Konusunu Oylayın.: Ezanda Değişiklik ?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Ezanda Değişiklik ?
  1. 10.Temmuz.2012, 14:13
    1
    12imam
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 09.Temmuz.2012
    Üye No: 96844
    Mesaj Sayısı: 7
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Bulunduğu yer: Necef

    Ezanda Değişiklik ?






    Ezanda Değişiklik ? Mumsema Hayye ale hayr’il amel” cümlesi de Peygamber (s.a.a)’in zamanında ezan ve ikamenin bir parçasıydı. Ama ikinci halife dönemindeki valiler halka, en hayırlı amelin sadece Allah yolunda cihat etmek olduğunu anlatmaya çalışıyorlardı. Böylece onların teveccühünü cihada yönlendirmek ve tüm çabalarını onun üzerinde temerküz haline getirmek istiyorlardı. Bu yüzden müezzinin “namaz en hayırlı ameldir” diye seslenmesinin, bu amaçlarıyla uyuşmadığını görüyorlardı. Hatta bu cümlenin ezanda baki kalmasının, Müslümanların cihat konusunda gevşemelerine sebep olacağından korkuyorlardı. Zira onlara göre eğer halk barış halinde bile olsa, namazın en hayırlı amel olduğunu anlarsa, sevap elde etmek için sadece onunla yetinecekti ve cihadın -sevabının daha az olmasına karşın- tehlikelerini kabul etmeyecekti.

    O gün valilerin en büyük amaçları, İslam davetini yaymaya, doğu ve batıyı fethetmeye yönelikti. Memleketlerin fethi de halkı, kendilerini tehlikeye atmaya teşvik etmekle sağlanmaktaydı. Öyle ki Müslümanların gönüllerine cihat sevgisini yerleştirmek ve onlara, kıyamet günü kendisine ulaşmak istedikleri ve özlemini çektikleri en hayırlı amelin cihat olduğunu anlatmak gerekirdi.

    Bu nedenle onlar “hayye ala hayr’il- amel” cümlesini ezandan atmaya ve kendi düşüncelerini, yüce ve mukaddes İslam şeriatının getirdiği şeyleri kabul etmekten öne geçirmeye karar verdiler! İşte bu yüzden Kuşçu’nun dediği gibi ikinci halife minberde şöyle dedi: “Üç şey Peygamber zamanında vardı ama ben onları yasaklıyor ve haram biliyorum. Kim bunları yaparsa cezalandıracağım: Kadın mutası, Temettü Haccı ve (ezanda) “hayye ale hayril amel” söylemek!!![121]

    Daha sonra, Ömer’in böyle bir emir verdiğini kesin bilip şöyle diyor: “Ömer bu konuda kendi içtihadıyla amel etmiştir.”


  2. 10.Temmuz.2012, 14:13
    1
    12imam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli



    Hayye ale hayr’il amel” cümlesi de Peygamber (s.a.a)’in zamanında ezan ve ikamenin bir parçasıydı. Ama ikinci halife dönemindeki valiler halka, en hayırlı amelin sadece Allah yolunda cihat etmek olduğunu anlatmaya çalışıyorlardı. Böylece onların teveccühünü cihada yönlendirmek ve tüm çabalarını onun üzerinde temerküz haline getirmek istiyorlardı. Bu yüzden müezzinin “namaz en hayırlı ameldir” diye seslenmesinin, bu amaçlarıyla uyuşmadığını görüyorlardı. Hatta bu cümlenin ezanda baki kalmasının, Müslümanların cihat konusunda gevşemelerine sebep olacağından korkuyorlardı. Zira onlara göre eğer halk barış halinde bile olsa, namazın en hayırlı amel olduğunu anlarsa, sevap elde etmek için sadece onunla yetinecekti ve cihadın -sevabının daha az olmasına karşın- tehlikelerini kabul etmeyecekti.

    O gün valilerin en büyük amaçları, İslam davetini yaymaya, doğu ve batıyı fethetmeye yönelikti. Memleketlerin fethi de halkı, kendilerini tehlikeye atmaya teşvik etmekle sağlanmaktaydı. Öyle ki Müslümanların gönüllerine cihat sevgisini yerleştirmek ve onlara, kıyamet günü kendisine ulaşmak istedikleri ve özlemini çektikleri en hayırlı amelin cihat olduğunu anlatmak gerekirdi.

    Bu nedenle onlar “hayye ala hayr’il- amel” cümlesini ezandan atmaya ve kendi düşüncelerini, yüce ve mukaddes İslam şeriatının getirdiği şeyleri kabul etmekten öne geçirmeye karar verdiler! İşte bu yüzden Kuşçu’nun dediği gibi ikinci halife minberde şöyle dedi: “Üç şey Peygamber zamanında vardı ama ben onları yasaklıyor ve haram biliyorum. Kim bunları yaparsa cezalandıracağım: Kadın mutası, Temettü Haccı ve (ezanda) “hayye ale hayril amel” söylemek!!![121]

    Daha sonra, Ömer’in böyle bir emir verdiğini kesin bilip şöyle diyor: “Ömer bu konuda kendi içtihadıyla amel etmiştir.”


    Benzer Konular

    - Ezanda makam nasıl yapılır

    - Ezanda sünnet ile ilgili hadisler

    - Geçmişten günümüze iletişimde değişiklik

    - Ölüm sonrası cesetteki değişiklik

    - Ezanda terci yapmak

  3. 10.Temmuz.2012, 15:24
    2
    karadamlalar
    Kesintili Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Temmuz.2012
    Üye No: 96809
    Mesaj Sayısı: 1,620
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 17

    Cevap: Ezanda Değişiklik ?




    dinde ömer(r.a)'in değişiklik yaptığı iftiraısndan bi vazgeçmediniz.


    Mut'a Nikahının Seyri ve Hükmü

    Mut’a nikahına iznin verildiği yerlerin hepsinde bir zorunluluk söz konusudur.
    Abdullah b. Mesud anlatıyor:
    “Biz Rasulullah (s.a.v.) ile birlikte -yanımızda kadınlar olmadığı halde- gazada bulunuyorduk.
    Hz. Peygamber (s.a.v.)’e ‘Kendimizi hadım edelim mi?’ dedik, buna izin vermedi.
    Sonra bir elbise karşılığında belli bir süreye kadar kadınlarla evlenmemize müsaade etti.’
    İbn Mesud daha sonra “Ey iman edenler! Allah’ın size helal kıldığı tertemiz şeyleri kendinize haram kılmayın.” (Maide, 87) mealindeki ayeti okudu.”(Buhari ; Muslim; Neylu’l-Evtar, 6/545).

    İlk zamanlarda muta nikahına cevaz verilmiş, daha sonra neshedilmiş olduğundan, sahabeler arasında farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Hz. Peygamber (s.a.v)’in buna dair ruhsat verdiğini bilen, ama daha sonra neshedildiğinden haberi olamayan sahabîler, bunun cevazına hükmetmişler. Ancak, neshedilip hükmünün ortadan kaldırıldığını öğrenen sahabiler ise bunun haram olduğu yönünde görüş beyan etmişlerdir.
    Bazı sahabilerin daha sonra bu nikahın yasaklandığını öğrenince eski fikrinden vazgeçtiği bilinmektedir. Bunlardan biri de İbn Abbas olduğuna dair rivayetler vardır. (el-Fıkhu’l-İslamî, VII/64-70)

    Mut’a nikahının neshedildiğine dair bir çok rivayet vardır. Buharî ve Muslim’in Hz. Ali (ra)’den yaptığı rivayet göre, “Peygamberimiz (s.a.v.) Hayber’de ehlî eşeklerin etini ve mut’â nikahını yasakladı.”(Buhari ; Muslim; Neylu’l-Evtar, 6/546).
    Bu neshin Mekke fethinde, Veda haccında yasaklandığına dair rivayetler de vardır (Neylu’l-Evtar, 6/546).

    Mut'anın; nesh olduğuna dair delillerden bazıları da, şu hadis-i şeriflerdir de şu rivayetlerdir:

    “Rasulullah kadınlarla muta nikahını yasakladıktan sonra, "bazı kimselere ne oluyor ki, bu muta nikahına tevessul ediyorlar?.." (İbn Hacer, 9/173).

    İbn Mace de Abdullah b. Ömer’den şunu nakletmiştir:
    Ömer halife olduktan sonra bir hutbe irat etti ve şunu söyledi: “Rasulullah (s.a.v.) bize üç gün için muta nikahına izin verdi, sonra onu haram kıldı.” (İbn Hacer, 9/172).

