Konusunu Oylayın.: Ölüm çocuklara nasıl anlatılmalıdır?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Ölüm çocuklara nasıl anlatılmalıdır?
  1. 04.Haziran.2012, 09:24
    1
    mikrosoft
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 11.Ağustos.2011
    Üye No: 89508
    Mesaj Sayısı: 8
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 32

    Ölüm çocuklara nasıl anlatılmalıdır?






    Ölüm çocuklara nasıl anlatılmalıdır? Mumsema ölüm çocuklara nasıl anlatılmalıdır bu konuda bilgi verirmisiniz ?


  2. 04.Haziran.2012, 09:48
    2
    haci
    Özel Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Ocak.2011
    Üye No: 83513
    Mesaj Sayısı: 320
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 4

    Cevap: ölüm




    microsoft nicli kardeş tevafuk sen soruyu yazarken bende ölümle ilgili bir yazı yazıyordum konu dışı başlıklarda o yazıyı bulabilirsin
    şahsen ben çocuklarımı mezarlık ziyaretlerine götürüp onlara dilim döndüğünçe yaşamı ölümü dünyanın fani olduğunu anlatıyorum çünkü ölüm bize bir nefes kadar yakın
    anlatmak bizden tevfik Allahtan...

    Buyur alttaki linki tıkla...

    http://www.mumsema.com/konu-disi-bas...ir-seydir.html


  3. 04.Haziran.2012, 09:48
    2
    Özel Üye



    microsoft nicli kardeş tevafuk sen soruyu yazarken bende ölümle ilgili bir yazı yazıyordum konu dışı başlıklarda o yazıyı bulabilirsin
    şahsen ben çocuklarımı mezarlık ziyaretlerine götürüp onlara dilim döndüğünçe yaşamı ölümü dünyanın fani olduğunu anlatıyorum çünkü ölüm bize bir nefes kadar yakın
    anlatmak bizden tevfik Allahtan...

    Buyur alttaki linki tıkla...

    http://www.mumsema.com/konu-disi-bas...ir-seydir.html


  4. 04.Haziran.2012, 11:44
    3
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: ölüm çocuklara nasıl anlatılmalıdır?

    Çocuklara ölüm nasıl anlatılır?

    (Doç. Dr. Erol Göka)

    Ölüm, böylesine yanı başımızda, hayata, hayatımıza eşlik edip gidiyor ama ölümle ilgili algılamalarımız ve bilgilerimiz bebekliğimizden itibaren değişik bir rota izliyor. Onu fark ettiğimizden itibaren anlamaya çalışıyor, onunla ilgili fikirler yürütüyoruz. Her yaşın ölüm bilgisi farklı.
    Çocuklar ölüm üzerine düşünüyor ve konuşmak istiyorlar, yetişkinlere ölümle ilgili kendi kavrayışlarına göre sorular soruyorlar.

    Çocuklar ölüm hakkında birçok soru soruyor, daha doğrusu kafalarına takılan şeylerin aydınlanmasını istiyorlar ama çocuğun ebeveyninin veya bu tür sorulara muhatap olan yetişkinlerin çoğu bu konuda çocuklarla konuşmak istemiyorlar. Daha doğrusu hayatın bir gün sona ereceği bilgisini çocuklara aktarma konusunda kendi içlerinde bir zorluk yaşıyorlar. Henüz çok küçük olan bu insanı, henüz ona çok uzak olduğunu düşündükleri ölümden bahsederek, üzmek istemediklerini söylüyorlar. Çocukları korumak, kollamak gerektiği gibi gerekçeler de ileri sürdükleri oluyor.

