Konusunu Oylayın.: Ebu Hanife'ye neden mürcie denilmiş?

5 üzerinden 4.33 | Toplam : 3 kişi
Ebu Hanife'ye neden mürcie denilmiş?
  1. 21.Temmuz.2012, 12:59
    1
    mehmet naim ağım
    Devamlı Üye

    Üyelik Tarihi: 21.Temmuz.2012
    Üye No: 97024
    Mesaj Sayısı: 198
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2
    Yaş: 23
    Bulunduğu yer: medrese-i yusufiye(hapishane)

    Ebu Hanife'ye neden mürcie denilmiş?

  2. 21.Temmuz.2012, 13:14
    2
    @mir
    âb ü kil

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Ağustos.2009
    Üye No: 49589
    Mesaj Sayısı: 3,358
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 36
    Yaş: 43
    Bulunduğu yer: Dârü'l-İmtihân

    Cevap: Ebu Hanife




    mürcieyi mürcie yapan fikirlerden bir ikisini savunduğu iddiası var
    fakat
    mürcie kendi içinde 5-10 kadar kola ayrılır
    ebu Hanifenin bu kollar arasında fukaha mürciesi denilen koldan olduğu
    bu kolun da mürcienin ehli Sünnete en yakın kolu olduğu iddia edilir

    Allahu Alem


  3. 21.Temmuz.2012, 13:14
    2
    âb ü kil



    mürcieyi mürcie yapan fikirlerden bir ikisini savunduğu iddiası var
    fakat
    mürcie kendi içinde 5-10 kadar kola ayrılır
    ebu Hanifenin bu kollar arasında fukaha mürciesi denilen koldan olduğu
    bu kolun da mürcienin ehli Sünnete en yakın kolu olduğu iddia edilir

    Allahu Alem


  4. 21.Temmuz.2012, 13:19
    3
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Ebu Hanife

    Arşivden alınan paylaşıma bakabilirsiniz

    Alıntı

    Değerli kardeşlerim; İmam Azam'a(rh.a) söylenen bu söz, bir iftira değildir. Konuyu anlamak için, meseleyi derinlemesine tahlil etmemiz gerekmektedir. Okuyacağınızı ümid ediyorum.


    Şöyle ki:

    Alimler, Mürcie mezhebini iki kısma ayırmışlardır:

    1) Sünnete tâbi olan Mürcieciler: Bunlar, büyük günah işleye*nin, sadece günahı kadar azap göreceğini, cehennemde ebedi olarak kalmayacağını belki de Allah Tealâ'nın, onu affedip rahmetine gark ederek ona hiç azap etmeyeceğini ve bunun, Allah tarafından bir lü*tuf olduğunu, Allah'ın ise dilediğine lütufta bulunacağını ve Allah'ın büyük lütuf sahibi olduğunu söylemişlerdir. Fıkıh ve hadis âlimlerinin çoğu bu guruptandır.

    2) Bid'atlara uyan Mürcieciler. Bunlar, inkârla beraber itaatin fayda vermediği gibi, imanla birlikte günahın bir zararı olmayaca*ğını iddia edenlerdir. Çoğunluğun görüşüne göre, aslında "Mürcie" ismi bunlara mahsustur. Herkes tarafından kınanması gerekenler de bunlardır.

    Mürcie, büyük günah işleyenin mümin sayılıp sayılmayacağı hakkındaki tartışmaların çoğaldığı bir dönemde ortaya çıkmıştır.

    Hâriciler, büyük günah işleyenin kâfir olduğunu, Mutezililer ise bunların mümin olmadığını, fakat kendilerine "müslüman" denebi*leceğini ileri sürmüşler, Hasan el-Basrî ve tabiînden bir gurup da, buyuk günah işleyenin münafık olduğunu, çünkü yapılan amellerin, kalbin delili sayılacağını, dille, söylenen sözün imana delil olmaya*cağını söylemişlerdir.

    Müslümanların çoğunluğu ise, büyük, günah işleyenin günahkâr, fakat mümin olduğunu, durumunun Allah'a kaldığını, Allah diler*se, ona, günahı kadar azap edeceğini, dilerse onu affedeceğini be*yan etmişlerdir.
    İşte bu ihtilaflı ortam içerisinde "Mürcie" fırkası ortaya çıkmış, kafirlikle birlikte yapılan itaatin hiçbir faydası olmadığı gibi, günah işlemenin de imana herhangi bir zararı olmayacağını açıkça ileri sürmüşlerdir.

