Konusunu Oylayın.: Cebrail as karşı içimde oluşan sevginin yerini ALLAH AŞKI ALDI.

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Cebrail as karşı içimde oluşan sevginin yerini ALLAH AŞKI ALDI.
  1. 01.Haziran.2012, 08:53
    1
    burcealtug
    Kıdemli Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Şubat.2012
    Üye No: 94504
    Mesaj Sayısı: 980
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: ALLAHÜTELANIN ARŞININ ALTINDA HERHANGİBİR YER

    Cebrail as karşı içimde oluşan sevginin yerini ALLAH AŞKI ALDI.






    Cebrail as karşı içimde oluşan sevginin yerini ALLAH AŞKI ALDI. Mumsema Allah sevgisi ibn kayyim el-cevziyye
    .
    DE Kİ-eğer siz ALLAHı seviyorsanız bana uyun ALLAHta sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.ALLAH bağışlayandır,esirgeyendir.
    AL-İ İMRAN31


    Cebrail as karşı küçüklüğümden beri içimde bir sevgi vardı
    Peygamber efendimiz s. a.v ile olan kardeşliği hikayelerinden etkilenmiştim belkide bilmiyorum.
    Bu meleğe olan sevgim o kadar büyüktü ki kendim bile şaşıyor şirke düşmekten endişe ediyordum.Hatta sitede bununla ilgili başlık bile açtığımı hatırlamaktayım.
    Git gide bu sevgi azaldı
    yerini ALLAH AŞKI aldı
    Okuduğum yukarda ki kitapda sanki bunun cevabını veriyordu yazar.
    ALLAHÜTELA kulunun kalbinde başka bir varlığın sevgisini istemez kıskanırmış.
    Yani onun yerine onun zaatını çok daha fazla sevmek gerekli elbette
    Şimdi ben bunun sizlere de olup olmadığını merak ediyorum
    Peygamberimizi bile ALLAHÜTELA dan ötürü ALLAHiçin sevmemiz şart.
    ALLAH sevgisi herşeyi kuşatması gerek kurtuluş için.
    Sizin de buna benzer bir durumunuz oldu m u?



  2. 01.Haziran.2012, 08:53
    1
    Kıdemli Üye



    Allah sevgisi ibn kayyim el-cevziyye
    .
    DE Kİ-eğer siz ALLAHı seviyorsanız bana uyun ALLAHta sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.ALLAH bağışlayandır,esirgeyendir.
    AL-İ İMRAN31


    Cebrail as karşı küçüklüğümden beri içimde bir sevgi vardı
    Peygamber efendimiz s. a.v ile olan kardeşliği hikayelerinden etkilenmiştim belkide bilmiyorum.
    Bu meleğe olan sevgim o kadar büyüktü ki kendim bile şaşıyor şirke düşmekten endişe ediyordum.Hatta sitede bununla ilgili başlık bile açtığımı hatırlamaktayım.
    Git gide bu sevgi azaldı
    yerini ALLAH AŞKI aldı
    Okuduğum yukarda ki kitapda sanki bunun cevabını veriyordu yazar.
    ALLAHÜTELA kulunun kalbinde başka bir varlığın sevgisini istemez kıskanırmış.
    Yani onun yerine onun zaatını çok daha fazla sevmek gerekli elbette
    Şimdi ben bunun sizlere de olup olmadığını merak ediyorum
    Peygamberimizi bile ALLAHÜTELA dan ötürü ALLAHiçin sevmemiz şart.
    ALLAH sevgisi herşeyi kuşatması gerek kurtuluş için.
    Sizin de buna benzer bir durumunuz oldu m u?



    Benzer Konular

    - Şeyhlere karşı içimde soğukluk var yardım edermisiniz ?

    - Dayımın kızına karşı içimde bir his var sanki onu seviyorum bu his nasıl geçer?

    - Allah ve Peygamber sevgisini içimde nasıl arttırabilirim?

