Konusunu Oylayın.: Peygamberimize kainatın efendisi denilmektedir. Bu şirk midir?

5 üzerinden 4.20 | Toplam : 5 kişi
Peygamberimize kainatın efendisi denilmektedir. Bu şirk midir?
  1. 17.Ağustos.2012, 01:51
    13
    karadamlalar
    Kesintili Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Temmuz.2012
    Üye No: 96809
    Mesaj Sayısı: 1,620
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 17

    Cevap: peygamberimize kainatın efendisi denilmektedir. Bu şirk midir?

    reklam


    Cevap: peygamberimize kainatın efendisi denilmektedir. Bu şirk midir? isimli yazı www.Mumsema.comCevap: peygamberimize kainatın efendisi denilmektedir. Bu şirk midir?
    açıklamasını istemiştim sadece,vahdet i vücud demedim,vahdet i vücudçuların kullandığı sözlere çok yakın geldi manası ile.


  2. 17.Ağustos.2012, 01:51
    13
    karadamlalar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kesintili Üye
    reklam


    açıklamasını istemiştim sadece,vahdet i vücud demedim,vahdet i vücudçuların kullandığı sözlere çok yakın geldi manası ile.


  3. 17.Ağustos.2012, 01:56
    14
    return
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 29.Temmuz.2012
    Üye No: 97171
    Mesaj Sayısı: 78
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Yaş: 42

    Cevap: peygamberimize kainatın efendisi denilmektedir. Bu şirk midir?

    reklam


    bir kaç yıl öncesine kadar bu tür tanımlamalar yoktu Rasulullah (S.A.V.) için, sonradan türedi. geçenlerde bir konuda da (kapatıldı) bunun izahını yapmıştı @amir arkadaş. son drece haklı ve yerinde bir tespitti.

    ayrıca sünneti örnek alan bir toplumda yaşıyoruz. sahabeden bu türde sıfatlar eklenmiş olsa, bize de gelirdi.


  4. 17.Ağustos.2012, 01:56
    14
    return - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    reklam


    bir kaç yıl öncesine kadar bu tür tanımlamalar yoktu Rasulullah (S.A.V.) için, sonradan türedi. geçenlerde bir konuda da (kapatıldı) bunun izahını yapmıştı @amir arkadaş. son drece haklı ve yerinde bir tespitti.

    ayrıca sünneti örnek alan bir toplumda yaşıyoruz. sahabeden bu türde sıfatlar eklenmiş olsa, bize de gelirdi.


  5. 17.Ağustos.2012, 02:07
    15
    @mir
    âb ü kil

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Ağustos.2009
    Üye No: 49589
    Mesaj Sayısı: 3,358
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 36
    Yaş: 43
    Bulunduğu yer: Dârü'l-İmtihân

    Cevap: peygamberimize kainatın efendisi denilmektedir. Bu şirk midir?

    demek ki neymiş
    "insan kainatın sırrıdır" sözünün kaynağı HAMMADUN Hazretlerinin yüce hevası imiş

    kardeşim
    Alıntı
    Peygamber Efendimiz (S.A.V.) diyorsa, kainatın SIRRI'dır İNSAN....
    dedin
    bu sözün hadis olduğunu mu iddia ediyorsun?
    eğer öyle ise kaynağını ver biz de bakalım ve bilelim
    kaynak derken senin felsefik saçmalıklarını değil
    Buhari Müslim vb hadis kitaplarını kast ediyorum
    bilmem anlatabildim mi?


  6. 17.Ağustos.2012, 02:07
    15
    âb ü kil
    demek ki neymiş
    "insan kainatın sırrıdır" sözünün kaynağı HAMMADUN Hazretlerinin yüce hevası imiş

    kardeşim
    Alıntı
    Peygamber Efendimiz (S.A.V.) diyorsa, kainatın SIRRI'dır İNSAN....
    dedin
    bu sözün hadis olduğunu mu iddia ediyorsun?
    eğer öyle ise kaynağını ver biz de bakalım ve bilelim
    kaynak derken senin felsefik saçmalıklarını değil
    Buhari Müslim vb hadis kitaplarını kast ediyorum
    bilmem anlatabildim mi?


  7. 17.Ağustos.2012, 02:49
    16
    HAMMADUN
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Aralık.2010
    Üye No: 81065
    Mesaj Sayısı: 1,021
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: peygamberimize kainatın efendisi denilmektedir. Bu şirk midir?

    Öyle bir iddia sahibine benziyormuyuz sizce....????

    “Biz Âdemoğlunu mükerrem kıldık.” (İsrâ: 70)

    “Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiyâ: 107)

    “Ve sen hiç şüphesiz büyük bir ahlâka sahipsin.” (Kalem: 4)

    Allah'u Teâlâ sizin Nebi'nizin nûr'unu yarattı.” (Mir'ât-ı Kâinât, Cild 1, s. 20-21; Envar'ül-Aşıkîn, s. 239-240; Siyer-i Nebi, Cild 1, s. 31; Mevahib-i Ledünniyye, Cild1, s. 26-27; Delâil-i Hayrat Şerhi «Kara Davud», s.117)

    Hakikat sırrı esrarın cihanda ancak ehl-i hal anlar

    Avam olan ne bilsin haleti aşk-ı vebal anlar,

    Görür mü her taharetsiz sanırsın alem-i kalpte.

    Gönül seyrin beyan etsen basiretsiz hayal anlar.

    Okurlar levh-i mahfuzun kitabın ehl-i aşk olan

    Kalan zahirde billahi hemen bir gılı gâl anlar

    Baka camın şerabından müyesser olmayan şahsa.

