Konusunu Oylayın.: İslam hakkında çok merak ettigim bir konu ?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
İslam hakkında çok merak ettigim bir konu ?
  1. 12.Nisan.2012, 09:49
    1
    hzyusufsa
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Aralık.2011
    Üye No: 92786
    Mesaj Sayısı: 50
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Yaş: 32

    İslam hakkında çok merak ettigim bir konu ?






    İslam hakkında çok merak ettigim bir konu ? Mumsema Ben şunu anlamıyorum Allah Teala kuranı kerimi neden arapça indirdi bediüzzaman hazretlerinin nur risalelerini okuyorum orda kuranın manasını tam ifade edemicegini söylemiş türkçeye çevirenler tarafından arapça olarak ögrenilmesi zorunludur demiş hatta namazı kuranı türkçe yapmak isteyenlere münafık anlamında hitap ederek kızmıştır neden arapça acaba okuyunca bende bir şey anlamıyorum ?


  2. 12.Nisan.2012, 09:49
    1
    hzyusufsa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli



    Ben şunu anlamıyorum Allah Teala kuranı kerimi neden arapça indirdi bediüzzaman hazretlerinin nur risalelerini okuyorum orda kuranın manasını tam ifade edemicegini söylemiş türkçeye çevirenler tarafından arapça olarak ögrenilmesi zorunludur demiş hatta namazı kuranı türkçe yapmak isteyenlere münafık anlamında hitap ederek kızmıştır neden arapça acaba okuyunca bende bir şey anlamıyorum ?


    Benzer Konular

    - İslam Dini hakkında merak ettiğiniz her şey

    - Cennet ile ilgili Merak Ettigim Bir Kaç Soru .

    - Zina hakkında merka ettigim bir soru?

    - İstahare namazı hakkında merak ettigim bir soru

    - İslam'da yas tutmanın hükmü nedir,konu hakkında Hadisler verirmisiniz?

  3. 12.Nisan.2012, 10:39
    2
    islamyolu
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Mayıs.2011
    Üye No: 87477
    Mesaj Sayısı: 2,615
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: İslam hakkında çok merak ettigim bir konu ?




    Eğer Kur’an İngilizce olarak inseydi, aynı bozuk mantıkla, (Diğer milletler kendi kulu değil mi de, Tanrı Kur’anı İngilizce indirdi) diyecekti. Maksadı yanlış bulmak olduktan sonra her şeyi tenkit eder. Yusufsuresinin, (Biz Kur’anı Arapça olarak indirdik, umulur ki, siz onu anlarsınız) mealindeki 2. âyet-i kerimesi, tefsirlerde özet olarak şöyle açıklanıyor:

    Biz Kur’an-ı kerimi herhangi bir lisan ile değil, en geniş, en açık, en âhenktar olan Arap lügâtı üzere indirdik. Eğer akıllıca düşünürseniz, bu Kitabın ulviyetini, kendisinin bir şaheser, hükümlerinin, tesirli sözlerinin, bütün insanlığa hitap ettiğini, müslüman olmayı en büyük bir vazife, en yüksek bir saadet telakki edersiniz.

    Ey Araplar, Kur’an-ı kerim, sizin lisanınızla indi. Bugüne kadar birçok edebiyatçının, şairin sözünü dinlediniz. Hiçbirisine benzemiyor. Bunun insan sözü olmadığını, İlahi bir kelam olduğunu düşünürseniz, anlarsınız.

