Konusunu Oylayın.: Nakşibendi Tarikati ( Kafam çok karışık lütfen bilgili kişiler cevap versin)

5 üzerinden 5.00 | Toplam: 3 kişi oyladı.

Nakşibendi Tarikati ( Kafam çok karışık lütfen bilgili kişiler cevap versin)
  1. 26.Nisan.2012, 07:47
    37
    İnanc
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 04.Şubat.2012
    Üye No: 93990
    Mesaj Sayısı: 2,038
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 21
    Bulunduğu yer: Yalan Dünyada Bir Yer.

    Cevap: Nakşibendi Tarikati ( Kafam çok karışık lütfen bilgili kişiler cevap versin)

    reklam


    Cevap: Nakşibendi Tarikati ( Kafam çok karışık lütfen bilgili kişiler cevap versin) ile ilgili yazı Mumsema.org
    Tamam bu kadar bu konuyu uzatmayın kalp kırmaya gerek yok .
    Ben kararımı verdim Bundan sonra rehberim Kuran olacak Şeyhim. Hz.Muhammed (sav) Olacak.
    Evden camii'ye camii'den eve misali .. Cevaplar için çok teşekkür ediyorum ALLAH RAZI OLSUN
    Bu tür ufak sorunlar için şeytan'a uyupta kalp kırmayın


  2. 26.Nisan.2012, 07:47
    37
    Devamlı Üye
    reklam


    Tamam bu kadar bu konuyu uzatmayın kalp kırmaya gerek yok .
    Ben kararımı verdim Bundan sonra rehberim Kuran olacak Şeyhim. Hz.Muhammed (sav) Olacak.
    Evden camii'ye camii'den eve misali .. Cevaplar için çok teşekkür ediyorum ALLAH RAZI OLSUN
    Bu tür ufak sorunlar için şeytan'a uyupta kalp kırmayın


  3. 26.Nisan.2012, 10:37
    38
    islamyolu
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Mayıs.2011
    Üye No: 87477
    Mesaj Sayısı: 2,619
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Bulunduğu yer: istanbul

    Cevap: Nakşibendi Tarikati ( Kafam çok karışık lütfen bilgili kişiler cevap versin)

    reklam


    (Allahü teâlâ buyurdu ki: Ben anılınca, evliya hatırlanır, evliya hatırlanınca ben anılırım.) [Ebu Nuaym]

    (Salihler zikredilince
    [anılınca], rahmet iner.) [İ.Ahmed, İ.Gazali, İ.Cevzi, İ. Süyuti]

    (Peygamberi zikretmek ibadettir. Salihleri
    [evliyayı] zikretmek [anmak] günahlara kefarettir. Ölümü zikretmek [hatırlamak] sadakadır. Kabri zikretmek, Cennete yaklaştırır.) [Deylemi]

    (Ali’yi zikretmek ibadettir.)
    [Deylemi]


    insanlardan Allahın zikri için anahtar olanlar vardır ki onlar görüldüğünde Allah hatırlanır . (Taberani , Beyhaki , Heysemi Münavi )

    Alimlere Danış hikmet sahiplerine karış Büyüklerle oturup kalkmaya çalış (
    Taberani , Hakim-i Tirmizi )

    Sizin en üstününüz , Görüldüklerinde Allah hatırlanan kimselerdir. (
    Suyuti , Hakim-i Tirmizi , Ali el Müttaki)

    Evliyaullah o kimselerdir ki , Görüldükleri zaman Allah hatırlanır (
    Hakim-i Tirmizi , Taberi , Nesai. Heysemi )

    YerYüzü onlarla durur , Onlar sebebiyle yağdırılıyorsunuz ve onlar hürmetine yardım olunuyorsunuz (
    Ali el Müttaki , Ahmet bin hambel , Abdürrezzak)

    Allahın Mahlukatı hakkında Tefekkür edin , Allah'ın zat'ı hakkında tefekkür etmeyin , Zira siz onun kadrini takdir edemez siniz (
    Ali el Müttaki , Ebu nuaym)

    Onların görünmesiyle Allah hatırlanır (
    Taberani)

    Peygamberleri Anmak ibadettendir , iyi kimseleri hatırlamak ise keffaretdir (
    Ali el müttaki , Münavi)

    Ali'yi anmak ibadettir (
    Deylemi , Münavi)

    Salihler anıldığında Rahmetler yağar (
    Sehavi , Zebi-di)

    Bana bakmak ibadettir (
    Taberani , Suyuti , Nebbani)

    Beş şey ibadettendir ; Az yemek , Camilerde oturmak , Kabe'ye bakmak , okumadan da olsa mushafa bakmak , Alimin yüzüne bakmak (
    Deylemi , Suyuti )

    Alimin yüzüne bakmak ibadettir onunla oturmak ibadettir , onunla konuşmak ibadettir (
    Deylemi )



    Hazreti Hasen , Hind ibn-i ebi Hale (
    Radıyallahu anh) 'a;
    Bana rasullullahın vasıflarını anlar ki , onu hayalimde canlandırayım (
    tirmizi )


    Hadisi şerifler Daha sayılamayacak kadar çoktur İmam Azamın Beyitini getireyim yine.. İmam-ı Azam (Radıyallahu Anh), Rasullullah (Sallahu Aleyhi ve sellem( in Ravza-i Mutahhara'sında yapmış olduğu münacat (Yalvarış ) ında şöyle demiştir..

    ''Ey Efendim! Sana karşı kalbim çok tutkun,
    senin aşkınla ruh kalıntım bile dopdolgun.''

    ''Tüm sükutum , seninledir, sustuğumda,
    Yüceliğini methederim, Konuştuğumda! ''

    ''Her zaman işitirim, hoş sözü ancak senden
    Baktığımda ise, Görmem başkasını senden! ''


    (Ebu hanife , ed- dürru'l-meknun, Beyit No : 43-45. İbrahim ibni Muhammed el Yelevaci , el-Mece'atü'l - Kübra , Sh :63 )


    BU en büyük müctehidin, bu kadar fasih ve beliğ ifadeleri , Rasullulah (Salllahu Aleyhi ve sellem ) e karşı olan rabıtasının kuvvetini ne kadar güzel bir şekilde ortaya koymaktadır.


    Hafız İbn-i Kesir (rahimetullah) ın naklettigine göre Yemame vak'asında Müslümanların şiarı (nişanı)
    ''ey Muhammed ! Bize yardım et ! '' sözleriydi (ibn-i Kesir , el bidaye ve'n - Nihaye : 6 / 324 )


    Abdurrahman ibn-i Sa'd (Radıyallahu anh ) şöyle anlatıyor : '' bir kere Abdullah ibn-i Ömer (Radıyallahu Anhuma) nın ayağı uyuştu , o zaman bir adam ona : '' en sevdiğin insanı an'' dedi

    O da '' Ya Muhammed! '' der demez , bağlardan Kurtulmuş gibi rahatladı ( Buhari , el edebü'l-müfred: 438 , no : 993 sh :262)

    bu şekilde değişik bir rivayette imam-ı Mücahid (Radıyallahu Anh) vasıtasıyla İbn-i Abbas (radıyallahu anhuma) dan nakledilmiştir


    Şafi'i ulemasından Allame Şihab er-Remli (Rahimatullah) ' a
    '' bazı insanlar zorluklara karşılaştıklarında : '' ya Rasullullah ! '' , ' Ya Şeyh Filan ! '' gibi nidalarla peygamberlerden ,velilerden , Alimlerden ve salihlerden istiğasede bulunuyor (meded dileniyor ) lar , bu caiz midir ? bu zatların , vefatlarından sonra bir iğase (yardım ve destek ) leri var mıdır ? '' diye soruldugunda şöyle cevap vermiştir:

    ''Rasullerin , nebilerin ve velilerin , vefatlarından sonra da yardımları vardır
    çünkü Peygamberlerin mucizeleri ve velilerin kerametleri ölümünden sonra kesilmez

    Zira bir çok sağlam hadisi şeriflerde varid oldugu üzere '' Peygamberler kabirlerinde diridirler , Namaz kılarlar i Hacca Giderler
    '' (Ebu Ya'la , el müsned , no : 3425,6/147 ibni Hacel , el-Metaibü'l Aliye , No 3452,3/269 )

    Dolayısıyla onların yardımları mucizelerinden sayılır

    şehitler de diridirler , gündüz gözüyle aşikare kafirlerle harbettikleri açıkca görülmüştür
    Velilerin yardımı ise onların Kerametleridir'' (Fetave'r- Remli , İbni Hacer el Heyteminin el -Fetave'l-Kübra'sının hamişi-/382Fetavel Hayriyye )


    Mus'ab ibn-i Sa'd
    (R .A) dan rivayet edilen


    ''siz ancak zayıfların hürmetine yardım olunuyor ve rızıklandırılıyorsunuz ''
    (Buhari , Cihad75 , No : 2739, 3/1061 ; Nesai , Cihad :43, No :3178 .....)

    Hadisi şerifindeki .Zayıflardan Murat ; Rasullullah (Sallahu Aleyhi ve sellem) Zamanındaki fakir muhacirler .

    kutup ve ğavs onlardandır .bu taifeye: '' Allahın Kulları ve Rahmanın kulları '' denirdi ki Kuran-ı Kerimdede (insan süresi 6 , Furkan süresi : 63 ) bu tabirlerde mevcuttur .


    zamanımızda bu zatlara '' Kutup'' ''Ğavs'' Evtad'' , ''Nüceba'' ve '' Ebdal'' (birler dörtler yediler , Kırklar üçyüzler) şeklinde isimler verilmektedir (Suyuti ,el-Havi , 2/455)

    işte bu sağlam hadisi şerif Allahu te'ala nın Dostları hürmetine yardım ettigi husunda açık bir delil teşkil etmektedir ..
    bütün bu nakillerden de anlaşıldığı üzere Rabıtada veya başka zamanlarda velilerden himmet (Yardım) istemek kesinlikle meşru bir iştir .

    ruzbehan el - Bakli (k .s) ''Meşrebü'l-ervah'' isimli eserinin yirminci babının , yirmidört ve kırksekizinci bablarında bu konuda şöyle buyurmuştur .

    ''Ğavslık makamına ulaşan bir kişi o derece tasarruf sahibidir ki .karada veya denizde bir kişi veya bir cemaat , her hangi bir bela ve şiddete duçar olup , aciz ve zor durumda kalsa, Allah-u Te'ala o zata bunu bildirir .

    o ğavs da hemen harekete geçerek Allah-u Te'ala nın izniyle onları o varta (tehlike) dan Kurtarır .

    bu yüzden o zata , yardım manasına gelen ''Gavs'' ismi verilmiştir .

    İbn-i Mes'ud (radıyallahu Anh) ' dan rivayet edilen:

    ''Allah onlar sebebiyle yer halkından belaları kaldırır '' (Ali müttaki , Kenzü'l - ummal No 34612 , 12/190 ; Ahmed ibn-i Hanbel , El müsned, No 896,1/238) hadisi şerifi , bu hakikatı natıktır .

    Veli büyüklerin makamına ulaşınca , kendisinden ne kadar uzakta olsalar , boğulan ve helakta olanlar , onun himmetiyle kurtulurlar .

    Nitekim bu makamın sahiplerinden Şeyh Şibli (Kuddise sırruhu), yolcularına çıkmak isteyen bazı müridlerine :

    '' siz benim civarımdasınız '' Buyurmuştur ..

    Gavsiyet makamına ulaşıp da , dili , icabet hazinelerinin anahtarı haline gelen bir zat , kabul kapılarını açmak isterse ,kalbini Mevla Te'ala ya , dayandırıp , dilini de dua ile kıpırdattıgında , en büyük belaları insanlardan uzaklaştırır ..

    çünkü artık o , Hak Teala ' nın aynası durumundadır .Allah-u Te'ala , Aleme nazaretmek dilediginde evvela o zata tecelli eder , sonra ondan alemlere bakar ..

    Bu makam asaleten Rasullullah (Sallahu Aleyhi ve sellem) ' e Aittir







  4. 26.Nisan.2012, 10:37
    38
    islamyolu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    reklam


    (Allahü teâlâ buyurdu ki: Ben anılınca, evliya hatırlanır, evliya hatırlanınca ben anılırım.) [Ebu Nuaym]

    (Salihler zikredilince
    [anılınca], rahmet iner.) [İ.Ahmed, İ.Gazali, İ.Cevzi, İ. Süyuti]

    (Peygamberi zikretmek ibadettir. Salihleri
    [evliyayı] zikretmek [anmak] günahlara kefarettir. Ölümü zikretmek [hatırlamak] sadakadır. Kabri zikretmek, Cennete yaklaştırır.) [Deylemi]

    (Ali’yi zikretmek ibadettir.)
    [Deylemi]


    insanlardan Allahın zikri için anahtar olanlar vardır ki onlar görüldüğünde Allah hatırlanır . (Taberani , Beyhaki , Heysemi Münavi )

    Alimlere Danış hikmet sahiplerine karış Büyüklerle oturup kalkmaya çalış (
    Taberani , Hakim-i Tirmizi )

    Sizin en üstününüz , Görüldüklerinde Allah hatırlanan kimselerdir. (
    Suyuti , Hakim-i Tirmizi , Ali el Müttaki)

    Evliyaullah o kimselerdir ki , Görüldükleri zaman Allah hatırlanır (
    Hakim-i Tirmizi , Taberi , Nesai. Heysemi )

    YerYüzü onlarla durur , Onlar sebebiyle yağdırılıyorsunuz ve onlar hürmetine yardım olunuyorsunuz (
    Ali el Müttaki , Ahmet bin hambel , Abdürrezzak)

    Allahın Mahlukatı hakkında Tefekkür edin , Allah'ın zat'ı hakkında tefekkür etmeyin , Zira siz onun kadrini takdir edemez siniz (
    Ali el Müttaki , Ebu nuaym)

    Onların görünmesiyle Allah hatırlanır (
    Taberani)

    Peygamberleri Anmak ibadettendir , iyi kimseleri hatırlamak ise keffaretdir (
    Ali el müttaki , Münavi)

    Ali'yi anmak ibadettir (
    Deylemi , Münavi)

    Salihler anıldığında Rahmetler yağar (
    Sehavi , Zebi-di)

    Bana bakmak ibadettir (
    Taberani , Suyuti , Nebbani)

    Beş şey ibadettendir ; Az yemek , Camilerde oturmak , Kabe'ye bakmak , okumadan da olsa mushafa bakmak , Alimin yüzüne bakmak (
    Deylemi , Suyuti )

    Alimin yüzüne bakmak ibadettir onunla oturmak ibadettir , onunla konuşmak ibadettir (
    Deylemi )



    Hazreti Hasen , Hind ibn-i ebi Hale (
    Radıyallahu anh) 'a;
    Bana rasullullahın vasıflarını anlar ki , onu hayalimde canlandırayım (
    tirmizi )


    Hadisi şerifler Daha sayılamayacak kadar çoktur İmam Azamın Beyitini getireyim yine.. İmam-ı Azam (Radıyallahu Anh), Rasullullah (Sallahu Aleyhi ve sellem( in Ravza-i Mutahhara'sında yapmış olduğu münacat (Yalvarış ) ında şöyle demiştir..

