Konusunu Oylayın.: Her evde cin olması mümkün mü?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 3 kişi
Her evde cin olması mümkün mü?
  1. 22.Haziran.2012, 15:53
    13
    burcealtug
    Kıdemli Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Şubat.2012
    Üye No: 94504
    Mesaj Sayısı: 980
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: ALLAHÜTELANIN ARŞININ ALTINDA HERHANGİBİR YER

    Cevap: her evde cin olması mümkün mü?

    reklam


    Cevap: her evde cin olması mümkün mü? isimli yazı www.Mumsema.comCevap: her evde cin olması mümkün mü?
    allah razı olun indirdim.


  2. 22.Haziran.2012, 15:53
    13
    Kıdemli Üye
    reklam


    allah razı olun indirdim.


  3. 22.Haziran.2012, 16:01
    14
    Jıhad
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Nisan.2012
    Üye No: 95699
    Mesaj Sayısı: 305
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: her evde cin olması mümkün mü?

    reklam


    ecmain akhi


  4. 22.Haziran.2012, 16:01
    14
    Jıhad - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    reklam


    ecmain akhi


  5. 22.Haziran.2012, 16:07
    15
    sahinn41
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 01.Haziran.2012
    Üye No: 96412
    Mesaj Sayısı: 38
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Cevap: her evde cin olması mümkün mü?

    arkadaşlar büyük alimler yada imamlar cinleri aslı suretiyle gorebilirler mi? kafir veya müslüman cin.


  6. 22.Haziran.2012, 16:07
    15
    sahinn41 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    arkadaşlar büyük alimler yada imamlar cinleri aslı suretiyle gorebilirler mi? kafir veya müslüman cin.


  7. 22.Haziran.2012, 19:12
    16
    burcealtug
    Kıdemli Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Şubat.2012
    Üye No: 94504
    Mesaj Sayısı: 980
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: ALLAHÜTELANIN ARŞININ ALTINDA HERHANGİBİR YER

    Cevap: her evde cin olması mümkün mü?

    görmüşde olabilirler görmemişde. Önemli bir ayrıntı değil bence.
    Hz mevlananın cinlerle ve meleklerle küçüklüğünden beri iletişim içinde olduğunu söylüyor sinan yağmur kitabında. Peygamberimiz kesinlikle görüşmüş. Onlar diyabakırdan bile medineye ziyarete gitmişler peygamberimizi.
    Benim takıldığım bu değil. İnşallah dualarla korunuruz


  8. 22.Haziran.2012, 19:12
    16
    Kıdemli Üye
    görmüşde olabilirler görmemişde. Önemli bir ayrıntı değil bence.
    Hz mevlananın cinlerle ve meleklerle küçüklüğünden beri iletişim içinde olduğunu söylüyor sinan yağmur kitabında. Peygamberimiz kesinlikle görüşmüş. Onlar diyabakırdan bile medineye ziyarete gitmişler peygamberimizi.
    Benim takıldığım bu değil. İnşallah dualarla korunuruz


  9. 22.Haziran.2012, 21:26
    17
    Jıhad
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Nisan.2012
    Üye No: 95699
    Mesaj Sayısı: 305
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: her evde cin olması mümkün mü?

    cin mektubu uydurmaymış kardeşim

    İnternette dolaşan bu rivayeti, el-Mevduat (Uydurma rivayetler) adlı eserine alan ünlü hadis alimi İbn el-Cevzî, “Bunun uydurma olduğunda hiç şüphe yoktur” diyerek değerlendirmiştir.(bk. a.g.e, 3/169). Beyhakî “Delailu’n-nübüvve” adlı eserinde(8/188) “Bu rivayetin uydurma olduğunu ve hadis olarak kullanılmasının caiz olmadığını” belirtmiştir. Bu rivayetin uydurma olduğunu yazan şu kaynaklara da bakılabilir: “ Suyutî, el-leâliu’l-masnua, 2/292; Muhammed Tahir b. Ali el-Hindî, Tezkiretu’l-Mevduat, 1/212).

    -------------------

    Alıntı
    arkadaşlar büyük alimler yada imamlar cinleri aslı suretiyle gorebilirler mi? kafir veya müslüman cin.
    hayır kardeşim bu konuda imam Şafi (ra.) kim cinleri (asli suretiyle) gördük derse onun şehadetini kabul etmeyiz diyor (yani yalan söylemiş olur diyor)

    -------------------

    şekil değiştirirse görürsün ancak



  10. 22.Haziran.2012, 21:26
    17
    Jıhad - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    cin mektubu uydurmaymış kardeşim

    İnternette dolaşan bu rivayeti, el-Mevduat (Uydurma rivayetler) adlı eserine alan ünlü hadis alimi İbn el-Cevzî, “Bunun uydurma olduğunda hiç şüphe yoktur” diyerek değerlendirmiştir.(bk. a.g.e, 3/169). Beyhakî “Delailu’n-nübüvve” adlı eserinde(8/188) “Bu rivayetin uydurma olduğunu ve hadis olarak kullanılmasının caiz olmadığını” belirtmiştir. Bu rivayetin uydurma olduğunu yazan şu kaynaklara da bakılabilir: “ Suyutî, el-leâliu’l-masnua, 2/292; Muhammed Tahir b. Ali el-Hindî, Tezkiretu’l-Mevduat, 1/212).

    -------------------

    Alıntı
    arkadaşlar büyük alimler yada imamlar cinleri aslı suretiyle gorebilirler mi? kafir veya müslüman cin.
    hayır kardeşim bu konuda imam Şafi (ra.) kim cinleri (asli suretiyle) gördük derse onun şehadetini kabul etmeyiz diyor (yani yalan söylemiş olur diyor)

    -------------------

    şekil değiştirirse görürsün ancak



  11. 22.Haziran.2012, 21:30
    18
    sahinn41
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 01.Haziran.2012
    Üye No: 96412
    Mesaj Sayısı: 38
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Cevap: her evde cin olması mümkün mü?

