Konusunu Oylayın.: İki Tarafıda Kaybetmek Ne Kötü ?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
İki Tarafıda Kaybetmek Ne Kötü ?
  1. 01.Temmuz.2012, 12:43
    1
    kurt55
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 01.Temmuz.2012
    Üye No: 96748
    Mesaj Sayısı: 30
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    İki Tarafıda Kaybetmek Ne Kötü ?






    İki Tarafıda Kaybetmek Ne Kötü ? Mumsema Merhabalar ben 21 yaşında üniversite sınavlarına hazırlanan biriyim annem ve babam dinini iyi bilen dini bilgisi olan dindar insanlar değiller bende mağlesef dindar biri değilim tvdeki programlardan internetten vs dinini öğrenmeye çalışan biriyim herkesin bildiği gibi 5 vakit namaz bütün müminlere farz mağlesef bu konuda nefsime uyuyorum farzı yerine getiremiyorum olmuyor bir türlü ev ortamından da kaynaklı belkide bağzen namaz kılmaya karar verip başlıyorum o esnada neden bilmiyorum çok heyecanlanıyorum bu nedenle hata yapıyorum sonra kendime sen bu işi başaramayacaksın sen hiç bir haltı beceremezsin aptalın tekisin cehennemin bir odunusun gibi şeyler söylüyorum bir nebzede kalbim kırılıyor belki belkide Allah c.c istemiyordur ona secde etmemi diye düşünüyorum ve daha da çok üzülüyorum ve kalbim kırılıyor bu beni çok bunalıma sokuyor zaten psikolojik tedavi görüyorum bu durumu daha da kötü yapıyor cehennemi düşünüyorum sürekli orada yanacağımı kabirde azap çekeceğimi iki cihanıda kaybettiğimi bu beni çok üzüyor açık konuşmak gerekirse öfkelendiriyor bilmiyorum ne yapacağımı çok yalnızım çok sıkıcı bir hayatım var bu vakte kadar bir kız arkadaşım bile olmadı insana koyuyor iki tarafıda kaybetmek. Yapacak olduğunuz yorumlar için şimdiden hepinize teşekkürler.


  2. 01.Temmuz.2012, 12:43
    1
    Üye



    Merhabalar ben 21 yaşında üniversite sınavlarına hazırlanan biriyim annem ve babam dinini iyi bilen dini bilgisi olan dindar insanlar değiller bende mağlesef dindar biri değilim tvdeki programlardan internetten vs dinini öğrenmeye çalışan biriyim herkesin bildiği gibi 5 vakit namaz bütün müminlere farz mağlesef bu konuda nefsime uyuyorum farzı yerine getiremiyorum olmuyor bir türlü ev ortamından da kaynaklı belkide bağzen namaz kılmaya karar verip başlıyorum o esnada neden bilmiyorum çok heyecanlanıyorum bu nedenle hata yapıyorum sonra kendime sen bu işi başaramayacaksın sen hiç bir haltı beceremezsin aptalın tekisin cehennemin bir odunusun gibi şeyler söylüyorum bir nebzede kalbim kırılıyor belki belkide Allah c.c istemiyordur ona secde etmemi diye düşünüyorum ve daha da çok üzülüyorum ve kalbim kırılıyor bu beni çok bunalıma sokuyor zaten psikolojik tedavi görüyorum bu durumu daha da kötü yapıyor cehennemi düşünüyorum sürekli orada yanacağımı kabirde azap çekeceğimi iki cihanıda kaybettiğimi bu beni çok üzüyor açık konuşmak gerekirse öfkelendiriyor bilmiyorum ne yapacağımı çok yalnızım çok sıkıcı bir hayatım var bu vakte kadar bir kız arkadaşım bile olmadı insana koyuyor iki tarafıda kaybetmek. Yapacak olduğunuz yorumlar için şimdiden hepinize teşekkürler.


    Benzer Konular

    - İnancımı kaybetmek istemiyorum

    - Aklımı kaybetmek üzereyim

    - İmanı Kaybetmek

    - Kendini kaybetmek ne demek

    - Kazanmak ve kaybetmek

  3. 01.Temmuz.2012, 12:58
    2
    İLİMCİK
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Haziran.2012
    Üye No: 96623
    Mesaj Sayısı: 419
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5

    Cevap: İki Tarafıda Kaybetmek Ne Kötü ?




    kurt55 kardeşim, size Risale-i Nurdan bir kaç yer aktaracağım. Oraları dikkatlice okursanız inşaallah istifade edersiniz. Anlamadığını yerler olursa sorabilirsiniz.

    Üçüncü Söz

    بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
    يَا اَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا


    İbadet, ne büyük bir ticaret ve saadet; fısk ve sefahet, ne büyük bir hasaret ve helâket olduğunu anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciğe bak, dinle...

    Bir vakit iki asker, uzak bir şehire gitmek için emir alıyorlar. Beraber giderler; tâ, yol ikileşir. Bir adam orada bulunur, onlara der: "Şu sağdaki yol, hiç zararı olmamakla beraber, onda giden yolculardan ondan dokuzu büyük kâr ve rahat görür. Soldaki yol ise, menfaatı olmamakla beraber, on yolcusundan dokuzu zarar görür. Hem ikisi, kısa ve uzunlukta birdirler. Yalnız bir fark var ki, intizamsız, hükûmetsiz olan sol yolun yolcusu çantasız, silâhsız gider. Zahirî bir hıffet, yalancı bir rahatlık görür. İntizam-ı askerî altındaki sağ yolun yolcusu ise, mugaddi hülâsalardan dolu dört okkalık bir çanta ve her adüvvü (düşmanı) alt ve mağlub edecek iki kıyyelik bir mükemmel mîrî silâhı taşımaya mecburdur."