    - Bakara suresi 98. ayet: Kim, Allah'a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail'e ve Mikâil'e düşman olu

    - 4 Yıldır Namaz Kılıyorum Bu Aralar Namaza Karşı Soğukluk Var Içimde

  3. 03.Haziran.2012, 06:21
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,606
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 336
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Cebrail as karşı içimde oluşan sevginin yerini ALLAH AŞKI ALDI.




    Elbette en çok Allah sevilir. Kişinin zamanla seveceği tek varlık Allah'tır.
    Ama bu diğer varlıkları sevmeyiz anlamına gelmiyor.
    ne demiş şair: yaradılanı severiz yaradandan ötürü.
    __________________________________________________ _

    31. “Ey Muhammed, de ki: “Allah'ı seviyorsanız bana uyun, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağış-lasın. Allah affeder ve merhamet eder.”

    Yine peygamber efendimize bir “gul” emri daha. Rabbimiz pey­gamberine şu sözü de söylemesini emrediyor: Ey mü’minler, ey iman iddiasında bulunanlar, eğer Allah’ı seviyorsanız, Allah’ı sevdiği­nizi iddia ediyor, Allah’ı seviyor görüntüsü içindey­seniz, imanınız, id­dianız, görüntünüz buysa o zaman bana tabi olun. Bana tabi olun ki Allah’a sevgi iddianız, Allah’a iman id­dianız gerçek olsun. İşte Allah’a imanın ispatı, Allah’ı sevmenin delili budur.

    Öyleyse ben Allah’a inanıyorum, ben Allah’ı seviyorum diyen kişi, sevdiği Allah’ın seçip, kendisi için kulluk modeli olarak gönderdiği elçisine tabi olmalıdır. Çünkü Allah’a imanın, Allah’ı sevmenin, Allah’a Allah’ın istediği, Allah’ın razı olduğu kulluğun, itaatin, teslimiyetin pra­tik örneği peygamberdir. Peygambere Allah’ın istediği şekilde inan­madan, onu kulluk örneği bilmeden, tüm hayatında ona tabi olmadan, onun yaşadığı hayatı yaşayıp, adım, adım onun yolunu takip etme­den, onun gibi Allah’a inanmadan, onun gibi Allah’ı sevmeden Lâ İlâhe illallah iddiası da boştur, Allah’a iman iddiası da, Allah’ı sevme iddiası da boştur.

    Yâni bir kişi ben Allah’a iman ediyorum, ben Allah’ı seviyorum, ben Allah’a kulluk yapmak zorunda olduğumu biliyorum, ama Rabbi-me yapmam gereken bu kulluğun modelini, stilini ben ken­dim belirlerim. Bu konuda hiç kimseye, hiçbir örneğe ihtiyacım yoktur diye­rek peygamberin örnekliliğini reddederse, onun ortaya koyduğu örnek kulluk hayatını reddederse, bu adamın günde mil­yar kere de tekrar­lasa La İlâhe İllallah demesinin hiç bir anlamı yoktur. Çünkü Rabbimiz kullarına bir kitap, bir kulluk programı gönderirken unutmamalıyız ki, onu peygamberle göndermiş, pey­gamberi kullukta temel örnek kıl­mıştır.O bu ko­nuda sanki form dilekçedir. Rabbimiz işte sizden istedi­ğim kulluğun mo­deli peygamberdir, ona bakın ve öylece yaşayın bu­yuruyor. Eğer öyle olmasaydı çıkarırdı peygamberini devreden ve bu kitabını melekleriyle gönderirdi. Kitabını herkesin posta kutusuna atardı ve ey kullarım, işte size indirdiğim kitabım elinizdedir, onu oku­yun, anlayın ve uygulayın deyiverir olur biterdi. Gerçi şimdi bi­rileri peygamberi posta memuru durumuna indirgeme kavgası ve­riyor.
    Bugün kimileri Rasûlullah’ı devreden çıkararak kendi sos­yal , ekonomik , siyasal hayatlarına, kendi zevk ü sefalarına çok rahat bir şekilde fetva bulabilmenin derdin­deler. O zaman Kur’an’ı kendi iste­dikleri gibi yorumlayabilecekler, keyiflerine göre bir din yaşayabile­cekler. Çünkü Kur’an genel nasslar ihtiva eder. O genel nassların pra­tikte uygulaması Rasûlullah’ın hayatındadır. Peygamberi devreden çıkardınız mı ortada ne Kur’an kalır ne din? Çünkü peygamberi dev­reden çıkar­dınız mı genel özellikleriyle bir din ortaya çıkacaktır ve in­sanlar bu dinle alâkalı kendi yorumlarını din kabul edecekler ve sanki Kur’an’ın pratiğiymiş gibi bir hayat yaşayacaklar. Sonra da insan­ları kendilerine, kendi anlayışlarına, kendi dinlerine çağıracaklar. Gelin bizim gibi olun, bizim gibi yaşayın diyecekler, gerçekten bu çok yanlış bir şeydir.

