Konusunu Oylayın.: Allahın varlığı ile ilgili vesvese

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Allahın varlığı ile ilgili vesvese
  1. 15.Haziran.2012, 16:32
    13
    fanihayat
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 14.Haziran.2012
    Üye No: 96557
    Mesaj Sayısı: 195
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: vesvese ile ilgili birkaç soru

    reklam


    Cevap: vesvese ile ilgili birkaç soru isimli yazı www.Mumsema.comCevap: vesvese ile ilgili birkaç soru
    Selamün Aleyküm


    Hadis No: 36

    Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in ashabından bir kısmı ona sordular: "Bazılarımızın aklından bir kısım vesveseler geçiyor, normalde bunu söylemenin günah olacağına kaniyiz." Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): "Gerçekten böyle bir korku duyuyor musunuz?" diye sordu. Oradakiler Evet! deyince: "İşte bu (korku) imandan gelir (vesvese zarar vermez) dedi.*
    Müslim, İman 209 (132); Ebu Dâvud, Edeb 118 (5110).*
    Diğer bir rivayette: "(Şeytanın) hilesini vesveseye dönüştüren Allah'a hamdolsun" demiştir.*
    Müslim'in İbnu Mes'ud (radıyallahu anh)'dan kaydettiği bir rivayet şöyledir: "Dediler ki: "Ey Allah'ın Resulû, bazılarımız içinden öyle sesler işitiyor ki, onu (bilerek) söylemektense kömür kesilinceye kadar yanmayı veya gökten yere atılmayı tercîh eder. (Bu vesveseler bize zarar verir mi?)" Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): "Hayır bu (korkunuz) gerçek imanın ifadesidir" cevabını verdi." *


  2. 15.Haziran.2012, 16:32
    13
    Emekli
    reklam


    Selamün Aleyküm


    Hadis No: 36

    Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in ashabından bir kısmı ona sordular: "Bazılarımızın aklından bir kısım vesveseler geçiyor, normalde bunu söylemenin günah olacağına kaniyiz." Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): "Gerçekten böyle bir korku duyuyor musunuz?" diye sordu. Oradakiler Evet! deyince: "İşte bu (korku) imandan gelir (vesvese zarar vermez) dedi.*
    Müslim, İman 209 (132); Ebu Dâvud, Edeb 118 (5110).*
    Diğer bir rivayette: "(Şeytanın) hilesini vesveseye dönüştüren Allah'a hamdolsun" demiştir.*
    Müslim'in İbnu Mes'ud (radıyallahu anh)'dan kaydettiği bir rivayet şöyledir: "Dediler ki: "Ey Allah'ın Resulû, bazılarımız içinden öyle sesler işitiyor ki, onu (bilerek) söylemektense kömür kesilinceye kadar yanmayı veya gökten yere atılmayı tercîh eder. (Bu vesveseler bize zarar verir mi?)" Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): "Hayır bu (korkunuz) gerçek imanın ifadesidir" cevabını verdi." *


  3. 29.Haziran.2012, 01:39
    14
    ademidris
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 14.Haziran.2012
    Üye No: 96548
    Mesaj Sayısı: 9
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Cevap: vesvese ile ilgili birkaç soru

    reklam


    gerçekten vesveselere kapılmış kardeşlerimize, kafana takma geçer desek de beyhude oluyor bazen.
    benim akrabalarımdan bir ablada da vardı, saatlerce abdest alıyordu, allah sabır versin vesveseli kardeşlerimize.
    dua etmek lazım bol bol, şeytanın, nefsin hilelerine karşı evliyaların türbelerine gidip onların hürmetine dualar etmek lazım.
    allah hepimize şifalar versin, inşallah.


