Konusunu Oylayın.: Mastürbasyon İlleti, Lütfen Sonuna Kadar Okuyun. Benim Sorunum Başka.

5 üzerinden 4.33 | Toplam : 3 kişi
Mastürbasyon İlleti, Lütfen Sonuna Kadar Okuyun. Benim Sorunum Başka.
  1. 23.Temmuz.2012, 14:01
    1
    izmir123
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Temmuz.2012
    Üye No: 97072
    Mesaj Sayısı: 1
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Mastürbasyon İlleti, Lütfen Sonuna Kadar Okuyun. Benim Sorunum Başka.






    Mastürbasyon İlleti, Lütfen Sonuna Kadar Okuyun. Benim Sorunum Başka. Mumsema Ramazan ayındayız.
    17 yaşında erkeğim. Dinimi seviyorum, Allah'a inanıyorum.

    Benim sorunum biraz farklı. Lütfen okuyun ve cevap verin.

    Bende çoğu genç gibi mastürbasyon yapıyorum ama elimden geldiği kadar yapmamaya çalışıyorum. Bu mastürbasyon illetinden kurtulmak için
    okumadığım yazı, bakmadığım site kalmadı. Ama genede içimden bir şehvet hissi gelip artıyor ve beni mastürbasyon yapmaya zorluyor.

    Mastürbasyonun zararlarını, günahlarını ve bırakma yollarını araştırdım.
    En kesin ve en net çözüm evlenmek. Ama ben şuanda evlenecek durumda değilim. Evlenmek istesem bile ailem şuanda izin vermez ve bence hayatımı iyice elime alıp askerliği, okulu bitirip bir işe girdikten sonra evlenmek istiyorum.

    Hanefi mezhebine bağlıyım.
    Bazı sitelerde haram olduğunu ama hanefi mezhebine göre şehveti gidermek amacıyla yapılabileceğini okudum.

    Bazı geceler rüyalanma dediğimiz olay bendede oluyor ama sabah uyandığımda gene şehvet hissi oluyor ve mastürbasyona zorluyor beni.

    Sizden istediğim bana yardımcı olmanız.

    Bu mastürbasyondan evlenmek ve oruç tutma yolları hariç nasıl kurtulabilirim ? Şuan oruçluyum ama gene şehvet hissi geliyor sık sık.
    Elimden geldiğinde yapmamaya çalışıyorum.

    Hanefi mezhebine göre günahı nedir ?

    Bunu nasıl atlatabilirim ?


  2. 23.Temmuz.2012, 14:01
    1
    izmir123 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye



    Ramazan ayındayız.
    17 yaşında erkeğim. Dinimi seviyorum, Allah'a inanıyorum.

    Benim sorunum biraz farklı. Lütfen okuyun ve cevap verin.

    Bende çoğu genç gibi mastürbasyon yapıyorum ama elimden geldiği kadar yapmamaya çalışıyorum. Bu mastürbasyon illetinden kurtulmak için
    okumadığım yazı, bakmadığım site kalmadı. Ama genede içimden bir şehvet hissi gelip artıyor ve beni mastürbasyon yapmaya zorluyor.

    Mastürbasyonun zararlarını, günahlarını ve bırakma yollarını araştırdım.
    En kesin ve en net çözüm evlenmek. Ama ben şuanda evlenecek durumda değilim. Evlenmek istesem bile ailem şuanda izin vermez ve bence hayatımı iyice elime alıp askerliği, okulu bitirip bir işe girdikten sonra evlenmek istiyorum.

    Hanefi mezhebine bağlıyım.
    Bazı sitelerde haram olduğunu ama hanefi mezhebine göre şehveti gidermek amacıyla yapılabileceğini okudum.

    Bazı geceler rüyalanma dediğimiz olay bendede oluyor ama sabah uyandığımda gene şehvet hissi oluyor ve mastürbasyona zorluyor beni.

    Sizden istediğim bana yardımcı olmanız.

    Bu mastürbasyondan evlenmek ve oruç tutma yolları hariç nasıl kurtulabilirim ? Şuan oruçluyum ama gene şehvet hissi geliyor sık sık.
    Elimden geldiğinde yapmamaya çalışıyorum.

    Hanefi mezhebine göre günahı nedir ?

    Bunu nasıl atlatabilirim ?


    Benzer Konular

    - Otuz Altın (önemli lütfen okuyun)

    - Namaz kılmayanın bahaneleri (lütfen okuyun)

    - Bir YAŞ mağdurunun dramı(lütfen okuyun ve okutun)

    - ARADAKİ FARK Lütfen okuyun!!!!!

    - Öğretmen ve öğrenci öyküsü Lütfen Okuyun

  3. 23.Temmuz.2012, 14:48
    2
    @mir
    âb ü kil

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Ağustos.2009
    Üye No: 49589
    Mesaj Sayısı: 3,358
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 36
    Yaş: 43
    Bulunduğu yer: Dârü'l-İmtihân

    Cevap: Mastürbasyon İlleti, Lütfen Sonuna Kadar Okuyun. Benim Sorunum Başka.




    kardeş kendinle gurur duymak
    çok büyük işlere girişmek için kendine güven duymak istiyor musun?
    nefsine hakim ol ve onu dizginle

    şu halinle kendinden utanıyorsundur?
    ben nasıl bir Müslümanım? diye
    ama inan ki 3-5 gün yapmazsan o işi yapmadan da yaşayabileceğini görürsün
    ve bu sana büyük bir özgüven verir

    Allah da sana bir çıkış kapısı gösterebilir


  4. 23.Temmuz.2012, 14:48
    2
    âb ü kil



    kardeş kendinle gurur duymak
    çok büyük işlere girişmek için kendine güven duymak istiyor musun?
    nefsine hakim ol ve onu dizginle

    şu halinle kendinden utanıyorsundur?
    ben nasıl bir Müslümanım? diye
    ama inan ki 3-5 gün yapmazsan o işi yapmadan da yaşayabileceğini görürsün
    ve bu sana büyük bir özgüven verir

    Allah da sana bir çıkış kapısı gösterebilir


  5. 23.Temmuz.2012, 15:07
    3
    ömerhattab
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 18.Mayıs.2008
    Üye No: 20975
    Mesaj Sayısı: 1,830
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 19

    Cevap: Mastürbasyon İlleti, Lütfen Sonuna Kadar Okuyun. Benim Sorunum Başka.

    Ey Gençler! Sizden evlenmeye gücü yeten hemen evlensin. Çünkü evlenmek gözü ve âzâları haramdan korur. Evlenmeye gücü yetmeyen de oruç tutsun; zîrâ, oruç şehveti kırar. (Kenzûl Ummal 44408)".***.*** Resûlüllah S.A.V.:- "Allah'ım! Kulağım, gözüm ve kalbimin kötüye kaymasından ve şehvetimin heyecanından sana sığınırım" buyurmuş, evlenmenin lüzumunu duyurmuştur (İhya 2/77).


  6. 23.Temmuz.2012, 15:07
    3
    Devamlı Üye
    Ey Gençler! Sizden evlenmeye gücü yeten hemen evlensin. Çünkü evlenmek gözü ve âzâları haramdan korur. Evlenmeye gücü yetmeyen de oruç tutsun; zîrâ, oruç şehveti kırar. (Kenzûl Ummal 44408)".***.*** Resûlüllah S.A.V.:- "Allah'ım! Kulağım, gözüm ve kalbimin kötüye kaymasından ve şehvetimin heyecanından sana sığınırım" buyurmuş, evlenmenin lüzumunu duyurmuştur (İhya 2/77).


  7. 23.Temmuz.2012, 18:20
    4
    Berşan
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 10.Haziran.2012
    Üye No: 96511
    Mesaj Sayısı: 77
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 28
    Bulunduğu yer: İstanbul

    Cevap: Mastürbasyon İlleti, Lütfen Sonuna Kadar Okuyun. Benim Sorunum Başka.

    Kardeşim, benim buna bulduğum yol biraz radikal ama;
    Tevbe namazı kılıp tevbemi yaptıktan sonra bir daha yapmayacağım üzere Allah'u Teala'nın El-Kahhar ismi üzerine yemin ettim.
    O günden beri şehvetlenme olmuyomu oluyo, ama her seferinde Allah'u Teala'nın o ismi aklıma geliyor ve şehvet felan kalmıyor ortada çok şükür.
    Selametle


  8. 23.Temmuz.2012, 18:20
    4
    Berşan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    Kardeşim, benim buna bulduğum yol biraz radikal ama;
    Tevbe namazı kılıp tevbemi yaptıktan sonra bir daha yapmayacağım üzere Allah'u Teala'nın El-Kahhar ismi üzerine yemin ettim.
    O günden beri şehvetlenme olmuyomu oluyo, ama her seferinde Allah'u Teala'nın o ismi aklıma geliyor ve şehvet felan kalmıyor ortada çok şükür.
    Selametle


  9. 23.Temmuz.2012, 19:05
    5
    İLİMCİK
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Haziran.2012
    Üye No: 96623
    Mesaj Sayısı: 419
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5

    Cevap: Mastürbasyon İlleti, Lütfen Sonuna Kadar Okuyun. Benim Sorunum Başka.