    Bu fırkaya mensup olanlardan bazıları da, büyük günah işleyen kışının durumunun, kıyamet gününde Allah'a bırakıldığını beyan et*mişler ve bunlar, ehl-i sünnet vel cemaat âlimlerinin, birçoğu ile pekçok noktalarda birleşmişlerdir. Hatta, görüşler, incelikleriyle tet*kik edildiği zaman, bunların görüşlerinin, aynen ehl-i sünnetin görüşleri olduğu ortaya çıkar.

    Müslümanlar arasındaki ihtilaflar had bir safhaya varıp sadece anlaşmazlıklar hakkında hüküm verme safhasında kalmayıp, büyük günah işleyenin durumu da bunlara eklenince, ortaya meseleler hakkında peşin hüküm vermeyen ve işi Allah'a havale eden bir kı*sım sahabîlerin yolunu izleyen yepyeni bir gurup çıktı. Bu yeni gu*rup, büyük günah işleyenin durumu hakkında peşin hüküm verile*meyeceğini, bunların durumlarının, gaybları bilen Allah'a bırakıldı*ğını beyan etmişler, siyasi tartışmalardan uzak kalmışlar ve günah işleyen kişi hakkında herhangi bir şey söylemekten kaçınmışlardır. Çünkü, günah işleyenler hakkındaki dedikoduların, siyası anlaşmazlıklardan kaynaklandığı kanaatine varmışlardır.

    Çünkü bu ihtilafın kaynağı, Hariciye mezhebine mensup olanların kendilerine muhalif olanlar hakkındaki düşünceleridir.

    Mürcie mezhebine mensup olanlar, birbirleriyle ihtilaf edenler için şunları söylemişlerdir. "Onlar, 'Lailahe illallah Muhammedun Resulullah' diyerek, Allah'dan başka ilâh olmadığını ve Hz. Muhammed (sas)'in onun peygamberi olduğunu kabul ederler. O halde onlar, ne kâfirdir, ne de müşrik. Bilakis, onlar müslümandır. Onla*rın durumlarını Allah'a havale ederiz. İnsanların gizliliklerini an*cak Yüce Mevla bilir ve onları, ona göre hesaba çeker."

    Şüphe yok ki, bu, doğru bir metottur. İhtilaflara karışmama ve büyük günah iş*leyenin durumunu Allah'a bırakma metodudur. Belki de büyük gü*nah işleyenlerden bazılarının günahları affedilir, kötülükleri iyilik*lere çevrilir.

    Ne var ki daha sonra bazı insanlar zuhur etti, büyük günah iş*leyen kimse hakkında yukarda geçen olumsuz tavırla yetinmedi, daha ileri giderek, iman bulunduğu sürece günahın hiçbir zararının olmayacağına hükmetti.
    Bu düşüncede olanlar, şöyle dediler:

    "İman; ikrar, tasdik, itikad ve bilgiden ibarettir. Bunların bulunmasıyla birlikte, günahların hiç*bir zararı yoktur. İman, amelden tamamen ayrı bir şeydir."

    Hat*tâ, bunlardan bir kısmı iyice aşırı giderek, imanın, sadece kalble tasdik etmekten ibaret olduğunu iddia etmişler ve fazlasıyla ifrata düşmüşlerdir.

    Bütün bu anlatılanlardan şu neticeye varabiliriz:

    Mürcie, de*ğişik anlayışlarda iki gurup insanın mezhebi idi. Birinci gurup, sahabe-i kiram döneminde ve sahabe-i kiramdan sonra Emevîler dö*neminde ortaya çıkan ihtilaflar hakkındaki hükümlerle yetinmişler, başkaca ihtilaflara düşmemişlerdir.

    İkinci gurup ise, Allah'ın affının herşeyi kapsadığına inanan ve Allah'ın, inkârdan başka ,bütün günahları affedeceğine hüküm ve*ren, inkârla birlikte itaatin hiçbir faydası olmadığı gibi, imanla be*raber de herhangi bir günahın zararı olmayacağına inanan kişilerdir.

    Zeyd b. Ali b. el-Hüseyin, bu gurubu kastederek, "Fâsıkları, Al*lah'ın affı ile ümitlendiren Mürcie mezhebinden ben uzağım." de*miştir.
    Bu son fırka, "Mürcie" ismini lekelemiş ve birçok âlimlerin bu isimle ayıplanmalarına sebep olmuştur.

