Konusunu Oylayın.: Küçük cehennem

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Küçük cehennem
  1. 10.Mayıs.2012, 21:09
    1
    tolga87
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 26.Şubat.2012
    Üye No: 94518
    Mesaj Sayısı: 31
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 30

    Küçük cehennem






    Küçük cehennem Mumsema selamun aleyküm
    bediüzzaman said nursi berzah alemindeki cehennemin yerin altındaki mağma tabakası olduğunu söylüyor hiç bir ehli sünnet vel cemaat alimi böyle kesin bir hüküm vermemişken böyle bir şey söylemek sakıncalı değil mi? bediüzzaman müçtehid mi?


  2. 10.Mayıs.2012, 21:09
    1
    tolga87 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye



    selamun aleyküm
    bediüzzaman said nursi berzah alemindeki cehennemin yerin altındaki mağma tabakası olduğunu söylüyor hiç bir ehli sünnet vel cemaat alimi böyle kesin bir hüküm vermemişken böyle bir şey söylemek sakıncalı değil mi? bediüzzaman müçtehid mi?


    Benzer Konular

    - Fatır suresi 36. ayet: İnkâr edenlere de cehennem ateşi vardır. Öldürülmezler ki ölsünler, cehennem

    - Evlenecekler küçükken babaların anlaşıp küçük kızı küçük oğluna alması durumu?

    - Bediüzzaman Hazretleri Ebu Talip ile ilgili “Cehennem’e gitse de; yine Cehennem içinde b

    - Cennet ve cehennem gösterildi yani cennet ve cehennem şuan var mı yoksa kıyamet günümü varolacak?

    - Cehennem Meydâni ve Cehennem Azabı

  3. 11.Mayıs.2012, 15:07
    2
    muvahhidim
    herşey O'nun için..!

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 17.Eylül.2010
    Üye No: 78968
    Mesaj Sayısı: 1,235
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 14
    Bulunduğu yer: جَنُوبُ تُرْكيا

    Cevap: küçük cehennem




    ve aleykumusselam ve rahmetullah..

    Cehennem yaratılmış mıdır, nerededir, yer küredeki magma tabakasının cehennemin çekirdeği olduğu şeklindeki ifadeler doğru mudur?

    Bu soru çoklar tarafından sorulmaktadır. Üstadımızın ifadelerinden yola çıkarak bu soruya birkaç cihetten cevap bulmaya çalışalım. Yapılan değerlendirmeler için risalelerin farklı yerlerinden bazı pasajlar bir araya getirilip, konuya bir netlik verilmeye çalışılacaktır.

    1. Cehennemin arzın merkezinde ve altında olması, hem arzımızın içi olan mağma, hem de arzımızın bir yıllık dönüşünden hasıl olan büyük dairenin altı olarak anlaşılmaktadır. Yani cehennemin arzın altında olması, sadece arzın içi olan ateş parçası değil, aynı zamanda arzın güneşin etrafından dönüşünden hasıl olan büyük dairenin altıdır. Çünkü küre-i arz güneşin etrafında gezmekle mahşer alanının sınırlarını çizmekte ve bu dairenin altı da cehennemdir. Fakat nursuz ateş olduğu için cehennem görünmemektedir. Üstadımız bu konuda şunları söylemektedir:

    "Cehennemin yeri, قُلْ اِنَّماَ الْعِلْمُ عِنْدَ الله - لاَ يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلاَّ الله bazı rivâyatla, "tahte'l-arz" denilmiştir.
    (Aclûnî, Keşfü'l-Hafâ, 1:281; el-Hâkim, el-Müstedrek, 4:568.) Başka yerlerde beyan ettiğimiz gibi, küre-i arz, hareket-i seneviyesiyle, ileride mecma-ı haşir olacak bir meydanın etrafında bir daire çiziyor. Cehennem ise, arzın o medar-ı senevîsi altındadır demektir. Görünmemeleri ve hissedilmemeleri, perdeli ve nursuz ateş olduğu içindir. Küre-i arzın seyahat ettiği mesafe-i azîmede pek çok mahlûkat var ki, nursuz oldukları için görünmezler. Kamer, nuru çekildikçe vücudunu kaybettiği gibi, nursuz çok küreler, mahlûklar, gözümüzün önünde olup göremiyoruz." "Arzın medar-ı senevîsi altında bulunan Cehennem-i Kübrâ, yerin merkezindeki Cehennem-i Suğrayı güya tevkil ederek bazı vezâifini gördürmüş. Kadîr-i Zülcelâlin mülkü pek çok geniştir; hikmet-i İlâhiye nereyi göstermişse Cehennem-i Kübrâ oraya yerleşir."(1)