    Hz mevlananın cinlerle ve meleklerle küçüklüğünden beri iletişim içinde olduğunu söylüyor sinan yağmur kitabında

    cinler olabilirde meleklerle iletişimin peygamberler dısında mumkun olamayacagını dusunuyorum,dogrusu nedir bilmem


  12. 22.Haziran.2012, 21:30
    18
    sahinn41 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    Hz mevlananın cinlerle ve meleklerle küçüklüğünden beri iletişim içinde olduğunu söylüyor sinan yağmur kitabında

    cinler olabilirde meleklerle iletişimin peygamberler dısında mumkun olamayacagını dusunuyorum,dogrusu nedir bilmem


  13. 22.Haziran.2012, 21:55
    19
    Jıhad
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Nisan.2012
    Üye No: 95699
    Mesaj Sayısı: 305
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: her evde cin olması mümkün mü?

    meleklerle iletişim mi :D bence kandırmışlar celaleddin rumiyi (mevlana mevlamız demektir kullanmayalım)



    Mevlana'nın ve diğer mutasavvıfların küfür ve şirk sözleri (S.192-198)



    Kendi kitabını vahiy ürünü gibi olduğu iddiasıyla Kur'an'la özdeştirip, Kur'an'ın özellik ve sıfatlarını kitabı içinde kullananCelâleddin Rûmî şunları yazar:

    "Bu kitap, Mesnevi kitabıdır. Mesnevi, hakikata ulaşma ve yakîn sırlarını açma hususunda din asıllarının asıllarının asıllarıdır. Tanrı'nın en büyük fıkhı, Tanrı'nın en aydın yolu, Tanrı'nın en açık burhanıdır. Mesnevi, içinde kandil bulunan kandilliğe benzer, sabahlardan daha aydın bir surette parlar... Kalblere cennettir; pınarları var. dalları var, budakları var. O pınarlardan bir tanesine bu yol oğulları Selsebil derler. Makam ve keramet sahiplerince en hayırlı duraktır, en güzel dinlenme yeridir. Hayırlı ve iyi kişiler orada yerler, içerler... Hür kişiler ferahlanır, çalıp çağırırlar. Mesnevi Mısır'daki Nil'e benzer; Sabırlılara içilecek sudur, Firavun'un soyuna sopuna ve kafirlere hasret. Nitekim Tanrı 'da "Hak onunla çoğunun yolunu azıtır, çoğunun da yolunu doğrultur" demiştir.
    Şüphe yok ki, Mesnevi gönüllere şifadır, hüzünleri giderir, Kur'an'ı apaçık bir hale koyar, rızıkların bolluğuna sebep olur, huyları güzelleştirir. Şanları yüce, özleri hayırlı katiplerin elleriyle yazılmıştır, temiz kişiden başkasının dokunmasına müsade etmezler. Mesnevi Alemlerin Rabb'inden inmedir; Bâtıl ne önünden gelebilir, ne ardından. Tanrı onu korur gözetir; Tanrı en iyi koruyandır, merhametlilerin en merhametlisidir. Mesnevî'nin bunlardan başka lakkardeşrı da var, o lâkkardeşn verende Tanrı'dır.


    Celâleddin Rûmî'den konuyla ilgili şu örnekleri verebiliriz:
    Biz cenge dönmüşüz mızrabı vuran sensin; inleyiş bizden değil; Sen inliyorsun,
    Biz ney gibiyiz, bizdeki ses sendendir; biz dağ gibiyiz, bizdeki ses sendendir'.
    Bir başka şiirinde ise daha açık ve net olarak düşüncesini dile getirir:
    Varlık yokluk hep O'dur.
    Sevinç ve kederi hasıl eden hep O'dur.
    Alemde ne varsa O'nun dışında değildir.
    Altı cihette de, altı cihetin dışında da tapılacak olan hep O'dur

    Vahiyden Kültüre - Celaleddin Vatandaş, Pınar yayınları, İst-1991 - Mevlana'nın ve diğer mutasavvıfların küfür ve şirk sözleri (S.192-198)


    Sultan Veled, Mevlana, Şems ve Kimya Hatun şirki (S.56-57)

    Yine Sultan Veled'den nakledilmiş tir ki: Bir gün ileri gelen sofiler babam Hudavendigâr'dan: "Abu Yezid (Tanrı rahmet etsin), Ben Tanrı'mı daha sakalı bitmemiş bir genç şeklinde gördüm, buyuruyor. Bu nasıl olur?" diye sordular. Babam:
    "Bunda iki hüküm vardır: ya Bayezit Tanrı'yı sakalı bitmemiş genç şeklinde görmüş, yahut Bayezid'in meylinden ötürü Tanrı onun gözüne bir genç çocuk suretinde gözükmüştür "dedi.

    Yine buyurdular ki: Mevlânâ Şems-i Tebrizî'nin Kimya adında bir karısı vardı. Bir gün Şems hazretlerine kızıp Meram bağları tarafına gitti. Mevlânâ hazretleri medresenin kadınlarına işaretle: "Haydi gidin Kimya Hatuna buraya getirin; Mevlana, Şemseddin'in gönlü ona çok bağlıdır" buyurdu.
    Bunun üzerine kadınlardan bir grup onu aramaya hazırlandıkları sırada Mevlânâ, Şems'in yanına girdi. Şems, şahane bir çadırda oturmuş, Kimya Hatunla konuşup oynaşıyor ve Kimya Hatun da giydiği elbiselerle orada oturuyordu.
    Mevlânâ bunu görünce hayrette kaldı. Onu aramağa hazırlanan dostların karılan da henüz gitmemişlerdi. Mevlânâ dışarı çıktı. Bu karı kocanın oynaşmalarına mâni olmamak için medresede aşağı yukarı dolaştı. Sonra Şems "içeri gel" diye bağırdı. Mevlânâ içeri girdiği vakit, Şems'ten başkasını görmedi. Bunun sırrını sordu ve: "Kimya nereye gitti" dedi Mevlânâ.
    Şems: "Yüce Tanrı beni o kadar sever ki istediğim şekilde yanıma gelir. Şu anda da Kimya şeklinde geldi" buyurdu, işte Bayezid'in hali de böyle idi. Tanrı ona daha sakalı bitmemiş bir genç şeklinde göründü.

    Vahiyden Kültüre - Celaleddin Vatandaş, Pınar yayınları, İst-1991 - s.236,237 (Eflaki’den/2/67,70))

    MENAKIB’ÜL ARİFİN II (Arifler’in Menkıbeleri)Ahmed Eflaki - Sultan Veled, Mevlana, Şems ve Kimya Hatun şirki (S.56-57)
    Fi hi ma fih Mevlana M.E.B çev meliha İlker ambarcı oğlu İstanbul 1990
    Mesnevi Mevlana M.E.B çev. Veled İzbudak , gözden geçiren Abdulbaki Gölpınarlı , İstanbul 1990



    Yine dostların olgunlarından nakledilmiştir ki: bir gün kıskanç fakihler inkar ve inatları sebebiyle Mevlana’dan: “ şarap helal mıdır veya haram mı?” diye sordular.
    Onların maksadı Şemseddin’in şerefine dokunmaktı. Mevlana kinaye yolu ile “İçse ne çıkar: Çünkü bir tulum şarabı denize dökseler deniz değişmez ve denizi bulandırmaz. Bu denizin suyu ile abdest almak ve onu içmek caizdir. fakat küçücük havuzu şüphesiz bir damla şarap pisletir. böylece tuzlu denize düşen herşey tuz hükmüne girer. Açık cevap şudur ki, eğer Mevlana Şemseddin şarap içiyorsa, herşey ona mübahtır. Çünkü o deniz gibidir. eğer bunu senin gibi bir kızkardeşi fahişe yaparsa, ona arpa ekmeği bile haramdır.” buyurdu.
    MENAKIB’UL ARİFİN II (Arifler’in Menkıbeleri)Ahmed Eflaki - (cilt 2, sf. 72)




