Konusunu Oylayın.: Tevbe ile ilgili bir sorum var ?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Tevbe ile ilgili bir sorum var ?
  1. 16.Temmuz.2012, 20:02
    1
    Hasan.
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 10.Şubat.2012
    Üye No: 94118
    Mesaj Sayısı: 19
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Tevbe ile ilgili bir sorum var ?






    Tevbe ile ilgili bir sorum var ? Mumsema mumsema sizlere bir sorum var.ben bir günah işledim ve bir daha işlememek üzere tevbe ettim fakat kendimi tutamadım.birdaha aynı günahı işledim.bu olayı 4-5 defa tekrarladım tekrar tevbe ettim , dayanamayıp bozdum.En sonunda kesinkes bir daha işlememek üzere kıbleye karşı döndüm ve çok güzel bir tevbe ettim.Ve uzun zamandırda bu günahı işlemiyorum.Sizce tevbem kabul olmuşmudur ?


  2. 16.Temmuz.2012, 20:02
    1
    Hasan. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye



    mumsema sizlere bir sorum var.ben bir günah işledim ve bir daha işlememek üzere tevbe ettim fakat kendimi tutamadım.birdaha aynı günahı işledim.bu olayı 4-5 defa tekrarladım tekrar tevbe ettim , dayanamayıp bozdum.En sonunda kesinkes bir daha işlememek üzere kıbleye karşı döndüm ve çok güzel bir tevbe ettim.Ve uzun zamandırda bu günahı işlemiyorum.Sizce tevbem kabul olmuşmudur ?


    Benzer Konular

    - İslamla ilgili daha doğrusu Kur'anla ilgili birkaç sorum var ?

    - Nisa suresi 17. ayet: Allah'ın kabul edeceği tevbe, ancak bilmeden kötülük edip de sonra tez elden t

    - Tevbe suresi ve tevbe etmek ile ilgili öyküm

    - Tevbe Nedir? Tevbe'nin Mahiyeti ve tevbe hakkında herşey

    - Hz.hüseyinin şehit edilmesi ile ilgili bir sorum var ve 3 kitap ile ilgili

  3. 16.Temmuz.2012, 20:06
    2
    @mir
    âb ü kil

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Ağustos.2009
    Üye No: 49589
    Mesaj Sayısı: 3,358
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 36
    Yaş: 43
    Bulunduğu yer: Dârü'l-İmtihân

    Cevap: ''Tevbe ile ilgili bir sorum var ? ''




    insan dediğin günah işleyip tevbe etmek içindir
    hiç günah işlemiyor
    ya da işliyor fakat tevbe etmiyorsa insan değildir


  4. 16.Temmuz.2012, 20:06
    2
    âb ü kil



    insan dediğin günah işleyip tevbe etmek içindir
    hiç günah işlemiyor
    ya da işliyor fakat tevbe etmiyorsa insan değildir


  5. 16.Temmuz.2012, 20:26
    3
    valdiviesoqs
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Temmuz.2012
    Üye No: 96936
    Mesaj Sayısı: 7
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Cevap: ''Tevbe ile ilgili bir sorum var ? ''

    ya da işliyor fakat tevbe etmiyorsa insan değildir .


  6. 16.Temmuz.2012, 20:26
    3
    ya da işliyor fakat tevbe etmiyorsa insan değildir .


  7. 16.Temmuz.2012, 20:37
    4
    Kırlangıç.
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Temmuz.2012
    Üye No: 96892
    Mesaj Sayısı: 584
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 6
    Yaş: 20
    Bulunduğu yer: Mümine zindan, kafire cennet.

    Cevap: ''Tevbe ile ilgili bir sorum var ? ''

    Bu konuda bir hadis vardı, Peygamberimiz eğer hiç günah işlemeseydiniz Allah (c.c) hepinizi helak ederdi diyordu.Tevbe etmek çok önemlidir, çünkü böylece kul Allah'ın hem günahları cezalandırıcı hem de kullarını bağışlayıcı olduğunu tasdik eder.Önemli olan tek şey samimiyet, gerçekten pişman olmak ve elinden geldiğince bir daha o günaha yaklaşmamaktır.


  8. 16.Temmuz.2012, 20:37
    4
    Devamlı Üye
    Bu konuda bir hadis vardı, Peygamberimiz eğer hiç günah işlemeseydiniz Allah (c.c) hepinizi helak ederdi diyordu.Tevbe etmek çok önemlidir, çünkü böylece kul Allah'ın hem günahları cezalandırıcı hem de kullarını bağışlayıcı olduğunu tasdik eder.Önemli olan tek şey samimiyet, gerçekten pişman olmak ve elinden geldiğince bir daha o günaha yaklaşmamaktır.


