Konusunu Oylayın.: Dilleriyle insanları kıranları ibadetleri kabul olur mu?

5 üzerinden 4.33 | Toplam : 3 kişi
Dilleriyle insanları kıranları ibadetleri kabul olur mu?
  1. 26.Temmuz.2012, 16:42
    1
    burcealtug
    Kıdemli Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Şubat.2012
    Üye No: 94504
    Mesaj Sayısı: 980
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: ALLAHÜTELANIN ARŞININ ALTINDA HERHANGİBİR YER

    Dilleriyle insanları kıranları ibadetleri kabul olur mu?






    Dilleriyle insanları kıranları ibadetleri kabul olur mu? Mumsema Çevremde büyüklerine karşı küçüklerine karşı çok haksızlık yapan ve kötü ahlakı ile insanları bezdiren biri var. Bu kişinin ramazan orucu tuttuğunuda biliyorum. ALLAH katında kabul olur mu?Çok ama çok incitttiği için bizleri


  2. 26.Temmuz.2012, 16:42
    1
    Kıdemli Üye



    Çevremde büyüklerine karşı küçüklerine karşı çok haksızlık yapan ve kötü ahlakı ile insanları bezdiren biri var. Bu kişinin ramazan orucu tuttuğunuda biliyorum. ALLAH katında kabul olur mu?Çok ama çok incitttiği için bizleri


    Benzer Konular

    - Namaz kılmayanın diğer ibadetleri kabul olur mu ?

    - Allahın ibadetleri kabul etmesinin şartları nelerdir?

    - Kimlerin ibadetleri kabul olmaz?

    - Dilleriyle insanları kıranları ibadetleri temizleyemez kimin sözü

    - Dilleriyle insanları kıranları ibadetleri temizleyemez Bu hadisin kaynağı varmı?

  3. 26.Temmuz.2012, 17:55
    2
    ömerhattab
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 18.Mayıs.2008
    Üye No: 20975
    Mesaj Sayısı: 1,830
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 19

    Cevap: Dilleriyle insanları kıranları ibadetleri kabul olur mu?




    burcealtug Nickli Üyeden Alıntı
    Çevremde büyüklerine karşı küçüklerine karşı çok haksızlık yapan ve kötü ahlakı ile insanları bezdiren biri var. Bu kişinin ramazan orucu tuttuğunuda biliyorum. ALLAH katında kabul olur mu?Çok ama çok incitttiği için bizleri
    Allah ramazan orucuyla terbiye eder inşallah o şahsı ...İnşallah orucu kötü ahlakını siler güzel ahlak sahibi olur...Orucunun kabülünde Ancak Allah bilir...


  4. 26.Temmuz.2012, 17:55
    2
    Devamlı Üye



    burcealtug Nickli Üyeden Alıntı
    Çevremde büyüklerine karşı küçüklerine karşı çok haksızlık yapan ve kötü ahlakı ile insanları bezdiren biri var. Bu kişinin ramazan orucu tuttuğunuda biliyorum. ALLAH katında kabul olur mu?Çok ama çok incitttiği için bizleri
    Allah ramazan orucuyla terbiye eder inşallah o şahsı ...İnşallah orucu kötü ahlakını siler güzel ahlak sahibi olur...Orucunun kabülünde Ancak Allah bilir...


  5. 26.Temmuz.2012, 18:18
    3
    Galus
    Özel Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 13
    Mesaj Sayısı: 4,820
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 51
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: Dilleriyle insanları kıranları ibadetleri kabul olur mu?

    Orucunun kabul olup olmayacağını Allah cc bilir biz bilemeyiz ancak oruç sadece aç kalmayla olunmaz,zaten Allahında bizim aç kalmamıza ihtiyacı yoktur bu ayda kişinin kötü iş ve sözlerden sakınması uzak durması gerekir.


  6. 26.Temmuz.2012, 18:18
    3
    Özel Üye
    Orucunun kabul olup olmayacağını Allah cc bilir biz bilemeyiz ancak oruç sadece aç kalmayla olunmaz,zaten Allahında bizim aç kalmamıza ihtiyacı yoktur bu ayda kişinin kötü iş ve sözlerden sakınması uzak durması gerekir.


  7. 27.Temmuz.2012, 00:24
    4
    mehmet naim ağım
    Devamlı Üye

    Üyelik Tarihi: 21.Temmuz.2012
    Üye No: 97024
    Mesaj Sayısı: 198
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2
    Yaş: 23
    Bulunduğu yer: medrese-i yusufiye(hapishane)

    Cevap: Dilleriyle insanları kıranları ibadetleri kabul olur mu?

    İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
    Kalb, Allahü teâlânın komşusudur. Allahü teâlâya kalbin yakın olduğu kadar hiçbir şey yakın değildir. Mümin olsun, asi olsun, hiçbir insanın kalbini incitmemelidir Çünkü, asi olan komşuyu da korumak lazımdır. Sakınınız, sakınınız, kalb kırmaktan pek sakınınız! Allahü teâlâyı en ziyade inciten küfürden sonra, kalb kırmak gibi büyük günah yoktur.Çünkü, Allahü teâlâya ulaşan şeylerin en yakın olanı kalbdir. İnsanların hepsi, Allahü teâlânın köleleridir. Herhangi bir kimsenin kölesi dövülür, incitilirse, onun efendisi elbette gücenir. Her şeyin biricik Maliki, sahibi olan efendinin şanını, büyüklüğünü düşünmelidir. Onun mahlukları, ancak izin verdiği, emir eylediği kadar kullanılabilir. İzni ile kullanmak, onları incitmek olmaz. Hatta, onun emrini yapmak olur (C3, m45)

    Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretlerinin vasiyetnamesinin son satırı ise şöyledir:
    Hiç kimsenin kalbini incitmeyin.