  4. 29.Haziran.2012, 01:39
    14
    ademidris - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    reklam


    gerçekten vesveselere kapılmış kardeşlerimize, kafana takma geçer desek de beyhude oluyor bazen.
    benim akrabalarımdan bir ablada da vardı, saatlerce abdest alıyordu, allah sabır versin vesveseli kardeşlerimize.
    dua etmek lazım bol bol, şeytanın, nefsin hilelerine karşı evliyaların türbelerine gidip onların hürmetine dualar etmek lazım.
    allah hepimize şifalar versin, inşallah.


  5. 29.Haziran.2012, 01:41
    15
    ademidris
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 14.Haziran.2012
    Üye No: 96548
    Mesaj Sayısı: 9
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Cevap: vesvese ile ilgili birkaç soru

    aziz nesin hafızdı, tefsir okudu sapıttı....ve öldü
    aziz nesin in hikâyesi

    wikipedia nın tarifiyle türk ateisti. şebinkarahisarlı abdülaziz efendi nin oğlu. ateş nesin, dedesi abdülaziz efendiyi dini bütün, abdülhamid hayranı ve sıkı bir atatürk düşmanı olarak tarif etmekte. aziz nesin, mizah yazarı olmadan evvel subaydır. 1944 te zonguldak ta uçaksavar mevzileri yaptırırken vazifesini suiistimal ettiği gerekçesiyle tskdan ihraç edilir. gazeteciliğe başlar. sırf amerikan yardımını eleştirdi diye 1947 de 10 ay mahkumiyet ve 3 ay sürgünle cezalandırılır. aziz nesin 1995 te öldüğünde vasiyeti gereği çatalca daki vakfının bahçesine gömülerek toprak düzleştirildi. hiçbir dinî vazife eda edilmedi. imran öktem ve günümüz bazı isimleri nazara alındığında dinsizliğindeki samimiyetle onlara fark bindirdiği söylenebilir.aziz nesin in buraya kadarki hikâyesi az-çok bilinir. hatta eskinin antikomünist yazarları ordudan atılmaya dair farklı iddialara da sahiptir.marksist ve ateist yazarın bu basit hikâyesi bilinir ama şimdi bahsedeceğim tarafı pek bilinmez.dini bütün bir dedenin torunu nasıl olmuş da böylesine dinsizleşmiş? istanbul da antik dekor adıyla kaliteli bir ihtisas dergisi çıkar. derginin eski sayılarından birinde aziz nesin le yapılmış hayli uzun bir mülakat vardır. okuyunca şaşırdım. komünistliği ve dinsizliğiyle meşhur bir kalem, meğerse hayatının çok önemli bir bölümünde dindarmış. aziz nesin, orada aynen şöyle demektedir: 35 yaşıma kadar hafızdım. o yaşımda bir tefsir okudum ve dinsiz oldum.bu hazin bilgi hem yazarın biyografisi ve hem de tefsir/meal okumaya dair önemli bir vesikadır.tefsir okunmaz mı?ilmi ve ehliyeti olan elbette okur.dinin bir ilim üzerinde yükseldiği unutulmamalı. ilimde ise silsileyi meratip/hiyerarşi esastır. o hiyerarşi sonunda yetki sahibi olunur. sona varmak dirsek çürütmekle mümkündür.hiçbirimiz bir tıp profesörünün yazdığı kitabı alıp kansere dair yorumu için mütalaada bulunmuyoruz. ama herkes tefsiri masasına açıp, hatta kuran-ı kerimi eline alıp hükümler çıkartmak istiyor. bu ilmen mümkün değildir. mümkün diyenin kafasının karışmaması çok zor. insan zihni, ancak öğrendiğini layıkıyla kavrayabilir. onun da belki bir kısmını. öğrenme üstadla, hocayla olur.fatiha suresi için yerine göre 7 cild tefsir yazılmıştır. teknik bir çalışma olan bilgisayar kitabını aklımız almıyor. mesnevi yi anlayamıyoruz. süleymaniye camiinin büyüklüğüne inanırız. ama ondaki mimari ilmini izahta zavallı kalırız. bir kimsenin yürürlükteki kanunlar hakkında hüküm verebilmesi için ilk, orta, lise, üniversite, staj şeklinde 20 seneye yakın okuması gerekiyor. bu zamandan sonra o kimse, hakim olmakta. buna rağmen verdiği karar yargıtay da bozulabiliyor. çünkü ilahi, gayrı ilahi, bütün kanunlarda sebep, niyet, diğer maddelerle illiyet gibi unsurlar vardır. islam âlimleri, toprak altında. onlar allah için yaşayıp yazdılar.şimdilerde ortalık din bezirganı dolu. yazdıkları kitaplar belki alınıyor ama raftan inmiyor. inse de zaten anlaşılmaz, sabredilip okunamaz. akıl terazisine çekemeyeceği yük yüklenemez. kuram okumak sünnetken, meal okumak ne farzdır ve ne de sünnet.