    Öyle yapmayalım da, kendi yorumlarımızı, kendi anlayışla­rı­mızı, kendi hevâ ve heveslerimizi bir kenara bırakalım da, kendimizi ve kendimiz gibileri bir tarafa bırakalım da Allah’ın onayla­dığı Rasû-lullah efendimizin, Kur’an’ın ve Rasûlullah efendimizin onayla­dığı öteki peygamberler örnekliliğinde, yine Allah ve Resûlünün onayladığı sahâbî örnekliliğinde bir hayat yaşayalım.

    Çünkü unutmayalım ki elçinin varlığı kitaptan önceliklidir. Biz bi­liyoruz ki Allah pek çok peygamberler göndermiş ve onlar­dan pek çoğuna kitap ve sahifeler de vermemiştir. Demek ki bir Allah yasası olarak elçilerin varlığını kabul etmek zorundayız. Müslüman olarak bi­zim hayatımızda elçi olacak, kullukta örneği­miz olan bu elçi Allah’tan sözlü yahut yazılı vahiy alacak, bu vah­yin nasıl anlaşılacağını, nasıl uygulanacağını, bu vahiyleriyle Al­lah’ın bizden nasıl bir kulluk istedi­ğini Allah emri ve yetkisiyle in­sanlara duyuracak, uygulayacak, göste­recek ve insanların gözleri önünde pratik bir hayat sergileyecek, in­sanlar da o elçinin Al­lah’tan almış olduğu vahyin pratik örneğini gör­müş olacaklar.

    İşte böylece insanlar aynen örneklerinin yaptıklarını yaparak, onun gibi bir hayat yaşaya­rak Allah’a iman ederlerken, Allah’ı sever­lerken, Allah’ı Rab kabul ederlerken bu iddialarını ispat etmiş, ger­çekleştirmiş olacaklar. Değilse peygamberi kulluk örneği kabul etme­den, onun pratik ha­yatını devre dışı bırakarak, sünnetini göz ardı ede­rek bir iman ve sevgi iddiası boş bir iddiadan öteye geçmeyecektir.
    Demek ki peygamber efendimizin hayatı, onun sün­neti, onun uygulamaları Kur’an’la özdeştir. Kitabı peygamberden, peygamberi de kitaptan ayırmak, kitapla peygamberin arasını aç­mak mümkün de-ğil­dir. Peygamberin sözleri, uygu­lamaları ve sünneti sadece kendisini ve kendi dönemini bağlar. Şu anda bizim elimizde Allah’ın kitabı var. Biz kitapla amel ederiz, bizi sadece kitap bağlar. Demek önceki âyetlerde de dediğimiz gibi Al­lah korusun peygamberi öldürmek anlamına gele­cektir. Böyle dü­şünen sapıkları bir kenara bırakarak Allah’ın Resûlünü kendimize örnek kabul edelim. Hep onun gibi olmaya, onun gibi ya­şamaya, onun gibi Allah’a inanmaya, onun gibi sevmeye, onun gibi kulluk etmeye, onun gibi yiyip-içmeye, onun gibi giyinmeye, onun gibi konuşup-yürümeye ve adım, adım onu izlemeye çalışalım. Gücü­müz, imkânımız nisbetinde buna gayret edelim.