    Oysa bu tarz bir tutum, çocukla sağlıklı iletişimin ilkelerine tamamen aykırıdır; çocuğun ölüm gerçeğiyle ilgili sorularını cevaplamak, her canlı için hayatın bir gün sona ereceğini ve ölen kişinin geri dönmeyeceğini çocuğa uygun dille anlatmak gerekir. Ölüm gerçeği, çocuğun onunla ilgili sorgulamaya başladığı ve konuşmak istediği zamanlardan itibaren saklanmamalı; gerçek, yaşına uygun bir açıklamayla çocukla paylaşılmalıdır. Aksi yapılıp bir kayıp ve ölüm karşısında çocuk, cevapsız sorularla ve belirsizliklerle karşı karşıya bırakıldığında gireceği ruh hali, çok daha olumsuz olacaktır.
    Yetişkinlerin, ebeveynin, çocuklara karşı görevlerinden birisi de onlarla ölüm hakkında konuşmak, ölüm gerçeğini doğru düzgün öğrenmelerini sağlamak. Ama çocuklarla ölüm hakkında konuşmanın, onlara ölümü anlatmanın da genel geçer bir formülü yok.

    Çocuklarla ölüm hakkında konuşan, konuşmak durumunda kalan bir yetişkinin öncelikle, karşısındaki çocuğun bu konuda neyi bilip neyi bilmediğini, daha da önemlisi neyi yanlış, hatalı bildiğini anlaması gerekir. Her yaştaki çocuğun, hatta her çocuğun farklı bir ölüm tasavvuruna sahip olduğu bilinmelidir. Bunlar da yetmez, çocuğun ölüm konusundaki geçmiş yaşam deneyimlerinin de mutlaka göz önünde bulundurulması lazımdır.

    Canlılar için kaçınılmaz son olan ölüm, her yerdedir ve her zaman karşımıza çıkabilir. Bu nedenle mutlaka günün birinde her çocuğun karşına da ölüm gerçeği dikiliverecek, “Ben buralardayım” diyecektir. Aslında iki yaşından sonra hemen her çocuk, belli ölçülerde ölümün farkındadır. Çevrelerinde çeşitli canlıların, hayvanların, bitkilerin cansız, hareketsiz kaldıklarını, öldüklerini görmekte, televizyonlardaki programlarda izlemekte, özellikle erkek çocuklar ölümü, öldürmeyi konu alan oyunlar oynamaktadır.

    Çocuklarla ölüm hakkında konuştuğumuzda, onların gördükleri ama tam da bizim gibi anlamadıkları bir konudan söz edeceğizdir. Bizim yetişkin, ebeveyn olarak görevimiz, onların bu nihai yaşam gerçeği hakkında yaşlarına, dağarcıklarına uygun doğru bilgiyi sağlamaktır. Çocuklar, ölüm konusunda ne kadar ihtiyaçları olan doğru bilgilerle donanırlarsa, çok daha erken ve sağlıklı bir ölüm bilinci geliştirebilecekleri gibi ileride yaşamaları muhtemel bir krize, mateme hazırlanmaları ve üstesinden gelmeleri çok daha kolay olacaktır.

    Ölüm konusunda konuşmak, çok zor olduğu kadar çok ciddi bir meseledir. Bu zorluk ve ciddiyet muhatabımız çocuklar olduğunda daha da artar. Her ciddi konu, küçücük bir çocuk olsa bile muhatabın da ciddiyete alınmasını, onun söylediklerine kulak verilmesini gerektirir. Çocukların ölüm hakkındaki görüşlerini onlara saygı göstererek ciddiyetle dinleyebilecek yetenekten yoksun olanlar, asla onlarla ölüm hakkında konuşmaya tevessül etmemelidirler. Saygıya, anlamaya çalışmaya dayalı, açık, dürüst bir iletişim, sağlıklı bilgi akışı için şarttır. Bu şartların yerine getirildiğini gören çocuklar da daha açık, cesur ve iletişime istekli olacaklardır.

