Konusunu Oylayın.: Gusülde yıkanma (bütün vücudumun tamamen yıkanmış olduğunu nasıl anlayabilirim?)

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Gusülde yıkanma (bütün vücudumun tamamen yıkanmış olduğunu nasıl anlayabilirim?)
  1. 18.Temmuz.2012, 14:33
    1
    GDI
    Üye

    Profili:
    GDI
    Üyelik Tarihi: 09.Temmuz.2012
    Üye No: 96848
    Mesaj Sayısı: 15
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Gusülde yıkanma (bütün vücudumun tamamen yıkanmış olduğunu nasıl anlayabilirim?)






    Gusülde yıkanma (bütün vücudumun tamamen yıkanmış olduğunu nasıl anlayabilirim?) Mumsema Arkadaşlar merhaba. Gusülde nedense elim öyle bir alışmış ki çok fazla su harcıyorum, bazı yerleri çok kez yıkıyorum. Bazı yerleri de göremediğim için defalarca yıkama ihtiyacı hissediyorum. Acaba bunu nasıl atlatabilirim ve bütün vücudumun tamamen yıkanmış olduğunu nasıl anlayabilirim? Allah razı olsun.


  2. 18.Temmuz.2012, 14:33
    1
    GDI - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    GDI
    Üye



    Arkadaşlar merhaba. Gusülde nedense elim öyle bir alışmış ki çok fazla su harcıyorum, bazı yerleri çok kez yıkıyorum. Bazı yerleri de göremediğim için defalarca yıkama ihtiyacı hissediyorum. Acaba bunu nasıl atlatabilirim ve bütün vücudumun tamamen yıkanmış olduğunu nasıl anlayabilirim? Allah razı olsun.


    Benzer Konular

    - Gusülde üç agıza 3 buruna su verip ve bütün vücudu yıkamak yeterlimirdir?

    - Ameliyat oldum ve doktor yıkanma dedi gusul abdestini nasıl almalıyım?

    - Ameliyat oldum Doktor yıkanma dedi nasıl gusül almalıyım

    - Kendimde büyü olup olmadığını nasıl anlayabilirim?

    - Bana kurban gerekip gerekmediğini nasıl anlayabilirim?

  3. 18.Temmuz.2012, 15:00
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,607
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 336
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: gusülde yıkanma (bütün vücudumun tamamen yıkanmış olduğunu nasıl anlayabilirim




    Abdest Suyunda İsraf


    96....Ebû Neâme (r.a.) den nakledilir ki: Abdullah b. Muğaffel, oğlunun; "Ey ALLAH'ım muhakkak ki ben senden cennete girdiğimde sağ tarafındaki beyaz köşkü istiyorum" diye duâ ettiğini duyunca şöyle demiştir: ALLAH'dan cenneti iste ve cehennem ateşinden de O'na sığın (yeter). Zira ben Resûlullah (s.a.)'i "İleride bu ümmet içinde abdestte ve duada aşırılık yapacak bir topluluk gelecektir" , buyururken işittim."[450] [451]



    Açıklama



    Abdullah b. Muğaffel hakkında 27. hadis-i şerifin izahında bilgi verilmiştir. Oğlunun ismi hakkında Said, Ziyad, Yezid gibi çeşitli rivayetler vardır. Hadis-i şerifte geçen "Beyaz köşk" cennette bu*lunan malum bir köşktür ki, Peygamberlere aittir. İçi cennet hurileri ile do*ludur. Cennetin sağında olmasından maksat Cennetin dışında ve sağ tarafında olması değil bilakis içinde ve sağ tarafında olmasıdır. Binaenaleyh insanın, amellerinin ulaşamayacağı, ancak peygamberlerin erişebileceği nimetler is*temesi duada aşırılıktır. Bu bakımdan Rasûlü Ekrem (s.a.) Efendimiz daha sağlığında, böyle aşırılık yapacak kimselerin ileride zuhur edeceğini haber vermiş ve ümmetini bundan sakındırmışım Bazı Ulemâ da duadaki aşırılığı, isteklerin, yapılan amellerin çok fevkinde oluşuna değil de, belli şeyleri iste*meye bağlamışlardır. Çünkü o belli şeyi belki cenab-ı hak başka kimselere verecektir. Binaenaleyh bu hadîs-i şerifteki gibi mutlaka cennetin sağ tara*fındaki beyaz köşkü istemek yerine herhangi bir beyaz köşk istenmelidir.