    Yunus Emre diyor ki:
    Tevazu ile gelsin, kimde erlik var ise
    Merdivenden iterler, yüksekten bakar ise
    Kim ki yüksekte gezer, er geç yolundan azar
    Dış yüzüne o sızar, içinde ne var ise

    Aksakallı bir koca, hiç bilmez ki hal nice
    Boşa gitmesin hacca, bir gönül yıkar ise
    Gönül Çalab’ın tahtı, Çalab gönüle baktı
    İki cihan bedbahtı kim gönül yıkar ise

    Bir kez gönül yıktınsa kıldığın namaz değil,
    Yetmiş iki millet de yüzünü yumaz değil
    Yol odur doğru vara, göz odur Hakkı göre,
    Er odur yerde dura, üstten bakan göz değil

    Doğru yola gittinse, er eteğin tuttunsa,
    Bir tek hayır ettinse, biri bindir az değil
    Yunus sözleri çatar, balını yağa katar,
    Çok kıymetli mal satar, cevherdir o, tuz değil

    Dini anlatırken nelere dikkat etmeli.
    Sual: Dini konuları iyi bilen bir zat, rastgele önüne gelene, bir topluluk içinde, “Sen yanlış yapıyorsun, doğrusu şöyle” diyerek insanların kalbini kırıyor “Sen kalb kırıyorsun” dediğimizde de, “Birisinin hatasını görüp de doğruyu söylemeyen kâfir olur” diyor Bu zatın yaptığı doğru mudur? Dini bilgileri anlatırken nelere dikkat etmek gerekir?
    CEVAP
    Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
    (Rabbinin yoluna hikmet ile, güzel öğütlerle çağır! Onlarla en güzel şekilde tartış!) [Nahl 125]
    Bildiğimiz iyi ve doğru şeyleri, bilmeyenlere, en güzel tarzda öğretmek gerekir Çünkü ilmin zekatı, bilmeyenlere ilmi öğretmekle ödenir Emr-i maruf ve nehy-i münker yapan, tavsiye ettiği iyi şeyleri kendi yapmalı, kötü olarak bildirdiği şeyleri kendisi işlememelidir! İşlerse sözü tesirli olmaz Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
    (İnsanlara iyiliği emreder de, kendinizi unutur musunuz!) [Bekara 44]

    Allahü teâlâ, İsa aleyhisselama, (Önce kendine nasihat et, eğer kendin bu nasihati tutarsan, kendin bunu yaparsan, başkalarına da söyle! Kendin yapmazsan benden utan) buyurdu (Şir’a)

    O halde emr-i maruf yapan, ilmi ile âmil olmalıdır Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (İsra gecesinde, [Miraca çıktığım gece] ateşten makaslarla, dudakları kesilen insanlar gördüm Kim olduklarını sordum Onlar da, “İyiliği emreder, kendimiz yapmazdık Kötülükten nehyeder; fakat kendimiz sakınmazdık” diye cevap verdiler) [İbni Hibban]

    Bir kimsenin kusurunu, emr-i maruf için de olsa, herkesin önünde söylemek, uygun değildir Aksine, kusurlarını gizlemek gerekir Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Kim arkadaşının aybını örterse, Allahü teâlâ da kıyâmet günü, onun aybını örter Kim de, müslüman arkadaşının aybını açığa vurursa, Allahü teâlâ da onun aybını açığa vurur Hatta evinde bile onu rezil eder) [İbni Mace]

    Birisine nasihat eder gibi konuşursak, yaptığının yanlış olduğunu bildirirsek, karşımızdakine, (Sen cahilsin, sen bu hususları bilmezsin) demiş oluruz Böylece karşımızdakini üzmüş, kalbini kırmış oluruz Genelde kendini beğenen, kibirli olan kalb kırar

    İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
    Hiçbir insanın kalbini incitmemelidir! Kalb kırmaktan pek sakınınız! Allahü teâlâyı en ziyade inciten, küfürden sonra, kalb kırmak gibi büyük günah yoktur
    Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki:
    (Bir müslümanı incitmek, kalbini kırmak, Kâbe’yi yetmiş kere yıkmaktan daha günahtır) [RNasıhin]

    (İnsanların en kötüsü, insanlara zarar veren, onları incitendir) [İAhlakı]
    (Mümin Kâbe’den üstündür) [İbni Mace]
    (Emr-i maruf ve nehy-i münkeri, ancak, rıfk ve hilm sahibi fakihler yapar) [İGazali]

    İyiliği tavsiye için üç şart lazımdır: İlim, Akıl ve İhlas
    1- İlim sahibi olmalıdır Anlatacağı iyiliğin iyi, kötülüğün kötü olduğuna dair muteber kitaplardan delili bulunmalıdır! Sabretmesini bilmelidir! İlmi noksan olan, tebliğ edeceğini kendisi bilmeyen ve kendi tatbik etmeyen, başkalarına doğruyu nasıl öğretebilir? Tecrübesi de yoksa, birçok yanlışlıklar yapar Fayda yerine zarar verir

