Konusunu Oylayın.: Zayıf hadislere inanmamız gerekir mi?Bunlara inanmazsak günaha girmiş olurmuyuz?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Zayıf hadislere inanmamız gerekir mi?Bunlara inanmazsak günaha girmiş olurmuyuz?
  1. 23.Haziran.2012, 20:55
    1
    gsgsgs
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 29.Mayıs.2012
    Üye No: 96363
    Mesaj Sayısı: 24
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Zayıf hadislere inanmamız gerekir mi?Bunlara inanmazsak günaha girmiş olurmuyuz?






    Zayıf hadislere inanmamız gerekir mi?Bunlara inanmazsak günaha girmiş olurmuyuz? Mumsema Selamun aleyküm.
    Muhaddisler hadisleri halk içinden duyduğu ve kendi araştırmaları ile oluşturmuştur.Mesela Buhari Peygamberimiz'in vefatından 200 yıl sonra Mekke'ye gelmiş.200 yıl içinde insanlar peygamberimizin davranışlarını yaptıklarını bir yerlere yazmışlar mı?Eğer yazmamışlarsa 200 yılda binlerce hadis bozulmadan peygamber efendimizin ağzından çıktığı şekilde kalmış mıdır?Hadislerin doğruluğu kesinmidir?Birde neden din adamları doğruluğu kesin olan hadisleri araştırıp bir araya toplamıyorlar yada topladılar mı?Zayıf hadislere inanmamız gerekir mi?Bunlara inanmazsak günaha girmiş olurmuyuz?Hadisler inanma konusunda Kur'an-ı Kerim'de ayet varmı?Çok soru oldu fakat bilgilendirirseniz sevinirim.Şimdiden Allah razı olsun.


  2. 23.Haziran.2012, 20:55
    1
    gsgsgs - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye



    Selamun aleyküm.
    Muhaddisler hadisleri halk içinden duyduğu ve kendi araştırmaları ile oluşturmuştur.Mesela Buhari Peygamberimiz'in vefatından 200 yıl sonra Mekke'ye gelmiş.200 yıl içinde insanlar peygamberimizin davranışlarını yaptıklarını bir yerlere yazmışlar mı?Eğer yazmamışlarsa 200 yılda binlerce hadis bozulmadan peygamber efendimizin ağzından çıktığı şekilde kalmış mıdır?Hadislerin doğruluğu kesinmidir?Birde neden din adamları doğruluğu kesin olan hadisleri araştırıp bir araya toplamıyorlar yada topladılar mı?Zayıf hadislere inanmamız gerekir mi?Bunlara inanmazsak günaha girmiş olurmuyuz?Hadisler inanma konusunda Kur'an-ı Kerim'de ayet varmı?Çok soru oldu fakat bilgilendirirseniz sevinirim.Şimdiden Allah razı olsun.


    Benzer Konular

    - Sahih Hadislere 100% mi inanmamız lazım?

    - Gerçek olma ihtimali zayıf olan hadislere inanmalımıyız

    - Kadınlara yarım hak değilde 1'e 1(kadın-erkek eşit) versek günaha girmiş olurmuyuz?

    - Efendimizden (sav) , bu zayıf bu şişko hadis diyerek, hadislere iman etmeyenlere uyarı!!

    - Kırmızı ışıkta geçtik mi kul hakkına girmiş olurmuyuz?

  3. 23.Haziran.2012, 21:08
    2
    İLİMCİK
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Haziran.2012
    Üye No: 96623
    Mesaj Sayısı: 419
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5