    Onun sünnetini, onun uygulamasını bilemediğimiz veya bilip de gücümüzün yetmediği yerlerde de: Ya Rabbi, biz nefislerimize zul-mettik, ya Rabbi biz beceremedik, örneğin gibi olamadık, peygam­be-rin gibi yapamadık, onun gibi cesur, onun gibi hasbi olamadık, onun gibi fedâkârlık yapamadık, onun gibi sana ve dinine şahitlik edemedik, onun gibi bir kul, onun gibi bir eş, onun gibi bir baba, onun gibi bir koca, onun gibi bir komutan, onun gibi bir yönetici olamadık. Örneğimize benzeme konusunda, örneğimize ittiba konusunda biz nefislerimize zulmettik, bizi affet ya Rabbi diyelim.

    Sakın ha sakın şöyle diyenlerden olmayalım: Eh o bir pey-gamberdi. O Allah desteğinde bir elçiydi. Elbette Allah’a Allah’ın iste­diği kulluğu o gerçekleştirecekti. Biz onun gibi olamayız ki. Biz onun yaptıklarını yapamayız ki. Ya da, onun devri geçmiştir. Onun hayatı, onun yaşantısı o döneme ait bir yaşantıydı. Biz onun gibi asla olama­yız, o kesinlikle bize örnek olamaz. Devir değişmiştir, şartlar farklı­laşmıştır diyenlerden olmayalım inşallah.

    Eğer Allah’ı seviyorsanız bana tabi olun. Demek ki Al­lah sev­gisi peygambere tebeiyetten geçiyor. Kim ki peygambere tabi olu­yorsa o Allah’ı seviyor demektir. Tabi ki peygambere tabi olup onun izini takip etmek için de onu tanımak zorundayız. Onun sünnetini, onun uygulamalarını bilmek zorundayız. Elbette pey­gamber tanınma­dan, hayatı bilinmeden ona tabi olunamaz.

    Rasulullah efendimize tabi olma konusunda pek çok hadis vardır. Ben onlardan birkaç tanesini burada okuyayım inşallah.

    Ebu Hüreyre (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v.) ”Yüz çevirenler dışında ümmetimin hepsi cennete girer-ler”, buyurdu. Bunun üzerine, Ey Allah’ın elçisi cennete girmeyi kim istemez ki? Denildi. Peygamberimiz (s.a.v.)’de: “Bana itaat eden-ler cennete girer, bana karşı gelenler de cenneti istememiş demektir” buyurdu.
    (Buhari, İ’tisam 2)

    Cabir (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Benim ve sizin durumunuz; ateş yakıp ta ateşine pervane ve çekirgeler düşmeye başlayınca onlara engel olmaya çalışan adamın durumuna benzer. Ben sizi ateşten korumak için eteklerinizden tutuyorum, siz ise elimden kurtulup ateşe girmeye çalışıyorsunuz.”
    (Müslim, Fezail 19)

    Âbis İbn-i Rabia (r.a) şöyle demiştir: Ben Ömer İbn-i Hattab’ın Hacer’ül Esved’i öptüğünü gördüm. O esnada diyordu ki: “Bilirim ki sen bir taşsın ne fayda verirsin ne de zarar. Eğer Rasulullah (s.a.v.)’ın seni öptüğünü görmeseydim ben de öpmezdim.
    (Buhari Hac 50, Müslim Hac 251)


  4. 03.Haziran.2012, 06:21
    2
    Moderatör



    Elbette en çok Allah sevilir. Kişinin zamanla seveceği tek varlık Allah'tır.
    Ama bu diğer varlıkları sevmeyiz anlamına gelmiyor.
    ne demiş şair: yaradılanı severiz yaradandan ötürü.
    __________________________________________________ _

    31. “Ey Muhammed, de ki: “Allah'ı seviyorsanız bana uyun, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağış-lasın. Allah affeder ve merhamet eder.”