    Büyük günah işleyenin, "cehennemde ebedi olarak kalacağını" iddia eden Mutezilîler, (bu görüşlerini paylaşmayan) büyük günah işleyenin cezasını çektikten sonra cehennemde ebedi olarak kalma*yacağını, belkide Allah Tealâ'nın, onu affedip rahmetine kavuştu*racağını beyan eden ve bu husustakigörüşlerine katılmayan her ki*şiye "Mürcie" adını takarlardı.
    İşte bu sebeple Mutezilîler, birçok fıkıh ve hadis âlimlerini "Mür*cieci" olarak nitelemişler, Ebu Hanife ve talebeleri İmam Ebu Yusuf ve Muhammed'i v.b. "Mürcieci" olarak adlandırmışlardır.

    Bu hususta Şehristanî şöyle söylemiştir:

    "Yemin ederim ki İmam Ebu Hanife ve arkadaşlarına Mürcieci denilirdi. Belki de bunun sebebi, Ebu Hanife'nin, imanın, kalb ile ikrardan ibaret olduğunu, artıp eksilemeyeceğini söylemesidir. Ebu Hanife'nin bu sözünden, ameller hakkında hüküm vermeyi ertelediği anlaşılmıştır. Bu zat, ameller hakkında çok titiz davrandığı halde onların terkedilmesine nasıl fetva vermiş olabilir?
    Ebu Hanife'ye Mürcieci denilmesinin başka bir yönü daha var*dır. O da, Ebu Hanife'nin, hicri birinci asırda ortaya çıkan 'Kaderiyecilerin', Mutezilelere muhalefet etmesidir. Çünkü Mutezilîler, ka*der meselesi hakkında kendilerine muhalefet eden herkese Mürci*eci derlerdi. Hariciler de aynı şeyi söylerlerdi. Bu ad Ebu Hanife'ye, mutlaka Mutezile ve Harici fırkaları tarafından takılmıştır."

    Bu şekilde "Mürciecilik" ile suçlanan kişi sadece Ebu Hanife ve arkadaşları olmamış, Hasan b.Muhammed b. Âli b. Ebi Talib, Sa'd b. Cübeyr, Âmr b. Mürre, Muharib b. Dessar, Mukatil b. Süleyman, Ebu Hanife'nin hocası Hammad b. Ebî Süleyman ve Kadid b. Cafer de "Mürcieci" olarak adlandırılmıştır.Bu zatlar hadis imamlarıdır, büyük günah işleyenin kâfir olduğuna ve ebedî olarak cehennemde kalacağına hüküm vermemişlerdir.
    Buna göre "Mürcie" ismini büyük imamlardan uzaklaştırmak gerekir. Böylece, herşeyi mubah gören şu ibahiyeciler bu zatlarla ka*rıştırılmasın. Şüphesiz ki doğruyu en iyi bilen Allah'dır..

    vesselam, veddua...



  5. 21.Temmuz.2012, 13:19
    3
    Silent and lonely rains
    Arşivden alınan paylaşıma bakabilirsiniz

    Alıntı

    Değerli kardeşlerim; İmam Azam'a(rh.a) söylenen bu söz, bir iftira değildir. Konuyu anlamak için, meseleyi derinlemesine tahlil etmemiz gerekmektedir. Okuyacağınızı ümid ediyorum.


    Şöyle ki:

    Alimler, Mürcie mezhebini iki kısma ayırmışlardır:

    1) Sünnete tâbi olan Mürcieciler: Bunlar, büyük günah işleye*nin, sadece günahı kadar azap göreceğini, cehennemde ebedi olarak kalmayacağını belki de Allah Tealâ'nın, onu affedip rahmetine gark ederek ona hiç azap etmeyeceğini ve bunun, Allah tarafından bir lü*tuf olduğunu, Allah'ın ise dilediğine lütufta bulunacağını ve Allah'ın büyük lütuf sahibi olduğunu söylemişlerdir. Fıkıh ve hadis âlimlerinin çoğu bu guruptandır.