    1-Günahlardan kaçmanın en birinci çaresi Allahı tanımaktır..Yani, nasıl bir zatın bizi bildiğini ve gördüğünü ve nasıl bir zata isyan ettiğimizi bilmektir.

    2-Günah işleme sebebimiz imansızlıktan veya imanın zayıflığından değildir..Akıl ve kalbin his ve hevesata mağlubiyetinden ileri geliyor..Yani, insanın nefsi az bir hazır lezzeti ileride ve gaib olan çok lezzetlere tercih ediyor..Kör hissiyat akıbeti göremiyor ve düşünemiyor. Öyle ise, yapacağımız en önemli iş, herbir günah içinde cehennemi elemlerin dünyada dahi olduğunu bilmektir. Yani, herbir günah içinde bu dünyada dahi çok dehşetli sıkıntılar var..Eğer o hazır ve bu dünyadaki sıkıntıları dahi nefsimize gösterebilirsek, bir derece his ve hevesimizi mağlub etmemiz daha kolaylaşıyor..Risale-i Nur, baştan sona marifetullah dersini verip, bize Allahı isim ve sıfatlarıyla tanıtıyor..Onu ona havale edip, sadece bu "his ve hevesimizi mağlub etmek" ile ilgili Risale-i Nurda geçen bir yeri aynen aktarıyorum...Dikkatle okursanız inşaallah derdinize çare olur:


    Yedinci Söz

    Şu kâinatın tılsım-ı muğlakını açan (kainat problemini halleden) آمَنْتُ بِاللّٰهِ وَ بِالْيَوْمِ اْلآخِرِ ruh-u beşer için saadet kapısını fetheden ne kadar kıymetdar iki tılsım-ı müşkil-küşa olduğunu ve sabır ile Hâlıkına tevekkül ve iltica ve şükür ile Rezzakından sual ve dua; ne kadar nâfi' ve tiryak gibi iki ilâç olduğunu; ve Kur'an'ı dinlemek, hükmüne inkıyad etmek, namazı kılmak, kebairi terk etmek; ebed-ül âbâd yolculuğunda ne kadar mühim, değerli revnakdar bir bilet, bir zâd-ı âhiret, bir nur-u kabir olduğunu anlamak istersen; şu temsilî hikâyeciğe bak, dinle:

    Bir zaman bir asker, meydan-ı harb ve imtihanda, kâr ve zarar deveranında pek müdhiş bir vaziyete düşer. Şöyle ki:

    Sağ ve sol iki tarafından dehşetli derin iki yara ile yaralı ve arkasında cesîm bir arslan, ona saldırmak için bekliyor gibi duruyor. Ve gözü önünde bir darağacı dikilmiş, bütün sevdiklerini asıp mahvediyor, onu da bekliyor. Hem bu hali ile beraber uzun bir yolculuğu var, nefyediliyor. O bîçare, şu dehşet içinde, me'yusane düşünürken; sağ cihetinde Hızır gibi bir hayırhah, nuranî bir zât peyda olur. Ona der: "Me'yus olma. Sana iki tılsım verip öğreteceğim. Güzelce istimal etsen, o arslan, sana müsahhar bir at olur. Hem o darağacı, sana keyif ve tenezzüh için hoş bir salıncağa döner. Hem sana iki ilâç vereceğim. Güzelce istimal etsen; o iki müteaffin yaraların, iki güzel kokulu Gül-ü Muhammedî (Aleyhissalâtü Vesselâm) denilen latif çiçeğe inkılab ederler. Hem sana bir bilet vereceğim. Onunla, uçar gibi bir senelik bir yolu, bir günde kesersin. İşte eğer inanmıyorsan, bir parça tecrübe et. Tâ doğru olduğunu anlayasın." Hakikaten bir parça tecrübe etti. Doğru olduğunu tasdik etti. Evet ben, yani şu bîçare Said dahi bunu tasdik ederim. Çünki biraz tecrübe ettim, pek doğru gördüm. Bundan sonra birden gördü ki: Sol cihetinden Şeytan gibi dessas, ayyaş aldatıcı bir adam, çok zînetler, süslü suretler, fantaziyeler, müskirler beraber olduğu halde geldi. Karşısında durdu. Ona dedi:

    -Hey arkadaş! Gel gel, beraber işret edip keyfedelim. Şu güzel kız suretlerine bakalım. Şu hoş şarkıları dinleyelim. Şu tatlı yemekleri yiyelim.

    Sual: Hâ hâ, nedir ağzında gizli okuyorsun?

    Cevab: Bir tılsım.

    -Bırak şu anlaşılmaz işi. Hazır keyfimizi bozmayalım.

    S- Hâ, şu ellerindeki nedir?

    C- Bir ilâç.

    -At şunu. Sağlamsın. Neyin var. Alkış zamanıdır.

    S- Hâ, şu beş nişanlı kâğıt nedir?

    C- Bir bilet. Bir tayinat senedi.

    -Yırt bunları. Şu güzel bahar mevsiminde yolculuk bizim nemize lâzım! der. Herbir desise ile onu iknaa çalışır. Hattâ o bîçare, ona biraz meyleder. Evet, insan aldanır. Ben de öyle bir dessasa aldandım.

    Birden sağ cihetinden ra'd gibi bir ses gelir. Der: "Sakın aldanma. Ve o dessasa de ki: Eğer arkamdaki arslanı öldürüp, önümdeki darağacını kaldırıp, sağ ve solumdaki yaraları def'edip peşimdeki yolculuğu men'edecek bir çare sende varsa, bulursan; haydi yap, göster, görelim. Sonra de: Gel keyfedelim. Yoksa sus hey sersem!. Tâ Hızır gibi bu zât-ı semavî dediğini desin."

    İşte ey gençliğinde gülmüş, şimdi güldüğüne ağlayan nefsim! Bil: O bîçare asker ise, sensin ve insandır. Ve o arslan ise, eceldir. Ve o darağacı ise, ölüm ve zeval ve firaktır ki; gece gündüzün dönmesinde her dost veda eder, kaybolur. Ve o iki yara ise, birisi müz'ic ve hadsiz bir acz-i beşerî; diğeri elîm, nihayetsiz bir fakr-ı insanîdir. Ve o nefy ve yolculuk ise, âlem-i ervahtan, rahm-ı maderden, sabavetten, ihtiyarlıktan, dünyadan, kabirden, berzahtan, haşirden, Sırat'tan geçer bir uzun sefer-i imtihandır. Ve o iki tılsım ise, Cenab-ı Hakk'a iman ve âhirete imandır.

    Evet şu kudsî tılsım ile ölüm; insan-ı mü'mini, zindan-ı dünyadan bostan-ı cinana, huzur-u Rahman'a götüren bir müsahhar at ve burak suretini alır. Onun içindir ki: Ölümün hakikatını gören kâmil insanlar, ölümü sevmişler. Daha ölüm gelmeden ölmek istemişler. Hem zeval ve firak, memat ve vefat ve darağacı olan mürur-u zaman, o iman tılsımı ile, Sâni'-i Zülcelal'in taze taze, renk renk, çeşit çeşit mu'cizat-ı nakşını, havarık-ı kudretini, tecelliyat-ı rahmetini, kemal-i lezzetle seyr ü temaşaya vasıta suretini alır. Evet Güneşin nurundaki renkleri gösteren âyinelerin tebeddül edip tazelenmesi ve sinema perdelerinin değişmesi, daha hoş, daha güzel manzaralar teşkil eder. Ve o iki ilâç ise, biri sabır ile tevekküldür. Hâlıkının kudretine istinad, hikmetine itimaddır.