    ''Ey Efendim! Sana karşı kalbim çok tutkun,
    senin aşkınla ruh kalıntım bile dopdolgun.''

    ''Tüm sükutum , seninledir, sustuğumda,
    Yüceliğini methederim, Konuştuğumda! ''

    ''Her zaman işitirim, hoş sözü ancak senden
    Baktığımda ise, Görmem başkasını senden! ''


    (Ebu hanife , ed- dürru'l-meknun, Beyit No : 43-45. İbrahim ibni Muhammed el Yelevaci , el-Mece'atü'l - Kübra , Sh :63 )


    BU en büyük müctehidin, bu kadar fasih ve beliğ ifadeleri , Rasullulah (Salllahu Aleyhi ve sellem ) e karşı olan rabıtasının kuvvetini ne kadar güzel bir şekilde ortaya koymaktadır.


    Hafız İbn-i Kesir (rahimetullah) ın naklettigine göre Yemame vak'asında Müslümanların şiarı (nişanı)
    ''ey Muhammed ! Bize yardım et ! '' sözleriydi (ibn-i Kesir , el bidaye ve'n - Nihaye : 6 / 324 )


    Abdurrahman ibn-i Sa'd (Radıyallahu anh ) şöyle anlatıyor : '' bir kere Abdullah ibn-i Ömer (Radıyallahu Anhuma) nın ayağı uyuştu , o zaman bir adam ona : '' en sevdiğin insanı an'' dedi

    O da '' Ya Muhammed! '' der demez , bağlardan Kurtulmuş gibi rahatladı ( Buhari , el edebü'l-müfred: 438 , no : 993 sh :262)

    bu şekilde değişik bir rivayette imam-ı Mücahid (Radıyallahu Anh) vasıtasıyla İbn-i Abbas (radıyallahu anhuma) dan nakledilmiştir


    Şafi'i ulemasından Allame Şihab er-Remli (Rahimatullah) ' a
    '' bazı insanlar zorluklara karşılaştıklarında : '' ya Rasullullah ! '' , ' Ya Şeyh Filan ! '' gibi nidalarla peygamberlerden ,velilerden , Alimlerden ve salihlerden istiğasede bulunuyor (meded dileniyor ) lar , bu caiz midir ? bu zatların , vefatlarından sonra bir iğase (yardım ve destek ) leri var mıdır ? '' diye soruldugunda şöyle cevap vermiştir:

    ''Rasullerin , nebilerin ve velilerin , vefatlarından sonra da yardımları vardır
    çünkü Peygamberlerin mucizeleri ve velilerin kerametleri ölümünden sonra kesilmez

    Zira bir çok sağlam hadisi şeriflerde varid oldugu üzere '' Peygamberler kabirlerinde diridirler , Namaz kılarlar i Hacca Giderler
    '' (Ebu Ya'la , el müsned , no : 3425,6/147 ibni Hacel , el-Metaibü'l Aliye , No 3452,3/269 )

    Dolayısıyla onların yardımları mucizelerinden sayılır

    şehitler de diridirler , gündüz gözüyle aşikare kafirlerle harbettikleri açıkca görülmüştür
    Velilerin yardımı ise onların Kerametleridir'' (Fetave'r- Remli , İbni Hacer el Heyteminin el -Fetave'l-Kübra'sının hamişi-/382Fetavel Hayriyye )


    Mus'ab ibn-i Sa'd
    (R .A) dan rivayet edilen


    ''siz ancak zayıfların hürmetine yardım olunuyor ve rızıklandırılıyorsunuz ''
    (Buhari , Cihad75 , No : 2739, 3/1061 ; Nesai , Cihad :43, No :3178 .....)

    Hadisi şerifindeki .Zayıflardan Murat ; Rasullullah (Sallahu Aleyhi ve sellem) Zamanındaki fakir muhacirler .

    kutup ve ğavs onlardandır .bu taifeye: '' Allahın Kulları ve Rahmanın kulları '' denirdi ki Kuran-ı Kerimdede (insan süresi 6 , Furkan süresi : 63 ) bu tabirlerde mevcuttur .


    zamanımızda bu zatlara '' Kutup'' ''Ğavs'' Evtad'' , ''Nüceba'' ve '' Ebdal'' (birler dörtler yediler , Kırklar üçyüzler) şeklinde isimler verilmektedir (Suyuti ,el-Havi , 2/455)

    işte bu sağlam hadisi şerif Allahu te'ala nın Dostları hürmetine yardım ettigi husunda açık bir delil teşkil etmektedir ..
    bütün bu nakillerden de anlaşıldığı üzere Rabıtada veya başka zamanlarda velilerden himmet (Yardım) istemek kesinlikle meşru bir iştir .

    ruzbehan el - Bakli (k .s) ''Meşrebü'l-ervah'' isimli eserinin yirminci babının , yirmidört ve kırksekizinci bablarında bu konuda şöyle buyurmuştur .

    ''Ğavslık makamına ulaşan bir kişi o derece tasarruf sahibidir ki .karada veya denizde bir kişi veya bir cemaat , her hangi bir bela ve şiddete duçar olup , aciz ve zor durumda kalsa, Allah-u Te'ala o zata bunu bildirir .

    o ğavs da hemen harekete geçerek Allah-u Te'ala nın izniyle onları o varta (tehlike) dan Kurtarır .

    bu yüzden o zata , yardım manasına gelen ''Gavs'' ismi verilmiştir .

    İbn-i Mes'ud (radıyallahu Anh) ' dan rivayet edilen:

    ''Allah onlar sebebiyle yer halkından belaları kaldırır '' (Ali müttaki , Kenzü'l - ummal No 34612 , 12/190 ; Ahmed ibn-i Hanbel , El müsned, No 896,1/238) hadisi şerifi , bu hakikatı natıktır .

    Veli büyüklerin makamına ulaşınca , kendisinden ne kadar uzakta olsalar , boğulan ve helakta olanlar , onun himmetiyle kurtulurlar .

    Nitekim bu makamın sahiplerinden Şeyh Şibli (Kuddise sırruhu), yolcularına çıkmak isteyen bazı müridlerine :

    '' siz benim civarımdasınız '' Buyurmuştur ..

    Gavsiyet makamına ulaşıp da , dili , icabet hazinelerinin anahtarı haline gelen bir zat , kabul kapılarını açmak isterse ,kalbini Mevla Te'ala ya , dayandırıp , dilini de dua ile kıpırdattıgında , en büyük belaları insanlardan uzaklaştırır ..

    çünkü artık o , Hak Teala ' nın aynası durumundadır .Allah-u Te'ala , Aleme nazaretmek dilediginde evvela o zata tecelli eder , sonra ondan alemlere bakar ..

    Bu makam asaleten Rasullullah (Sallahu Aleyhi ve sellem) ' e Aittir







  5. 26.Nisan.2012, 10:44
    39
    islamyolu
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Mayıs.2011
    Üye No: 87477
    Mesaj Sayısı: 2,619
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Bulunduğu yer: istanbul

    Cevap: Nakşibendi Tarikati ( Kafam çok karışık lütfen bilgili kişiler cevap versin)

    Kettani (Kuddise Sırruhu) şöyle buyurmuştur

    Alemde bir bela vuku bulacagında evvela nüceba (kırklar) yalvarır , bela defolmazsa, bu sefer urefa (yediler ) niyazda bulunur ..

    yine kalkmazsa muhtarun (üçler) dua eder , Yine mündefi olmazsa ğavs ibtihalde bulunduğu (duaya başladığı ) anda hemen bela ortadan kalkar ..

    çünkü iş büyük olunca ancak büyük bir zatın diliyle defolur ''
    (Ebu Muhammed Ruzbehan el- Bakli eş-Şirazi Kitab-u Meşrebi'l - ervah , sh : 309 , 316 )

    Yalnız şunu ifade edelimki ; Hakikatte kendisinden yardım istenilen Zat, Ancak Allah-u Te'ala ' dır

    gerçek tevhidin manasını ve mecazi isnadın ne demek olduğunu bilen bir kişi , bir işi sebep ve vesilelere mecazi anlamda dayandırmakla asla müşrik olmaz ..

    Nitekim Suheyb (Radıyallahu anh) ' dan rivayete göre Rasullullah (Sallahu Aleyhi ve Sellem ) Buruc süresinde zikredilen Ashab-ı Uhdud kıssasındaki çocuktan bahsederken:

    '' o çocuk , körü ve alacalıyı iyi ediyor, insanları diğer hastalıklardan da tedavi ediyordu ''
    (Müslim zühd:17 , No :3005 , 4/2299 ) buyurmuştur ..

    Mevla Te'ala , kendisi için ;

    '' bütün işleri o yönetiyor '' (yunus süresi )
    buyurduğu halde , melekler hakkında :

    ''işleri yönetenler .'' (Nazi'at Süresi 5) buyuruyor

    ''Ruhları Allah Alır '' (zümer süresi : 42) buyurduğu halde , Azrail (Aleyhiselam) hakkında ;

    ''Ölüm meleği sizin canlarınızı alır '' (secde süresi:11) buyurmaktadır .

    bu konuda en bariz misallerden biride şudur ; Allah-u Te'ala , Zatı hakkında :

    ''Allah dilediğine hidayet eder '' (Nur süresi :46 ' dan ) buyurmuşken


    peygamberleri hakkında :

    ''Biz onları Bizim emrimizle hidayet eden önderler yaptık'' (enbiya süresi 73 )

    Rasullullah (Sallahu Aleyhi ve sellem) hakkında da:

    '' Elbette sen dosdoğru bir yola hidayet edersin '' (Şu'ara süresi 52 den ) buyurmuştur .bunun pek örneği mevcuttur .

    Cebrail (Aleyhiselam) da Meryem Valideye:

    ''Sana bir çocuk vereceğim .'' (meryem süresi :19 dan ) demiştir ..

    Bütün bu ayeti kerimeler açıkca ifade etmektedir ki bütün işleri yaratan ve yöneten, Hakikatte ancak Allah-u te'ala ise de , bazı kullarına , '' Tedbir '' ''Hidayet '' , '' Hıfz '' , ''Himaye'' ve ''Hibe'' (Yönetme erdirme , Koruma erdirme, koruma , kollama ve bağış yapma ) gibi konularda ehliyet ve salahiyet (yetki) vermiştir .

    Artık bu vesileleri inkar etmek , insaftan be idraktan değildir .işte Rabıtayı , tevessülü , isti 'ane ve istiğaseyi (Allah dostlarını hatırlayıp onları aracı yapmayı ve onlardan himmet-yardım istemeyi ) kabul etmeyenler , , iki durumda hali değillerdir ..

    ya bu nasları (açık delilleri ) anlamayacak kadar cahillerdir .veya ilimleri , işin iç yüzünü kavramayacak kadar sathi (Yüzeysel ) dir .



    ''Biz onlara ancak bizi Allah'a yaklaştırsınlar diye tapınıyoruz '' (zümer süresi :3 ) sözlerini naklederek .Rabıtaya itirazları asla yerinde bir kıyas degildir .

    Çünkü onlar bu sözlerinde putlara taptıklarını açıkça ifade etmektedirler ..

    Rabıta yapan veya himmet Aracı yapan bir kimse ise Mürşidine tapmak şöyle dursuni onu da Allah-u Te'ala nın kulu oldugunu ve Allah-u Te'ala ' ya taptığını kabul etmektedir .

    Ancak onun , Allah-u Te'ala' yakendisinden daha yakın hususundaki hüsn-ü zannına (güzel düşüncesine ) ve ona karşı Allah-u Te'ala için olan muhabbetine binaen kendisiyle tevessül etmektedir ki, bunu tapmakla uzaktan yakından hiç bir benzerliği bulunmamaktadır ..

    Rabıta , vesile vs şiddetle inkar eden Vehhabiler'in de itibar ettiği meşhur Allame Şevkani bir çok yanlış görüşlere sahip oldupu halde bu konuda şunları söylemiştir .

    ''Peygamberler ve salihlerle tevessülü yasaklayanların , kendilerine delil olarak okudukları:

    ''Biz onlara ancak bizi Allah'a Yaklaştırsınlar diye tapıyoruz '' (Zümer süresi 3 den )

    ''Allah ile beraber hiç kimseye dua etmeyin '' (Cin süresi : 18 ' den )

    ''O'ndan başkasına dua edenler (Var ya , o da ettikleri ) onlara hiçbir şeyle icabet edemezler '' (Ra'd Suresi : 14 den ) Gibi Ayet-i kerimeler yerinde olmayıp , Bilakis münakaşa konusuna , mevzu ile ilgisi olmayan yabancı birşeyi delil getirme kabilindendir .Çünkü:

    ''Biz onlara ancak bizi Allah 'a Yaklaştırsınlar diye tapıyoruz '' (Zümer süresi :3 den ) kavl-i şerifi , müşriklerin Allah-u Te'ala ' ya yaklaşmak için putlara taptıklarını açıklamaktadır .

    Bir Alim veya veliyle tevessül eden kişi ona ibadet etmemekte, ancak o kişinin ilim , amel ve ihlasu sebebiyle Allah-u Te'ala katında bir meziyeti olduğunu bildiginden onu aracı yapmaktadır ..

    Yine böylece:

    ''Allah ile beraber hiç kimseye dua etmeyin'' (cin süresi : 18 ) kavli şerifi 'Ya Allah! Ya Fülan ! '' gibi sözler sarfederek, Allah-u te'ala İle birlikte başkasına dua edilmesini yasaklamaktadır ..

    Bir Alim veya veliyle tevessül eden kişi ise sadece Allah-u Te'ala' ya dua etmekte , ancak bazı salih kulların işlediği iyi ameller hürmetine duasının kabulünü istemektedir ..

    Nitekim üzerlerine kaya düşüp mağarada mahsur kalan üç kişinin salih amelleriyle tevessülde bulunarak kurtuldukları , Salih amelleriyle tevessülde bulunarak kurtuldukları , sahih hadisi şeriflerde zikredilmiştir ..