    Aynı zamanda güna h olan bir şeyi istemek ve duada feryad-ü figan etmek de aşırılığa girer. Aşırılık, yapılan duada edebi terk, kendini peygam*berler seviyesinde görmek gibi bir büyüklenme korkusunun bulunmasıdır.

    Abdestte veya abdest suyu kullanmakta aşırılık gösterecek bir toplulu*ğun zuhur edeceğini de habib-i kibriyâ (s.a.) haber vermektedir. Hadîs-i şe*rifte geçen () kelimesinin birinci harfi zamme okunursa, "abdest alma fiilinde aşırılık göstermek" kasdedilmiş olur ki, abdest organ*larının yıkanışında ve mesh edişte sünnetle tayin edilen ölçüyü aşmak de*mektir. Şayet birinci harf fetha ile okunacak olursa, "abdest suyu" anlamına gelir ki o zaman da kastedilen ölçüsüzlük, abdest suyunda meydana gelir. O taktirde de 92. ve 95. hadîs-i şerifler de açıklanan ölçülere dikkat etmeyerek israfa kaçmakla, aşırılık gerçekleşmiş olur.

    Nitekim Ahmed b. Hanbel ve îbn Mâce'nin Abdullah b. Ömer'den ri*vayet ettikleri bir hadiste Hz. Peygamber, abdest almakta olan Sad'a rastla*dığında "Bu israf da nedir, ya Sa'd" buyurdu. Sa'd da:

    "Abdestte israf olur mu ya Resulullah?" dedi, Resuluüah da

    "Evet, akan bir nehir kenarında bile olsan" buyurdular.

    îbn Ömer'in bir başka rivayetinde de abdest alan birini görünce Hz. Pey*gamber (s.a.)'irıi "İsraf etme, israf etme" buyurduğu, kaydedilmektedir.

    Nevevî merhum der ki; "Deniz kenarında bile olsan israftan kaçınılma*sı lâzım geldiği hususunda âlimler görüş birliğindedirler. Bu hususta kuvvet*li olan görüş tenzihen mekruh oluşudur. Şafiî ulemasından bazıları da "israf haramdır" diyerek su kullanmada aşın gitmenin haram olduğunu ifade et*mişlerdir."[452]

    Bu husustaki israfın tenzihen mekruh olduğu görüşü cumhurun da gö*rüşüdür. Ancak bu kerahet herhangi bir zarara veya bir malın telef olması*na sebeb olmamasına bağlıdır. Eğer böyle bir durum varsa o zaman haram olur. Abdestte yeterliden fazla su kullanmanın israf olduğunu ifade eden ha*disler[453] ise, zayıf olduklarından delil olmak niteliğinden uzaktır.

    Hanefî ulemasına göre abdestte israf tahrimen mekruhtur. Bu hüküm de herkese mubah olan veya kendisine ait olan sulardadır. Vakıf suyu veya parası mescitlerden Ödenen sularla bu şekilde abdest almak haramdır.[454]



    Bazı Hükümler:

    1. ALLAH Teâlâ Peygamberlerine ileride vukua gelecek hadiselerden bazılarını haber verir.

    2. Hiçbir vakit Ümmet-i Muhammed toptan yolunu şaşırmayacaktır. Bu Ümmet içinden bazı topluluklar ve hatta büyük kitleler yolunu sasırsa bile, kıyamete kadar hak yolda bulunan cemaatler mevcut olacaktır. Nitekim bu hadis-i şerifte "Ümmetim abdestte ve duada aşın gidecektir" denmeyip de "onların içinden bir topluluk abdestte ve duada aşın gidecektir" buyurulması bunu göstermektedir. Hâkim'in Hz. Ömer'den rivayet ettiği ve îbn Mâ-ce'nin de doğruladığı şu hadis-i şerif bu hususa delildir. "Kıyamete kadar ümmetim içinde, haktan yana olan bir topluluk bulunacaktır."

    3. Abdestte, gusülde, temizlikte, duada haddi aşmamak dininizin bir ge*reğidir. Aşırılığa kaçmak Velhân adlı şeytanın verdiği vesvesenin mahsulüdür.[455]

    [450] 1bn Mâce, duâ 12, (burada: "duada aşırılık edecekler" kaydı bulunmamaktadır); Ah-med, I, 172, 183; IV, 86, 87, V-55.

    [451] Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 1/ 182.

    [452] En-Nevevî, Şerlin Müslim, IV, 2.