    Öyle mi? Evet emr-i كُنْ فَيَكُونُ e mâlik bir Sultan-ı Cihan'a acz tezkeresiyle istinad eden bir adamın ne pervası olabilir? Zira en müdhiş bir musibet karşısında اِنَّا لِلّٰهِ وَاِنَّا اِلَيْهِ رَاجِعُونَ deyip itminan-ı kalb ile Rabb-ı Rahîm'ine itimad eder. Evet ârif-i billah, aczden, mehafetullahtan telezzüz eder. Evet havfta lezzet vardır. Eğer bir yaşındaki bir çocuğun aklı bulunsa ve ondan sual edilse: "En leziz ve en tatlı haletin nedir?" Belki diyecek: "Aczimi, za'fımı anlayıp, vâlidemin tatlı tokatından korkarak yine vâlidemin şefkatli sinesine sığındığım halettir." Halbuki bütün vâlidelerin şefkatleri, ancak bir lem'a-i tecelli-i rahmettir. Onun içindir ki: Kâmil insanlar, aczde ve havfullahta öyle bir lezzet bulmuşlar ki; kendi havl ve kuvvetlerinden şiddetle teberri edip, Allah'a acz ile sığınmışlar. Aczi ve havfı, kendilerine şefaatçı yapmışlar.

    Diğer ilâç ise, şükür ve kanaat ile taleb ve dua ve Rezzak-ı Rahîm'in rahmetine itimaddır. Öyle mi? Evet, bütün yeryüzünü bir sofra-i nimet eden ve bahar mevsimini bir çiçek destesi yapan ve o sofranın yanına koyan ve üstüne serpen bir Cevvad-ı Kerim'in misafirine fakr u ihtiyaç, nasıl elîm ve ağır olabilir? Belki fakr u ihtiyacı, hoş bir iştiha suretini alır. İştiha gibi fakrın tezyidine çalışır. Onun içindir ki: Kâmil insanlar, fakr ile fahretmişler. Sakın yanlış anlama! Allah'a karşı fakrını hissedip yalvarmak demektir. Yoksa fakrını halka gösterip, dilencilik vaziyetini almak demek değildir. Ve o bilet, sened ise; başta namaz olarak eda-i feraiz ve terk-i kebairdir. Öyle mi? Evet bütün ehl-i ihtisas ve müşahedenin ve bütün ehl-i zevk ve keşfin ittifakıyla; o uzun ve karanlıklı ebed-ül âbâd yolunda zâd ü zahîre, ışık ve burak; ancak Kur'anın evamirini imtisal ve nevahisinden içtinab ile elde edilebilir. Yoksa fen ve felsefe, san'at ve hikmet, o yolda beş para etmez. Onların ışıkları, kabrin kapısına kadardır.

    İşte ey tenbel nefsim!

    Beş vakit namazı kılmak, yedi kebairi terketmek; ne kadar az ve rahat ve hafiftir. Neticesi ve meyvesi ve faidesi ne kadar çok mühim ve büyük olduğunu; aklın varsa, bozulmamış ise anlarsın. Ve fısk ve sefahete seni teşvik eden şeytana ve o adama dersin: Eğer ölümü öldürüp, zevali dünyadan izale etmek ve aczi ve fakrı, beşerden kaldırıp kabir kapısını kapamak çaresi varsa, söyle dinleyelim. Yoksa sus. Kâinat mescid-i kebirinde Kur'an kâinatı okuyor! Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım, hidayetiyle amel edelim ve onu vird-i zeban edelim. Evet söz odur ve ona derler. Hak olup, Hak'tan gelip Hak diyen ve hakikatı gösteren ve nuranî hikmeti neşreden odur.
    Sözler ( 33 )


  10. 23.Temmuz.2012, 19:05
    5
    İLİMCİK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Devamlı Üye
    1-Günahlardan kaçmanın en birinci çaresi Allahı tanımaktır..Yani, nasıl bir zatın bizi bildiğini ve gördüğünü ve nasıl bir zata isyan ettiğimizi bilmektir.

    2-Günah işleme sebebimiz imansızlıktan veya imanın zayıflığından değildir..Akıl ve kalbin his ve hevesata mağlubiyetinden ileri geliyor..Yani, insanın nefsi az bir hazır lezzeti ileride ve gaib olan çok lezzetlere tercih ediyor..Kör hissiyat akıbeti göremiyor ve düşünemiyor. Öyle ise, yapacağımız en önemli iş, herbir günah içinde cehennemi elemlerin dünyada dahi olduğunu bilmektir. Yani, herbir günah içinde bu dünyada dahi çok dehşetli sıkıntılar var..Eğer o hazır ve bu dünyadaki sıkıntıları dahi nefsimize gösterebilirsek, bir derece his ve hevesimizi mağlub etmemiz daha kolaylaşıyor..Risale-i Nur, baştan sona marifetullah dersini verip, bize Allahı isim ve sıfatlarıyla tanıtıyor..Onu ona havale edip, sadece bu "his ve hevesimizi mağlub etmek" ile ilgili Risale-i Nurda geçen bir yeri aynen aktarıyorum...Dikkatle okursanız inşaallah derdinize çare olur:


    Yedinci Söz

    Şu kâinatın tılsım-ı muğlakını açan (kainat problemini halleden) آمَنْتُ بِاللّٰهِ وَ بِالْيَوْمِ اْلآخِرِ ruh-u beşer için saadet kapısını fetheden ne kadar kıymetdar iki tılsım-ı müşkil-küşa olduğunu ve sabır ile Hâlıkına tevekkül ve iltica ve şükür ile Rezzakından sual ve dua; ne kadar nâfi' ve tiryak gibi iki ilâç olduğunu; ve Kur'an'ı dinlemek, hükmüne inkıyad etmek, namazı kılmak, kebairi terk etmek; ebed-ül âbâd yolculuğunda ne kadar mühim, değerli revnakdar bir bilet, bir zâd-ı âhiret, bir nur-u kabir olduğunu anlamak istersen; şu temsilî hikâyeciğe bak, dinle:

    Bir zaman bir asker, meydan-ı harb ve imtihanda, kâr ve zarar deveranında pek müdhiş bir vaziyete düşer. Şöyle ki:

    Sağ ve sol iki tarafından dehşetli derin iki yara ile yaralı ve arkasında cesîm bir arslan, ona saldırmak için bekliyor gibi duruyor. Ve gözü önünde bir darağacı dikilmiş, bütün sevdiklerini asıp mahvediyor, onu da bekliyor. Hem bu hali ile beraber uzun bir yolculuğu var, nefyediliyor. O bîçare, şu dehşet içinde, me'yusane düşünürken; sağ cihetinde Hızır gibi bir hayırhah, nuranî bir zât peyda olur. Ona der: "Me'yus olma. Sana iki tılsım verip öğreteceğim. Güzelce istimal etsen, o arslan, sana müsahhar bir at olur. Hem o darağacı, sana keyif ve tenezzüh için hoş bir salıncağa döner. Hem sana iki ilâç vereceğim. Güzelce istimal etsen; o iki müteaffin yaraların, iki güzel kokulu Gül-ü Muhammedî (Aleyhissalâtü Vesselâm) denilen latif çiçeğe inkılab ederler. Hem sana bir bilet vereceğim. Onunla, uçar gibi bir senelik bir yolu, bir günde kesersin. İşte eğer inanmıyorsan, bir parça tecrübe et. Tâ doğru olduğunu anlayasın." Hakikaten bir parça tecrübe etti. Doğru olduğunu tasdik etti. Evet ben, yani şu bîçare Said dahi bunu tasdik ederim. Çünki biraz tecrübe ettim, pek doğru gördüm. Bundan sonra birden gördü ki: Sol cihetinden Şeytan gibi dessas, ayyaş aldatıcı bir adam, çok zînetler, süslü suretler, fantaziyeler, müskirler beraber olduğu halde geldi. Karşısında durdu. Ona dedi:

    -Hey arkadaş! Gel gel, beraber işret edip keyfedelim. Şu güzel kız suretlerine bakalım. Şu hoş şarkıları dinleyelim. Şu tatlı yemekleri yiyelim.

    Sual: Hâ hâ, nedir ağzında gizli okuyorsun?

    Cevab: Bir tılsım.

    -Bırak şu anlaşılmaz işi. Hazır keyfimizi bozmayalım.

    S- Hâ, şu ellerindeki nedir?

    C- Bir ilâç.

    -At şunu. Sağlamsın. Neyin var. Alkış zamanıdır.

    S- Hâ, şu beş nişanlı kâğıt nedir?

    C- Bir bilet. Bir tayinat senedi.

    -Yırt bunları. Şu güzel bahar mevsiminde yolculuk bizim nemize lâzım! der. Herbir desise ile onu iknaa çalışır. Hattâ o bîçare, ona biraz meyleder. Evet, insan aldanır. Ben de öyle bir dessasa aldandım.

    Birden sağ cihetinden ra'd gibi bir ses gelir. Der: "Sakın aldanma. Ve o dessasa de ki: Eğer arkamdaki arslanı öldürüp, önümdeki darağacını kaldırıp, sağ ve solumdaki yaraları def'edip peşimdeki yolculuğu men'edecek bir çare sende varsa, bulursan; haydi yap, göster, görelim. Sonra de: Gel keyfedelim. Yoksa sus hey sersem!. Tâ Hızır gibi bu zât-ı semavî dediğini desin."