    Cihanın zehrin içüben biçare bal anlar.

    Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyuruyor ki: “İlk evvel yaratılan benim nurumdur. Ben Allah’ın nurundan yaratıldım. Müminlerde benim nurumdan yaratıldı.”

    “Bu benlikten geçüp Hakka gidelim
    Aziz seyr-i fil eşya gel idelim”
    Hepimiz Resulüllah’ın nurundan yaratıldık. Hakikatte, imkan aleminde sadece O vardır. Bizler O’nun nurundan parlıyoruz. O halde ben, ben dememelidir.

    Seyr-i sülükün en son yürüyüşü budur. Arşın fevkınden bu aleme dönmeye Seyr-i Fil eşya denir. Seyr-i İlallahın karşılığıdır. Salik seyr-i anillah ile Seyr-i Fil eşyayı bitirdiği zaman davet makamını tamamlamış olur.

    www.ismailaga.info

    VİSÂLİN TARZINI VÂSIL OLANDAN SOR

    Sülûk ahvâlini sâlik! Yola gidüp gelenden sor!
    Eğer Gavvas olam dersen, bu deryâya dalandan sor!

    Tarîkat sırrını sorma Muhaddis'ten, Müderristen,
    Hakîkat ilmini, dersi, Hüdâsından alandan sor!

    Bilemez Ehl-i Zâhir, Ehl-i Bâtın bildiğin, zinhâr
    Sorar isen, anı, Ayne’l-yakîn Hakk’ı bilenden sor!

    Bu bir ilm-i ledünnî kim, bilen, dimez, diyen, bilmez,
    Bilür Ârif bu ilmi kim, yürü, anı, sen a'ndan sor!

    Bu Kuddûsîleyin dâvâcı câhil çokdürür zîrâ,
    Visâlin tarzını Mürşid olup vâsıl olandan sor!


    Yapılacak başka bişey kalmadı sanıyorum..... İnternetten bu hususda yazılanı sunalım İnşaAllah dedik..... Olaki meramımızı anlatırızda itibar ettiğinize itibarı bu sefer itibarsızlaştırmazsınız....????

    RAB'bim Cümlemizden Razı Olsun. Amin.




  8. 17.Ağustos.2012, 02:49
    16
    HAMMADUN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Öyle bir iddia sahibine benziyormuyuz sizce....????

    “Biz Âdemoğlunu mükerrem kıldık.” (İsrâ: 70)

    “Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiyâ: 107)

    “Ve sen hiç şüphesiz büyük bir ahlâka sahipsin.” (Kalem: 4)

    Allah'u Teâlâ sizin Nebi'nizin nûr'unu yarattı.” (Mir'ât-ı Kâinât, Cild 1, s. 20-21; Envar'ül-Aşıkîn, s. 239-240; Siyer-i Nebi, Cild 1, s. 31; Mevahib-i Ledünniyye, Cild1, s. 26-27; Delâil-i Hayrat Şerhi «Kara Davud», s.117)

    Hakikat sırrı esrarın cihanda ancak ehl-i hal anlar

    Avam olan ne bilsin haleti aşk-ı vebal anlar,

    Görür mü her taharetsiz sanırsın alem-i kalpte.

    Gönül seyrin beyan etsen basiretsiz hayal anlar.

    Okurlar levh-i mahfuzun kitabın ehl-i aşk olan

    Kalan zahirde billahi hemen bir gılı gâl anlar

    Baka camın şerabından müyesser olmayan şahsa.

    Cihanın zehrin içüben biçare bal anlar.

    Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyuruyor ki: “İlk evvel yaratılan benim nurumdur. Ben Allah’ın nurundan yaratıldım. Müminlerde benim nurumdan yaratıldı.”

    “Bu benlikten geçüp Hakka gidelim
    Aziz seyr-i fil eşya gel idelim”
    Hepimiz Resulüllah’ın nurundan yaratıldık. Hakikatte, imkan aleminde sadece O vardır. Bizler O’nun nurundan parlıyoruz. O halde ben, ben dememelidir.

    Seyr-i sülükün en son yürüyüşü budur. Arşın fevkınden bu aleme dönmeye Seyr-i Fil eşya denir. Seyr-i İlallahın karşılığıdır. Salik seyr-i anillah ile Seyr-i Fil eşyayı bitirdiği zaman davet makamını tamamlamış olur.

    www.ismailaga.info

    VİSÂLİN TARZINI VÂSIL OLANDAN SOR

    Sülûk ahvâlini sâlik! Yola gidüp gelenden sor!
    Eğer Gavvas olam dersen, bu deryâya dalandan sor!

    Tarîkat sırrını sorma Muhaddis'ten, Müderristen,
    Hakîkat ilmini, dersi, Hüdâsından alandan sor!

    Bilemez Ehl-i Zâhir, Ehl-i Bâtın bildiğin, zinhâr
    Sorar isen, anı, Ayne’l-yakîn Hakk’ı bilenden sor!

    Bu bir ilm-i ledünnî kim, bilen, dimez, diyen, bilmez,
    Bilür Ârif bu ilmi kim, yürü, anı, sen a'ndan sor!

    Bu Kuddûsîleyin dâvâcı câhil çokdürür zîrâ,
    Visâlin tarzını Mürşid olup vâsıl olandan sor!


    Yapılacak başka bişey kalmadı sanıyorum..... İnternetten bu hususda yazılanı sunalım İnşaAllah dedik..... Olaki meramımızı anlatırızda itibar ettiğinize itibarı bu sefer itibarsızlaştırmazsınız....????

    RAB'bim Cümlemizden Razı Olsun. Amin.