    Mevlana, Şemsi Tebriz’in ve şeyh Hasisi’nin edepsizlikleri (S.59-60)

    Yine Sultan Veled hazretlerinden nakledilmiştir ki: Bir gün Mevlânâ Şemseddin iyi ve namuslu kadınları övüyor ve onların iffet ve ismeti hakkında: "Bununla beraber bir kadına, Arşın üstünde bir yer verseler, onun nazarı birdenbire dünya üzerine düşse ve yeryüzünde intiaza gelmiş bir tenasül âleti görse deli gibi kendini ordan aşağı atar ve âletin üstüne düğer; çünkü kadınların mezhebinde ondan daha yüksek bir mertebe yoktur" buyurdu ve sonra şu hikâyeyi anlattı:
    "Şam'da bulunan Şeyh Ali Hariri kademli, parlak kalbli, metanet sahibi bir kişiydi. Semâ esnasında, kime baksa derhal o, ona mürit olurdu. Giydiği hırka parça parça idi. (Bu yüzden) Semâ esnasında vücudunun her tarafı görünürdü. Halifenin oğlu da bunun menkıbelerini işittiği için, semâ'ım görmek istedi. Sema edenleri seyretmek için makam kapısından içeri girdiği vakit şeyhih nazarı ona ilişti. O derhal mürit oldu ve elbise giydi. Oğlunun şeyhe mürit olduğu haberi Mısır'da halifenin kulağına ulaştı. Son derecede canı sıkıldı. Şeyhi öldürmek istedi. Fakat şeyhin yüzünü görür görmez o da tam bir samimiyetle şeyhe teveccüh gösterdi. Halifenin karısı da onu görmek istedi. Şeyhi eve davet ettiler. Hatun ilerleyip şeyhin ayaklarına kapandı ve elini öpmek istedi. Şeyh tenasül âletini kaldırarak kadının eline verdi ve: "Senin istediğin o değil; budur" dedi ve semâ'a başladı. Bunun üzerine halifenin itikadı bir iken bin oldu.

    MENAKIB’ÜL ARİFİN II (Arifler’in Menkıbeleri)Ahmed Eflaki - Mevlana Şemsi Tebriz’in ve şeyh Hasisi’nin edepsizlikleri (S.59-60)





    Orjinali konyadaki mevlana müzesinde ; mevlananın kendi el yazması iledir :

    Mevlâna ve Şems arasında geçtiği söylenen hadisede de görüldüğü gibi, Vahdet-i vücud, kadın kılığına giren Tanrı ile seviştiğini iddia etmektir. Ne gariptir ki; ALLAH'a söverek nara atan sarhoş bir sokak serserisini, öldürmeye-dövmeye kalkan sofî, Şems ile Mevlana arasında geçtiği söylenen şu hadiseyi kutsar veya sessiz kalır:

    "Mevlana Şemsin yanına girdi. Şems şahane bir çadırda oturmuş Kimya Hatun ile oynaşıyordu. Mevlana dışarı çıktı. Bu karı koca oynaşmalarına mani olmamak için medresede aşağı yukarı dolaştı.
    Sonra Şems (Mevlâna'ya) içeri gel diye seslendi. Mevlana içeri girdiğinde Şems'ten başkasını görmedi. Kimya nereye gitti? dedi.
    Şems 'Yüce Tanrı beni o kadar severki, istediğim şekilde yanıma gelir. Şu anda da Kimya Hatun şeklinde geldi' buyurdu.

    MENAKIB’ÜL ARİFİN I (Arifler’in Menkıbeleri)Ahmed Eflaki

    Yine sultan veled buyurdu ki: bir gün babam medresede bilgiler saçıyordu. (bu arada) “halis mürid kendi şeyhinin herkesten üstün olduğuna inanan kimsedir. Mesela: bir adam beyazid (bistami)’nin müridlerinden birine “senin şeyhin mi büyük, yoksa ebu hanife mi?” diye sordu.
    Mürid “benim şeyhim” diye cevap verdi. (Nihayet) o birer birer bütün sahabeyi saydı, fakat mürid yine şeyhinin hepsinden büyük olduğunu söyledi.
    Sonra “Muhammed mi büyük, senin şeyhin mi?” dedi.
    En sonunda “ALLAH mı büyük, yoksa senin şeyhin mi diye sordu?
    Mürid “ben ALLAH’ı şeyhimle gördüm, şeyhimden başka bir şey tanımam, hep onu tanırım.” dedi.
    Başka bir müridden de “ALLAH mı büyük yoksa senin şeyhin mi?” diye sordu. Bu mürid de “bu iki büyük arasında hiçbir fark yoktur” dedi.

    Ariflerden biri de “bu iki büyükten daha büyük biri lazımdır ki o farkı ortaya koysun” demiştir. Nitekim buyurmuştur ki :
    “ ALLAH görünmediği için peygamberler onun naibi olmuşlardır.
    Hayır böyle de değil.
    Bu naible, naibin naibliğinde bulunduğu kimseyi ayırmak çirkin şeydir.
    burada ikilik yoktur.”
    (MENAKIB’ÜL ARİFİN I (Arifler’in Menkıbeleri)Ahmed Eflaki cilt 1, sf. 324-325)





  14. 22.Haziran.2012, 21:55
    19
    Jıhad - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    meleklerle iletişim mi :D bence kandırmışlar celaleddin rumiyi (mevlana mevlamız demektir kullanmayalım)



    Mevlana'nın ve diğer mutasavvıfların küfür ve şirk sözleri (S.192-198)



    Kendi kitabını vahiy ürünü gibi olduğu iddiasıyla Kur'an'la özdeştirip, Kur'an'ın özellik ve sıfatlarını kitabı içinde kullananCelâleddin Rûmî şunları yazar:

    "Bu kitap, Mesnevi kitabıdır. Mesnevi, hakikata ulaşma ve yakîn sırlarını açma hususunda din asıllarının asıllarının asıllarıdır. Tanrı'nın en büyük fıkhı, Tanrı'nın en aydın yolu, Tanrı'nın en açık burhanıdır. Mesnevi, içinde kandil bulunan kandilliğe benzer, sabahlardan daha aydın bir surette parlar... Kalblere cennettir; pınarları var. dalları var, budakları var. O pınarlardan bir tanesine bu yol oğulları Selsebil derler. Makam ve keramet sahiplerince en hayırlı duraktır, en güzel dinlenme yeridir. Hayırlı ve iyi kişiler orada yerler, içerler... Hür kişiler ferahlanır, çalıp çağırırlar. Mesnevi Mısır'daki Nil'e benzer; Sabırlılara içilecek sudur, Firavun'un soyuna sopuna ve kafirlere hasret. Nitekim Tanrı 'da "Hak onunla çoğunun yolunu azıtır, çoğunun da yolunu doğrultur" demiştir.
    Şüphe yok ki, Mesnevi gönüllere şifadır, hüzünleri giderir, Kur'an'ı apaçık bir hale koyar, rızıkların bolluğuna sebep olur, huyları güzelleştirir. Şanları yüce, özleri hayırlı katiplerin elleriyle yazılmıştır, temiz kişiden başkasının dokunmasına müsade etmezler. Mesnevi Alemlerin Rabb'inden inmedir; Bâtıl ne önünden gelebilir, ne ardından. Tanrı onu korur gözetir; Tanrı en iyi koruyandır, merhametlilerin en merhametlisidir. Mesnevî'nin bunlardan başka lakkardeşrı da var, o lâkkardeşn verende Tanrı'dır.