    Çocuklar, küçüktür ama insandır, insan yavrusudur, yetişkin bir insanın tüm becerileri potansiyel halde olsa bile çocuklarda şu veya bu ölçüde bulunur. Çocuklar, bilgiye susamış olduklarından yetişkinlere göre daha iyi gözlemcidirler. Bir diyalog sırasında da neyin söylendiği veya söylenmediğine ilişkin mesajları rahatlıkla fark ederler. Neyin nasıl söylendiğini ayırt etme konusunda inanılmaz bir yetenekleri vardır. Bu nedenle ölüm konusunda yetişkinlerin bir yolunu bulup konuşmaktan kaçınma davranışlarını hemen algılarlar. Böyle bir algı da onların ölüm konusundaki endişelerini artırır, “Haklıymışım, ölüm bilinmeyen, gizli ve kaygı verici bir şeymiş” diye düşünmelerine neden olur.
    Çocuklara ölüm konusunda doğru bilgi verme şeklindeki temel ilkemiz, onların anlayıp anlamadıklarına bakmadan, doğru bildiklerimizi onun küçücük zihnine boca etmek olarak anlaşılmamalıdır. Çocuğun hiç de ihtiyaç duymadığı ve asla anlayamayacağı bilgileri onun önüne yığıvermek de karıştırıcı ve korkutucu bir etkiye yol açabilir. Çocuğun söylediklerimizi anladığından emin olunmalı, doğru bilgi vereceğim diye onun dünyası allak bullak edilmemelidir.Ölüm hakkında bir çocukla konuşan bir ebeveyn ya da yetişkin, açık, sade ve basit bir dille konuşmalı, söylediklerinin anlaşıldığından emin olmadan bir başka cümleye geçmemelidir. Uzun ve karışık cümleler, özellikle küçük çocuklar için, sarp ve dolambaçlı bir yolda yürümekten, çok çetrefilli bir bulmacayı çözmekten bile daha zor ve sıkıcı olabilir. Bir çocuğun ölüm hakkındaki sorusuna verilen basit ve anlaşılır bir cevap, onu bir başka soru aklına gelene kadar idare edebilir ama buna rağmen öğrendiği bilgiyi iyice sindirebilmek için bazı çocuklar, tekrar tekrar aynı soruyu sorabilirler. Hem sabırlı hem de soruların giderek bizim de içinden çıkamayacağımız kadar çapraşık hal alacağına hazır olunmalıdır. Ölüm konusunda konuşmanın ne denli zor ve duygu yüklü olduğunu, çocukların bu duygularla ilgili de konuşmak isteyeceklerini, “Neden biri öldüğünde diğer insanlar ağlıyor?” gibi bizim de gözümüzün yaşarmasına engel olamayacağımız sorular sorabileceklerini ayrıca hatırlatmaya gerek yok herhalde. Duygularını belli etmekten, ağlamaktan korkanlar da çocuklarla ölüm konusunda konuşmaya heves etmemeliler bu nedenle.

    Çocuklarla ölüm hakkında konuşan bir kimsenin kendisinin bu konudaki görüşleri net, iç dünyası açık olmalıdır. Kafasında ölüm hakkında çözülmemiş birçok sorusu ve sorunu bulunan, kendinden emin olmayan, şüphe denizinde yüzen, ölüm korkusunun pençesinde kıvranan bir ebeveyn ve yetişkin, çocuklarla ölüm hakkında hiç konuşmasa daha iyi olur. Belirsiz, kuşkulu, atlatmaya çalışan ifadeler çocuklar tarafından hemen fark edilirler. Çocuklarla iletişimin her alanında ama özellikle ölüm gibi hayatı boyunca çocuğu etkileyecek temel konularda konuşurken rahat, kesin, basit, savunucu olmayan, şaşkınlık içermeyen açıklamalar yapmak gerekir; aksi halde böyle bir iletişimin ve verildiği sanılan bilginin çocuğa bir hayrı olmayacaktır.
    Çocuklara ölüm gerçeğinin uygun bir biçimde anlatılması konusunda çocuk ruh sağlığıyla ilgilenen tüm profesyoneller tam bir fikir birliği içindir. Elbette çocukların soruları arasında “Öldükten sonra ne olacağı…” şeklinde, ölüm-ötesi hakkında doğrudan doğruya din psikolojisi ve din eğitimini ilgilendiren sorular da vardır. Her ebeveyn, bu tür sorulara, kendi dini inançları doğrultusunda, çocuklarının ruh sağlığına en uygun nasıl cevaplar vermesi gerektiğini öğrenmekle yükümlüdür.