  9. 17.Ağustos.2012, 03:08
    17
    @mir
    âb ü kil

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Ağustos.2009
    Üye No: 49589
    Mesaj Sayısı: 3,358
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 36
    Yaş: 43
    Bulunduğu yer: Dârü'l-İmtihân

    Cevap: peygamberimize kainatın efendisi denilmektedir. Bu şirk midir?

    neyse anladım ki bu sözün hadis olduğunu iddia ederken kafadan sallıyormuşsun
    benim anlamadığım Buhari ve Müslim hadislerini aşağılarken
    kendi kafandan uydurduğun hadisleri nasıl bu kadar hararetle savunduğun
    gerçekten ilginç


  10. 17.Ağustos.2012, 03:08
    17
    âb ü kil
    neyse anladım ki bu sözün hadis olduğunu iddia ederken kafadan sallıyormuşsun
    benim anlamadığım Buhari ve Müslim hadislerini aşağılarken
    kendi kafandan uydurduğun hadisleri nasıl bu kadar hararetle savunduğun
    gerçekten ilginç


  11. 17.Ağustos.2012, 03:23
    18
    HAMMADUN
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Aralık.2010
    Üye No: 81065
    Mesaj Sayısı: 1,021
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: peygamberimize kainatın efendisi denilmektedir. Bu şirk midir?

    Demek bunca yazılanlardan sonra sadece bunu anladınız.... Demekki biz sadece bunu anlatabildik....

    Bizim anlattıklarımızda, ancak sizin anladığınız kadar olanı ise. Ki; öyledir.

    Muhakkaktır ki; siz ancak anladığınız kadarından, bizde ancak anlatmaya çalıştığımız kadarından sorumlu oluruz.

    Bu hususu şu halde, Lekum dînukum ve liye dîn(dîni). diyerek bitirebilirimiyiz.... Müsaadeniz olurmu....????

    RAB'bim Cümlemizden Razı Olsun. Amin.


  12. 17.Ağustos.2012, 03:23
    18
    HAMMADUN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Demek bunca yazılanlardan sonra sadece bunu anladınız.... Demekki biz sadece bunu anlatabildik....

    Bizim anlattıklarımızda, ancak sizin anladığınız kadar olanı ise. Ki; öyledir.

    Muhakkaktır ki; siz ancak anladığınız kadarından, bizde ancak anlatmaya çalıştığımız kadarından sorumlu oluruz.

    Bu hususu şu halde, Lekum dînukum ve liye dîn(dîni). diyerek bitirebilirimiyiz.... Müsaadeniz olurmu....????

    RAB'bim Cümlemizden Razı Olsun. Amin.


  13. 17.Ağustos.2012, 03:35
    19
    @mir
    âb ü kil

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Ağustos.2009
    Üye No: 49589
    Mesaj Sayısı: 3,358
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 36
    Yaş: 43
    Bulunduğu yer: Dârü'l-İmtihân

    Cevap: peygamberimize kainatın efendisi denilmektedir. Bu şirk midir?

    neyse en azından eminim ki bir daha Buhari ve Müslim hadislerini Allah ve Resulünü tahkir ederek reddedeceğin zaman
    iki kere düşüneceksin bu bana yeter
    düşünmezsen bir dahaki sefer bu kadar kibar olmam
    hak ettiğin cevabları yazarım


  14. 17.Ağustos.2012, 03:35
    19
    âb ü kil
    neyse en azından eminim ki bir daha Buhari ve Müslim hadislerini Allah ve Resulünü tahkir ederek reddedeceğin zaman
    iki kere düşüneceksin bu bana yeter
    düşünmezsen bir dahaki sefer bu kadar kibar olmam
    hak ettiğin cevabları yazarım


  15. 17.Ağustos.2012, 03:59
    20
    Ercan
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 04.Temmuz.2011
    Üye No: 88468
    Mesaj Sayısı: 3,121
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 33
    Bulunduğu yer: Gaziantep

    Cevap: peygamberimize kainatın efendisi denilmektedir. Bu şirk midir?

    Alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimizden bahsederken "Kainatın Efendisi " demenin bir sakıncası olmadığı düşüncesindeyim.

    efendi rab demek değildir. Biz Kainatın Efendisi derken, O'nun önce Allah'ın kulu sonra elçisi olduğunu da biliyoruz.

    EŞHEDÜ EN LA İLAHE İLLALLAH VE EŞHEDÜ ENNE MUHAMMEDEN
    ABDUHÜ VE RESULUHÜ.






  16. 17.Ağustos.2012, 03:59
    20
    Devamlı Üye
    Alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimizden bahsederken "Kainatın Efendisi " demenin bir sakıncası olmadığı düşüncesindeyim.

    efendi rab demek değildir. Biz Kainatın Efendisi derken, O'nun önce Allah'ın kulu sonra elçisi olduğunu da biliyoruz.

    EŞHEDÜ EN LA İLAHE İLLALLAH VE EŞHEDÜ ENNE MUHAMMEDEN
    ABDUHÜ VE RESULUHÜ.






