Konusunu Oylayın.: İki tane cevaplayamadığım soru var

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
İki tane cevaplayamadığım soru var
  1. 28.Temmuz.2012, 14:26
    1
    Kırlangıç.
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Temmuz.2012
    Üye No: 96892
    Mesaj Sayısı: 584
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 6
    Yaş: 20
    Bulunduğu yer: Mümine zindan, kafire cennet.

    İki tane cevaplayamadığım soru var






    İki tane cevaplayamadığım soru var Mumsema Benim cevaplayamadığım iki soru var, aklıma çok geliyorlar.Benim bu konulardaki ilmim yetersiz.Siz cevaplayabilir misiniz?
    1. soru- "Ya biz Allah'ı yanlış tanıyorsak, tövbe haşa Kuran-ı Kerim'deki gibi değilse?"
    2. soru "Ya aslında hak dini kimse bilmiyorsa?"
    Cevaplarsanız sevinirim.


  2. 28.Temmuz.2012, 14:26
    1
    Devamlı Üye



    Benim cevaplayamadığım iki soru var, aklıma çok geliyorlar.Benim bu konulardaki ilmim yetersiz.Siz cevaplayabilir misiniz?
    1. soru- "Ya biz Allah'ı yanlış tanıyorsak, tövbe haşa Kuran-ı Kerim'deki gibi değilse?"
    2. soru "Ya aslında hak dini kimse bilmiyorsa?"
    Cevaplarsanız sevinirim.


    Benzer Konular

    - Üç tane soru(hanefi mezhebine göre)

    - 5 tane ramazan ayı ile ilgili soru lazım

    - İbadetle ilgili 5 tane soru

    - Kane ve kardesleri ile ilgili 10 tane soru

    - 2 tane dini soru olacak.. zor durumdayım

  3. 28.Temmuz.2012, 17:09
    2
    İLİMCİK
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Haziran.2012
    Üye No: 96623
    Mesaj Sayısı: 419
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5

    Cevap: İki tane cevaplayamadığım soru var




    Kardeşim, sorun o kadar güzel ve ehemmiyetli ki, o soruya yüzlerce sayfayla cevap verilebilir..Bu sebeple yazım bir derece uzun olacak...Eğer eksik kalan ve anlamadığınız ve izahını istediğiniz bir yer olursa tekrar sorarsınız:

    Kainatta ve kainattaki her bir varlıkta nizam, intizam, ölçü ve hikmet vardır....Nizam, intizam, ölçü ve hikmet ise kast ve iradeye delildir..Yani, bu kainatın sahibi bu kainatı bilerek ve isteyerek yaratıyor ve idare ediyor ve bilerek insanları bu dünyaya gönderiyor....Madem bu kainatın sahibi insanları bilerek ve isteyerek yaratıyor öyle ise, bu zat bizi ve kainatı yaratmasındaki hikmet ve gayeleri bize bildirip, kendini bize tanıttıracaktır...Yani, Cenab-ı Hakkın bizi bu dünyaya gönderip de, bu dünyadaki vazifeleri bize bildirmemesi ve kendini bize tanıttırmaması ve bu kadar güzel ve mükemmel sanat eserlerini başkasına mal etmesi ve bu kadar nimetlerin ve ihsanları şükrünü başka birine verdirmesi akıldan uzaktır, muhaldir, imkansızdır...İşte madem bu kainatın sahibi ve mutasarrıfı bize kendini tanıttıracak ve insanların vazifelerini insanlara bildirecek..elbette tarihe baktığımız zaman insanlara Allahı tanıtan ve sevdiren ve vazifelerini ders veren sadık ve doğru elçiler gözümüze çarpar..Bu elçilerin içinde de, Muhammed aleyhissalatü vesselam gözümüze çarpıyor..Yani, madem Allah kendini tanıyıp, bildirecek, elbette Allah'ı en mükemmel vasıflarla tanıtan kitap, Kur'an-ı mucizil beyandır...Mesela, bütün kainat Allahın birliğini ilan ediyor..Kur'an da tevhidin bütün mertebelerini en azami bir tarzda beyan ediyor...Bu kısmı daha iyi anlamak için Risale-i Nur'dan bazı yerleri aynen aktarıyorum:

    hiçbir cihette mümkün müdür ve hiç akıl kabul eder mi ki; uluhiyet ve mabudiyetin tezahürü için bu kâinatı öyle bir mücessem kitab-ı Samedanî ki, her sahifesi bir kitab kadar ve her satırı bir sahife kadar manaları ifade eder ve öyle cismanî bir Kur'an-ı Sübhanî ki, herbir âyet-i tekviniyesi ve herbir kelimesi, hattâ herbir noktası, herbir harfi birer mu'cize hükmündedir. Ve öyle muhteşem ve içi hadsiz âyâtla ve manidar nakışlarla tezyin edilmiş bir mescid-i Rahmanîdir ki; herbir köşesinde bir taife, bir nev' ibadet-i fıtriye ile iştigal eder bir şekilde halkeden bir Allah, bir Mabud-u Bilhak, o kitab-ı kebirin manalarını ders verecek üstadları ve o Kur'an-ı Samedanî'nin âyetlerini tefsir edecek müfessirleri elçi olarak göndermesin.. ve o mescid-i ekberde hadsiz tarzlarda ibadet edenlere imamları tayin etmesin.. ve o üstadlara ve müfessirlere ve imamlara fermanları vermesin? Hâşâ, yüzbin hâşâ!

    Hem cemal-i rahmetini ve hüsn-ü şefkatini ve kemal-i rububiyetini zîşuurlara göstermek ve onları şükre ve hamde sevketmek için bu kâinatı öyle bir ziyafetgâh ve bir teşhirgâh ve öyle bir seyrangâh ki; hadsiz çeşit çeşit, leziz nimetler ve gayet antika, hadsiz hârika san'atlar içinde dizilmiş bir tarzda halkeden bir Sâni'-i Rahîm ve Kerim hiç mümkün müdür ve hiç akıl kabul eder mi ki; o ziyafetgâhtaki zîşuur mahluklar ile konuşmasın ve onlara o nimetlere mukabil elçileri vasıtasıyla vazife-i teşekküriyeyi ve tezahür-ü rahmetine ve sevdirmesine karşı vazife-i ubudiyeti bildirmesin. Hâşâ, binler hâşâ

    Hem hiç mümkün müdür bir sâni' san'atını sever, beğendirmek ister; hattâ ağızların bin çeşit zevklerini nazara alması delaletiyle, takdir ve tahsinlerle karşılanmak arzu eder ve herbir san'atıyla kendini hem tanıttırmak, hem sevdirmek, hem bir çeşit manevî cemalini göstermek ister bir tarzda bu kâinatı antika san'atlarla süslendirdiği halde, kâinattaki zîhayatın kumandanları olan insanlara onların büyüklerinden bir kısmı ile konuşup elçi olarak göndermesin? Güzel san'atları takdirsiz ve fevkalâde hüsn-ü esması tahsinsiz ve tanıttırması ve sevdirmesi mukabelesiz kalsın. Hâşâ, yüzbin hâşâ!

    Hem bütün zîhayatın ihtiyacat-ı fıtriyeleri için dualarına ve hal dili ile edilen bütün ilticalara ve arzulara, vakti vaktine, kasd ve ihtiyar ve iradeyi gösterir bir tarzda hadsiz in'amlarıyla ve nihayetsiz ihsanatıyla fiilen ve halen sarih bir surette konuşan bir Mütekellim-i Alîm; hiç mümkün müdür, hiç akıl kabul eder mi, en cüz'î bir zîhayat ile fiilen ve halen konuşsun ve tam derdine derman yetiştiren ihsanıyla derdini dinlesin ve ihtiyacını görsün ve bilsin ve bütün kâinatın en müntehab neticesi ve arzın halifesi ve ekser mahlukat-ı arziyenin kumandanları olan insanların manevî reisleri ile görüşmesin? Onlarla, belki her zîhayat ile fiilen ve halen konuştuğu gibi, onlar ile kavlen ve kelâmen konuşmasın ve onlara fermanları ve suhuf ve kitabları göndermesin? Hâşâ, hadsiz hâşâ!