    İbn Munzir’in belirttiği gibi, İlk zamanlarda mut’a nikahının caiz olduğunu gösteren alimler olmakla beraber, daha sonra bu nikahın haram olduğu hususunda -Şialar hariç- İslam alimleri arasında icma hasıl olmuştur. (Neylu’l-Evtar, 6/548).

    İslam alimlerinin büyük çoğunluğunun kabul ettiği görüşe göre, daha önce izin verilen muta nikahı daha sonra neshedilip cevaz hükmü ortadan kaldırılmış ve kıyamete kadar kesin olarak haram kılınmıştır. Durum böyle olunca, artık ilk zamanlardaki cevaz şartı gibi görünen “zorunluluk” üzerinde durmanın bir anlamı yoktur. Çünkü bu gün hiçbir zorunluluk böyle bir yolu açamaz.

    Konuyla ilgili daha başka bulunan hadisler de mevcuttur.

    5115- Ali (r.anh)'dan, İbn Abbas'a dedi ki: "Peygamber (s.a.v.) Hayber gazvesi esnasında mut'a nikahını da , yerli eşek etlerini de nehyetmişti" (Fethu'l-Bari; C.9, S:410;Buhari : 11.c / 5208.s, Muslim : 4.c / 1407.n, Tirmizi : 2.c / 1129.n, İbn Mace : 5.c / 1961.n, Nesei : 6.c / 3350.n)

    5116- Ebu cemre'den, dedi ki: "Ben İbn Abbas'a kadınlarla mut'a nikahını yapmaya dair soru sorduğunu, O'nun da buna ruhsat verdiğini dinledim.
    O'nun bir azatlısı O'na dedi ki: "Ama bu ancak çok zor ve sıkıntılı hallerde ve kadınların oldukça az olduğu zamanlarda (ya da buna benzer hallerde) olabilir (değil mi?)
    İbn Abbas : "Evet" diye cevap verdi. (Fethu'l-Bari; C.9, S:410)

    ... İbn Ömer (r.a)’dan: Babam halife olunca halka bir hutbe vererek şöyle dedi:
    Rasulullah (s.a.v)’in şüphesiz mut’a nikahı için bize üç gün izin verdi. Sonra bunu haram kıldı. Rasulullah (s.a.v)’in mut’a nikahını haram kıldıktan sonra helal kıldığına şahidlik edecek dört şahidi bana getirmedi kçe, evli iken mut’a suretiyle bir kadınla birleştiğini bileceğim herhangi birini Allah’a yemin ederim ki recm ederim. (İbn Mace : C.5 , Hadis no: 1963)

    ... Abdullah ibn Ömer (r.a)’dan: Kendisine biri mut’a hakkında soru sorar. Abdullah (r.a)’da haramdır der. Soruyu soran: Ama falan insan bunu caiz görüyor, der.
    Abdullah (r.a) : Allah’a yemin olsun ki herkes bilir ki Rasulullah(s.a.v) hayber gazvesi sırasında mut’ayı haram etti. Artık zaniler değiliz der. (Tahavi : C3, Hadis no 25)

    ... İbn Ömer (r.a) : "Bir erkeğe sadece islam nikahı ile evlendiği karısı helaldir. Bu nikahta mehir vardır. Erkeğin kadına, kadının erkeğe miras hakkı vardır. Kadını muayyen bir müddetle (yani mut’ayla) alamaz. Aldı mı artık o hanımıdır. İkisinden birisi ölürse diğeri ona varis olur" buyurmuştur. (Beyhaki: C3, hadis no 207)

    ... Ömer ibnu Abdulaziz şöyle dedi: Bize er-Rabi ibn Sebre el-Cuheni, babasından tahdis etti ki, Rasulullah (s.a.v) mut’a nikahından nehiy buyurmuştur. Ömer ibn Abdulaziz ilave ederek şöyle dedi: Haberiniz olsun ki mut’a nikahı şu günümüzden itibaren kıyamet gününe kadar haramdır. Her kim bir atiyye vermiş ise onu geriye almasın. (Muslim : C4, S. 300)

    İbn Şihab dedi ki: Bana Urvetu’bnu Zubeyr şöyle haber verdi: Abdullah ibn Zubeyr Mekke’de ayağa kalktı ve ( Mut’a nikahını tezviz ettiğinden dolayı ibn Abbas’tan tar’iz ederek) "bir takım insanlar var ki Allah onların gözlerini kör ettiği gibi, kalplerini de körleştirmiştir. Bunlar mut’a nikahına fetva vermektedirler" dedi ve bununla bir kimseyi ta’riz ediyordu.
    O ta’riz edilen zat (ibn Abbas) o zaman halife bulunan ibn Zubeyr'e karşı nida edip: "Muhakkak ki sen kuru ve katı bir kimsesin. Hayatım elinde olana yemin ediyorum ki muttakilerin imamı olan Rasulullah(s.a.v) zamanında mut’a yapılıyor idi" dedi.
    O’na cevaben ibn Zubeyr de: "Öyle ise sen kendi nefsinle tercume et. Allah’a yemin ediyorum ki eğer sen mut’a nikahı yaparsan, ben seni muhakkak ki recm yapılan taşlarınla taşlar recm ederim." dedi.
    İbn Şihab dedi ki: Bana Allah’ın kılıcı olan Muhacir Halid ibn Velid’in oğlu halid haber verdi ki, kendisi bir zatın yanında oturuyordu. O zatın yanına başka birisi gelip ondan mut’a nikahı konusunda fetva istemiştir. Beriki zatta gelen kimseye mut’a nikahı yapmasını emretmiş.
    Orada bulunan Ebu Amre el-Ensarinin oğlu da hemen bu fetvaya karşı o zata: Yavaş ol, acele etme! deyince;
    Bu sefer o kimse: O nedir? Allah’a yemin ediyorum ki mut’a nikahı bütün muttakilerin imamı olan Resululla h(s.a.v) zamanında yapılmıştır dedi.
    Ebu Amre oğluda : "Hiç şüphe yok ki mut’a islamın evvelinde ona muztar kalan kimseler için, ölmüş hayvan, kan ve domuz etinde olduğu gibi bir ruhsat olmak üzere meşru kılınmıştı. Sonra Allah’u Teala dinini muhkemleştirdi ve mut’adan nehiy buyurdu" dedi. (Muslim : C4, hadis No 27)

    ... Abdullah ibn Ömer (r.a)’ya biri gelerek ibn Abbas’ın mut’a konusunda cevaz verdiğini söyler, İbn Ömer ise :
    "Subhanallah! İbn Abbas’ın böyle bir fetva vereceğini zannetmiyorum" der.
    Ancak oradakiler haberi te’yid edince ibn Ömer: "Rasulullah (s.a.v) hayatta iken ibn Abbas küçük çocuk idi." der ve ilave eder: "Rasulullah mut’ayı bize yasakladı artık zaniler değiliz."
    (Haysemi Mecmau'z Zevaid: 4.c / 265)

    5119- Iyas ibn Seleme İbn el-Ekva'dan , o babasından, o rasulullah (s.a.v.): "herhangi bir erkek ve bir kadın birbirleriyle (birlikte kalmak üzere) anlaşırlarsa beraber kalacakları sure 3 gündür. eğer artırmak isterlerse arttırırlar, yahut ayrılmak isterlerse ayrılabilirler, diye buyurdu. Acaba bu , yalnız bize ait bir husus muydu yoksa bütün insanlar için böyle mi idi, bilmiyorum?

    Ebu Abdullah (Buhari) dedi ki: "Buna Ali, Peygamber (s.a.v.)den , mensuh olduğunu söylediğini belirterek açıklama getirmiştir."


    Açıklama :

    "Peygamber (s.a.v.)in en son Mut'a nikahını yasakladığı"

    Mut'a nikahı, kadın ile belli bir sureye kadar evlenmek demektir. Sure bittiği taktirde birbirlerinden ayrılırlar. Buhari'nin başlıkta "en son, sonunda" lafzını kullanmış olmasından mut'a nikahının önceleri mubah olduğu, yasaklanışının da en son konulan hukum olduğu anlaşılmaktadır.