  17. 17.Ağustos.2012, 04:02
    21
    @mir
    âb ü kil

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Ağustos.2009
    Üye No: 49589
    Mesaj Sayısı: 3,358
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 36
    Yaş: 43
    Bulunduğu yer: Dârü'l-İmtihân

    Cevap: peygamberimize kainatın efendisi denilmektedir. Bu şirk midir?

    kardeş sahabiler de Resulullah'a Raina derken kötü bir anlam kast etmiyorlardı
    ama Allah bunu iki ayet ile yasakladı
    Resulullah kendisine efendimiz anlamına gelen Seyyidena kelimesi ile hitap edilmesini yasaklamış
    ve "Seyyidimiz olan Allah'tır" demiştir


  18. 17.Ağustos.2012, 04:02
    21
    âb ü kil
    kardeş sahabiler de Resulullah'a Raina derken kötü bir anlam kast etmiyorlardı
    ama Allah bunu iki ayet ile yasakladı
    Resulullah kendisine efendimiz anlamına gelen Seyyidena kelimesi ile hitap edilmesini yasaklamış
    ve "Seyyidimiz olan Allah'tır" demiştir


  19. 17.Ağustos.2012, 04:10
    22
    Ercan
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 04.Temmuz.2011
    Üye No: 88468
    Mesaj Sayısı: 3,121
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 33
    Bulunduğu yer: Gaziantep

    Cevap: peygamberimize kainatın efendisi denilmektedir. Bu şirk midir?

    Rainanın yasaklanış amacı aşırı övgü değildi kardeşim. Şu alıntıyı bi oku istersen

    Alıntı
    Ey iman edenler! "râine" demeyin, "unzurna" deyin ve iyi dinleyin, kâfirler için elemli bir azap vardır.

    Kur'ân'da seksen sekiz yerde müminlere "Ey iman edenler!" diye hitap buyurulmuştur.

    Ey iman şerefiyle şereflenmiş olanlar "râinâ" demeyiniz de "unzurnâ" deyiniz, ve kulak veriniz, dinleyiniz! râinâ "bize mürâat et" demektir.

    Mürâât: Müfâale babından ra'y ve riayette mübalağa veya müşareket ifade eder.
    Ra'y ve riayet, bir kimsenin, başkasının işlerini çekip çevirmesi, yönetip tedbir etmesi, onun lehine olacak şeyleri tedarik edip, ona fayda sağlaması ve korunmasına özen göstermesi demektir ki, hayvanat hakkında gütmek, insanlar hakkında da siyaset adı verilen yönetmek anlamına gelir.
    Nitekim siyaset ilmine, "ilmü'r-riaye" yani yönetim ilmi adı da verilir. Mürâât da, riayet de mübalağa veya karşılıklı riayet demek olur. Bir insanın haline müraat etmek, ne yapacağını, halinin nereye varacağını gözetmek, murâkabe etmek, saygı ile dikkate almak mânâsına da gelir ki, bizim dilimizde riayet bu anlamda kullanılır.

    Başlangıçta Peygamber Efendimiz tarafından bir şey tebliğ ve tâlim buyurulduğu zaman, ara sıra müslümanlardan bazıları yani "Bize riayet et ey Allah'ın resulü." derlerdi ve bununla "Bizi gözet, acele etme, müsaade buyur ki anlayalım." demek isterlerdi. Cenab-ı Allah, böyle demeyi, bu "râinâ" tabirini kullanmayı yasaklayarak demeyiniz, bu tabiri kullanmayınız da "unzurnâ" bize bak, bizi gözet, deyiniz ve söze de iyi kulak veriniz, dikkatle dinleyiniz, iyi belleyip akılda tutunuz, buyuruyor ki, bunda çok ince ve mühim bir edep öğretimi vardır.

    Gerek ilim öğrenmede, gerek diğer nasihat ve tâlimatları anlama hususlarında Resulullah ile ümmeti arasındaki sosyal durumu ve buna göre İslâm'daki velayet-i âmme (genel velayet) ilişkisinin özünü ve hakikatini ve resmiyetteki teşrifât (protokol)ın asıl mahiyetini de ifade etmektedir. demeyiniz. Acaba niçin?

    Birincisi: Yahudiler arasında birbirlerine sövmek için kullandıkları meşhur bir kelime vardı, "râînâ" derlerdi, bu tabir Arapça "bizim çoban" demek olduğu gibi, İbrânî ve Süryanî dillerinde "dinle a dinlenmeyesi, dinle a sözü dinlenmez herif!" gibi hakaret ve alaya alma mânâsı ifade eden bir kelimeymiş. Müslümanların Hz.
    Peygamber'e karşı böyle diye hitap etmelerini, yahudiler fırsat bilerek ve kendi dillerindeki kelimesini andıracak şekilde ağızlarını eğerek, bükerek, sövmek ve hakaret kastiyle "râînâ" demeye başlamışlardı.
    Sa'd b. Muaz hazretleri, bunu işitmiş, "Ey Allah'ın düşmanları, lanet olsun size, vallahi hanginizin, Resulullah'a karşı bunu söylediğini bir daha işitirsem boynunu vururum." demiş, onlar da buna karşı "Siz böyle söylemiyor musunuz?" diye kaçamak bir cevap vermişlerdi. Bunun üzerine işte bu âyetin inmiş olduğu rivayet edilmiştir.

    Nisa Sûresi'nde "Yahudilerden bir kısmı kelimeleri yerlerinden değiştirerek, dillerini eğerek, bükerek ve dine saldırarak, peygambere karşı da, "işittik ve isyan ettik, dinle ey dinlenmez olası, râinâ, derler". (Nisa, 4/46) âyeti bu hadiseyi açıkça göstermektedir.

    İkincisi: emri, ahmaklık ve kabalık mânâsına "ruûnet" masdarından sıfatına da lafız olarak benzer bir kelimedir. Bundan dolayı da bir çirkin cinâs vardır. Bu ise edebe aykırıdır. Her iki sebeple nehiy, kelimenin çirkin olan ikinci bir anlamından dolayı sırf lafzî anlamda bir edebe dayanmaktadır. Riayetle nazaret arasındaki mânâ farkından dolayı değildir.