    ''O'ndan başkasına dua edenler (Var ya , o da ettikleri ) onlara hiçbir şeyle icabet edemezler '' (Ra'd Suresi : 14 den ) kav-i şerifine gelince bu , dualarını kabul edecek Rab'lerini bırakıp kabul etmekten aciz olan varlıklara dua edenlerden bahsetmektedir ..

    Allah-u Te'ala dostlarıyla tevessül eden kimse ise gerçekten ancak Allah-u Te'ala ' ya dua etmiş olup , ne o'nu bırakıp , ne de o'nunla birlikte başkasına duada bulunmamıştır .İşte bunu anladığında , tevessüle mani olanların ortaya attıkları delillerin , niza mahallinden hariç (münakaşa konusu dışında ) oldukları sana gizli kalmaz

    Şevkani konuyu sonunda şöyle bağlamıştır: Enbiyadan herhangi bir nebi veya ulemadan herhangi bir alim yaa da evliyadan herhangi bir veli ile tevessül eden kişi , araya koyduğu zatın, hiçbir işte Allah-u Te'ala ile ortaklığı bulunduğuna inanmaz ..Zira böyle bir itikada sahip olan kişi , Açık bir sapıklıktadır .( Mekalatü'l- Allame ed- Dücevi , fi'r - reddi alet't-Teymiyyin sh .11-12 )


  6. 26.Nisan.2012, 10:44
    39
    islamyolu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Kettani (Kuddise Sırruhu) şöyle buyurmuştur

    Alemde bir bela vuku bulacagında evvela nüceba (kırklar) yalvarır , bela defolmazsa, bu sefer urefa (yediler ) niyazda bulunur ..

    yine kalkmazsa muhtarun (üçler) dua eder , Yine mündefi olmazsa ğavs ibtihalde bulunduğu (duaya başladığı ) anda hemen bela ortadan kalkar ..

    çünkü iş büyük olunca ancak büyük bir zatın diliyle defolur ''
    (Ebu Muhammed Ruzbehan el- Bakli eş-Şirazi Kitab-u Meşrebi'l - ervah , sh : 309 , 316 )

    Yalnız şunu ifade edelimki ; Hakikatte kendisinden yardım istenilen Zat, Ancak Allah-u Te'ala ' dır

    gerçek tevhidin manasını ve mecazi isnadın ne demek olduğunu bilen bir kişi , bir işi sebep ve vesilelere mecazi anlamda dayandırmakla asla müşrik olmaz ..

    Nitekim Suheyb (Radıyallahu anh) ' dan rivayete göre Rasullullah (Sallahu Aleyhi ve Sellem ) Buruc süresinde zikredilen Ashab-ı Uhdud kıssasındaki çocuktan bahsederken:

    '' o çocuk , körü ve alacalıyı iyi ediyor, insanları diğer hastalıklardan da tedavi ediyordu ''
    (Müslim zühd:17 , No :3005 , 4/2299 ) buyurmuştur ..

    Mevla Te'ala , kendisi için ;

    '' bütün işleri o yönetiyor '' (yunus süresi )
    buyurduğu halde , melekler hakkında :

    ''işleri yönetenler .'' (Nazi'at Süresi 5) buyuruyor

    ''Ruhları Allah Alır '' (zümer süresi : 42) buyurduğu halde , Azrail (Aleyhiselam) hakkında ;

    ''Ölüm meleği sizin canlarınızı alır '' (secde süresi:11) buyurmaktadır .

    bu konuda en bariz misallerden biride şudur ; Allah-u Te'ala , Zatı hakkında :

    ''Allah dilediğine hidayet eder '' (Nur süresi :46 ' dan ) buyurmuşken


    peygamberleri hakkında :

    ''Biz onları Bizim emrimizle hidayet eden önderler yaptık'' (enbiya süresi 73 )

    Rasullullah (Sallahu Aleyhi ve sellem) hakkında da:

    '' Elbette sen dosdoğru bir yola hidayet edersin '' (Şu'ara süresi 52 den ) buyurmuştur .bunun pek örneği mevcuttur .

    Cebrail (Aleyhiselam) da Meryem Valideye:

    ''Sana bir çocuk vereceğim .'' (meryem süresi :19 dan ) demiştir ..

    Bütün bu ayeti kerimeler açıkca ifade etmektedir ki bütün işleri yaratan ve yöneten, Hakikatte ancak Allah-u te'ala ise de , bazı kullarına , '' Tedbir '' ''Hidayet '' , '' Hıfz '' , ''Himaye'' ve ''Hibe'' (Yönetme erdirme , Koruma erdirme, koruma , kollama ve bağış yapma ) gibi konularda ehliyet ve salahiyet (yetki) vermiştir .

    Artık bu vesileleri inkar etmek , insaftan be idraktan değildir .işte Rabıtayı , tevessülü , isti 'ane ve istiğaseyi (Allah dostlarını hatırlayıp onları aracı yapmayı ve onlardan himmet-yardım istemeyi ) kabul etmeyenler , , iki durumda hali değillerdir ..

    ya bu nasları (açık delilleri ) anlamayacak kadar cahillerdir .veya ilimleri , işin iç yüzünü kavramayacak kadar sathi (Yüzeysel ) dir .



    ''Biz onlara ancak bizi Allah'a yaklaştırsınlar diye tapınıyoruz '' (zümer süresi :3 ) sözlerini naklederek .Rabıtaya itirazları asla yerinde bir kıyas degildir .

    Çünkü onlar bu sözlerinde putlara taptıklarını açıkça ifade etmektedirler ..

    Rabıta yapan veya himmet Aracı yapan bir kimse ise Mürşidine tapmak şöyle dursuni onu da Allah-u Te'ala nın kulu oldugunu ve Allah-u Te'ala ' ya taptığını kabul etmektedir .

    Ancak onun , Allah-u Te'ala' yakendisinden daha yakın hususundaki hüsn-ü zannına (güzel düşüncesine ) ve ona karşı Allah-u Te'ala için olan muhabbetine binaen kendisiyle tevessül etmektedir ki, bunu tapmakla uzaktan yakından hiç bir benzerliği bulunmamaktadır ..

    Rabıta , vesile vs şiddetle inkar eden Vehhabiler'in de itibar ettiği meşhur Allame Şevkani bir çok yanlış görüşlere sahip oldupu halde bu konuda şunları söylemiştir .

    ''Peygamberler ve salihlerle tevessülü yasaklayanların , kendilerine delil olarak okudukları:

    ''Biz onlara ancak bizi Allah'a Yaklaştırsınlar diye tapıyoruz '' (Zümer süresi 3 den )

    ''Allah ile beraber hiç kimseye dua etmeyin '' (Cin süresi : 18 ' den )

    ''O'ndan başkasına dua edenler (Var ya , o da ettikleri ) onlara hiçbir şeyle icabet edemezler '' (Ra'd Suresi : 14 den ) Gibi Ayet-i kerimeler yerinde olmayıp , Bilakis münakaşa konusuna , mevzu ile ilgisi olmayan yabancı birşeyi delil getirme kabilindendir .Çünkü:

    ''Biz onlara ancak bizi Allah 'a Yaklaştırsınlar diye tapıyoruz '' (Zümer süresi :3 den ) kavl-i şerifi , müşriklerin Allah-u Te'ala ' ya yaklaşmak için putlara taptıklarını açıklamaktadır .

    Bir Alim veya veliyle tevessül eden kişi ona ibadet etmemekte, ancak o kişinin ilim , amel ve ihlasu sebebiyle Allah-u Te'ala katında bir meziyeti olduğunu bildiginden onu aracı yapmaktadır ..

    Yine böylece:

    ''Allah ile beraber hiç kimseye dua etmeyin'' (cin süresi : 18 ) kavli şerifi 'Ya Allah! Ya Fülan ! '' gibi sözler sarfederek, Allah-u te'ala İle birlikte başkasına dua edilmesini yasaklamaktadır ..

    Bir Alim veya veliyle tevessül eden kişi ise sadece Allah-u Te'ala' ya dua etmekte , ancak bazı salih kulların işlediği iyi ameller hürmetine duasının kabulünü istemektedir ..

    Nitekim üzerlerine kaya düşüp mağarada mahsur kalan üç kişinin salih amelleriyle tevessülde bulunarak kurtuldukları , Salih amelleriyle tevessülde bulunarak kurtuldukları , sahih hadisi şeriflerde zikredilmiştir ..

    ''O'ndan başkasına dua edenler (Var ya , o da ettikleri ) onlara hiçbir şeyle icabet edemezler '' (Ra'd Suresi : 14 den ) kav-i şerifine gelince bu , dualarını kabul edecek Rab'lerini bırakıp kabul etmekten aciz olan varlıklara dua edenlerden bahsetmektedir ..

    Allah-u Te'ala dostlarıyla tevessül eden kimse ise gerçekten ancak Allah-u Te'ala ' ya dua etmiş olup , ne o'nu bırakıp , ne de o'nunla birlikte başkasına duada bulunmamıştır .İşte bunu anladığında , tevessüle mani olanların ortaya attıkları delillerin , niza mahallinden hariç (münakaşa konusu dışında ) oldukları sana gizli kalmaz

    Şevkani konuyu sonunda şöyle bağlamıştır: Enbiyadan herhangi bir nebi veya ulemadan herhangi bir alim yaa da evliyadan herhangi bir veli ile tevessül eden kişi , araya koyduğu zatın, hiçbir işte Allah-u Te'ala ile ortaklığı bulunduğuna inanmaz ..Zira böyle bir itikada sahip olan kişi , Açık bir sapıklıktadır .( Mekalatü'l- Allame ed- Dücevi , fi'r - reddi alet't-Teymiyyin sh .11-12 )


  7. 26.Nisan.2012, 10:52
    40
    islamyolu
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Mayıs.2011
    Üye No: 87477
    Mesaj Sayısı: 2,619
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Bulunduğu yer: istanbul

    Cevap: Nakşibendi Tarikati ( Kafam çok karışık lütfen bilgili kişiler cevap versin)

    İyi bil ki halis din ancak Allah’ındır. O’ndan başka bir takım dostlara tutunanlar da şöyle demektedirler: «Biz onlara sadece bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz. şüphe yok ki, Allah, onların aralarında ihtilaf edip durdukları şeyle hükmünü verecektir. Herhalde yalancı ve nankör olan kimseyi Allah doğru yola çıkarmaz.” (Zümer Suresi 3 – Elmalılı Hamdi yazır Meali)
    İşte bu ayette geçen: “Biz onlara ancak bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz (tapıyoruz)” sözlerini “tevessül” ve “rabıta” aleyhine delil getirmeleri bu kişilerin anlayış kıtlığının bir göstergesidir.
    Şimdi ayeti kerimeyi iyi anlayalım. Her akıl sahibi insan bunu anlamakta zorluk çekmeyecektir.
    Ayeti kerimede Mekke Müşrikleri’nin sözleri aktarılıyor. Müşrik, adı üstünde “puta tapan” dır. Bu put, ister sonradan uydurma bir isim olsun, isterse çok muhterem bir insanın heykeli olsun fark etmez. Herhangi bir puta tapmak şirktir. Ayeti Kerime’deki müşrikler ne diyorlar: “yaklaştırsın diye ibadet ediyoruz, tapıyoruz”
    Evet, müşrikler “tapıyoruz” diyorlar.
    Peki, tapmak ne demektir? Tapmak, Allah’ın yanına başka bir ilah koymak demektir. Bu şirktir ve yasaklanmıştır. Allah’u Teala “Muhakkak ki müşrikler necestir”
    buyurmaktadır.

    ŞEYHE TAPILIYOR MU?
    İşte “tasavvuf ve tarikat” düşmanlarının aciz kaldığı nokta burasıdır. Çünkü bir mürit bırakın şeyhine tapmayı, onun da kendi geçtiği yollardan geçerek, aç kalarak, az uyuyarak, Allah’u Teala’yı çok zikrederek, bol bol nafile namaz kılarak bu makama yani Allah’u Teala’ya yakınlığı elde ettiğini bilir.

    Bırakın ona tapmayı, onun Allah’u Teala’nın rızasından çıkacak bir iş yapmasını ona yakıştırmaz, onda görmek istemez. Yani O’na Allah’u Teala’ya çokca kulluğu sebebiyle segi ve muhabbet duymaktadır.
    Kısacası mürit de, şeyh de Allah’u Teala’ya ibadet için yarıştıkları halde, nasıl olur da şeyhe tapmak iddia edilebilir?
    Şeyh, müridlerini Allah’u Teala’ya ibadet ve Peygamberimize ittiba etmesi için gayrete getirirken, kendisinin bile ayağının kaymasını en ufacık hatalarda görürken, nasıl olurda şeyhe tapmak söz konusu olur?
    Dolayısıyla tarikat düşmanı vehhabilerin dillendirdiği bu çürük iddia haksız bir ithamdan öteye geçememektedir. Yani şeyh ile mürşid ilişkisinin “
    tapmak” iddiası asılsızdır.