    Demek iman-ı billah, kat'iyyetiyle ve hadsiz hüccetleriyle "ve bikütübihi ve rusülihi" yani peygamberlere ve mukaddes kitablara imanı isbat eder.

    Hem hiç bir cihet-i imkânı var mı ve hiç akıl kabul eder mi ki; bütün masnuatıyla kendini tanıttırana ve sevdirene ve teşekküratı fiilen ve halen isteyene mukabil; kâinatı velveleye veren hakikat-ı Kur'aniye ile zülcelal o san'atkârı ekmel bir tarzda tanıyıp ve tanıttırıp ve sevip ve sevdirip ve teşekkür edip ve ettirip ve "Sübhanallah" "Elhamdülillah" "Allahü Ekber"ler ile küre-i arzı semavata işittirecek derecede konuşturup ve kara ve denizleri cezbeye getirecek bir vaziyetle, bin üçyüz sene zarfında nev'-i beşerin kemmiyeten beşten birisini ve keyfiyeten ve insaniyeten yarısını arkasına alıp o Hâlık'ın bütün tezahür-ü rububiyetine geniş ve küllî bir ubudiyetle mukabele eden ve bütün makasıd-ı İlahiyesine karşı Kur'anın sureleriyle kâinata ve asırlara bağıran, ders veren, dellâllık eden ve nev'-i insanın şerefini ve kıymetini ve vazifesini gösteren ve bin mu'cizatıyla tasdik edilen Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm, en müntehab mahluku ve en mükemmel elçisi ve en büyük resulü olmasın? Hâşâ ve kellâ! Yüzbin defa hâşâ!

    Demek "Eşhedü en Lâ ilahe illallah" hakikatı, bütün hüccetleriyle "Eşhedü enne Muhammederresulullah" hakikatını isbat eder.

    Hem hiç imkân var mı ki; bu kâinatın Sâni'i, mahlukatını yüzbin diller ile birbiriyle konuştursun ve onların konuşmalarını işitsin ve bilsin ve kendisi konuşmasın? Hâşâ!

    Hem hiç akıl kabul eder mi ki; kâinattaki makasıd-ı İlahiyesini bir ferman ile bildirmesin? Ve muammasını açacak ve mahlukat ne yerden geliyorlar ve ne yere gidecekler ve ne için böyle kafile kafile arkasında buraya gelip bir parça durup geçiyorlar, diye üç dehşetli sual-i umumîye hakikî cevab verecek Kur'an gibi bir kitabı göndermesin? Hâşâ!

    Hem hiç mümkün müdür ki; onüç asrı ışıklandıran ve her saatte yüz milyon lisanlarda kemal-i hürmetle gezen ve milyonlar hâfızların kalblerinde kudsiyetiyle yazılan ve nev'-i beşerin keyfiyeten kısm-ı a'zamını kanunlarıyla idare eden ve nefislerini ve ruhlarını ve kalblerini ve akıllarını terbiye ve tezkiye ve tasfiye ve talim eden ve Risale-i Nur'da kırk vech-i i'cazı isbat edilen ve kırk taife ve tabaka-i nâsa ve herbir tabakaya karşı bir nevi i'cazını gösterdiği kerametli ve hârikalı Ondokuzuncu Mektub'da beyan olunan ve Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm bin mu'cizatıyla onun bir mu'cizesi olarak hak kelâmullah olduğu kat'î isbat edilen Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan hiçbir cihette imkânı var mı ki, o Mütekellim-i Ezelî ve o Sâni'-i Sermedî'nin kelâmı ve fermanı olmasın? Hâşâ, yüzbin defa hâşâ ve kellâ!

    Demek iman-ı billah bütün hüccetleriyle, Kur'an'ın kelâmullah olduğunu isbat ediyor.