    Üçüncüsü: "Mürâât" riayetten müfâale vezninde olduğu ve iki kişi arasında müşareket ifade ettiği için, taraflar arasında müsâvat, yani eşitlik var zannettirir. Bunu söyleyenler, sanki, "Sen bize riayet et, sözümüze kulak ver ki, biz de sana riayet edelim, biz de senin sözünü dinleyelim." demiş gibi olurlar. Böylece Resulullah'dan karşılıklı bir riâyet ve gözetim talep etmiş olurlar. Halbuki Resulullah ile ümmet arasındaki ilişki, öğretmen ile öğrenci, usta ile çırak, yöneticiler ile halk arasındaki karşılıklı taahhütlere ve nisbeten eşit şartlara dayalı bir ilişki değildir. O ilişkiyi karşılıklı şartlara dayalı böyle sosyal ilişkiler cinsinden bir ilişki sanmak, peygamberlik makamının kadrini ve kıymetini bilmemek, ayrıca toplum hayatının değişmez, zararlı ve terakkiye engel birtakım esaslara dayandığını zannetmek demek olur. Nitekim "Sen onların heva ve heveslerine uyma!" (Maide, 5/48) ve "Sakın o Resulü, kendi aranızda birbirinizi çağırdığınız gibi çağırmayın!" (Nûr, 24/63) buyurulmuştur. Şu halde imandan sonra müminlerin sosyal durumlarını belirlemenin ve kendilerini imanın hedeflediği maksatlara ve başarılı işlere, güzel hizmetlere sevkedecek bir öndere uymanın en mühim vazifeleri olduğu; fakat bunu mürâât mânâsıyle değil, nezâret mânâsıyle alıp, ona göre güzel sosyal edep ve terbiye kuralları altında takip edip gerçekleştirmek gerektiği beyan buyurulmuştur.

    Demek ki, Resulullah'a ait olan vazife mürâat değil, nazârettir. Mürâatın ise onun ümmetine düşen bir vazife olması gerekir. Bunun için ümmet, lafzî ve manevi her türlü kötü vehme düşmekten sakınmak için "râinâ" dememeli, "unzurnâ" demelidir: Öğretilen ilme, tebliğ olunan hükümlere, emirlere ve yasaklara iyi kulak verip dinlemelidir. Nezâret eden de nezâret görevinin gereklerini iyi bilmeli, ona da ümmet tarafından bu vazife ihtar olunacağı zaman, "bizi gözet" diye ihtar edilmelidir.

    Dördüncüsü: Mürââtın aslı olan ra'y ve riayette hayvanî bir gözetme anlamı vardır. Nazâret ise katıksız bir insanî kavramdır. Şu halde müslüman ümmeti, hayvanî kavramlardan uzak durmalı ve sakınmalı, insanî kavramları kabul edip, uygulamalıdır. Bunu yapmak da ümmetin kabiliyetine bağlıdır. Nitekim "Siz nasıl olursanız öyle yönetilirsiniz." buyurulmuştur. Âyetten çıkan sonuca göre; söz konusu nazâreti talep etmek ve söz dinlemek ümmetin görevidir. Müminler başıboş, terkedilmiş, nazâretsiz bırakılmaya razı olmamalı, kendilerine nazaret edecek bir başkana, bir imama tabi olmalıdır. Bu suretle bir ümmet teşkil etmeliler, fakat "râinâ" diye müraat isteğinde bulunmamalılar, kendilerinin sürü yerine konulmasına razı olmamalılar.

    Aslında âyet mutlak anlamda olduğu için, hem Asr-ı saadet'e, hem de bütün asırlara şamil olan bir hüküm taşır. Ümmetin bizzat Resulullah'a karşı "unzurnâ" demeye izinli, hatta görevli ve mecbur olduğuna bakılırsa, bu hak veya vazifenin diğer yöneticilere karşı uygulanması öncelikle istenmekte demektir. Bu mesele akâid kitaplarında imamet bahsi adıyle ve farz-ı kifaye olmak üzere söz konusu edilmiştir. Görülüyor ki, müminlere imandan sonra ilk emir bu oluyor.Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet



  20. 17.Ağustos.2012, 04:10
    22
    Devamlı Üye
    Rainanın yasaklanış amacı aşırı övgü değildi kardeşim. Şu alıntıyı bi oku istersen

    Alıntı
    Ey iman edenler! "râine" demeyin, "unzurna" deyin ve iyi dinleyin, kâfirler için elemli bir azap vardır.

    Kur'ân'da seksen sekiz yerde müminlere "Ey iman edenler!" diye hitap buyurulmuştur.

    Ey iman şerefiyle şereflenmiş olanlar "râinâ" demeyiniz de "unzurnâ" deyiniz, ve kulak veriniz, dinleyiniz! râinâ "bize mürâat et" demektir.

    Mürâât: Müfâale babından ra'y ve riayette mübalağa veya müşareket ifade eder.
    Ra'y ve riayet, bir kimsenin, başkasının işlerini çekip çevirmesi, yönetip tedbir etmesi, onun lehine olacak şeyleri tedarik edip, ona fayda sağlaması ve korunmasına özen göstermesi demektir ki, hayvanat hakkında gütmek, insanlar hakkında da siyaset adı verilen yönetmek anlamına gelir.
    Nitekim siyaset ilmine, "ilmü'r-riaye" yani yönetim ilmi adı da verilir. Mürâât da, riayet de mübalağa veya karşılıklı riayet demek olur. Bir insanın haline müraat etmek, ne yapacağını, halinin nereye varacağını gözetmek, murâkabe etmek, saygı ile dikkate almak mânâsına da gelir ki, bizim dilimizde riayet bu anlamda kullanılır.

