+ Yorum Gönder
Soru ve Cevaplar ve Sizden gelen sorular Kategorisinden Dualarda ''Filanın yüzüsuyu hürmetine, filanın hatrına" demek caizmidir? Konusununa Bakıyorsunuz..
  1. Parasetebol
    Emekli
    Reklam

    Dualarda ''Filanın yüzüsuyu hürmetine, filanın hatrına" demek caizmidir?

    Reklam





    Dualarda ''Filanın yüzüsuyu hürmetine, filanın hatrına" demek caizmidir? Mumsema Dualara, "filanın yüzüsuyu hürmetine, filanın hatrına" gibi ziyadeler yapılmaktadır Bu ziyadelerin şeriattaki yeri nedir? Rasulullah'ın Sünneti bu konuda ne söylüyor? Sahabe nasıl dua yapmış? Böyle yapmakla, yani dua ederken "filanın yüzüsuyu hürmetine" gibi sözler söylemekle herhangi dini bir kusur işlenmiş olur mu?





  2. islamyolu
    Emekli

    Cevap: Dualarda ''Filanın yüzüsuyu hürmetine, filanın hatrına" demek caizmidir?


    Reklam


    Şevahid-ül-hak 153. sayfada yazılı, ibni Mace hadisinde, Peygamberimiz (Allahümme inni eselüke bihakkıssailine aleyke), yani (Ya Rabbi! Senden isteyip de, verdiğin kimselerin hatırı için, senden istiyorum!) derdi ve böyle dua ediniz buyururdu. Hazret-i Ali’nin annesi Fatıma’yı kendi mübarek elleri ile mezara koyunca (İgfir li ümmi fatımate binti Esed ve vessialeyha medhaleha bi-hakkı Nebiyyike vel Enbiya-illezine min kabli inneke erhamürrahimin) buyurduğunu, Taberani ve İbni Hibban ve Hakim ve Süyuti bildirmektedir.
    Eshab-ı kiramın büyüklerinden Osman bin Huneyf bildiriyor ki, iyi olması için dua isteyen bir a’maya, abdest alıp, iki rekat namaz kılmasını, sonra (Allahümme inni eselüke ve eteveccehü ileyke bi-Nebiyyike Muhammedin Nebiyyirrahme, ya Muhammed inni eteveccehü bike ila Rabbifi haceti-hazihi, li taktıye-li, Allahümme şeffihü fiyye) okumasını emr etmiştir. Bu dua, (Merakıl-felah) ve bunun Tahtavi haşiyesi ve türkçe tercümesi olan (Nimet-i islam) kitaplarında, (Hacet namazı) sonunda ve (Şifa üs-sikam) ve (Nur-ül-islam)da ve (Dürerüsseniyye)de de yazılıdır. Eshab-ı kiram, bu duayı hep okurdu.
    Hakim’in bildirdiği sahih hadiste buyuruldu ki:
    Âdem aleyhisselam Cennetten çıkarılınca, çok dua etti. Tevbesi kabul olmadı. Nihayet (Ya Rabbi! Oğlum Muhammed hürmeti için, bu babaya merhamet et) deyince, duası kabul oldu ve (Ya Adem! Muhammed aleyhisselamın ismi ile, her ne isteseydin kabul ederdim, Muhammed olmasaydı, seni yaratmazdım) buyuruldu. Bu hadis-i kudsi, (Mevahib) ve (Envar)ın başında da yazılıdır. Böyle olduğunu, Alusi’nin (Galiyye) kitabı da, 109. sayfasında uzun bildirmektedir. Bu dualarda bulunan (hak) kelimesi, hürmet, kıymet demektir. Sevdiklerine verdiği kıymetli dereceler hatırı için istemektir. Çünkü, hiçbir mahlukun, hiçbir bakımdan, Allahü teâlâda hakkı yoktur.
    Âdem aleyhisselam, Cennette iken, Cennetin her yerinde ve Arş üzerinde (La ilahe illallah Muhammedün Resulullah) yazılı gördü. Onun, Allahü teâlânın en sevgili kulu olduğunu bilip onun hürmeti için dua etti.
    Bu dualar gösteriyor ki, Allahü teâlânın sevdikleri ile tevessül etmek, yani onları araya koyarak, onların hatırı ve hürmeti ile Ondan istemek caizdir.
    İbni Abidin hazretleri, 5. cild, 524. sayfada buyuruyor ki:
    (Resulullahı vesile kılarak Allahü teâlâya dua etmek güzel olur. Ehl-i sünnet âlimleri hiç biri buna karşı bir şey demedi. Yalnız ibni Teymiye bunu kabul etmeyerek ortaya bir bid’at çıkarmış oldu. İmam-ı Sübki bunu güzel açıklamaktadır.)
    Ahmed bin Seyyid Zeyni Dahlan, Mekke’nin müftüsü ve reis-ül-uleması ve Şafii şeyh-ul-hutebası idi. Birçok eserleri olup, (Hülasat-ül-kelam fi beyan-i umera-il beled-il-haram), (Firredd-i alel-vehhabiyyeti-etba-ı mezheb-i İbni Teymiyye) ve (Ed-Dürer-üs-seniyye) kitaplarında bunların içyüzlerini açıklamakta, yanlış yolda, sapık olduklarını âyet ve hadislerle göstermektedir.
    Hülasat-ül-kelamda, şöyle demektedir:
    Resulullahı hayatta iken de, vefatından sonra da, vesile ederek dua etmek sahihtir. Bunun gibi, Evliyayı ve Salihleri vesile ederek dua etmek caiz olduğunu hadis-i şerifler göstermektedir. Hazret-i Ömer’in yağmur duasına çıkarken Hazret-i Abbas’ı götürmesi, Resulullahtan başkası ile de tevessül olunabileceğini göstermek için idi.
    Ehl-i sünnet âlimleri buyuruyorlar ki:
    Tesiri veren, yaratan, fayda ve zarar veren, yok eden ancak Allahü teâlâdır. Onun şeriki yoktur. Peygamberler ve bütün diriler ve ölüler, tesir, fayda ve zarar yaratamazlar. Hiçbir şeye tesir yapamazlar. Yalnız, Allahü teâlânın sevgili kulları oldukları için, onlarla bereketleniriz. Onlar da, dirilerin tesir ettiğine, ölülerin tesir etmediğine inanıyorlar.
    Şah Ahmed Said-i Dehlevi hazretleri, Tahkik-ul-hakkıl-mübin kitabında, Hindistan’daki vehhabilerin kırk bozuk sözüne vesikalarla cevap vermektedir. Kırkıncı cevabında buyuruyor ki:
    Abdülaziz-i Dehlevi, Fatiha tefsirinde: (Birisinden yardım istenirken, yalnız ona güvenilirse, onun, Allahü teâlânın yardımına mazhar olduğu düşünülmezse, haramdır. Eğer yalnız, Allahü teâlâya güvenilip, o kulun Allah’ın yardımına mazhar olduğu, Allahü teâlânın her şeyi sebep ile yarattığı, o kulun da bir sebep olduğu düşünülürse, caiz olur. Peygamberler ve Evliya da, böyle düşünerek başkasından yardım istemişlerdir. Böyle düşünerek birisinden yardım istemek, Allahü teâlâdan istemek olur) diyor.
    Abdülhak-ı Dehlevi hazretleri de Mişkat tercümesinde buyuruyor ki:
    (Peygamberler ve Evliya öldükten sonra, bunlardan yardım istemeye, meşayıh-ı ızam ve fıkıh âlimleri caizdir dedi. Keşf ve kemal sahipleri, bunun doğru olduğunu bildirdi. Bunlardan çoğu ruhlardan feyz alarak yükseldiler. Böyle yükselenlere (Üveysi) dediler. İmam-ı Şafii buyuruyor ki, imam-ı Musa Kazım’ın kabri, duamın kabul olması için bana tiryak gibidir. Bunu çok tecrübe ettim. İmam-ı Gazali buyurdu ki, diri iken tevessül olunan, feyz alınan kimseye, öldükten sonra da tevessül olunarak feyz alınır. Meşayıh-ı kiramın büyüklerinden biri diyor ki, diri iken tasarruf yaptıkları gibi, öldükten sonra da tasarruf, yardım yapan dört büyük Veli gördüm. Bunlardan ikisi, Maruf-i Kerhi ve Abdülkadir-i Geylani hazretleridir. Batı âlimlerinin ve Evliyanın büyüklerinden olan Ahmed bin Zerruk diyor ki, Ebül Abbas-ı Hadremi hazretleri bana sordu ki, diri olan Veli mi, yoksa ölü olan mı daha çok yardım eder? Herkes, diri olan diyor. Ben ise, ölü olan daha çok yardım eder diyorum dedim. Doğru söylüyorsun. Çünkü, diri iken, kullar arasındadır. Öldükten sonra ise, Hakkın huzurundadır buyurdu. [Kılıç kınından çıkınca kesmeye hazır hâle gelmiş olur.]