    O iki asker, o muarrif adamın sözünü dinledikten sonra şu bahtiyar nefer, sağa gider. Bir batman ağırlığı omuzuna ve beline yükler. Fakat kalbi ve ruhu, binler batman minnetlerden ve korkulardan kurtulur. Öteki bedbaht nefer ise, askerliği bırakır. Nizama tâbi olmak istemez, sola gider. Cismi bir batman ağırlıktan kurtulur, fakat kalbi binler batman minnetler altında ve ruhu hadsiz korkular altında ezilir. Hem herkese dilenci, hem her şeyden, her hâdiseden titrer bir surette gider. Tâ, mahall-i maksuda yetişir. Orada, âsi ve kaçak cezasını görür.

    Askerlik nizamını seven, çanta ve silâhını muhafaza eden ve sağa giden nefer ise, kimseden minnet almayarak, kimseden havf etmeyerek rahat-ı kalb ve vicdan ile gider. Tâ o matlub şehire yetişir. Orada, vazifesini güzelce yapan bir namuslu askere münasib bir mükâfat görür.

    İşte ey nefs-i serkeş! Bil ki: O iki yolcu; biri muti-i kanun-u İlahî (Allah'ın emirlerine ve kanunlarına itaat eden), birisi de âsi ve hevaya tâbi insanlardır. O yol ise, hayat yoludur ki; âlem-i ervahtan(ruhlar aleminden) gelip kabirden geçer, âhirete gider. O çanta ve silâh ise, ibadet ve takvadır. İbadetin çendan zahirî bir ağırlığı var. Fakat manasında öyle bir rahatlık ve hafiflik var ki, tarif edilmez. Çünki âbid, namazında der: اَشْهَدُ اَنْ لاَ اِلهَ اِلاَّ اللّٰهُ Yani: "Hâlık ve Rezzak, ondan başka yoktur. Zarar ve menfaat, onun elindedir. O hem Hakîm'dir, abes iş yapmaz. Hem Rahîm'dir; ihsanı, merhameti çoktur" diye itikad ettiğinden her şeyde bir hazine-i rahmet kapısını bulur. Dua ile çalar. Hem her şeyi kendi Rabbisinin emrine müsahhar görür, Rabbisine iltica eder. Tevekkül ile istinad edip her musibete karşı tahassun eder. İmanı, ona bir emniyet-i tâmme verir. Evet her hakikî hasenat gibi cesaretin dahi menbaı, imandır, ubudiyettir. Her seyyiat gibi cebanetin dahi menbaı, dalalettir. Evet tam münevver-ül kalb bir âbidi, küre-i arz bomba olup patlasa, ihtimaldir ki, onu korkutmaz. Belki hârika bir kudret-i Samedaniyeyi, lezzetli bir hayret ile seyredecek. Fakat meşhur bir münevver-ül akıl denilen kalbsiz bir fâsık feylesof ise; gökte bir kuyruklu yıldızı görse, yerde titrer. "Acaba bu serseri yıldız Arzımıza çarpmasın mı?" der; evhama düşer. (Bir vakit böyle bir yıldızdan Amerika titredi. Çokları gece vakti hanelerini terkettiler.)

    Evet insan, nihayetsiz şeylere muhtaç olduğu halde; sermayesi hiç hükmünde... Hem nihayetsiz musibetlere maruz olduğu halde; iktidarı, hiç hükmünde bir şey... Âdeta sermaye ve iktidarının dairesi, eli nereye yetişirse o kadardır. Fakat emelleri, arzuları ve elemleri ve belaları ise; dairesi, gözü, hayali nereye yetişirse ve gidinceye kadar geniştir. Bu derece âciz ve zaîf, fakir ve muhtaç olan ruh-u beşere ibadet, tevekkül, tevhid, teslim; ne kadar azîm bir kâr, bir saadet, bir nimet olduğunu, bütün bütün kör olmayan görür, derk eder. Malûmdur ki: Zararsız yol, zararlı yola -velev on ihtimalden bir ihtimal ile olsa- tercih edilir. Halbuki mes'elemiz olan ubudiyet yolu, zararsız olmakla beraber ondan dokuz ihtimal ile bir saadet-i ebediye hazinesi vardır. Fısk ve sefahet yolu ise; -hattâ fâsıkın itirafıyla dahi- menfaatsız olduğu halde, ondan dokuz ihtimal ile şekavet-i ebediye helâketi bulunduğu; icma ve tevatür derecesinde hadsiz ehl-i ihtisasın ve müşahedenin şehadetiyle sabittir. Ve ehl-i zevkin ve keşfin ihbaratıyla muhakkaktır.

    Elhasıl: Âhiret gibi, dünya saadeti dahi, ibadette ve Allah'a asker olmaktadır. Öyle ise, biz daima اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ عَلَى الطَّاعَةِ وَالتَّوْفِيقِ demeliyiz. Ve müslüman olduğumuza şükretmeliyiz.
    Sözler ( 19 )


  4. 01.Temmuz.2012, 12:58
    2
    İLİMCİK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Devamlı Üye



    kurt55 kardeşim, size Risale-i Nurdan bir kaç yer aktaracağım. Oraları dikkatlice okursanız inşaallah istifade edersiniz. Anlamadığını yerler olursa sorabilirsiniz.