    Cevap: Hadis




    ....sahabeler, Kur'anın ve âyetlerin hıfzından sonra en ziyade, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın ef'al ve akvalinin muhafazasına, bahusus ahkâma ve mu'cizata dair ahvaline bütün kuvvetleriyle çalıştıklarını ve sıhhatlerine pek çok dikkat ettiklerini, Tarih ve Siyer şehadet ediyor. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'a ait en küçük bir hareketi, bir sîreti, bir hali ihmal etmemişler. Ve etmediklerini ve kaydettiklerini, kütüb-ü ehadîsiye şehadet ediyor. Hem Asr-ı Saadette, mu'cizatı ve medar-ı ahkâm ehadîsi, kitabetle çoklar kaydedip yazdılar. Hususan Abadile-i Seb'a, kitabetle kaydettiler. Hususan Tercüman-ül Kur'an olan Abdullah İbn-i Abbas ve Abdullah İbn-i Amr İbn-il Âs, bahusus otuz-kırk sene sonra, Tâbiînin binler muhakkikleri, ehadîsi ve mu'cizatı yazı ile kaydettiler. Daha ondan sonra, başta dört imam-ı müçtehid ve binler muhakkik muhaddisler naklettiler; yazı ile muhafaza ettiler. Daha Hicretten ikiyüz sene sonra başta Buharî, Müslim, Kütüb-ü Sitte-i Makbule vazife-i hıfzı omuzlarına aldılar. İbn-i Cevzî gibi şiddetli binler münekkidler çıkıp; bazı mülhidlerin veya fikirsiz veya hıfızsız veya nâdânların karıştırdıkları mevzu ehadîsi tefrik ettiler, gösterdiler. Sonra ehl-i keşfin tasdikiyle; yetmiş defa Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm temessül edip, yakaza halinde onun sohbetiyle müşerref olan Celaleddin-i Süyutî gibi allâmeler ve muhakkikler, ehadîs-i sahihanın elmaslarını, sair sözlerden ve mevzuattan tefrik ettiler. İşte bahsedeceğimiz hâdiseler, mu'cizeler böyle elden ele -kuvvetli, emin, müteaddid ve çok, belki hadsiz ellerden- sağlam olarak bize gelmiş. اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ هذَا مِنْ فَضْلِ رَبِّى

    İşte buna binaen; "Bu zamana kadar uzun mesafeden gelen şu zamandan tâ o zamana kadar bu hâdiseleri nasıl bileceğiz ki karışmamış ve safidir" hatıra gelmemelidir.

    Mektubat ( 113 )
    .....

    İşte Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'dan bize naklolunan mu'cizatı ve delail-i nübüvveti, kısm-ı a'zamı tevatür iledir; ya sarihî, ya manevî, ya sükûtî. Ve bir kısmı çendan haber-i vâhid iledir. Fakat öyle şerait dâhilinde, nekkad-ı muhaddisîn nazarında kabule şâyan olduktan sonra, tevatür gibi kat'iyyeti ifade etmek lâzım gelir. Evet muhaddisînin muhakkikîninden "El-Hâfız" tabir ettikleri zâtlar, lâakal yüzbin hadîsi hıfzına almış binler muhakkik muhaddisler, hem elli sene sabah namazını işa abdestiyle kılan müttaki muhaddisler ve başta Buharî ve Müslim olarak Kütüb-ü Sitte-i Hadîsiye sahibleri olan ilm-i hadîs dâhîleri, allâmeleri tashih ve kabul ettikleri haber-i vâhid, tevatür kat'iyyetinden geri kalmaz. Evet fenn-i hadîsin muhakkikleri, nekkadları o derece hadîs ile hususiyet peyda etmişler ki, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın tarz-ı ifadesine ve üslûb-u âlîsine ve suret-i ifadesine ünsiyet edip meleke kesbetmişler ki; yüz hadîs içinde bir mevzu'u görse, "Mevzu'dur" der. "Bu, hadîs olmaz ve Peygamber'in sözü değildir" der, reddeder. Sarraf gibi hadîsin cevherini tanır, başka sözü ona iltibas edemez. Yalnız İbn-i Cevzî gibi bazı muhakkikler tenkidde ifrat edip, bazı ehadîs-i sahihaya da mevzu' demişler. Fakat her mevzu' şey'in manası yanlıştır demek değildir; belki "Bu söz hadîs değildir" demektir.
    Mektubat ( 95 )


  4. 23.Haziran.2012, 21:08
    2
    İLİMCİK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Devamlı Üye