    2. Cehennem hâlihazırda iki tane olup, bunlardan birisi büyük cehennem diğeri de küçük cehennemdir. Fakat ileride küçük cehennem de büyük cehenneme dökülüp, ondan bir menzil olacaktır; ayrıca cehennemin bir bölümünün de çekirdeğidir. Üstadımız bu hususta şöyle demektedir:

    "Cehennem ikidir. Biri suğrâ, biri kübrâdır. İleride, suğrâ kübrâya inkılâp edeceği ve çekirdeği hükmünde olduğu gibi, ileride ondan bir menzil olur. Cehennem-i Suğrâ, yerin altında, yani merkezindedir. Kürenin altı, merkezidir. İlm-i tabakatü'l-arzca malûmdur ki, ekseriya her otuz üç metre hafriyatta, bir derece-i hararet tezayüd eder. Demek, merkeze kadar nısf-ı kutr-u arz, altı bin küsûr kilometre olduğundan, iki yüz bin derece-i harareti câmi, yani iki yüz defa ateş-i dünyevîden şedit ve rivayet-i hadîse muvafık bir ateş bulunuyor."

    "Âlem-i âhirette, küre-i arz nasıl ki sekenesini medar-ı senevîsindeki meydan-ı haşre döker. Öyle de, içindeki Cehennem-i Suğrâyı dahi Cehennem-i Kübrâya emr-i İlâhî ile teslim eder. Ehl-i İtizâlin bazı imamları 'Cehennem sonradan halk edilecektir' demeleri, halihazırda tamamıyla inbisat etmediğinden ve sekenelerine tam münasip bir tarzda inkişaf etmediğinden galattır ve gabâvettir."
    (2)

    İşarat-ul İ'caz'da da bu konuya destek olarak şu ifadeler geçmektedir:

    "Ve keza Cehennemin arzın altında bulunması, arzın karnında veya arz ile muttasıl, yapışık olmasını istilzam etmez. Zira şems, kamer, yıldız, arz gibi küreler, hep şecere-i hilkatin meyveleridir. Malûmdur ki, meyvenin altı, bütün dalların aralarına şumulü vardır. Binaenaleyh, Allah'ın mülkü pek geniştir. Şecere-i hilkatin dalları da her tarafa uzanıp gitmiştir; Cehennem nereye giderse, yeri vardır."(3)

    3. Küçük cehennem, şu an itibariyle büyük cehenneme ait bazı vazifeleri yapmaktadır. Bu konuda ise "Şu Cehennem-i Suğrâ, Cehennem-i Kübrâya ait çok vezâifi, dünyada ve âlem i berzahta görmüş ve ehâdislerle işaret edilmiştir."(4) denilmiştir.

    4. Cennet ve cehennemin aslı şu anda mevcut olup, sakinlerine münasip olacak ayrıntılara hali hazırda tam sahip değildir. Mahşerden sonra o iki mekan bütün ayrıntılarıyla teşekkül edecektir. Üstadımız konuyla ilgili olarak şunları söylemektedir:

    "Hem madem bahar faslında, zeminin dar sahifesinde hatasız yüz bin kitabı birbiri içinde yazan bir kalem-i kudret gözümüz önünde yorulmadan işliyor. Ve o kalem sahibi yüz bin defa ahd ve vaad etmiş ki, 'Bu dar yerde ve karışık ve birbiri içinde yazılan bahar kitabından daha kolay olarak, geniş bir yerde güzel ve lâyemut bir kitabı yazacağım ve size okutturacağım.' diye bütün fermanlarda o kitaptan bahsediyor. Elbette ve herhalde, o kitabın aslı yazılmış ve haşir ve neşir ile hâşiyeleri de yazılacak ve umumun defter-i a'mâlleri onda kaydedilecek."(5)