    Selef mut'a nikahı hakkında ihtilaf etmişlerdir. İbnu'l Munzir der ki. İlklerinden bu hususta ruhsat nakledilmiştir. Ancak bugün (Rafıziler dışında) ona cevaz veren kimse olduğunu bilmiyorum. Allah'ın kitabına ve Rasulunun ve sunnetine muhalif olan bir görüşün de hiç bir anlamı yoktur.
    Iyad der ki : daha sonra bu nikahın haram oluşu üzerinde Rafıziler dışında bütün ilim adamları icma etmişlerdir. İbn Abbas'a gelince; O'nun bu nikahı mubah gördüğü rivayet edilmiştir. Yine O'ndan, bu görüşünden geri döndüğü de rivayet edilmiştir.

    İbn Battal der ki: Mekke'liler ile Yemen halkı İbn Abbas'tan Mut'anın mubah olduğu görüşünü rivayet etmişlerdir. O'nun bu görüşünden geri döndüğü , zayıf senedlerle de rivayet edilmiştir, ama O'ndan
    mut'a nikahını caiz gördüğü rivayeti daha sahihtir. Şia'nın mezhebi de budur.

    İbn Battal der ki: Ancak ilim adamları icma ile şunu belirtirler: Şu anda bu nikah ne zaman yapılırsa batıl olur. İster duhuldan önce olsun, ister duhuldan sonra olsun.
    Ancak Zufer'in (hanefi mezhebi alimlerinden) görüşü mustesnadır. Çünkü O bunu fasid şartlar gibi değerlendirmiştir. Ancak peygamber (s.a.v) in : "Her kimin yanında mut'a nikahı ile bir kadın bulunuyorsa hemen onu serbest bıraksın" buyruğu bu görüşünü reddetmektedir.

    Hattabi der ki: Mut'a nikahının haram olduğu icma ile kabul edilmiş gibidir. Ancak bazı Şii'ler bundan mustesnadır. Ama onların benimsemiş oldukları "ihtilaflı hususlarda Ali'nin ve al-i beytinin görüşüne baş vurulur" kaidesine görede bu nikah sahih olmaz. Çünkü Ali'den sahih olarak gelen rivayete göre Mut'a nikahı nesh olmuştur. Beyhaki'de Cafer ibn Muhammed'den, ona mut'a nikahına dair soru sorulduğuna ve: "O zinanın ta kendisidir". diye cevap verdiğini nakletmiş bulunmaktadır.

    İyad dedi ki : Bu nikahın batıl olmasının şartının, şartı açıkça ifade etmek olduğu hususu üzerinde ilim adamları icma etmişlerdir. Eğer akit esnasında bir sure sonra ayrılmayı niyet etmişse nikahı sahih olur. Ancak Evzai bunun batıl olduğunu söylemiştir. İlim adamları mut'a nikahı yapan kimseye had mi vurulur, yoksa tazir mi yapılır hususunda iki farklı görüşe sahiptirler. Bu görüşlerin dayanakları da şudur:
    Acaba ihtilaftan sonra meydana gelen ittifak, önceki ihtilafı ortadan kaldırır mı?

    Kurtubi der ki : Bütün rivayetler Mut'anın mubah olduğu surenin uzun sürmediğini ve onun daha sonra haram olduğunu ittifakla belirtmektedir. Daha sonra Selef'de Halef'de (bu hususta kendisine iltifat ve itibar edilmeyen bazı rafıziler mustesna) haram olduğu üzerinde icma etmişlerdir. (Fethu'l-Bari; C.9, S: 411-412)




    Mut'a Nikahını Rasulullah (s.a.v) Serbest bıraktı, Fakat Hz. Ömer nefsinden yasakladı! İddiası

    1- “İki muta (hac mutası ve nikah mutası) Rasûlullâh (s.a.v.)’ın döneminde serbest idi. Ben bu iki mutayı da yasaklıyorum ve onları yapanı da cezâlandıracağım.”(Ebu Salih Katibu’l-leys ve Tahavî bu rivayete yer vermiştir, bk. Kenzu’l-Ummal, h. No: 45715).

    Kaynak olarak gösterilen 1. kitap Tahavî’nin “Muşkilu’l-asar”ın da bu rivayete rastlayamadık. 2. kişi Ebu Salih hakkında ise alimler tarafından farklı değerlendirmeler yapılmıştır.


    2- İbn Hanbel’deki rivayete göre, Hz. Cabir şöyle demiştir:
    “Biz Hz. Peygamber (s.a.v.) devrinde muta yapardık. Sonra Ömer bize bunu yasakladı, biz de vazgeçtik.”(İbn Hanbel, 3/325).,

    Bunda da İbn Hanbel’deki diğer bir rivayete göre Hz. Ömer (ra) şöyle demiştir:
    “Kur’an aynı Kur’an’dır, Rasulullah aynı Rasulullahtır. Rasulullah (s.a.v.) devrinde şu iki muta vardı; bir Hac mutası, diğeri kadın mutası." (İbn Hanbel, 1/52).

    Görüldüğü üzere, bu iki rivayet birbirine taban tabana zıttır. Bu ikinci rivayetin sahih olduğunu gösteren başka rivayetler vardır. Örneğin, İbnu’l-Munzir ve Beyhak’ı’nin rivayetlerine göre Abdullan b. Ömer şöyle demiştir: Ömer minbere çıktı, Allah’a hamd-u sena ettikten sonra şöyle dedi:
    “Rasulullah kadınlarla muta nikahını yasakladıktan sonra, "bazı kimselere ne oluyor ki, bu muta nikahına tevessul ediyorlar?.." (İbn Hacer, 9/173).

    İbn Mace de Abdullah b. Ömer’den şunu nakletmiştir:
    Ömer halife olduktan sonra bir hutbe irat etti ve şunu söyledi: “Rasulullah (s.a.v.) bize üç gün için muta nikahına izin verdi, sonra onu haram kıldı.” (İbn Hacer, 9/172).

    İbn Munzir’in belirttiği gibi, İlk zamanlarda mut’a nikahının caiz olduğunu gösteren alimler olmakla beraber, daha sonra bu nikahın haram olduğu hususunda -Şialar hariç- İslam alimleri arasında icma hasıl olmuştur. (Neylu’l-Evtar, 6/548).

    Anlaşılması Gereken :

    Hz. Cabir gibi bazıları bunun Rasulullah (s.a.v.) tarafından yasaklandığını duymadıkları için, Hz. Ömer (ra)’den bunu duyunca kendisinin bunu içtihadıyla yasakladığını sandıkları kuvvetle muhtemeldir. Nitekim, ilk zamanlarda mutayı caiz görenlerden biri de Hz. Cabir’dir.

    İbn Hacer’in de belirttiği gibi muta nikahının yasaklanması Hz. Peygamber (s.a.v.) tarafından emredilmiştir. Dolayısıyla, Hz. Ömer (r.anha)’in mutayla alakalı olarak seslendirdiği “yasak” onun bir içtihadı değil, Hz. Peygamber (s.a.v.)'in sünnetini / yolunu izlemek ve onu yeniden halka duyurmak manasındadır.( Fethu’l-Bârî, 9/172 ve 10. Cilt Sayfa: 410-411. polen yayınları ).

    "Ömer’e Allah rahmet etsin, eğer -Allah’ın kullarına merhametinin bir eseri olan- mut’ayi yasaklamasaydı, asla kimse zina yapmaya ihtiyaç duymazdı / ona yeltenmezdi.”
    Sözü Abdullah b. Abbas’a aittir. (Neylu’l-Evtar, 6/547). İbn Abbas, muta hükmünün neshedildiğini duymadığı için bu yasağı Hz. Ömer (ra)’in bir içtihadı olarak değerlendirmiştir. Bu ifadeleriyle demek istemiştir ki, “Eğer Ömer muta nikahını yasaklamasaydı, insanlar/gençler, bekârlar cinsel ilişkiye ihtiyaç duydukları zaman hemen bir muta nikahı kıyıp cinsel ihtiyaçlarını tatmin eder ve artık zinaya yeltenmezlerdi…”

    Ancak, İbn Abbas’ın daha sonra- mutanın Hz. Peygamber (s.a.v.) tarafından yasaklandığını işitip bu eski düşüncesinden vazgeçtiğine dair rivayetler vardır.


  4. 10.Temmuz.2012, 15:24
    2
    karadamlalar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kesintili Üye



    dinde ömer(r.a)'in değişiklik yaptığı iftiraısndan bi vazgeçmediniz.