    2) Bid'atlara uyan Mürcieciler. Bunlar, inkârla beraber itaatin fayda vermediği gibi, imanla birlikte günahın bir zararı olmayaca*ğını iddia edenlerdir. Çoğunluğun görüşüne göre, aslında "Mürcie" ismi bunlara mahsustur. Herkes tarafından kınanması gerekenler de bunlardır.

    Mürcie, büyük günah işleyenin mümin sayılıp sayılmayacağı hakkındaki tartışmaların çoğaldığı bir dönemde ortaya çıkmıştır.

    Hâriciler, büyük günah işleyenin kâfir olduğunu, Mutezililer ise bunların mümin olmadığını, fakat kendilerine "müslüman" denebi*leceğini ileri sürmüşler, Hasan el-Basrî ve tabiînden bir gurup da, buyuk günah işleyenin münafık olduğunu, çünkü yapılan amellerin, kalbin delili sayılacağını, dille, söylenen sözün imana delil olmaya*cağını söylemişlerdir.

    Müslümanların çoğunluğu ise, büyük, günah işleyenin günahkâr, fakat mümin olduğunu, durumunun Allah'a kaldığını, Allah diler*se, ona, günahı kadar azap edeceğini, dilerse onu affedeceğini be*yan etmişlerdir.
    İşte bu ihtilaflı ortam içerisinde "Mürcie" fırkası ortaya çıkmış, kafirlikle birlikte yapılan itaatin hiçbir faydası olmadığı gibi, günah işlemenin de imana herhangi bir zararı olmayacağını açıkça ileri sürmüşlerdir.

    Bu fırkaya mensup olanlardan bazıları da, büyük günah işleyen kışının durumunun, kıyamet gününde Allah'a bırakıldığını beyan et*mişler ve bunlar, ehl-i sünnet vel cemaat âlimlerinin, birçoğu ile pekçok noktalarda birleşmişlerdir. Hatta, görüşler, incelikleriyle tet*kik edildiği zaman, bunların görüşlerinin, aynen ehl-i sünnetin görüşleri olduğu ortaya çıkar.

    Müslümanlar arasındaki ihtilaflar had bir safhaya varıp sadece anlaşmazlıklar hakkında hüküm verme safhasında kalmayıp, büyük günah işleyenin durumu da bunlara eklenince, ortaya meseleler hakkında peşin hüküm vermeyen ve işi Allah'a havale eden bir kı*sım sahabîlerin yolunu izleyen yepyeni bir gurup çıktı. Bu yeni gu*rup, büyük günah işleyenin durumu hakkında peşin hüküm verile*meyeceğini, bunların durumlarının, gaybları bilen Allah'a bırakıldı*ğını beyan etmişler, siyasi tartışmalardan uzak kalmışlar ve günah işleyen kişi hakkında herhangi bir şey söylemekten kaçınmışlardır. Çünkü, günah işleyenler hakkındaki dedikoduların, siyası anlaşmazlıklardan kaynaklandığı kanaatine varmışlardır.

    Çünkü bu ihtilafın kaynağı, Hariciye mezhebine mensup olanların kendilerine muhalif olanlar hakkındaki düşünceleridir.

    Mürcie mezhebine mensup olanlar, birbirleriyle ihtilaf edenler için şunları söylemişlerdir. "Onlar, 'Lailahe illallah Muhammedun Resulullah' diyerek, Allah'dan başka ilâh olmadığını ve Hz. Muhammed (sas)'in onun peygamberi olduğunu kabul ederler. O halde onlar, ne kâfirdir, ne de müşrik. Bilakis, onlar müslümandır. Onla*rın durumlarını Allah'a havale ederiz. İnsanların gizliliklerini an*cak Yüce Mevla bilir ve onları, ona göre hesaba çeker."

    Şüphe yok ki, bu, doğru bir metottur. İhtilaflara karışmama ve büyük günah iş*leyenin durumunu Allah'a bırakma metodudur. Belki de büyük gü*nah işleyenlerden bazılarının günahları affedilir, kötülükleri iyilik*lere çevrilir.

    Ne var ki daha sonra bazı insanlar zuhur etti, büyük günah iş*leyen kimse hakkında yukarda geçen olumsuz tavırla yetinmedi, daha ileri giderek, iman bulunduğu sürece günahın hiçbir zararının olmayacağına hükmetti.
    Bu düşüncede olanlar, şöyle dediler:

    "İman; ikrar, tasdik, itikad ve bilgiden ibarettir. Bunların bulunmasıyla birlikte, günahların hiç*bir zararı yoktur. İman, amelden tamamen ayrı bir şeydir."