    Din eğitimcileri, ölümün bir son, yokluk, sönüş olmadığı şeklindeki bakışın, iyi insanların cennete gidecekleri ve mutlu olacakları anlayışının çocukların ölüm endişesinin yatıştırılmasında çok etkili olduğu kanaatindedirler.

    *Yazarın Timaş Yayınları arasından yeni yayınlanan

    Doç. Dr. Erol Göka’nın “Ölme: Ölümün ve Geride Kal
    anların Psikolojisi”
    kitabından
    alıntı



  5. 04.Haziran.2012, 11:44
    3
    Silent and lonely rains
    Çocuklara ölüm nasıl anlatılır?

    (Doç. Dr. Erol Göka)

    Ölüm, böylesine yanı başımızda, hayata, hayatımıza eşlik edip gidiyor ama ölümle ilgili algılamalarımız ve bilgilerimiz bebekliğimizden itibaren değişik bir rota izliyor. Onu fark ettiğimizden itibaren anlamaya çalışıyor, onunla ilgili fikirler yürütüyoruz. Her yaşın ölüm bilgisi farklı.
    Çocuklar ölüm üzerine düşünüyor ve konuşmak istiyorlar, yetişkinlere ölümle ilgili kendi kavrayışlarına göre sorular soruyorlar.

    Çocuklar ölüm hakkında birçok soru soruyor, daha doğrusu kafalarına takılan şeylerin aydınlanmasını istiyorlar ama çocuğun ebeveyninin veya bu tür sorulara muhatap olan yetişkinlerin çoğu bu konuda çocuklarla konuşmak istemiyorlar. Daha doğrusu hayatın bir gün sona ereceği bilgisini çocuklara aktarma konusunda kendi içlerinde bir zorluk yaşıyorlar. Henüz çok küçük olan bu insanı, henüz ona çok uzak olduğunu düşündükleri ölümden bahsederek, üzmek istemediklerini söylüyorlar. Çocukları korumak, kollamak gerektiği gibi gerekçeler de ileri sürdükleri oluyor.

    Oysa bu tarz bir tutum, çocukla sağlıklı iletişimin ilkelerine tamamen aykırıdır; çocuğun ölüm gerçeğiyle ilgili sorularını cevaplamak, her canlı için hayatın bir gün sona ereceğini ve ölen kişinin geri dönmeyeceğini çocuğa uygun dille anlatmak gerekir. Ölüm gerçeği, çocuğun onunla ilgili sorgulamaya başladığı ve konuşmak istediği zamanlardan itibaren saklanmamalı; gerçek, yaşına uygun bir açıklamayla çocukla paylaşılmalıdır. Aksi yapılıp bir kayıp ve ölüm karşısında çocuk, cevapsız sorularla ve belirsizliklerle karşı karşıya bırakıldığında gireceği ruh hali, çok daha olumsuz olacaktır.
    Yetişkinlerin, ebeveynin, çocuklara karşı görevlerinden birisi de onlarla ölüm hakkında konuşmak, ölüm gerçeğini doğru düzgün öğrenmelerini sağlamak. Ama çocuklarla ölüm hakkında konuşmanın, onlara ölümü anlatmanın da genel geçer bir formülü yok.