    Asa-yı Musa ( 59 )


  4. 28.Temmuz.2012, 17:09
    2
    İLİMCİK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Devamlı Üye



    Kardeşim, sorun o kadar güzel ve ehemmiyetli ki, o soruya yüzlerce sayfayla cevap verilebilir..Bu sebeple yazım bir derece uzun olacak...Eğer eksik kalan ve anlamadığınız ve izahını istediğiniz bir yer olursa tekrar sorarsınız:

    Kainatta ve kainattaki her bir varlıkta nizam, intizam, ölçü ve hikmet vardır....Nizam, intizam, ölçü ve hikmet ise kast ve iradeye delildir..Yani, bu kainatın sahibi bu kainatı bilerek ve isteyerek yaratıyor ve idare ediyor ve bilerek insanları bu dünyaya gönderiyor....Madem bu kainatın sahibi insanları bilerek ve isteyerek yaratıyor öyle ise, bu zat bizi ve kainatı yaratmasındaki hikmet ve gayeleri bize bildirip, kendini bize tanıttıracaktır...Yani, Cenab-ı Hakkın bizi bu dünyaya gönderip de, bu dünyadaki vazifeleri bize bildirmemesi ve kendini bize tanıttırmaması ve bu kadar güzel ve mükemmel sanat eserlerini başkasına mal etmesi ve bu kadar nimetlerin ve ihsanları şükrünü başka birine verdirmesi akıldan uzaktır, muhaldir, imkansızdır...İşte madem bu kainatın sahibi ve mutasarrıfı bize kendini tanıttıracak ve insanların vazifelerini insanlara bildirecek..elbette tarihe baktığımız zaman insanlara Allahı tanıtan ve sevdiren ve vazifelerini ders veren sadık ve doğru elçiler gözümüze çarpar..Bu elçilerin içinde de, Muhammed aleyhissalatü vesselam gözümüze çarpıyor..Yani, madem Allah kendini tanıyıp, bildirecek, elbette Allah'ı en mükemmel vasıflarla tanıtan kitap, Kur'an-ı mucizil beyandır...Mesela, bütün kainat Allahın birliğini ilan ediyor..Kur'an da tevhidin bütün mertebelerini en azami bir tarzda beyan ediyor...Bu kısmı daha iyi anlamak için Risale-i Nur'dan bazı yerleri aynen aktarıyorum:

    hiçbir cihette mümkün müdür ve hiç akıl kabul eder mi ki; uluhiyet ve mabudiyetin tezahürü için bu kâinatı öyle bir mücessem kitab-ı Samedanî ki, her sahifesi bir kitab kadar ve her satırı bir sahife kadar manaları ifade eder ve öyle cismanî bir Kur'an-ı Sübhanî ki, herbir âyet-i tekviniyesi ve herbir kelimesi, hattâ herbir noktası, herbir harfi birer mu'cize hükmündedir. Ve öyle muhteşem ve içi hadsiz âyâtla ve manidar nakışlarla tezyin edilmiş bir mescid-i Rahmanîdir ki; herbir köşesinde bir taife, bir nev' ibadet-i fıtriye ile iştigal eder bir şekilde halkeden bir Allah, bir Mabud-u Bilhak, o kitab-ı kebirin manalarını ders verecek üstadları ve o Kur'an-ı Samedanî'nin âyetlerini tefsir edecek müfessirleri elçi olarak göndermesin.. ve o mescid-i ekberde hadsiz tarzlarda ibadet edenlere imamları tayin etmesin.. ve o üstadlara ve müfessirlere ve imamlara fermanları vermesin? Hâşâ, yüzbin hâşâ!

    Hem cemal-i rahmetini ve hüsn-ü şefkatini ve kemal-i rububiyetini zîşuurlara göstermek ve onları şükre ve hamde sevketmek için bu kâinatı öyle bir ziyafetgâh ve bir teşhirgâh ve öyle bir seyrangâh ki; hadsiz çeşit çeşit, leziz nimetler ve gayet antika, hadsiz hârika san'atlar içinde dizilmiş bir tarzda halkeden bir Sâni'-i Rahîm ve Kerim hiç mümkün müdür ve hiç akıl kabul eder mi ki; o ziyafetgâhtaki zîşuur mahluklar ile konuşmasın ve onlara o nimetlere mukabil elçileri vasıtasıyla vazife-i teşekküriyeyi ve tezahür-ü rahmetine ve sevdirmesine karşı vazife-i ubudiyeti bildirmesin. Hâşâ, binler hâşâ