    Yine peygamber efendimize bir “gul” emri daha. Rabbimiz pey­gamberine şu sözü de söylemesini emrediyor: Ey mü’minler, ey iman iddiasında bulunanlar, eğer Allah’ı seviyorsanız, Allah’ı sevdiği­nizi iddia ediyor, Allah’ı seviyor görüntüsü içindey­seniz, imanınız, id­dianız, görüntünüz buysa o zaman bana tabi olun. Bana tabi olun ki Allah’a sevgi iddianız, Allah’a iman id­dianız gerçek olsun. İşte Allah’a imanın ispatı, Allah’ı sevmenin delili budur.

    Öyleyse ben Allah’a inanıyorum, ben Allah’ı seviyorum diyen kişi, sevdiği Allah’ın seçip, kendisi için kulluk modeli olarak gönderdiği elçisine tabi olmalıdır. Çünkü Allah’a imanın, Allah’ı sevmenin, Allah’a Allah’ın istediği, Allah’ın razı olduğu kulluğun, itaatin, teslimiyetin pra­tik örneği peygamberdir. Peygambere Allah’ın istediği şekilde inan­madan, onu kulluk örneği bilmeden, tüm hayatında ona tabi olmadan, onun yaşadığı hayatı yaşayıp, adım, adım onun yolunu takip etme­den, onun gibi Allah’a inanmadan, onun gibi Allah’ı sevmeden Lâ İlâhe illallah iddiası da boştur, Allah’a iman iddiası da, Allah’ı sevme iddiası da boştur.

    Yâni bir kişi ben Allah’a iman ediyorum, ben Allah’ı seviyorum, ben Allah’a kulluk yapmak zorunda olduğumu biliyorum, ama Rabbi-me yapmam gereken bu kulluğun modelini, stilini ben ken­dim belirlerim. Bu konuda hiç kimseye, hiçbir örneğe ihtiyacım yoktur diye­rek peygamberin örnekliliğini reddederse, onun ortaya koyduğu örnek kulluk hayatını reddederse, bu adamın günde mil­yar kere de tekrar­lasa La İlâhe İllallah demesinin hiç bir anlamı yoktur. Çünkü Rabbimiz kullarına bir kitap, bir kulluk programı gönderirken unutmamalıyız ki, onu peygamberle göndermiş, pey­gamberi kullukta temel örnek kıl­mıştır.O bu ko­nuda sanki form dilekçedir. Rabbimiz işte sizden istedi­ğim kulluğun mo­deli peygamberdir, ona bakın ve öylece yaşayın bu­yuruyor. Eğer öyle olmasaydı çıkarırdı peygamberini devreden ve bu kitabını melekleriyle gönderirdi. Kitabını herkesin posta kutusuna atardı ve ey kullarım, işte size indirdiğim kitabım elinizdedir, onu oku­yun, anlayın ve uygulayın deyiverir olur biterdi. Gerçi şimdi bi­rileri peygamberi posta memuru durumuna indirgeme kavgası ve­riyor.
    Bugün kimileri Rasûlullah’ı devreden çıkararak kendi sos­yal , ekonomik , siyasal hayatlarına, kendi zevk ü sefalarına çok rahat bir şekilde fetva bulabilmenin derdin­deler. O zaman Kur’an’ı kendi iste­dikleri gibi yorumlayabilecekler, keyiflerine göre bir din yaşayabile­cekler. Çünkü Kur’an genel nasslar ihtiva eder. O genel nassların pra­tikte uygulaması Rasûlullah’ın hayatındadır. Peygamberi devreden çıkardınız mı ortada ne Kur’an kalır ne din? Çünkü peygamberi dev­reden çıkar­dınız mı genel özellikleriyle bir din ortaya çıkacaktır ve in­sanlar bu dinle alâkalı kendi yorumlarını din kabul edecekler ve sanki Kur’an’ın pratiğiymiş gibi bir hayat yaşayacaklar. Sonra da insan­ları kendilerine, kendi anlayışlarına, kendi dinlerine çağıracaklar. Gelin bizim gibi olun, bizim gibi yaşayın diyecekler, gerçekten bu çok yanlış bir şeydir.