    İşte ey gençliğinde gülmüş, şimdi güldüğüne ağlayan nefsim! Bil: O bîçare asker ise, sensin ve insandır. Ve o arslan ise, eceldir. Ve o darağacı ise, ölüm ve zeval ve firaktır ki; gece gündüzün dönmesinde her dost veda eder, kaybolur. Ve o iki yara ise, birisi müz'ic ve hadsiz bir acz-i beşerî; diğeri elîm, nihayetsiz bir fakr-ı insanîdir. Ve o nefy ve yolculuk ise, âlem-i ervahtan, rahm-ı maderden, sabavetten, ihtiyarlıktan, dünyadan, kabirden, berzahtan, haşirden, Sırat'tan geçer bir uzun sefer-i imtihandır. Ve o iki tılsım ise, Cenab-ı Hakk'a iman ve âhirete imandır.

    Evet şu kudsî tılsım ile ölüm; insan-ı mü'mini, zindan-ı dünyadan bostan-ı cinana, huzur-u Rahman'a götüren bir müsahhar at ve burak suretini alır. Onun içindir ki: Ölümün hakikatını gören kâmil insanlar, ölümü sevmişler. Daha ölüm gelmeden ölmek istemişler. Hem zeval ve firak, memat ve vefat ve darağacı olan mürur-u zaman, o iman tılsımı ile, Sâni'-i Zülcelal'in taze taze, renk renk, çeşit çeşit mu'cizat-ı nakşını, havarık-ı kudretini, tecelliyat-ı rahmetini, kemal-i lezzetle seyr ü temaşaya vasıta suretini alır. Evet Güneşin nurundaki renkleri gösteren âyinelerin tebeddül edip tazelenmesi ve sinema perdelerinin değişmesi, daha hoş, daha güzel manzaralar teşkil eder. Ve o iki ilâç ise, biri sabır ile tevekküldür. Hâlıkının kudretine istinad, hikmetine itimaddır.

    Öyle mi? Evet emr-i كُنْ فَيَكُونُ e mâlik bir Sultan-ı Cihan'a acz tezkeresiyle istinad eden bir adamın ne pervası olabilir? Zira en müdhiş bir musibet karşısında اِنَّا لِلّٰهِ وَاِنَّا اِلَيْهِ رَاجِعُونَ deyip itminan-ı kalb ile Rabb-ı Rahîm'ine itimad eder. Evet ârif-i billah, aczden, mehafetullahtan telezzüz eder. Evet havfta lezzet vardır. Eğer bir yaşındaki bir çocuğun aklı bulunsa ve ondan sual edilse: "En leziz ve en tatlı haletin nedir?" Belki diyecek: "Aczimi, za'fımı anlayıp, vâlidemin tatlı tokatından korkarak yine vâlidemin şefkatli sinesine sığındığım halettir." Halbuki bütün vâlidelerin şefkatleri, ancak bir lem'a-i tecelli-i rahmettir. Onun içindir ki: Kâmil insanlar, aczde ve havfullahta öyle bir lezzet bulmuşlar ki; kendi havl ve kuvvetlerinden şiddetle teberri edip, Allah'a acz ile sığınmışlar. Aczi ve havfı, kendilerine şefaatçı yapmışlar.

    Diğer ilâç ise, şükür ve kanaat ile taleb ve dua ve Rezzak-ı Rahîm'in rahmetine itimaddır. Öyle mi? Evet, bütün yeryüzünü bir sofra-i nimet eden ve bahar mevsimini bir çiçek destesi yapan ve o sofranın yanına koyan ve üstüne serpen bir Cevvad-ı Kerim'in misafirine fakr u ihtiyaç, nasıl elîm ve ağır olabilir? Belki fakr u ihtiyacı, hoş bir iştiha suretini alır. İştiha gibi fakrın tezyidine çalışır. Onun içindir ki: Kâmil insanlar, fakr ile fahretmişler. Sakın yanlış anlama! Allah'a karşı fakrını hissedip yalvarmak demektir. Yoksa fakrını halka gösterip, dilencilik vaziyetini almak demek değildir. Ve o bilet, sened ise; başta namaz olarak eda-i feraiz ve terk-i kebairdir. Öyle mi? Evet bütün ehl-i ihtisas ve müşahedenin ve bütün ehl-i zevk ve keşfin ittifakıyla; o uzun ve karanlıklı ebed-ül âbâd yolunda zâd ü zahîre, ışık ve burak; ancak Kur'anın evamirini imtisal ve nevahisinden içtinab ile elde edilebilir. Yoksa fen ve felsefe, san'at ve hikmet, o yolda beş para etmez. Onların ışıkları, kabrin kapısına kadardır.

    İşte ey tenbel nefsim!

    Beş vakit namazı kılmak, yedi kebairi terketmek; ne kadar az ve rahat ve hafiftir. Neticesi ve meyvesi ve faidesi ne kadar çok mühim ve büyük olduğunu; aklın varsa, bozulmamış ise anlarsın. Ve fısk ve sefahete seni teşvik eden şeytana ve o adama dersin: Eğer ölümü öldürüp, zevali dünyadan izale etmek ve aczi ve fakrı, beşerden kaldırıp kabir kapısını kapamak çaresi varsa, söyle dinleyelim. Yoksa sus. Kâinat mescid-i kebirinde Kur'an kâinatı okuyor! Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım, hidayetiyle amel edelim ve onu vird-i zeban edelim. Evet söz odur ve ona derler. Hak olup, Hak'tan gelip Hak diyen ve hakikatı gösteren ve nuranî hikmeti neşreden odur.
    Sözler ( 33 )


  11. 23.Temmuz.2012, 19:09
    6
    İLİMCİK
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Haziran.2012
    Üye No: 96623
    Mesaj Sayısı: 419
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5

    Cevap: Mastürbasyon İlleti, Lütfen Sonuna Kadar Okuyun. Benim Sorunum Başka.

    "His ve hevesimizi mağlub eden başka bir yer"


    Üçüncü Söz

    بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
    يَا اَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا


    İbadet, ne büyük bir ticaret ve saadet; fısk ve sefahet, ne büyük bir hasaret ve helâket olduğunu anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciğe bak, dinle...

    Bir vakit iki asker, uzak bir şehire gitmek için emir alıyorlar. Beraber giderler; tâ, yol ikileşir. Bir adam orada bulunur, onlara der: "Şu sağdaki yol, hiç zararı olmamakla beraber, onda giden yolculardan ondan dokuzu büyük kâr ve rahat görür. Soldaki yol ise, menfaatı olmamakla beraber, on yolcusundan dokuzu zarar görür. Hem ikisi, kısa ve uzunlukta birdirler. Yalnız bir fark var ki, intizamsız, hükûmetsiz olan sol yolun yolcusu çantasız, silâhsız gider. Zahirî bir hıffet, yalancı bir rahatlık görür. İntizam-ı askerî altındaki sağ yolun yolcusu ise, mugaddi hülâsalardan dolu dört okkalık bir çanta ve her adüvvü alt ve mağlub edecek iki kıyyelik bir mükemmel mîrî silâhı taşımaya mecburdur."

    O iki asker, o muarrif adamın sözünü dinledikten sonra şu bahtiyar nefer, sağa gider. Bir batman ağırlığı omuzuna ve beline yükler. Fakat kalbi ve ruhu, binler batman minnetlerden ve korkulardan kurtulur. Öteki bedbaht nefer ise, askerliği bırakır. Nizama tâbi olmak istemez, sola gider. Cismi bir batman ağırlıktan kurtulur, fakat kalbi binler batman minnetler altında ve ruhu hadsiz korkular altında ezilir. Hem herkese dilenci, hem her şeyden, her hâdiseden titrer bir surette gider. Tâ, mahall-i maksuda yetişir. Orada, âsi ve kaçak cezasını görür.

    Askerlik nizamını seven, çanta ve silâhını muhafaza eden ve sağa giden nefer ise, kimseden minnet almayarak, kimseden havf etmeyerek rahat-ı kalb ve vicdan ile gider. Tâ o matlub şehire yetişir. Orada, vazifesini güzelce yapan bir namuslu askere münasib bir mükâfat görür.