    5. Cennet ve cehennem gayb aleminden olduğu için, bu maddi ve küçük gözlerimizle görülmez. Ancak iman ve kalb gözüyle müşahede edilebilir veya kainatın tamamını görebilecek gözlere sahip olmak gerekir. Birinci Mektup'ta bu konu şöyle açıklanmaktadır:

    "Hem perde-i gayb içindeki âlem-i âhirete ait menzilleri dünya gözümüzle görmek ve göstermek için, ya kâinatı küçültüp iki vilâyet derecesine getirmeli, veyahut gözümüzü büyütüp yıldızlar gibi gözlerimiz olmalı ki, yerlerini görüp tayin edelim. وَالْعِلْمُ عِنْدَ اللهِ Âhiret âlemine ait menziller bu dünyevî gözümüzle görülmez. Fakat, bazı rivâyâtın işârâtıyla, âhiretteki Cehennem bu dünyamızla münasebettardır. Yazın şiddet-i hararetine مِنْ فَيْحِ جَهَنَّمَ denilmiştir. Demek, bu dünyevî, küçücük ve sönük akıl gözüyle o büyük Cehennem görülmez."(6)

    6. Kainatta sayısız denecek kadar çok olan bu kadar yıldızın nurları ve narları (ışıkları ve ateşleri) elbette kendilerine uygun kaynaklardan gelmektedir. Bunların ışıklarının kaynağı nur olan cennet, ateşlerinin kaynağı ise ateşi ve ısısı tükenmez bir cehennemdir. Risalelerde bu mevzuda şöyle denmektedir:

    "Evet, bir Kadîr-i Zülcelâl ve emr-i كُنْ فَيَكُونُ a mâlik bir Hakîm-i Zülkemâl, gözümüzün önünde, kemâl-i hikmet ve intizamla kameri arza bağlamış; azamet-i kudret ve intizamla arzı güneşe raptetmiş; ve güneşi, seyyârâtıyla beraber, arzın sür'at-i seneviyesine yakın bir sür'atle ve haşmet-i rububiyetiyle, bir ihtimale göre Şemsü'ş-Şümus tarafına bir hareket vermiş; ve donanma elektrik lâmbaları gibi yıldızları saltanat-ı rububiyetine nuranî şahitler yapmış, onunla saltanat-ı Rububiyetini ve azamet-i kudretini göstermiş bir Zât-ı Zülcelâlin kemâl-i hikmetinden ve azamet-i kudretinden ve saltanat-ı rububiyetinden uzak değildir ki, Cehennem-i Kübrâyı elektrik lâmbalarının fabrikasının kazanı hükmüne getirip âhirete bakan semânın yıldızlarını onunla iş'âl etsin, hararet ve kuvvet versin. Yani, âlem-i nur olan Cennetten yıldızlara nur verip, Cehennemden nar ve hararet göndersin; aynı halde, o Cehennemin bir kısmını ehl-i azâba mesken ve mahpes yapsın."(7)

    7. Cennet ve cehennemin şu anda hazır olduğu ve bazı kutlu kulların cennetin meyvelerinden yedikleri, ayetlerden delil getirilerek Üstadımıza sorulmaktadır. Üstadımız da bu konunun akla zıt olmadığını çok çarpıcı bir örnekle izah ve ispat etmektedir. Şöyleki:

    "Soru: Hem, nass-ı âyetle, semâvâtın üstünde bulunan Cennetin meyvelerini bazı ehl i risalet ve ehl-i keramet, yakın bir yerden alır gibi alıyormuş, bazan yakından Cenneti temâşâ ediyormuş diye, nihayet uzaklık, nihayet yakınlık içinde bir meseledir ki, bu asrın aklına sığmaz...."