    İnsan ölürken ruhunun ölmediğini âyet-i kerimeler ve hadis-i şerifler açıkça bildiriyor. Ruhun şuur sahibi olduğu, ziyaret edenleri ve onların yaptıklarını anladıkları da bildiriliyor. Kâmillerin, Velilerin ruhları, diri iken olduğu gibi, öldükten sonra da, yüksek mertebededirler. Allahü teâlâya manevi olarak yakındırlar. Evliyada, dünyada da, öldükten sonra da keramet vardır. Keramet sahibi olan, ruhlardır. Ruh ise, insanın ölmesi ile ölmez. Kerameti yapan, yaratan, yalnız Allahü teâlâdır. Her şey Onun kudreti ile olmaktadır. Her insan, Allahü teâlânın kudreti karşısında, diri iken de, ölü iken de hiçtir. Bunun için, Allahü teâlânın, dostlarından biri vasıtası ile, bir kuluna ihsanda bulunması şaşılacak bir şey değildir. Diri olanlar vasıtası ile çok şey yaratıp verdiğini, herkes, her zaman görmektedir. İnsan diri iken de, ölü iken de bir şey yaratamaz. Ancak Allahü teâlânın yaratmasına vasıta, sebep olmaktadır.)
    Mevlana Abdülhakim-i Siyalküti hazretleri, Zad-ül-lebib kitabında buyuruyor ki:
    (Ölü yardım yapamaz diyenlerin, ne demek istediklerini anlayamıyorum. Dua eden, Allahü teâlâdan istemektedir. Duasının kabul olması için, Allahü teâlânın sevdiği bir kulunu vasıta yapmaktadır. Ya Rabbi! Kendisine bol bol ihsanda bulunduğun bu sevgili kulunun hatırı ve hürmeti için bana da ver demektedir. Yahut, Allahü teâlânın çok sevdiğine inandığı bir kuluna seslenerek, (Ey Allah’ın Velisi, bana şefaat et! Benim için dua et! Allahü teâlânın dileğimi ihsan etmesi için vasıta ol!) demektedir. Dileği veren ve kendisinden istenilen, yalnız Allahü teâlâdır. Veli, yalnız vesiledir, sebeptir. O da fanidir. Yok olacaktır. Hiçbir şey yapamaz. Tasarrufa, gücü, kuvveti yoktur. Böyle söylemek, böyle inanmak şirk olsaydı, Allah’tan başkasına güvenmek olsaydı, diriden de dua istemek, bir şey istemek yasak olurdu. Diriden dua istemek, bir şey istemek, dinimizde yasak edilmemiştir. Hatta müstehap olduğu bildirilmiştir. Her zaman yapılmıştır. Buna inanmayanlar, öldükten sonra keramet kalmaz diyorlarsa, bu sözlerini ispat etmeleri lazımdır. Evet, Evliyanın bir kısmı öldükten sonra, alem-i kudse yükseltilir. Huzur-i ilahide her şeyi unuturlar. Dünyadan ve dünyada olanlardan haberleri olmaz. Duaları duymazlar. Bir şeye vasıta, sebep olmazlar. Dünyada olan, diri olan Evliya arasında da böyle meczuplar bulunur. Bir kimse, keramete hiç inanmıyor ise, hiç ehemmiyeti yoktur. Sözlerini ispat edemez. Kur’an-ı kerim, hadis-i şerifler ve asırlarca görülen, bilinen olaylar, onu haksız çıkarmaktadır.
    Bir cahil, bir ahmak, dileğini Allahü teâlânın kudretinden beklemeyip, Veli yaratır, yapar derse, bu düşünce ile ondan isterse, bunu elbet yasak etmeli, ceza da yapmalıdır. Bunu ileri sürerek, İslam âlimlerine, âriflere dil uzatılamaz. Çünkü Resulullah, kabir ziyaret ederken, mevtaya selam verirdi. Mevtadan bir şey istemeyi yasak etmedi. Ziyaret edenin ve ziyaret olunanın hallerine göre, kimine dua edilir, kiminden yardım istenir. Peygamberlerin kabirde diri olduklarını her Müslüman biliyor.)
    Vehhabiler, Allahü teâlâdan başka şeylere tapınanların, onları vesile yapanların müşrik olduklarını bildiren âyet-i kerimeleri yazarak: (Peygamberlerden ve salih kullardan ölmüş veya uzakta olanlardan herhangi bir sözle yardım isteyenler, bu âyetlere göre müşrik olur) diyorlar.