    Celâleddin Rûmî'den konuyla ilgili şu örnekleri verebiliriz:
    Biz cenge dönmüşüz mızrabı vuran sensin; inleyiş bizden değil; Sen inliyorsun,
    Biz ney gibiyiz, bizdeki ses sendendir; biz dağ gibiyiz, bizdeki ses sendendir'.
    Bir başka şiirinde ise daha açık ve net olarak düşüncesini dile getirir:
    Varlık yokluk hep O'dur.
    Sevinç ve kederi hasıl eden hep O'dur.
    Alemde ne varsa O'nun dışında değildir.
    Altı cihette de, altı cihetin dışında da tapılacak olan hep O'dur

    Vahiyden Kültüre - Celaleddin Vatandaş, Pınar yayınları, İst-1991 - Mevlana'nın ve diğer mutasavvıfların küfür ve şirk sözleri (S.192-198)


    Sultan Veled, Mevlana, Şems ve Kimya Hatun şirki (S.56-57)

    Yine Sultan Veled'den nakledilmiş tir ki: Bir gün ileri gelen sofiler babam Hudavendigâr'dan: "Abu Yezid (Tanrı rahmet etsin), Ben Tanrı'mı daha sakalı bitmemiş bir genç şeklinde gördüm, buyuruyor. Bu nasıl olur?" diye sordular. Babam:
    "Bunda iki hüküm vardır: ya Bayezit Tanrı'yı sakalı bitmemiş genç şeklinde görmüş, yahut Bayezid'in meylinden ötürü Tanrı onun gözüne bir genç çocuk suretinde gözükmüştür "dedi.

    Yine buyurdular ki: Mevlânâ Şems-i Tebrizî'nin Kimya adında bir karısı vardı. Bir gün Şems hazretlerine kızıp Meram bağları tarafına gitti. Mevlânâ hazretleri medresenin kadınlarına işaretle: "Haydi gidin Kimya Hatuna buraya getirin; Mevlana, Şemseddin'in gönlü ona çok bağlıdır" buyurdu.
    Bunun üzerine kadınlardan bir grup onu aramaya hazırlandıkları sırada Mevlânâ, Şems'in yanına girdi. Şems, şahane bir çadırda oturmuş, Kimya Hatunla konuşup oynaşıyor ve Kimya Hatun da giydiği elbiselerle orada oturuyordu.
    Mevlânâ bunu görünce hayrette kaldı. Onu aramağa hazırlanan dostların karılan da henüz gitmemişlerdi. Mevlânâ dışarı çıktı. Bu karı kocanın oynaşmalarına mâni olmamak için medresede aşağı yukarı dolaştı. Sonra Şems "içeri gel" diye bağırdı. Mevlânâ içeri girdiği vakit, Şems'ten başkasını görmedi. Bunun sırrını sordu ve: "Kimya nereye gitti" dedi Mevlânâ.
    Şems: "Yüce Tanrı beni o kadar sever ki istediğim şekilde yanıma gelir. Şu anda da Kimya şeklinde geldi" buyurdu, işte Bayezid'in hali de böyle idi. Tanrı ona daha sakalı bitmemiş bir genç şeklinde göründü.

    Vahiyden Kültüre - Celaleddin Vatandaş, Pınar yayınları, İst-1991 - s.236,237 (Eflaki’den/2/67,70))

    MENAKIB’ÜL ARİFİN II (Arifler’in Menkıbeleri)Ahmed Eflaki - Sultan Veled, Mevlana, Şems ve Kimya Hatun şirki (S.56-57)
    Fi hi ma fih Mevlana M.E.B çev meliha İlker ambarcı oğlu İstanbul 1990
    Mesnevi Mevlana M.E.B çev. Veled İzbudak , gözden geçiren Abdulbaki Gölpınarlı , İstanbul 1990



    Yine dostların olgunlarından nakledilmiştir ki: bir gün kıskanç fakihler inkar ve inatları sebebiyle Mevlana’dan: “ şarap helal mıdır veya haram mı?” diye sordular.
    Onların maksadı Şemseddin’in şerefine dokunmaktı. Mevlana kinaye yolu ile “İçse ne çıkar: Çünkü bir tulum şarabı denize dökseler deniz değişmez ve denizi bulandırmaz. Bu denizin suyu ile abdest almak ve onu içmek caizdir. fakat küçücük havuzu şüphesiz bir damla şarap pisletir. böylece tuzlu denize düşen herşey tuz hükmüne girer. Açık cevap şudur ki, eğer Mevlana Şemseddin şarap içiyorsa, herşey ona mübahtır. Çünkü o deniz gibidir. eğer bunu senin gibi bir kızkardeşi fahişe yaparsa, ona arpa ekmeği bile haramdır.” buyurdu.
    MENAKIB’UL ARİFİN II (Arifler’in Menkıbeleri)Ahmed Eflaki - (cilt 2, sf. 72)




    Mevlana, Şemsi Tebriz’in ve şeyh Hasisi’nin edepsizlikleri (S.59-60)

    Yine Sultan Veled hazretlerinden nakledilmiştir ki: Bir gün Mevlânâ Şemseddin iyi ve namuslu kadınları övüyor ve onların iffet ve ismeti hakkında: "Bununla beraber bir kadına, Arşın üstünde bir yer verseler, onun nazarı birdenbire dünya üzerine düşse ve yeryüzünde intiaza gelmiş bir tenasül âleti görse deli gibi kendini ordan aşağı atar ve âletin üstüne düğer; çünkü kadınların mezhebinde ondan daha yüksek bir mertebe yoktur" buyurdu ve sonra şu hikâyeyi anlattı:
    "Şam'da bulunan Şeyh Ali Hariri kademli, parlak kalbli, metanet sahibi bir kişiydi. Semâ esnasında, kime baksa derhal o, ona mürit olurdu. Giydiği hırka parça parça idi. (Bu yüzden) Semâ esnasında vücudunun her tarafı görünürdü. Halifenin oğlu da bunun menkıbelerini işittiği için, semâ'ım görmek istedi. Sema edenleri seyretmek için makam kapısından içeri girdiği vakit şeyhih nazarı ona ilişti. O derhal mürit oldu ve elbise giydi. Oğlunun şeyhe mürit olduğu haberi Mısır'da halifenin kulağına ulaştı. Son derecede canı sıkıldı. Şeyhi öldürmek istedi. Fakat şeyhin yüzünü görür görmez o da tam bir samimiyetle şeyhe teveccüh gösterdi. Halifenin karısı da onu görmek istedi. Şeyhi eve davet ettiler. Hatun ilerleyip şeyhin ayaklarına kapandı ve elini öpmek istedi. Şeyh tenasül âletini kaldırarak kadının eline verdi ve: "Senin istediğin o değil; budur" dedi ve semâ'a başladı. Bunun üzerine halifenin itikadı bir iken bin oldu.