    "Cevap: âlem-i bâkiden ve dâr-ı bekàdan olan Cennet dahi, hadsiz uzaklığıyla beraber, yine o daire-i tasarrufâtı, perde-i şehadet altında, her tarafta nuranî bir surette uzanmış, yayılmış. Sâni-i Hakîm-i Zülcelâlin hikmetiyle, kudretiyle, nasıl ki insanın başında yerleştirdiği duygularının merkezleri ayrı ayrı olduğu halde, herbiri umum o vücuda, o cisme hükmediyor ve daire-i tasarrufuna alabiliyor. Öyle de, bu insan-ı ekber olan kâinat dahi, mütedahil ve birbiri içinde bulunan daireler gibi, binler âlemleri ihtivâ ediyor. Onlarda cereyan eden ahvâlin ve hadiselerin küllî ve cüz'iyeti ve hususiyeti ve azameti cihetiyle medar-ı nazar olur, yani, o cüzler cüz'î ve yakın yerlerde ve küllî ve azametliler küllî ve büyük makamlarda görülür."
    (8)

    8. İslam'ın temel kaynakları olan ayet ve hadislerde de cennet ve cehennemin şu anda var olduğu, cennetin yücelerde ve arşın altında, cehennemin ise en aşağılarda bulunduğu belirtilmektedir. Şöyle ki:

    Ehl-i sünnet inancına göre; cennet ve cehennem yaratılmışlardır ve şu an mevcuddurlar. (Ebü'l- Münteha, Şerhu fıkhi'l-ekber, s.26) Kur'an'ın ifadesine göre, genişliği yer ve gök arası kadardır. (Al-i İmran, 3/133) Yine Kur'an'ın ifadesine göre cennet müttekılere, (Al-i İmran, 3/133 ) cehennemse kâfirlere (Al-i İmran, 3/131) hazırlanmıştır. Her ikisi de Miraç gecesi Peygamberimize (s.a.v.) gösterilmiştir. (Tirmizî, Cehennem, 11) Olmayan bir şey sakinleri için hazırlanabilir ve gösterilebilir miydi? Ayrıca cennetin varlığı Âdem kıssasıyla da sabit olmakta, cehennemin halen mevcudiyeti de onunla kıyaslanmaktadır. (TDV İslâm Ansiklopedisi, VII, s..185)

    Madem cennet ve cehennem bu gün vardır, acaba bunlar nerededirler? Cennetin yukarıda arşın altında, cehennemin aşağıda yerin altında (TDV İslâm Ansiklopedisi, VII, S.229) olduğunu söyleyenler olmuş ise de "kesin şuradadır", demek mümkün olmamıştır. Her ne kadar Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) "Evimle minberimin arası cennet bahçelerinden bir bahçedir." (Buharî, fî mescid-i Mekke, 5) buyurmuş ise de bunu, her şeyden önce Kendisini ve kabr-i şeriflerini ziyaretin önemi ve fazileti noktasında söylenmiş bir hadis olduğu şeklinde anlamamız lazım geldiğine inanıyoruz.

    Bununla beraber kıyametin kopup, yerin başka bir mahiyet almasından sonra cennetin, hadiste işaret edilen yerde veya o yerin doğrultusunda a'la-i ılliyyinde olabileceği de ihtimalden uzak görülmemelidir.

    Sorularla Risale'den Alıntıdır..


  4. 11.Mayıs.2012, 15:07
    2
    herşey O'nun için..!



    ve aleykumusselam ve rahmetullah..

    Cehennem yaratılmış mıdır, nerededir, yer küredeki magma tabakasının cehennemin çekirdeği olduğu şeklindeki ifadeler doğru mudur?

    Bu soru çoklar tarafından sorulmaktadır. Üstadımızın ifadelerinden yola çıkarak bu soruya birkaç cihetten cevap bulmaya çalışalım. Yapılan değerlendirmeler için risalelerin farklı yerlerinden bazı pasajlar bir araya getirilip, konuya bir netlik verilmeye çalışılacaktır.