    Biz müslümanlar, Evliyanın kendiliklerinden bir şey yapacaklarına inanmayız. Allahü teâlâ, onları çok sevdiği için, onların dua ve hatırı ile yaratacağına inanırız. Kullara tapınmak demek, onların sözlerine uyarak, İslamiyet’in dışına çıkmak, onların sözlerini, kitab ve sünnetten üstün tutmak demektir. İslamiyet’i emredenlere uymak, böyle değildir. Buna uymak, İslamiyet’e uymak demektir. Hayber gazasında, Hazret-i Ali’nin gözü ağrıyordu. Resulullah, mübarek ağız suyunu onun gözlerine sürdü ve dua eyledi. Gözleri iyi oldu. Peygamberin hatırı için, Allahü teâlâ şifa ihsan eyledi. Vehhabi (Feth-ul-mecid) kitabı da, 91.sayfasında bunu yazıyor ve Buhari ile Müslim’in haber verdiklerini bildiriyor.
    Resulullahın duası kabul olduğu gibi, Onun yolunda, izinde bulunanların da, duaları kabul olur. Kendisi de, 381. sayfada, imam-ı Ahmed’in ve imam-ı Müslim’in, Ebu Hüreyre’den bildirdikleri hadis-i şerifte, (Saçları dağınık ve kapılardan kovulan öyle kimseler vardır ki, bir şey için yemin etseler, Allahü teâlâ onları doğrulamak için, o şeyi yaratır) buyurulduğunu yazmaktadır. Allahü teâlâ, sevdiği kullarını yalancı çıkarmamak için, yemin ettikleri şeyleri bile yaratınca, dualarını elbette kabul buyurur. Allahü teâlâ, Mümin suresinin 60.âyetinde mealen, (Bana dua ediniz! Duanızı kabul ederim) buyuruyor. Duaların kabul olması için şartlar vardır. Bu şartları taşıyan dua elbet kabul olur. Herkes bu şartları bir araya getiremediği için, duaları kabul olmuyor.
    Ali Ramiteni hazretleri buyurdu ki:
    (Günah işlememiş bir dil ile dua ediniz ki, kabul olsun!) Yani, Huda dostlarının huzurunda tevazu eyleyiniz, yalvarınız da, sizin için dua etsinler. İstigase, yani bir Veliye tevessül de, bu demektir.
    [İsa aleyhisselama gelip derler ki, dua ediyorsunuz, devasız hastalıklar iyi oluyor. Hangi duayı okuyorsunuz, bize de söyler misiniz? İsa aleyhisselam da onlara okuduğu duayı söyler. Adamlar bir süre sonra tekrar gelirler, efendim okuyoruz okuyoruz bir şey olmuyor, acaba bize yanlış dua mı öğrettiniz derler. İsa aleyhisselam, (Dua doğru ama ağız yanlış) buyurur, yani doğru dua öğrettim, dua aynı dua ama, ağız aynı ağız değil!]
    Bu şartları yaptıklarına güvendiğimiz Âlimlerin, Velilerin dua etmeleri için, onlara yalvarmak, niçin şirk olsun? Biz, Allahü teâlâ, sevdiklerinin ruhlarına işittirir, onların hatırı için, istenileni yaratır diyoruz. Allahü teâlâ için hayvan kesiyor ve Kur’an-ı kerim okuyoruz. Sevabını meyyitin ruhuna gönderip ondan şefaat, yardım istiyoruz. Ölü için ibadet eden elbet müşrik olur. Allahü teâlâ için ibadet edip, sevabını ölüye bağışlayan müşrik olmaz ve hiç suçlu olmaz.
    Hazret-i Meryem’in ve Esyed bin Hudayr’ın ve Ebu Müslim Abdullah Havlani’nin kerametlerini, kendisi de yazmaktadır. [Abdullah-ı Havlani, hicri 62 senesinde Şam’da vefat etti.] Evliyanın ruhlarından yardım isteriz. Çünkü, Allahü teâlânın sevdiği kullarının ruhları, diri iken de, öldükten sonra da, Allahü teâlânın verdiği kuvvet ile ve izni ile, dirilere yardım ederler. Böyle inanarak Evliyadan yardım istemek, Allahü teâlâdan başkasına tapınmak olmaz. Ondan istemek olur.