    Üçüncü Söz

    بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
    يَا اَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا


    İbadet, ne büyük bir ticaret ve saadet; fısk ve sefahet, ne büyük bir hasaret ve helâket olduğunu anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciğe bak, dinle...

    Bir vakit iki asker, uzak bir şehire gitmek için emir alıyorlar. Beraber giderler; tâ, yol ikileşir. Bir adam orada bulunur, onlara der: "Şu sağdaki yol, hiç zararı olmamakla beraber, onda giden yolculardan ondan dokuzu büyük kâr ve rahat görür. Soldaki yol ise, menfaatı olmamakla beraber, on yolcusundan dokuzu zarar görür. Hem ikisi, kısa ve uzunlukta birdirler. Yalnız bir fark var ki, intizamsız, hükûmetsiz olan sol yolun yolcusu çantasız, silâhsız gider. Zahirî bir hıffet, yalancı bir rahatlık görür. İntizam-ı askerî altındaki sağ yolun yolcusu ise, mugaddi hülâsalardan dolu dört okkalık bir çanta ve her adüvvü (düşmanı) alt ve mağlub edecek iki kıyyelik bir mükemmel mîrî silâhı taşımaya mecburdur."

    O iki asker, o muarrif adamın sözünü dinledikten sonra şu bahtiyar nefer, sağa gider. Bir batman ağırlığı omuzuna ve beline yükler. Fakat kalbi ve ruhu, binler batman minnetlerden ve korkulardan kurtulur. Öteki bedbaht nefer ise, askerliği bırakır. Nizama tâbi olmak istemez, sola gider. Cismi bir batman ağırlıktan kurtulur, fakat kalbi binler batman minnetler altında ve ruhu hadsiz korkular altında ezilir. Hem herkese dilenci, hem her şeyden, her hâdiseden titrer bir surette gider. Tâ, mahall-i maksuda yetişir. Orada, âsi ve kaçak cezasını görür.

    Askerlik nizamını seven, çanta ve silâhını muhafaza eden ve sağa giden nefer ise, kimseden minnet almayarak, kimseden havf etmeyerek rahat-ı kalb ve vicdan ile gider. Tâ o matlub şehire yetişir. Orada, vazifesini güzelce yapan bir namuslu askere münasib bir mükâfat görür.

    İşte ey nefs-i serkeş! Bil ki: O iki yolcu; biri muti-i kanun-u İlahî (Allah'ın emirlerine ve kanunlarına itaat eden), birisi de âsi ve hevaya tâbi insanlardır. O yol ise, hayat yoludur ki; âlem-i ervahtan(ruhlar aleminden) gelip kabirden geçer, âhirete gider. O çanta ve silâh ise, ibadet ve takvadır. İbadetin çendan zahirî bir ağırlığı var. Fakat manasında öyle bir rahatlık ve hafiflik var ki, tarif edilmez. Çünki âbid, namazında der: اَشْهَدُ اَنْ لاَ اِلهَ اِلاَّ اللّٰهُ Yani: "Hâlık ve Rezzak, ondan başka yoktur. Zarar ve menfaat, onun elindedir. O hem Hakîm'dir, abes iş yapmaz. Hem Rahîm'dir; ihsanı, merhameti çoktur" diye itikad ettiğinden her şeyde bir hazine-i rahmet kapısını bulur. Dua ile çalar. Hem her şeyi kendi Rabbisinin emrine müsahhar görür, Rabbisine iltica eder. Tevekkül ile istinad edip her musibete karşı tahassun eder. İmanı, ona bir emniyet-i tâmme verir. Evet her hakikî hasenat gibi cesaretin dahi menbaı, imandır, ubudiyettir. Her seyyiat gibi cebanetin dahi menbaı, dalalettir. Evet tam münevver-ül kalb bir âbidi, küre-i arz bomba olup patlasa, ihtimaldir ki, onu korkutmaz. Belki hârika bir kudret-i Samedaniyeyi, lezzetli bir hayret ile seyredecek. Fakat meşhur bir münevver-ül akıl denilen kalbsiz bir fâsık feylesof ise; gökte bir kuyruklu yıldızı görse, yerde titrer. "Acaba bu serseri yıldız Arzımıza çarpmasın mı?" der; evhama düşer. (Bir vakit böyle bir yıldızdan Amerika titredi. Çokları gece vakti hanelerini terkettiler.)

    Evet insan, nihayetsiz şeylere muhtaç olduğu halde; sermayesi hiç hükmünde... Hem nihayetsiz musibetlere maruz olduğu halde; iktidarı, hiç hükmünde bir şey... Âdeta sermaye ve iktidarının dairesi, eli nereye yetişirse o kadardır. Fakat emelleri, arzuları ve elemleri ve belaları ise; dairesi, gözü, hayali nereye yetişirse ve gidinceye kadar geniştir. Bu derece âciz ve zaîf, fakir ve muhtaç olan ruh-u beşere ibadet, tevekkül, tevhid, teslim; ne kadar azîm bir kâr, bir saadet, bir nimet olduğunu, bütün bütün kör olmayan görür, derk eder. Malûmdur ki: Zararsız yol, zararlı yola -velev on ihtimalden bir ihtimal ile olsa- tercih edilir. Halbuki mes'elemiz olan ubudiyet yolu, zararsız olmakla beraber ondan dokuz ihtimal ile bir saadet-i ebediye hazinesi vardır. Fısk ve sefahet yolu ise; -hattâ fâsıkın itirafıyla dahi- menfaatsız olduğu halde, ondan dokuz ihtimal ile şekavet-i ebediye helâketi bulunduğu; icma ve tevatür derecesinde hadsiz ehl-i ihtisasın ve müşahedenin şehadetiyle sabittir. Ve ehl-i zevkin ve keşfin ihbaratıyla muhakkaktır.