    rahim er-türkiye gazetesi


  6. 29.Haziran.2012, 01:41
    15
    ademidris - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    aziz nesin hafızdı, tefsir okudu sapıttı....ve öldü
    aziz nesin in hikâyesi

    wikipedia nın tarifiyle türk ateisti. şebinkarahisarlı abdülaziz efendi nin oğlu. ateş nesin, dedesi abdülaziz efendiyi dini bütün, abdülhamid hayranı ve sıkı bir atatürk düşmanı olarak tarif etmekte. aziz nesin, mizah yazarı olmadan evvel subaydır. 1944 te zonguldak ta uçaksavar mevzileri yaptırırken vazifesini suiistimal ettiği gerekçesiyle tskdan ihraç edilir. gazeteciliğe başlar. sırf amerikan yardımını eleştirdi diye 1947 de 10 ay mahkumiyet ve 3 ay sürgünle cezalandırılır. aziz nesin 1995 te öldüğünde vasiyeti gereği çatalca daki vakfının bahçesine gömülerek toprak düzleştirildi. hiçbir dinî vazife eda edilmedi. imran öktem ve günümüz bazı isimleri nazara alındığında dinsizliğindeki samimiyetle onlara fark bindirdiği söylenebilir.aziz nesin in buraya kadarki hikâyesi az-çok bilinir. hatta eskinin antikomünist yazarları ordudan atılmaya dair farklı iddialara da sahiptir.marksist ve ateist yazarın bu basit hikâyesi bilinir ama şimdi bahsedeceğim tarafı pek bilinmez.dini bütün bir dedenin torunu nasıl olmuş da böylesine dinsizleşmiş? istanbul da antik dekor adıyla kaliteli bir ihtisas dergisi çıkar. derginin eski sayılarından birinde aziz nesin le yapılmış hayli uzun bir mülakat vardır. okuyunca şaşırdım. komünistliği ve dinsizliğiyle meşhur bir kalem, meğerse hayatının çok önemli bir bölümünde dindarmış. aziz nesin, orada aynen şöyle demektedir: 35 yaşıma kadar hafızdım. o yaşımda bir tefsir okudum ve dinsiz oldum.bu hazin bilgi hem yazarın biyografisi ve hem de tefsir/meal okumaya dair önemli bir vesikadır.tefsir okunmaz mı?ilmi ve ehliyeti olan elbette okur.dinin bir ilim üzerinde yükseldiği unutulmamalı. ilimde ise silsileyi meratip/hiyerarşi esastır. o hiyerarşi sonunda yetki sahibi olunur. sona varmak dirsek çürütmekle mümkündür.hiçbirimiz bir tıp profesörünün yazdığı kitabı alıp kansere dair yorumu için mütalaada bulunmuyoruz. ama herkes tefsiri masasına açıp, hatta kuran-ı kerimi eline alıp hükümler çıkartmak istiyor. bu ilmen mümkün değildir. mümkün diyenin kafasının karışmaması çok zor. insan zihni, ancak öğrendiğini layıkıyla kavrayabilir. onun da belki bir kısmını. öğrenme üstadla, hocayla olur.fatiha suresi için yerine göre 7 cild tefsir yazılmıştır. teknik bir çalışma olan bilgisayar kitabını aklımız almıyor. mesnevi yi anlayamıyoruz. süleymaniye camiinin büyüklüğüne inanırız. ama ondaki mimari ilmini izahta zavallı kalırız. bir kimsenin yürürlükteki kanunlar hakkında hüküm verebilmesi için ilk, orta, lise, üniversite, staj şeklinde 20 seneye yakın okuması gerekiyor. bu zamandan sonra o kimse, hakim olmakta. buna rağmen verdiği karar yargıtay da bozulabiliyor. çünkü ilahi, gayrı ilahi, bütün kanunlarda sebep, niyet, diğer maddelerle illiyet gibi unsurlar vardır. islam âlimleri, toprak altında. onlar allah için yaşayıp yazdılar.şimdilerde ortalık din bezirganı dolu. yazdıkları kitaplar belki alınıyor ama raftan inmiyor. inse de zaten anlaşılmaz, sabredilip okunamaz. akıl terazisine çekemeyeceği yük yüklenemez. kuram okumak sünnetken, meal okumak ne farzdır ve ne de sünnet.