    2- Akıl sahibi olmalıdır Bir kimsenin aklı az ise, nakli anlamakta aciz ise, ilmi de noksan olur Ahmak, hizmet ediyorum diye uygunsuz işler yapar İlm-i siyaseti bilmeyen, yumuşak söylemeyen, insanları idare etme sanatından uzak olan kimse de, fitneye sebep olur Rıfk ile konuşmalıdır Akıllı kimse, rıfk ile konuşur Rıfk yumuşaklık demektir Katılığın tersidir Sert ve kaba konuşan, fitneye sebep olur Hilm ile tatlılıkla söylemeli, şefkatle muamele etmelidir

    3- İhlaslı olmalıdır! İhlas yoksa, yaptığı işleri sırf Allah rızası için yapmıyorsa, dünya menfaatleri için yapıyorsa, o işin hayrı olmaz
    “Birisinin hatasını görüp de söylemeyen kâfir olur” sözü yanlıştır İlim sahibi birine, biri, lüzumlu dini bir sual sorsa, o da bunu bildiği halde, hiçbir mazeret yokken gizlerse, işte o zaman günah işlemiş olur (Hatasını gördüğümüz herkese, doğrusunu bildirmek gerekir) diye bir şey yoktur

    İslamiyet’i doğru duymak insanların hakkıdır
    Sual: Hep yumuşak hareket edilmesini bildiriyorsunuz Neden hakkı mertçe ve sertçe söylemekten çekiniyorsunuz?
    CEVAP
    Biz hakkı, doğruyu olduğu gibi yazıyoruz Şu veya bu şahısla ne işimiz vardır ne de alıp veremediğimiz Ne bir menfaat beklentimiz, ne de bir mevki makam isteğimiz vardır Ancak İslamiyet’i insanlara doğru olarak bildirmek lazım Din ne sizin ne de bizim tekelimiz altındadır Sizin ve bizim görüşümüzün de ne kıymeti vardır ne de dinde yeri vardır Din adına dinin dışına çıkmamalı, fitne çıkarmamalı, mezhepsizlik yapmamalıdır Edille-i şeriyyeye göre İslamiyet’i anlatmak lazım Bu insanların hakkıdır Hem de en tabii hakkıdır Bunu yapmak, doğru yapmak Müslümanlık vazifesidir Yanlış anlatanlar, aklına göre anlatanlar yarın hesabını veremiyecekleri gibi çok acı azaplara duçar olacaklardır

    Kendimiz tam yapamasak bile, biz doğruları söylemeye devam edeceğiz, ama iyilikle, yumuşaklıkla Biz, önüne gelene çatan, aslında kendi akıllarından başkalarınınkini beğenmeyen, fitne çıkaran, idareye baş kaldırtan mezhepsizlerden değiliz Maksadımız, Allahü teâlânın kullarına hizmet olup, onların İslamiyet’i doğru öğrenmelerine, hidayete ermelerine vesile olmaktır
    Allahü teâlâ yumuşak olmayı emretmektedir:
    (Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütle davet et, onlarla en güzel şekilde tartış!) [Nahl 125]

    ([Ey Resulüm] etrafındakilere yumuşak davranman, Allahü teâlânın sana bir kerem ve rahmetidir Eğer kötü huylu olup, sert davransaydın hepsi dağılıp giderlerdi) [Âl-i imran159]

    Bir vaiz, zalim sultan karşısında doğruyu söylemek en büyük cihad diye, Halife Memun’a, sert sözlerle nasihat vermeye başladı Halife, (Ey vaiz, Allahü teâlâ, senden iyisini, benden kötüsüne gönderdiği halde, o, yumuşak konuştu) dedi Vaiz, (Benden iyi ve senden kötü olan kimdir?) dedi Halife, (Benden kötü olan Firavun’dur, senden iyi olan da Musa aleyhisselamdır) dedi Allahü teâlâ da, Hz Musa’ya, Firavun’la konuşurken yumuşak konuşmasını emretmiştir (Tâhâ 44)
    Ahirette Firavun, (Bana sert hareket edildiği için, kabul edemedim) diyemiyecektir

    Rıfk yumuşaklık demektir Katılığın, kabalığın tersidir Rıfk, mülayimlik, naziklik, yavaşlılık, tatlılık, güzellik, acımak, iyilik etmek, kısaca İslamiyet’e uymaktır Yumuşak yerine sert ve kaba konuşan, fitneye sebep olur Her zaman yumuşak davranmaya çalışmalı, sertlikten kaçmalıdır! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    (Rıfk, hikmetin başıdır) [Haraiti]
    (Rıfk ile bereket hasıl olur) [Taberani]

    (Rıfkı olmayanın hayrı yoktur) [Müslim]
    (Allahü teâlâ refiktir her işte rıfkı sever) [Buhari]

    (Rıfk, insana ziynet verir, kusurlarını giderir) [İbni Hibban]
    (Emr-i marufu ancak rıfk sahibi fakihler yapar) [İGazali]

    (Rıfktan mahrum olan bütün hayırlardan mahrum olur) [Müslim]
    (Uygun sual sormak ilmin yarısı, rıfk, geçinmenin yarısıdır) [Askeri]