    Elhasıl: Âhiret gibi, dünya saadeti dahi, ibadette ve Allah'a asker olmaktadır. Öyle ise, biz daima اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ عَلَى الطَّاعَةِ وَالتَّوْفِيقِ demeliyiz. Ve müslüman olduğumuza şükretmeliyiz.
    Sözler ( 19 )


  5. 01.Temmuz.2012, 13:14
    3
    İLİMCİK
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Haziran.2012
    Üye No: 96623
    Mesaj Sayısı: 419
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5

    Cevap: İki Tarafıda Kaybetmek Ne Kötü ?

    Kurt kardeşim, Allah kimsenin Cehenneme gitmesini istemez. Fakat, biz kendi cüz-i irademizle cehennemi hakkediyoruz. Fakat, hepimiz bu ahirzamanda günahkarız. Yapacağımız en ehemmiyetli şey de devamlı istiğfar ve tövbe ederek elimizden gelenin en iyisini yapmaya gayret etmek. Kalbine başaramayacağına ve cehenneme gideceğine dair gelen şeyler de kesin ve şüphesiz şeytanın vesvesesidir. Seni ibadetten alıkoymak istiyor. Sen şeytana de ki:"Benim görevim dinimin gösterdiği şekilde namaz kılmaktır..Namazımı kabul etmek veya etmemek Allah'ın vazifesidir. Ben Allah'ın vazifesine karışmam"...Ayrıca, nefis ve şeytan istemediği halde ve namazdan bir zevk almadığın halde, sırf Allah emrettiği için namaz kılmak çok büyük bir fazilettir. Sana ve bana çok zor geldiği halde ve nefsimiz hiç istemediği halde, nefsimizin inadına, sırf Allah emrettiği için namaz kıldığımızı düşünmek bize aklen ve kalben çok büyük huzur veriyor. Ben bazen namaza durduğum zaman, perişaniyetim, günahlarım ve hiçliğim aklıma geliyor ve ümitsizliğe düşüyorum. Fakat, bu halimi sonsuz rahmet ve şefkat sahibi bir zata arzedip "ya rabbi ben aciz, fakir, perişan, günahkar, zelil bir kulunum ve bu perişan ve noksan namazımla sana mukabele edemiyorum. sen ise bütün noksan sıfatlardan münezzeh ve izzet ve azamet sahibisin...Rahmetinle beni affet ve kabul et" dediğim zaman o ümitsizliğim gidiyor.

    Elhasıl, kardeşim nefis ve şeytanımıza rağmen ve nefis istemediği halde sırf Allah'ın emri olduğu için namazlarımıza ciddi devam etmeye ve nefsimizi ve şeytanımızı mağlub etmeye var mısın? Haydi o zaman hemen başlayalım..Hidayet ve tevfiği Allah'tan isteyelim.


  6. 01.Temmuz.2012, 13:14
    3
    İLİMCİK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Devamlı Üye
    Kurt kardeşim, Allah kimsenin Cehenneme gitmesini istemez. Fakat, biz kendi cüz-i irademizle cehennemi hakkediyoruz. Fakat, hepimiz bu ahirzamanda günahkarız. Yapacağımız en ehemmiyetli şey de devamlı istiğfar ve tövbe ederek elimizden gelenin en iyisini yapmaya gayret etmek. Kalbine başaramayacağına ve cehenneme gideceğine dair gelen şeyler de kesin ve şüphesiz şeytanın vesvesesidir. Seni ibadetten alıkoymak istiyor. Sen şeytana de ki:"Benim görevim dinimin gösterdiği şekilde namaz kılmaktır..Namazımı kabul etmek veya etmemek Allah'ın vazifesidir. Ben Allah'ın vazifesine karışmam"...Ayrıca, nefis ve şeytan istemediği halde ve namazdan bir zevk almadığın halde, sırf Allah emrettiği için namaz kılmak çok büyük bir fazilettir. Sana ve bana çok zor geldiği halde ve nefsimiz hiç istemediği halde, nefsimizin inadına, sırf Allah emrettiği için namaz kıldığımızı düşünmek bize aklen ve kalben çok büyük huzur veriyor. Ben bazen namaza durduğum zaman, perişaniyetim, günahlarım ve hiçliğim aklıma geliyor ve ümitsizliğe düşüyorum. Fakat, bu halimi sonsuz rahmet ve şefkat sahibi bir zata arzedip "ya rabbi ben aciz, fakir, perişan, günahkar, zelil bir kulunum ve bu perişan ve noksan namazımla sana mukabele edemiyorum. sen ise bütün noksan sıfatlardan münezzeh ve izzet ve azamet sahibisin...Rahmetinle beni affet ve kabul et" dediğim zaman o ümitsizliğim gidiyor.

    Elhasıl, kardeşim nefis ve şeytanımıza rağmen ve nefis istemediği halde sırf Allah'ın emri olduğu için namazlarımıza ciddi devam etmeye ve nefsimizi ve şeytanımızı mağlub etmeye var mısın? Haydi o zaman hemen başlayalım..Hidayet ve tevfiği Allah'tan isteyelim.


  7. 01.Temmuz.2012, 14:03
    4
    İLİMCİK
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Haziran.2012
    Üye No: 96623
    Mesaj Sayısı: 419
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5

    Cevap: İki Tarafıda Kaybetmek Ne Kötü ?