    1. Cehennemin arzın merkezinde ve altında olması, hem arzımızın içi olan mağma, hem de arzımızın bir yıllık dönüşünden hasıl olan büyük dairenin altı olarak anlaşılmaktadır. Yani cehennemin arzın altında olması, sadece arzın içi olan ateş parçası değil, aynı zamanda arzın güneşin etrafından dönüşünden hasıl olan büyük dairenin altıdır. Çünkü küre-i arz güneşin etrafında gezmekle mahşer alanının sınırlarını çizmekte ve bu dairenin altı da cehennemdir. Fakat nursuz ateş olduğu için cehennem görünmemektedir. Üstadımız bu konuda şunları söylemektedir:

    "Cehennemin yeri, قُلْ اِنَّماَ الْعِلْمُ عِنْدَ الله - لاَ يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلاَّ الله bazı rivâyatla, "tahte'l-arz" denilmiştir.
    (Aclûnî, Keşfü'l-Hafâ, 1:281; el-Hâkim, el-Müstedrek, 4:568.) Başka yerlerde beyan ettiğimiz gibi, küre-i arz, hareket-i seneviyesiyle, ileride mecma-ı haşir olacak bir meydanın etrafında bir daire çiziyor. Cehennem ise, arzın o medar-ı senevîsi altındadır demektir. Görünmemeleri ve hissedilmemeleri, perdeli ve nursuz ateş olduğu içindir. Küre-i arzın seyahat ettiği mesafe-i azîmede pek çok mahlûkat var ki, nursuz oldukları için görünmezler. Kamer, nuru çekildikçe vücudunu kaybettiği gibi, nursuz çok küreler, mahlûklar, gözümüzün önünde olup göremiyoruz." "Arzın medar-ı senevîsi altında bulunan Cehennem-i Kübrâ, yerin merkezindeki Cehennem-i Suğrayı güya tevkil ederek bazı vezâifini gördürmüş. Kadîr-i Zülcelâlin mülkü pek çok geniştir; hikmet-i İlâhiye nereyi göstermişse Cehennem-i Kübrâ oraya yerleşir."(1)

    2. Cehennem hâlihazırda iki tane olup, bunlardan birisi büyük cehennem diğeri de küçük cehennemdir. Fakat ileride küçük cehennem de büyük cehenneme dökülüp, ondan bir menzil olacaktır; ayrıca cehennemin bir bölümünün de çekirdeğidir. Üstadımız bu hususta şöyle demektedir:

    "Cehennem ikidir. Biri suğrâ, biri kübrâdır. İleride, suğrâ kübrâya inkılâp edeceği ve çekirdeği hükmünde olduğu gibi, ileride ondan bir menzil olur. Cehennem-i Suğrâ, yerin altında, yani merkezindedir. Kürenin altı, merkezidir. İlm-i tabakatü'l-arzca malûmdur ki, ekseriya her otuz üç metre hafriyatta, bir derece-i hararet tezayüd eder. Demek, merkeze kadar nısf-ı kutr-u arz, altı bin küsûr kilometre olduğundan, iki yüz bin derece-i harareti câmi, yani iki yüz defa ateş-i dünyevîden şedit ve rivayet-i hadîse muvafık bir ateş bulunuyor."

    "Âlem-i âhirette, küre-i arz nasıl ki sekenesini medar-ı senevîsindeki meydan-ı haşre döker. Öyle de, içindeki Cehennem-i Suğrâyı dahi Cehennem-i Kübrâya emr-i İlâhî ile teslim eder. Ehl-i İtizâlin bazı imamları 'Cehennem sonradan halk edilecektir' demeleri, halihazırda tamamıyla inbisat etmediğinden ve sekenelerine tam münasip bir tarzda inkişaf etmediğinden galattır ve gabâvettir."
    (2)

    İşarat-ul İ'caz'da da bu konuya destek olarak şu ifadeler geçmektedir:

    "Ve keza Cehennemin arzın altında bulunması, arzın karnında veya arz ile muttasıl, yapışık olmasını istilzam etmez. Zira şems, kamer, yıldız, arz gibi küreler, hep şecere-i hilkatin meyveleridir. Malûmdur ki, meyvenin altı, bütün dalların aralarına şumulü vardır. Binaenaleyh, Allah'ın mülkü pek geniştir. Şecere-i hilkatin dalları da her tarafa uzanıp gitmiştir; Cehennem nereye giderse, yeri vardır."(3)

    3. Küçük cehennem, şu an itibariyle büyük cehenneme ait bazı vazifeleri yapmaktadır. Bu konuda ise "Şu Cehennem-i Suğrâ, Cehennem-i Kübrâya ait çok vezâifi, dünyada ve âlem i berzahta görmüş ve ehâdislerle işaret edilmiştir."(4) denilmiştir.