  3. İnanc
    Devamlı Üye
    SORUNUN ÖZETİ BURDA KARDEŞİM :




    SORU: Dualara, "filanın yüzüsuyu hürmetine, filanın hatrına" gibi ziyadeler yapılmaktadır. Bu ziyadelerin şeriattaki yeri nedir? Rasulullah'ın Sünneti bu konuda ne söylüyor? Sahabe nasıl dua yapmış? Böyle yapmakla, yani dua ederken "filanın yüzüsuyu hürmetine" gibi sözler söylemekle herhangi dini bir kusur işlenmiş olur mu?

    CEVAP: Duada, Allah'a(cc) herhangi birinin yüzüsuyu hürmetini vasıta yapmak, O'nun ve Rasulü'nün bize öğrettiği bir yol değildir. Bildiğiniz gibi, Kur'an-ı Kerim bu tr anlayışlardan uzaktır. Hadislerde de bu anlayışa temel oluşturabilecek bir örnek yoktur. Duada bu yolu uygulamış olan veya bir başkasına öğreten sahabeden herhangi birisini de hatırlamıyorum.Doğrusu Alemlerin Rabbi'ne dua ederken herhangi bir kulun yüzüsuyu hürmetine referans göstermek veya filan kulun hatrı için benim istek ve ihtiyaçlarımı karşıla demek manasına gelen anlayış tarzı Müslümanlara nasıl musallat olmuş anlamakta güçlük çekiyorum. Ben böyle yapmanın yasak olduğunu söylemiyorum, sadece şu iki şeyi söylüyorum:

    Birincisi; bu şekilde dua yapmak, Alemlerin Rabbinin bize öğrettiği dua yapma şekline ve metoduna aykırıdır. Hz. Peygamber(sas)'in doğrudan doğruya ashabına öğrettiği duya tarzına da aykırıdır. Bu sebebledir ki, bu tarz duadan uzak durulmalıdır. Zira Peygamber Efendimiz(sas) ve diğer bütün Peygamberler, Allah ile kullar arasındaki ilişkinin ve bağın doğru şeklinin ne olduğunu açıklamak için gelmişlerdir. Öyleyse onların ne uyguladıkları ne de öğrettikleri bir dua şekli olan bu tarz bir dua şeklini, herhangi bir kimse uygulamaya kalkışırsa, şüphesiz o, muteber olan bir şekli terkedip, muteber olmayan bir şekli uygulamış olur.

    İkinci olarak da; bu dua şeklinin nefrete şayan bir yol olduğuna inanıyorum. Başka bir kişinin bu dua şeklini benim gördüğüm gibi görmeyip başka bir açıdan bakması ve nefrete şayan bulmaması farklı bir durum. Ben ne zaman bu dua şeklinin zararlarına dikkat etsem, gözümün önüne hemen çok mert ve çok cömert bir zat gelir: Onun kapısına gelen herhangi bir insanın arzuları anında yerine getiriliyor, feyz ve keremi herkesi kuşatıyor, her isteyen ondan dilediğini talep edebiliyor, lütfu herkese açık ve herkes ona kolaylıkla ulaşabiliyor. Böyle bir zatın karşısına bir kişinin doğrudan gelerek: "Ey kerem sahibi, cömert insan! Bana yardım et" demek yerine, "Filan kişinin hatrına benim ihtiyaçlarımı gider" demesi ne kadar uygun düşer varın siz hesap edin. Bu isteme biçiminde, o cömert kişinin merhameti ve cömertliği sebebiyle başkalarının ihtiyaçlarını gidermediği, fakat arkadaşlarının, dostlarının ve akrabalarının hatrına lütuf ve ihsanda bulunduğu su-i zannı gizlidir. Eğer bunların vasıtasıyla dua edilmezse sanki o zaman ondan hiçbir şey alamayacağınız zannıyla ümitsizliğe düşüyorsunuz. Filanın yüzüsuyu hürmetine demek; aynı zamanda, istekte bulunduğunuz zata baskı uyguladığınız manasına gelir ki, siz aslında şöyle demek istiyorsunuz: "Ben filan büyük insanın tavsiyesi ile geliyorum.Benim ricamı herhangi aracısız bir insanın ricası gibi düşünerek geri çevirmemelisiniz." Eğer bu tarz dua bu söylediğim anlama gelmiyorsa, ne anlama geldiğini bana da öğretin. Böylece içimdeki sıkıntıdan kurtulacağım için memnun olurum. Fakat eğer bu tarz duanın anlamı gerçekten benim anladığım şekildeyse, o zaman Allah Teala'nın kamil sıfatları hakkında doğu bilgiye sahip bir şahsın böyle bir dua tarzını hayal edebileceğini bile düşünemiyorum. Fıkıh alimleri bu dua tarzının, bu gibi mahzurlarını dikkate alarak, mekruh olduğu kanaatine varmışlardır. Nitekim, Hanefî Fıkhı'nın meşhur kitabı Hidaye'de şöyle yazmaktadır:

    "Bir kimsenin dua ederken filanın hakkı için, filanın yüzüsuyu hürmetine veya Peygamberlerin, Nebilerin hakkı için demesi mekruhtur. Zira; yaratılanın, Yaratan üzerinde hiçbir hakkı söz konusu değildir."



    Seyyid Ebu'l âla el-MEVDUDÎ - "Mesail ve Resail



    MUMSEMA.COM 'DAN ALINTIDIR..


  4. Parasetebol
    Emekli
    Duada, Allah'a(cc) herhangi birinin yüzüsuyu hürmetini vasıta yapmak, O'nun ve Rasulü'nün bize öğrettiği bir yol değildir Bildiğiniz gibi, Kur'an-ı Kerim bu tr anlayışlardan uzaktır Hadislerde de bu anlayışa temel oluşturabilecek bir örnek yoktur Duada bu yolu uygulamış olan veya bir başkasına öğreten sahabeden herhangi birisini de hatırlamıyorum Doğrusu Alemlerin Rabbi'ne dua ederken herhangi bir kulun yüzüsuyu hürmetine referans göstermek veya filan kulun hatrı için benim istek ve ihtiyaçlarımı karşıla demek manasına gelen anlayış tarzı Müslümanlara nasıl musallat olmuş anlamakta güçlük çekiyorum Ben böyle yapmanın yasak olduğunu söylemiyorum, sadece şu iki şeyi söylüyorum:

    Birincisi; bu şekilde dua yapmak, Alemlerin Rabbinin bize öğrettiği dua yapma şekline ve metoduna aykırıdır Hz Peygamber(sas)'in doğrudan doğruya ashabına öğrettiği duya tarzına da aykırıdır Bu sebebledir ki, bu tarz duadan uzak durulmalıdır Zira Peygamber Efendimiz(sas) ve diğer bütün Peygamberler, Allah ile kullar arasındaki ilişkinin ve bağın doğru şeklinin ne olduğunu açıklamak için gelmişlerdir Öyleyse onların ne uyguladıkları ne de öğrettikleri bir dua şekli olan bu tarz bir dua şeklini, herhangi bir kimse uygulamaya kalkışırsa, şüphesiz o, muteber olan bir şekli terkedip, muteber olmayan bir şekli uygulamış olur