    Hat*tâ, bunlardan bir kısmı iyice aşırı giderek, imanın, sadece kalble tasdik etmekten ibaret olduğunu iddia etmişler ve fazlasıyla ifrata düşmüşlerdir.

    Bütün bu anlatılanlardan şu neticeye varabiliriz:

    Mürcie, de*ğişik anlayışlarda iki gurup insanın mezhebi idi. Birinci gurup, sahabe-i kiram döneminde ve sahabe-i kiramdan sonra Emevîler dö*neminde ortaya çıkan ihtilaflar hakkındaki hükümlerle yetinmişler, başkaca ihtilaflara düşmemişlerdir.

    İkinci gurup ise, Allah'ın affının herşeyi kapsadığına inanan ve Allah'ın, inkârdan başka ,bütün günahları affedeceğine hüküm ve*ren, inkârla birlikte itaatin hiçbir faydası olmadığı gibi, imanla be*raber de herhangi bir günahın zararı olmayacağına inanan kişilerdir.

    Zeyd b. Ali b. el-Hüseyin, bu gurubu kastederek, "Fâsıkları, Al*lah'ın affı ile ümitlendiren Mürcie mezhebinden ben uzağım." de*miştir.
    Bu son fırka, "Mürcie" ismini lekelemiş ve birçok âlimlerin bu isimle ayıplanmalarına sebep olmuştur.

    Büyük günah işleyenin, "cehennemde ebedi olarak kalacağını" iddia eden Mutezilîler, (bu görüşlerini paylaşmayan) büyük günah işleyenin cezasını çektikten sonra cehennemde ebedi olarak kalma*yacağını, belkide Allah Tealâ'nın, onu affedip rahmetine kavuştu*racağını beyan eden ve bu husustakigörüşlerine katılmayan her ki*şiye "Mürcie" adını takarlardı.
    İşte bu sebeple Mutezilîler, birçok fıkıh ve hadis âlimlerini "Mür*cieci" olarak nitelemişler, Ebu Hanife ve talebeleri İmam Ebu Yusuf ve Muhammed'i v.b. "Mürcieci" olarak adlandırmışlardır.

    Bu hususta Şehristanî şöyle söylemiştir:

    "Yemin ederim ki İmam Ebu Hanife ve arkadaşlarına Mürcieci denilirdi. Belki de bunun sebebi, Ebu Hanife'nin, imanın, kalb ile ikrardan ibaret olduğunu, artıp eksilemeyeceğini söylemesidir. Ebu Hanife'nin bu sözünden, ameller hakkında hüküm vermeyi ertelediği anlaşılmıştır. Bu zat, ameller hakkında çok titiz davrandığı halde onların terkedilmesine nasıl fetva vermiş olabilir?
    Ebu Hanife'ye Mürcieci denilmesinin başka bir yönü daha var*dır. O da, Ebu Hanife'nin, hicri birinci asırda ortaya çıkan 'Kaderiyecilerin', Mutezilelere muhalefet etmesidir. Çünkü Mutezilîler, ka*der meselesi hakkında kendilerine muhalefet eden herkese Mürci*eci derlerdi. Hariciler de aynı şeyi söylerlerdi. Bu ad Ebu Hanife'ye, mutlaka Mutezile ve Harici fırkaları tarafından takılmıştır."

    Bu şekilde "Mürciecilik" ile suçlanan kişi sadece Ebu Hanife ve arkadaşları olmamış, Hasan b.Muhammed b. Âli b. Ebi Talib, Sa'd b. Cübeyr, Âmr b. Mürre, Muharib b. Dessar, Mukatil b. Süleyman, Ebu Hanife'nin hocası Hammad b. Ebî Süleyman ve Kadid b. Cafer de "Mürcieci" olarak adlandırılmıştır.Bu zatlar hadis imamlarıdır, büyük günah işleyenin kâfir olduğuna ve ebedî olarak cehennemde kalacağına hüküm vermemişlerdir.
    Buna göre "Mürcie" ismini büyük imamlardan uzaklaştırmak gerekir. Böylece, herşeyi mubah gören şu ibahiyeciler bu zatlarla ka*rıştırılmasın. Şüphesiz ki doğruyu en iyi bilen Allah'dır..

    vesselam, veddua...






+ Yorum Gönder