    Mut'a Nikahının Seyri ve Hükmü

    Mut’a nikahına iznin verildiği yerlerin hepsinde bir zorunluluk söz konusudur.
    Abdullah b. Mesud anlatıyor:
    “Biz Rasulullah (s.a.v.) ile birlikte -yanımızda kadınlar olmadığı halde- gazada bulunuyorduk.
    Hz. Peygamber (s.a.v.)’e ‘Kendimizi hadım edelim mi?’ dedik, buna izin vermedi.
    Sonra bir elbise karşılığında belli bir süreye kadar kadınlarla evlenmemize müsaade etti.’
    İbn Mesud daha sonra “Ey iman edenler! Allah’ın size helal kıldığı tertemiz şeyleri kendinize haram kılmayın.” (Maide, 87) mealindeki ayeti okudu.”(Buhari ; Muslim; Neylu’l-Evtar, 6/545).

    İlk zamanlarda muta nikahına cevaz verilmiş, daha sonra neshedilmiş olduğundan, sahabeler arasında farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Hz. Peygamber (s.a.v)’in buna dair ruhsat verdiğini bilen, ama daha sonra neshedildiğinden haberi olamayan sahabîler, bunun cevazına hükmetmişler. Ancak, neshedilip hükmünün ortadan kaldırıldığını öğrenen sahabiler ise bunun haram olduğu yönünde görüş beyan etmişlerdir.
    Bazı sahabilerin daha sonra bu nikahın yasaklandığını öğrenince eski fikrinden vazgeçtiği bilinmektedir. Bunlardan biri de İbn Abbas olduğuna dair rivayetler vardır. (el-Fıkhu’l-İslamî, VII/64-70)

    Mut’a nikahının neshedildiğine dair bir çok rivayet vardır. Buharî ve Muslim’in Hz. Ali (ra)’den yaptığı rivayet göre, “Peygamberimiz (s.a.v.) Hayber’de ehlî eşeklerin etini ve mut’â nikahını yasakladı.”(Buhari ; Muslim; Neylu’l-Evtar, 6/546).
    Bu neshin Mekke fethinde, Veda haccında yasaklandığına dair rivayetler de vardır (Neylu’l-Evtar, 6/546).

    Mut'anın; nesh olduğuna dair delillerden bazıları da, şu hadis-i şeriflerdir de şu rivayetlerdir:

    “Rasulullah kadınlarla muta nikahını yasakladıktan sonra, "bazı kimselere ne oluyor ki, bu muta nikahına tevessul ediyorlar?.." (İbn Hacer, 9/173).

    İbn Mace de Abdullah b. Ömer’den şunu nakletmiştir:
    Ömer halife olduktan sonra bir hutbe irat etti ve şunu söyledi: “Rasulullah (s.a.v.) bize üç gün için muta nikahına izin verdi, sonra onu haram kıldı.” (İbn Hacer, 9/172).

    İbn Munzir’in belirttiği gibi, İlk zamanlarda mut’a nikahının caiz olduğunu gösteren alimler olmakla beraber, daha sonra bu nikahın haram olduğu hususunda -Şialar hariç- İslam alimleri arasında icma hasıl olmuştur. (Neylu’l-Evtar, 6/548).

    İslam alimlerinin büyük çoğunluğunun kabul ettiği görüşe göre, daha önce izin verilen muta nikahı daha sonra neshedilip cevaz hükmü ortadan kaldırılmış ve kıyamete kadar kesin olarak haram kılınmıştır. Durum böyle olunca, artık ilk zamanlardaki cevaz şartı gibi görünen “zorunluluk” üzerinde durmanın bir anlamı yoktur. Çünkü bu gün hiçbir zorunluluk böyle bir yolu açamaz.

    Konuyla ilgili daha başka bulunan hadisler de mevcuttur.

    5115- Ali (r.anh)'dan, İbn Abbas'a dedi ki: "Peygamber (s.a.v.) Hayber gazvesi esnasında mut'a nikahını da , yerli eşek etlerini de nehyetmişti" (Fethu'l-Bari; C.9, S:410;Buhari : 11.c / 5208.s, Muslim : 4.c / 1407.n, Tirmizi : 2.c / 1129.n, İbn Mace : 5.c / 1961.n, Nesei : 6.c / 3350.n)

    5116- Ebu cemre'den, dedi ki: "Ben İbn Abbas'a kadınlarla mut'a nikahını yapmaya dair soru sorduğunu, O'nun da buna ruhsat verdiğini dinledim.
    O'nun bir azatlısı O'na dedi ki: "Ama bu ancak çok zor ve sıkıntılı hallerde ve kadınların oldukça az olduğu zamanlarda (ya da buna benzer hallerde) olabilir (değil mi?)
    İbn Abbas : "Evet" diye cevap verdi. (Fethu'l-Bari; C.9, S:410)

    ... İbn Ömer (r.a)’dan: Babam halife olunca halka bir hutbe vererek şöyle dedi:
    Rasulullah (s.a.v)’in şüphesiz mut’a nikahı için bize üç gün izin verdi. Sonra bunu haram kıldı. Rasulullah (s.a.v)’in mut’a nikahını haram kıldıktan sonra helal kıldığına şahidlik edecek dört şahidi bana getirmedi kçe, evli iken mut’a suretiyle bir kadınla birleştiğini bileceğim herhangi birini Allah’a yemin ederim ki recm ederim. (İbn Mace : C.5 , Hadis no: 1963)

    ... Abdullah ibn Ömer (r.a)’dan: Kendisine biri mut’a hakkında soru sorar. Abdullah (r.a)’da haramdır der. Soruyu soran: Ama falan insan bunu caiz görüyor, der.
    Abdullah (r.a) : Allah’a yemin olsun ki herkes bilir ki Rasulullah(s.a.v) hayber gazvesi sırasında mut’ayı haram etti. Artık zaniler değiliz der. (Tahavi : C3, Hadis no 25)

    ... İbn Ömer (r.a) : "Bir erkeğe sadece islam nikahı ile evlendiği karısı helaldir. Bu nikahta mehir vardır. Erkeğin kadına, kadının erkeğe miras hakkı vardır. Kadını muayyen bir müddetle (yani mut’ayla) alamaz. Aldı mı artık o hanımıdır. İkisinden birisi ölürse diğeri ona varis olur" buyurmuştur. (Beyhaki: C3, hadis no 207)

    ... Ömer ibnu Abdulaziz şöyle dedi: Bize er-Rabi ibn Sebre el-Cuheni, babasından tahdis etti ki, Rasulullah (s.a.v) mut’a nikahından nehiy buyurmuştur. Ömer ibn Abdulaziz ilave ederek şöyle dedi: Haberiniz olsun ki mut’a nikahı şu günümüzden itibaren kıyamet gününe kadar haramdır. Her kim bir atiyye vermiş ise onu geriye almasın. (Muslim : C4, S. 300)

    İbn Şihab dedi ki: Bana Urvetu’bnu Zubeyr şöyle haber verdi: Abdullah ibn Zubeyr Mekke’de ayağa kalktı ve ( Mut’a nikahını tezviz ettiğinden dolayı ibn Abbas’tan tar’iz ederek) "bir takım insanlar var ki Allah onların gözlerini kör ettiği gibi, kalplerini de körleştirmiştir. Bunlar mut’a nikahına fetva vermektedirler" dedi ve bununla bir kimseyi ta’riz ediyordu.
    O ta’riz edilen zat (ibn Abbas) o zaman halife bulunan ibn Zubeyr'e karşı nida edip: "Muhakkak ki sen kuru ve katı bir kimsesin. Hayatım elinde olana yemin ediyorum ki muttakilerin imamı olan Rasulullah(s.a.v) zamanında mut’a yapılıyor idi" dedi.
    O’na cevaben ibn Zubeyr de: "Öyle ise sen kendi nefsinle tercume et. Allah’a yemin ediyorum ki eğer sen mut’a nikahı yaparsan, ben seni muhakkak ki recm yapılan taşlarınla taşlar recm ederim." dedi.
    İbn Şihab dedi ki: Bana Allah’ın kılıcı olan Muhacir Halid ibn Velid’in oğlu halid haber verdi ki, kendisi bir zatın yanında oturuyordu. O zatın yanına başka birisi gelip ondan mut’a nikahı konusunda fetva istemiştir. Beriki zatta gelen kimseye mut’a nikahı yapmasını emretmiş.
    Orada bulunan Ebu Amre el-Ensarinin oğlu da hemen bu fetvaya karşı o zata: Yavaş ol, acele etme! deyince;
    Bu sefer o kimse: O nedir? Allah’a yemin ediyorum ki mut’a nikahı bütün muttakilerin imamı olan Resululla h(s.a.v) zamanında yapılmıştır dedi.
    Ebu Amre oğluda : "Hiç şüphe yok ki mut’a islamın evvelinde ona muztar kalan kimseler için, ölmüş hayvan, kan ve domuz etinde olduğu gibi bir ruhsat olmak üzere meşru kılınmıştı. Sonra Allah’u Teala dinini muhkemleştirdi ve mut’adan nehiy buyurdu" dedi. (Muslim : C4, hadis No 27)