    Öyle yapmayalım da, kendi yorumlarımızı, kendi anlayışla­rı­mızı, kendi hevâ ve heveslerimizi bir kenara bırakalım da, kendimizi ve kendimiz gibileri bir tarafa bırakalım da Allah’ın onayla­dığı Rasû-lullah efendimizin, Kur’an’ın ve Rasûlullah efendimizin onayla­dığı öteki peygamberler örnekliliğinde, yine Allah ve Resûlünün onayladığı sahâbî örnekliliğinde bir hayat yaşayalım.

    Çünkü unutmayalım ki elçinin varlığı kitaptan önceliklidir. Biz bi­liyoruz ki Allah pek çok peygamberler göndermiş ve onlar­dan pek çoğuna kitap ve sahifeler de vermemiştir. Demek ki bir Allah yasası olarak elçilerin varlığını kabul etmek zorundayız. Müslüman olarak bi­zim hayatımızda elçi olacak, kullukta örneği­miz olan bu elçi Allah’tan sözlü yahut yazılı vahiy alacak, bu vah­yin nasıl anlaşılacağını, nasıl uygulanacağını, bu vahiyleriyle Al­lah’ın bizden nasıl bir kulluk istedi­ğini Allah emri ve yetkisiyle in­sanlara duyuracak, uygulayacak, göste­recek ve insanların gözleri önünde pratik bir hayat sergileyecek, in­sanlar da o elçinin Al­lah’tan almış olduğu vahyin pratik örneğini gör­müş olacaklar.

    İşte böylece insanlar aynen örneklerinin yaptıklarını yaparak, onun gibi bir hayat yaşaya­rak Allah’a iman ederlerken, Allah’ı sever­lerken, Allah’ı Rab kabul ederlerken bu iddialarını ispat etmiş, ger­çekleştirmiş olacaklar. Değilse peygamberi kulluk örneği kabul etme­den, onun pratik ha­yatını devre dışı bırakarak, sünnetini göz ardı ede­rek bir iman ve sevgi iddiası boş bir iddiadan öteye geçmeyecektir.
    Demek ki peygamber efendimizin hayatı, onun sün­neti, onun uygulamaları Kur’an’la özdeştir. Kitabı peygamberden, peygamberi de kitaptan ayırmak, kitapla peygamberin arasını aç­mak mümkün de-ğil­dir. Peygamberin sözleri, uygu­lamaları ve sünneti sadece kendisini ve kendi dönemini bağlar. Şu anda bizim elimizde Allah’ın kitabı var. Biz kitapla amel ederiz, bizi sadece kitap bağlar. Demek önceki âyetlerde de dediğimiz gibi Al­lah korusun peygamberi öldürmek anlamına gele­cektir. Böyle dü­şünen sapıkları bir kenara bırakarak Allah’ın Resûlünü kendimize örnek kabul edelim. Hep onun gibi olmaya, onun gibi ya­şamaya, onun gibi Allah’a inanmaya, onun gibi sevmeye, onun gibi kulluk etmeye, onun gibi yiyip-içmeye, onun gibi giyinmeye, onun gibi konuşup-yürümeye ve adım, adım onu izlemeye çalışalım. Gücü­müz, imkânımız nisbetinde buna gayret edelim.