    ALLAH’A VESİLE ARAMAK
    Şimdi can alıcı noktaya gelelim. Tarikat inkârcılarının “Allah’a vesile aramak” hususunda inkarlarına delil olarak şu ayeti kerimeyi zikrederler:
    “
    De ki: “Onu bırakıp da ilâh diye ileri sürdüklerinizi çağırın. Onlar, başınızdaki sıkıntıyı ne kaldırabilirler ne de değiştirebilirler(İsra 56)
    “
    Onların yalvardıkları bu varlıklar, “hangimiz daha yakın olacağız” diye Rablerine vesile ararlar. O’nun rahmetini umarlar, azabından korkarlar. Çünkü Rabbinin azabı gerçekten korkunçtur (İsra 57)
    Bakınız Mevla Teâlâ ayeti Kerime de
    hangimiz daha yakın olacağız” diye Rablerine vesile ararlar”) buyuruyor. Yani tapılan varlıkların bile Allah’u Teâlâ’ya daha yakın olmak için vesile aradıklarını beyan ediyor. Demek ki, kendilerine tapılan cansız varlıklar, Allah’u Teala’ya yakın olabilmek için vesile arıyorlar. Kur’an-ı Kerimde “vesile aramalarını” açıkça zikredilmesi ve bunun temsil verilerek “siz onlara taparken onlar bile Allah’a yakın olmak için vesile ararlar” şeklinde beyan edilmesi, vesile aramanın mümkün olduğunu bize ısbatlıyor.
    Yani inkârcılar, kendilerine delil olarak aldıkları ayetin kendilerini yalanladığının bile farkında değil.
    Başka bir ayeti Kerime’de ise: “
    Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının, O’na yaklaşmaya vesile arayın ve O’nun yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz
    (Maide 35 Diyanet Meali) buyuruyor.
    Evet, İsra 57. ayet-i Kerimesinde cansız varlıkların bile “Allah’a
    daha yakın olmak için” vesile aradığı beyan edilirken, Maide 35. Ayeti nde ise “O’na yaklaşmaya vesile arayın” buyruluyor. Demek ki, Kur’an bir bütün olarak ele alındığı zaman hiç bir ihtilafa mahal bırakmıyor.
    İnkarcılar o kadar aciz durumdalar ki, akıl ve mantık ile bağdaşmayan kelime oyunlarıyla Tasavvufu inkar etmeye kalkışıyorlar. Tutunmaya çalıştıkları ayetler kendilerini yalanlıyor.
    ASHABI KİRAMDAN ÖRNEK
    Allahu Teala dünyayı vesileler ile donatmış, bulutsuz yağmur vermediği gibi, bulutu da rüzgara bağlamıştır.
    Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)e vahyetmek için Cebrail Aleyhisselam’ı, Miraç hadisesinde Makke’den Mescid-i Aksa’ya Burak vesilesiyle, oradan semaya ise manevi merdiven (Miraç) vesilesiyle çekmiştir.
    Ayrıca Ashab-ı Kiram da Peygamber Efendimiz’i Allahu Teala’nın rahmetinden istifade edmek için vesile yapardı. Şu hadise bunu ifade etmektedir. Hanzala Radıyallahu anh anlatıyor:
    “Bir gün Ebû Bekirle karşılaştım. Bana: Ey Hanzala nasılsın? dedi.
    Ben: Hanzala münafık oldu dedim. O: Subhanallah sen ne diyorsun?! dedi.
    Ben: “Rasulullahın huzurunda bulunuyoruz. O bize cenneti ve cehennemi hatırlatıyor, sanki (cenneti ve cehennemi) gözlerimizle görüyoruz. Fakat Onun huzurundan çıkınca, hanımlarımızla, çocuklarımızla meşgul oluyoruz. Onların işleri ile meşgul oluyoruz. Çok (şeyi) unutuyoruz.”
    (Bunun üzerine) Ebu Bekir (Radıyallahu anh) şöyle dedi:
    “Vallahı mutlaka bizler de bunun (söylediklerinin) benzeri ile karşı karşıya kalıyoruz.”
    (Hanzala (Radıyallahu anh) anlatmaya devam ederek): “Ben ve Ebû Bekir (Rasulullaha) kopup gittik. Nihayet Rasulüllahın huzuruna vardık.”:
    “Hemen ben, Hanzala munafık oldu. Ey Allahın Rasulü dedim. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunun üzerine:”
    - O nedir (o ne biçim söz) dedi. Ben de söyle dedim:
    “Ey Allahın Rasulü! senin huzurundayken bize cehennemi cenneti hatırlatıyorsun. Sanki gözlerimizle görüyoruz. Fakat huzurundan çıkınca, eşlerimizle çocuklarımızla meşgul oluyor, mesleğimizi icra ediyoruz. Çok (şeyi) unutuyoruz.”
    Bunun üzerine Rasulüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
    “Nefsim kudreti elinde olana yemin olsun ki: Huzurumda bulunduğunuz hal üzere ve (o sakilde) hatırlamağa (zikirde) devam etseydiniz. Melekler (evlerinizde) döşekleriniz üzerinde ve yollarda sizinle musafaha ederlerdi. Fakat ya Hanzala, bir saat ibadetle bir saat dünya işleriyle uğraşınız, yeter” diye üç defa tekrarladı. (Müslim rivayet etti). (Riyâzus-Sâlihîn s. 140. 14. bab, 151. hadis.)
    Demek ki, Hanzala (Radıyallahu anh) gibi sahabeler Peygamberimizin huzurunda kendilerini Allahu Teala’ya daha yakın hissediyordu. Allah’a yakın olmak için Resulüllah Efendimizi vesile yapıyorlardı.
    ŞEYH’DEN HİMMET İSTEMEK
    Tarikat karşıtlarının Kur’an-ı Kerimden kendilerine göre getirdikleri bir delilde bu ayetlerdir. Onlara göre “şeyhten veya ölü bir evliyanın ruhundan” yardım istemek, himmet talep etmek şirkmiş.
    Delil olarak yukarıda zikredilen ayeti kerimeyi ileri sürüyorlar.
    “De ki: “Onu bırakıp da ilâh diye ileri sürdüklerinizi çağırın. Onlar, başınızdaki sıkıntıyı ne kaldırabilirler ne de değiştirebilirler.”(İsra 56)
    Ayeti Kerime’de “ilah” olarak tanımlanan varlıklar beyan edilmiştir. Yani “siz ey müşrikler, Allah’ı bırakıp da taptığınız o varlıkları çağırın da bu sıkıntıyı sizden gidersin” denilmektedir.
    Bu ayetler yine her akıl sahibi insanın idrak edeceği düzeyde açıktır. Ve “Allah’ın yanına bir ilah koyarak ona tapınmayı, o taptığından da yardım talep etmeyi” reddetmektedir.
    Yukarıda da söylediğimiz gibi bir müridin, şeyhine tapması söz konusu bile değildir. Tapmak şöyle dursun, onun ve kendisinin helakını Allah’u Teala’ya isyan etmekte görür ve Resulüllah’ın sünnetinden, Allah’ın emrinden kıl kadar ayrılmayı şeriatsızlık olarak görür.
    Ayrıca bir şeyh, kendisine verilen harikulade bir kabiliyet varsa bunu “Allah’ın izniyle” diyerek “Allah’ın adıyla” gerçekleştirir, “Allah’a dua ederek” işlerini yoluna koyar.
    Dolayısıyla bir mürit, Allah dostu zata değil, o dostun hatırına Allah’dan istemektedir.








  8. 26.Nisan.2012, 10:52
    40
    islamyolu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    İyi bil ki halis din ancak Allah’ındır. O’ndan başka bir takım dostlara tutunanlar da şöyle demektedirler: «Biz onlara sadece bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz. şüphe yok ki, Allah, onların aralarında ihtilaf edip durdukları şeyle hükmünü verecektir. Herhalde yalancı ve nankör olan kimseyi Allah doğru yola çıkarmaz.” (Zümer Suresi 3 – Elmalılı Hamdi yazır Meali)
    İşte bu ayette geçen: “Biz onlara ancak bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz (tapıyoruz)” sözlerini “tevessül” ve “rabıta” aleyhine delil getirmeleri bu kişilerin anlayış kıtlığının bir göstergesidir.
    Şimdi ayeti kerimeyi iyi anlayalım. Her akıl sahibi insan bunu anlamakta zorluk çekmeyecektir.
    Ayeti kerimede Mekke Müşrikleri’nin sözleri aktarılıyor. Müşrik, adı üstünde “puta tapan” dır. Bu put, ister sonradan uydurma bir isim olsun, isterse çok muhterem bir insanın heykeli olsun fark etmez. Herhangi bir puta tapmak şirktir. Ayeti Kerime’deki müşrikler ne diyorlar: “yaklaştırsın diye ibadet ediyoruz, tapıyoruz”
    Evet, müşrikler “tapıyoruz” diyorlar.
    Peki, tapmak ne demektir? Tapmak, Allah’ın yanına başka bir ilah koymak demektir. Bu şirktir ve yasaklanmıştır. Allah’u Teala “Muhakkak ki müşrikler necestir”
    buyurmaktadır.

    ŞEYHE TAPILIYOR MU?
    İşte “tasavvuf ve tarikat” düşmanlarının aciz kaldığı nokta burasıdır. Çünkü bir mürit bırakın şeyhine tapmayı, onun da kendi geçtiği yollardan geçerek, aç kalarak, az uyuyarak, Allah’u Teala’yı çok zikrederek, bol bol nafile namaz kılarak bu makama yani Allah’u Teala’ya yakınlığı elde ettiğini bilir.

    Bırakın ona tapmayı, onun Allah’u Teala’nın rızasından çıkacak bir iş yapmasını ona yakıştırmaz, onda görmek istemez. Yani O’na Allah’u Teala’ya çokca kulluğu sebebiyle segi ve muhabbet duymaktadır.
    Kısacası mürit de, şeyh de Allah’u Teala’ya ibadet için yarıştıkları halde, nasıl olur da şeyhe tapmak iddia edilebilir?
    Şeyh, müridlerini Allah’u Teala’ya ibadet ve Peygamberimize ittiba etmesi için gayrete getirirken, kendisinin bile ayağının kaymasını en ufacık hatalarda görürken, nasıl olurda şeyhe tapmak söz konusu olur?
    Dolayısıyla tarikat düşmanı vehhabilerin dillendirdiği bu çürük iddia haksız bir ithamdan öteye geçememektedir. Yani şeyh ile mürşid ilişkisinin “
    tapmak” iddiası asılsızdır.

    ALLAH’A VESİLE ARAMAK
    Şimdi can alıcı noktaya gelelim. Tarikat inkârcılarının “Allah’a vesile aramak” hususunda inkarlarına delil olarak şu ayeti kerimeyi zikrederler:
    “
    De ki: “Onu bırakıp da ilâh diye ileri sürdüklerinizi çağırın. Onlar, başınızdaki sıkıntıyı ne kaldırabilirler ne de değiştirebilirler(İsra 56)
    “
    Onların yalvardıkları bu varlıklar, “hangimiz daha yakın olacağız” diye Rablerine vesile ararlar. O’nun rahmetini umarlar, azabından korkarlar. Çünkü Rabbinin azabı gerçekten korkunçtur (İsra 57)
    Bakınız Mevla Teâlâ ayeti Kerime de
    hangimiz daha yakın olacağız” diye Rablerine vesile ararlar”) buyuruyor. Yani tapılan varlıkların bile Allah’u Teâlâ’ya daha yakın olmak için vesile aradıklarını beyan ediyor. Demek ki, kendilerine tapılan cansız varlıklar, Allah’u Teala’ya yakın olabilmek için vesile arıyorlar. Kur’an-ı Kerimde “vesile aramalarını” açıkça zikredilmesi ve bunun temsil verilerek “siz onlara taparken onlar bile Allah’a yakın olmak için vesile ararlar” şeklinde beyan edilmesi, vesile aramanın mümkün olduğunu bize ısbatlıyor.
    Yani inkârcılar, kendilerine delil olarak aldıkları ayetin kendilerini yalanladığının bile farkında değil.
    Başka bir ayeti Kerime’de ise: “
    Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının, O’na yaklaşmaya vesile arayın ve O’nun yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz
    (Maide 35 Diyanet Meali) buyuruyor.
    Evet, İsra 57. ayet-i Kerimesinde cansız varlıkların bile “Allah’a
    daha yakın olmak için” vesile aradığı beyan edilirken, Maide 35. Ayeti nde ise “O’na yaklaşmaya vesile arayın” buyruluyor. Demek ki, Kur’an bir bütün olarak ele alındığı zaman hiç bir ihtilafa mahal bırakmıyor.
    İnkarcılar o kadar aciz durumdalar ki, akıl ve mantık ile bağdaşmayan kelime oyunlarıyla Tasavvufu inkar etmeye kalkışıyorlar. Tutunmaya çalıştıkları ayetler kendilerini yalanlıyor.
    ASHABI KİRAMDAN ÖRNEK
    Allahu Teala dünyayı vesileler ile donatmış, bulutsuz yağmur vermediği gibi, bulutu da rüzgara bağlamıştır.
    Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)e vahyetmek için Cebrail Aleyhisselam’ı, Miraç hadisesinde Makke’den Mescid-i Aksa’ya Burak vesilesiyle, oradan semaya ise manevi merdiven (Miraç) vesilesiyle çekmiştir.
    Ayrıca Ashab-ı Kiram da Peygamber Efendimiz’i Allahu Teala’nın rahmetinden istifade edmek için vesile yapardı. Şu hadise bunu ifade etmektedir. Hanzala Radıyallahu anh anlatıyor:
    “Bir gün Ebû Bekirle karşılaştım. Bana: Ey Hanzala nasılsın? dedi.
    Ben: Hanzala münafık oldu dedim. O: Subhanallah sen ne diyorsun?! dedi.
    Ben: “Rasulullahın huzurunda bulunuyoruz. O bize cenneti ve cehennemi hatırlatıyor, sanki (cenneti ve cehennemi) gözlerimizle görüyoruz. Fakat Onun huzurundan çıkınca, hanımlarımızla, çocuklarımızla meşgul oluyoruz. Onların işleri ile meşgul oluyoruz. Çok (şeyi) unutuyoruz.”
    (Bunun üzerine) Ebu Bekir (Radıyallahu anh) şöyle dedi:
    “Vallahı mutlaka bizler de bunun (söylediklerinin) benzeri ile karşı karşıya kalıyoruz.”
    (Hanzala (Radıyallahu anh) anlatmaya devam ederek): “Ben ve Ebû Bekir (Rasulullaha) kopup gittik. Nihayet Rasulüllahın huzuruna vardık.”:
    “Hemen ben, Hanzala munafık oldu. Ey Allahın Rasulü dedim. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunun üzerine:”
    - O nedir (o ne biçim söz) dedi. Ben de söyle dedim:
    “Ey Allahın Rasulü! senin huzurundayken bize cehennemi cenneti hatırlatıyorsun. Sanki gözlerimizle görüyoruz. Fakat huzurundan çıkınca, eşlerimizle çocuklarımızla meşgul oluyor, mesleğimizi icra ediyoruz. Çok (şeyi) unutuyoruz.”
    Bunun üzerine Rasulüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
    “Nefsim kudreti elinde olana yemin olsun ki: Huzurumda bulunduğunuz hal üzere ve (o sakilde) hatırlamağa (zikirde) devam etseydiniz. Melekler (evlerinizde) döşekleriniz üzerinde ve yollarda sizinle musafaha ederlerdi. Fakat ya Hanzala, bir saat ibadetle bir saat dünya işleriyle uğraşınız, yeter” diye üç defa tekrarladı. (Müslim rivayet etti). (Riyâzus-Sâlihîn s. 140. 14. bab, 151. hadis.)
    Demek ki, Hanzala (Radıyallahu anh) gibi sahabeler Peygamberimizin huzurunda kendilerini Allahu Teala’ya daha yakın hissediyordu. Allah’a yakın olmak için Resulüllah Efendimizi vesile yapıyorlardı.
    ŞEYH’DEN HİMMET İSTEMEK
    Tarikat karşıtlarının Kur’an-ı Kerimden kendilerine göre getirdikleri bir delilde bu ayetlerdir. Onlara göre “şeyhten veya ölü bir evliyanın ruhundan” yardım istemek, himmet talep etmek şirkmiş.
    Delil olarak yukarıda zikredilen ayeti kerimeyi ileri sürüyorlar.
    “De ki: “Onu bırakıp da ilâh diye ileri sürdüklerinizi çağırın. Onlar, başınızdaki sıkıntıyı ne kaldırabilirler ne de değiştirebilirler.”(İsra 56)
    Ayeti Kerime’de “ilah” olarak tanımlanan varlıklar beyan edilmiştir. Yani “siz ey müşrikler, Allah’ı bırakıp da taptığınız o varlıkları çağırın da bu sıkıntıyı sizden gidersin” denilmektedir.
    Bu ayetler yine her akıl sahibi insanın idrak edeceği düzeyde açıktır. Ve “Allah’ın yanına bir ilah koyarak ona tapınmayı, o taptığından da yardım talep etmeyi” reddetmektedir.
    Yukarıda da söylediğimiz gibi bir müridin, şeyhine tapması söz konusu bile değildir. Tapmak şöyle dursun, onun ve kendisinin helakını Allah’u Teala’ya isyan etmekte görür ve Resulüllah’ın sünnetinden, Allah’ın emrinden kıl kadar ayrılmayı şeriatsızlık olarak görür.
    Ayrıca bir şeyh, kendisine verilen harikulade bir kabiliyet varsa bunu “Allah’ın izniyle” diyerek “Allah’ın adıyla” gerçekleştirir, “Allah’a dua ederek” işlerini yoluna koyar.
    Dolayısıyla bir mürit, Allah dostu zata değil, o dostun hatırına Allah’dan istemektedir.