    (Rıfk sahibi olan, dünya ve ahiret iyiliklerine kavuşur) [Tirmizi]
    (İnsanlara kolaylık ve rıfk gösteren mümin, Cehenneme girmez) [Tirmizi]
    (Mümin öyle yumuşaktır ki, yumuşaklığından dolayı ahmak sanılır) [Beyheki]

    (Hilm [rıfk] sahibi, gündüzleri oruç tutan, geceleri namaz kılan kimsenin derecesine kavuşur) [MektMasumiyye]

    (Allahü teâlâ, hilmi sever) [Taberani]
    (Hilm sahibi olmak Peygamberlerin sünnetidir) [Beyheki]


  8. 27.Temmuz.2012, 00:24
    4
    Devamlı Üye
    İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
    Kalb, Allahü teâlânın komşusudur. Allahü teâlâya kalbin yakın olduğu kadar hiçbir şey yakın değildir. Mümin olsun, asi olsun, hiçbir insanın kalbini incitmemelidir Çünkü, asi olan komşuyu da korumak lazımdır. Sakınınız, sakınınız, kalb kırmaktan pek sakınınız! Allahü teâlâyı en ziyade inciten küfürden sonra, kalb kırmak gibi büyük günah yoktur.Çünkü, Allahü teâlâya ulaşan şeylerin en yakın olanı kalbdir. İnsanların hepsi, Allahü teâlânın köleleridir. Herhangi bir kimsenin kölesi dövülür, incitilirse, onun efendisi elbette gücenir. Her şeyin biricik Maliki, sahibi olan efendinin şanını, büyüklüğünü düşünmelidir. Onun mahlukları, ancak izin verdiği, emir eylediği kadar kullanılabilir. İzni ile kullanmak, onları incitmek olmaz. Hatta, onun emrini yapmak olur (C3, m45)

    Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretlerinin vasiyetnamesinin son satırı ise şöyledir:
    Hiç kimsenin kalbini incitmeyin.

    Yunus Emre diyor ki:
    Tevazu ile gelsin, kimde erlik var ise
    Merdivenden iterler, yüksekten bakar ise
    Kim ki yüksekte gezer, er geç yolundan azar
    Dış yüzüne o sızar, içinde ne var ise

    Aksakallı bir koca, hiç bilmez ki hal nice
    Boşa gitmesin hacca, bir gönül yıkar ise
    Gönül Çalab’ın tahtı, Çalab gönüle baktı
    İki cihan bedbahtı kim gönül yıkar ise

    Bir kez gönül yıktınsa kıldığın namaz değil,
    Yetmiş iki millet de yüzünü yumaz değil
    Yol odur doğru vara, göz odur Hakkı göre,
    Er odur yerde dura, üstten bakan göz değil

    Doğru yola gittinse, er eteğin tuttunsa,
    Bir tek hayır ettinse, biri bindir az değil
    Yunus sözleri çatar, balını yağa katar,
    Çok kıymetli mal satar, cevherdir o, tuz değil

    Dini anlatırken nelere dikkat etmeli.
    Sual: Dini konuları iyi bilen bir zat, rastgele önüne gelene, bir topluluk içinde, “Sen yanlış yapıyorsun, doğrusu şöyle” diyerek insanların kalbini kırıyor “Sen kalb kırıyorsun” dediğimizde de, “Birisinin hatasını görüp de doğruyu söylemeyen kâfir olur” diyor Bu zatın yaptığı doğru mudur? Dini bilgileri anlatırken nelere dikkat etmek gerekir?
    CEVAP
    Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
    (Rabbinin yoluna hikmet ile, güzel öğütlerle çağır! Onlarla en güzel şekilde tartış!) [Nahl 125]
    Bildiğimiz iyi ve doğru şeyleri, bilmeyenlere, en güzel tarzda öğretmek gerekir Çünkü ilmin zekatı, bilmeyenlere ilmi öğretmekle ödenir Emr-i maruf ve nehy-i münker yapan, tavsiye ettiği iyi şeyleri kendi yapmalı, kötü olarak bildirdiği şeyleri kendisi işlememelidir! İşlerse sözü tesirli olmaz Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
    (İnsanlara iyiliği emreder de, kendinizi unutur musunuz!) [Bekara 44]

    Allahü teâlâ, İsa aleyhisselama, (Önce kendine nasihat et, eğer kendin bu nasihati tutarsan, kendin bunu yaparsan, başkalarına da söyle! Kendin yapmazsan benden utan) buyurdu (Şir’a)

    O halde emr-i maruf yapan, ilmi ile âmil olmalıdır Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (İsra gecesinde, [Miraca çıktığım gece] ateşten makaslarla, dudakları kesilen insanlar gördüm Kim olduklarını sordum Onlar da, “İyiliği emreder, kendimiz yapmazdık Kötülükten nehyeder; fakat kendimiz sakınmazdık” diye cevap verdiler) [İbni Hibban]

    Bir kimsenin kusurunu, emr-i maruf için de olsa, herkesin önünde söylemek, uygun değildir Aksine, kusurlarını gizlemek gerekir Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Kim arkadaşının aybını örterse, Allahü teâlâ da kıyâmet günü, onun aybını örter Kim de, müslüman arkadaşının aybını açığa vurursa, Allahü teâlâ da onun aybını açığa vurur Hatta evinde bile onu rezil eder) [İbni Mace]