  9. 16.Temmuz.2012, 20:40
    5
    İLİMCİK
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Haziran.2012
    Üye No: 96623
    Mesaj Sayısı: 419
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5

    Cevap: ''Tevbe ile ilgili bir sorum var ? ''

    Hasan kardeşim, yapacağımız tek şey ümitsizliğe kapılmayarak tekrar tekrar tövbe ve istiğfar etmek..

    Eğer bir yaşındaki bir çocuğun aklı bulunsa ve ondan sual edilse: "En leziz ve en tatlı haletin nedir?" Belki diyecek: "Aczimi, za'fımı anlayıp, vâlidemin tatlı tokatından korkarak yine vâlidemin şefkatli sinesine sığındığım halettir." Halbuki bütün vâlidelerin şefkatleri, ancak bir lem'a-i tecelli-i rahmettir.
    Sözler ( 32 )

    Hasan kardeşim, Risale-i Nurun onyedinci lem'asındaki Bediüzzaman hazretlerinin yaptığı tövbe ve istiğfar ve münacat çok hoşuma gidiyor..Çoğu zaman gözyaşları döktürüyor...Bu güzel münacatı sizinle paylaşmak istedim..Siz de kendiniz hakkınızda o münacatı uygulayabilirsiniz:

    ONİKİNCİ NOTA: Ey bu Notaları dinleyen dostlarım! Biliniz ki; ben hilaf-ı âdet olarak, gizlemesi lâzım gelen Rabbime karşı kalbimin tazarru' ve niyaz ve münacatını bazan yazdığımın sebebi; ölüm, dilimi susturduğu zamanlarda, dilime bedel kitabımın söylemesinin kabulünü rahmet-i İlahiyeden rica etmektir. Evet kısa bir ömürde, hadsiz günahlarıma keffaret olacak, muvakkat lisanımın tövbe ve nedametleri kâfi gelmiyor. Sabit ve bir derece daim olan kitabın lisanı daha ziyade o işe yarar. İşte onüç sene {(Haşiye): Bu risalenin te'lifinden onüç sene evvel.} evvel, dağdağalı bir fırtına-i ruhiye neticesinde, Eski Said'in gülmeleri, Yeni Said'in ağlamalarına inkılab edeceği hengâmda; gençliğin gaflet uykusundan ihtiyarlık sabahıyla uyandığım bir anda, şu münacat ve niyaz Arabî yazılmıştır. Bir kısmının Türkçe meali şudur ki:

    Ey Rabb-i Rahîm'im ve ey Hâlık-ı Kerim'im! Benim sû'-i ihtiyarımla ömrüm ve gençliğim zayi' olup gitti. Ve o ömür ve gençliğin meyvelerinden elimde kalan, elem verici günahlar, zillet verici elemler, dalalet verici vesveseler kalmıştır. Ve bu ağır yük ve hastalıklı kalb ve hacaletli yüzümle kabre yakınlaşıyorum. Bilmüşahede göre göre gayet sür'atle, sağa ve sola inhiraf etmeyerek, ihtiyarsız bir tarzda, vefat eden ahbab ve akran ve akaribim gibi kabir kapısına yanaşıyorum. O kabir, bu dâr-ı fâniden firak-ı ebedî ile ebed-ül âbâd yolunda kurulmuş, açılmış evvelki menzil ve birinci kapıdır. Ve bu bağlandığım ve meftun olduğum şu dâr-ı dünya da, kat'î bir yakîn ile anladım ki; hêliktir gider ve fânidir ölür. Ve bilmüşahede içindeki mevcudat dahi, birbiri arkasından kafile kafile göçüp gider, kaybolur. Hususan benim gibi nefs-i emmareyi taşıyanlara şu dünya çok gaddardır, mekkârdır. Bir lezzet verse, bin elem takar çektirir. Bir üzüm yedirse, yüz tokat vurur..