    İşte ey nefs-i serkeş! Bil ki: O iki yolcu; biri muti-i kanun-u İlahî (Allah'ın kanununa itaat eden), birisi de âsi ve hevaya tâbi insanlardır. O yol ise, hayat yoludur ki; âlem-i ervahtan gelip kabirden geçer, âhirete gider. O çanta ve silâh ise, ibadet ve takvadır. İbadetin çendan zahirî bir ağırlığı var. Fakat manasında öyle bir rahatlık ve hafiflik var ki, tarif edilmez. Çünki âbid, namazında der: اَشْهَدُ اَنْ لاَ اِلهَ اِلاَّ اللّٰهُ Yani: "Hâlık ve Rezzak, ondan başka yoktur. Zarar ve menfaat, onun elindedir. O hem Hakîm'dir, abes iş yapmaz. Hem Rahîm'dir; ihsanı, merhameti çoktur" diye itikad ettiğinden her şeyde bir hazine-i rahmet kapısını bulur. Dua ile çalar. Hem her şeyi kendi Rabbisinin emrine müsahhar görür, Rabbisine iltica eder. Tevekkül ile istinad edip her musibete karşı tahassun eder. İmanı, ona bir emniyet-i tâmme verir. Evet her hakikî hasenat gibi cesaretin dahi menbaı, imandır, ubudiyettir. Her seyyiat gibi cebanetin dahi menbaı, dalalettir. Evet tam münevver-ül kalb bir âbidi, küre-i arz bomba olup patlasa, ihtimaldir ki, onu korkutmaz. Belki hârika bir kudret-i Samedaniyeyi, lezzetli bir hayret ile seyredecek. Fakat meşhur bir münevver-ül akıl denilen kalbsiz bir fâsık feylesof ise; gökte bir kuyruklu yıldızı görse, yerde titrer. "Acaba bu serseri yıldız Arzımıza çarpmasın mı?" der; evhama düşer. (Bir vakit böyle bir yıldızdan Amerika titredi. Çokları gece vakti hanelerini terkettiler.)

    Evet insan, nihayetsiz şeylere muhtaç olduğu halde; sermayesi hiç hükmünde... Hem nihayetsiz musibetlere maruz olduğu halde; iktidarı, hiç hükmünde bir şey... Âdeta sermaye ve iktidarının dairesi, eli nereye yetişirse o kadardır. Fakat emelleri, arzuları ve elemleri ve belaları ise; dairesi, gözü, hayali nereye yetişirse ve gidinceye kadar geniştir. Bu derece âciz ve zaîf, fakir ve muhtaç olan ruh-u beşere ibadet, tevekkül, tevhid, teslim; ne kadar azîm bir kâr, bir saadet, bir nimet olduğunu, bütün bütün kör olmayan görür, derk eder. Malûmdur ki: Zararsız yol, zararlı yola -velev on ihtimalden bir ihtimal ile olsa- tercih edilir. Halbuki mes'elemiz olan ubudiyet yolu, zararsız olmakla beraber ondan dokuz ihtimal ile bir saadet-i ebediye hazinesi vardır. Fısk ve sefahet yolu ise; -hattâ fâsıkın itirafıyla dahi- menfaatsız olduğu halde, ondan dokuz ihtimal ile şekavet-i ebediye helâketi bulunduğu; icma ve tevatür derecesinde hadsiz ehl-i ihtisasın ve müşahedenin şehadetiyle sabittir. Ve ehl-i zevkin ve keşfin ihbaratıyla muhakkaktır.

    Elhasıl: Âhiret gibi, dünya saadeti dahi, ibadette ve Allah'a asker olmaktadır. Öyle ise, biz daima اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ عَلَى الطَّاعَةِ وَالتَّوْفِيقِ demeliyiz. Ve müslüman olduğumuza şükretmeliyiz.

    * * *
    Sözler ( 19 )


  12. 23.Temmuz.2012, 19:09
    6
    İLİMCİK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Devamlı Üye
    "His ve hevesimizi mağlub eden başka bir yer"


    Üçüncü Söz

    بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
    يَا اَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا


    İbadet, ne büyük bir ticaret ve saadet; fısk ve sefahet, ne büyük bir hasaret ve helâket olduğunu anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciğe bak, dinle...

    Bir vakit iki asker, uzak bir şehire gitmek için emir alıyorlar. Beraber giderler; tâ, yol ikileşir. Bir adam orada bulunur, onlara der: "Şu sağdaki yol, hiç zararı olmamakla beraber, onda giden yolculardan ondan dokuzu büyük kâr ve rahat görür. Soldaki yol ise, menfaatı olmamakla beraber, on yolcusundan dokuzu zarar görür. Hem ikisi, kısa ve uzunlukta birdirler. Yalnız bir fark var ki, intizamsız, hükûmetsiz olan sol yolun yolcusu çantasız, silâhsız gider. Zahirî bir hıffet, yalancı bir rahatlık görür. İntizam-ı askerî altındaki sağ yolun yolcusu ise, mugaddi hülâsalardan dolu dört okkalık bir çanta ve her adüvvü alt ve mağlub edecek iki kıyyelik bir mükemmel mîrî silâhı taşımaya mecburdur."

    O iki asker, o muarrif adamın sözünü dinledikten sonra şu bahtiyar nefer, sağa gider. Bir batman ağırlığı omuzuna ve beline yükler. Fakat kalbi ve ruhu, binler batman minnetlerden ve korkulardan kurtulur. Öteki bedbaht nefer ise, askerliği bırakır. Nizama tâbi olmak istemez, sola gider. Cismi bir batman ağırlıktan kurtulur, fakat kalbi binler batman minnetler altında ve ruhu hadsiz korkular altında ezilir. Hem herkese dilenci, hem her şeyden, her hâdiseden titrer bir surette gider. Tâ, mahall-i maksuda yetişir. Orada, âsi ve kaçak cezasını görür.

    Askerlik nizamını seven, çanta ve silâhını muhafaza eden ve sağa giden nefer ise, kimseden minnet almayarak, kimseden havf etmeyerek rahat-ı kalb ve vicdan ile gider. Tâ o matlub şehire yetişir. Orada, vazifesini güzelce yapan bir namuslu askere münasib bir mükâfat görür.

    İşte ey nefs-i serkeş! Bil ki: O iki yolcu; biri muti-i kanun-u İlahî (Allah'ın kanununa itaat eden), birisi de âsi ve hevaya tâbi insanlardır. O yol ise, hayat yoludur ki; âlem-i ervahtan gelip kabirden geçer, âhirete gider. O çanta ve silâh ise, ibadet ve takvadır. İbadetin çendan zahirî bir ağırlığı var. Fakat manasında öyle bir rahatlık ve hafiflik var ki, tarif edilmez. Çünki âbid, namazında der: اَشْهَدُ اَنْ لاَ اِلهَ اِلاَّ اللّٰهُ Yani: "Hâlık ve Rezzak, ondan başka yoktur. Zarar ve menfaat, onun elindedir. O hem Hakîm'dir, abes iş yapmaz. Hem Rahîm'dir; ihsanı, merhameti çoktur" diye itikad ettiğinden her şeyde bir hazine-i rahmet kapısını bulur. Dua ile çalar. Hem her şeyi kendi Rabbisinin emrine müsahhar görür, Rabbisine iltica eder. Tevekkül ile istinad edip her musibete karşı tahassun eder. İmanı, ona bir emniyet-i tâmme verir. Evet her hakikî hasenat gibi cesaretin dahi menbaı, imandır, ubudiyettir. Her seyyiat gibi cebanetin dahi menbaı, dalalettir. Evet tam münevver-ül kalb bir âbidi, küre-i arz bomba olup patlasa, ihtimaldir ki, onu korkutmaz. Belki hârika bir kudret-i Samedaniyeyi, lezzetli bir hayret ile seyredecek. Fakat meşhur bir münevver-ül akıl denilen kalbsiz bir fâsık feylesof ise; gökte bir kuyruklu yıldızı görse, yerde titrer. "Acaba bu serseri yıldız Arzımıza çarpmasın mı?" der; evhama düşer. (Bir vakit böyle bir yıldızdan Amerika titredi. Çokları gece vakti hanelerini terkettiler.)

    Evet insan, nihayetsiz şeylere muhtaç olduğu halde; sermayesi hiç hükmünde... Hem nihayetsiz musibetlere maruz olduğu halde; iktidarı, hiç hükmünde bir şey... Âdeta sermaye ve iktidarının dairesi, eli nereye yetişirse o kadardır. Fakat emelleri, arzuları ve elemleri ve belaları ise; dairesi, gözü, hayali nereye yetişirse ve gidinceye kadar geniştir. Bu derece âciz ve zaîf, fakir ve muhtaç olan ruh-u beşere ibadet, tevekkül, tevhid, teslim; ne kadar azîm bir kâr, bir saadet, bir nimet olduğunu, bütün bütün kör olmayan görür, derk eder. Malûmdur ki: Zararsız yol, zararlı yola -velev on ihtimalden bir ihtimal ile olsa- tercih edilir. Halbuki mes'elemiz olan ubudiyet yolu, zararsız olmakla beraber ondan dokuz ihtimal ile bir saadet-i ebediye hazinesi vardır. Fısk ve sefahet yolu ise; -hattâ fâsıkın itirafıyla dahi- menfaatsız olduğu halde, ondan dokuz ihtimal ile şekavet-i ebediye helâketi bulunduğu; icma ve tevatür derecesinde hadsiz ehl-i ihtisasın ve müşahedenin şehadetiyle sabittir. Ve ehl-i zevkin ve keşfin ihbaratıyla muhakkaktır.