    Birisine nasihat eder gibi konuşursak, yaptığının yanlış olduğunu bildirirsek, karşımızdakine, (Sen cahilsin, sen bu hususları bilmezsin) demiş oluruz Böylece karşımızdakini üzmüş, kalbini kırmış oluruz Genelde kendini beğenen, kibirli olan kalb kırar

    İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
    Hiçbir insanın kalbini incitmemelidir! Kalb kırmaktan pek sakınınız! Allahü teâlâyı en ziyade inciten, küfürden sonra, kalb kırmak gibi büyük günah yoktur
    Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki:
    (Bir müslümanı incitmek, kalbini kırmak, Kâbe’yi yetmiş kere yıkmaktan daha günahtır) [RNasıhin]

    (İnsanların en kötüsü, insanlara zarar veren, onları incitendir) [İAhlakı]
    (Mümin Kâbe’den üstündür) [İbni Mace]
    (Emr-i maruf ve nehy-i münkeri, ancak, rıfk ve hilm sahibi fakihler yapar) [İGazali]

    İyiliği tavsiye için üç şart lazımdır: İlim, Akıl ve İhlas
    1- İlim sahibi olmalıdır Anlatacağı iyiliğin iyi, kötülüğün kötü olduğuna dair muteber kitaplardan delili bulunmalıdır! Sabretmesini bilmelidir! İlmi noksan olan, tebliğ edeceğini kendisi bilmeyen ve kendi tatbik etmeyen, başkalarına doğruyu nasıl öğretebilir? Tecrübesi de yoksa, birçok yanlışlıklar yapar Fayda yerine zarar verir

    2- Akıl sahibi olmalıdır Bir kimsenin aklı az ise, nakli anlamakta aciz ise, ilmi de noksan olur Ahmak, hizmet ediyorum diye uygunsuz işler yapar İlm-i siyaseti bilmeyen, yumuşak söylemeyen, insanları idare etme sanatından uzak olan kimse de, fitneye sebep olur Rıfk ile konuşmalıdır Akıllı kimse, rıfk ile konuşur Rıfk yumuşaklık demektir Katılığın tersidir Sert ve kaba konuşan, fitneye sebep olur Hilm ile tatlılıkla söylemeli, şefkatle muamele etmelidir

    3- İhlaslı olmalıdır! İhlas yoksa, yaptığı işleri sırf Allah rızası için yapmıyorsa, dünya menfaatleri için yapıyorsa, o işin hayrı olmaz
    “Birisinin hatasını görüp de söylemeyen kâfir olur” sözü yanlıştır İlim sahibi birine, biri, lüzumlu dini bir sual sorsa, o da bunu bildiği halde, hiçbir mazeret yokken gizlerse, işte o zaman günah işlemiş olur (Hatasını gördüğümüz herkese, doğrusunu bildirmek gerekir) diye bir şey yoktur

    İslamiyet’i doğru duymak insanların hakkıdır
    Sual: Hep yumuşak hareket edilmesini bildiriyorsunuz Neden hakkı mertçe ve sertçe söylemekten çekiniyorsunuz?
    CEVAP
    Biz hakkı, doğruyu olduğu gibi yazıyoruz Şu veya bu şahısla ne işimiz vardır ne de alıp veremediğimiz Ne bir menfaat beklentimiz, ne de bir mevki makam isteğimiz vardır Ancak İslamiyet’i insanlara doğru olarak bildirmek lazım Din ne sizin ne de bizim tekelimiz altındadır Sizin ve bizim görüşümüzün de ne kıymeti vardır ne de dinde yeri vardır Din adına dinin dışına çıkmamalı, fitne çıkarmamalı, mezhepsizlik yapmamalıdır Edille-i şeriyyeye göre İslamiyet’i anlatmak lazım Bu insanların hakkıdır Hem de en tabii hakkıdır Bunu yapmak, doğru yapmak Müslümanlık vazifesidir Yanlış anlatanlar, aklına göre anlatanlar yarın hesabını veremiyecekleri gibi çok acı azaplara duçar olacaklardır

    Kendimiz tam yapamasak bile, biz doğruları söylemeye devam edeceğiz, ama iyilikle, yumuşaklıkla Biz, önüne gelene çatan, aslında kendi akıllarından başkalarınınkini beğenmeyen, fitne çıkaran, idareye baş kaldırtan mezhepsizlerden değiliz Maksadımız, Allahü teâlânın kullarına hizmet olup, onların İslamiyet’i doğru öğrenmelerine, hidayete ermelerine vesile olmaktır
    Allahü teâlâ yumuşak olmayı emretmektedir:
    (Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütle davet et, onlarla en güzel şekilde tartış!) [Nahl 125]

    ([Ey Resulüm] etrafındakilere yumuşak davranman, Allahü teâlânın sana bir kerem ve rahmetidir Eğer kötü huylu olup, sert davransaydın hepsi dağılıp giderlerdi) [Âl-i imran159]

    Bir vaiz, zalim sultan karşısında doğruyu söylemek en büyük cihad diye, Halife Memun’a, sert sözlerle nasihat vermeye başladı Halife, (Ey vaiz, Allahü teâlâ, senden iyisini, benden kötüsüne gönderdiği halde, o, yumuşak konuştu) dedi Vaiz, (Benden iyi ve senden kötü olan kimdir?) dedi Halife, (Benden kötü olan Firavun’dur, senden iyi olan da Musa aleyhisselamdır) dedi Allahü teâlâ da, Hz Musa’ya, Firavun’la konuşurken yumuşak konuşmasını emretmiştir (Tâhâ 44)
    Ahirette Firavun, (Bana sert hareket edildiği için, kabul edemedim) diyemiyecektir