    [453] İbn Mâce, tahâre 48; Ahmed b. Hanbel II, 221.

    [454] Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 1/ 182-183.

    [455] Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 1/ 184.


  4. 18.Temmuz.2012, 15:00
    2
    Moderatör



    Abdest Suyunda İsraf


    96....Ebû Neâme (r.a.) den nakledilir ki: Abdullah b. Muğaffel, oğlunun; "Ey ALLAH'ım muhakkak ki ben senden cennete girdiğimde sağ tarafındaki beyaz köşkü istiyorum" diye duâ ettiğini duyunca şöyle demiştir: ALLAH'dan cenneti iste ve cehennem ateşinden de O'na sığın (yeter). Zira ben Resûlullah (s.a.)'i "İleride bu ümmet içinde abdestte ve duada aşırılık yapacak bir topluluk gelecektir" , buyururken işittim."[450] [451]



    Açıklama



    Abdullah b. Muğaffel hakkında 27. hadis-i şerifin izahında bilgi verilmiştir. Oğlunun ismi hakkında Said, Ziyad, Yezid gibi çeşitli rivayetler vardır. Hadis-i şerifte geçen "Beyaz köşk" cennette bu*lunan malum bir köşktür ki, Peygamberlere aittir. İçi cennet hurileri ile do*ludur. Cennetin sağında olmasından maksat Cennetin dışında ve sağ tarafında olması değil bilakis içinde ve sağ tarafında olmasıdır. Binaenaleyh insanın, amellerinin ulaşamayacağı, ancak peygamberlerin erişebileceği nimetler is*temesi duada aşırılıktır. Bu bakımdan Rasûlü Ekrem (s.a.) Efendimiz daha sağlığında, böyle aşırılık yapacak kimselerin ileride zuhur edeceğini haber vermiş ve ümmetini bundan sakındırmışım Bazı Ulemâ da duadaki aşırılığı, isteklerin, yapılan amellerin çok fevkinde oluşuna değil de, belli şeyleri iste*meye bağlamışlardır. Çünkü o belli şeyi belki cenab-ı hak başka kimselere verecektir. Binaenaleyh bu hadîs-i şerifteki gibi mutlaka cennetin sağ tara*fındaki beyaz köşkü istemek yerine herhangi bir beyaz köşk istenmelidir.

    Aynı zamanda güna h olan bir şeyi istemek ve duada feryad-ü figan etmek de aşırılığa girer. Aşırılık, yapılan duada edebi terk, kendini peygam*berler seviyesinde görmek gibi bir büyüklenme korkusunun bulunmasıdır.

    Abdestte veya abdest suyu kullanmakta aşırılık gösterecek bir toplulu*ğun zuhur edeceğini de habib-i kibriyâ (s.a.) haber vermektedir. Hadîs-i şe*rifte geçen () kelimesinin birinci harfi zamme okunursa, "abdest alma fiilinde aşırılık göstermek" kasdedilmiş olur ki, abdest organ*larının yıkanışında ve mesh edişte sünnetle tayin edilen ölçüyü aşmak de*mektir. Şayet birinci harf fetha ile okunacak olursa, "abdest suyu" anlamına gelir ki o zaman da kastedilen ölçüsüzlük, abdest suyunda meydana gelir. O taktirde de 92. ve 95. hadîs-i şerifler de açıklanan ölçülere dikkat etmeyerek israfa kaçmakla, aşırılık gerçekleşmiş olur.

    Nitekim Ahmed b. Hanbel ve îbn Mâce'nin Abdullah b. Ömer'den ri*vayet ettikleri bir hadiste Hz. Peygamber, abdest almakta olan Sad'a rastla*dığında "Bu israf da nedir, ya Sa'd" buyurdu. Sa'd da:

    "Abdestte israf olur mu ya Resulullah?" dedi, Resuluüah da

    "Evet, akan bir nehir kenarında bile olsan" buyurdular.

    îbn Ömer'in bir başka rivayetinde de abdest alan birini görünce Hz. Pey*gamber (s.a.)'irıi "İsraf etme, israf etme" buyurduğu, kaydedilmektedir.