    Demek ki âyetteki anlamak, bunun ilahi kelam olduğunu anlamaktır. Yoksa ahkamını anlamak değildir. Eğer öyle olsaydı, (Ey Resulüm, Kur’an-ı kerimi insanlara açıklaman için indirdik) mealindeki âyet-i kerimeye zıt olurdu. (Nahl 44)

    Eğer Yunanca olsaydı
    Fussilet suresinin, (Eğer biz Kur’an-ı kerimi yabancı bir dilde okunan bir kitap kılsaydık. Diyeceklerdi ki, âyetleri tafsilatlı şekilde açıklanmalıydı. Muhatapları Arap olduğu halde, Arapça olmayan bir kitap mı geldi) mealindeki 44. âyet-i kerimesinin tefsirlerdeki açıklaması da şöyledir:

    Kur’an-ı kerim [İbranice, Yunanca falan değil] sizin lisanınızda, yani Arapça’dır. Siz Arap olduğunuza göre, ifadelerinin vecizliğinden, şaheserliğinden bu Kur’an-ı kerimin İlahi bir kelam olduğunu anlarsınız. Yoksa, (Siz Arap olduğunuza göre, Kur’anın ahkamını da anlarsınız) denmiyor.
    [Tokatlı Şeyh-ül-islam Mustafa Sabri efendi, (Biz Arabi’yi az biliriz. Fakat Kur’an-ı kerimi Araplardan daha iyi anlarız) buyuruyor.]

    Lisanı Arabi olan herkes Kur’anı anlayamaz. Lisan ayrı, ilim ayrıdır. Türkçe bilen insan, tıp, hukuk, fen gibi bilgileri bilir mi? Kur’an-ı kerim baştan başa bir ilim deryasıdır. Her Arabi bilen Kur’an-ı kerimi nasıl anlar? Ateistler gibi, tercümesini okuyup da, (Bakın Kur’anda çelişki var) demek ne kadar abes ve saçmadır.

    Eshab-ı kiramın anlayışı
    Eshab-ı kiramın hepsi müctehid, birer büyük âlim oldukları halde, âyet-i kerimeleri farklı anlamışlar, ictihadları farklı olmuştu. Mezheplerin çıkışında da âyet-i kerimelerin farklı anlaşılmasının rolü vardır.

    Urvet-ül-vüska Muhammed Masum-i Faruki hazretleri buyuruyor ki:
    (Bir gün Resulullah efendimiz, Hazret-i Ebu Bekir’e Kur'an-ı kerimin ince manalarından birkaçını onun seviyesine göre anlatıyordu. Hazret-i Ömer yanlarına gelince, konuşma üslubunu ve bahsettiği ince sırları, onun da anlayacağı şekilde değiştirdi. Yanlarına Hazret-i Osman gelince yine üslubunu değiştirdi. Hazret-i Ali gelince de böyle yaptı. Resulullah efendimizin, her değiştirmesi, oraya gelen zatların istidatlarının farklı oluşlarından idi.) [M. Masumiyye 59]

    Hadis-i şeriflerde (Benden sonra peygamber gelseydi, Ömer olurdu), (Osman’ın şefaati ile Cehennemlik yetmiş bin kişi sorgusuz Cennete girecektir) ve (Ben ilmin şehriyim Ali de kapısıdır) buyuruldu. Her üçü de bu derece yüksek olduğu ve Arabiyi çok iyi bildiği halde, Hazret-i Ebu Bekir’e anlatılan tefsiri bile anlayamadılar. Çünkü Peygamber efendimiz herkese derecesine göre anlatıyordu.
    Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (İnsanlara akıllarına, anlayışlarına göre söyleyin, onlara [dinin hükmünü] inkâr ettirecek şekilde söylemeyin ki, Allah’ı ve Resulünü yalanlamasınlar.) [Buhari]

    Allahü teâlâ, (Peygambere sorun, âlimlere sorun) buyuruyor. Bazıları, bizzat kendim anlayacağım diye inat ediyor. Herkes kendisi anlayabilseydi o zaman peygambere ne lüzum kalırdı?