    Onun sünnetini, onun uygulamasını bilemediğimiz veya bilip de gücümüzün yetmediği yerlerde de: Ya Rabbi, biz nefislerimize zul-mettik, ya Rabbi biz beceremedik, örneğin gibi olamadık, peygam­be-rin gibi yapamadık, onun gibi cesur, onun gibi hasbi olamadık, onun gibi fedâkârlık yapamadık, onun gibi sana ve dinine şahitlik edemedik, onun gibi bir kul, onun gibi bir eş, onun gibi bir baba, onun gibi bir koca, onun gibi bir komutan, onun gibi bir yönetici olamadık. Örneğimize benzeme konusunda, örneğimize ittiba konusunda biz nefislerimize zulmettik, bizi affet ya Rabbi diyelim.

    Sakın ha sakın şöyle diyenlerden olmayalım: Eh o bir pey-gamberdi. O Allah desteğinde bir elçiydi. Elbette Allah’a Allah’ın iste­diği kulluğu o gerçekleştirecekti. Biz onun gibi olamayız ki. Biz onun yaptıklarını yapamayız ki. Ya da, onun devri geçmiştir. Onun hayatı, onun yaşantısı o döneme ait bir yaşantıydı. Biz onun gibi asla olama­yız, o kesinlikle bize örnek olamaz. Devir değişmiştir, şartlar farklı­laşmıştır diyenlerden olmayalım inşallah.

    Eğer Allah’ı seviyorsanız bana tabi olun. Demek ki Al­lah sev­gisi peygambere tebeiyetten geçiyor. Kim ki peygambere tabi olu­yorsa o Allah’ı seviyor demektir. Tabi ki peygambere tabi olup onun izini takip etmek için de onu tanımak zorundayız. Onun sünnetini, onun uygulamalarını bilmek zorundayız. Elbette pey­gamber tanınma­dan, hayatı bilinmeden ona tabi olunamaz.

    Rasulullah efendimize tabi olma konusunda pek çok hadis vardır. Ben onlardan birkaç tanesini burada okuyayım inşallah.

    Ebu Hüreyre (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v.) ”Yüz çevirenler dışında ümmetimin hepsi cennete girer-ler”, buyurdu. Bunun üzerine, Ey Allah’ın elçisi cennete girmeyi kim istemez ki? Denildi. Peygamberimiz (s.a.v.)’de: “Bana itaat eden-ler cennete girer, bana karşı gelenler de cenneti istememiş demektir” buyurdu.
    (Buhari, İ’tisam 2)

    Cabir (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Benim ve sizin durumunuz; ateş yakıp ta ateşine pervane ve çekirgeler düşmeye başlayınca onlara engel olmaya çalışan adamın durumuna benzer. Ben sizi ateşten korumak için eteklerinizden tutuyorum, siz ise elimden kurtulup ateşe girmeye çalışıyorsunuz.”
    (Müslim, Fezail 19)

    Âbis İbn-i Rabia (r.a) şöyle demiştir: Ben Ömer İbn-i Hattab’ın Hacer’ül Esved’i öptüğünü gördüm. O esnada diyordu ki: “Bilirim ki sen bir taşsın ne fayda verirsin ne de zarar. Eğer Rasulullah (s.a.v.)’ın seni öptüğünü görmeseydim ben de öpmezdim.
    (Buhari Hac 50, Müslim Hac 251)


  5. 03.Haziran.2012, 12:17
    3
    burcealtug
    Kıdemli Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Şubat.2012
    Üye No: 94504
    Mesaj Sayısı: 980
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: ALLAHÜTELANIN ARŞININ ALTINDA HERHANGİBİR YER

    Cevap: Cebrail as karşı içimde oluşan sevginin yerini ALLAH AŞKI ALDI.

    [QUOTE=mum;787629]

    31. “Ey Muhammed, de ki: “Allah'ı seviyorsanız bana uyun, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağış-lasın. Allah affeder ve merhamet eder.”