    Nevevî merhum der ki; "Deniz kenarında bile olsan israftan kaçınılma*sı lâzım geldiği hususunda âlimler görüş birliğindedirler. Bu hususta kuvvet*li olan görüş tenzihen mekruh oluşudur. Şafiî ulemasından bazıları da "israf haramdır" diyerek su kullanmada aşın gitmenin haram olduğunu ifade et*mişlerdir."[452]

    Bu husustaki israfın tenzihen mekruh olduğu görüşü cumhurun da gö*rüşüdür. Ancak bu kerahet herhangi bir zarara veya bir malın telef olması*na sebeb olmamasına bağlıdır. Eğer böyle bir durum varsa o zaman haram olur. Abdestte yeterliden fazla su kullanmanın israf olduğunu ifade eden ha*disler[453] ise, zayıf olduklarından delil olmak niteliğinden uzaktır.

    Hanefî ulemasına göre abdestte israf tahrimen mekruhtur. Bu hüküm de herkese mubah olan veya kendisine ait olan sulardadır. Vakıf suyu veya parası mescitlerden Ödenen sularla bu şekilde abdest almak haramdır.[454]



    Bazı Hükümler:

    1. ALLAH Teâlâ Peygamberlerine ileride vukua gelecek hadiselerden bazılarını haber verir.

    2. Hiçbir vakit Ümmet-i Muhammed toptan yolunu şaşırmayacaktır. Bu Ümmet içinden bazı topluluklar ve hatta büyük kitleler yolunu sasırsa bile, kıyamete kadar hak yolda bulunan cemaatler mevcut olacaktır. Nitekim bu hadis-i şerifte "Ümmetim abdestte ve duada aşın gidecektir" denmeyip de "onların içinden bir topluluk abdestte ve duada aşın gidecektir" buyurulması bunu göstermektedir. Hâkim'in Hz. Ömer'den rivayet ettiği ve îbn Mâ-ce'nin de doğruladığı şu hadis-i şerif bu hususa delildir. "Kıyamete kadar ümmetim içinde, haktan yana olan bir topluluk bulunacaktır."

    3. Abdestte, gusülde, temizlikte, duada haddi aşmamak dininizin bir ge*reğidir. Aşırılığa kaçmak Velhân adlı şeytanın verdiği vesvesenin mahsulüdür.[455]

    [450] 1bn Mâce, duâ 12, (burada: "duada aşırılık edecekler" kaydı bulunmamaktadır); Ah-med, I, 172, 183; IV, 86, 87, V-55.

    [451] Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 1/ 182.

    [452] En-Nevevî, Şerlin Müslim, IV, 2.

    [453] İbn Mâce, tahâre 48; Ahmed b. Hanbel II, 221.

    [454] Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 1/ 182-183.

    [455] Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 1/ 184.


  5. 18.Temmuz.2012, 17:48
    3
    İLİMCİK
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Haziran.2012
    Üye No: 96623
    Mesaj Sayısı: 419
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5

    Cevap: gusülde yıkanma (bütün vücudumun tamamen yıkanmış olduğunu nasıl anlayabilirim

    Alıntı
    Arkadaşlar merhaba Gusülde nedense elim öyle bir alışmış ki çok fazla su harcıyorum, bazı yerleri çok kez yıkıyorum Bazı yerleri de göremediğim için defalarca yıkama ihtiyacı hissediyorum Acaba bunu nasıl atlatabilirim ve bütün vücudumun tamamen yıkanmış olduğunu nasıl anlayabilirim? Allah razı olsun
    Kardeşim, mesela sen dinimizin tarif ettiği şekilde gusül abdestini aldın..Fakat, farzedelim ki, bir yerin kuru kaldı fakat senin bundan haberin yok. O gusül abdestin hem güzeldir, hem sahihdir..Zerre kadar vesvese yapmana gerek yoktur. Çünkü, bir şeyin güzelliği ve çirkinliği veya sahih olup olmaması Allahın emir ve nehyine bağlıdır, o şeyin zatına değil..Yani, Allah bir şeye güzel der güzel olur, çirkin der çirkin olur..Eğer sen de, dinimizin emrettiği şekilde en az farzları yerine getirecek şekilde gusül abdesti alırsan, bir yerin ıslak mı kuru mu olduğunu anlamana gerek kalmaz..Farzedelim bir yerin kuru kalmışsa bile, senin bundan haberin olmadığı için ve sen her tarafını yıkadığını bildiğin için, o gusül abdesti hem güzeldir, hem sahihdir. Bu konunu "vesvese Risalesinde" uzun bir izahı var..Aynen aktarıyorum:

    Amelin en iyi sûretini taharrîden neş'et eden bir vesvesedir ki; takvâ zannıyla teşeddüd ettikçe, hal ona şiddetlenir, hattâ bir dereceye varır ki, o adam, amelin daha evlâsını ararken, harama düşer. Bâzan bir sünnetin araması, bir vâcibi terk ettiriyor. "Acaba amelim sahih oldu mu?" der, iâde eder. Bu hal devam eder. Gayet ye'se düşer. Şeytan şu halinden istifade eder, onu yaralar. Şu yaranın iki merhemi var.