    Elhasıl: Âhiret gibi, dünya saadeti dahi, ibadette ve Allah'a asker olmaktadır. Öyle ise, biz daima اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ عَلَى الطَّاعَةِ وَالتَّوْفِيقِ demeliyiz. Ve müslüman olduğumuza şükretmeliyiz.

    * * *
    Sözler ( 19 )


  13. 23.Temmuz.2012, 22:18
    7
    mehmet naim ağım
    Devamlı Üye

    Üyelik Tarihi: 21.Temmuz.2012
    Üye No: 97024
    Mesaj Sayısı: 198
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2
    Yaş: 23
    Bulunduğu yer: medrese-i yusufiye(hapishane)

    Cevap: Mastürbasyon İlleti, Lütfen Sonuna Kadar Okuyun. Benim Sorunum Başka.

    Yusuf kardevi'nin dediği gibi mastürbasyon gizli alışkanlıktır.bundan ancak nefsini açlıkla kurtulaabilirsin, fazla yemek yeme hele de iftarda.Yemeğini kes yani azalt.mastürbasyon yapmak haramdır.sadece bazı yerlerde harama girmemek için caiz olur.(zinaya düşmemek gibi).gerektiği kadarda kızlara bakma helede açık saçık olan kadınların bulunduğu yeerlerden kaç.gözlerini haramdan sakın."Mü'minlere söyle gözlerini sakınsınlar" (1) Buradaki "mü'minler" kelimesi geneldir Kadın erkek bütün müslümanları kapsar Çünkü Kur'an'daki bütün hitaplar umumidir (2) "Mü'min kadınlara da söyle gözlerini (yere) indirsinler (erkeklere bakmasınlar), namuslarını korusunlar " (3) diye ikinci uyarının gelmesini imam Kurtubi şöyle açıklıyor:
    "Burada yüce Allah'ın kadınlara özel olarak hitap etmesi te'kid içindir Çünkü "Mü'minler’e söyle" sözü yeterlidir Bu kelime âm (genel) bir lafız olup kadın-erkek bütün mü'minleri kapsar" (4)

    Zinaya yaklaşmasınlar, namusunu korusunlar ve bir takımları gözleri haramdan sakınma emri yalnızca erkekleri kapsıyor zannetmesinler diye yüce Allah te'kid için ikinci bir hatırlatma yapmıştır (5)

    Peygamber hanımı, Ümmü Seleme (ra) anlatıyor:
    "Ben ve Meymûne ikimiz birlikte Rasulullah (sav) in yanındaydık Yaşlı, âmâ (gözleri görmeyen) bir ihtiyar olan Abdulah ibni Ümmi Mektum bize doğru yöneldi Bunun üzerine Rasulullah (sav) bize:
    - Kalkın ve hicaplanın (örtünüze bürünün) dedi Ben dedim ki:
    - Ey Allah'ın Rasulü, o bizi görmeyen ve bizi tanımayan bir âmâ değil mi? Rasululah (sav):
    - O âmâ peki yâ ikiniz? Sizler onu görüyor değil misiniz? " buyurdu (6)

    Bir düşünün Peygamber (sav) hanımlarının iffetinin kemâlini, kalplerinin temizliğini bildiği halde yaşlı ve âmâ bir ihtiyara karşı tesettüre bürünmelerini ve ona bakmamalarını istiyor Güzelliği gitmiş, yaşı ilerlemiş gözleri kör ve her türlü dünya zevkinden uzak bir ihtiyara karşı peygamber (sav)'in böylesine ihtimam göstermesi yüce Allah'ın emrine bağlılık içindir (7)

    "Evlerinizde oturun, ilk cahiliyye kadınlarının kırıtarak sokakta dolaştığı gibi dolaşmayın, " (8)

    "Bu ayet Rasulullah (sav) in hanımlarının kalbinden başkalarını düşünmeyi silmeye yönelik olduğu gibi, fitne ve günahtan korunmuşum kendime sahibim diyenlerin bu bozuk fikirlerini red etmek içindir Çünkü insan fıtratı devam ettiği sürece iki cins birbirine karşı emin olamaz (9) Nitekim Yusuf (as) :

    "Ben nefsimi temize çıkarmıyorum, çünkü her nefis kötülüğü emreder " (10) diyor ve kendisinin nefse uyarak kötülük yapmamasını "Rabbimin acıması müstesna" diyerek Cenâb-ı Hakkın korumasına bağlıyor

    İmam Kurtubi bu âyetin tefsirinde diyor ki:

    "Allah'ın Peygamberi dahi nefsinin temiz olmasını kerih gördüğü için "nefsimi temize çıkarmıyorum" (11) dedi Çünkü nefsi temize çıkarmak zemmedilmiş, hoş karşılanmamıştır" (12)

    Şimdi burada durup iyice düşünmek lazımdır Bir Peygamber kendi nefsinin temiz olduğunu, kadınlarda haşır-neşir olmasının kalbini bozmayacağını söyleyemiyor Yüce Allah'ın koruması, kollaması olmasa, nefsiyle başbaşa kalsa nefsinin istediğini yaptırabileceğini söylüyor Ama bir takım insanlar kadınlarla erkekleri aynı mekânda buluşturarak onlara dini telkinlerde bulunuyor Kadınlarla tokalaşıyor, onlara el öptürüyor, senli, benli konuşuyor Bunlar İslama uyuyor mu? diye sorulduğunda ise "O nefsini öldürmüş" diyorlar Halbuki nefsin ölmediğini Yüce Allah peygamberinin lisaniyle bize bildiriyor

    Bu hususta en açık âyet ise Nur sûresi 31 âyettir

    "Zinetlerini göstermesinler” (13) âyeti mü'min hanımların zinetlerini ve zinet yerlerini ve güzelliklerini yabancı erkeklere göstermelerini kesin bir emirle yasaklıyor

    Yine bu hususla ilgili olarak Hz Ali (ra) dan rivayet edilen çok açık bir hadis-i şerif vardır

    Hz Muhammed (sav) Efendimiz Veda Haccı sırasında amca oğlu İbni Abbas (ra)ı arkasına gözetleyici ve koruyucu olarak bıraktı Hasem kabilesinden güzel bir câriye Rasulullah (sav) den fetva sormak için gelince Peygamber (sav) cariyeye bakmaması için İbni Abbas (ra) ın boynunu çevirdi
    Abbas (ra)
    - Ey Allah'ın Rasulü amca oğlunun boyununu mu çeviriyorsun? 'deyince
    Rasulullah;
    - Bir genç delikanlı ve bir genç kız gördüm Bu ikisine şeytandan emin olamadım" dedi (14)

    "Şimdi düşünün hac ibadeti için gelen insanların birbirine bakmalarının fitneye ve yakıcı şeytanın vesvesesine vesile olmasından emin olunamıyor Peki kör, entrikacı, cahil ve dine görünüşte inandığını söyleyen ve günahsızlık iddiasında bulunanların durumunu? Bunlar yaşlı ihtiyar aldatmacasıyla genç kızları toplayıp onlardan cemaat oluşturuyorlar Bu çok büyük bir belâ ve şeriata karşı işlenmiş bir cinayettir" (15)

    Hiç kimse nefsinden emin olamaz Çünkü insan fıtratı her iki cinsin birbirine karşı ilgi duymasını gerekli kılıyor Eğer haramdan sakınma olmazsa, insanlar gözlerini sakındırmazsa kendinden emin olmak mümkün değildir Nitekim Peygamber (sav) in Hz Ali (ra) ı uyarması bu hususu en güzel şekilde açıklıyor:
    "Peygamber (sav) bir gün Hz Ali (ra) a şöyle dedi:

    - Ey Ali muhakkak ki cennette senin için bir köşk vardır Bir bakışa ikincisini ekleme Birincisi senin için mubahtır Fakat başkaca bakma hakkın yoktur" (16)

    Bu hadiste geçen birinci bakıştan maksat hiçbir kast olmaksızın ansızın göze görünendir Bunda herhangi bir günah yoktur Eğer bu ansızın göz çarpmasının akabinde kadının cazibesi, güzelliği etkiler de tekrar bakılırsa işte bu bakış günahtır, yasaktır (17)