    Ayrıca, Risale-i Nur'dan yedinci sözü okumanı tavsiye ediyorum kardeşim:

    Yedinci Söz

    Şu kâinatın tılsım-ı muğlakını açan آمَنْتُ بِاللّٰهِ وَ بِالْيَوْمِ اْلآخِرِ ruh-u beşer için saadet kapısını fetheden ne kadar kıymetdar iki tılsım-ı müşkil-küşa olduğunu ve sabır ile Hâlıkına tevekkül ve iltica ve şükür ile Rezzakından sual ve dua; ne kadar nâfi' ve tiryak gibi iki ilâç olduğunu; ve Kur'an'ı dinlemek, hükmüne inkıyad etmek, namazı kılmak, kebairi terk etmek; ebed-ül âbâd yolculuğunda ne kadar mühim, değerli revnakdar bir bilet, bir zâd-ı âhiret, bir nur-u kabir olduğunu anlamak istersen; şu temsilî hikâyeciğe bak, dinle:

    Bir zaman bir asker, meydan-ı harb ve imtihanda, kâr ve zarar deveranında pek müdhiş bir vaziyete düşer. Şöyle ki:

    Sağ ve sol iki tarafından dehşetli derin iki yara ile yaralı ve arkasında cesîm bir arslan, ona saldırmak için bekliyor gibi duruyor. Ve gözü önünde bir darağacı dikilmiş, bütün sevdiklerini asıp mahvediyor, onu da bekliyor. Hem bu hali ile beraber uzun bir yolculuğu var, nefyediliyor. O bîçare, şu dehşet içinde, me'yusane düşünürken; sağ cihetinde Hızır gibi bir hayırhah, nuranî bir zât peyda olur. Ona der: "Me'yus olma. Sana iki tılsım verip öğreteceğim. Güzelce istimal etsen, o arslan, sana müsahhar bir at olur. Hem o darağacı, sana keyif ve tenezzüh için hoş bir salıncağa döner. Hem sana iki ilâç vereceğim. Güzelce istimal etsen; o iki müteaffin yaraların, iki güzel kokulu Gül-ü Muhammedî (Aleyhissalâtü Vesselâm) denilen latif çiçeğe inkılab ederler. Hem sana bir bilet vereceğim. Onunla, uçar gibi bir senelik bir yolu, bir günde kesersin. İşte eğer inanmıyorsan, bir parça tecrübe et. Tâ doğru olduğunu anlayasın." Hakikaten bir parça tecrübe etti. Doğru olduğunu tasdik etti. Evet ben, yani şu bîçare Said dahi bunu tasdik ederim. Çünki biraz tecrübe ettim, pek doğru gördüm. Bundan sonra birden gördü ki: Sol cihetinden Şeytan gibi dessas, ayyaş aldatıcı bir adam, çok zînetler, süslü suretler, fantaziyeler, müskirler beraber olduğu halde geldi. Karşısında durdu. Ona dedi:

    -Hey arkadaş! Gel gel, beraber işret edip keyfedelim. Şu güzel kız suretlerine bakalım. Şu hoş şarkıları dinleyelim. Şu tatlı yemekleri yiyelim.

    Sual: Hâ hâ, nedir ağzında gizli okuyorsun?

    Cevab: Bir tılsım.

    -Bırak şu anlaşılmaz işi. Hazır keyfimizi bozmayalım.

    S- Hâ, şu ellerindeki nedir?

    C- Bir ilâç.

    -At şunu. Sağlamsın. Neyin var. Alkış zamanıdır.

    S- Hâ, şu beş nişanlı kâğıt nedir?

    C- Bir bilet. Bir tayinat senedi.

    -Yırt bunları. Şu güzel bahar mevsiminde yolculuk bizim nemize lâzım! der. Herbir desise ile onu iknaa çalışır. Hattâ o bîçare, ona biraz meyleder. Evet, insan aldanır. Ben de öyle bir dessasa aldandım.

    Birden sağ cihetinden ra'd gibi bir ses gelir. Der: "Sakın aldanma. Ve o dessasa de ki: Eğer arkamdaki arslanı öldürüp, önümdeki darağacını kaldırıp, sağ ve solumdaki yaraları def'edip peşimdeki yolculuğu men'edecek bir çare sende varsa, bulursan; haydi yap, göster, görelim. Sonra de: Gel keyfedelim. Yoksa sus hey sersem!. Tâ Hızır gibi bu zât-ı semavî dediğini desin."

    İşte ey gençliğinde gülmüş, şimdi güldüğüne ağlayan nefsim! Bil: O bîçare asker ise, sensin ve insandır. Ve o arslan ise, eceldir. Ve o darağacı ise, ölüm ve zeval ve firaktır ki; gece gündüzün dönmesinde her dost veda eder, kaybolur. Ve o iki yara ise, birisi müz'ic ve hadsiz bir acz-i beşerî; diğeri elîm, nihayetsiz bir fakr-ı insanîdir. Ve o nefy ve yolculuk ise, âlem-i ervahtan, rahm-ı maderden, sabavetten, ihtiyarlıktan, dünyadan, kabirden, berzahtan, haşirden, Sırat'tan geçer bir uzun sefer-i imtihandır. Ve o iki tılsım ise, Cenab-ı Hakk'a iman ve âhirete imandır.