    rahim er-türkiye gazetesi


  7. 29.Haziran.2012, 11:36
    16
    İLİMCİK
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Haziran.2012
    Üye No: 96623
    Mesaj Sayısı: 419
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5

    Cevap: vesvese ile ilgili birkaç soru

    Risale-i Nur'da bu mesele ile ilgili şöyle bir yer geçmektedir:

    ALTINCI İŞARET: Şeytanın en tehlikeli bir desisesi şudur ki: Bazı hassas ve safi-kalb insanlara tahayyül-ü küfrîyi tasdik-i küfürle iltibas ettiriyor. Tasavvur-u dalaleti, dalaletin tasdiki suretinde gösteriyor. Ve mukaddes zâtlar ve münezzeh şeyler hakkında gayet çirkin hatıraları hayaline gösteriyor. Ve imkân-ı zâtîyi, imkân-ı aklî şeklinde gösterip imandaki yakînine münafî bir şekk tarzını veriyor. Ve o vakit o bîçare hassas adam, kendini dalalet ve küfür içine düştüğünü tevehhüm edip imandaki yakîninin zâil olduğunu zanneder, ye'se düşer, o ye'sle şeytana maskara olur. Şeytan hem ye'sini, hem o zaîf damarını, hem o iltibasını çok işlettirir, ya divane olur yahud "herçi bad âbad" der, dalalete gider.

    Şeytanın bu desisesinin mahiyeti ne kadar esassız olduğunu, bazı risalelerde beyan ettiğimiz gibi, burada icmalen bahsedeceğiz. Şöyle ki:

    Nasılki âyinede yılanın sureti ısırmaz ve ateşin misali yandırmaz ve murdarın aksi, telvis etmez. Öyle de: Hayal veya fikir âyinesinde küfriyatın ve şirkin akisleri ve dalaletin gölgeleri ve şetimli çirkin sözlerin hayalleri, itikadı bozmaz, imanı tağyir etmez, hürmetli edebi kırmaz. Çünki meşhur kaidedir ki: Tahayyül-ü şetm, şetm olmadığı gibi, tahayyül-ü küfür dahi, küfür değil ve tasavvur-u dalalet de dalalet değil. İmandaki şekk mes'elesi ise, imkân-ı zâtîden gelen ihtimaller, o yakîne münafî değil ve o yakîni bozmaz. İlm-i usûl-i dinde kavaid-i mukarreredendir ki:

    اِنَّ اْلاِمْكَانَ الذَّاتِىَّ لاَ يُنَافِى الْيَقِينَ اْلعِلْمِىَّ

    Meselâ: Barla Denizi su olarak yerinde bulunduğuna yakînimiz var. Halbuki zâtında mümkündür ki; o deniz, bu dakikada batmış olsun ve batması mümkinattandır. Bu imkân-ı zâtî, madem bir emareden neş'et etmiyor, zihnî bir imkân olamaz ki, şekk olsun. Çünki yine ilm-i usûl-i dinde bir kaide-i mukarreredir ki: لاَ عِبْرَةَ ِلْلاِحْتِمَالِ الْغَيْرِ النَّاشِىءِ عَنْ دَلِيلٍ Yani: "Bir emareden gelmeyen bir ihtimal-i zâtî ise, bir imkân-ı zihnî olmaz ki, şübhe verip, ehemmiyeti olsun." İşte bu desise-i şeytaniyeye maruz olan bîçare adam, hakaik-i imaniyeye yakînini, böyle zâtî imkânlar ile kaybediyor zanneder. Meselâ: Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm hakkında beşeriyet itibariyle çok imkân-ı zâtiye hatırına geliyor ki, imanın cezm ü yakînine zarar vermez. Fakat o, zarar verdi zanneder, zarara düşer.

    Hem bazan şeytan, kalb üstündeki lümmesi cihetinde Cenab-ı Hak hakkında fena sözler söyler. O adam zanneder ki; onun kalbi bozulmuş ki, böyle söylüyor. Titriyor. Halbuki onun titremesi ve korkması ve adem-i rızası delildir ki: O sözler, kalbinden gelmiyor, belki lümme-i şeytaniyeden geliyor veya şeytan tarafından ihtar ve tahayyül ediliyor.

    Hem insanın letaifi içinde teşhis edemediğim bir-iki latife var ki, ihtiyar ve iradeyi dinlemezler; belki de mes'uliyet altına da giremezler. Bazan o latifeler hükmediyorlar, hakkı dinlemiyorlar, yanlış şeylere giriyorlar. O vakit şeytan o adama telkin eder ki: "Senin istidadın hakka ve imana muvafık değil ki, böyle ihtiyarsız bâtıl şeylere giriyorsun. Demek senin kaderin, seni şekavete mahkûm etmiştir." O bîçare adam, ye'se düşüp, helâkete gider.

    İşte şeytanın evvelki desiselerine karşı mü'minin tahassüngâhı: Muhakkikîn-i asfiyanın düsturlarıyla hududları taayyün eden hakaik-i imaniye ve muhkemat-ı Kur'aniyedir. Ve âhirdeki desiselerine karşı; istiaze ile, ehemmiyet vermemektir. Çünki ehemmiyet verdikçe, nazar-ı dikkati celbettirip büyür, şişer. Mü'minin böyle manevî yaralarına tiryak ve merhem, Sünnet-i Seniyedir.
    Lem'alar ( 76 )


  8. 29.Haziran.2012, 11:36
    16
    İLİMCİK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Devamlı Üye
    Risale-i Nur'da bu mesele ile ilgili şöyle bir yer geçmektedir:

    ALTINCI İŞARET: Şeytanın en tehlikeli bir desisesi şudur ki: Bazı hassas ve safi-kalb insanlara tahayyül-ü küfrîyi tasdik-i küfürle iltibas ettiriyor. Tasavvur-u dalaleti, dalaletin tasdiki suretinde gösteriyor. Ve mukaddes zâtlar ve münezzeh şeyler hakkında gayet çirkin hatıraları hayaline gösteriyor. Ve imkân-ı zâtîyi, imkân-ı aklî şeklinde gösterip imandaki yakînine münafî bir şekk tarzını veriyor. Ve o vakit o bîçare hassas adam, kendini dalalet ve küfür içine düştüğünü tevehhüm edip imandaki yakîninin zâil olduğunu zanneder, ye'se düşer, o ye'sle şeytana maskara olur. Şeytan hem ye'sini, hem o zaîf damarını, hem o iltibasını çok işlettirir, ya divane olur yahud "herçi bad âbad" der, dalalete gider.