    Çocuklarla ölüm hakkında konuşan, konuşmak durumunda kalan bir yetişkinin öncelikle, karşısındaki çocuğun bu konuda neyi bilip neyi bilmediğini, daha da önemlisi neyi yanlış, hatalı bildiğini anlaması gerekir. Her yaştaki çocuğun, hatta her çocuğun farklı bir ölüm tasavvuruna sahip olduğu bilinmelidir. Bunlar da yetmez, çocuğun ölüm konusundaki geçmiş yaşam deneyimlerinin de mutlaka göz önünde bulundurulması lazımdır.

    Canlılar için kaçınılmaz son olan ölüm, her yerdedir ve her zaman karşımıza çıkabilir. Bu nedenle mutlaka günün birinde her çocuğun karşına da ölüm gerçeği dikiliverecek, “Ben buralardayım” diyecektir. Aslında iki yaşından sonra hemen her çocuk, belli ölçülerde ölümün farkındadır. Çevrelerinde çeşitli canlıların, hayvanların, bitkilerin cansız, hareketsiz kaldıklarını, öldüklerini görmekte, televizyonlardaki programlarda izlemekte, özellikle erkek çocuklar ölümü, öldürmeyi konu alan oyunlar oynamaktadır.

    Çocuklarla ölüm hakkında konuştuğumuzda, onların gördükleri ama tam da bizim gibi anlamadıkları bir konudan söz edeceğizdir. Bizim yetişkin, ebeveyn olarak görevimiz, onların bu nihai yaşam gerçeği hakkında yaşlarına, dağarcıklarına uygun doğru bilgiyi sağlamaktır. Çocuklar, ölüm konusunda ne kadar ihtiyaçları olan doğru bilgilerle donanırlarsa, çok daha erken ve sağlıklı bir ölüm bilinci geliştirebilecekleri gibi ileride yaşamaları muhtemel bir krize, mateme hazırlanmaları ve üstesinden gelmeleri çok daha kolay olacaktır.

    Ölüm konusunda konuşmak, çok zor olduğu kadar çok ciddi bir meseledir. Bu zorluk ve ciddiyet muhatabımız çocuklar olduğunda daha da artar. Her ciddi konu, küçücük bir çocuk olsa bile muhatabın da ciddiyete alınmasını, onun söylediklerine kulak verilmesini gerektirir. Çocukların ölüm hakkındaki görüşlerini onlara saygı göstererek ciddiyetle dinleyebilecek yetenekten yoksun olanlar, asla onlarla ölüm hakkında konuşmaya tevessül etmemelidirler. Saygıya, anlamaya çalışmaya dayalı, açık, dürüst bir iletişim, sağlıklı bilgi akışı için şarttır. Bu şartların yerine getirildiğini gören çocuklar da daha açık, cesur ve iletişime istekli olacaklardır.