    Kur’an-ı kerimi, lisanı Arapça olanlar bile anlayamaz. Hatta evliyanın ve ulemanın en büyükleri olan Eshab-ı kiram bile, âyetlerin manalarını Resulullah efendimize sorarlardı. Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Kur’an, Allah’ın metin ipidir. Manalarının hepsi anlaşılmaz. Çok okumak ve dinlemekle eskimez.)
    [İbni Mace]

    Kur’an-ı kerim çok veciz olup, bitmez tükenmez manalarının bulunduğu, bütün manaları bildirilse bile, yazmak için kağıt ve mürekkep bulunamayacağı bizzat Kur’an-ı kerimde bildirilmektedir.
    Mealen buyuruluyor ki:
    (De ki, Rabbimin [İlmini, hikmetini bildiren] sözleri için, denizler mürekkep olsa, bir o kadar daha deniz ilave edilse, denizler tükenir, Rabbimin sözleri tükenmez.) [Kehf 109, Beydavi]

    Anayasayı, bir kanunu anlamak için hukukçulara gidiliyor. Halbuki bunları da insan yazmıştır. Bir kanundan bile herkes aynı şeyi anlamazken, Allah’ın kelamını herkes nasıl hemen kolayca anlayabilir?

    Doğrusunu anlayabilmek için, bir Kur’an tercümesine [meallere] değil, İslam âlimlerinin tefsirlerine bakmak gerekir.


  4. 12.Nisan.2012, 10:39
    2
    islamyolu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli



    Eğer Kur’an İngilizce olarak inseydi, aynı bozuk mantıkla, (Diğer milletler kendi kulu değil mi de, Tanrı Kur’anı İngilizce indirdi) diyecekti. Maksadı yanlış bulmak olduktan sonra her şeyi tenkit eder. Yusufsuresinin, (Biz Kur’anı Arapça olarak indirdik, umulur ki, siz onu anlarsınız) mealindeki 2. âyet-i kerimesi, tefsirlerde özet olarak şöyle açıklanıyor:

    Biz Kur’an-ı kerimi herhangi bir lisan ile değil, en geniş, en açık, en âhenktar olan Arap lügâtı üzere indirdik. Eğer akıllıca düşünürseniz, bu Kitabın ulviyetini, kendisinin bir şaheser, hükümlerinin, tesirli sözlerinin, bütün insanlığa hitap ettiğini, müslüman olmayı en büyük bir vazife, en yüksek bir saadet telakki edersiniz.

    Ey Araplar, Kur’an-ı kerim, sizin lisanınızla indi. Bugüne kadar birçok edebiyatçının, şairin sözünü dinlediniz. Hiçbirisine benzemiyor. Bunun insan sözü olmadığını, İlahi bir kelam olduğunu düşünürseniz, anlarsınız.

    Demek ki âyetteki anlamak, bunun ilahi kelam olduğunu anlamaktır. Yoksa ahkamını anlamak değildir. Eğer öyle olsaydı, (Ey Resulüm, Kur’an-ı kerimi insanlara açıklaman için indirdik) mealindeki âyet-i kerimeye zıt olurdu. (Nahl 44)

    Eğer Yunanca olsaydı
    Fussilet suresinin, (Eğer biz Kur’an-ı kerimi yabancı bir dilde okunan bir kitap kılsaydık. Diyeceklerdi ki, âyetleri tafsilatlı şekilde açıklanmalıydı. Muhatapları Arap olduğu halde, Arapça olmayan bir kitap mı geldi) mealindeki 44. âyet-i kerimesinin tefsirlerdeki açıklaması da şöyledir:

    Kur’an-ı kerim [İbranice, Yunanca falan değil] sizin lisanınızda, yani Arapça’dır. Siz Arap olduğunuza göre, ifadelerinin vecizliğinden, şaheserliğinden bu Kur’an-ı kerimin İlahi bir kelam olduğunu anlarsınız. Yoksa, (Siz Arap olduğunuza göre, Kur’anın ahkamını da anlarsınız) denmiyor.
    [Tokatlı Şeyh-ül-islam Mustafa Sabri efendi, (Biz Arabi’yi az biliriz. Fakat Kur’an-ı kerimi Araplardan daha iyi anlarız) buyuruyor.]