    Şeytanın bu desisesinin mahiyeti ne kadar esassız olduğunu, bazı risalelerde beyan ettiğimiz gibi, burada icmalen bahsedeceğiz. Şöyle ki:

    Nasılki âyinede yılanın sureti ısırmaz ve ateşin misali yandırmaz ve murdarın aksi, telvis etmez. Öyle de: Hayal veya fikir âyinesinde küfriyatın ve şirkin akisleri ve dalaletin gölgeleri ve şetimli çirkin sözlerin hayalleri, itikadı bozmaz, imanı tağyir etmez, hürmetli edebi kırmaz. Çünki meşhur kaidedir ki: Tahayyül-ü şetm, şetm olmadığı gibi, tahayyül-ü küfür dahi, küfür değil ve tasavvur-u dalalet de dalalet değil. İmandaki şekk mes'elesi ise, imkân-ı zâtîden gelen ihtimaller, o yakîne münafî değil ve o yakîni bozmaz. İlm-i usûl-i dinde kavaid-i mukarreredendir ki:

    اِنَّ اْلاِمْكَانَ الذَّاتِىَّ لاَ يُنَافِى الْيَقِينَ اْلعِلْمِىَّ

    Meselâ: Barla Denizi su olarak yerinde bulunduğuna yakînimiz var. Halbuki zâtında mümkündür ki; o deniz, bu dakikada batmış olsun ve batması mümkinattandır. Bu imkân-ı zâtî, madem bir emareden neş'et etmiyor, zihnî bir imkân olamaz ki, şekk olsun. Çünki yine ilm-i usûl-i dinde bir kaide-i mukarreredir ki: لاَ عِبْرَةَ ِلْلاِحْتِمَالِ الْغَيْرِ النَّاشِىءِ عَنْ دَلِيلٍ Yani: "Bir emareden gelmeyen bir ihtimal-i zâtî ise, bir imkân-ı zihnî olmaz ki, şübhe verip, ehemmiyeti olsun." İşte bu desise-i şeytaniyeye maruz olan bîçare adam, hakaik-i imaniyeye yakînini, böyle zâtî imkânlar ile kaybediyor zanneder. Meselâ: Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm hakkında beşeriyet itibariyle çok imkân-ı zâtiye hatırına geliyor ki, imanın cezm ü yakînine zarar vermez. Fakat o, zarar verdi zanneder, zarara düşer.

    Hem bazan şeytan, kalb üstündeki lümmesi cihetinde Cenab-ı Hak hakkında fena sözler söyler. O adam zanneder ki; onun kalbi bozulmuş ki, böyle söylüyor. Titriyor. Halbuki onun titremesi ve korkması ve adem-i rızası delildir ki: O sözler, kalbinden gelmiyor, belki lümme-i şeytaniyeden geliyor veya şeytan tarafından ihtar ve tahayyül ediliyor.

    Hem insanın letaifi içinde teşhis edemediğim bir-iki latife var ki, ihtiyar ve iradeyi dinlemezler; belki de mes'uliyet altına da giremezler. Bazan o latifeler hükmediyorlar, hakkı dinlemiyorlar, yanlış şeylere giriyorlar. O vakit şeytan o adama telkin eder ki: "Senin istidadın hakka ve imana muvafık değil ki, böyle ihtiyarsız bâtıl şeylere giriyorsun. Demek senin kaderin, seni şekavete mahkûm etmiştir." O bîçare adam, ye'se düşüp, helâkete gider.

    İşte şeytanın evvelki desiselerine karşı mü'minin tahassüngâhı: Muhakkikîn-i asfiyanın düsturlarıyla hududları taayyün eden hakaik-i imaniye ve muhkemat-ı Kur'aniyedir. Ve âhirdeki desiselerine karşı; istiaze ile, ehemmiyet vermemektir. Çünki ehemmiyet verdikçe, nazar-ı dikkati celbettirip büyür, şişer. Mü'minin böyle manevî yaralarına tiryak ve merhem, Sünnet-i Seniyedir.
    Lem'alar ( 76 )