  9. 26.Nisan.2012, 10:55
    41
    islamyolu
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Mayıs.2011
    Üye No: 87477
    Mesaj Sayısı: 2,619
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Bulunduğu yer: istanbul

    Cevap: Nakşibendi Tarikati ( Kafam çok karışık lütfen bilgili kişiler cevap versin)

    ŞEYH’İN TASARRUF SAHİBİ OLMASI
    Şeyhden himmet istemek elbetteki şeyhin tasarruf sahibi olmasına bağlıdır. Buna paralel inkarcılar, Allah dostunun tasarruf sahibi olabileceğine inanmayı, ondan himmet istemeyi “şirk ve Allah’a ortak koşmak” olarak yorumluyorlar.
    Bakınız Mevla Teala ne buyuruyor:
    “Hiç şüphe yok ki, Kur’ân’ı biz indirdik, elbette onu yine biz koruyacağız.” (Hicr / 9)
    Ayeti Kerime’de Mevla Teala “biz” ifadesini kullanmaktadır. Kur’an-ı kerim’in bir çok yerinde geçen “biz” ifadesi basit bir “tevazu nişanesi” değil, Rabbimizin dikkat çektiği bir ayrıntıdır.
    Mesela başka bir ayeti Kerime’de şöyle buyruluyor:
    “Sağında ve solunda oturan iki görevli (melek) kayıt yapmaktadır.”
    “İnsan hiçbir söz söylemez ki onun yanında (yaptıklarını) gözetleyen (ve kaydeden) hazır bir melek bulunmasın.”
    (Kaf 17-18)
    Allahu Teala’nın görevli melekleri, konuştuklarımızı ve ağzımızdan çıkan lafızları kayıt altına almaktadır. Bundan başka, kainatın yaratılmasından bu yana vahiy getiren, can almakla görevli olan vs. melekler vardır.
    Peki, bu melekler Allahu Teala aciz olduğundan mı bu işleri yapmaktadırlar? Veya bu meleklerin görevlerini yerine getirmesi, bir ilahlık davası mıdır?
    Hayır, bütün bunlar Rabbimizin takdiridir. O, dilediğine dilediği makamı ve görevi veren, hüküm sahibidir. Şimdi bu ayetler ışığında konuya bakarsak, Allahu Teala, insanlar içinden seçtiği, kendisine ibadet ve taatta sınırları zorlamış, hoşnut olduğu kimseleri yine insanlar için yaratılan kainatta bazı manevi görevlere getiremez mi? Elbette getirir, çünkü insan meleklerden bile üstün yaratılmış, meleklerin kendisine tazim secdesi yaptığı bir varlıktır.
    Tefsirlerde de bu konu ele alnımış ve şöyle bir izah yapılmıştır:
    “Allahu Teala insan için “halife” tabirini kullanarak (Bakara 2/30) onu melekler karşısında yüceltmiş, Hazreti Adem’e secde etmeleri için meleklere emretmiş, eşya ve alemi meleklere gösterip bunların adlarını sorduğu zaman melekler cevap verememiş, Hazreti Adem ise birer birer saymıştır (Bakara 2/31-34). Ayrıca meleklerin Allah’a kullukları ve hayırlı şeyleri yapmaları, iradeye bağlı olmayan hareketlerdir. Halbuki insan Allah’a kulluğunu ve iyi işleri, kendisini doğru yoldan ayıracak pek çok engeli aşarak yapar. Bütün bunlar insan cinsinin melek cinsinden üstün olduğunu gösterir.”
    Allahu teala’nın, veli diye tabir edilen bir kişiye tasarruf hakkı vermesi, ona “ortak” olmak için değil bilakis kullarına hizmet etmesi içindir.
    HIZIR ALEYHİSSELAM KISSASI
    Bakın bu konuyla alakalı bir delil de Hızır (Aleyhisselam) kıssasıdır. Kendisinin peygamber olup olmadığı konusu ihtilaflıdır. Musa Aleyhisselam ile olan kıssası Kur’an-ı Kerim’de anlatılmaktadır. Geminin parçasını koparması, çocuğu öldürmesşi, yıkılmak üzere olan duvarı inşa etmesi vs. hep hikmetle dolu olan işler yapması ve bu hikmetlerin arka planlarını Musa aleyhisselam’a anlatması…
    Mevla Teala, Kur’an-ı Kerim’de bu kıssa’yı bizlere beyan ederken buyuruyor ki: “Derken kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş, kendisine tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.” (Kehf 65)
    Kur’an-ı Kerim’de anlatılan kıssaya baktığımızda, Allah’u Teala’nın, kendisine ilim ve hikmet verdiği bir insanı, tasarruf yetkisiyle donattığını, kullarına hizmet için görevlendirdiğini anlıyoruz. Yani bu, ayeti kerimelerle sabit oluyor. Dileyen, Kehf suresinin 65 . ayeti kerimesinden başlayarak hemde istediği mealden okuyabilir.
    Bir başka ayet-i Kerimede ise
    “Dilediğine hikmet verir. Kendisine hikmet verilmiş olan bir kimse ise, muhakkak ona birçok hayır verilmiş olur. Ve bunu ancak halis akıl sahipleri tefekkür eder.” Bakara suresi 269) buyrulmaktadır.
    Bütün bu ayetler, Allahu Teala’nın samimi kullukları ve itaatleri sebebiyle seçtiği ve hikmet verdiği, tasarruf sahibi kıldığı insanların olabileceğini isbatlamaktadır. Bu hususu bırakın tartışmayı inkar edenin iman yönü tehlikeye girmektedir.

    Dara sıkışan bir kulun “yetiş ya Hızır” demesi, Allah’u Teala’dan başkasına dua etmesi değil, Allah’ın yardımını onun vasıtasıyla araması demektir.Çünkü böyle diyen bir insan, onun bir vesile olacağını bilir.
    BELKISIN TAHTINI GETİEN ZAT
    Yine Kur’an-ı Kerimde geçen kıssada Süleyman Aleyhisselam’ın, Belkıs’ın tahtını kimin getireceğini sorduğunda “Kitaptan ilmi olan kimse ise, “Gözünü açıp kapamadan, ben onu sana getiririm” dedi.”(Neml 40)ve getirdi.
    Kilometrelerce ötedeki bir nesneyi göz açıp kapayıncaya kadar getiren şahıs bir melek veya peygamber değil, kendisine Allah tarafından tasarruf yetkisi verilen bir insandır.
    Dolayısıyla bir Allah dostu veli insana, Allahu Teala dilerse hikmetler vererek ona tasarruf hakkı verebilir. Bu Yüce Rabbimizin takdiridir.
    “De ki: “Ey mülkün sahibi olan Allah’ım! Sen mülkü dilediğine verirsin. Dilediğinden de mülkü çeker alırsın. Dilediğini aziz edersin, dilediğini zelil edersin. Hayır senin elindedir. Şüphesiz sen her şeye hakkıyla gücü yetensin.” (ÂLİ İMRÂN – 26)
    EHLİ SÜNNET İLE SAPIK TARİKATLARI AYIRMAK LAZIM
    Burada dikkat edilmesi gereken ise Ehli Sünnet, hak tarikatları diğerlerinden ayırmak gerektiğidir. Çünkü bazı sapıklar, tarikat adı altında yanlış yollara düşmüş ve Allah’a yaklaşmak şöyle dursun şeytanın adamı olmuşlardır.
    Bir yolun hak olup olmadığı ise Allah’ın emirlerini ve Resulüllah’ın sünnetini zahiren ve batınen tatbiki ile ölçülür. Bunları ayırmak ve Hak yollara gölge düşürmemek gerekir.
    İNKAR, VEHHABİ KAYNAKLI
    Dikkat ederseniz hadis-i şeriflere yer vermedik. Çünkü bu vehhabi kafaları hadis-i şerifleri inkar edip, kabul etmemektedirler.
    Vehhabiliği İngiliz bir ajanın kurduruduğunu bilmeyen yoktur. Ümmet-i Muhammed’in arasına nifak tohumu olarak atılan bu akım tasavvufu, rabıtayı, tarikatı, şeyhden himmet istemeyi şirk olarak görmektedirler. Ve yukarıdaki ayetleri bu iddialarına temel olarak kullanmaktadırlar. Gelin görün ki bu ayetler kendilerini yalanlamakta ve iddialarını boşa çıkarmaktadır.
    AKIL KITLIĞI İNKARA GÖTÜRÜYOR…
    Yani bir insan kalkıp “ben kabul etmiyorum, olamaz” diyerek tarikatı istemeyebilir. Kimse onu zorla “gel sana bir ders verelim, bizim şeyhimize bağlan” demiyor. İstemiyorsa, aklına, mantığına ters geliyorsa o kendi bileceği bir şeydir. Ama Kur’an-ı Kerimi kullanarak Allah adamlarına müşrik demek, kafir demek ve insanları böyle yönlendirmek büyük bir vebaldir. (Müşrik dediği kimse müşrik olmadığına göre kendisi o hale düşmektedir)
    Bazı kardeşlerimiz ise gerçekten de bilgisi olmadığından dolayı bu gibi akımlara kapılabilmektedir. Çünkü tefsirden ve Kur’an- Kerimin manasından haberi olmayan bir nesil yetişmektedir. İnkarcılar da ağına düşürebildiği saf insanları “kendilerini yalanlayan” ayetlerle inkar yoluna çekebilmektedirler.
    İnkarcılar dün vardı, bu gün de olacak. Sizinde gördüğünüz gibi iddiaları çürük, çabaları beyhudedir. Ancak insanları etkileyebiliyorlar. O halde bizlerde her yerde bu iddiaları çürütelim inşallah. Allah’ın yolunu sahipsiz bırakmayalım.


    evet bitmiştir
    Kuranıanla nickli kişi. bak senin söylediklerinin hepsine bu yazılarımda cevaplarda verdim. sende benim bu yazdıklarıma teker teker cevap ver bakayım.









  10. 26.Nisan.2012, 10:55
    41
    islamyolu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    ŞEYH’İN TASARRUF SAHİBİ OLMASI
    Şeyhden himmet istemek elbetteki şeyhin tasarruf sahibi olmasına bağlıdır. Buna paralel inkarcılar, Allah dostunun tasarruf sahibi olabileceğine inanmayı, ondan himmet istemeyi “şirk ve Allah’a ortak koşmak” olarak yorumluyorlar.
    Bakınız Mevla Teala ne buyuruyor:
    “Hiç şüphe yok ki, Kur’ân’ı biz indirdik, elbette onu yine biz koruyacağız.” (Hicr / 9)
    Ayeti Kerime’de Mevla Teala “biz” ifadesini kullanmaktadır. Kur’an-ı kerim’in bir çok yerinde geçen “biz” ifadesi basit bir “tevazu nişanesi” değil, Rabbimizin dikkat çektiği bir ayrıntıdır.
    Mesela başka bir ayeti Kerime’de şöyle buyruluyor:
    “Sağında ve solunda oturan iki görevli (melek) kayıt yapmaktadır.”
    “İnsan hiçbir söz söylemez ki onun yanında (yaptıklarını) gözetleyen (ve kaydeden) hazır bir melek bulunmasın.”
    (Kaf 17-18)
    Allahu Teala’nın görevli melekleri, konuştuklarımızı ve ağzımızdan çıkan lafızları kayıt altına almaktadır. Bundan başka, kainatın yaratılmasından bu yana vahiy getiren, can almakla görevli olan vs. melekler vardır.
    Peki, bu melekler Allahu Teala aciz olduğundan mı bu işleri yapmaktadırlar? Veya bu meleklerin görevlerini yerine getirmesi, bir ilahlık davası mıdır?
    Hayır, bütün bunlar Rabbimizin takdiridir. O, dilediğine dilediği makamı ve görevi veren, hüküm sahibidir. Şimdi bu ayetler ışığında konuya bakarsak, Allahu Teala, insanlar içinden seçtiği, kendisine ibadet ve taatta sınırları zorlamış, hoşnut olduğu kimseleri yine insanlar için yaratılan kainatta bazı manevi görevlere getiremez mi? Elbette getirir, çünkü insan meleklerden bile üstün yaratılmış, meleklerin kendisine tazim secdesi yaptığı bir varlıktır.
    Tefsirlerde de bu konu ele alnımış ve şöyle bir izah yapılmıştır:
    “Allahu Teala insan için “halife” tabirini kullanarak (Bakara 2/30) onu melekler karşısında yüceltmiş, Hazreti Adem’e secde etmeleri için meleklere emretmiş, eşya ve alemi meleklere gösterip bunların adlarını sorduğu zaman melekler cevap verememiş, Hazreti Adem ise birer birer saymıştır (Bakara 2/31-34). Ayrıca meleklerin Allah’a kullukları ve hayırlı şeyleri yapmaları, iradeye bağlı olmayan hareketlerdir. Halbuki insan Allah’a kulluğunu ve iyi işleri, kendisini doğru yoldan ayıracak pek çok engeli aşarak yapar. Bütün bunlar insan cinsinin melek cinsinden üstün olduğunu gösterir.”
    Allahu teala’nın, veli diye tabir edilen bir kişiye tasarruf hakkı vermesi, ona “ortak” olmak için değil bilakis kullarına hizmet etmesi içindir.
    HIZIR ALEYHİSSELAM KISSASI
    Bakın bu konuyla alakalı bir delil de Hızır (Aleyhisselam) kıssasıdır. Kendisinin peygamber olup olmadığı konusu ihtilaflıdır. Musa Aleyhisselam ile olan kıssası Kur’an-ı Kerim’de anlatılmaktadır. Geminin parçasını koparması, çocuğu öldürmesşi, yıkılmak üzere olan duvarı inşa etmesi vs. hep hikmetle dolu olan işler yapması ve bu hikmetlerin arka planlarını Musa aleyhisselam’a anlatması…
    Mevla Teala, Kur’an-ı Kerim’de bu kıssa’yı bizlere beyan ederken buyuruyor ki: “Derken kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş, kendisine tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.” (Kehf 65)
    Kur’an-ı Kerim’de anlatılan kıssaya baktığımızda, Allah’u Teala’nın, kendisine ilim ve hikmet verdiği bir insanı, tasarruf yetkisiyle donattığını, kullarına hizmet için görevlendirdiğini anlıyoruz. Yani bu, ayeti kerimelerle sabit oluyor. Dileyen, Kehf suresinin 65 . ayeti kerimesinden başlayarak hemde istediği mealden okuyabilir.
    Bir başka ayet-i Kerimede ise
    “Dilediğine hikmet verir. Kendisine hikmet verilmiş olan bir kimse ise, muhakkak ona birçok hayır verilmiş olur. Ve bunu ancak halis akıl sahipleri tefekkür eder.” Bakara suresi 269) buyrulmaktadır.
    Bütün bu ayetler, Allahu Teala’nın samimi kullukları ve itaatleri sebebiyle seçtiği ve hikmet verdiği, tasarruf sahibi kıldığı insanların olabileceğini isbatlamaktadır. Bu hususu bırakın tartışmayı inkar edenin iman yönü tehlikeye girmektedir.