    ....sahabeler, Kur'anın ve âyetlerin hıfzından sonra en ziyade, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın ef'al ve akvalinin muhafazasına, bahusus ahkâma ve mu'cizata dair ahvaline bütün kuvvetleriyle çalıştıklarını ve sıhhatlerine pek çok dikkat ettiklerini, Tarih ve Siyer şehadet ediyor. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'a ait en küçük bir hareketi, bir sîreti, bir hali ihmal etmemişler. Ve etmediklerini ve kaydettiklerini, kütüb-ü ehadîsiye şehadet ediyor. Hem Asr-ı Saadette, mu'cizatı ve medar-ı ahkâm ehadîsi, kitabetle çoklar kaydedip yazdılar. Hususan Abadile-i Seb'a, kitabetle kaydettiler. Hususan Tercüman-ül Kur'an olan Abdullah İbn-i Abbas ve Abdullah İbn-i Amr İbn-il Âs, bahusus otuz-kırk sene sonra, Tâbiînin binler muhakkikleri, ehadîsi ve mu'cizatı yazı ile kaydettiler. Daha ondan sonra, başta dört imam-ı müçtehid ve binler muhakkik muhaddisler naklettiler; yazı ile muhafaza ettiler. Daha Hicretten ikiyüz sene sonra başta Buharî, Müslim, Kütüb-ü Sitte-i Makbule vazife-i hıfzı omuzlarına aldılar. İbn-i Cevzî gibi şiddetli binler münekkidler çıkıp; bazı mülhidlerin veya fikirsiz veya hıfızsız veya nâdânların karıştırdıkları mevzu ehadîsi tefrik ettiler, gösterdiler. Sonra ehl-i keşfin tasdikiyle; yetmiş defa Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm temessül edip, yakaza halinde onun sohbetiyle müşerref olan Celaleddin-i Süyutî gibi allâmeler ve muhakkikler, ehadîs-i sahihanın elmaslarını, sair sözlerden ve mevzuattan tefrik ettiler. İşte bahsedeceğimiz hâdiseler, mu'cizeler böyle elden ele -kuvvetli, emin, müteaddid ve çok, belki hadsiz ellerden- sağlam olarak bize gelmiş. اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ هذَا مِنْ فَضْلِ رَبِّى

    İşte buna binaen; "Bu zamana kadar uzun mesafeden gelen şu zamandan tâ o zamana kadar bu hâdiseleri nasıl bileceğiz ki karışmamış ve safidir" hatıra gelmemelidir.

    Mektubat ( 113 )
    .....

    İşte Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'dan bize naklolunan mu'cizatı ve delail-i nübüvveti, kısm-ı a'zamı tevatür iledir; ya sarihî, ya manevî, ya sükûtî. Ve bir kısmı çendan haber-i vâhid iledir. Fakat öyle şerait dâhilinde, nekkad-ı muhaddisîn nazarında kabule şâyan olduktan sonra, tevatür gibi kat'iyyeti ifade etmek lâzım gelir. Evet muhaddisînin muhakkikîninden "El-Hâfız" tabir ettikleri zâtlar, lâakal yüzbin hadîsi hıfzına almış binler muhakkik muhaddisler, hem elli sene sabah namazını işa abdestiyle kılan müttaki muhaddisler ve başta Buharî ve Müslim olarak Kütüb-ü Sitte-i Hadîsiye sahibleri olan ilm-i hadîs dâhîleri, allâmeleri tashih ve kabul ettikleri haber-i vâhid, tevatür kat'iyyetinden geri kalmaz. Evet fenn-i hadîsin muhakkikleri, nekkadları o derece hadîs ile hususiyet peyda etmişler ki, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın tarz-ı ifadesine ve üslûb-u âlîsine ve suret-i ifadesine ünsiyet edip meleke kesbetmişler ki; yüz hadîs içinde bir mevzu'u görse, "Mevzu'dur" der. "Bu, hadîs olmaz ve Peygamber'in sözü değildir" der, reddeder. Sarraf gibi hadîsin cevherini tanır, başka sözü ona iltibas edemez. Yalnız İbn-i Cevzî gibi bazı muhakkikler tenkidde ifrat edip, bazı ehadîs-i sahihaya da mevzu' demişler. Fakat her mevzu' şey'in manası yanlıştır demek değildir; belki "Bu söz hadîs değildir" demektir.
    Mektubat ( 95 )





+ Yorum Gönder