    Hem hiç mümkün müdür bir sâni' san'atını sever, beğendirmek ister; hattâ ağızların bin çeşit zevklerini nazara alması delaletiyle, takdir ve tahsinlerle karşılanmak arzu eder ve herbir san'atıyla kendini hem tanıttırmak, hem sevdirmek, hem bir çeşit manevî cemalini göstermek ister bir tarzda bu kâinatı antika san'atlarla süslendirdiği halde, kâinattaki zîhayatın kumandanları olan insanlara onların büyüklerinden bir kısmı ile konuşup elçi olarak göndermesin? Güzel san'atları takdirsiz ve fevkalâde hüsn-ü esması tahsinsiz ve tanıttırması ve sevdirmesi mukabelesiz kalsın. Hâşâ, yüzbin hâşâ!

    Hem bütün zîhayatın ihtiyacat-ı fıtriyeleri için dualarına ve hal dili ile edilen bütün ilticalara ve arzulara, vakti vaktine, kasd ve ihtiyar ve iradeyi gösterir bir tarzda hadsiz in'amlarıyla ve nihayetsiz ihsanatıyla fiilen ve halen sarih bir surette konuşan bir Mütekellim-i Alîm; hiç mümkün müdür, hiç akıl kabul eder mi, en cüz'î bir zîhayat ile fiilen ve halen konuşsun ve tam derdine derman yetiştiren ihsanıyla derdini dinlesin ve ihtiyacını görsün ve bilsin ve bütün kâinatın en müntehab neticesi ve arzın halifesi ve ekser mahlukat-ı arziyenin kumandanları olan insanların manevî reisleri ile görüşmesin? Onlarla, belki her zîhayat ile fiilen ve halen konuştuğu gibi, onlar ile kavlen ve kelâmen konuşmasın ve onlara fermanları ve suhuf ve kitabları göndermesin? Hâşâ, hadsiz hâşâ!

    Demek iman-ı billah, kat'iyyetiyle ve hadsiz hüccetleriyle "ve bikütübihi ve rusülihi" yani peygamberlere ve mukaddes kitablara imanı isbat eder.

    Hem hiç bir cihet-i imkânı var mı ve hiç akıl kabul eder mi ki; bütün masnuatıyla kendini tanıttırana ve sevdirene ve teşekküratı fiilen ve halen isteyene mukabil; kâinatı velveleye veren hakikat-ı Kur'aniye ile zülcelal o san'atkârı ekmel bir tarzda tanıyıp ve tanıttırıp ve sevip ve sevdirip ve teşekkür edip ve ettirip ve "Sübhanallah" "Elhamdülillah" "Allahü Ekber"ler ile küre-i arzı semavata işittirecek derecede konuşturup ve kara ve denizleri cezbeye getirecek bir vaziyetle, bin üçyüz sene zarfında nev'-i beşerin kemmiyeten beşten birisini ve keyfiyeten ve insaniyeten yarısını arkasına alıp o Hâlık'ın bütün tezahür-ü rububiyetine geniş ve küllî bir ubudiyetle mukabele eden ve bütün makasıd-ı İlahiyesine karşı Kur'anın sureleriyle kâinata ve asırlara bağıran, ders veren, dellâllık eden ve nev'-i insanın şerefini ve kıymetini ve vazifesini gösteren ve bin mu'cizatıyla tasdik edilen Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm, en müntehab mahluku ve en mükemmel elçisi ve en büyük resulü olmasın? Hâşâ ve kellâ! Yüzbin defa hâşâ!

    Demek "Eşhedü en Lâ ilahe illallah" hakikatı, bütün hüccetleriyle "Eşhedü enne Muhammederresulullah" hakikatını isbat eder.

    Hem hiç imkân var mı ki; bu kâinatın Sâni'i, mahlukatını yüzbin diller ile birbiriyle konuştursun ve onların konuşmalarını işitsin ve bilsin ve kendisi konuşmasın? Hâşâ!