    Evet şu kudsî tılsım ile ölüm; insan-ı mü'mini, zindan-ı dünyadan bostan-ı cinana, huzur-u Rahman'a götüren bir müsahhar at ve burak suretini alır. Onun içindir ki: Ölümün hakikatını gören kâmil insanlar, ölümü sevmişler. Daha ölüm gelmeden ölmek istemişler. Hem zeval ve firak, memat ve vefat ve darağacı olan mürur-u zaman, o iman tılsımı ile, Sâni'-i Zülcelal'in taze taze, renk renk, çeşit çeşit mu'cizat-ı nakşını, havarık-ı kudretini, tecelliyat-ı rahmetini, kemal-i lezzetle seyr ü temaşaya vasıta suretini alır. Evet Güneşin nurundaki renkleri gösteren âyinelerin tebeddül edip tazelenmesi ve sinema perdelerinin değişmesi, daha hoş, daha güzel manzaralar teşkil eder. Ve o iki ilâç ise, biri sabır ile tevekküldür. Hâlıkının kudretine istinad, hikmetine itimaddır.

    Öyle mi? Evet emr-i كُنْ فَيَكُونُ e mâlik bir Sultan-ı Cihan'a acz tezkeresiyle istinad eden bir adamın ne pervası olabilir? Zira en müdhiş bir musibet karşısında اِنَّا لِلّٰهِ وَاِنَّا اِلَيْهِ رَاجِعُونَ deyip itminan-ı kalb ile Rabb-ı Rahîm'ine itimad eder. Evet ârif-i billah, aczden, mehafetullahtan telezzüz eder. Evet havfta lezzet vardır. Eğer bir yaşındaki bir çocuğun aklı bulunsa ve ondan sual edilse: "En leziz ve en tatlı haletin nedir?" Belki diyecek: "Aczimi, za'fımı anlayıp, vâlidemin tatlı tokatından korkarak yine vâlidemin şefkatli sinesine sığındığım halettir." Halbuki bütün vâlidelerin şefkatleri, ancak bir lem'a-i tecelli-i rahmettir. Onun içindir ki: Kâmil insanlar, aczde ve havfullahta öyle bir lezzet bulmuşlar ki; kendi havl ve kuvvetlerinden şiddetle teberri edip, Allah'a acz ile sığınmışlar. Aczi ve havfı, kendilerine şefaatçı yapmışlar.

    Diğer ilâç ise, şükür ve kanaat ile taleb ve dua ve Rezzak-ı Rahîm'in rahmetine itimaddır. Öyle mi? Evet, bütün yeryüzünü bir sofra-i nimet eden ve bahar mevsimini bir çiçek destesi yapan ve o sofranın yanına koyan ve üstüne serpen bir Cevvad-ı Kerim'in misafirine fakr u ihtiyaç, nasıl elîm ve ağır olabilir? Belki fakr u ihtiyacı, hoş bir iştiha suretini alır. İştiha gibi fakrın tezyidine çalışır. Onun içindir ki: Kâmil insanlar, fakr ile fahretmişler. Sakın yanlış anlama! Allah'a karşı fakrını hissedip yalvarmak demektir. Yoksa fakrını halka gösterip, dilencilik vaziyetini almak demek değildir. Ve o bilet, sened ise; başta namaz olarak eda-i feraiz ve terk-i kebairdir. Öyle mi? Evet bütün ehl-i ihtisas ve müşahedenin ve bütün ehl-i zevk ve keşfin ittifakıyla; o uzun ve karanlıklı ebed-ül âbâd yolunda zâd ü zahîre, ışık ve burak; ancak Kur'anın evamirini imtisal ve nevahisinden içtinab ile elde edilebilir. Yoksa fen ve felsefe, san'at ve hikmet, o yolda beş para etmez. Onların ışıkları, kabrin kapısına kadardır.

    İşte ey tenbel nefsim!

    Beş vakit namazı kılmak, yedi kebairi terketmek; ne kadar az ve rahat ve hafiftir. Neticesi ve meyvesi ve faidesi ne kadar çok mühim ve büyük olduğunu; aklın varsa, bozulmamış ise anlarsın. Ve fısk ve sefahete seni teşvik eden şeytana ve o adama dersin: Eğer ölümü öldürüp, zevali dünyadan izale etmek ve aczi ve fakrı, beşerden kaldırıp kabir kapısını kapamak çaresi varsa, söyle dinleyelim. Yoksa sus. Kâinat mescid-i kebirinde Kur'an kâinatı okuyor! Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım, hidayetiyle amel edelim ve onu vird-i zeban edelim. Evet söz odur ve ona derler. Hak olup, Hak'tan gelip Hak diyen ve hakikatı gösteren ve nuranî hikmeti neşreden odur.
    Sözler ( 33 )


  8. 01.Temmuz.2012, 14:03
    4
    İLİMCİK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Devamlı Üye
    Ayrıca, Risale-i Nur'dan yedinci sözü okumanı tavsiye ediyorum kardeşim:

    Yedinci Söz

    Şu kâinatın tılsım-ı muğlakını açan آمَنْتُ بِاللّٰهِ وَ بِالْيَوْمِ اْلآخِرِ ruh-u beşer için saadet kapısını fetheden ne kadar kıymetdar iki tılsım-ı müşkil-küşa olduğunu ve sabır ile Hâlıkına tevekkül ve iltica ve şükür ile Rezzakından sual ve dua; ne kadar nâfi' ve tiryak gibi iki ilâç olduğunu; ve Kur'an'ı dinlemek, hükmüne inkıyad etmek, namazı kılmak, kebairi terk etmek; ebed-ül âbâd yolculuğunda ne kadar mühim, değerli revnakdar bir bilet, bir zâd-ı âhiret, bir nur-u kabir olduğunu anlamak istersen; şu temsilî hikâyeciğe bak, dinle:

    Bir zaman bir asker, meydan-ı harb ve imtihanda, kâr ve zarar deveranında pek müdhiş bir vaziyete düşer. Şöyle ki:

    Sağ ve sol iki tarafından dehşetli derin iki yara ile yaralı ve arkasında cesîm bir arslan, ona saldırmak için bekliyor gibi duruyor. Ve gözü önünde bir darağacı dikilmiş, bütün sevdiklerini asıp mahvediyor, onu da bekliyor. Hem bu hali ile beraber uzun bir yolculuğu var, nefyediliyor. O bîçare, şu dehşet içinde, me'yusane düşünürken; sağ cihetinde Hızır gibi bir hayırhah, nuranî bir zât peyda olur. Ona der: "Me'yus olma. Sana iki tılsım verip öğreteceğim. Güzelce istimal etsen, o arslan, sana müsahhar bir at olur. Hem o darağacı, sana keyif ve tenezzüh için hoş bir salıncağa döner. Hem sana iki ilâç vereceğim. Güzelce istimal etsen; o iki müteaffin yaraların, iki güzel kokulu Gül-ü Muhammedî (Aleyhissalâtü Vesselâm) denilen latif çiçeğe inkılab ederler. Hem sana bir bilet vereceğim. Onunla, uçar gibi bir senelik bir yolu, bir günde kesersin. İşte eğer inanmıyorsan, bir parça tecrübe et. Tâ doğru olduğunu anlayasın." Hakikaten bir parça tecrübe etti. Doğru olduğunu tasdik etti. Evet ben, yani şu bîçare Said dahi bunu tasdik ederim. Çünki biraz tecrübe ettim, pek doğru gördüm. Bundan sonra birden gördü ki: Sol cihetinden Şeytan gibi dessas, ayyaş aldatıcı bir adam, çok zînetler, süslü suretler, fantaziyeler, müskirler beraber olduğu halde geldi. Karşısında durdu. Ona dedi:

    -Hey arkadaş! Gel gel, beraber işret edip keyfedelim. Şu güzel kız suretlerine bakalım. Şu hoş şarkıları dinleyelim. Şu tatlı yemekleri yiyelim.

    Sual: Hâ hâ, nedir ağzında gizli okuyorsun?

    Cevab: Bir tılsım.

    -Bırak şu anlaşılmaz işi. Hazır keyfimizi bozmayalım.

    S- Hâ, şu ellerindeki nedir?

    C- Bir ilâç.

    -At şunu. Sağlamsın. Neyin var. Alkış zamanıdır.

    S- Hâ, şu beş nişanlı kâğıt nedir?

    C- Bir bilet. Bir tayinat senedi.

    -Yırt bunları. Şu güzel bahar mevsiminde yolculuk bizim nemize lâzım! der. Herbir desise ile onu iknaa çalışır. Hattâ o bîçare, ona biraz meyleder. Evet, insan aldanır. Ben de öyle bir dessasa aldandım.

    Birden sağ cihetinden ra'd gibi bir ses gelir. Der: "Sakın aldanma. Ve o dessasa de ki: Eğer arkamdaki arslanı öldürüp, önümdeki darağacını kaldırıp, sağ ve solumdaki yaraları def'edip peşimdeki yolculuğu men'edecek bir çare sende varsa, bulursan; haydi yap, göster, görelim. Sonra de: Gel keyfedelim. Yoksa sus hey sersem!. Tâ Hızır gibi bu zât-ı semavî dediğini desin."

    İşte ey gençliğinde gülmüş, şimdi güldüğüne ağlayan nefsim! Bil: O bîçare asker ise, sensin ve insandır. Ve o arslan ise, eceldir. Ve o darağacı ise, ölüm ve zeval ve firaktır ki; gece gündüzün dönmesinde her dost veda eder, kaybolur. Ve o iki yara ise, birisi müz'ic ve hadsiz bir acz-i beşerî; diğeri elîm, nihayetsiz bir fakr-ı insanîdir. Ve o nefy ve yolculuk ise, âlem-i ervahtan, rahm-ı maderden, sabavetten, ihtiyarlıktan, dünyadan, kabirden, berzahtan, haşirden, Sırat'tan geçer bir uzun sefer-i imtihandır. Ve o iki tılsım ise, Cenab-ı Hakk'a iman ve âhirete imandır.

    Evet şu kudsî tılsım ile ölüm; insan-ı mü'mini, zindan-ı dünyadan bostan-ı cinana, huzur-u Rahman'a götüren bir müsahhar at ve burak suretini alır. Onun içindir ki: Ölümün hakikatını gören kâmil insanlar, ölümü sevmişler. Daha ölüm gelmeden ölmek istemişler. Hem zeval ve firak, memat ve vefat ve darağacı olan mürur-u zaman, o iman tılsımı ile, Sâni'-i Zülcelal'in taze taze, renk renk, çeşit çeşit mu'cizat-ı nakşını, havarık-ı kudretini, tecelliyat-ı rahmetini, kemal-i lezzetle seyr ü temaşaya vasıta suretini alır. Evet Güneşin nurundaki renkleri gösteren âyinelerin tebeddül edip tazelenmesi ve sinema perdelerinin değişmesi, daha hoş, daha güzel manzaralar teşkil eder. Ve o iki ilâç ise, biri sabır ile tevekküldür. Hâlıkının kudretine istinad, hikmetine itimaddır.