    Onun sünnetini, onun uygulamasını bilemediğimiz veya bilip de gücümüzün yetmediği yerlerde de: Ya Rabbi, biz nefislerimize zul-mettik, ya Rabbi biz beceremedik, örneğin gibi olamadık, peygam­be-rin gibi yapamadık, onun gibi cesur, onun gibi hasbi olamadık, onun gibi fedâkârlık yapamadık, onun gibi sana ve dinine şahitlik edemedik, onun gibi bir kul, onun gibi bir eş, onun gibi bir baba, onun gibi bir koca, onun gibi bir komutan, onun gibi bir yönetici olamadık. Örneğimize benzeme konusunda, örneğimize ittiba konusunda biz nefislerimize zulmettik, bizi affet ya Rabbi diyelim.

    Bunu yaşamaya ve yapmaya gayret ediyorum kardeşim. İnanın ki özellikle kapanmak konusunda içimde yaşadığım savaş çok büyük ızdırap veriyor bana. Amannn boşver diyenlerden değilim. Elimden geldiğince giyimime daha dikkat ediyorum.Ama nasıl kapalı bir bayan açılmada o kadar nefsine acı yaşarsa bende şuanda kapanmak konusunda aynı şeyi yaşıyorum. Aslında saçım konusunu nefsimde yendim. Yani saçımı pek kolay kapatabilirim. Benim takıntım bedenim olacak. Kollarım ayakbileğime kadar olan kısım. Zaten iman tahtasını açıp gösterenlerden değilim. Eskiden genç kızken çok açıktım ALLAH affetsin. Minide şortta askılıda giydim. Evlendikten sonra yaş ilerledikçe insan kendine yakıştıramıyor. Birde namaznamaz insanı firenliyor. İnşallah muaffak olanlardan olurum. İnternetten hep daha ılımlı kıyafetler getirtmeye başladım. Yavaş yavaş ...ömrüm yetmezse en azından içimde ne denli vicdan azabı çektiğimi RABBİM biliyor....


  6. 03.Haziran.2012, 12:17
    3
    Kıdemli Üye
    [QUOTE=mum;787629]

    31. “Ey Muhammed, de ki: “Allah'ı seviyorsanız bana uyun, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağış-lasın. Allah affeder ve merhamet eder.”

    Onun sünnetini, onun uygulamasını bilemediğimiz veya bilip de gücümüzün yetmediği yerlerde de: Ya Rabbi, biz nefislerimize zul-mettik, ya Rabbi biz beceremedik, örneğin gibi olamadık, peygam­be-rin gibi yapamadık, onun gibi cesur, onun gibi hasbi olamadık, onun gibi fedâkârlık yapamadık, onun gibi sana ve dinine şahitlik edemedik, onun gibi bir kul, onun gibi bir eş, onun gibi bir baba, onun gibi bir koca, onun gibi bir komutan, onun gibi bir yönetici olamadık. Örneğimize benzeme konusunda, örneğimize ittiba konusunda biz nefislerimize zulmettik, bizi affet ya Rabbi diyelim.

    Bunu yaşamaya ve yapmaya gayret ediyorum kardeşim. İnanın ki özellikle kapanmak konusunda içimde yaşadığım savaş çok büyük ızdırap veriyor bana. Amannn boşver diyenlerden değilim. Elimden geldiğince giyimime daha dikkat ediyorum.Ama nasıl kapalı bir bayan açılmada o kadar nefsine acı yaşarsa bende şuanda kapanmak konusunda aynı şeyi yaşıyorum. Aslında saçım konusunu nefsimde yendim. Yani saçımı pek kolay kapatabilirim. Benim takıntım bedenim olacak. Kollarım ayakbileğime kadar olan kısım. Zaten iman tahtasını açıp gösterenlerden değilim. Eskiden genç kızken çok açıktım ALLAH affetsin. Minide şortta askılıda giydim. Evlendikten sonra yaş ilerledikçe insan kendine yakıştıramıyor. Birde namaznamaz insanı firenliyor. İnşallah muaffak olanlardan olurum. İnternetten hep daha ılımlı kıyafetler getirtmeye başladım. Yavaş yavaş ...ömrüm yetmezse en azından içimde ne denli vicdan azabı çektiğimi RABBİM biliyor....





+ Yorum Gönder