    Lisanı Arabi olan herkes Kur’anı anlayamaz. Lisan ayrı, ilim ayrıdır. Türkçe bilen insan, tıp, hukuk, fen gibi bilgileri bilir mi? Kur’an-ı kerim baştan başa bir ilim deryasıdır. Her Arabi bilen Kur’an-ı kerimi nasıl anlar? Ateistler gibi, tercümesini okuyup da, (Bakın Kur’anda çelişki var) demek ne kadar abes ve saçmadır.

    Eshab-ı kiramın anlayışı
    Eshab-ı kiramın hepsi müctehid, birer büyük âlim oldukları halde, âyet-i kerimeleri farklı anlamışlar, ictihadları farklı olmuştu. Mezheplerin çıkışında da âyet-i kerimelerin farklı anlaşılmasının rolü vardır.

    Urvet-ül-vüska Muhammed Masum-i Faruki hazretleri buyuruyor ki:
    (Bir gün Resulullah efendimiz, Hazret-i Ebu Bekir’e Kur'an-ı kerimin ince manalarından birkaçını onun seviyesine göre anlatıyordu. Hazret-i Ömer yanlarına gelince, konuşma üslubunu ve bahsettiği ince sırları, onun da anlayacağı şekilde değiştirdi. Yanlarına Hazret-i Osman gelince yine üslubunu değiştirdi. Hazret-i Ali gelince de böyle yaptı. Resulullah efendimizin, her değiştirmesi, oraya gelen zatların istidatlarının farklı oluşlarından idi.) [M. Masumiyye 59]

    Hadis-i şeriflerde (Benden sonra peygamber gelseydi, Ömer olurdu), (Osman’ın şefaati ile Cehennemlik yetmiş bin kişi sorgusuz Cennete girecektir) ve (Ben ilmin şehriyim Ali de kapısıdır) buyuruldu. Her üçü de bu derece yüksek olduğu ve Arabiyi çok iyi bildiği halde, Hazret-i Ebu Bekir’e anlatılan tefsiri bile anlayamadılar. Çünkü Peygamber efendimiz herkese derecesine göre anlatıyordu.
    Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (İnsanlara akıllarına, anlayışlarına göre söyleyin, onlara [dinin hükmünü] inkâr ettirecek şekilde söylemeyin ki, Allah’ı ve Resulünü yalanlamasınlar.) [Buhari]

    Allahü teâlâ, (Peygambere sorun, âlimlere sorun) buyuruyor. Bazıları, bizzat kendim anlayacağım diye inat ediyor. Herkes kendisi anlayabilseydi o zaman peygambere ne lüzum kalırdı?

    Kur’an-ı kerimi, lisanı Arapça olanlar bile anlayamaz. Hatta evliyanın ve ulemanın en büyükleri olan Eshab-ı kiram bile, âyetlerin manalarını Resulullah efendimize sorarlardı. Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Kur’an, Allah’ın metin ipidir. Manalarının hepsi anlaşılmaz. Çok okumak ve dinlemekle eskimez.)
    [İbni Mace]

    Kur’an-ı kerim çok veciz olup, bitmez tükenmez manalarının bulunduğu, bütün manaları bildirilse bile, yazmak için kağıt ve mürekkep bulunamayacağı bizzat Kur’an-ı kerimde bildirilmektedir.
    Mealen buyuruluyor ki:
    (De ki, Rabbimin [İlmini, hikmetini bildiren] sözleri için, denizler mürekkep olsa, bir o kadar daha deniz ilave edilse, denizler tükenir, Rabbimin sözleri tükenmez.) [Kehf 109, Beydavi]

    Anayasayı, bir kanunu anlamak için hukukçulara gidiliyor. Halbuki bunları da insan yazmıştır. Bir kanundan bile herkes aynı şeyi anlamazken, Allah’ın kelamını herkes nasıl hemen kolayca anlayabilir?

    Doğrusunu anlayabilmek için, bir Kur’an tercümesine [meallere] değil, İslam âlimlerinin tefsirlerine bakmak gerekir.


  5. 12.Nisan.2012, 12:21
    3
    bonasera
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 05.Nisan.2012
    Üye No: 95449
    Mesaj Sayısı: 68
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 34

    Cevap: İslam hakkında çok merak ettigim bir konu ?