  9. 29.Haziran.2012, 12:32
    17
    İLİMCİK
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Haziran.2012
    Üye No: 96623
    Mesaj Sayısı: 419
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5

    Cevap: vesvese ile ilgili birkaç soru

    Ey maraz-ı vesvese ile mübtela! Biliyor musun vesvesen neye benzer? Musibete benzer. Ehemmiyet verdikçe şişer, ehemmiyet vermezsen söner. Ona büyük nazarıyla baksan büyür. Küçük görsen, küçülür. Korksan ağırlaşır, hasta eder. Havf etmezsen hafif olur, mahfî kalır. Mahiyetini bilmezsen devam eder, yerleşir. Mahiyetini bilsen, onu tanısan gider..Zira şu vesvese öyle bir şeydir ki, cehil onu davet eder, ilim onu tardeder. Tanımazsan gelir, tanısan gider. Sözler ( 274 )


  10. 29.Haziran.2012, 12:32
    17
    İLİMCİK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Devamlı Üye
    Ey maraz-ı vesvese ile mübtela! Biliyor musun vesvesen neye benzer? Musibete benzer. Ehemmiyet verdikçe şişer, ehemmiyet vermezsen söner. Ona büyük nazarıyla baksan büyür. Küçük görsen, küçülür. Korksan ağırlaşır, hasta eder. Havf etmezsen hafif olur, mahfî kalır. Mahiyetini bilmezsen devam eder, yerleşir. Mahiyetini bilsen, onu tanısan gider..Zira şu vesvese öyle bir şeydir ki, cehil onu davet eder, ilim onu tardeder. Tanımazsan gelir, tanısan gider. Sözler ( 274 )


  11. 15.Eylül.2016, 13:25
    18
    kişi
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Eylül.2016
    Üye No: 109688
    Mesaj Sayısı: 1
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Yardım eder msiniz?

    Ya bana uzun zamandır Allah'ın varlığı ile ilgili vesveseler gelmekte. Allah'ın varlığını kendi içimde kanıtlıyorum. Ama gün içinde yine stres oluyorum. Mesela Allah dualarımı kabul etti. İşte kanıt ama hala geliyor vesvese ya da ben öyle sanıyorum bazen o kadar düşünüyorum ki çok kafam karışıyor. Mesela Kuran-ı Kerim var ama o zamanki yıllarda indirildiği doğru mu veya bie beşerin yazmadığı mümkün mü diye falan aklıma böyle sorular geliyor. İnternetten araştırıyorum. Mesela yine bu sorduğum sorunun cevabını buldum ya o zamanda aklımdan ya doğru değilse doğruluğunu nereden bileceğim? gibi şeyler geliyor aklıma ben artık aklımda bunlarım olmasını istemiyorum Allah'ın varlığına tamamen inanmak istiyorum yardım ederseniz çok sevineceğim inşallah geçer...


  12. 15.Eylül.2016, 13:25
    18
    kişi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    Ya bana uzun zamandır Allah'ın varlığı ile ilgili vesveseler gelmekte. Allah'ın varlığını kendi içimde kanıtlıyorum. Ama gün içinde yine stres oluyorum. Mesela Allah dualarımı kabul etti. İşte kanıt ama hala geliyor vesvese ya da ben öyle sanıyorum bazen o kadar düşünüyorum ki çok kafam karışıyor. Mesela Kuran-ı Kerim var ama o zamanki yıllarda indirildiği doğru mu veya bie beşerin yazmadığı mümkün mü diye falan aklıma böyle sorular geliyor. İnternetten araştırıyorum. Mesela yine bu sorduğum sorunun cevabını buldum ya o zamanda aklımdan ya doğru değilse doğruluğunu nereden bileceğim? gibi şeyler geliyor aklıma ben artık aklımda bunlarım olmasını istemiyorum Allah'ın varlığına tamamen inanmak istiyorum yardım ederseniz çok sevineceğim inşallah geçer...





+ Yorum Gönder
Git İlk 12