    Ey Rabb-i Rahîm'im ve ey Hâlık-ı Kerim'im! كُلُّ آتٍ قَرِيبٌ sırrıyla ben şimdiden görüyorum ki: Yakın bir zamanda ben kefenimi giydim, tabutuma bindim, dostlarımla veda eyledim. Kabrime teveccüh edip giderken, senin dergâh-ı rahmetinde, cenazemin lisan-ı haliyle, ruhumun lisan-ı kaliyle bağırarak derim: El-Aman el-Aman! Yâ Hannan! Yâ Mennan! Beni günahlarımın hacaletinden kurtar! İşte kabrimin başına ulaştım, boynuma kefenimi takıp kabrimin başında uzanan cismimin üzerine durdum. Başımı dergâh-ı rahmetine kaldırıp bütün kuvvetimle feryad edip nida ediyorum: El-Aman el-Aman! Yâ Hannan! Yâ Mennan! Beni günahlarımın ağır yüklerinden halas eyle! İşte kabrime girdim, kefenime sarıldım. Teşyi'ciler beni bırakıp gittiler. Senin afv ü rahmetini intizar ediyorum. Ve bilmüşahede gördüm ki: Senden başka melce' ve mence' yok. Günahların çirkin yüzünden ve masiyetin vahşi şeklinden ve o mekânın darlığından bütün kuvvetimle nida edip diyorum: El-Aman, el-Aman! Yâ Rahman! Yâ Hannan! Yâ Mennan! Yâ Deyyan! Beni çirkin günahlarımın arkadaşlıklarından kurtar, yerimi genişlettir. İlahî! Senin rahmetin melceimdir ve Rahmeten lil-Âlemîn olan Habib'in senin rahmetine yetişmek için vesilemdir. Senden şekva değil, belki nefsimi ve halimi sana şekva ediyorum. Ey Hâlık-ı Kerim'im ve ey Rabb-ı Rahîm'im! Senin Said ismindeki mahlukun ve masnuun ve abdin hem âsi, hem âciz, hem gafil, hem cahil, hem alîl, hem zelil, hem müsi', hem müsinn, hem şakî, hem seyyidinden kaçmış bir köle olduğu halde, kırk sene sonra nedamet edip senin dergâhına avdet etmek istiyor. Senin rahmetine iltica ediyor. Hadsiz günah ve hatiatlarını itiraf ediyor. Evham ve türlü türlü illetlerle mübtela olmuş. Sana tazarru' ve niyaz eder. Eğer kemal-i rahmetinle onu kabul etsen, mağfiret edip rahmet etsen; zâten o senin şânındır. Çünki Erhamürrâhimîn'sin. Eğer kabul etmezsen, senin kapından başka hangi kapıya gideyim? Hangi kapı var? Senden başka Rab yok ki, dergâhına gidilsin. Senden başka hak Mabud yoktur ki, ona iltica edilsin!.."

    لاَ اِلهَ اِلاَّ اَنْتَ وَحْدَكَ لاَ شَرِيكَ لَكَ آخِرُ الْكَلاَمِ فِى الدُّنْيَا وَ اَوَّلُ الْكَلاَمِ فِى اْلآخِرَةِ وَ فِى الْقَبْرِ اَشْهَدُ اَنْ لاَ اِلهَ اِلاَّ اللّٰهُ وَ اَشْهَدُ اَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ تَعَالَى عَلَيْهِ وَ سَلَّمَ
    Lem'alar ( 130 )


  10. 16.Temmuz.2012, 20:40
    5
    İLİMCİK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Devamlı Üye
    Hasan kardeşim, yapacağımız tek şey ümitsizliğe kapılmayarak tekrar tekrar tövbe ve istiğfar etmek..

    Eğer bir yaşındaki bir çocuğun aklı bulunsa ve ondan sual edilse: "En leziz ve en tatlı haletin nedir?" Belki diyecek: "Aczimi, za'fımı anlayıp, vâlidemin tatlı tokatından korkarak yine vâlidemin şefkatli sinesine sığındığım halettir." Halbuki bütün vâlidelerin şefkatleri, ancak bir lem'a-i tecelli-i rahmettir.
    Sözler ( 32 )

    Hasan kardeşim, Risale-i Nurun onyedinci lem'asındaki Bediüzzaman hazretlerinin yaptığı tövbe ve istiğfar ve münacat çok hoşuma gidiyor..Çoğu zaman gözyaşları döktürüyor...Bu güzel münacatı sizinle paylaşmak istedim..Siz de kendiniz hakkınızda o münacatı uygulayabilirsiniz:

    ONİKİNCİ NOTA: Ey bu Notaları dinleyen dostlarım! Biliniz ki; ben hilaf-ı âdet olarak, gizlemesi lâzım gelen Rabbime karşı kalbimin tazarru' ve niyaz ve münacatını bazan yazdığımın sebebi; ölüm, dilimi susturduğu zamanlarda, dilime bedel kitabımın söylemesinin kabulünü rahmet-i İlahiyeden rica etmektir. Evet kısa bir ömürde, hadsiz günahlarıma keffaret olacak, muvakkat lisanımın tövbe ve nedametleri kâfi gelmiyor. Sabit ve bir derece daim olan kitabın lisanı daha ziyade o işe yarar. İşte onüç sene {(Haşiye): Bu risalenin te'lifinden onüç sene evvel.} evvel, dağdağalı bir fırtına-i ruhiye neticesinde, Eski Said'in gülmeleri, Yeni Said'in ağlamalarına inkılab edeceği hengâmda; gençliğin gaflet uykusundan ihtiyarlık sabahıyla uyandığım bir anda, şu münacat ve niyaz Arabî yazılmıştır. Bir kısmının Türkçe meali şudur ki:

    Ey Rabb-i Rahîm'im ve ey Hâlık-ı Kerim'im! Benim sû'-i ihtiyarımla ömrüm ve gençliğim zayi' olup gitti. Ve o ömür ve gençliğin meyvelerinden elimde kalan, elem verici günahlar, zillet verici elemler, dalalet verici vesveseler kalmıştır. Ve bu ağır yük ve hastalıklı kalb ve hacaletli yüzümle kabre yakınlaşıyorum. Bilmüşahede göre göre gayet sür'atle, sağa ve sola inhiraf etmeyerek, ihtiyarsız bir tarzda, vefat eden ahbab ve akran ve akaribim gibi kabir kapısına yanaşıyorum. O kabir, bu dâr-ı fâniden firak-ı ebedî ile ebed-ül âbâd yolunda kurulmuş, açılmış evvelki menzil ve birinci kapıdır. Ve bu bağlandığım ve meftun olduğum şu dâr-ı dünya da, kat'î bir yakîn ile anladım ki; hêliktir gider ve fânidir ölür. Ve bilmüşahede içindeki mevcudat dahi, birbiri arkasından kafile kafile göçüp gider, kaybolur. Hususan benim gibi nefs-i emmareyi taşıyanlara şu dünya çok gaddardır, mekkârdır. Bir lezzet verse, bin elem takar çektirir. Bir üzüm yedirse, yüz tokat vurur..

    Ey Rabb-i Rahîm'im ve ey Hâlık-ı Kerim'im! كُلُّ آتٍ قَرِيبٌ sırrıyla ben şimdiden görüyorum ki: Yakın bir zamanda ben kefenimi giydim, tabutuma bindim, dostlarımla veda eyledim. Kabrime teveccüh edip giderken, senin dergâh-ı rahmetinde, cenazemin lisan-ı haliyle, ruhumun lisan-ı kaliyle bağırarak derim: El-Aman el-Aman! Yâ Hannan! Yâ Mennan! Beni günahlarımın hacaletinden kurtar! İşte kabrimin başına ulaştım, boynuma kefenimi takıp kabrimin başında uzanan cismimin üzerine durdum. Başımı dergâh-ı rahmetine kaldırıp bütün kuvvetimle feryad edip nida ediyorum: El-Aman el-Aman! Yâ Hannan! Yâ Mennan! Beni günahlarımın ağır yüklerinden halas eyle! İşte kabrime girdim, kefenime sarıldım. Teşyi'ciler beni bırakıp gittiler. Senin afv ü rahmetini intizar ediyorum. Ve bilmüşahede gördüm ki: Senden başka melce' ve mence' yok. Günahların çirkin yüzünden ve masiyetin vahşi şeklinden ve o mekânın darlığından bütün kuvvetimle nida edip diyorum: El-Aman, el-Aman! Yâ Rahman! Yâ Hannan! Yâ Mennan! Yâ Deyyan! Beni çirkin günahlarımın arkadaşlıklarından kurtar, yerimi genişlettir. İlahî! Senin rahmetin melceimdir ve Rahmeten lil-Âlemîn olan Habib'in senin rahmetine yetişmek için vesilemdir. Senden şekva değil, belki nefsimi ve halimi sana şekva ediyorum. Ey Hâlık-ı Kerim'im ve ey Rabb-ı Rahîm'im! Senin Said ismindeki mahlukun ve masnuun ve abdin hem âsi, hem âciz, hem gafil, hem cahil, hem alîl, hem zelil, hem müsi', hem müsinn, hem şakî, hem seyyidinden kaçmış bir köle olduğu halde, kırk sene sonra nedamet edip senin dergâhına avdet etmek istiyor. Senin rahmetine iltica ediyor. Hadsiz günah ve hatiatlarını itiraf ediyor. Evham ve türlü türlü illetlerle mübtela olmuş. Sana tazarru' ve niyaz eder. Eğer kemal-i rahmetinle onu kabul etsen, mağfiret edip rahmet etsen; zâten o senin şânındır. Çünki Erhamürrâhimîn'sin. Eğer kabul etmezsen, senin kapından başka hangi kapıya gideyim? Hangi kapı var? Senden başka Rab yok ki, dergâhına gidilsin. Senden başka hak Mabud yoktur ki, ona iltica edilsin!.."

    لاَ اِلهَ اِلاَّ اَنْتَ وَحْدَكَ لاَ شَرِيكَ لَكَ آخِرُ الْكَلاَمِ فِى الدُّنْيَا وَ اَوَّلُ الْكَلاَمِ فِى اْلآخِرَةِ وَ فِى الْقَبْرِ اَشْهَدُ اَنْ لاَ اِلهَ اِلاَّ اللّٰهُ وَ اَشْهَدُ اَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ تَعَالَى عَلَيْهِ وَ سَلَّمَ
    Lem'alar ( 130 )





+ Yorum Gönder