    Dara sıkışan bir kulun “yetiş ya Hızır” demesi, Allah’u Teala’dan başkasına dua etmesi değil, Allah’ın yardımını onun vasıtasıyla araması demektir.Çünkü böyle diyen bir insan, onun bir vesile olacağını bilir.
    BELKISIN TAHTINI GETİEN ZAT
    Yine Kur’an-ı Kerimde geçen kıssada Süleyman Aleyhisselam’ın, Belkıs’ın tahtını kimin getireceğini sorduğunda “Kitaptan ilmi olan kimse ise, “Gözünü açıp kapamadan, ben onu sana getiririm” dedi.”(Neml 40)ve getirdi.
    Kilometrelerce ötedeki bir nesneyi göz açıp kapayıncaya kadar getiren şahıs bir melek veya peygamber değil, kendisine Allah tarafından tasarruf yetkisi verilen bir insandır.
    Dolayısıyla bir Allah dostu veli insana, Allahu Teala dilerse hikmetler vererek ona tasarruf hakkı verebilir. Bu Yüce Rabbimizin takdiridir.
    “De ki: “Ey mülkün sahibi olan Allah’ım! Sen mülkü dilediğine verirsin. Dilediğinden de mülkü çeker alırsın. Dilediğini aziz edersin, dilediğini zelil edersin. Hayır senin elindedir. Şüphesiz sen her şeye hakkıyla gücü yetensin.” (ÂLİ İMRÂN – 26)
    EHLİ SÜNNET İLE SAPIK TARİKATLARI AYIRMAK LAZIM
    Burada dikkat edilmesi gereken ise Ehli Sünnet, hak tarikatları diğerlerinden ayırmak gerektiğidir. Çünkü bazı sapıklar, tarikat adı altında yanlış yollara düşmüş ve Allah’a yaklaşmak şöyle dursun şeytanın adamı olmuşlardır.
    Bir yolun hak olup olmadığı ise Allah’ın emirlerini ve Resulüllah’ın sünnetini zahiren ve batınen tatbiki ile ölçülür. Bunları ayırmak ve Hak yollara gölge düşürmemek gerekir.
    İNKAR, VEHHABİ KAYNAKLI
    Dikkat ederseniz hadis-i şeriflere yer vermedik. Çünkü bu vehhabi kafaları hadis-i şerifleri inkar edip, kabul etmemektedirler.
    Vehhabiliği İngiliz bir ajanın kurduruduğunu bilmeyen yoktur. Ümmet-i Muhammed’in arasına nifak tohumu olarak atılan bu akım tasavvufu, rabıtayı, tarikatı, şeyhden himmet istemeyi şirk olarak görmektedirler. Ve yukarıdaki ayetleri bu iddialarına temel olarak kullanmaktadırlar. Gelin görün ki bu ayetler kendilerini yalanlamakta ve iddialarını boşa çıkarmaktadır.
    AKIL KITLIĞI İNKARA GÖTÜRÜYOR…
    Yani bir insan kalkıp “ben kabul etmiyorum, olamaz” diyerek tarikatı istemeyebilir. Kimse onu zorla “gel sana bir ders verelim, bizim şeyhimize bağlan” demiyor. İstemiyorsa, aklına, mantığına ters geliyorsa o kendi bileceği bir şeydir. Ama Kur’an-ı Kerimi kullanarak Allah adamlarına müşrik demek, kafir demek ve insanları böyle yönlendirmek büyük bir vebaldir. (Müşrik dediği kimse müşrik olmadığına göre kendisi o hale düşmektedir)
    Bazı kardeşlerimiz ise gerçekten de bilgisi olmadığından dolayı bu gibi akımlara kapılabilmektedir. Çünkü tefsirden ve Kur’an- Kerimin manasından haberi olmayan bir nesil yetişmektedir. İnkarcılar da ağına düşürebildiği saf insanları “kendilerini yalanlayan” ayetlerle inkar yoluna çekebilmektedirler.
    İnkarcılar dün vardı, bu gün de olacak. Sizinde gördüğünüz gibi iddiaları çürük, çabaları beyhudedir. Ancak insanları etkileyebiliyorlar. O halde bizlerde her yerde bu iddiaları çürütelim inşallah. Allah’ın yolunu sahipsiz bırakmayalım.


    evet bitmiştir
    Kuranıanla nickli kişi. bak senin söylediklerinin hepsine bu yazılarımda cevaplarda verdim. sende benim bu yazdıklarıma teker teker cevap ver bakayım.









  11. 26.Nisan.2012, 15:15
    42
    Kuranıanla
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 14.Nisan.2012
    Üye No: 95665
    Mesaj Sayısı: 448
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Nakşibendi Tarikati ( Kafam çok karışık lütfen bilgili kişiler cevap versin)

    İşte böyle ayetlerle konuş sağlıklı bir tartışma yapalım, öncelikle yazdığın ayetlerde Rabıtayla ilgili bir kısım yok bunu açıklamamayı tercih etmişsin çünkü delilin yok.

    Şimdi cevap verelim bakalım, geçenlerde Muvahhidim bir yazı paylaşmıştı aynen aktarıyorum bu biz konusuyla ilgili ..

    Allah Subhanehu ve Teala'nın; kimi ayetlerde "BEN" derken, kimi ayetlerde de "BİZ" zamirini kullanmasının hikmetini hiç merak ettik mi? Ve bu hikmet üzerinde hiç ta'akkul faaliyeti yürüttük mü?

    Bu veciz üslubdaki hikmeti kısaca özetleyecek olursak, birinci hikmet ve sebep şudur: Türk dilinde, kelimelerin "tekil" ve "çoğul" kalıpları olduğu gibi; Arapça'da da "tekil/müfred", "ikil/tesniye" ve "çoğul/cem'î" kalıpları vardır.İkil kalıp, mutlak anlamda bir sayıyı ifade eder. Ancak; çoğul kalıp, Türkçe'de de olduğu gibi, bazen edebî olarak saygı ve azameti ifade etmek için kullanılır. Türkçe'de, saygı duyduğumuz birisine "sen" olarak değil, tek kişi olmasına rağmen "siz" kalıbını kullanırız. Yani, mesela; "hoşgeldin" demeyiz de, "hoşgeldiniz" deriz. Bunun gibi; Allah Azze, bazı ayetlerde azametini ve kudretini ifade etmek için "BİZ" zamirini kullanmıştır.

    "Muhakkak ki Biz, Allah'ın sana gösterdiği şekilde insanlar arasında hükmedesin diye Kur'an'ı sana hak ile indirdik." [Nisa Sûresi / 105]

    Bundaki ikinci hikmet ve sebep de şudur(bunun üzerinde özellikle tefekkür edelim inşaAllah):
    Molla Said-i Nûr şöyle der: "Azamete delalet eden 'nâ' zamir-i cem'i vahiyde vasıtanın bulunduğuna işaret olduğu gibi, 'Allah'ın sana gösterdiği' mealindeki cümlede müfred hükmünde olan lafz-ı celâl mânâları ilham etmekte vasıtanın bulunmadığına işarettir." [İşaratü'l-îcaz, s. 230]

    Yani; "biz" zamiri, vahiyde bir vasıtanın bulunduğuna işarettir. Bu şu demektir: Allah Azze ve Celle, vahyettiği konuda bir vasıta varsa "BİZ" demekte; sadece zatını ifade edip hiçbir vasıtanın bulunmadığını işaret ettiği yerlerde de "BEN" zamirini kullanmaktadır. Misalen; "Biz insanı en güzel biçimde yarattık." [Tin Suresi / 4] ayetinde, insanı yaratan Allah'tır(cc); ancak vasıtası anne ve babadır. Bunun gibi; yukarıdaki ayette "...Kur'an'ı sana hak ile indirdik" ifadesinde, aslında Kur'an'ı indiren Allah(cc) iken, Cebrail(as) vasıtası ile olduğundan yine BİZ zamiri kullanılmıştır. Ve yine; "Kur'ân'ı biz indirdik, elbette onu yine biz koruyacağız." [Hicr Suresi / 9] ayetinde de aynı durumu görüyoruz. Nitekim; Kur'an'ı Rabbimiz Cebrail(as) vasıtasıyla indirmiş ve yine bu göreve memur kıldığı kulları vasıtasıyla da koruma altına almıştır.

    Ancaaaaakk... Rabbimizin hiçbir "vasıta" ve "aracı" kabul etmediği durumlarda, BİZ değil, BEN zamirini kullandığına işaret etmiştik az önce. Misalen; "Ben cinleri ve insanları ancak Bana ibadet etsinler diye yarattım" [Zâriyat Sûresi / 56] ayetinde, hiçbir vasıta olmaksızın ibadet istendiği için, Rabbimiz "bize ibadet etsinler" dememiş; "BANA İBADET ETSİNLER.." demiştir.
    Ve yine; "Kullarım senden Beni sordukları vakit de ki, muhakkak Ben çok yakınım. Bana dua ettiği zaman, dua edenin duasına cevap veririm. Öyle ise onlar da Benim davetime uysunlar. Bana iman etsinler ki, doğru yolu bulmuş olsunlar." [Bakara Sûresi / 186] ve "Bana dua edin, icabet edeyim." [Mü'minûn Sûresi / 60] gibi ayetlerde de, Rabbimiz "bize dua edin" ya da "biz çok yakınız. bize dua edenin duasına cevap veririz" gibi ifadeler kullanmamış; sadece zatını ifade eden tekil sîgası ile hitap etmiştir. Bu demektir ki;

    RABBİMİZ KULLUK VE İBADETTE HİÇBİR ORTAK VE ARACI İSTEMEDİĞİ GİBİ, KENDİSİNE YAPILAN DUA'DA DA HİÇBİR ORTAK VE ARACI/VASITA İSTEMEMEKTEDİR.

    Rabbimiz bize ilim ve hikmet ver ve bizi dininde fakih kıl. Tedebbür, ta'akkul ve tefekkür faaliyetlerini durduran, donduran ve adeta bir bitkiye dönerek "yolunma"yı bekleyenlerden eyleme.!

    Şimdi gelelim senin mantık hatalarına, öncelikle Allahın hiçbirşeye ihtiyacı yoktur değil mi ? Bunu herkes bilir . Şimdi Allah peygamber gönderiyor ve gönderdiği elçi bir beşer yani insan ve hiç bir ruhani özelliğide yok gülüyor ağlıyor yaralanıyor evleniyor yemek yiyor tuvalete gidiyor vs... Şimdi biz Allah peygamber gönderdi diye duayı Allaha değilde peygambere edersek bu nasıl şirk olmaz ? Zaten Allah benden başkalarına dua etmesin uyar bunları diye peygamber gönderiyor sen gelmiş aracılardan yardım istemek neden şirk olsun diyosun !!! Yahu Fatiha Suresinde "Yalnız senden yardım isteriz" cümlesinin tefsirlerine bir bak bakalım neden senden yardım isteriz değilde YALNIZ SENDEN kelimeleri geçmiş ? Başın sıkıştığında Allahtan yardım isteyeceksin o bakacak çaresine, sen Allah izin vermediği takdirde bişey yapamaz dediğin kişilerden yardım istiyosun bak mantık çelişkisi nasıl ortaya çıktı ipler Allahın elindeyse izin vermiyorum derse ne yapacaksın örneğin ? Sen Mikailden yardım istesem bu şirk mi diyen bir insansın bu tamı tamına bir şirktir Fatiha Suresiyle çelişmektedir. Sen Allahtan yardım istersin o da Mikail aracılığıyla bir yağmur gönderir bu olabilir Mikail Kuranda geçmektedir zaten. Allahın ne gibi vasıtalarla hakimiyetini kurduğuna siz karar veremezsiniz ve aracılardanda medet umamazsınız Allahtan istemek zorundasınız istemezseniz Mekkeli müşriklerin durumuna düşersiniz çünkü onlarda bunlar Allah katında şefaatcilerimiz diyorlardı ve onların aracı olduklarına Allahın onlara izin verdiklerini düşünerek onlardan yardım istiyorlardı artık görün şu benzerliğide aklınızı başınıza alın amellerinizin yanıp gitmesi inan bana hiç istemeyeceğin birşeydir seni düşünmeye ve aklını kullanmaya çağırıyorum ...



  12. 26.Nisan.2012, 15:15
    42
    Kuranıanla - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    İşte böyle ayetlerle konuş sağlıklı bir tartışma yapalım, öncelikle yazdığın ayetlerde Rabıtayla ilgili bir kısım yok bunu açıklamamayı tercih etmişsin çünkü delilin yok.