    Cerir b Abdullah El- Cebeli (ra) anlatıyor:
    "Rasulullah (sav) e ansızın bakış nedir diye sordum Bana dedi ki:
    - "Bakışını çevir" (18) yani ikinci kez bakma Çünkü fitne ve şehvetten emin olamazsın (19)

    Rasulullah (sav) kadınlı erkekli karma toplantıları yasakladığı gibi bir kadının, başka bir kadını kocasına anlatmasını da yasaklamıştır

    Peygamber (sav) şöyle buyuruyor:
    "Bir kadın, diğer bir kadını sanki görüyormuş gibi kocasına anlatmasın" (20)

    Yabancı bir kadının tasvir edilmesi ona bakma yerine geçer Kocanın ona ilgi duymasını sağlar Rasulullah (sav) ihtiyati bir tedbir olarak böyle davranmayı yasaklamıştır

    Ebu Hureyre (ra) rivayet ediyor: Rasulullah (sav) buyurdu ki:
    - Gözlerin zinası bakmaktır,
    - Dilin zinası konuşmaktır,
    - Elin zinası dokunmaktır, her nefis arzu eder ve iştahlanır Ferc ise ya yalanlar ya da doğrular (21)

    İmam Nevevi (rh) bu hadisin şerhinde şunları söylüyor:

    ''Burada mecazi bir zina vardır Bu zina yâ haram bakışla, yahut zinaya götürecek şeyleri dinlemekle, yahut yabancı birisine dokunmak yada öpmekle, yahut ayaklarla zina etmek için yürümekle, yahut yabancılarla haram olan konuşmalar yapmakla, yahut kalp ile düşünmekle işlenir, işte bütün bunlar mecazi zinanın çeşitleridir" (22)

    Yine harama bakmakla ilgili olarak Rasulullah sav şöyle buyuruyor: "(Harama) bakmak İblis'in atılmış oklarından bir oktur" (23)

    Bu hadisin manası kadının erkeğe, erkeğin kadına bakması düşmanın nefse ve kalbe attığı bir oktur Hem dünyasını hem de ahiretini harap eder, tıpkı ok gibi Okun ucu vücudun dışını yaralayıp deler, diğer kısmı da içini parçalar (24)

    Nefisle cihad hakkında bilgi almak için tıklayınız

    (1) Nur, 31
    (2) El-Âmiri, Ahkâmun' Nazar, 262; Tahkiki Muhammed Fazl b Abdulaziz
    (3) Nur, 31
    (4) Kurtubi, Tefsir, XII/226; El-âmiri age 262 (dipnottan)
    (5) El-Amiri, age 262
    (6) Ebu Dâvud, Sünen, Libas, 4112; Tirmizi, Edeb, 1778; Ahmed b Hanbel, Müsned, VI/296
    (7) El-Amiri, age 263
    (8) Ahzab, 33
    (9) El-Âmiri, Ahkâmu'n-Nazar, 263
    (10) Yusuf, 53
    (11) Yusuf 53
    (12) Kurtubi, IX/210; El-âmiri, age 263
    (13) Nur, 31
    (14) Tirmizi, Hacc, 885; Ebu Dâvud, Menâsik, 1935; İbn Mâce, Menâsik, 3044
    (15) El-Âmiri, age 265
    (16) Tirmizi, Edeb, 2777; Ebu Dâvud, Nikâh, 2149; Ahmed b Hanbel, Müsned, V/353, 357; Deylemî, Müsned, 8312
    (17) El-Âmir, age 266
    (18) Müslim, Edeb, 11/159; Ebu Dâvud, Nikâh, 2148; Tirmizi, Edeb, 2776 Ahmed b Hanbel, Müsned, İV/361; Teyalisi, Müsned, 93
    (19) El-Âmiri, age 266
    (20) Buhari, Nikâh, VI/160; Ebu Dâvud, Nikâh, 2150; Ahmed b Hanbel, Müsned, 1/380; Teyalisi, Müsned, 35; Deylemi, Müsnedül Firdevs, 7822
    (21) Buhari, istizan, Baku Zina'l-Cevârih VII/130 Müslim Kader, 2657 Ebu Dâvud Nikâh, 2152; Ahmed b Hanbel, Müsned II / 317, 379
    (22) Nevevi, Şerhu'l-Müslim, XVI/206: El-âmiri age 268
    (23) Hâkim, Müstedrek, İV/314: Deylemi Müsned 6872
    (24) El-âmiri, age 268
    KADIN İLMİHALİ (Mustafa KASADAR- Sadık AKKİRAZ) Shf: 485-489


  14. 23.Temmuz.2012, 22:18
    7
    Devamlı Üye
    Yusuf kardevi'nin dediği gibi mastürbasyon gizli alışkanlıktır.bundan ancak nefsini açlıkla kurtulaabilirsin, fazla yemek yeme hele de iftarda.Yemeğini kes yani azalt.mastürbasyon yapmak haramdır.sadece bazı yerlerde harama girmemek için caiz olur.(zinaya düşmemek gibi).gerektiği kadarda kızlara bakma helede açık saçık olan kadınların bulunduğu yeerlerden kaç.gözlerini haramdan sakın."Mü'minlere söyle gözlerini sakınsınlar" (1) Buradaki "mü'minler" kelimesi geneldir Kadın erkek bütün müslümanları kapsar Çünkü Kur'an'daki bütün hitaplar umumidir (2) "Mü'min kadınlara da söyle gözlerini (yere) indirsinler (erkeklere bakmasınlar), namuslarını korusunlar " (3) diye ikinci uyarının gelmesini imam Kurtubi şöyle açıklıyor:
    "Burada yüce Allah'ın kadınlara özel olarak hitap etmesi te'kid içindir Çünkü "Mü'minler’e söyle" sözü yeterlidir Bu kelime âm (genel) bir lafız olup kadın-erkek bütün mü'minleri kapsar" (4)

    Zinaya yaklaşmasınlar, namusunu korusunlar ve bir takımları gözleri haramdan sakınma emri yalnızca erkekleri kapsıyor zannetmesinler diye yüce Allah te'kid için ikinci bir hatırlatma yapmıştır (5)

    Peygamber hanımı, Ümmü Seleme (ra) anlatıyor:
    "Ben ve Meymûne ikimiz birlikte Rasulullah (sav) in yanındaydık Yaşlı, âmâ (gözleri görmeyen) bir ihtiyar olan Abdulah ibni Ümmi Mektum bize doğru yöneldi Bunun üzerine Rasulullah (sav) bize:
    - Kalkın ve hicaplanın (örtünüze bürünün) dedi Ben dedim ki:
    - Ey Allah'ın Rasulü, o bizi görmeyen ve bizi tanımayan bir âmâ değil mi? Rasululah (sav):
    - O âmâ peki yâ ikiniz? Sizler onu görüyor değil misiniz? " buyurdu (6)

    Bir düşünün Peygamber (sav) hanımlarının iffetinin kemâlini, kalplerinin temizliğini bildiği halde yaşlı ve âmâ bir ihtiyara karşı tesettüre bürünmelerini ve ona bakmamalarını istiyor Güzelliği gitmiş, yaşı ilerlemiş gözleri kör ve her türlü dünya zevkinden uzak bir ihtiyara karşı peygamber (sav)'in böylesine ihtimam göstermesi yüce Allah'ın emrine bağlılık içindir (7)

    "Evlerinizde oturun, ilk cahiliyye kadınlarının kırıtarak sokakta dolaştığı gibi dolaşmayın, " (8)

    "Bu ayet Rasulullah (sav) in hanımlarının kalbinden başkalarını düşünmeyi silmeye yönelik olduğu gibi, fitne ve günahtan korunmuşum kendime sahibim diyenlerin bu bozuk fikirlerini red etmek içindir Çünkü insan fıtratı devam ettiği sürece iki cins birbirine karşı emin olamaz (9) Nitekim Yusuf (as) :

    "Ben nefsimi temize çıkarmıyorum, çünkü her nefis kötülüğü emreder " (10) diyor ve kendisinin nefse uyarak kötülük yapmamasını "Rabbimin acıması müstesna" diyerek Cenâb-ı Hakkın korumasına bağlıyor

    İmam Kurtubi bu âyetin tefsirinde diyor ki:

    "Allah'ın Peygamberi dahi nefsinin temiz olmasını kerih gördüğü için "nefsimi temize çıkarmıyorum" (11) dedi Çünkü nefsi temize çıkarmak zemmedilmiş, hoş karşılanmamıştır" (12)