    Birinci merhem: Bu gibi vesvese, ehl-i îtizâle lâyıktır. Çünkü, onlar derler: "Medâr-ı teklif olan ef'âl ve eşya, kendi zâtında, âhiret itibâriyle, ya hüsnü var, sonra o hüsne binâen emredilmiş; veya kubhu var, sonra ona binâen nehyedilmiş. Demek eşyada, âhiret ve hakikat nokta-i nazarında olan hüsün ve kubh, zâtîdir; emir ve nehy-i İlâhî ona tâbidir." Bu mezhebe göre, insan her işlediği amelde şöyle bir vesvese gelir: "Acaba amelim nefsü'l-emirdeki güzel sûrette yapılmış mıdır?"

    Ammâ mezheb-i hak olan Ehl-i Sünnet ve Cemaat derler ki: "Cenâb-ı Hak bir şeye emreder, sonra hasen olur; nehyeder, sonra kabih olur." Demek, emir ile, güzellik; nehiy ile, çirkinlik tahakkuk eder. Hüsün ve kubh, mükellefin ıttılâına bakar ve ona göre takarrür eder. Şu hüsün ve kubh ise, sûrî ve dünyaya bakan yüzünde değil, belki âhirete bakan yüzdedir. Meselâ, sen namaz kıldın veya abdest aldın. Halbuki, namazını ve abdestini fesada verecek bir sebep, nefsü'l-emirde varmış lâkin, sen ona hiç muttalî olmadın. Senin namazın ve abdestin hem sahihtir, hem hasendir. Mûtezile der: "Hakikatte kabih ve fâsiddir. Lâkin senden kabul edilir. Çünkü cehlin var, bilmedin ve özrün var." Öyle ise Ehl-i Sünnet mezhebine göre, zâhir-i şeriata muvâfık olarak işlediğin ameline, "Acaba sahih olmuş mu?" deyip, vesvese etme. Fakat, "Kabul olmuş mu?" de; gururlanma, ucb'a girme.

    İkinci Merhem: Dinde, harec yoktur. "la harace fiddin".. Mâdem dört mezheb haktır. Mâdem istiğfara müncer olan derk-i kusur ise gurura müncer olan hüsn-ü amelin rü'yetine-böyle vesveseli adama-müreccahtır; yani böyle vesveseli adam, amelini güzel görüp gurura düşmektense, amelini kusurlu görse, istiğfar etse, daha evlâdır.

    Mâdem böyledir, sen vesveseyi at, şeytana de ki: "Şu hal, bir harecdir. Hakikat-i hale muttalî olmak güçtür. Dindeki yüsr'e münâfidir. "la harace fiddin" "eddini yüsr" esâsına muhâliftir. Elbette, böyle amelim, bir mezheb-i hakka muvâfık gelir. O bana kâfidir. Hem, lâakal ben aczimi itiraf ederek ibâdeti lâyık-ı vech ile edâ edemediğimden, istiğfar ve tazarrû ile merhamet-i İlâhiyeye dehâlet edip, kusurum affolunmak, kusurlu amelim kabul olunmak için mütezellilâne bir niyaza vesîledir."


  6. 18.Temmuz.2012, 17:48
    3
    İLİMCİK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Devamlı Üye
    Alıntı
    Arkadaşlar merhaba Gusülde nedense elim öyle bir alışmış ki çok fazla su harcıyorum, bazı yerleri çok kez yıkıyorum Bazı yerleri de göremediğim için defalarca yıkama ihtiyacı hissediyorum Acaba bunu nasıl atlatabilirim ve bütün vücudumun tamamen yıkanmış olduğunu nasıl anlayabilirim? Allah razı olsun
    Kardeşim, mesela sen dinimizin tarif ettiği şekilde gusül abdestini aldın..Fakat, farzedelim ki, bir yerin kuru kaldı fakat senin bundan haberin yok. O gusül abdestin hem güzeldir, hem sahihdir..Zerre kadar vesvese yapmana gerek yoktur. Çünkü, bir şeyin güzelliği ve çirkinliği veya sahih olup olmaması Allahın emir ve nehyine bağlıdır, o şeyin zatına değil..Yani, Allah bir şeye güzel der güzel olur, çirkin der çirkin olur..Eğer sen de, dinimizin emrettiği şekilde en az farzları yerine getirecek şekilde gusül abdesti alırsan, bir yerin ıslak mı kuru mu olduğunu anlamana gerek kalmaz..Farzedelim bir yerin kuru kalmışsa bile, senin bundan haberin olmadığı için ve sen her tarafını yıkadığını bildiğin için, o gusül abdesti hem güzeldir, hem sahihdir. Bu konunu "vesvese Risalesinde" uzun bir izahı var..Aynen aktarıyorum:

