, İslâm'da İman ve Esasları, İstanbul 1975, s. 195-196).
    Peygamberlerin ismet sıfatı yani ma'sum olmaları hususunda bazı farklı görüşler vardır. Bir kısım, insanlar içinde ma'sum olanın, yani Peygamberlerin, isyan etme ve günah işleme gücüne sahip olmadığını iddia ederler. Bir diğer grup ise, isyan ve günahın onlar için de mümkün olduğunu düşünürler. Bunlar hür iradeyi inkâr etmezler. Ma'sum olmanın; zorla yaptırmaya varmamak şartıyla, Allah'ın insanda yarattığı bir şey olduğu ve insanın onunla isyana kalkışmayacağını bildiği şeklinde ortaya koyarlar. Bu görüşe sahip olanlar, ismet sıfatının, günah işleme gücüne sahip olmama tarzındaki birinci anlayışın yanlışlığına akıldan şöyle bir delil getirirler. Eğer durum onların dediği gibi olsaydı, ma'sum olan bu ismetinden dolayı övülmeye hak kazanamazdı ve emir, yasak, sevap, ceza gibi hususlar anlamsız olurdu. Bu görüş taraftarları nakli delil olarak da Kur'an-ı Kerîm'den "De ki, ben de sizin gibi bir insanım..." (el-Kehf, 18/110). "... Ve Allah katında başka ilah tutma" (el-İsrâ, 17/39); "Eğer biz seni sağlamlaştırmamış olsaydık andolsun, onlara neredeyse yaklaşacaktın" (el-İsrâ, 17/74) ve"Ben kendimi tebriye (temize çıkarma) edemem..." (Yusuf, 12/53) ayetlerini gösterirler.
    Ma'sum olmanın yani ismet sıfatının mümkün olduğuna dair de dört sebeb gösterilir:
    1- İsmet sıfatına sahip olan peygamberin bedeninde veya nefsinde, kötülükten alıkoyan bir alışkanlığı gerektiren bir özelliğin bulunması.
    2- İsyanların yerilmesi ve itaatın övülmesini bilmeleri.
    3- Bu bilgilerin Allah'tan devamlı gelen açıklama ve vahy ile desteklenmesi.
    4- Unutma veya uygun ve doğru olanı terketme kabilinden bir şey kendisinden meydana gelmiş olsa, uyarılır ve kendisine doğru olan gösterilir.
    İşte, bu dört özellik biraraya geldiğinde de şüphesiz kişi günahlardan ma'sum olur (Muhammed b. Hüseyin Fahreddin er-Râzî, Kelâm'a Giriş (el-Muhassal), çev. Hüseyin Atay, Ankara 1978 s. 221-222).
    Necip TAYLAN
    Naci YENGİN

    dediğim gibi kardeş çoğu kişi mezhebinden habersiz
    biz doğrusunu yazınca da bize mezhebsiz derler komik adamlar

    aslında ehlisünnet alimlerinin bir kısmına göre Resuller küçük günah bile işlerler
    ama bu hataları hemen düz
    eltilir ve kendilerine günah yazılmaz





  23. 14.Ağustos.2012, 16:57
    12
    @mir
    âb ü kil

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Ağustos.2009
    Üye No: 49589
    Mesaj Sayısı: 3,358
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 36
    Yaş: 43
    Bulunduğu yer: Dârü'l-İmtihân

    Cevap: Abese suresi hakkında soru

    kardeş verdiğin linkte şu bilgiler de var:
    Bu sebeble, Ehl-i sünnete göre; peygamberler asla büyük günah işlemezler. Sehven (yanılarak) "zelle" cinsinden küçük günah işlemeleri caizdir. Ancak, bunda ısrar etmezler, derhal ikaz edilirler ve bir daha aynı hataya düşmezler.

    Açık ve gizli günah işlemekten mâsûm olan peygamberlerin, insanlık gereği “sürçme, sehiv ve zelle” tabir edilen küçük hatâlarının vâki olduğunu Kur’ân’dan öğreniyoruz. Hazret-i Âdem (as) şeytan tarafından yanıltıldı ve Cennet’te yasak ağaçtan yedi;4 Hazret-i Yûnus (as), kavmine kızarak çekip gitti;5 Hazret-i Mûsâ (as) Mısır’da yanlışlıkla bir Kıptî’nin ölümüne sebep oldu, sonra “Bu şeytan amelidir” dedi, pişman oldu ve Allah’tan mağfiret istedi.6 Kur’ân Peygamber Efendimiz (asm) hakkında da; “Allah, böylece senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlar”7 buyurarak, Hazret-i Peygamber’in (asm) farkında olmayarak yaptığı sehivlerden dolayı bağışlanmış olduğunu beyan eder. Peygamberler bilmeyerek ellerinden çıkan sehiv ve küçük hatâlardan dolayı da, Cenâb-ı Hak tarafından ânında uyarılmışlar ve hatâları düzeltilmiştir.


  24. 14.Ağustos.2012, 16:57
    12
    âb ü kil
    kardeş verdiğin linkte şu bilgiler de var:
    Bu sebeble, Ehl-i sünnete göre; peygamberler asla büyük günah işlemezler. Sehven (yanılarak) "zelle" cinsinden küçük günah işlemeleri caizdir. Ancak, bunda ısrar etmezler, derhal ikaz edilirler ve bir daha aynı hataya düşmezler.

    Açık ve gizli günah işlemekten mâsûm olan peygamberlerin, insanlık gereği “sürçme, sehiv ve zelle” tabir edilen küçük hatâlarının vâki olduğunu Kur’ân’dan öğreniyoruz. Hazret-i Âdem (as) şeytan tarafından yanıltıldı ve Cennet’te yasak ağaçtan yedi;4 Hazret-i Yûnus (as), kavmine kızarak çekip gitti;5 Hazret-i Mûsâ (as) Mısır’da yanlışlıkla bir Kıptî’nin ölümüne sebep oldu, sonra “Bu şeytan amelidir” dedi, pişman oldu ve Allah’tan mağfiret istedi.6 Kur’ân Peygamber Efendimiz (asm) hakkında da; “Allah, böylece senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlar”7 buyurarak, Hazret-i Peygamber’in (asm) farkında olmayarak yaptığı sehivlerden dolayı bağışlanmış olduğunu beyan eder. Peygamberler bilmeyerek ellerinden çıkan sehiv ve küçük hatâlardan dolayı da, Cenâb-ı Hak tarafından ânında uyarılmışlar ve hatâları düzeltilmiştir.





+ Yorum Gönder
Git 124 Son