    ... Abdullah ibn Ömer (r.a)’ya biri gelerek ibn Abbas’ın mut’a konusunda cevaz verdiğini söyler, İbn Ömer ise :
    "Subhanallah! İbn Abbas’ın böyle bir fetva vereceğini zannetmiyorum" der.
    Ancak oradakiler haberi te’yid edince ibn Ömer: "Rasulullah (s.a.v) hayatta iken ibn Abbas küçük çocuk idi." der ve ilave eder: "Rasulullah mut’ayı bize yasakladı artık zaniler değiliz."
    (Haysemi Mecmau'z Zevaid: 4.c / 265)

    5119- Iyas ibn Seleme İbn el-Ekva'dan , o babasından, o rasulullah (s.a.v.): "herhangi bir erkek ve bir kadın birbirleriyle (birlikte kalmak üzere) anlaşırlarsa beraber kalacakları sure 3 gündür. eğer artırmak isterlerse arttırırlar, yahut ayrılmak isterlerse ayrılabilirler, diye buyurdu. Acaba bu , yalnız bize ait bir husus muydu yoksa bütün insanlar için böyle mi idi, bilmiyorum?

    Ebu Abdullah (Buhari) dedi ki: "Buna Ali, Peygamber (s.a.v.)den , mensuh olduğunu söylediğini belirterek açıklama getirmiştir."


    Açıklama :

    "Peygamber (s.a.v.)in en son Mut'a nikahını yasakladığı"

    Mut'a nikahı, kadın ile belli bir sureye kadar evlenmek demektir. Sure bittiği taktirde birbirlerinden ayrılırlar. Buhari'nin başlıkta "en son, sonunda" lafzını kullanmış olmasından mut'a nikahının önceleri mubah olduğu, yasaklanışının da en son konulan hukum olduğu anlaşılmaktadır.

    Selef mut'a nikahı hakkında ihtilaf etmişlerdir. İbnu'l Munzir der ki. İlklerinden bu hususta ruhsat nakledilmiştir. Ancak bugün (Rafıziler dışında) ona cevaz veren kimse olduğunu bilmiyorum. Allah'ın kitabına ve Rasulunun ve sunnetine muhalif olan bir görüşün de hiç bir anlamı yoktur.
    Iyad der ki : daha sonra bu nikahın haram oluşu üzerinde Rafıziler dışında bütün ilim adamları icma etmişlerdir. İbn Abbas'a gelince; O'nun bu nikahı mubah gördüğü rivayet edilmiştir. Yine O'ndan, bu görüşünden geri döndüğü de rivayet edilmiştir.

    İbn Battal der ki: Mekke'liler ile Yemen halkı İbn Abbas'tan Mut'anın mubah olduğu görüşünü rivayet etmişlerdir. O'nun bu görüşünden geri döndüğü , zayıf senedlerle de rivayet edilmiştir, ama O'ndan
    mut'a nikahını caiz gördüğü rivayeti daha sahihtir. Şia'nın mezhebi de budur.

    İbn Battal der ki: Ancak ilim adamları icma ile şunu belirtirler: Şu anda bu nikah ne zaman yapılırsa batıl olur. İster duhuldan önce olsun, ister duhuldan sonra olsun.
    Ancak Zufer'in (hanefi mezhebi alimlerinden) görüşü mustesnadır. Çünkü O bunu fasid şartlar gibi değerlendirmiştir. Ancak peygamber (s.a.v) in : "Her kimin yanında mut'a nikahı ile bir kadın bulunuyorsa hemen onu serbest bıraksın" buyruğu bu görüşünü reddetmektedir.

    Hattabi der ki: Mut'a nikahının haram olduğu icma ile kabul edilmiş gibidir. Ancak bazı Şii'ler bundan mustesnadır. Ama onların benimsemiş oldukları "ihtilaflı hususlarda Ali'nin ve al-i beytinin görüşüne baş vurulur" kaidesine görede bu nikah sahih olmaz. Çünkü Ali'den sahih olarak gelen rivayete göre Mut'a nikahı nesh olmuştur. Beyhaki'de Cafer ibn Muhammed'den, ona mut'a nikahına dair soru sorulduğuna ve: "O zinanın ta kendisidir". diye cevap verdiğini nakletmiş bulunmaktadır.

    İyad dedi ki : Bu nikahın batıl olmasının şartının, şartı açıkça ifade etmek olduğu hususu üzerinde ilim adamları icma etmişlerdir. Eğer akit esnasında bir sure sonra ayrılmayı niyet etmişse nikahı sahih olur. Ancak Evzai bunun batıl olduğunu söylemiştir. İlim adamları mut'a nikahı yapan kimseye had mi vurulur, yoksa tazir mi yapılır hususunda iki farklı görüşe sahiptirler. Bu görüşlerin dayanakları da şudur:
    Acaba ihtilaftan sonra meydana gelen ittifak, önceki ihtilafı ortadan kaldırır mı?

    Kurtubi der ki : Bütün rivayetler Mut'anın mubah olduğu surenin uzun sürmediğini ve onun daha sonra haram olduğunu ittifakla belirtmektedir. Daha sonra Selef'de Halef'de (bu hususta kendisine iltifat ve itibar edilmeyen bazı rafıziler mustesna) haram olduğu üzerinde icma etmişlerdir. (Fethu'l-Bari; C.9, S: 411-412)




    Mut'a Nikahını Rasulullah (s.a.v) Serbest bıraktı, Fakat Hz. Ömer nefsinden yasakladı! İddiası

    1- “İki muta (hac mutası ve nikah mutası) Rasûlullâh (s.a.v.)’ın döneminde serbest idi. Ben bu iki mutayı da yasaklıyorum ve onları yapanı da cezâlandıracağım.”(Ebu Salih Katibu’l-leys ve Tahavî bu rivayete yer vermiştir, bk. Kenzu’l-Ummal, h. No: 45715).

    Kaynak olarak gösterilen 1. kitap Tahavî’nin “Muşkilu’l-asar”ın da bu rivayete rastlayamadık. 2. kişi Ebu Salih hakkında ise alimler tarafından farklı değerlendirmeler yapılmıştır.


    2- İbn Hanbel’deki rivayete göre, Hz. Cabir şöyle demiştir:
    “Biz Hz. Peygamber (s.a.v.) devrinde muta yapardık. Sonra Ömer bize bunu yasakladı, biz de vazgeçtik.”(İbn Hanbel, 3/325).,

    Bunda da İbn Hanbel’deki diğer bir rivayete göre Hz. Ömer (ra) şöyle demiştir:
    “Kur’an aynı Kur’an’dır, Rasulullah aynı Rasulullahtır. Rasulullah (s.a.v.) devrinde şu iki muta vardı; bir Hac mutası, diğeri kadın mutası." (İbn Hanbel, 1/52).

    Görüldüğü üzere, bu iki rivayet birbirine taban tabana zıttır. Bu ikinci rivayetin sahih olduğunu gösteren başka rivayetler vardır. Örneğin, İbnu’l-Munzir ve Beyhak’ı’nin rivayetlerine göre Abdullan b. Ömer şöyle demiştir: Ömer minbere çıktı, Allah’a hamd-u sena ettikten sonra şöyle dedi:
    “Rasulullah kadınlarla muta nikahını yasakladıktan sonra, "bazı kimselere ne oluyor ki, bu muta nikahına tevessul ediyorlar?.." (İbn Hacer, 9/173).

    İbn Mace de Abdullah b. Ömer’den şunu nakletmiştir:
    Ömer halife olduktan sonra bir hutbe irat etti ve şunu söyledi: “Rasulullah (s.a.v.) bize üç gün için muta nikahına izin verdi, sonra onu haram kıldı.” (İbn Hacer, 9/172).

    İbn Munzir’in belirttiği gibi, İlk zamanlarda mut’a nikahının caiz olduğunu gösteren alimler olmakla beraber, daha sonra bu nikahın haram olduğu hususunda -Şialar hariç- İslam alimleri arasında icma hasıl olmuştur. (Neylu’l-Evtar, 6/548).