    4. Cennet ve cehennemin aslı şu anda mevcut olup, sakinlerine münasip olacak ayrıntılara hali hazırda tam sahip değildir. Mahşerden sonra o iki mekan bütün ayrıntılarıyla teşekkül edecektir. Üstadımız konuyla ilgili olarak şunları söylemektedir:

    "Hem madem bahar faslında, zeminin dar sahifesinde hatasız yüz bin kitabı birbiri içinde yazan bir kalem-i kudret gözümüz önünde yorulmadan işliyor. Ve o kalem sahibi yüz bin defa ahd ve vaad etmiş ki, 'Bu dar yerde ve karışık ve birbiri içinde yazılan bahar kitabından daha kolay olarak, geniş bir yerde güzel ve lâyemut bir kitabı yazacağım ve size okutturacağım.' diye bütün fermanlarda o kitaptan bahsediyor. Elbette ve herhalde, o kitabın aslı yazılmış ve haşir ve neşir ile hâşiyeleri de yazılacak ve umumun defter-i a'mâlleri onda kaydedilecek."(5)

    5. Cennet ve cehennem gayb aleminden olduğu için, bu maddi ve küçük gözlerimizle görülmez. Ancak iman ve kalb gözüyle müşahede edilebilir veya kainatın tamamını görebilecek gözlere sahip olmak gerekir. Birinci Mektup'ta bu konu şöyle açıklanmaktadır:

    "Hem perde-i gayb içindeki âlem-i âhirete ait menzilleri dünya gözümüzle görmek ve göstermek için, ya kâinatı küçültüp iki vilâyet derecesine getirmeli, veyahut gözümüzü büyütüp yıldızlar gibi gözlerimiz olmalı ki, yerlerini görüp tayin edelim. وَالْعِلْمُ عِنْدَ اللهِ Âhiret âlemine ait menziller bu dünyevî gözümüzle görülmez. Fakat, bazı rivâyâtın işârâtıyla, âhiretteki Cehennem bu dünyamızla münasebettardır. Yazın şiddet-i hararetine مِنْ فَيْحِ جَهَنَّمَ denilmiştir. Demek, bu dünyevî, küçücük ve sönük akıl gözüyle o büyük Cehennem görülmez."(6)

    6. Kainatta sayısız denecek kadar çok olan bu kadar yıldızın nurları ve narları (ışıkları ve ateşleri) elbette kendilerine uygun kaynaklardan gelmektedir. Bunların ışıklarının kaynağı nur olan cennet, ateşlerinin kaynağı ise ateşi ve ısısı tükenmez bir cehennemdir. Risalelerde bu mevzuda şöyle denmektedir:

    "Evet, bir Kadîr-i Zülcelâl ve emr-i كُنْ فَيَكُونُ a mâlik bir Hakîm-i Zülkemâl, gözümüzün önünde, kemâl-i hikmet ve intizamla kameri arza bağlamış; azamet-i kudret ve intizamla arzı güneşe raptetmiş; ve güneşi, seyyârâtıyla beraber, arzın sür'at-i seneviyesine yakın bir sür'atle ve haşmet-i rububiyetiyle, bir ihtimale göre Şemsü'ş-Şümus tarafına bir hareket vermiş; ve donanma elektrik lâmbaları gibi yıldızları saltanat-ı rububiyetine nuranî şahitler yapmış, onunla saltanat-ı Rububiyetini ve azamet-i kudretini göstermiş bir Zât-ı Zülcelâlin kemâl-i hikmetinden ve azamet-i kudretinden ve saltanat-ı rububiyetinden uzak değildir ki, Cehennem-i Kübrâyı elektrik lâmbalarının fabrikasının kazanı hükmüne getirip âhirete bakan semânın yıldızlarını onunla iş'âl etsin, hararet ve kuvvet versin. Yani, âlem-i nur olan Cennetten yıldızlara nur verip, Cehennemden nar ve hararet göndersin; aynı halde, o Cehennemin bir kısmını ehl-i azâba mesken ve mahpes yapsın."(7)