    Şimdi cevap verelim bakalım, geçenlerde Muvahhidim bir yazı paylaşmıştı aynen aktarıyorum bu biz konusuyla ilgili ..

    Allah Subhanehu ve Teala'nın; kimi ayetlerde "BEN" derken, kimi ayetlerde de "BİZ" zamirini kullanmasının hikmetini hiç merak ettik mi? Ve bu hikmet üzerinde hiç ta'akkul faaliyeti yürüttük mü?

    Bu veciz üslubdaki hikmeti kısaca özetleyecek olursak, birinci hikmet ve sebep şudur: Türk dilinde, kelimelerin "tekil" ve "çoğul" kalıpları olduğu gibi; Arapça'da da "tekil/müfred", "ikil/tesniye" ve "çoğul/cem'î" kalıpları vardır.İkil kalıp, mutlak anlamda bir sayıyı ifade eder. Ancak; çoğul kalıp, Türkçe'de de olduğu gibi, bazen edebî olarak saygı ve azameti ifade etmek için kullanılır. Türkçe'de, saygı duyduğumuz birisine "sen" olarak değil, tek kişi olmasına rağmen "siz" kalıbını kullanırız. Yani, mesela; "hoşgeldin" demeyiz de, "hoşgeldiniz" deriz. Bunun gibi; Allah Azze, bazı ayetlerde azametini ve kudretini ifade etmek için "BİZ" zamirini kullanmıştır.

    "Muhakkak ki Biz, Allah'ın sana gösterdiği şekilde insanlar arasında hükmedesin diye Kur'an'ı sana hak ile indirdik." [Nisa Sûresi / 105]

    Bundaki ikinci hikmet ve sebep de şudur(bunun üzerinde özellikle tefekkür edelim inşaAllah):
    Molla Said-i Nûr şöyle der: "Azamete delalet eden 'nâ' zamir-i cem'i vahiyde vasıtanın bulunduğuna işaret olduğu gibi, 'Allah'ın sana gösterdiği' mealindeki cümlede müfred hükmünde olan lafz-ı celâl mânâları ilham etmekte vasıtanın bulunmadığına işarettir." [İşaratü'l-îcaz, s. 230]

    Yani; "biz" zamiri, vahiyde bir vasıtanın bulunduğuna işarettir. Bu şu demektir: Allah Azze ve Celle, vahyettiği konuda bir vasıta varsa "BİZ" demekte; sadece zatını ifade edip hiçbir vasıtanın bulunmadığını işaret ettiği yerlerde de "BEN" zamirini kullanmaktadır. Misalen; "Biz insanı en güzel biçimde yarattık." [Tin Suresi / 4] ayetinde, insanı yaratan Allah'tır(cc); ancak vasıtası anne ve babadır. Bunun gibi; yukarıdaki ayette "...Kur'an'ı sana hak ile indirdik" ifadesinde, aslında Kur'an'ı indiren Allah(cc) iken, Cebrail(as) vasıtası ile olduğundan yine BİZ zamiri kullanılmıştır. Ve yine; "Kur'ân'ı biz indirdik, elbette onu yine biz koruyacağız." [Hicr Suresi / 9] ayetinde de aynı durumu görüyoruz. Nitekim; Kur'an'ı Rabbimiz Cebrail(as) vasıtasıyla indirmiş ve yine bu göreve memur kıldığı kulları vasıtasıyla da koruma altına almıştır.

    Ancaaaaakk... Rabbimizin hiçbir "vasıta" ve "aracı" kabul etmediği durumlarda, BİZ değil, BEN zamirini kullandığına işaret etmiştik az önce. Misalen; "Ben cinleri ve insanları ancak Bana ibadet etsinler diye yarattım" [Zâriyat Sûresi / 56] ayetinde, hiçbir vasıta olmaksızın ibadet istendiği için, Rabbimiz "bize ibadet etsinler" dememiş; "BANA İBADET ETSİNLER.." demiştir.
    Ve yine; "Kullarım senden Beni sordukları vakit de ki, muhakkak Ben çok yakınım. Bana dua ettiği zaman, dua edenin duasına cevap veririm. Öyle ise onlar da Benim davetime uysunlar. Bana iman etsinler ki, doğru yolu bulmuş olsunlar." [Bakara Sûresi / 186] ve "Bana dua edin, icabet edeyim." [Mü'minûn Sûresi / 60] gibi ayetlerde de, Rabbimiz "bize dua edin" ya da "biz çok yakınız. bize dua edenin duasına cevap veririz" gibi ifadeler kullanmamış; sadece zatını ifade eden tekil sîgası ile hitap etmiştir. Bu demektir ki;

    RABBİMİZ KULLUK VE İBADETTE HİÇBİR ORTAK VE ARACI İSTEMEDİĞİ GİBİ, KENDİSİNE YAPILAN DUA'DA DA HİÇBİR ORTAK VE ARACI/VASITA İSTEMEMEKTEDİR.

    Rabbimiz bize ilim ve hikmet ver ve bizi dininde fakih kıl. Tedebbür, ta'akkul ve tefekkür faaliyetlerini durduran, donduran ve adeta bir bitkiye dönerek "yolunma"yı bekleyenlerden eyleme.!

    Şimdi gelelim senin mantık hatalarına, öncelikle Allahın hiçbirşeye ihtiyacı yoktur değil mi ? Bunu herkes bilir . Şimdi Allah peygamber gönderiyor ve gönderdiği elçi bir beşer yani insan ve hiç bir ruhani özelliğide yok gülüyor ağlıyor yaralanıyor evleniyor yemek yiyor tuvalete gidiyor vs... Şimdi biz Allah peygamber gönderdi diye duayı Allaha değilde peygambere edersek bu nasıl şirk olmaz ? Zaten Allah benden başkalarına dua etmesin uyar bunları diye peygamber gönderiyor sen gelmiş aracılardan yardım istemek neden şirk olsun diyosun !!! Yahu Fatiha Suresinde "Yalnız senden yardım isteriz" cümlesinin tefsirlerine bir bak bakalım neden senden yardım isteriz değilde YALNIZ SENDEN kelimeleri geçmiş ? Başın sıkıştığında Allahtan yardım isteyeceksin o bakacak çaresine, sen Allah izin vermediği takdirde bişey yapamaz dediğin kişilerden yardım istiyosun bak mantık çelişkisi nasıl ortaya çıktı ipler Allahın elindeyse izin vermiyorum derse ne yapacaksın örneğin ? Sen Mikailden yardım istesem bu şirk mi diyen bir insansın bu tamı tamına bir şirktir Fatiha Suresiyle çelişmektedir. Sen Allahtan yardım istersin o da Mikail aracılığıyla bir yağmur gönderir bu olabilir Mikail Kuranda geçmektedir zaten. Allahın ne gibi vasıtalarla hakimiyetini kurduğuna siz karar veremezsiniz ve aracılardanda medet umamazsınız Allahtan istemek zorundasınız istemezseniz Mekkeli müşriklerin durumuna düşersiniz çünkü onlarda bunlar Allah katında şefaatcilerimiz diyorlardı ve onların aracı olduklarına Allahın onlara izin verdiklerini düşünerek onlardan yardım istiyorlardı artık görün şu benzerliğide aklınızı başınıza alın amellerinizin yanıp gitmesi inan bana hiç istemeyeceğin birşeydir seni düşünmeye ve aklını kullanmaya çağırıyorum ...



  13. 26.Nisan.2012, 15:27
    43
    Kuranıanla
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 14.Nisan.2012
    Üye No: 95665
    Mesaj Sayısı: 448
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Nakşibendi Tarikati ( Kafam çok karışık lütfen bilgili kişiler cevap versin)

    Alıntı
    Tamam bu kadar bu konuyu uzatmayın kalp kırmaya gerek yok .
    Ben kararımı verdim Bundan sonra rehberim Kuran olacak Şeyhim. Hz.Muhammed (sav) Olacak.
    Evden camii'ye camii'den eve misali .. Cevaplar için çok teşekkür ediyorum ALLAH RAZI OLSUN
    Bu tür ufak sorunlar için şeytan'a uyupta kalp kırmayın


    Allah yolunu açık etsin inanç, Allah seni insan ve cin şeytanlarından muhafaza etsin kardeşim çok sevindim bu kararına



  14. 26.Nisan.2012, 15:27
    43
    Kuranıanla - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Alıntı
    Tamam bu kadar bu konuyu uzatmayın kalp kırmaya gerek yok .
    Ben kararımı verdim Bundan sonra rehberim Kuran olacak Şeyhim. Hz.Muhammed (sav) Olacak.
    Evden camii'ye camii'den eve misali .. Cevaplar için çok teşekkür ediyorum ALLAH RAZI OLSUN
    Bu tür ufak sorunlar için şeytan'a uyupta kalp kırmayın


    Allah yolunu açık etsin inanç, Allah seni insan ve cin şeytanlarından muhafaza etsin kardeşim çok sevindim bu kararına



  15. 26.Nisan.2012, 15:59
    44
    islamyolu
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Mayıs.2011
    Üye No: 87477
    Mesaj Sayısı: 2,619
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Bulunduğu yer: istanbul

    Cevap: Nakşibendi Tarikati ( Kafam çok karışık lütfen bilgili kişiler cevap versin)

    ben sana her türlü ayet getiririm müfessirlerin o ayetleri nasıl tefsir etmişler onuda yazarım ama. sen onlardan daha alim oldugun için beğenmezsin orada o anlam yok dersin. bunun için kendimi yormaya gerek yok. Zaten sen benim yazıları okusan çok çok iyi anlarsın. senin getirdigin ayetlerede zaten orada cevapları vermişim. o kadar uğraştım mükemmel deliller getirdim. sen onlara cevap ver.

    Alıntı
    Şimdi gelelim senin mantık hatalarına, öncelikle Allahın hiçbirşeye ihtiyacı yoktur değil mi ? Bunu herkes bilir . Şimdi Allah peygamber gönderiyor ve gönderdiği elçi bir beşer yani insan ve hiç bir ruhani özelliğide yok gülüyor ağlıyor yaralanıyor evleniyor yemek yiyor tuvalete gidiyor vs... Şimdi biz Allah peygamber gönderdi diye duayı Allaha değilde peygambere edersek bu nasıl şirk olmaz ?
    gönderdiği elçi bizim gibi insandır. beşerdir. ve bizden gelmiştir. Ama senin mucizen yok. Peygamberin mucizesi var. Evliyanında kerameti vardır ve bunlarda hak tır. ve ölen Peygamberin Mucizesi de bitmez , Evliyanın kerametide bitmez. zaten yazılarımda bunlara çok deyindim.

    orada demişsin Duayı Peygambere edersek nasıl birşey olur. Çok doğru biz peygambere Dua etmeyizki. Kim dua etmiş. Yani Allaha Ettiğimiz duaları Peygamberemi ediyoruz. Bizi cehennem ateşinden kurtarmı diyoruz. bize tövbe haşa hidayet vermi diyoruz Peygambere.
    Biz ondan diri iken nasıl yardım istenirse vefatından sonrada o yardımı isteriz. Allah şefaat hakkı vermiş. bende Şefaat ya rasullullah diyorum. Ama biliyorum ki Allah izin vermese Peygamberde şefaat edemez. Biz Peygambere velilere İbadet etmiyoruz. altını çize çize ibadet Allahtan başkasına edilmez. ben zaten 3 -4 sayfalık yazıma bakarsan hepsini yazdım onları dikkatli bir oku incele ..

    Alıntı
    Fatiha Suresinde "Yalnız senden yardım isteriz" cümlesinin tefsirlerine bir bak bakalım neden senden yardım isteriz değilde YALNIZ SENDEN kelimeleri geçmiş ?
    işte bende diyorum ki bunu öyle anlarsan diridende yardım istemek şirk olur. anlıyormusun. Hatta senin görüşünü savunan İbni teymiye bile bu ayetin tefsirini nasıl yapıyor Yazabilirim. İbni Teymiye nin sözlerini getirebilirim. Bak o bile kabul etti ise Ehli sünnet alimleri her türlü kabul eder. çünkü ibni Teymiyye vahabilerin baş ucunda tuttuğu birisi.

    Bak yardım istemekle ibadet etmeyi aynı kefeye koyma. yav Süleyman aleyhisselam cinden yardım istiyor koskoca peygamber ayetlerde sabit ya. neden Bizler Allah dostların Ruhlarından istifade etmeyelim. Yardım eden yine Allah , diri yardım etsede Hakikatte yardım eden Allah , Ölü yardım etsede hakikatte yardım eden Allah. yardım dedigin nedir biliyormusun. Gidersin Alim bir zata , Allaha benim için dua edermisin , şöyle bir durumum var sende aracı ol yardım et dersin. ne var bunda.

    kardeş bak ben orada o kadar yazılar yazdım onları oku. iyi oku sonra sor sorunu. istersen fatiha sürenide getirebilirim o bölümüğ ibni teymiyye nasıl yorumlamış.


  16. 26.Nisan.2012, 15:59
    44
    islamyolu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    ben sana her türlü ayet getiririm müfessirlerin o ayetleri nasıl tefsir etmişler onuda yazarım ama. sen onlardan daha alim oldugun için beğenmezsin orada o anlam yok dersin. bunun için kendimi yormaya gerek yok. Zaten sen benim yazıları okusan çok çok iyi anlarsın. senin getirdigin ayetlerede zaten orada cevapları vermişim. o kadar uğraştım mükemmel deliller getirdim. sen onlara cevap ver.

    Alıntı
    Şimdi gelelim senin mantık hatalarına, öncelikle Allahın hiçbirşeye ihtiyacı yoktur değil mi ? Bunu herkes bilir . Şimdi Allah peygamber gönderiyor ve gönderdiği elçi bir beşer yani insan ve hiç bir ruhani özelliğide yok gülüyor ağlıyor yaralanıyor evleniyor yemek yiyor tuvalete gidiyor vs... Şimdi biz Allah peygamber gönderdi diye duayı Allaha değilde peygambere edersek bu nasıl şirk olmaz ?
    gönderdiği elçi bizim gibi insandır. beşerdir. ve bizden gelmiştir. Ama senin mucizen yok. Peygamberin mucizesi var. Evliyanında kerameti vardır ve bunlarda hak tır. ve ölen Peygamberin Mucizesi de bitmez , Evliyanın kerametide bitmez. zaten yazılarımda bunlara çok deyindim.

    orada demişsin Duayı Peygambere edersek nasıl birşey olur. Çok doğru biz peygambere Dua etmeyizki. Kim dua etmiş. Yani Allaha Ettiğimiz duaları Peygamberemi ediyoruz. Bizi cehennem ateşinden kurtarmı diyoruz. bize tövbe haşa hidayet vermi diyoruz Peygambere.
    Biz ondan diri iken nasıl yardım istenirse vefatından sonrada o yardımı isteriz. Allah şefaat hakkı vermiş. bende Şefaat ya rasullullah diyorum. Ama biliyorum ki Allah izin vermese Peygamberde şefaat edemez. Biz Peygambere velilere İbadet etmiyoruz. altını çize çize ibadet Allahtan başkasına edilmez. ben zaten 3 -4 sayfalık yazıma bakarsan hepsini yazdım onları dikkatli bir oku incele ..