    Anlaşılması Gereken :

    Hz. Cabir gibi bazıları bunun Rasulullah (s.a.v.) tarafından yasaklandığını duymadıkları için, Hz. Ömer (ra)’den bunu duyunca kendisinin bunu içtihadıyla yasakladığını sandıkları kuvvetle muhtemeldir. Nitekim, ilk zamanlarda mutayı caiz görenlerden biri de Hz. Cabir’dir.

    İbn Hacer’in de belirttiği gibi muta nikahının yasaklanması Hz. Peygamber (s.a.v.) tarafından emredilmiştir. Dolayısıyla, Hz. Ömer (r.anha)’in mutayla alakalı olarak seslendirdiği “yasak” onun bir içtihadı değil, Hz. Peygamber (s.a.v.)'in sünnetini / yolunu izlemek ve onu yeniden halka duyurmak manasındadır.( Fethu’l-Bârî, 9/172 ve 10. Cilt Sayfa: 410-411. polen yayınları ).

    "Ömer’e Allah rahmet etsin, eğer -Allah’ın kullarına merhametinin bir eseri olan- mut’ayi yasaklamasaydı, asla kimse zina yapmaya ihtiyaç duymazdı / ona yeltenmezdi.”
    Sözü Abdullah b. Abbas’a aittir. (Neylu’l-Evtar, 6/547). İbn Abbas, muta hükmünün neshedildiğini duymadığı için bu yasağı Hz. Ömer (ra)’in bir içtihadı olarak değerlendirmiştir. Bu ifadeleriyle demek istemiştir ki, “Eğer Ömer muta nikahını yasaklamasaydı, insanlar/gençler, bekârlar cinsel ilişkiye ihtiyaç duydukları zaman hemen bir muta nikahı kıyıp cinsel ihtiyaçlarını tatmin eder ve artık zinaya yeltenmezlerdi…”

    Ancak, İbn Abbas’ın daha sonra- mutanın Hz. Peygamber (s.a.v.) tarafından yasaklandığını işitip bu eski düşüncesinden vazgeçtiğine dair rivayetler vardır.


  5. 10.Temmuz.2012, 15:29
    3
    Saif Al-Din
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Haziran.2011
    Üye No: 88205
    Mesaj Sayısı: 380
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 4
    Yaş: 29

    Cevap: Ezanda Değişiklik ?

    Arkadaş, cennetle müjdelenen sahabelere ne hakla laf atıyorsunuz ?
    Siz kimsiniz ? Onlardan daha mı değerli, daha mı bilgilisiniz ?

    Ayrıca, Hz. Ömeri öven o kadar hadis varken.


  6. 10.Temmuz.2012, 15:29
    3
    Devamlı Üye
    Arkadaş, cennetle müjdelenen sahabelere ne hakla laf atıyorsunuz ?
    Siz kimsiniz ? Onlardan daha mı değerli, daha mı bilgilisiniz ?

    Ayrıca, Hz. Ömeri öven o kadar hadis varken.


  7. 10.Temmuz.2012, 15:29
    4
    karadamlalar
    Kesintili Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Temmuz.2012
    Üye No: 96809
    Mesaj Sayısı: 1,620
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 17
    Hayye ala hayril amel şeklinde ezana şiaların ekledikleri söz habis bir bidattir, sünnette aslı yoktur.
    yukarıda me'haz olarak da sunulan Mizanu'l-İtidal kitabında, bu sözü yalancı bir rafizi olan Ahmed b. Muhammed b. Ebi Bekr b. Ebi Darim'in uydurduğu belirtilir.
    yine bu ziyade yalancı birer ravi olan Cabir el-Cufi, Amr b. Halid el-Vasiti ve Haris b. Abdillah el-Aver yoluyla gelmiştir.
    bu söz bazı sahabelerden rivayet edilmiş olsa da, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'e nispeti sahih değildir.
    Ehli sünnetin sahih kaynaklarını araştırdığınızda şiilerin bütün iddialarının altındaki habisliği görürsünüz. sahih rivayetlerin zayıf olduğunu, zayıf rivayetlerin de sahih olduğunu iddia ederek o çok bilindik deccalliklerini sergilemektedirler. zikrettikleri kaynakların çoğu ya hadis kaynağı değildir (bedaiu's-sanai kitabı gibi) ya da zayıf ravilerin hal tercemelerine dair (mizanul itidal gibi) kitaplardır. içlerinde hadis kaynağı olarak zikredilen Beyhaki'nin süneni, İbn Hazm'ın el-Muhalla'sı gibi kitaplarda ise şiaların iddialarına reddiyeler mevcuttur. virus gibi her tarafa yaydıkları yalanları temizlemeye uğraşmaktansa, kafir oldukları ve yalanı vacip saydıkları tescilli olan rafizileri dikkate almayıp, sahih kaynakları araştırmakla meşgul olmak gerekir. rafiziler şeytanın görünen ordularından biridir. onların görevi müslüman ümmeti boşa zaman kaybettirecek şeylerle meşgul etmeleridir. Allah onları kahretsin. sol tarafınıza tükürüp Allah'a sığınmalı, şeytanların ve şiaların vesveselerine kulak vermemelidir.

    bunlar kendi rafizi selefleri dışında delil de kabul etmezler ya,inşallah bu arkadaş kabul eder.


  8. 10.Temmuz.2012, 15:29
    4
    karadamlalar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kesintili Üye
    Hayye ala hayril amel şeklinde ezana şiaların ekledikleri söz habis bir bidattir, sünnette aslı yoktur.
    yukarıda me'haz olarak da sunulan Mizanu'l-İtidal kitabında, bu sözü yalancı bir rafizi olan Ahmed b. Muhammed b. Ebi Bekr b. Ebi Darim'in uydurduğu belirtilir.
    yine bu ziyade yalancı birer ravi olan Cabir el-Cufi, Amr b. Halid el-Vasiti ve Haris b. Abdillah el-Aver yoluyla gelmiştir.
    bu söz bazı sahabelerden rivayet edilmiş olsa da, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'e nispeti sahih değildir.
    Ehli sünnetin sahih kaynaklarını araştırdığınızda şiilerin bütün iddialarının altındaki habisliği görürsünüz. sahih rivayetlerin zayıf olduğunu, zayıf rivayetlerin de sahih olduğunu iddia ederek o çok bilindik deccalliklerini sergilemektedirler. zikrettikleri kaynakların çoğu ya hadis kaynağı değildir (bedaiu's-sanai kitabı gibi) ya da zayıf ravilerin hal tercemelerine dair (mizanul itidal gibi) kitaplardır. içlerinde hadis kaynağı olarak zikredilen Beyhaki'nin süneni, İbn Hazm'ın el-Muhalla'sı gibi kitaplarda ise şiaların iddialarına reddiyeler mevcuttur. virus gibi her tarafa yaydıkları yalanları temizlemeye uğraşmaktansa, kafir oldukları ve yalanı vacip saydıkları tescilli olan rafizileri dikkate almayıp, sahih kaynakları araştırmakla meşgul olmak gerekir. rafiziler şeytanın görünen ordularından biridir. onların görevi müslüman ümmeti boşa zaman kaybettirecek şeylerle meşgul etmeleridir. Allah onları kahretsin. sol tarafınıza tükürüp Allah'a sığınmalı, şeytanların ve şiaların vesveselerine kulak vermemelidir.

    bunlar kendi rafizi selefleri dışında delil de kabul etmezler ya,inşallah bu arkadaş kabul eder.


  9. 10.Temmuz.2012, 16:22
    5
    aforizma
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Temmuz.2012
    Üye No: 96811
    Mesaj Sayısı: 208
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 3
    Yaş: 54
    Bulunduğu yer: istanbul

    Cevap: Ezanda Değişiklik ?

    şu tükürtme işinden bir türlü vazgeçmedin


  10. 10.Temmuz.2012, 16:22
    5
    Devamlı Üye
    şu tükürtme işinden bir türlü vazgeçmedin


  11. 10.Temmuz.2012, 16:30
    6
    karadamlalar
    Kesintili Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Temmuz.2012
    Üye No: 96809
    Mesaj Sayısı: 1,620
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 17

    Cevap: Ezanda Değişiklik ?

    sünneti hadisi reddetmekten vazgeçemedin sen de bi


  12. 10.Temmuz.2012, 16:30
    6
    karadamlalar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kesintili Üye
    sünneti hadisi reddetmekten vazgeçemedin sen de bi


  13. 10.Temmuz.2012, 16:58
    7
    ömerhattab
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 18.Mayıs.2008
    Üye No: 20975
    Mesaj Sayısı: 1,830
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 19

    Cevap: Ezanda Değişiklik ?