    İkinci olarak da; bu dua şeklinin nefrete şayan bir yol olduğuna inanıyorum Başka bir kişinin bu dua şeklini benim gördüğüm gibi görmeyip başka bir açıdan bakması ve nefrete şayan bulmaması farklı bir durum Ben ne zaman bu dua şeklinin zararlarına dikkat etsem, gözümün önüne hemen çok mert ve çok cömert bir zat gelir: Onun kapısına gelen herhangi bir insanın arzuları anında yerine getiriliyor, feyz ve keremi herkesi kuşatıyor, her isteyen ondan dilediğini talep edebiliyor, lütfu herkese açık ve herkes ona kolaylıkla ulaşabiliyor Böyle bir zatın karşısına bir kişinin doğrudan gelerek: "Ey kerem sahibi, cömert insan! Bana yardım et" demek yerine, "Filan kişinin hatrına benim ihtiyaçlarımı gider" demesi ne kadar uygun düşer varın siz hesap edin Bu isteme biçiminde, o cömert kişinin merhameti ve cömertliği sebebiyle başkalarının ihtiyaçlarını gidermediği, fakat arkadaşlarının, dostlarının ve akrabalarının hatrına lütuf ve ihsanda bulunduğu su-i zannı gizlidir Eğer bunların vasıtasıyla dua edilmezse sanki o zaman ondan hiçbir şey alamayacağınız zannıyla ümitsizliğe düşüyorsunuzFilanın yüzüsuyu hürmetine demek; aynı zamanda, istekte bulunduğunuz zata baskı uyguladığınız manasına gelir ki, siz aslında şöyle demek istiyorsunuz: "Ben filan büyük insanın tavsiyesi ile geliyorum Benim ricamı herhangi aracısız bir insanın ricası gibi düşünerek geri çevirmemelisiniz" Eğer bu tarz dua bu söylediğim anlama gelmiyorsa, ne anlama geldiğini bana da öğretin Böylece içimdeki sıkıntıdan kurtulacağım için memnun olurum Fakat eğer bu tarz duanın anlamı gerçekten benim anladığım şekildeyse, o zaman Allah Teala'nın kamil sıfatları hakkında doğu bilgiye sahip bir şahsın böyle bir dua tarzını hayal edebileceğini bile düşünemiyorumFıkıh alimleri bu dua tarzının, bu gibi mahzurlarını dikkate alarak, mekruh olduğu kanaatine varmışlardırNitekim, Hanefî Fıkhı'nın meşhur kitabı Hidaye'de şöyle yazmaktadır:

    "Bir kimsenin dua ederken filanın hakkı için, filanın yüzüsuyu hürmetine veya Peygamberlerin, Nebilerin hakkı için demesi mekruhtur Zira; yaratılanın, Yaratan üzerinde hiçbir hakkı söz konusu değildir"

    -----------------------------

    İslamyolu Kaza namazı konusundaki sohbetimizden geri kaldın,ne oldu yazdıklarıma verecek cevabın kalmadı mı?


    ------------------------------

    İnanç Kardeş hakkını helal et,alıntına dikkat etmeden aynısını bende yazmış bulundum,ama iyidir,anlamak istemeyenler için bir kere daha okumasına vesile oluruz bakarsın ikincisinde işe yarar

  5. Kuranıanla
    Emekli
    Şunun şunun hatrına duamı kabul et falan demek Allahı yeterince takdir edememektir,Allahtan torpil mi istiyorsunuz düşünmüyormusunuz o yüceler yücesinin bu tip şeylerden münezzeh olduğunu ?

    Rabbinize yalvararak ve gizlice du'â edin, çünkü O, haddi aşanları sevmez.ARAF 55

    Kitap nasıl dua edeceğimizi bile söylüyor kitaptan bi haber olanlar araya birilerini koyuyor yada bağıra çağıra amin nidaları atıyorlar !


  6. islamyolu
    Emekli
    İslamyolu Kaza namazı konusundaki sohbetimizden geri kaldın,ne oldu yazdıklarıma verecek cevabın kalmadı mı?
    o konuda ne yazdıgınıza bakmadım. ama hepsine cevap verebilirim. ama verdigim cevapları okumakta aciz olanda sizlersiniz. bakın yukarıda ki yazımı okudunuzmu okuduysanız onları bir cevaplayında göreyim. bu hadis uydurma şu uydurma diyip durursunuz. Çünkü inkar sizin için bir ilimdir. Ayrıca bu konuyu kendin soruyorsun kendin cevaplıyorsun vede ayrı bir fitnelik yaymaya çalışıyorsun. cevabını biliyorsan neden soruyorsun onu anlamıyorum.

  7. Misafir
    Sevgili kardeşim iyi diyorsun hoş diyorsun. Peygamberlere a.s ne ögretildi en zor zamanlarında dedilerki rabbimiz ahmet (muhammed s.a.v) kulunun hatrına diye dua ettiler allah c.c onlara ögretti muhakkak şudur ki allah c.c herşeyi önceden bilen mutlak hakim dir. Kalplerin en derininde olanı bilir kulunun kalbin deki duyguyu çok iyi bilir sen allah,tan canı gönülden istersen kalp rabbini tasdik edip tam manasıyla ona dönmüş vaziyette olursa durum farklı olur burda istenilen yine allah c.c. Bizati kendisidir
    (misal iyi bir dostunun arkadaşı geldi sen geleni tanıyorsun ama yanında bir hatrı kıymeti yok dediki falancanın selamıyla geldim şu işimi görüver dostunun hatrına onun işini görmeye önem verirsin degilmi? öyle. Not verilmiş misal haşa benzetme degil sadece örnek teşkil eder.