    MENAKIB’ÜL ARİFİN II (Arifler’in Menkıbeleri)Ahmed Eflaki - Mevlana Şemsi Tebriz’in ve şeyh Hasisi’nin edepsizlikleri (S.59-60)





    Orjinali konyadaki mevlana müzesinde ; mevlananın kendi el yazması iledir :

    Mevlâna ve Şems arasında geçtiği söylenen hadisede de görüldüğü gibi, Vahdet-i vücud, kadın kılığına giren Tanrı ile seviştiğini iddia etmektir. Ne gariptir ki; ALLAH'a söverek nara atan sarhoş bir sokak serserisini, öldürmeye-dövmeye kalkan sofî, Şems ile Mevlana arasında geçtiği söylenen şu hadiseyi kutsar veya sessiz kalır:

    "Mevlana Şemsin yanına girdi. Şems şahane bir çadırda oturmuş Kimya Hatun ile oynaşıyordu. Mevlana dışarı çıktı. Bu karı koca oynaşmalarına mani olmamak için medresede aşağı yukarı dolaştı.
    Sonra Şems (Mevlâna'ya) içeri gel diye seslendi. Mevlana içeri girdiğinde Şems'ten başkasını görmedi. Kimya nereye gitti? dedi.
    Şems 'Yüce Tanrı beni o kadar severki, istediğim şekilde yanıma gelir. Şu anda da Kimya Hatun şeklinde geldi' buyurdu.

    MENAKIB’ÜL ARİFİN I (Arifler’in Menkıbeleri)Ahmed Eflaki

    Yine sultan veled buyurdu ki: bir gün babam medresede bilgiler saçıyordu. (bu arada) “halis mürid kendi şeyhinin herkesten üstün olduğuna inanan kimsedir. Mesela: bir adam beyazid (bistami)’nin müridlerinden birine “senin şeyhin mi büyük, yoksa ebu hanife mi?” diye sordu.
    Mürid “benim şeyhim” diye cevap verdi. (Nihayet) o birer birer bütün sahabeyi saydı, fakat mürid yine şeyhinin hepsinden büyük olduğunu söyledi.
    Sonra “Muhammed mi büyük, senin şeyhin mi?” dedi.
    En sonunda “ALLAH mı büyük, yoksa senin şeyhin mi diye sordu?
    Mürid “ben ALLAH’ı şeyhimle gördüm, şeyhimden başka bir şey tanımam, hep onu tanırım.” dedi.
    Başka bir müridden de “ALLAH mı büyük yoksa senin şeyhin mi?” diye sordu. Bu mürid de “bu iki büyük arasında hiçbir fark yoktur” dedi.

    Ariflerden biri de “bu iki büyükten daha büyük biri lazımdır ki o farkı ortaya koysun” demiştir. Nitekim buyurmuştur ki :
    “ ALLAH görünmediği için peygamberler onun naibi olmuşlardır.
    Hayır böyle de değil.
    Bu naible, naibin naibliğinde bulunduğu kimseyi ayırmak çirkin şeydir.
    burada ikilik yoktur.”
    (MENAKIB’ÜL ARİFİN I (Arifler’in Menkıbeleri)Ahmed Eflaki cilt 1, sf. 324-325)





  15. 22.Haziran.2012, 21:55
    20
    Jıhad
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Nisan.2012
    Üye No: 95699
    Mesaj Sayısı: 305
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: her evde cin olması mümkün mü?

    Celaleddin Rumi'nin, Hz. Ali Hakkındaki "Divan-ı Kebir" İsimli Kitabındaki Sözleri




    " O açıklayıcı İmam, o Tanrı velisi, safa ehlinin vücut güneşidir. Yerde, gökte, mekanda, zamanda halka duran imamın zatı ile, iç ve dış temizliğiyle vasıflanmak vaciptir Çünkü küfürden, iki yüzlülükten kurtulmuştur. temizdir.
    Onun konağı birlik alemidir. Dünyevi ve beşeri sıfatlardan dışarıdır. O insanın hakikati ve canı gibiydi. her şey fanidir, fakat can yaşar, ölmez.
    Onun hareketi kendinden diri olan ezeli varlıktandır. Beka çevresinde döner dolaşır. yaratıkları yaratanın zatı gibi o bakidir.

    Hakkın yüksek sıfatları Ali'nın vasfıdır. hakkın sıfatları zaten ondan ayrı değildir. O Tanrı'nın zatine yapışmış O olmuştur. Hani duyduğun "Lahutun o gizli hazinesi" yok mu; işte O, odur Çünkü , O, Haktan Hakka görünmüştür.

    O hazinenin nakdi, tükenmez ilimdi. İşte o ilimden maksut, Yüce Ali'dir.Hakkın hikmetini ondan başka kimse bilmez. Zira O hakimdir, her şeyin bilginidir.
    Cihan var oldukça, Ali var olur
    Cihan var, olurken de Ali vardı
    Cihanın temeli suret buluncaya kadar var olan Ali idi. Yer resmedilinceye, zaman husule gelinceye kadar, var olan Ali idi. Veli, vasiy olan Şah Ali, cömertliğin, keremin, bağışın sultanı idi.

    Ali'den ötürü melekler Adem'e secde ettiler. Adem bir kıble idi, secde olunan Ali idi. Adem de, Şit de Eyyub da, İdris de, Yusuf da, Yunus da, Hud da, Musa da, İlyas da Salih Peygamberlerde, Davut da Ali idi.
    Nefsin tamamından Ötürü cihan sofrası üzerinde elini bulaştırmayan kahraman aslan Ali idi. Kur'an'nın yer yer, ayetlerinde tanrı'nın ismini vasf ile öğdüğü Kur'an sırlarının kaşifi Ali idi.
    Kapısının tokmağı kadir ve kıyamette Arşın semasından daha ileri geçen, o durmadan Hakka secde eden arif Ali idi. İslam yolunda iş düzelmedikçe; durup dinlenmeyen o şerefli, vekarlı Şah Ali idi. Hayber kalesinin kapısını bir hamlede koparıp açan, o kalalar fatihi Ali idi.

    Afaka her bakışımda gördüm ki, yakın yüzünden her varlıkta var olan Ali idi. Bu küfür olmaz, küfür olan söz bu değildir. Cihan var oldukça li var olur, Cihan var olurkende Ali vardı.

    Tebriz'in, Şems-ul Hakkı Cihanın gizli ve açık sırlarından her ne gösterdinse hepsi de Ali idi.