    12imam Nickli Üyeden Alıntı
    Hayye ale hayr’il amel” cümlesi de Peygamber (s.a.a)’in zamanında ezan ve ikamenin bir parçasıydı. Ama ikinci halife dönemindeki valiler halka, en hayırlı amelin sadece Allah yolunda cihat etmek olduğunu anlatmaya çalışıyorlardı. Böylece onların teveccühünü cihada yönlendirmek ve tüm çabalarını onun üzerinde temerküz haline getirmek istiyorlardı. Bu yüzden müezzinin “namaz en hayırlı ameldir” diye seslenmesinin, bu amaçlarıyla uyuşmadığını görüyorlardı. Hatta bu cümlenin ezanda baki kalmasının, Müslümanların cihat konusunda gevşemelerine sebep olacağından korkuyorlardı. Zira onlara göre eğer halk barış halinde bile olsa, namazın en hayırlı amel olduğunu anlarsa, sevap elde etmek için sadece onunla yetinecekti ve cihadın -sevabının daha az olmasına karşın- tehlikelerini kabul etmeyecekti.O gün valilerin en büyük amaçları, İslam davetini yaymaya, doğu ve batıyı fethetmeye yönelikti. Memleketlerin fethi de halkı, kendilerini tehlikeye atmaya teşvik etmekle sağlanmaktaydı. Öyle ki Müslümanların gönüllerine cihat sevgisini yerleştirmek ve onlara, kıyamet günü kendisine ulaşmak istedikleri ve özlemini çektikleri en hayırlı amelin cihat olduğunu anlatmak gerekirdi.Bu nedenle onlar “hayye ala hayr’il- amel” cümlesini ezandan atmaya ve kendi düşüncelerini, yüce ve mukaddes İslam şeriatının getirdiği şeyleri kabul etmekten öne geçirmeye karar verdiler! İşte bu yüzden Kuşçu’nun dediği gibi ikinci halife minberde şöyle dedi: “Üç şey Peygamber zamanında vardı ama ben onları yasaklıyor ve haram biliyorum. Kim bunları yaparsa cezalandıracağım: Kadın mutası, Temettü Haccı ve (ezanda) “hayye ale hayril amel” söylemek!!![121]Daha sonra, Ömer’in böyle bir emir verdiğini kesin bilip şöyle diyor: “Ömer bu konuda kendi içtihadıyla amel etmiştir.”
    arkadaş şia kaynaklarından sitelerinden alıntılarla müslümanları fitneye sokma siz Hz ali r.a ezana katarak en büyük bidati işlemişsiniz?


  14. 10.Temmuz.2012, 16:58
    7
    Devamlı Üye
    12imam Nickli Üyeden Alıntı
    Hayye ale hayr’il amel” cümlesi de Peygamber (s.a.a)’in zamanında ezan ve ikamenin bir parçasıydı. Ama ikinci halife dönemindeki valiler halka, en hayırlı amelin sadece Allah yolunda cihat etmek olduğunu anlatmaya çalışıyorlardı. Böylece onların teveccühünü cihada yönlendirmek ve tüm çabalarını onun üzerinde temerküz haline getirmek istiyorlardı. Bu yüzden müezzinin “namaz en hayırlı ameldir” diye seslenmesinin, bu amaçlarıyla uyuşmadığını görüyorlardı. Hatta bu cümlenin ezanda baki kalmasının, Müslümanların cihat konusunda gevşemelerine sebep olacağından korkuyorlardı. Zira onlara göre eğer halk barış halinde bile olsa, namazın en hayırlı amel olduğunu anlarsa, sevap elde etmek için sadece onunla yetinecekti ve cihadın -sevabının daha az olmasına karşın- tehlikelerini kabul etmeyecekti.O gün valilerin en büyük amaçları, İslam davetini yaymaya, doğu ve batıyı fethetmeye yönelikti. Memleketlerin fethi de halkı, kendilerini tehlikeye atmaya teşvik etmekle sağlanmaktaydı. Öyle ki Müslümanların gönüllerine cihat sevgisini yerleştirmek ve onlara, kıyamet günü kendisine ulaşmak istedikleri ve özlemini çektikleri en hayırlı amelin cihat olduğunu anlatmak gerekirdi.Bu nedenle onlar “hayye ala hayr’il- amel” cümlesini ezandan atmaya ve kendi düşüncelerini, yüce ve mukaddes İslam şeriatının getirdiği şeyleri kabul etmekten öne geçirmeye karar verdiler! İşte bu yüzden Kuşçu’nun dediği gibi ikinci halife minberde şöyle dedi: “Üç şey Peygamber zamanında vardı ama ben onları yasaklıyor ve haram biliyorum. Kim bunları yaparsa cezalandıracağım: Kadın mutası, Temettü Haccı ve (ezanda) “hayye ale hayril amel” söylemek!!![121]Daha sonra, Ömer’in böyle bir emir verdiğini kesin bilip şöyle diyor: “Ömer bu konuda kendi içtihadıyla amel etmiştir.”
    arkadaş şia kaynaklarından sitelerinden alıntılarla müslümanları fitneye sokma siz Hz ali r.a ezana katarak en büyük bidati işlemişsiniz?


  15. 10.Temmuz.2012, 17:32
    8
    aforizma
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Temmuz.2012
    Üye No: 96811
    Mesaj Sayısı: 208
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 3
    Yaş: 54
    Bulunduğu yer: istanbul

    Cevap: Ezanda Değişiklik ?

    benide kendimden şüpheye düşüreceksin,sünneti ve hadisi red etmek ne haddime

    yinede hemen kitaplıktan ibn. Kuteybe yi aldım (tevilu muhteliful hadis)yeniden okuyacağım.


  16. 10.Temmuz.2012, 17:32
    8
    Devamlı Üye
    benide kendimden şüpheye düşüreceksin,sünneti ve hadisi red etmek ne haddime

    yinede hemen kitaplıktan ibn. Kuteybe yi aldım (tevilu muhteliful hadis)yeniden okuyacağım.


  17. 10.Temmuz.2012, 17:33
    9
    İslambol
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Haziran.2012
    Üye No: 96530
    Mesaj Sayısı: 90
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Cevap: Ezanda Değişiklik ?

    Bu sıralar Hz.Ömer(ra)'i karalama kampanyası başladı sanırım dünya çapında. Arkadaşın niyetini bilmiyorum ama durum bu. Şia sürekli Hz.Ömer'i karalama peşinde. Anlaşmaya çalışmakta fayda vermiyor malesef.


  18. 10.Temmuz.2012, 17:33
    9
    Bu sıralar Hz.Ömer(ra)'i karalama kampanyası başladı sanırım dünya çapında. Arkadaşın niyetini bilmiyorum ama durum bu. Şia sürekli Hz.Ömer'i karalama peşinde. Anlaşmaya çalışmakta fayda vermiyor malesef.


  19. 10.Temmuz.2012, 17:42
    10
    karadamlalar
    Kesintili Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Temmuz.2012
    Üye No: 96809
    Mesaj Sayısı: 1,620
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 17

    Cevap: Ezanda Değişiklik ?

    durum açık,
    şia ve ehli sünnet ortak noktalara sahip olsa da çokça önemli noktada ayrılır,keza şia alimleri ve ehli sünnet alimleri birbirlerinin hadis kitaplarını kabul etmezler.keza şiilerdeki imam mehdi inancı da bizdeki bazı grupların hızır inancından beter.rafiziler islamdan daha çok apayrı bir dine inanıyor bizim inandığımız,tasdik ettiğimiz islama göre.


  20. 10.Temmuz.2012, 17:42
    10
    karadamlalar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kesintili Üye
    durum açık,
    şia ve ehli sünnet ortak noktalara sahip olsa da çokça önemli noktada ayrılır,keza şia alimleri ve ehli sünnet alimleri birbirlerinin hadis kitaplarını kabul etmezler.keza şiilerdeki imam mehdi inancı da bizdeki bazı grupların hızır inancından beter.rafiziler islamdan daha çok apayrı bir dine inanıyor bizim inandığımız,tasdik ettiğimiz islama göre.


  21. 10.Temmuz.2012, 19:37
    11
    12imam
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 09.Temmuz.2012
    Üye No: 96844
    Mesaj Sayısı: 7
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Bulunduğu yer: Necef

    Cevap: Ezanda Değişiklik ?

    Alıntı
    Arkadaş, cennetle müjdelenen sahabelere ne hakla laf atıyorsunuz ?
    Siz kimsiniz ? Onlardan daha mı değerli, daha mı bilgilisiniz ?