    7. Cennet ve cehennemin şu anda hazır olduğu ve bazı kutlu kulların cennetin meyvelerinden yedikleri, ayetlerden delil getirilerek Üstadımıza sorulmaktadır. Üstadımız da bu konunun akla zıt olmadığını çok çarpıcı bir örnekle izah ve ispat etmektedir. Şöyleki:

    "Soru: Hem, nass-ı âyetle, semâvâtın üstünde bulunan Cennetin meyvelerini bazı ehl i risalet ve ehl-i keramet, yakın bir yerden alır gibi alıyormuş, bazan yakından Cenneti temâşâ ediyormuş diye, nihayet uzaklık, nihayet yakınlık içinde bir meseledir ki, bu asrın aklına sığmaz...."

    "Cevap: âlem-i bâkiden ve dâr-ı bekàdan olan Cennet dahi, hadsiz uzaklığıyla beraber, yine o daire-i tasarrufâtı, perde-i şehadet altında, her tarafta nuranî bir surette uzanmış, yayılmış. Sâni-i Hakîm-i Zülcelâlin hikmetiyle, kudretiyle, nasıl ki insanın başında yerleştirdiği duygularının merkezleri ayrı ayrı olduğu halde, herbiri umum o vücuda, o cisme hükmediyor ve daire-i tasarrufuna alabiliyor. Öyle de, bu insan-ı ekber olan kâinat dahi, mütedahil ve birbiri içinde bulunan daireler gibi, binler âlemleri ihtivâ ediyor. Onlarda cereyan eden ahvâlin ve hadiselerin küllî ve cüz'iyeti ve hususiyeti ve azameti cihetiyle medar-ı nazar olur, yani, o cüzler cüz'î ve yakın yerlerde ve küllî ve azametliler küllî ve büyük makamlarda görülür."
    (8)

    8. İslam'ın temel kaynakları olan ayet ve hadislerde de cennet ve cehennemin şu anda var olduğu, cennetin yücelerde ve arşın altında, cehennemin ise en aşağılarda bulunduğu belirtilmektedir. Şöyle ki:

    Ehl-i sünnet inancına göre; cennet ve cehennem yaratılmışlardır ve şu an mevcuddurlar. (Ebü'l- Münteha, Şerhu fıkhi'l-ekber, s.26) Kur'an'ın ifadesine göre, genişliği yer ve gök arası kadardır. (Al-i İmran, 3/133) Yine Kur'an'ın ifadesine göre cennet müttekılere, (Al-i İmran, 3/133 ) cehennemse kâfirlere (Al-i İmran, 3/131) hazırlanmıştır. Her ikisi de Miraç gecesi Peygamberimize (s.a.v.) gösterilmiştir. (Tirmizî, Cehennem, 11) Olmayan bir şey sakinleri için hazırlanabilir ve gösterilebilir miydi? Ayrıca cennetin varlığı Âdem kıssasıyla da sabit olmakta, cehennemin halen mevcudiyeti de onunla kıyaslanmaktadır. (TDV İslâm Ansiklopedisi, VII, s..185)

    Madem cennet ve cehennem bu gün vardır, acaba bunlar nerededirler? Cennetin yukarıda arşın altında, cehennemin aşağıda yerin altında (TDV İslâm Ansiklopedisi, VII, S.229) olduğunu söyleyenler olmuş ise de "kesin şuradadır", demek mümkün olmamıştır. Her ne kadar Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) "Evimle minberimin arası cennet bahçelerinden bir bahçedir." (Buharî, fî mescid-i Mekke, 5) buyurmuş ise de bunu, her şeyden önce Kendisini ve kabr-i şeriflerini ziyaretin önemi ve fazileti noktasında söylenmiş bir hadis olduğu şeklinde anlamamız lazım geldiğine inanıyoruz.

    Bununla beraber kıyametin kopup, yerin başka bir mahiyet almasından sonra cennetin, hadiste işaret edilen yerde veya o yerin doğrultusunda a'la-i ılliyyinde olabileceği de ihtimalden uzak görülmemelidir.

    Sorularla Risale'den Alıntıdır..





+ Yorum Gönder