    Amelin en iyi sûretini taharrîden neş'et eden bir vesvesedir ki; takvâ zannıyla teşeddüd ettikçe, hal ona şiddetlenir, hattâ bir dereceye varır ki, o adam, amelin daha evlâsını ararken, harama düşer. Bâzan bir sünnetin araması, bir vâcibi terk ettiriyor. "Acaba amelim sahih oldu mu?" der, iâde eder. Bu hal devam eder. Gayet ye'se düşer. Şeytan şu halinden istifade eder, onu yaralar. Şu yaranın iki merhemi var.

    Birinci merhem: Bu gibi vesvese, ehl-i îtizâle lâyıktır. Çünkü, onlar derler: "Medâr-ı teklif olan ef'âl ve eşya, kendi zâtında, âhiret itibâriyle, ya hüsnü var, sonra o hüsne binâen emredilmiş; veya kubhu var, sonra ona binâen nehyedilmiş. Demek eşyada, âhiret ve hakikat nokta-i nazarında olan hüsün ve kubh, zâtîdir; emir ve nehy-i İlâhî ona tâbidir." Bu mezhebe göre, insan her işlediği amelde şöyle bir vesvese gelir: "Acaba amelim nefsü'l-emirdeki güzel sûrette yapılmış mıdır?"

    Ammâ mezheb-i hak olan Ehl-i Sünnet ve Cemaat derler ki: "Cenâb-ı Hak bir şeye emreder, sonra hasen olur; nehyeder, sonra kabih olur." Demek, emir ile, güzellik; nehiy ile, çirkinlik tahakkuk eder. Hüsün ve kubh, mükellefin ıttılâına bakar ve ona göre takarrür eder. Şu hüsün ve kubh ise, sûrî ve dünyaya bakan yüzünde değil, belki âhirete bakan yüzdedir. Meselâ, sen namaz kıldın veya abdest aldın. Halbuki, namazını ve abdestini fesada verecek bir sebep, nefsü'l-emirde varmış lâkin, sen ona hiç muttalî olmadın. Senin namazın ve abdestin hem sahihtir, hem hasendir. Mûtezile der: "Hakikatte kabih ve fâsiddir. Lâkin senden kabul edilir. Çünkü cehlin var, bilmedin ve özrün var." Öyle ise Ehl-i Sünnet mezhebine göre, zâhir-i şeriata muvâfık olarak işlediğin ameline, "Acaba sahih olmuş mu?" deyip, vesvese etme. Fakat, "Kabul olmuş mu?" de; gururlanma, ucb'a girme.

    İkinci Merhem: Dinde, harec yoktur. "la harace fiddin".. Mâdem dört mezheb haktır. Mâdem istiğfara müncer olan derk-i kusur ise gurura müncer olan hüsn-ü amelin rü'yetine-böyle vesveseli adama-müreccahtır; yani böyle vesveseli adam, amelini güzel görüp gurura düşmektense, amelini kusurlu görse, istiğfar etse, daha evlâdır.

    Mâdem böyledir, sen vesveseyi at, şeytana de ki: "Şu hal, bir harecdir. Hakikat-i hale muttalî olmak güçtür. Dindeki yüsr'e münâfidir. "la harace fiddin" "eddini yüsr" esâsına muhâliftir. Elbette, böyle amelim, bir mezheb-i hakka muvâfık gelir. O bana kâfidir. Hem, lâakal ben aczimi itiraf ederek ibâdeti lâyık-ı vech ile edâ edemediğimden, istiğfar ve tazarrû ile merhamet-i İlâhiyeye dehâlet edip, kusurum affolunmak, kusurlu amelim kabul olunmak için mütezellilâne bir niyaza vesîledir."





+ Yorum Gönder