    Ayrıca, Hz Ömeri öven o kadar hadis varken
    Laf atmayı nerden çıkardın sadece bi soru sorduk haşa ne haddime laf atmak ! bilip bilmeden atlamayın hemen
    Alıntı
    arkadaş şia kaynaklarından sitelerinden alıntılarla müslümanları fitneye sokma siz Hz ali ra ezana katarak en büyük bidati işlemişsiniz?
    1.si Ben şia Değili Ehli Sünnetim Hanefiyim !
    2.si amacım fitne değil soru sormak öğrenmek !
    3.sü Hz.Ali ezana katılmamıştır o söz ezanın bir parçası değildir şiada,sadece müstehapdır söylenmesi
    Ehli Sünnet alimlerinden Abdullah Meraği el Mısri “Es Selafe fi emril Hilafe” adlı kitabında şöyle rivayet eder:

    “Selman-ı Fârisî ezan ve kamette peygamber sallallahu aleyhi ve sellem zamanında Muhammeden Resulullah’dan sonra Ali’nin velayetine dâir şehadet getirdi.Adamın biri de Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in huzuruna gelerek şöyle dedi: Ya Resulullah! Bugün daha önce duymadığım bir şeyi duydum?

    O hazret buyurdu ki:Nedir o işittiğin?

    Dedi ki: Selman ezanda senin risaletine şehadetten sonra Ali’nin velayetin dair şehadet getirdi. Resulullah da buyurdu ki: “Hayırlı bir söz işitmişsin.”


    bir örnek daha: Adı geçen alim aynı kitabında şöyle rivayet ediyor;
    “Adamın biri Resulullah sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem’in huzuruna gelerek dedi ki; Ebu Zerr ezanda
    senin risaletine şehadetten sonra Ali’nin velayetin dair şehadet getirdi ve dedi ki; Eşhedu enne Aliyyen
    Veliyyullah.
    Resulullah sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem de buyurdu ki; Ebu Zerr’in dediği gibidir.Gadir-i Hum’dakie
    sözümü unuttunuz mu?Ben kimin mevlası isem Ali de onun mevlasıdır.Her kim bunu bozarsa kendi
    aleyhine bozmuş olur.”

    Sahih tarihin tanıklık ettiği üzere "Hayye alâ hayri'l-amel" (En hayırlı amele koşun) cümlesi de ezanın bir parçasıdır.(3) Oysa ikinci halifenin hilâfeti döneminde, insanların, namazın en hayırlı amel olduğunu duyunca artık cihada gitmeyecekleri düşüncesiyle bu cümle ezandan kaldırılmış ve bu hâliyle baki kalmıştır.(4)
    Kenz'ül İrfan, c.2, s.158; es-Sırat'ul Mustakim ve Cevahir'ul-Ahbar-i ve'l-Âsâr, c.2, s.192; Kuşçî, Şerh'ut-TeEcrid İmamet bahsi, s. 484: "Ömer minbere çıkarak şöyle dedi: Ey insanlar! Allah Resulü zamanmda şu üç şey vardı ve ben onları yasaklıyorum ve haram kılıyorum. Bunları yapan kimseleri de cezalandıracağım. Bunlar; kadının müt'a edilmesi, hac müt'ası (temettu haccmda umre irhammdan çıktıktan sonra kadınlarla birlikte olmak) ve 'Hayye alâ hayri'l-amel' cümlesi-dir."

    Ezanda "Hayye ala hayri'l - amel" söylenmesini yasaklamış ve sabah ezanında "es-salat-u hayru'n - mine'n - nevm" söylenmesini emretmiştir![1293]


    Musannef-i İbn-i Ebi Şeybe, Muavtta-i Malik, "el-ezan ve't - tesbvib" babı ve yine Şerh-i Tecrid, "İmamet" konusunun sonu.



    ben ehli sünnet kaynaklarından delil getirerek soruyorum bi açıklama varmı bunlara ?


  22. 10.Temmuz.2012, 19:37
    11
    12imam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Alıntı
    Arkadaş, cennetle müjdelenen sahabelere ne hakla laf atıyorsunuz ?
    Siz kimsiniz ? Onlardan daha mı değerli, daha mı bilgilisiniz ?

    Ayrıca, Hz Ömeri öven o kadar hadis varken
    Laf atmayı nerden çıkardın sadece bi soru sorduk haşa ne haddime laf atmak ! bilip bilmeden atlamayın hemen
    Alıntı
    arkadaş şia kaynaklarından sitelerinden alıntılarla müslümanları fitneye sokma siz Hz ali ra ezana katarak en büyük bidati işlemişsiniz?
    1.si Ben şia Değili Ehli Sünnetim Hanefiyim !
    2.si amacım fitne değil soru sormak öğrenmek !
    3.sü Hz.Ali ezana katılmamıştır o söz ezanın bir parçası değildir şiada,sadece müstehapdır söylenmesi
    Ehli Sünnet alimlerinden Abdullah Meraği el Mısri “Es Selafe fi emril Hilafe” adlı kitabında şöyle rivayet eder:

    “Selman-ı Fârisî ezan ve kamette peygamber sallallahu aleyhi ve sellem zamanında Muhammeden Resulullah’dan sonra Ali’nin velayetine dâir şehadet getirdi.Adamın biri de Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in huzuruna gelerek şöyle dedi: Ya Resulullah! Bugün daha önce duymadığım bir şeyi duydum?

    O hazret buyurdu ki:Nedir o işittiğin?

    Dedi ki: Selman ezanda senin risaletine şehadetten sonra Ali’nin velayetin dair şehadet getirdi. Resulullah da buyurdu ki: “Hayırlı bir söz işitmişsin.”


    bir örnek daha: Adı geçen alim aynı kitabında şöyle rivayet ediyor;
    “Adamın biri Resulullah sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem’in huzuruna gelerek dedi ki; Ebu Zerr ezanda
    senin risaletine şehadetten sonra Ali’nin velayetin dair şehadet getirdi ve dedi ki; Eşhedu enne Aliyyen
    Veliyyullah.
    Resulullah sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem de buyurdu ki; Ebu Zerr’in dediği gibidir.Gadir-i Hum’dakie
    sözümü unuttunuz mu?Ben kimin mevlası isem Ali de onun mevlasıdır.Her kim bunu bozarsa kendi
    aleyhine bozmuş olur.”

    Sahih tarihin tanıklık ettiği üzere "Hayye alâ hayri'l-amel" (En hayırlı amele koşun) cümlesi de ezanın bir parçasıdır.(3) Oysa ikinci halifenin hilâfeti döneminde, insanların, namazın en hayırlı amel olduğunu duyunca artık cihada gitmeyecekleri düşüncesiyle bu cümle ezandan kaldırılmış ve bu hâliyle baki kalmıştır.(4)
    Kenz'ül İrfan, c.2, s.158; es-Sırat'ul Mustakim ve Cevahir'ul-Ahbar-i ve'l-Âsâr, c.2, s.192; Kuşçî, Şerh'ut-TeEcrid İmamet bahsi, s. 484: "Ömer minbere çıkarak şöyle dedi: Ey insanlar! Allah Resulü zamanmda şu üç şey vardı ve ben onları yasaklıyorum ve haram kılıyorum. Bunları yapan kimseleri de cezalandıracağım. Bunlar; kadının müt'a edilmesi, hac müt'ası (temettu haccmda umre irhammdan çıktıktan sonra kadınlarla birlikte olmak) ve 'Hayye alâ hayri'l-amel' cümlesi-dir."

    Ezanda "Hayye ala hayri'l - amel" söylenmesini yasaklamış ve sabah ezanında "es-salat-u hayru'n - mine'n - nevm" söylenmesini emretmiştir![1293]


    Musannef-i İbn-i Ebi Şeybe, Muavtta-i Malik, "el-ezan ve't - tesbvib" babı ve yine Şerh-i Tecrid, "İmamet" konusunun sonu.



    ben ehli sünnet kaynaklarından delil getirerek soruyorum bi açıklama varmı bunlara ?


  23. 10.Temmuz.2012, 19:51
    12
    karadamlalar
    Kesintili Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Temmuz.2012
    Üye No: 96809
    Mesaj Sayısı: 1,620
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 17

    Cevap: Ezanda Değişiklik ?

    bu dediklerinin uydurma olduğunu açıkladık ya zaten


  24. 10.Temmuz.2012, 19:51
    12
    karadamlalar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kesintili Üye
    bu dediklerinin uydurma olduğunu açıkladık ya zaten





+ Yorum Gönder
Git 12 Son