    Başlangıçta Peygamber Efendimiz tarafından bir şey tebliğ ve tâlim buyurulduğu zaman, ara sıra müslümanlardan bazıları yani "Bize riayet et ey Allah'ın resulü." derlerdi ve bununla "Bizi gözet, acele etme, müsaade buyur ki anlayalım." demek isterlerdi. Cenab-ı Allah, böyle demeyi, bu "râinâ" tabirini kullanmayı yasaklayarak demeyiniz, bu tabiri kullanmayınız da "unzurnâ" bize bak, bizi gözet, deyiniz ve söze de iyi kulak veriniz, dikkatle dinleyiniz, iyi belleyip akılda tutunuz, buyuruyor ki, bunda çok ince ve mühim bir edep öğretimi vardır.

    Gerek ilim öğrenmede, gerek diğer nasihat ve tâlimatları anlama hususlarında Resulullah ile ümmeti arasındaki sosyal durumu ve buna göre İslâm'daki velayet-i âmme (genel velayet) ilişkisinin özünü ve hakikatini ve resmiyetteki teşrifât (protokol)ın asıl mahiyetini de ifade etmektedir. demeyiniz. Acaba niçin?

    Birincisi: Yahudiler arasında birbirlerine sövmek için kullandıkları meşhur bir kelime vardı, "râînâ" derlerdi, bu tabir Arapça "bizim çoban" demek olduğu gibi, İbrânî ve Süryanî dillerinde "dinle a dinlenmeyesi, dinle a sözü dinlenmez herif!" gibi hakaret ve alaya alma mânâsı ifade eden bir kelimeymiş. Müslümanların Hz.
    Peygamber'e karşı böyle diye hitap etmelerini, yahudiler fırsat bilerek ve kendi dillerindeki kelimesini andıracak şekilde ağızlarını eğerek, bükerek, sövmek ve hakaret kastiyle "râînâ" demeye başlamışlardı.
    Sa'd b. Muaz hazretleri, bunu işitmiş, "Ey Allah'ın düşmanları, lanet olsun size, vallahi hanginizin, Resulullah'a karşı bunu söylediğini bir daha işitirsem boynunu vururum." demiş, onlar da buna karşı "Siz böyle söylemiyor musunuz?" diye kaçamak bir cevap vermişlerdi. Bunun üzerine işte bu âyetin inmiş olduğu rivayet edilmiştir.

    Nisa Sûresi'nde "Yahudilerden bir kısmı kelimeleri yerlerinden değiştirerek, dillerini eğerek, bükerek ve dine saldırarak, peygambere karşı da, "işittik ve isyan ettik, dinle ey dinlenmez olası, râinâ, derler". (Nisa, 4/46) âyeti bu hadiseyi açıkça göstermektedir.

    İkincisi: emri, ahmaklık ve kabalık mânâsına "ruûnet" masdarından sıfatına da lafız olarak benzer bir kelimedir. Bundan dolayı da bir çirkin cinâs vardır. Bu ise edebe aykırıdır. Her iki sebeple nehiy, kelimenin çirkin olan ikinci bir anlamından dolayı sırf lafzî anlamda bir edebe dayanmaktadır. Riayetle nazaret arasındaki mânâ farkından dolayı değildir.

    Üçüncüsü: "Mürâât" riayetten müfâale vezninde olduğu ve iki kişi arasında müşareket ifade ettiği için, taraflar arasında müsâvat, yani eşitlik var zannettirir. Bunu söyleyenler, sanki, "Sen bize riayet et, sözümüze kulak ver ki, biz de sana riayet edelim, biz de senin sözünü dinleyelim." demiş gibi olurlar. Böylece Resulullah'dan karşılıklı bir riâyet ve gözetim talep etmiş olurlar. Halbuki Resulullah ile ümmet arasındaki ilişki, öğretmen ile öğrenci, usta ile çırak, yöneticiler ile halk arasındaki karşılıklı taahhütlere ve nisbeten eşit şartlara dayalı bir ilişki değildir. O ilişkiyi karşılıklı şartlara dayalı böyle sosyal ilişkiler cinsinden bir ilişki sanmak, peygamberlik makamının kadrini ve kıymetini bilmemek, ayrıca toplum hayatının değişmez, zararlı ve terakkiye engel birtakım esaslara dayandığını zannetmek demek olur. Nitekim "Sen onların heva ve heveslerine uyma!" (Maide, 5/48) ve "Sakın o Resulü, kendi aranızda birbirinizi çağırdığınız gibi çağırmayın!" (Nûr, 24/63) buyurulmuştur. Şu halde imandan sonra müminlerin sosyal durumlarını belirlemenin ve kendilerini imanın hedeflediği maksatlara ve başarılı işlere, güzel hizmetlere sevkedecek bir öndere uymanın en mühim vazifeleri olduğu; fakat bunu mürâât mânâsıyle değil, nezâret mânâsıyle alıp, ona göre güzel sosyal edep ve terbiye kuralları altında takip edip gerçekleştirmek gerektiği beyan buyurulmuştur.

    Demek ki, Resulullah'a ait olan vazife mürâat değil, nazârettir. Mürâatın ise onun ümmetine düşen bir vazife olması gerekir. Bunun için ümmet, lafzî ve manevi her türlü kötü vehme düşmekten sakınmak için "râinâ" dememeli, "unzurnâ" demelidir: Öğretilen ilme, tebliğ olunan hükümlere, emirlere ve yasaklara iyi kulak verip dinlemelidir. Nezâret eden de nezâret görevinin gereklerini iyi bilmeli, ona da ümmet tarafından bu vazife ihtar olunacağı zaman, "bizi gözet" diye ihtar edilmelidir.