    Öyle mi? Evet emr-i كُنْ فَيَكُونُ e mâlik bir Sultan-ı Cihan'a acz tezkeresiyle istinad eden bir adamın ne pervası olabilir? Zira en müdhiş bir musibet karşısında اِنَّا لِلّٰهِ وَاِنَّا اِلَيْهِ رَاجِعُونَ deyip itminan-ı kalb ile Rabb-ı Rahîm'ine itimad eder. Evet ârif-i billah, aczden, mehafetullahtan telezzüz eder. Evet havfta lezzet vardır. Eğer bir yaşındaki bir çocuğun aklı bulunsa ve ondan sual edilse: "En leziz ve en tatlı haletin nedir?" Belki diyecek: "Aczimi, za'fımı anlayıp, vâlidemin tatlı tokatından korkarak yine vâlidemin şefkatli sinesine sığındığım halettir." Halbuki bütün vâlidelerin şefkatleri, ancak bir lem'a-i tecelli-i rahmettir. Onun içindir ki: Kâmil insanlar, aczde ve havfullahta öyle bir lezzet bulmuşlar ki; kendi havl ve kuvvetlerinden şiddetle teberri edip, Allah'a acz ile sığınmışlar. Aczi ve havfı, kendilerine şefaatçı yapmışlar.

    Diğer ilâç ise, şükür ve kanaat ile taleb ve dua ve Rezzak-ı Rahîm'in rahmetine itimaddır. Öyle mi? Evet, bütün yeryüzünü bir sofra-i nimet eden ve bahar mevsimini bir çiçek destesi yapan ve o sofranın yanına koyan ve üstüne serpen bir Cevvad-ı Kerim'in misafirine fakr u ihtiyaç, nasıl elîm ve ağır olabilir? Belki fakr u ihtiyacı, hoş bir iştiha suretini alır. İştiha gibi fakrın tezyidine çalışır. Onun içindir ki: Kâmil insanlar, fakr ile fahretmişler. Sakın yanlış anlama! Allah'a karşı fakrını hissedip yalvarmak demektir. Yoksa fakrını halka gösterip, dilencilik vaziyetini almak demek değildir. Ve o bilet, sened ise; başta namaz olarak eda-i feraiz ve terk-i kebairdir. Öyle mi? Evet bütün ehl-i ihtisas ve müşahedenin ve bütün ehl-i zevk ve keşfin ittifakıyla; o uzun ve karanlıklı ebed-ül âbâd yolunda zâd ü zahîre, ışık ve burak; ancak Kur'anın evamirini imtisal ve nevahisinden içtinab ile elde edilebilir. Yoksa fen ve felsefe, san'at ve hikmet, o yolda beş para etmez. Onların ışıkları, kabrin kapısına kadardır.

    İşte ey tenbel nefsim!

    Beş vakit namazı kılmak, yedi kebairi terketmek; ne kadar az ve rahat ve hafiftir. Neticesi ve meyvesi ve faidesi ne kadar çok mühim ve büyük olduğunu; aklın varsa, bozulmamış ise anlarsın. Ve fısk ve sefahete seni teşvik eden şeytana ve o adama dersin: Eğer ölümü öldürüp, zevali dünyadan izale etmek ve aczi ve fakrı, beşerden kaldırıp kabir kapısını kapamak çaresi varsa, söyle dinleyelim. Yoksa sus. Kâinat mescid-i kebirinde Kur'an kâinatı okuyor! Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım, hidayetiyle amel edelim ve onu vird-i zeban edelim. Evet söz odur ve ona derler. Hak olup, Hak'tan gelip Hak diyen ve hakikatı gösteren ve nuranî hikmeti neşreden odur.
    Sözler ( 33 )


  9. 01.Temmuz.2012, 21:10
    5
    kurt55
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 01.Temmuz.2012
    Üye No: 96748
    Mesaj Sayısı: 30
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Cevap: İki Tarafıda Kaybetmek Ne Kötü ?

    Göstermiş olduğun ilgi için çok teşekkür ederim ilimcik


  10. 01.Temmuz.2012, 21:10
    5
    Üye
    Göstermiş olduğun ilgi için çok teşekkür ederim ilimcik


  11. 01.Temmuz.2012, 21:42
    6
    SatansJackhammer
    Üye

    Üyelik Tarihi: 29.Haziran.2012
    Üye No: 96732
    Mesaj Sayısı: 23
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Cevap: İki Tarafıda Kaybetmek Ne Kötü ?

    aynı durumdayım orada burada ateş


  12. 01.Temmuz.2012, 21:42
    6
    aynı durumdayım orada burada ateş


  13. 02.Temmuz.2012, 02:14
    7
    bülent25
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Haziran.2012
    Üye No: 96637
    Mesaj Sayısı: 60
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Cevap: İki Tarafıda Kaybetmek Ne Kötü ?

    cahiller ellerinde fırsat oldukları halde onu değerlendirmeyip ardından ne üzülürler.


  14. 02.Temmuz.2012, 02:14
    7
    bülent25 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    cahiller ellerinde fırsat oldukları halde onu değerlendirmeyip ardından ne üzülürler.


  15. 02.Temmuz.2012, 10:27
    8
    AHİRET
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Haziran.2012
    Üye No: 96618
    Mesaj Sayısı: 21
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Cevap: İki Tarafıda Kaybetmek Ne Kötü ?

    BAK BUNU DİNLE VE DUA ET duaya başlayınca tedaviyede ihtiyacın kalmiyacak inş. bak gör

    http://www.youtube.com/watch?v=XdmhrmRuFnA


  16. 02.Temmuz.2012, 10:27
    8
    AHİRET - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    BAK BUNU DİNLE VE DUA ET duaya başlayınca tedaviyede ihtiyacın kalmiyacak inş. bak gör

    http://www.youtube.com/watch?v=XdmhrmRuFnA





+ Yorum Gönder