  8. Misafir
    sünnet sadece peygambere mi aittir?halen yaşamakta olan herhangi bir yönetici veya sıradan insan veya alim için "falancanin sunneti gereği" "filancanin sünneti gereği" demek caiz midir?imanı tehlikeye sokar mı? allah razı olsun..

  9. Molla_Efdal
    ملا افدال
    Mevdudiyi gördüğüm an anladım. Arkadaşlar bizzat kendim bu mesele ile alakalı bir sürü konu açtım.

    Bazı selefi görüşe sahip insanlar dua'da vesile (tevessül) edinmenin caiz olmadığını hatta şirk olduğunu söylemişlerdi. Hatta Zümer suresi 3. Ayet-i kerimesininde buna delil getirmişlerdi. Ayet-i Kerimede buyuruluyorki:
    “Dikkat edin: Gönülden, tam bir samimiyetle, her türlü şirk, nifak ve dünyevî maksattan uzak iman, ibadet ve itaat ancak Allah’a mahsustur. (İnsanlardan olsun, melek veya cinlerden olsun,) O’ndan başka birtakım koruyucular ve işlerin havale edileceği merciler edinip de, “Biz onlara ancak bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.” diyenlere gelince, Allah, onlarla mü’minler arasında bu şekilde tuttukları farklı yollarla ilgili hükmünü elbette vere cektir. Allah, yalancı ve alabildiğine nankör hiç kimseye hidayet nasip etmez.”

    Bu ayet müşrikler hakkında inmiştir. Koyu renkle belirtildiği gibi müşrikler putlara Allah'a yakınlaşmak için tapıyordu. Selefilerin bu ayeti delil getirmeleri hiçbirşeyi doğrulamaz çünkü tevessül'de tapma gibi bişey söz konusu değildir, olamaz. Ayrıca bu ayeti yanlış tevil ederek "şirktir" demekde çok tehlikeli bir sözdür. Çünkü Hz. Peygamber (sallahu aleyhi vesellem)'in Hadis-i şerif'inde bildirildiği üzre "Kişi Müslüman kardeşini tekfir ettiğinde o küfür ikisinden birine geçer".

    Hz. Peygamber (s.a.v.) ve Tevessül

    Maide suresi 35. Ayetini delil getirdiğimizde ayette geçen vesileden maksadın namaz, oruç vs. gibi ibadetlerin kastedildiğini söylüyorlar. Aslında bir çok ayeti delil getirmek mümkünsede biz burada Hz. Peygamber (s.a.v.)'in ve ondan sonraki halifeler devrinde tevessül nasıl karşılandığını aktaracağız. Gerek Hz. Peygamber (s.a.v)'in gerekse ondan sonraki Hulafa-i Raşidin devrinde tevessül yapılmıştır. Zira Fatıma binti Esed vefat ettiğinde Hz. Peygamber (s.a.v.) ona dua ederken "Benden önceki Peygamberelerin hakkı için" şeklinde(bk. Taberani, Heysemi) dua etmiş, Hz. Ömer'de kuraklık yıllarında yağmur için Hz. Abbas ile tevessül etmiştir.(bk. Buhari) buradan şu sonuca varılıyorki dua edereken salih bir kişiyi vesile ederek dua etmek asr-ı saadetten buyana bilinmesine rağmen bir kısım fitne ehlinden kimseler bunu olmadık yerlere sürüklüyorlar. Buda yukarıdaki "Hz. Peygamber (s.a.v.) böyle bir dua etmedi" şeklindeki sözününde içinin be kadar boş olduğunu ortaya koyuyor.

+ Yorum Gönder
yüzü suyu hürmetine ne demek,  yüzü suyu hürmetine demek,  yüzü suyu hürmetine demek bidat mı,  mübarek birinin hatrına dua etmek,  Duada evliya hatiri ile istemek,  Allahın hatrına ,  rasulun yuzu suyu hurmetine mekruh