    Dördüncüsü: Mürââtın aslı olan ra'y ve riayette hayvanî bir gözetme anlamı vardır. Nazâret ise katıksız bir insanî kavramdır. Şu halde müslüman ümmeti, hayvanî kavramlardan uzak durmalı ve sakınmalı, insanî kavramları kabul edip, uygulamalıdır. Bunu yapmak da ümmetin kabiliyetine bağlıdır. Nitekim "Siz nasıl olursanız öyle yönetilirsiniz." buyurulmuştur. Âyetten çıkan sonuca göre; söz konusu nazâreti talep etmek ve söz dinlemek ümmetin görevidir. Müminler başıboş, terkedilmiş, nazâretsiz bırakılmaya razı olmamalı, kendilerine nazaret edecek bir başkana, bir imama tabi olmalıdır. Bu suretle bir ümmet teşkil etmeliler, fakat "râinâ" diye müraat isteğinde bulunmamalılar, kendilerinin sürü yerine konulmasına razı olmamalılar.

    Aslında âyet mutlak anlamda olduğu için, hem Asr-ı saadet'e, hem de bütün asırlara şamil olan bir hüküm taşır. Ümmetin bizzat Resulullah'a karşı "unzurnâ" demeye izinli, hatta görevli ve mecbur olduğuna bakılırsa, bu hak veya vazifenin diğer yöneticilere karşı uygulanması öncelikle istenmekte demektir. Bu mesele akâid kitaplarında imamet bahsi adıyle ve farz-ı kifaye olmak üzere söz konusu edilmiştir. Görülüyor ki, müminlere imandan sonra ilk emir bu oluyor.Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet



  21. 17.Ağustos.2012, 04:53
    23
    HAMMADUN
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Aralık.2010
    Üye No: 81065
    Mesaj Sayısı: 1,021
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: peygamberimize kainatın efendisi denilmektedir. Bu şirk midir?

    Alıntı
    Eğer bir İNSAN Peygamber Efendimiz (S.A.V.) diyorsa, kainatın SIRRI'dır İNSAN....

    Kainatın efendisi demekte, hiç bir mahsur atfedilemez.....

    Peki, Efendi İLAH manasında kullanılamazmı.....????

    LA İLAHE İLLALLAH'ın Olduğu hiç bir yerde, hiç bir efendi, İLAH manasına yada manasında kullanılamaz....

    RAB'bim Cümlemizden Razı Olsun. Amin.
    Bu cümleyi sarf ettiğimiz yere ulaşmaya çalışıyorduk ki; İnşaAllah ulaştık....

    Şimdi satır satır kelime kelime açalım İnşaAllah....

    Eğer bir İNSAN.... RAB'bimin en güzel surette yarattığı mahluku.... DİNİYLE ŞEREFLENDİRDİĞİ mahluku....

    Peygamber Efendimiz (S.A.V.) diyorsa... Efendi kelimesini kullanıyorsa... Yani O İNSAN Peygamber Efendimiz(S.A.V.) diyorsa...

    Burada yalnışa düşmeyelim... Peygamber Efendimiz (S.A.V.) demiyor, kainatın SIRRI'dır İNSAN diye....

    Yani Peygamber Efendimiz (S.A.V.) Kainatın SIRRI'dır İNSAN demiyor. Kim diyor... Biz diyoruz...

    Bumuydu kafanıza takılan @mir kardeşim... O'nu biz diyoruz.

    Kainatın efendisi demekte, hiç bir mahsur ATFEDİLEMEZ...

    Neden ATFEDİLEMEZ.... Çünkü EFENDİ'yi İLAH manasında kullanamazsınız...???

    Zira Efendi mahluktur, MABUD değil....

    LA İLAHE İLLALLAH'ın Olduğu hiç bir yerde, hiç bir efendi, İLAH manasına yada manasında kullanılamaz....

    Buna Peygamber Efendimiz (S.A.V.)'de dahil mi...??? Evet Peygamber Efendimiz (S.A.V.)'de dahil....

    Neden..???

    Çünkü LA İLAHE İLLALLAH'ın olduğu hiç bir yerde, hiç bir efendi, İLAH manasına yada manasında kullanılamazda ondan....

    Ama Peygamber Efendimizin (S.A.V.) Eksiği olmadığını iddia ediyorsunuz...

    Evet YARADILMIŞLARA KARŞI TAM VE KAMİLDİR.... Ancak İNSAN ve KUL olması hasebiyle, RAB'bine karşı EKSİK ve GÜNAHKARDIR....

    Ne demek bu...???

    ALLAH-U TAALA asla kendine EŞ bir varlık yaratmamıştır. RASUL'üde olsa, YARATTIĞI TÜM MAHLUKATINA KARŞI EKSİKSİZ dahi olsa, KENDİNE KARŞI EKSİK ve GÜNAHKAR bir KULU kendine RASUL tayin etmiştir. Ancak O'nun eksik ve hatasını arayıpta buldum diyen, Peygamber Efendimize (S.A.V.) iftira ile birlikte, RAB'bine karşıda iftirada bulunmuş olur.

    RAB'bim Cümlemizden Razı Olsun. Amin.

    Not...: Bizde nerede böyle bir hadis olduğunu söyledik diye bu bölümü arardık şimdiye kadar @mir kardeşim. İnşaAllah durum anlaşılmıştır.



  22. 17.Ağustos.2012, 04:53
    23
    HAMMADUN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Alıntı
    Eğer bir İNSAN Peygamber Efendimiz (S.A.V.) diyorsa, kainatın SIRRI'dır İNSAN....

    Kainatın efendisi demekte, hiç bir mahsur atfedilemez.....