    Şit, kendinde Ali'nin nurunu gördü ve yüksek alemi öğrendi.
    Nuh, kendini yüksek menzile ulaştırıncaya kadar, istediğini hep ondan buldu. Gene ondandır ki kurtuluşa eren Nuh, dehirde gayret tufanını buldu da beladan kurtulmuş oldu.
    Halil Peygamber, dostlukla onu andı da, ateş ona al lale oldu. Nemrudun ateşi, o Allahın dostuna hep gül, nesrin, lale oldu.
    Gene o idi ki, keyfiyle kendi koyununu İsmail'e kurban etti.
    Yusuf kuyuda O'nu andı da, o saltanat mülkünü süsleyen tahtı buldu. Yakup, onun önünde birçok inledi de Yusuf'un kokusunu alıp gözleri açıldı.

    İmran'ın oğlu Musa, O'nun nurunu gördü de uzun geceler hayran kaldı. Kırk gece kendinden geçti; kavuşma ve görüşme zevkine daldı. Sonra dedi ki: "Yarabbi! Bana bu lutfundan bir alamet ver." Hakk O'na: "İşte sana nurlu eli verdim" dedi.
    Gene Ali'nin vergisidir ki, Meryem'e arkadaş oldu da İsa vücuda geldi

    Divan-ı Kebir'den secme şiirler, MEB yayınları no: 1148, 1. Cilt,s: 3-4-5, Kültür Bak. Yay., Ankara 1989 (2.baskı), istanbul)

    Bu sapık kimseler, seks konusunda o derece ileri gitmişler ki Celaleddin Rumi’nin şeyhi olan Şemsi Tebrizi ile alakalı olarak şöyle bir kıssayı da anlatır dururlar:

    “Günlerden bir gün Şemsi Tebrizi’nin cariyesi kaybolmuş. Bulunması için bütün müridlerine haber salınmış. Her ne kadar arandıysa da cariye bulunamamış. İşte bu hal üzereyken Celaleddin Rumi, şeyhinin yanına gelmiş. Bir de ne görsün. Şeyh cariyeyle alt üst olmuş bir vaziyette. Oradan hemen uzaklaşmak istemiş. Şemsi Tebrizi onun geldiğini anladığı için onu içeri girmesi için çağırmış. İçeri girdiğinde ise cariye ortada yok imiş. Bunun üzerine Şemsi Tebrizi, Celaleddin Rumi’ye şöyle demiş:
    “Tanrı, sevdiği kullarına istedikleri gibi gelir. Bazen ben ona giderim, bazen ise o bana gelir.” (Menakibul Arifin-Ariflerin Menkibeleri)

    Dünya tasavvuf büyüğü olarak adlandırılan Celaleddin Rumi’nin Mesnevi’si ve onlarla ilgili hikaye ve kıssaların yazıldığı kitkardeşrda onları düşünceleri, görüldüğü gibi açıkca meydandadır.
    Sapık tasavvuf ehli, hiçbir kural tanımaksızın Mesnevi gibi kitkardeşrda yazılan zırvaları yazanları bir ilah, yazılanları da bir vahiy ve Kur’an diye nitelemekte, böylece küfrünü olanca hızıyla ortaya koymaktadır.
    Celaleddin Rumi’ye tapılır derecesinde saygı duyulduğunu aşağıdaki hikayede vurgulamaktadır:
    “Yine nakledilir ki, Celaleddin Rumi, çok vakitler hamama gider, tıraş olurdu. Dökülen kılları, dostlar uğur sayarak alırlardı. Meğer ki, büyük kimse hamamın hücresinde oturmuştu. Bu adam:
    “Eğer o kıllardan bir miktar elime düşerse, Celaleddin Rumi’nin müridi olurum” diye içinden geçirdi. Celaleddin Rumi, o kıllardan bir miktar o azize verilmesini derhal emretti. Bu aziz, hemen o anda baş koyup mürid oldu, hizmetler yaptı ve Sema’lar tertip etti.”(Menakibul Arifin (Ariflerin Menkibeleri)-A. Eflaki-MEB Yay c: 1 s: 552)


  16. 22.Haziran.2012, 21:55
    20
    Jıhad - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Celaleddin Rumi'nin, Hz. Ali Hakkındaki "Divan-ı Kebir" İsimli Kitabındaki Sözleri




    " O açıklayıcı İmam, o Tanrı velisi, safa ehlinin vücut güneşidir. Yerde, gökte, mekanda, zamanda halka duran imamın zatı ile, iç ve dış temizliğiyle vasıflanmak vaciptir Çünkü küfürden, iki yüzlülükten kurtulmuştur. temizdir.
    Onun konağı birlik alemidir. Dünyevi ve beşeri sıfatlardan dışarıdır. O insanın hakikati ve canı gibiydi. her şey fanidir, fakat can yaşar, ölmez.
    Onun hareketi kendinden diri olan ezeli varlıktandır. Beka çevresinde döner dolaşır. yaratıkları yaratanın zatı gibi o bakidir.

    Hakkın yüksek sıfatları Ali'nın vasfıdır. hakkın sıfatları zaten ondan ayrı değildir. O Tanrı'nın zatine yapışmış O olmuştur. Hani duyduğun "Lahutun o gizli hazinesi" yok mu; işte O, odur Çünkü , O, Haktan Hakka görünmüştür.

    O hazinenin nakdi, tükenmez ilimdi. İşte o ilimden maksut, Yüce Ali'dir.Hakkın hikmetini ondan başka kimse bilmez. Zira O hakimdir, her şeyin bilginidir.
    Cihan var oldukça, Ali var olur
    Cihan var, olurken de Ali vardı
    Cihanın temeli suret buluncaya kadar var olan Ali idi. Yer resmedilinceye, zaman husule gelinceye kadar, var olan Ali idi. Veli, vasiy olan Şah Ali, cömertliğin, keremin, bağışın sultanı idi.

    Ali'den ötürü melekler Adem'e secde ettiler. Adem bir kıble idi, secde olunan Ali idi. Adem de, Şit de Eyyub da, İdris de, Yusuf da, Yunus da, Hud da, Musa da, İlyas da Salih Peygamberlerde, Davut da Ali idi.
    Nefsin tamamından Ötürü cihan sofrası üzerinde elini bulaştırmayan kahraman aslan Ali idi. Kur'an'nın yer yer, ayetlerinde tanrı'nın ismini vasf ile öğdüğü Kur'an sırlarının kaşifi Ali idi.
    Kapısının tokmağı kadir ve kıyamette Arşın semasından daha ileri geçen, o durmadan Hakka secde eden arif Ali idi. İslam yolunda iş düzelmedikçe; durup dinlenmeyen o şerefli, vekarlı Şah Ali idi. Hayber kalesinin kapısını bir hamlede koparıp açan, o kalalar fatihi Ali idi.

    Afaka her bakışımda gördüm ki, yakın yüzünden her varlıkta var olan Ali idi. Bu küfür olmaz, küfür olan söz bu değildir. Cihan var oldukça li var olur, Cihan var olurkende Ali vardı.