    Rıfk yumuşaklık demektir Katılığın, kabalığın tersidir Rıfk, mülayimlik, naziklik, yavaşlılık, tatlılık, güzellik, acımak, iyilik etmek, kısaca İslamiyet’e uymaktır Yumuşak yerine sert ve kaba konuşan, fitneye sebep olur Her zaman yumuşak davranmaya çalışmalı, sertlikten kaçmalıdır! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    (Rıfk, hikmetin başıdır) [Haraiti]
    (Rıfk ile bereket hasıl olur) [Taberani]

    (Rıfkı olmayanın hayrı yoktur) [Müslim]
    (Allahü teâlâ refiktir her işte rıfkı sever) [Buhari]

    (Rıfk, insana ziynet verir, kusurlarını giderir) [İbni Hibban]
    (Emr-i marufu ancak rıfk sahibi fakihler yapar) [İGazali]

    (Rıfktan mahrum olan bütün hayırlardan mahrum olur) [Müslim]
    (Uygun sual sormak ilmin yarısı, rıfk, geçinmenin yarısıdır) [Askeri]

    (Rıfk sahibi olan, dünya ve ahiret iyiliklerine kavuşur) [Tirmizi]
    (İnsanlara kolaylık ve rıfk gösteren mümin, Cehenneme girmez) [Tirmizi]
    (Mümin öyle yumuşaktır ki, yumuşaklığından dolayı ahmak sanılır) [Beyheki]

    (Hilm [rıfk] sahibi, gündüzleri oruç tutan, geceleri namaz kılan kimsenin derecesine kavuşur) [MektMasumiyye]

    (Allahü teâlâ, hilmi sever) [Taberani]
    (Hilm sahibi olmak Peygamberlerin sünnetidir) [Beyheki]


  9. 27.Temmuz.2012, 00:26
    5
    mehmet naim ağım
    Devamlı Üye

    Üyelik Tarihi: 21.Temmuz.2012
    Üye No: 97024
    Mesaj Sayısı: 198
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2
    Yaş: 23
    Bulunduğu yer: medrese-i yusufiye(hapishane)

    Cevap: Dilleriyle insanları kıranları ibadetleri kabul olur mu?

    Abdullah-ı Dehlevî hazretleri de buyuruyor ki;

    Hiç kimseyi incitme!
    Netice olarak; kalb kırmamalı, hiç kimseyi incitmemelidir.
    Değil mü'minin kalbini, kâfirin kalbini bile incitmeye hakkımız yoktur.
    Kâfir bile olsa, hiç kimsenin kalbini kırmamalıdır. çünkü kalb kırmak,
    Allahü teâlâyı incitmek demektir. Kalb, Allahü teâlânın komşusudur. Ev sahibine eziyet edenin komşusu da incinir.

    Gıybet, suizan ve kalb kırmak, kul hakkıdır. Eziyetlere katlanmak, kızmamak, güler yüzlü ve tatlı sözlü olmak, güzel ahlâktandır. Bunun için hiç kimseyle münakaşa etmemelidir. Münakaşa, dostun dostluğunu giderir, düşmanın da düşmanlığını arttırır. Nereden bakılırsa bakılsın, hep zarardır. Müminler dua eder, fâsıklar, münâfıklar ise, dedikodu ve gıybet ederler. Aklı olan islamiyete uyar, Müslüman olur, hizmet eder. Nefsine, şeytana uyan ise, inkâra, küfre kayar.

    islamiyete uyan Cennete, nefsine uyan da, Cehenneme gider. Ve Ahmed Yesevî hazretlerinin buyurduğu gibi:

    “Kâfir bile olsa, hiç kimsenin kalbini kırma! Kalb kırmak, Allah ü teâlâyı incitmek demektir.”

    (Kalb kırmak, Kâbe'yi yetmiş defa yıkmaktan daha kötüdür) buyurulmuştur. iyi olsun, kötü olsun hiçbir insanın kalbini incitmemelidir. Allahü teâlâyı en çok inciten, küfürden, inkârdan sonra, kalb kırmak gibi büyük bir günah yoktur.”

    imâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki:

    “Kalb, Allahü teâlânın komşusudur. Allahü teâlâya kalbin yakın olduğu kadar
    hiçbir şey yakın değildir. Mü'min olsun, âsî olsun, hiçbir insanın kalbini incitmemelidir. çünkü, âsî olan komşuyu da korumak lâzımdır. Sakınınız, sakınınız, kalb kırmaktan pek sakınınız! Allahü teâlâyı en ziyâde inciten küfürden sonra, kalb kırmak gibi büyük günâh yoktur. çünkü, Allahü teâlâya ulaşan şeylerin en yakın olanı kalbdir. insanların hepsi, Allahü teâlânın köleleridir. Herhangi bir kimsenin kölesi döğülür, incitilirse, onun efendisi elbette gücenir. Her şeyin biricik mâliki, sâhibi olan efendinin şânını, büyüklüğünü düşünmelidir. Onun mahlûkları, ancak izin verdiği, emir eylediği kadar kullanılabilir. izni ile kullanmak, onları incitmek olmaz. Hattâ, onun emrini yapmak olur.”