    Alıntı
    Fatiha Suresinde "Yalnız senden yardım isteriz" cümlesinin tefsirlerine bir bak bakalım neden senden yardım isteriz değilde YALNIZ SENDEN kelimeleri geçmiş ?
    işte bende diyorum ki bunu öyle anlarsan diridende yardım istemek şirk olur. anlıyormusun. Hatta senin görüşünü savunan İbni teymiye bile bu ayetin tefsirini nasıl yapıyor Yazabilirim. İbni Teymiye nin sözlerini getirebilirim. Bak o bile kabul etti ise Ehli sünnet alimleri her türlü kabul eder. çünkü ibni Teymiyye vahabilerin baş ucunda tuttuğu birisi.

    Bak yardım istemekle ibadet etmeyi aynı kefeye koyma. yav Süleyman aleyhisselam cinden yardım istiyor koskoca peygamber ayetlerde sabit ya. neden Bizler Allah dostların Ruhlarından istifade etmeyelim. Yardım eden yine Allah , diri yardım etsede Hakikatte yardım eden Allah , Ölü yardım etsede hakikatte yardım eden Allah. yardım dedigin nedir biliyormusun. Gidersin Alim bir zata , Allaha benim için dua edermisin , şöyle bir durumum var sende aracı ol yardım et dersin. ne var bunda.

    kardeş bak ben orada o kadar yazılar yazdım onları oku. iyi oku sonra sor sorunu. istersen fatiha sürenide getirebilirim o bölümüğ ibni teymiyye nasıl yorumlamış.


  17. 26.Nisan.2012, 16:12
    45
    İnanc
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 04.Şubat.2012
    Üye No: 93990
    Mesaj Sayısı: 2,038
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 21
    Bulunduğu yer: Yalan Dünyada Bir Yer.

    Cevap: Nakşibendi Tarikati ( Kafam çok karışık lütfen bilgili kişiler cevap versin)

    İslamyolu yardımların için teşekkür ederim ALLAH RAZI OLSUN . Ancak kararımı verdim

    Herşey için teşekkür ediyorum...


  18. 26.Nisan.2012, 16:12
    45
    Devamlı Üye
    İslamyolu yardımların için teşekkür ederim ALLAH RAZI OLSUN . Ancak kararımı verdim

    Herşey için teşekkür ediyorum...


  19. 26.Nisan.2012, 16:15
    46
    Kuranıanla
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 14.Nisan.2012
    Üye No: 95665
    Mesaj Sayısı: 448
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Nakşibendi Tarikati ( Kafam çok karışık lütfen bilgili kişiler cevap versin)

    İyilik ve takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) üzere yardımlaşın. Ama günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın. Allah'a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah’ın cezası çok şiddetlidir.MAİDE 2

    Bak Allahın kulu, hayattayken birbirimizle yardımlaşmak Allahın emri zaten doktora gidersin ilaç verir sana iyilik yapmış olur iyileşip iyileşmeyeceğin Allaha kalmış,doktor bana şifa ver diye yalvarıyomuyuz doktora ? Yardım edin diyoruz hastalık için bu yardım isteme olayını iyi anlamalısın. Şimdi hayattakn göçüp gitmiş birinden ne şekilde bir yardım isteyebilirsin ? Ayetleri dikkatle oku bak seni yanıltan başkalarının görüşleri oluyor onlardan faydalan ama ilk önce aklını kullanmalısın Allahın nimetidir insanlardaki akıl.

    “De ki, baksanıza, Allah’ın yakınından neyi çağırıyorsunuz? Gösterin bana, onların yer-yüzünde yaratmış oldukları ne vardır? Yoksa onların göklerde bir payı mı bulunuyor? Bu konuda bana, bundan önce gelmiş bir kitap veya bir bilgi kalıntısı getirin bakalım. Eğer doğru sözlü kimseler iseniz.Allah’ın yakınından kıyâmet gününe kadar kendi-sine cevap vere-meyecek kimseleri çağı-randan daha sapık kimdir? Oy-saki bunlar on-ların çağrısın-ın farkında değillerdir.O insanlar bir araya getirildiği gün, bunlar onlara düşman olacak, onlara kulluk ettikle-rini kabul etmeyeceklerdir.”(Ahkaf 46/4,5,6)
    Alıntı
    Çok doğru biz peygambere Dua etmeyizki. Kim dua etmiş. Yani Allaha Ettiğimiz duaları Peygamberemi ediyoruz. Bizi cehennem ateşinden kurtarmı diyoruz. bize tövbe haşa hidayet vermi diyoruz Peygambere.


    Şefaat ya rasulallah ne demek ? beni cehennemden şefaatinle kurtar demek değil mi ?

    Hidayetle ilgili olarak hatırlarsın imam rabbani hidayetin Kutup aracılığıyla olacağını söylüyor kutuba inanmayan Allahı zikretse bile hidayete kavuşamaz diyor sen şimdi ehlisünnet dışı birşey söyledin o zaman hidayet mi istiyoruz peygamberden diye? İmam rabbani hidayetin kutuptan olacağını söylüyor çünkü kainatta tasarruf sahibi olan meşhur efsane ! Oku ahkaf suresinin ayetlerini yukarda sonra kararını ver



  20. 26.Nisan.2012, 16:15
    46
    Kuranıanla - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    İyilik ve takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) üzere yardımlaşın. Ama günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın. Allah'a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah’ın cezası çok şiddetlidir.MAİDE 2

    Bak Allahın kulu, hayattayken birbirimizle yardımlaşmak Allahın emri zaten doktora gidersin ilaç verir sana iyilik yapmış olur iyileşip iyileşmeyeceğin Allaha kalmış,doktor bana şifa ver diye yalvarıyomuyuz doktora ? Yardım edin diyoruz hastalık için bu yardım isteme olayını iyi anlamalısın. Şimdi hayattakn göçüp gitmiş birinden ne şekilde bir yardım isteyebilirsin ? Ayetleri dikkatle oku bak seni yanıltan başkalarının görüşleri oluyor onlardan faydalan ama ilk önce aklını kullanmalısın Allahın nimetidir insanlardaki akıl.

    “De ki, baksanıza, Allah’ın yakınından neyi çağırıyorsunuz? Gösterin bana, onların yer-yüzünde yaratmış oldukları ne vardır? Yoksa onların göklerde bir payı mı bulunuyor? Bu konuda bana, bundan önce gelmiş bir kitap veya bir bilgi kalıntısı getirin bakalım. Eğer doğru sözlü kimseler iseniz.Allah’ın yakınından kıyâmet gününe kadar kendi-sine cevap vere-meyecek kimseleri çağı-randan daha sapık kimdir? Oy-saki bunlar on-ların çağrısın-ın farkında değillerdir.O insanlar bir araya getirildiği gün, bunlar onlara düşman olacak, onlara kulluk ettikle-rini kabul etmeyeceklerdir.”(Ahkaf 46/4,5,6)
    Alıntı
    Çok doğru biz peygambere Dua etmeyizki. Kim dua etmiş. Yani Allaha Ettiğimiz duaları Peygamberemi ediyoruz. Bizi cehennem ateşinden kurtarmı diyoruz. bize tövbe haşa hidayet vermi diyoruz Peygambere.


    Şefaat ya rasulallah ne demek ? beni cehennemden şefaatinle kurtar demek değil mi ?

    Hidayetle ilgili olarak hatırlarsın imam rabbani hidayetin Kutup aracılığıyla olacağını söylüyor kutuba inanmayan Allahı zikretse bile hidayete kavuşamaz diyor sen şimdi ehlisünnet dışı birşey söyledin o zaman hidayet mi istiyoruz peygamberden diye? İmam rabbani hidayetin kutuptan olacağını söylüyor çünkü kainatta tasarruf sahibi olan meşhur efsane ! Oku ahkaf suresinin ayetlerini yukarda sonra kararını ver



  21. 26.Nisan.2012, 16:16
    47
    islamyolu
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Mayıs.2011
    Üye No: 87477
    Mesaj Sayısı: 2,619
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Bulunduğu yer: istanbul

    Cevap: Nakşibendi Tarikati ( Kafam çok karışık lütfen bilgili kişiler cevap versin)

    Alıntı
    İslamyolu yardımların için teşekkür ederim ALLAH RAZI OLSUN . Ancak kararımı verdim

    Herşey için teşekkür ediyorum...
    Allah senden de razı olsun kardeşim. Tanıdığın bildiğim ehli sünnet Alimlerini söyle onlarında Rabıta hakkındaki sözlerini getireyim. mezhep imamımızın bile kasidesini getirdim. nasıl rabıtaya işaret ediyor. senden ricam benim yazılarımı iyice ince ayrıntılarına kadar oku sonra arkadaşlarınkiyle karşılaştır. Rabıtanın şirk midir değilmidir olduğuna karar ver.


  22. 26.Nisan.2012, 16:16
    47
    islamyolu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Alıntı
    İslamyolu yardımların için teşekkür ederim ALLAH RAZI OLSUN . Ancak kararımı verdim

    Herşey için teşekkür ediyorum...
    Allah senden de razı olsun kardeşim. Tanıdığın bildiğim ehli sünnet Alimlerini söyle onlarında Rabıta hakkındaki sözlerini getireyim. mezhep imamımızın bile kasidesini getirdim. nasıl rabıtaya işaret ediyor. senden ricam benim yazılarımı iyice ince ayrıntılarına kadar oku sonra arkadaşlarınkiyle karşılaştır. Rabıtanın şirk midir değilmidir olduğuna karar ver.


  23. 26.Nisan.2012, 16:27
    48
    islamyolu
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Mayıs.2011
    Üye No: 87477
    Mesaj Sayısı: 2,619
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Bulunduğu yer: istanbul

    Cevap: Nakşibendi Tarikati ( Kafam çok karışık lütfen bilgili kişiler cevap versin)

    Alıntı
    De ki, baksanıza, Allah’ın yakınından neyi çağırıyorsunuz? Gösterin bana, onların yer-yüzünde yaratmış oldukları ne vardır? Yoksa onların göklerde bir payı mı bulunuyor? Bu konuda bana, bundan önce gelmiş bir kitap veya bir bilgi kalıntısı getirin bakalım. Eğer doğru sözlü kimseler iseniz.Allah’ın yakınından kıyâmet gününe kadar kendi-sine cevap vere-meyecek kimseleri çağı-randan daha sapık kimdir? Oy-saki bunlar on-ların çağrısın-ın farkında değillerdir.O insanlar bir araya getirildiği gün, bunlar onlara düşman olacak, onlara kulluk ettikle-rini kabul etmeyeceklerdir.”(Ahkaf 46/4,5,6)
    Putlarla Peygamber efendimizi veya evliyalarımızı aynı kefeyemi koyuyorsun. Allah demiyormu Allah yolunda ölenlere öldü demeyin. sen hadisi şeriflere inansan bunların cevapları hep var. Zaten ben hepsinin cevabını getirdim . yine aynı şeyleri getirmek istemiyorum. . bak o ayette onlara kulluk ettiklerini diyor. kim kime kulluk etmiş Allah için. Allahtan başkasına kim kulluk etmiş.


    Alıntı
    Şefaat ya rasulallah ne demek ? beni cehennemden şefaatinle kurtar demek değil mi ?
    şefaat aracılık demek. yani Ya RAsullullah Rabbimle Aramda Aracılık et. demek. Peygamberimiz Hadisi şeriflerde Ümmetim için şefaat şefaat diye Allaha secde etmeyecekmi. ya şefaat konusu için Dolu ayet hadis var. Allah şefaati vermiş Peygamberimize. Bende Allahın verdigini istiyorum.


    Alıntı
    İmam rabbani hidayetin kutuptan olacağını söylüyor
    Hidayetin Allahtan olacagını orada vurgulamıştı. Ama Allahın dostları olduğu için onlar bir vesile bir sebeptir . kaçkere açıklayacam bunları sana


  24. 26.Nisan.2012, 16:27
    48
    islamyolu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Alıntı
    De ki, baksanıza, Allah’ın yakınından neyi çağırıyorsunuz? Gösterin bana, onların yer-yüzünde yaratmış oldukları ne vardır? Yoksa onların göklerde bir payı mı bulunuyor? Bu konuda bana, bundan önce gelmiş bir kitap veya bir bilgi kalıntısı getirin bakalım. Eğer doğru sözlü kimseler iseniz.Allah’ın yakınından kıyâmet gününe kadar kendi-sine cevap vere-meyecek kimseleri çağı-randan daha sapık kimdir? Oy-saki bunlar on-ların çağrısın-ın farkında değillerdir.O insanlar bir araya getirildiği gün, bunlar onlara düşman olacak, onlara kulluk ettikle-rini kabul etmeyeceklerdir.”(Ahkaf 46/4,5,6)
    Putlarla Peygamber efendimizi veya evliyalarımızı aynı kefeyemi koyuyorsun. Allah demiyormu Allah yolunda ölenlere öldü demeyin. sen hadisi şeriflere inansan bunların cevapları hep var. Zaten ben hepsinin cevabını getirdim . yine aynı şeyleri getirmek istemiyorum. . bak o ayette onlara kulluk ettiklerini diyor. kim kime kulluk etmiş Allah için. Allahtan başkasına kim kulluk etmiş.


    Alıntı
    Şefaat ya rasulallah ne demek ? beni cehennemden şefaatinle kurtar demek değil mi ?
    şefaat aracılık demek. yani Ya RAsullullah Rabbimle Aramda Aracılık et. demek. Peygamberimiz Hadisi şeriflerde Ümmetim için şefaat şefaat diye Allaha secde etmeyecekmi. ya şefaat konusu için Dolu ayet hadis var. Allah şefaati vermiş Peygamberimize. Bende Allahın verdigini istiyorum.


    Alıntı
    İmam rabbani hidayetin kutuptan olacağını söylüyor
    Hidayetin Allahtan olacagını orada vurgulamıştı. Ama Allahın dostları olduğu için onlar bir vesile bir sebeptir . kaçkere açıklayacam bunları sana





+ Yorum Gönder
Git İlk 345 Son