    Şimdi burada durup iyice düşünmek lazımdır Bir Peygamber kendi nefsinin temiz olduğunu, kadınlarda haşır-neşir olmasının kalbini bozmayacağını söyleyemiyor Yüce Allah'ın koruması, kollaması olmasa, nefsiyle başbaşa kalsa nefsinin istediğini yaptırabileceğini söylüyor Ama bir takım insanlar kadınlarla erkekleri aynı mekânda buluşturarak onlara dini telkinlerde bulunuyor Kadınlarla tokalaşıyor, onlara el öptürüyor, senli, benli konuşuyor Bunlar İslama uyuyor mu? diye sorulduğunda ise "O nefsini öldürmüş" diyorlar Halbuki nefsin ölmediğini Yüce Allah peygamberinin lisaniyle bize bildiriyor

    Bu hususta en açık âyet ise Nur sûresi 31 âyettir

    "Zinetlerini göstermesinler” (13) âyeti mü'min hanımların zinetlerini ve zinet yerlerini ve güzelliklerini yabancı erkeklere göstermelerini kesin bir emirle yasaklıyor

    Yine bu hususla ilgili olarak Hz Ali (ra) dan rivayet edilen çok açık bir hadis-i şerif vardır

    Hz Muhammed (sav) Efendimiz Veda Haccı sırasında amca oğlu İbni Abbas (ra)ı arkasına gözetleyici ve koruyucu olarak bıraktı Hasem kabilesinden güzel bir câriye Rasulullah (sav) den fetva sormak için gelince Peygamber (sav) cariyeye bakmaması için İbni Abbas (ra) ın boynunu çevirdi
    Abbas (ra)
    - Ey Allah'ın Rasulü amca oğlunun boyununu mu çeviriyorsun? 'deyince
    Rasulullah;
    - Bir genç delikanlı ve bir genç kız gördüm Bu ikisine şeytandan emin olamadım" dedi (14)

    "Şimdi düşünün hac ibadeti için gelen insanların birbirine bakmalarının fitneye ve yakıcı şeytanın vesvesesine vesile olmasından emin olunamıyor Peki kör, entrikacı, cahil ve dine görünüşte inandığını söyleyen ve günahsızlık iddiasında bulunanların durumunu? Bunlar yaşlı ihtiyar aldatmacasıyla genç kızları toplayıp onlardan cemaat oluşturuyorlar Bu çok büyük bir belâ ve şeriata karşı işlenmiş bir cinayettir" (15)

    Hiç kimse nefsinden emin olamaz Çünkü insan fıtratı her iki cinsin birbirine karşı ilgi duymasını gerekli kılıyor Eğer haramdan sakınma olmazsa, insanlar gözlerini sakındırmazsa kendinden emin olmak mümkün değildir Nitekim Peygamber (sav) in Hz Ali (ra) ı uyarması bu hususu en güzel şekilde açıklıyor:
    "Peygamber (sav) bir gün Hz Ali (ra) a şöyle dedi:

    - Ey Ali muhakkak ki cennette senin için bir köşk vardır Bir bakışa ikincisini ekleme Birincisi senin için mubahtır Fakat başkaca bakma hakkın yoktur" (16)

    Bu hadiste geçen birinci bakıştan maksat hiçbir kast olmaksızın ansızın göze görünendir Bunda herhangi bir günah yoktur Eğer bu ansızın göz çarpmasının akabinde kadının cazibesi, güzelliği etkiler de tekrar bakılırsa işte bu bakış günahtır, yasaktır (17)

    Cerir b Abdullah El- Cebeli (ra) anlatıyor:
    "Rasulullah (sav) e ansızın bakış nedir diye sordum Bana dedi ki:
    - "Bakışını çevir" (18) yani ikinci kez bakma Çünkü fitne ve şehvetten emin olamazsın (19)

    Rasulullah (sav) kadınlı erkekli karma toplantıları yasakladığı gibi bir kadının, başka bir kadını kocasına anlatmasını da yasaklamıştır

    Peygamber (sav) şöyle buyuruyor:
    "Bir kadın, diğer bir kadını sanki görüyormuş gibi kocasına anlatmasın" (20)

    Yabancı bir kadının tasvir edilmesi ona bakma yerine geçer Kocanın ona ilgi duymasını sağlar Rasulullah (sav) ihtiyati bir tedbir olarak böyle davranmayı yasaklamıştır

    Ebu Hureyre (ra) rivayet ediyor: Rasulullah (sav) buyurdu ki:
    - Gözlerin zinası bakmaktır,
    - Dilin zinası konuşmaktır,
    - Elin zinası dokunmaktır, her nefis arzu eder ve iştahlanır Ferc ise ya yalanlar ya da doğrular (21)

    İmam Nevevi (rh) bu hadisin şerhinde şunları söylüyor:

    ''Burada mecazi bir zina vardır Bu zina yâ haram bakışla, yahut zinaya götürecek şeyleri dinlemekle, yahut yabancı birisine dokunmak yada öpmekle, yahut ayaklarla zina etmek için yürümekle, yahut yabancılarla haram olan konuşmalar yapmakla, yahut kalp ile düşünmekle işlenir, işte bütün bunlar mecazi zinanın çeşitleridir" (22)

    Yine harama bakmakla ilgili olarak Rasulullah sav şöyle buyuruyor: "(Harama) bakmak İblis'in atılmış oklarından bir oktur" (23)

    Bu hadisin manası kadının erkeğe, erkeğin kadına bakması düşmanın nefse ve kalbe attığı bir oktur Hem dünyasını hem de ahiretini harap eder, tıpkı ok gibi Okun ucu vücudun dışını yaralayıp deler, diğer kısmı da içini parçalar (24)

    Nefisle cihad hakkında bilgi almak için tıklayınız

    (1) Nur, 31
    (2) El-Âmiri, Ahkâmun' Nazar, 262; Tahkiki Muhammed Fazl b Abdulaziz
    (3) Nur, 31
    (4) Kurtubi, Tefsir, XII/226; El-âmiri age 262 (dipnottan)
    (5) El-Amiri, age 262
    (6) Ebu Dâvud, Sünen, Libas, 4112; Tirmizi, Edeb, 1778; Ahmed b Hanbel, Müsned, VI/296
    (7) El-Amiri, age 263
    (8) Ahzab, 33
    (9) El-Âmiri, Ahkâmu'n-Nazar, 263
    (10) Yusuf, 53
    (11) Yusuf 53
    (12) Kurtubi, IX/210; El-âmiri, age 263
    (13) Nur, 31
    (14) Tirmizi, Hacc, 885; Ebu Dâvud, Menâsik, 1935; İbn Mâce, Menâsik, 3044
    (15) El-Âmiri, age 265
    (16) Tirmizi, Edeb, 2777; Ebu Dâvud, Nikâh, 2149; Ahmed b Hanbel, Müsned, V/353, 357; Deylemî, Müsned, 8312
    (17) El-Âmir, age 266
    (18) Müslim, Edeb, 11/159; Ebu Dâvud, Nikâh, 2148; Tirmizi, Edeb, 2776 Ahmed b Hanbel, Müsned, İV/361; Teyalisi, Müsned, 93
    (19) El-Âmiri, age 266
    (20) Buhari, Nikâh, VI/160; Ebu Dâvud, Nikâh, 2150; Ahmed b Hanbel, Müsned, 1/380; Teyalisi, Müsned, 35; Deylemi, Müsnedül Firdevs, 7822
    (21) Buhari, istizan, Baku Zina'l-Cevârih VII/130 Müslim Kader, 2657 Ebu Dâvud Nikâh, 2152; Ahmed b Hanbel, Müsned II / 317, 379
    (22) Nevevi, Şerhu'l-Müslim, XVI/206: El-âmiri age 268
    (23) Hâkim, Müstedrek, İV/314: Deylemi Müsned 6872
    (24) El-âmiri, age 268
    KADIN İLMİHALİ (Mustafa KASADAR- Sadık AKKİRAZ) Shf: 485-489


  15. 24.Aralık.2016, 14:25
    8
    Misafir

    Yorum: Mastürbasyon İlleti, Lütfen Sonuna Kadar Okuyun. Benim Sorunum Başka.

    kardesim sana sunacagim en etkili cozum su:

    peygamberimiz buyurduki s.a.v. ben oldugumde sizin sabah aksam yapmis oldugunuz ameller bana gosterilir...

    yani o isi yapiyosun peygamberin karsinda....ohaaa der gibiyiz dimi...


  16. 24.Aralık.2016, 14:25
    8
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    kardesim sana sunacagim en etkili cozum su:

    peygamberimiz buyurduki s.a.v. ben oldugumde sizin sabah aksam yapmis oldugunuz ameller bana gosterilir...

    yani o isi yapiyosun peygamberin karsinda....ohaaa der gibiyiz dimi...





+ Yorum Gönder