    Kalb yani gönül,
    mahlûkların en üstünü, en şereflisidir.
    insan, insanın dışında bulunan her şeyi kendinde topladığı için,
    mahlûkların en kıymetlisi olduğu gibi, kalb de, insanda bulunan her şeyi kendinde topladığı için çok kıymetlidir. Kendinde çok şey bulunan, Allahü teâlâya her şeyden dahâ yakındır.

    Bu sebeple, küfürden sonra en büyük günah, kalb kırmaktır. Kâfirin dahi kalbini kırmamalıdır. Salih bir Müslümanın korkusu, bir başkasının kalbini kırmak, onu incitmektir. Dinini bilen ve bildiklerine uygun hareket eden sâlih bir Müslüman, ölü gibidir, hiç kimsenin kalbini kırmaz, incitmez. Zira bir ölünün,diri ile kavga ettiği hiç görülmemiştir.


    Nizâmeddîn Evliyâ hazretleri;
    “Kalb kırmak, Allahü teâlânın lütfunu incitmektir. Neye uğrarsa uğrasın, sâlih kimse, aslâ kimseye kötü söylememeli ve lânet etmemelidir. insanların kabahatlerini açıklamamalıdır” buyurmuştur.

    Bir kalbi kırmak, senelerce ibâdet ve zikir sevabının hepsini alıp götürür.islâmiyet öyle bir dindir ki, kâfirin dahi kalbini kırmayı yasaklamıştır. Nerde kaldı ki, Allahü teâlâya ve Onun Peygamberine inanan, Allah diyen bir Müslümanın kalbi kırılsın. Zira bir mü'minin kalbini kırmak, çok büyük günahtır, harâmdır.

    70 defa Kâbe'yi yıkmak!
    Peygamber efendimiz; mübârek elleri ile Kâbe'yi göstererek; (Ey Kâbe, sen Allahın evisin. Sen mübâreksin fakat bir Müslüman,bir mü'minin kalbini kırsa 70 defa seni yıkmaktan daha büyük
    günaha girer) buyuruyor.

    Peygamber efendimiz, eshab-ı kirama hitaben böyle buyuruyor. Bir mü'min, bir mü'minin kalbini kırsa, 70 defa Kâbe'yi yıkmaktan beter günaha girmektedir. Müslüman olarak hepimizin bunları okumamız, öğrenmemiz ve ona göre hareket etmemiz lazımdır.

    Din büyükleri buyuruyor ki:

    “Her günâh, îmânı tehlikeye sokmaya sebep olabilir ama şu üç günâhın tesiri daha kuvvetlidir:

    1- imân nimetine şükretmemek.
    2- imânın gitmesinden korkmamak.
    3- Mü'minleri incitmek, kalblerini kırmak.


  10. 27.Temmuz.2012, 00:26
    5
    Devamlı Üye
    Abdullah-ı Dehlevî hazretleri de buyuruyor ki;

    Hiç kimseyi incitme!
    Netice olarak; kalb kırmamalı, hiç kimseyi incitmemelidir.
    Değil mü'minin kalbini, kâfirin kalbini bile incitmeye hakkımız yoktur.
    Kâfir bile olsa, hiç kimsenin kalbini kırmamalıdır. çünkü kalb kırmak,
    Allahü teâlâyı incitmek demektir. Kalb, Allahü teâlânın komşusudur. Ev sahibine eziyet edenin komşusu da incinir.

    Gıybet, suizan ve kalb kırmak, kul hakkıdır. Eziyetlere katlanmak, kızmamak, güler yüzlü ve tatlı sözlü olmak, güzel ahlâktandır. Bunun için hiç kimseyle münakaşa etmemelidir. Münakaşa, dostun dostluğunu giderir, düşmanın da düşmanlığını arttırır. Nereden bakılırsa bakılsın, hep zarardır. Müminler dua eder, fâsıklar, münâfıklar ise, dedikodu ve gıybet ederler. Aklı olan islamiyete uyar, Müslüman olur, hizmet eder. Nefsine, şeytana uyan ise, inkâra, küfre kayar.

    islamiyete uyan Cennete, nefsine uyan da, Cehenneme gider. Ve Ahmed Yesevî hazretlerinin buyurduğu gibi:

    “Kâfir bile olsa, hiç kimsenin kalbini kırma! Kalb kırmak, Allah ü teâlâyı incitmek demektir.”

    (Kalb kırmak, Kâbe'yi yetmiş defa yıkmaktan daha kötüdür) buyurulmuştur. iyi olsun, kötü olsun hiçbir insanın kalbini incitmemelidir. Allahü teâlâyı en çok inciten, küfürden, inkârdan sonra, kalb kırmak gibi büyük bir günah yoktur.”

    imâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki:

    “Kalb, Allahü teâlânın komşusudur. Allahü teâlâya kalbin yakın olduğu kadar
    hiçbir şey yakın değildir. Mü'min olsun, âsî olsun, hiçbir insanın kalbini incitmemelidir. çünkü, âsî olan komşuyu da korumak lâzımdır. Sakınınız, sakınınız, kalb kırmaktan pek sakınınız! Allahü teâlâyı en ziyâde inciten küfürden sonra, kalb kırmak gibi büyük günâh yoktur. çünkü, Allahü teâlâya ulaşan şeylerin en yakın olanı kalbdir. insanların hepsi, Allahü teâlânın köleleridir. Herhangi bir kimsenin kölesi döğülür, incitilirse, onun efendisi elbette gücenir. Her şeyin biricik mâliki, sâhibi olan efendinin şânını, büyüklüğünü düşünmelidir. Onun mahlûkları, ancak izin verdiği, emir eylediği kadar kullanılabilir. izni ile kullanmak, onları incitmek olmaz. Hattâ, onun emrini yapmak olur.”