    Kuran-ı Kerimin mealini okuduğun zaman anlaşılmaz bir kitap olmadığını görürsün. Allah insanlara anlaşılmayacak bir kitap gönderip bundan sorumlu tutmaz. Sadece herkesin anlama derecesi farklıdır. Kimse Kuranı efendimiz kadar anlayamaz. Ayrıca bazı ayetler ancak bilimin ilerlemesiyle anlaşılabilmiştir. Mesela insanoğlunun üç karanlık içinde yaratılması rahimin üç katlı zar yapısına işaret edilebileceği gibi gebeliğin üç aşamalı gerçekleşmesine de işaret edilebilir. Sonuçta o dönemde sahabinin ve alimlerin anlayamayacağı bir konuydu. Belki asırlar geçecek ayetlerin yeni tefsirleri de çıkacak ve onlar bu devrin tefsirlerine göre daha doğru içeriğe sahip olabilecek fakat şu kesindir ki Kuran asla değişmeyecek. Ben meal okumanı da öneririm belki fizikçisindir belki doktorsundur belki kimyacısındır belki de coğrafyacısındır. O zaman bir alimden daha iyi anlayabilirsin belki bazı mevzuları. Tercümeden anlaşılmaz diyen bazı arkadaşlar peygamberimizin hadisleri Türkçe söylediğini mi zannediyorlar veya İslam alimlerinin kitaplarını arapça değil Türkçe mi yazdıklarını düşünüyorlar? O kitaplar anlaşıldı da Kuran mı anlaşılmadı?


  6. 12.Nisan.2012, 12:21
    3
    bonasera - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    Kuran-ı Kerimin mealini okuduğun zaman anlaşılmaz bir kitap olmadığını görürsün. Allah insanlara anlaşılmayacak bir kitap gönderip bundan sorumlu tutmaz. Sadece herkesin anlama derecesi farklıdır. Kimse Kuranı efendimiz kadar anlayamaz. Ayrıca bazı ayetler ancak bilimin ilerlemesiyle anlaşılabilmiştir. Mesela insanoğlunun üç karanlık içinde yaratılması rahimin üç katlı zar yapısına işaret edilebileceği gibi gebeliğin üç aşamalı gerçekleşmesine de işaret edilebilir. Sonuçta o dönemde sahabinin ve alimlerin anlayamayacağı bir konuydu. Belki asırlar geçecek ayetlerin yeni tefsirleri de çıkacak ve onlar bu devrin tefsirlerine göre daha doğru içeriğe sahip olabilecek fakat şu kesindir ki Kuran asla değişmeyecek. Ben meal okumanı da öneririm belki fizikçisindir belki doktorsundur belki kimyacısındır belki de coğrafyacısındır. O zaman bir alimden daha iyi anlayabilirsin belki bazı mevzuları. Tercümeden anlaşılmaz diyen bazı arkadaşlar peygamberimizin hadisleri Türkçe söylediğini mi zannediyorlar veya İslam alimlerinin kitaplarını arapça değil Türkçe mi yazdıklarını düşünüyorlar? O kitaplar anlaşıldı da Kuran mı anlaşılmadı?


  7. 12.Nisan.2012, 12:28
    4
    islamyolu
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Mayıs.2011
    Üye No: 87477
    Mesaj Sayısı: 2,615
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: İslam hakkında çok merak ettigim bir konu ?

    Alıntı
    Tercümeden anlaşılmaz diyen bazı arkadaşlar peygamberimizin hadisleri Türkçe söylediğini mi zannediyorlar veya İslam alimlerinin kitaplarını arapça değil Türkçe mi yazdıklarını düşünüyorlar? O kitaplar anlaşıldı da Kuran mı anlaşılmadı?
    benim yazımı bir daha gözden geçirir misin kardeş. iyi bir okurmusun.