    Peki, Efendi İLAH manasında kullanılamazmı.....????

    LA İLAHE İLLALLAH'ın Olduğu hiç bir yerde, hiç bir efendi, İLAH manasına yada manasında kullanılamaz....

    RAB'bim Cümlemizden Razı Olsun. Amin.
    Bu cümleyi sarf ettiğimiz yere ulaşmaya çalışıyorduk ki; İnşaAllah ulaştık....

    Şimdi satır satır kelime kelime açalım İnşaAllah....

    Eğer bir İNSAN.... RAB'bimin en güzel surette yarattığı mahluku.... DİNİYLE ŞEREFLENDİRDİĞİ mahluku....

    Peygamber Efendimiz (S.A.V.) diyorsa... Efendi kelimesini kullanıyorsa... Yani O İNSAN Peygamber Efendimiz(S.A.V.) diyorsa...

    Burada yalnışa düşmeyelim... Peygamber Efendimiz (S.A.V.) demiyor, kainatın SIRRI'dır İNSAN diye....

    Yani Peygamber Efendimiz (S.A.V.) Kainatın SIRRI'dır İNSAN demiyor. Kim diyor... Biz diyoruz...

    Bumuydu kafanıza takılan @mir kardeşim... O'nu biz diyoruz.

    Kainatın efendisi demekte, hiç bir mahsur ATFEDİLEMEZ...

    Neden ATFEDİLEMEZ.... Çünkü EFENDİ'yi İLAH manasında kullanamazsınız...???

    Zira Efendi mahluktur, MABUD değil....

    LA İLAHE İLLALLAH'ın Olduğu hiç bir yerde, hiç bir efendi, İLAH manasına yada manasında kullanılamaz....

    Buna Peygamber Efendimiz (S.A.V.)'de dahil mi...??? Evet Peygamber Efendimiz (S.A.V.)'de dahil....

    Neden..???

    Çünkü LA İLAHE İLLALLAH'ın olduğu hiç bir yerde, hiç bir efendi, İLAH manasına yada manasında kullanılamazda ondan....

    Ama Peygamber Efendimizin (S.A.V.) Eksiği olmadığını iddia ediyorsunuz...

    Evet YARADILMIŞLARA KARŞI TAM VE KAMİLDİR.... Ancak İNSAN ve KUL olması hasebiyle, RAB'bine karşı EKSİK ve GÜNAHKARDIR....

    Ne demek bu...???

    ALLAH-U TAALA asla kendine EŞ bir varlık yaratmamıştır. RASUL'üde olsa, YARATTIĞI TÜM MAHLUKATINA KARŞI EKSİKSİZ dahi olsa, KENDİNE KARŞI EKSİK ve GÜNAHKAR bir KULU kendine RASUL tayin etmiştir. Ancak O'nun eksik ve hatasını arayıpta buldum diyen, Peygamber Efendimize (S.A.V.) iftira ile birlikte, RAB'bine karşıda iftirada bulunmuş olur.

    RAB'bim Cümlemizden Razı Olsun. Amin.

    Not...: Bizde nerede böyle bir hadis olduğunu söyledik diye bu bölümü arardık şimdiye kadar @mir kardeşim. İnşaAllah durum anlaşılmıştır.



  23. 17.Ağustos.2012, 06:00
    24
    @mir
    âb ü kil

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Ağustos.2009
    Üye No: 49589
    Mesaj Sayısı: 3,358
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 36
    Yaş: 43
    Bulunduğu yer: Dârü'l-İmtihân

    Cevap: peygamberimize kainatın efendisi denilmektedir. Bu şirk midir?

    Ercan kardeş ben onu kastetmedim zaten
    bir anlamı iyi olsa da bir diğer anlamı kötü olan bir kelimeyi mümkün mertebe kullanmamak lazım demek istedim
    hatta sahabiler o kötü anlamı kastetmemiş olsa bile
    Allah yine de yasaklamış

    Alıntı
    Peygamber Efendimiz (S.A.V.) diyorsa, kainatın SIRRI'dır İNSAN....
    yazdın
    iki defa kaynak sordum:
    Alıntı
    "insan kainatın sırrıdır" diye bir hadis olduğunu mu iddia ediyorsun?
    eğer öyleyse kaynağı nedir?
    diyerek

    bir "hayır ben bunun hadis olduğunu iddia etmiyorum" demek bu kadar zor muydu?


    Alıntı
    Ancak İNSAN ve KUL olması hasebiyle, RAB'bine karşı EKSİK ve GÜNAHKARDIR....
    bu da bize yeter


  24. 17.Ağustos.2012, 06:00
    24
    âb ü kil
    Ercan kardeş ben onu kastetmedim zaten
    bir anlamı iyi olsa da bir diğer anlamı kötü olan bir kelimeyi mümkün mertebe kullanmamak lazım demek istedim
    hatta sahabiler o kötü anlamı kastetmemiş olsa bile
    Allah yine de yasaklamış

    Alıntı
    Peygamber Efendimiz (S.A.V.) diyorsa, kainatın SIRRI'dır İNSAN....
    yazdın
    iki defa kaynak sordum:
    Alıntı
    "insan kainatın sırrıdır" diye bir hadis olduğunu mu iddia ediyorsun?
    eğer öyleyse kaynağı nedir?
    diyerek

    bir "hayır ben bunun hadis olduğunu iddia etmiyorum" demek bu kadar zor muydu?


    Alıntı
    Ancak İNSAN ve KUL olması hasebiyle, RAB'bine karşı EKSİK ve GÜNAHKARDIR....
    bu da bize yeter





+ Yorum Gönder
Git İlk 1235 Son