    Çocuklar, küçüktür ama insandır, insan yavrusudur, yetişkin bir insanın tüm becerileri potansiyel halde olsa bile çocuklarda şu veya bu ölçüde bulunur. Çocuklar, bilgiye susamış olduklarından yetişkinlere göre daha iyi gözlemcidirler. Bir diyalog sırasında da neyin söylendiği veya söylenmediğine ilişkin mesajları rahatlıkla fark ederler. Neyin nasıl söylendiğini ayırt etme konusunda inanılmaz bir yetenekleri vardır. Bu nedenle ölüm konusunda yetişkinlerin bir yolunu bulup konuşmaktan kaçınma davranışlarını hemen algılarlar. Böyle bir algı da onların ölüm konusundaki endişelerini artırır, “Haklıymışım, ölüm bilinmeyen, gizli ve kaygı verici bir şeymiş” diye düşünmelerine neden olur.
    Çocuklara ölüm konusunda doğru bilgi verme şeklindeki temel ilkemiz, onların anlayıp anlamadıklarına bakmadan, doğru bildiklerimizi onun küçücük zihnine boca etmek olarak anlaşılmamalıdır. Çocuğun hiç de ihtiyaç duymadığı ve asla anlayamayacağı bilgileri onun önüne yığıvermek de karıştırıcı ve korkutucu bir etkiye yol açabilir. Çocuğun söylediklerimizi anladığından emin olunmalı, doğru bilgi vereceğim diye onun dünyası allak bullak edilmemelidir.Ölüm hakkında bir çocukla konuşan bir ebeveyn ya da yetişkin, açık, sade ve basit bir dille konuşmalı, söylediklerinin anlaşıldığından emin olmadan bir başka cümleye geçmemelidir. Uzun ve karışık cümleler, özellikle küçük çocuklar için, sarp ve dolambaçlı bir yolda yürümekten, çok çetrefilli bir bulmacayı çözmekten bile daha zor ve sıkıcı olabilir. Bir çocuğun ölüm hakkındaki sorusuna verilen basit ve anlaşılır bir cevap, onu bir başka soru aklına gelene kadar idare edebilir ama buna rağmen öğrendiği bilgiyi iyice sindirebilmek için bazı çocuklar, tekrar tekrar aynı soruyu sorabilirler. Hem sabırlı hem de soruların giderek bizim de içinden çıkamayacağımız kadar çapraşık hal alacağına hazır olunmalıdır. Ölüm konusunda konuşmanın ne denli zor ve duygu yüklü olduğunu, çocukların bu duygularla ilgili de konuşmak isteyeceklerini, “Neden biri öldüğünde diğer insanlar ağlıyor?” gibi bizim de gözümüzün yaşarmasına engel olamayacağımız sorular sorabileceklerini ayrıca hatırlatmaya gerek yok herhalde. Duygularını belli etmekten, ağlamaktan korkanlar da çocuklarla ölüm konusunda konuşmaya heves etmemeliler bu nedenle.

    Çocuklarla ölüm hakkında konuşan bir kimsenin kendisinin bu konudaki görüşleri net, iç dünyası açık olmalıdır. Kafasında ölüm hakkında çözülmemiş birçok sorusu ve sorunu bulunan, kendinden emin olmayan, şüphe denizinde yüzen, ölüm korkusunun pençesinde kıvranan bir ebeveyn ve yetişkin, çocuklarla ölüm hakkında hiç konuşmasa daha iyi olur. Belirsiz, kuşkulu, atlatmaya çalışan ifadeler çocuklar tarafından hemen fark edilirler. Çocuklarla iletişimin her alanında ama özellikle ölüm gibi hayatı boyunca çocuğu etkileyecek temel konularda konuşurken rahat, kesin, basit, savunucu olmayan, şaşkınlık içermeyen açıklamalar yapmak gerekir; aksi halde böyle bir iletişimin ve verildiği sanılan bilginin çocuğa bir hayrı olmayacaktır.
    Çocuklara ölüm gerçeğinin uygun bir biçimde anlatılması konusunda çocuk ruh sağlığıyla ilgilenen tüm profesyoneller tam bir fikir birliği içindir. Elbette çocukların soruları arasında “Öldükten sonra ne olacağı…” şeklinde, ölüm-ötesi hakkında doğrudan doğruya din psikolojisi ve din eğitimini ilgilendiren sorular da vardır. Her ebeveyn, bu tür sorulara, kendi dini inançları doğrultusunda, çocuklarının ruh sağlığına en uygun nasıl cevaplar vermesi gerektiğini öğrenmekle yükümlüdür.

    Din eğitimcileri, ölümün bir son, yokluk, sönüş olmadığı şeklindeki bakışın, iyi insanların cennete gidecekleri ve mutlu olacakları anlayışının çocukların ölüm endişesinin yatıştırılmasında çok etkili olduğu kanaatindedirler.

    *Yazarın Timaş Yayınları arasından yeni yayınlanan

    Doç. Dr. Erol Göka’nın “Ölme: Ölümün ve Geride Kal
    anların Psikolojisi”
    kitabından
    alıntı






+ Yorum Gönder