  8. 12.Nisan.2012, 12:28
    4
    islamyolu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Alıntı
    Tercümeden anlaşılmaz diyen bazı arkadaşlar peygamberimizin hadisleri Türkçe söylediğini mi zannediyorlar veya İslam alimlerinin kitaplarını arapça değil Türkçe mi yazdıklarını düşünüyorlar? O kitaplar anlaşıldı da Kuran mı anlaşılmadı?
    benim yazımı bir daha gözden geçirir misin kardeş. iyi bir okurmusun.


  9. 12.Nisan.2012, 12:38
    5
    bonasera
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 05.Nisan.2012
    Üye No: 95449
    Mesaj Sayısı: 68
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 34

    Cevap: İslam hakkında çok merak ettigim bir konu ?

    ''Allahü teâlâ, (Peygambere sorun, âlimlere sorun) buyuruyor Bazıları, bizzat kendim anlayacağım diye inat ediyor Herkes kendisi anlayabilseydi o zaman peygambere ne lüzum kalırdı? ''
    demişsin de Allah nerde buyurmuş merak ettim ?

    ''Eshab-ı kiramın hepsi müctehid, birer büyük âlim oldukları halde, âyet-i kerimeleri farklı anlamışlar, ictihadları farklı olmuştu. Mezheplerin çıkışında da âyet-i kerimelerin farklı anlaşılmasının rolü vardır. ''
    demişsin de mezhepleri dayandıracak şey mi bulamadın da Kuran'a dayandırdın. Allah bir olun sizden önceki ümmetler gibi ayrışmayın demiş. Kuranın hangi hükmünü alimler farklı yorumlamış? Altını ipeği yasaklarken hangi ayete bakmışlar? Namaz kılmayanın hangi ayete göre öldürülmesini istemişler? Ayette zina yapana 100 sopa vurun derken neye dayanarak recm cezasını uygulatmışlar hangi ayet emretmiş recmi?


  10. 12.Nisan.2012, 12:38
    5
    bonasera - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    ''Allahü teâlâ, (Peygambere sorun, âlimlere sorun) buyuruyor Bazıları, bizzat kendim anlayacağım diye inat ediyor Herkes kendisi anlayabilseydi o zaman peygambere ne lüzum kalırdı? ''
    demişsin de Allah nerde buyurmuş merak ettim ?

    ''Eshab-ı kiramın hepsi müctehid, birer büyük âlim oldukları halde, âyet-i kerimeleri farklı anlamışlar, ictihadları farklı olmuştu. Mezheplerin çıkışında da âyet-i kerimelerin farklı anlaşılmasının rolü vardır. ''
    demişsin de mezhepleri dayandıracak şey mi bulamadın da Kuran'a dayandırdın. Allah bir olun sizden önceki ümmetler gibi ayrışmayın demiş. Kuranın hangi hükmünü alimler farklı yorumlamış? Altını ipeği yasaklarken hangi ayete bakmışlar? Namaz kılmayanın hangi ayete göre öldürülmesini istemişler? Ayette zina yapana 100 sopa vurun derken neye dayanarak recm cezasını uygulatmışlar hangi ayet emretmiş recmi?


  11. 12.Nisan.2012, 16:08
    6
    islamyolu
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Mayıs.2011
    Üye No: 87477
    Mesaj Sayısı: 2,615
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: İslam hakkında çok merak ettigim bir konu ?

    Alıntı
    ''Allahü teâlâ, (Peygambere sorun, âlimlere sorun) buyuruyor Bazıları, bizzat kendim anlayacağım diye inat ediyor Herkes kendisi anlayabilseydi o zaman peygambere ne lüzum kalırdı? ''
    demişsin de Allah nerde buyurmuş merak ettim ?
    Günümüzde Hadisi şerifleri inkar eden çok kişi var. Hadisi şerifler Kur'an nın tefsiri konumundadır. Hadisi şeriflerle Ayet çelişemez.

    bak o yazı da demişsin Allah nerede buyurmuş bunu merak ettim diyorsun.
    Alıntı
    Allahü teâlâ, (Peygambere sorun, âlimlere sorun) buyuruyor
    sadece bu bölümü Allah buyuruyor enbiya süresi 7 de olması lazım. ve arada Parentez açılmış. O kişler Peygamber ve Alimler oldugu kastediliyor.
    ondan sonraki devam eden yazıda Yorumdur.