    Tebriz'in, Şems-ul Hakkı Cihanın gizli ve açık sırlarından her ne gösterdinse hepsi de Ali idi.

    Şit, kendinde Ali'nin nurunu gördü ve yüksek alemi öğrendi.
    Nuh, kendini yüksek menzile ulaştırıncaya kadar, istediğini hep ondan buldu. Gene ondandır ki kurtuluşa eren Nuh, dehirde gayret tufanını buldu da beladan kurtulmuş oldu.
    Halil Peygamber, dostlukla onu andı da, ateş ona al lale oldu. Nemrudun ateşi, o Allahın dostuna hep gül, nesrin, lale oldu.
    Gene o idi ki, keyfiyle kendi koyununu İsmail'e kurban etti.
    Yusuf kuyuda O'nu andı da, o saltanat mülkünü süsleyen tahtı buldu. Yakup, onun önünde birçok inledi de Yusuf'un kokusunu alıp gözleri açıldı.

    İmran'ın oğlu Musa, O'nun nurunu gördü de uzun geceler hayran kaldı. Kırk gece kendinden geçti; kavuşma ve görüşme zevkine daldı. Sonra dedi ki: "Yarabbi! Bana bu lutfundan bir alamet ver." Hakk O'na: "İşte sana nurlu eli verdim" dedi.
    Gene Ali'nin vergisidir ki, Meryem'e arkadaş oldu da İsa vücuda geldi

    Divan-ı Kebir'den secme şiirler, MEB yayınları no: 1148, 1. Cilt,s: 3-4-5, Kültür Bak. Yay., Ankara 1989 (2.baskı), istanbul)

    Bu sapık kimseler, seks konusunda o derece ileri gitmişler ki Celaleddin Rumi’nin şeyhi olan Şemsi Tebrizi ile alakalı olarak şöyle bir kıssayı da anlatır dururlar:

    “Günlerden bir gün Şemsi Tebrizi’nin cariyesi kaybolmuş. Bulunması için bütün müridlerine haber salınmış. Her ne kadar arandıysa da cariye bulunamamış. İşte bu hal üzereyken Celaleddin Rumi, şeyhinin yanına gelmiş. Bir de ne görsün. Şeyh cariyeyle alt üst olmuş bir vaziyette. Oradan hemen uzaklaşmak istemiş. Şemsi Tebrizi onun geldiğini anladığı için onu içeri girmesi için çağırmış. İçeri girdiğinde ise cariye ortada yok imiş. Bunun üzerine Şemsi Tebrizi, Celaleddin Rumi’ye şöyle demiş:
    “Tanrı, sevdiği kullarına istedikleri gibi gelir. Bazen ben ona giderim, bazen ise o bana gelir.” (Menakibul Arifin-Ariflerin Menkibeleri)

    Dünya tasavvuf büyüğü olarak adlandırılan Celaleddin Rumi’nin Mesnevi’si ve onlarla ilgili hikaye ve kıssaların yazıldığı kitkardeşrda onları düşünceleri, görüldüğü gibi açıkca meydandadır.
    Sapık tasavvuf ehli, hiçbir kural tanımaksızın Mesnevi gibi kitkardeşrda yazılan zırvaları yazanları bir ilah, yazılanları da bir vahiy ve Kur’an diye nitelemekte, böylece küfrünü olanca hızıyla ortaya koymaktadır.
    Celaleddin Rumi’ye tapılır derecesinde saygı duyulduğunu aşağıdaki hikayede vurgulamaktadır:
    “Yine nakledilir ki, Celaleddin Rumi, çok vakitler hamama gider, tıraş olurdu. Dökülen kılları, dostlar uğur sayarak alırlardı. Meğer ki, büyük kimse hamamın hücresinde oturmuştu. Bu adam:
    “Eğer o kıllardan bir miktar elime düşerse, Celaleddin Rumi’nin müridi olurum” diye içinden geçirdi. Celaleddin Rumi, o kıllardan bir miktar o azize verilmesini derhal emretti. Bu aziz, hemen o anda baş koyup mürid oldu, hizmetler yaptı ve Sema’lar tertip etti.”(Menakibul Arifin (Ariflerin Menkibeleri)-A. Eflaki-MEB Yay c: 1 s: 552)


  17. 22.Haziran.2012, 22:00
    21
    Fikir
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 05.Haziran.2012
    Üye No: 96454
    Mesaj Sayısı: 42
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Cevap: her evde cin olması mümkün mü?

    Selamün Aleyküm kardeşlerim cinler kalabalıklardır.Her evde olabilirler.Bazen bazı insanlar onları uyanık halde şekil değiştirmiş olarak görebilir.Bazı kardeşlerimiz yarı uyanık halde görebilirler bazı kardeşlerimizde rüyalarında.Gelelim neden göründüklerine ve neden rahatsız edebileceklerine:

    Onları kızdıracak birşey yapmış olabilirsiniz.
    Sizi imanlı biri görüp kandırmak isteyebilirler.(Şeytan türü tüm cinler değil.Size ilham vererek sizin kendinizi seçilmiş sanmanız.)
    Sizi farklı buldukları zaman.(Bu konu çok derin bir konu şöyle özet geçiyorum enerjiniz farklı olabilir bu durumda bir insana bağlabilirler.(Hadim türü))
    İşlediğiniz bir günah veya yaptığınız yanlış zikirlerde(Başka bir konuda yazmıştım enerji yükselmesiyle ilgili tabi burdaki rakam 4000-5000 gibi bir rakam)
    İçlerinden biri sizi beğendiği zaman.
    Kadınlarda bilhassa lohusa döneminde
    musallat olabilirler.Ha tabiki de göz yanılması psikolojik hastalıklar da belli belirtiler gösterir anlaşılması için daha fazla detaya ihtiyaç vardır.

    Olabilecek belirtiler:
    -Vücudun herhangi bir yerinde doktorların bulamadığı ağrı.(Stresle alakalıda olabilir dediğim gibi zor anlaşılan birşeydir.)
    -El ayak ve kollarda uyuşmalar.
    -Düşünce karışıklığı ve vesveselerin artması.
    -Dua ederken ve koruyucu sureleri okurken zorlanma ve sıkkınlık.
    -Çoğu zaman dalgınlık.(Çünkü zihni gereksiz düşüncelerle meşgul ederler.)
    -Allah'a, peygamberlere,din büyüklerine karşı nedensiz sinir ve kötü düşünceler(Buda vesveseye girer diye düşünülebilir fakat farklıdır bahsettiğim durum kişinin ibadet ederken değil durduk yere bunları düşünmesidir.)

    Yardımcı olabildiysem ne mutlu.