    Kalb yani gönül,
    mahlûkların en üstünü, en şereflisidir.
    insan, insanın dışında bulunan her şeyi kendinde topladığı için,
    mahlûkların en kıymetlisi olduğu gibi, kalb de, insanda bulunan her şeyi kendinde topladığı için çok kıymetlidir. Kendinde çok şey bulunan, Allahü teâlâya her şeyden dahâ yakındır.

    Bu sebeple, küfürden sonra en büyük günah, kalb kırmaktır. Kâfirin dahi kalbini kırmamalıdır. Salih bir Müslümanın korkusu, bir başkasının kalbini kırmak, onu incitmektir. Dinini bilen ve bildiklerine uygun hareket eden sâlih bir Müslüman, ölü gibidir, hiç kimsenin kalbini kırmaz, incitmez. Zira bir ölünün,diri ile kavga ettiği hiç görülmemiştir.


    Nizâmeddîn Evliyâ hazretleri;
    “Kalb kırmak, Allahü teâlânın lütfunu incitmektir. Neye uğrarsa uğrasın, sâlih kimse, aslâ kimseye kötü söylememeli ve lânet etmemelidir. insanların kabahatlerini açıklamamalıdır” buyurmuştur.

    Bir kalbi kırmak, senelerce ibâdet ve zikir sevabının hepsini alıp götürür.islâmiyet öyle bir dindir ki, kâfirin dahi kalbini kırmayı yasaklamıştır. Nerde kaldı ki, Allahü teâlâya ve Onun Peygamberine inanan, Allah diyen bir Müslümanın kalbi kırılsın. Zira bir mü'minin kalbini kırmak, çok büyük günahtır, harâmdır.

    70 defa Kâbe'yi yıkmak!
    Peygamber efendimiz; mübârek elleri ile Kâbe'yi göstererek; (Ey Kâbe, sen Allahın evisin. Sen mübâreksin fakat bir Müslüman,bir mü'minin kalbini kırsa 70 defa seni yıkmaktan daha büyük
    günaha girer) buyuruyor.

    Peygamber efendimiz, eshab-ı kirama hitaben böyle buyuruyor. Bir mü'min, bir mü'minin kalbini kırsa, 70 defa Kâbe'yi yıkmaktan beter günaha girmektedir. Müslüman olarak hepimizin bunları okumamız, öğrenmemiz ve ona göre hareket etmemiz lazımdır.

    Din büyükleri buyuruyor ki:

    “Her günâh, îmânı tehlikeye sokmaya sebep olabilir ama şu üç günâhın tesiri daha kuvvetlidir:

    1- imân nimetine şükretmemek.
    2- imânın gitmesinden korkmamak.
    3- Mü'minleri incitmek, kalblerini kırmak.


  11. 27.Temmuz.2012, 11:32
    6
    burcealtug
    Kıdemli Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Şubat.2012
    Üye No: 94504
    Mesaj Sayısı: 980
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: ALLAHÜTELANIN ARŞININ ALTINDA HERHANGİBİR YER

    Cevap: Dilleriyle insanları kıranları ibadetleri kabul olur mu?

    ALLAH RAZI OLSUN...Ben bu kişiye öğrendiğim ilmi öğretmeyi ve doğru yola çekmeyi çok arzu ettim. ALLAH biliyor ya rüya bile gördüm. Ama onun bana itima edeceğini beni kaale alacağını hiç sanmıyorum. Çok kızdığım için içimde ki öfkeden dolayı 2 gündür onu ALLAHA havale ediyorum. Nasıl biliyorsan öyle yap YARAB diyorum. Hakkımı helal etmeyeceğimi düşünüyorum.


  12. 27.Temmuz.2012, 11:32
    6
    Kıdemli Üye
    ALLAH RAZI OLSUN...Ben bu kişiye öğrendiğim ilmi öğretmeyi ve doğru yola çekmeyi çok arzu ettim. ALLAH biliyor ya rüya bile gördüm. Ama onun bana itima edeceğini beni kaale alacağını hiç sanmıyorum. Çok kızdığım için içimde ki öfkeden dolayı 2 gündür onu ALLAHA havale ediyorum. Nasıl biliyorsan öyle yap YARAB diyorum. Hakkımı helal etmeyeceğimi düşünüyorum.


  13. 27.Temmuz.2012, 14:30
    7
    @mir
    âb ü kil

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Ağustos.2009
    Üye No: 49589
    Mesaj Sayısı: 3,358
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 36
    Yaş: 43
    Bulunduğu yer: Dârü'l-İmtihân

    Cevap: Dilleriyle insanları kıranları ibadetleri kabul olur mu?

    şu linke de bakmalısınız:
    http://www.mumsema.com/misafir-sorul...ilirmiyim.html


  14. 27.Temmuz.2012, 14:30
    7
    âb ü kil



+ Yorum Gönder