    Hem hiç akıl kabul eder mi ki; kâinattaki makasıd-ı İlahiyesini bir ferman ile bildirmesin? Ve muammasını açacak ve mahlukat ne yerden geliyorlar ve ne yere gidecekler ve ne için böyle kafile kafile arkasında buraya gelip bir parça durup geçiyorlar, diye üç dehşetli sual-i umumîye hakikî cevab verecek Kur'an gibi bir kitabı göndermesin? Hâşâ!

    Hem hiç mümkün müdür ki; onüç asrı ışıklandıran ve her saatte yüz milyon lisanlarda kemal-i hürmetle gezen ve milyonlar hâfızların kalblerinde kudsiyetiyle yazılan ve nev'-i beşerin keyfiyeten kısm-ı a'zamını kanunlarıyla idare eden ve nefislerini ve ruhlarını ve kalblerini ve akıllarını terbiye ve tezkiye ve tasfiye ve talim eden ve Risale-i Nur'da kırk vech-i i'cazı isbat edilen ve kırk taife ve tabaka-i nâsa ve herbir tabakaya karşı bir nevi i'cazını gösterdiği kerametli ve hârikalı Ondokuzuncu Mektub'da beyan olunan ve Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm bin mu'cizatıyla onun bir mu'cizesi olarak hak kelâmullah olduğu kat'î isbat edilen Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan hiçbir cihette imkânı var mı ki, o Mütekellim-i Ezelî ve o Sâni'-i Sermedî'nin kelâmı ve fermanı olmasın? Hâşâ, yüzbin defa hâşâ ve kellâ!

    Demek iman-ı billah bütün hüccetleriyle, Kur'an'ın kelâmullah olduğunu isbat ediyor.

    Asa-yı Musa ( 59 )


  5. 01.Ağustos.2012, 13:52
    3
    Kırlangıç.
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Temmuz.2012
    Üye No: 96892
    Mesaj Sayısı: 584
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 6
    Yaş: 20
    Bulunduğu yer: Mümine zindan, kafire cennet.

    Cevap: İki tane cevaplayamadığım soru var

    Evet, Hak aşıklarını gördükçe biz de onlar gibi olsaydık biz de hakikatleri görürdük demek ki görmeyi bilen her şeyi görür diyorum.İnşallah zamanla bu saçma sorularımdan kurtulacağım.


  6. 01.Ağustos.2012, 13:52
    3
    Devamlı Üye
    Evet, Hak aşıklarını gördükçe biz de onlar gibi olsaydık biz de hakikatleri görürdük demek ki görmeyi bilen her şeyi görür diyorum.İnşallah zamanla bu saçma sorularımdan kurtulacağım.


  7. 01.Ağustos.2012, 17:22
    4
    İLİMCİK
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Haziran.2012
    Üye No: 96623
    Mesaj Sayısı: 419
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5

    Cevap: İki tane cevaplayamadığım soru var

    Kırlangıç kardeşim, soruların saçma değil...Hatta, bu sorular iman-ı tahkikinin gereği..Eğer soru sormasak o zaman eksik oluruz..


  8. 01.Ağustos.2012, 17:22
    4
    İLİMCİK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Devamlı Üye
    Kırlangıç kardeşim, soruların saçma değil...Hatta, bu sorular iman-ı tahkikinin gereği..Eğer soru sormasak o zaman eksik oluruz..


  9. 02.Ağustos.2012, 00:51
    5
    Kırlangıç.
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Temmuz.2012
    Üye No: 96892
    Mesaj Sayısı: 584
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 6
    Yaş: 20
    Bulunduğu yer: Mümine zindan, kafire cennet.

    Cevap: İki tane cevaplayamadığım soru var

    Sanki şüphe ediyormuşum, Allah (c.c) beni müslüman yaratmış ama ben yüz çeviriyormuşum gibi geliyor bu sorularımla.Ama cevaplandıramazsam da içim huzur bulmayacak.Allah razı olsun yardımcı olduğunuz için.


  10. 02.Ağustos.2012, 00:51
    5
    Devamlı Üye
    Sanki şüphe ediyormuşum, Allah (c.c) beni müslüman yaratmış ama ben yüz çeviriyormuşum gibi geliyor bu sorularımla.Ama cevaplandıramazsam da içim huzur bulmayacak.Allah razı olsun yardımcı olduğunuz için.





+ Yorum Gönder