  18. 22.Haziran.2012, 22:00
    21
    Üye
    Selamün Aleyküm kardeşlerim cinler kalabalıklardır.Her evde olabilirler.Bazen bazı insanlar onları uyanık halde şekil değiştirmiş olarak görebilir.Bazı kardeşlerimiz yarı uyanık halde görebilirler bazı kardeşlerimizde rüyalarında.Gelelim neden göründüklerine ve neden rahatsız edebileceklerine:

    Onları kızdıracak birşey yapmış olabilirsiniz.
    Sizi imanlı biri görüp kandırmak isteyebilirler.(Şeytan türü tüm cinler değil.Size ilham vererek sizin kendinizi seçilmiş sanmanız.)
    Sizi farklı buldukları zaman.(Bu konu çok derin bir konu şöyle özet geçiyorum enerjiniz farklı olabilir bu durumda bir insana bağlabilirler.(Hadim türü))
    İşlediğiniz bir günah veya yaptığınız yanlış zikirlerde(Başka bir konuda yazmıştım enerji yükselmesiyle ilgili tabi burdaki rakam 4000-5000 gibi bir rakam)
    İçlerinden biri sizi beğendiği zaman.
    Kadınlarda bilhassa lohusa döneminde
    musallat olabilirler.Ha tabiki de göz yanılması psikolojik hastalıklar da belli belirtiler gösterir anlaşılması için daha fazla detaya ihtiyaç vardır.

    Olabilecek belirtiler:
    -Vücudun herhangi bir yerinde doktorların bulamadığı ağrı.(Stresle alakalıda olabilir dediğim gibi zor anlaşılan birşeydir.)
    -El ayak ve kollarda uyuşmalar.
    -Düşünce karışıklığı ve vesveselerin artması.
    -Dua ederken ve koruyucu sureleri okurken zorlanma ve sıkkınlık.
    -Çoğu zaman dalgınlık.(Çünkü zihni gereksiz düşüncelerle meşgul ederler.)
    -Allah'a, peygamberlere,din büyüklerine karşı nedensiz sinir ve kötü düşünceler(Buda vesveseye girer diye düşünülebilir fakat farklıdır bahsettiğim durum kişinin ibadet ederken değil durduk yere bunları düşünmesidir.)

    Yardımcı olabildiysem ne mutlu.


  19. 22.Haziran.2012, 22:34
    22
    burcealtug
    Kıdemli Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Şubat.2012
    Üye No: 94504
    Mesaj Sayısı: 980
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: ALLAHÜTELANIN ARŞININ ALTINDA HERHANGİBİR YER

    Cevap: her evde cin olması mümkün mü?

    KARDEŞİM şimdi beni korkuttun işte. Ben de yazdıklarının bir kısmı oluyor. Dalgınlığım çok. Kalbim de bazen sıkıntı oluşuyor. SaNKİ daralıyorum gibi. Ama bunlar normalde olabilir bilmiyorum şimdi.Günahlarım her insanda olduğu kadarı ile elbette var hurimelek değilim ki. RABBİM affetsin. Zikri çok yaparım. ALLAHı anmak için düşünmek hoşuma gidiyor. Yapı olarak çok duygusalım. Çabuk duygulanıp ağlarım. Ya gerçekten korktum. Napcam şimdi?


  20. 22.Haziran.2012, 22:34
    22
    Kıdemli Üye
    KARDEŞİM şimdi beni korkuttun işte. Ben de yazdıklarının bir kısmı oluyor. Dalgınlığım çok. Kalbim de bazen sıkıntı oluşuyor. SaNKİ daralıyorum gibi. Ama bunlar normalde olabilir bilmiyorum şimdi.Günahlarım her insanda olduğu kadarı ile elbette var hurimelek değilim ki. RABBİM affetsin. Zikri çok yaparım. ALLAHı anmak için düşünmek hoşuma gidiyor. Yapı olarak çok duygusalım. Çabuk duygulanıp ağlarım. Ya gerçekten korktum. Napcam şimdi?


  21. 22.Haziran.2012, 22:36
    23
    burcealtug
    Kıdemli Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Şubat.2012
    Üye No: 94504
    Mesaj Sayısı: 980
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: ALLAHÜTELANIN ARŞININ ALTINDA HERHANGİBİR YER

    Cevap: her evde cin olması mümkün mü?

    flood olacak ama yazmak istiyorum. HADİM türü ne demek?yani enerjim farklı ne demek?Kibrit kardeşim seni çevrim görüyorum lütfen aydınlat. Vallaha gecem zehir olacak


  22. 22.Haziran.2012, 22:36
    23
    Kıdemli Üye
    flood olacak ama yazmak istiyorum. HADİM türü ne demek?yani enerjim farklı ne demek?Kibrit kardeşim seni çevrim görüyorum lütfen aydınlat. Vallaha gecem zehir olacak


  23. 22.Haziran.2012, 22:47
    24
    kibrit
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Ocak.2012
    Üye No: 93862
    Mesaj Sayısı: 516
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 6

    Cevap: her evde cin olması mümkün mü?

    Alıntı
    Olabilecek belirtiler:
    -Vücudun herhangi bir yerinde doktorların bulamadığı ağrı.(Stresle alakalıda olabilir dediğim gibi zor anlaşılan birşeydir.)
    -El ayak ve kollarda uyuşmalar.
    -Düşünce karışıklığı ve vesveselerin artması.
    -Dua ederken ve koruyucu sureleri okurken zorlanma ve sıkkınlık.
    -Çoğu zaman dalgınlık.(Çünkü zihni gereksiz düşüncelerle meşgul ederler.)
    -Allah'a, peygamberlere,din büyüklerine karşı nedensiz sinir ve kötü düşünceler(Buda vesveseye girer diye düşünülebilir fakat farklıdır bahsettiğim durum kişinin ibadet ederken değil durduk yere bunları düşünmesidir.)
    Ohooo sürüsüne bereket. Beraber yaşayıp gidiyoruz demek ki, aman iş ileri boyuta geçmesin de, böyle geçinip gideriz


  24. 22.Haziran.2012, 22:47
    24
    Devamlı Üye
    Alıntı
    Olabilecek belirtiler:
    -Vücudun herhangi bir yerinde doktorların bulamadığı ağrı.(Stresle alakalıda olabilir dediğim gibi zor anlaşılan birşeydir.)
    -El ayak ve kollarda uyuşmalar.
    -Düşünce karışıklığı ve vesveselerin artması.
    -Dua ederken ve koruyucu sureleri okurken zorlanma ve sıkkınlık.
    -Çoğu zaman dalgınlık.(Çünkü zihni gereksiz düşüncelerle meşgul ederler.)
    -Allah'a, peygamberlere,din büyüklerine karşı nedensiz sinir ve kötü düşünceler(Buda vesveseye girer diye düşünülebilir fakat farklıdır bahsettiğim durum kişinin ibadet ederken değil durduk yere bunları düşünmesidir.)
    Ohooo sürüsüne bereket. Beraber yaşayıp gidiyoruz demek ki, aman iş ileri boyuta geçmesin de, böyle geçinip gideriz





+ Yorum Gönder
Git İlk 123 Son