    Alıntı
    ''Eshab-ı kiramın hepsi müctehid, birer büyük âlim oldukları halde, âyet-i kerimeleri farklı anlamışlar, ictihadları farklı olmuştu Mezheplerin çıkışında da âyet-i kerimelerin farklı anlaşılmasının rolü vardır ''
    demişsin de mezhepleri dayandıracak şey mi bulamadın da Kuran'a dayandırdın Allah bir olun sizden önceki ümmetler gibi ayrışmayın demiş Kuranın hangi hükmünü alimler farklı yorumlamış? Altını ipeği yasaklarken hangi ayete bakmışlar? Namaz kılmayanın hangi ayete göre öldürülmesini istemişler? Ayette zina yapana 100 sopa vurun derken neye dayanarak recm cezasını uygulatmışlar hangi ayet emretmiş recmi?
    Fıkıh bilgin varsa çok iyi anlaman gerek orayı. Midye yemek Hanifide Tahrimen mekruh , Şafide caizdir. Şafide Gusülde Ağız yıkamak sünnet , hanifide Farz dır. Hanifide Seferiken namaz kısaltılması şarttır. şafide kısaltsanda olur kısaltmasanda.. kan aktı abdest bozuldu. Şafide Aktı bozulmadı. ben sana böyle örnek yüzlerce verebilirim.

    Evet Allah bir olun önceki ümmetler gibi ayrışmayın demiştir. 4 mezheb zaten bir dir. zaten Ayrışmamış durumda. Sadece Fıkıh meselelerinde olmuştur. onlarda Kur'an ve hadisi farklı anladıklarından olmuştur. ve o kişilerde Müçtehiddir. Hata oranı düşüktür. içtihat yetkisi verilmiş kimselerdir. Peygamberimizde Diyorki ümmetimin ihtilafı Rahmettendir.

    Alıntı
    Ayette zina yapana 100 sopa vurun derken neye dayanarak recm cezasını uygulatmışlar hangi ayet emretmiş recmi?
    işte Sen diyorsun ki bana sadece Kur'an yeter Kur'an da 100 sopa görüyorum recm cezası yok diyorsun. işte Kur'an - ı kendi kafana göre anlarsan olacak odur. Git bir tefsir oku bakalım bu ayette ne denilmek istiyor. eğerki bekar iseler onlara 100 sopa vurun diyor. Evli ise zina yapanlar Recm cezası vardır. ve buda buhari müslim gibi bir çok sahi kaynaklarda vardır.
    şimdi diyeceksin ama Kur'an da yok.

    bende sana diyecem ki Allah Kur'anda Rasulum ne verdiyse onu alın diyor. ve diğer ayette de Peygamber Vahiyden başkasını konuşmaz diyor.
    Peygamberimiz Recm yaptırmışsa. ve bunuda bize hadisi şeriflerle ulaştırmışsa biz nasıl inkar edelim.

    Alıntı
    Altını ipeği yasaklarken hangi ayete bakmışlar
    anlaşıldı sende hadis inkarcılarındansın. Peygamber onu haram etmiş anlıyormusun. sende Yaşar nuri gibi gidip deme. Helal haram sadece kur'ana göre olur. Kur'anda olmayan şey günah olmaz. gibi sözler söyleme bana

    bende sana derim ki. Deyyuslukta kur'an da yok , o zaman oda günah degil.


  12. 12.Nisan.2012, 16:08
    6
    islamyolu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Alıntı
    ''Allahü teâlâ, (Peygambere sorun, âlimlere sorun) buyuruyor Bazıları, bizzat kendim anlayacağım diye inat ediyor Herkes kendisi anlayabilseydi o zaman peygambere ne lüzum kalırdı? ''
    demişsin de Allah nerde buyurmuş merak ettim ?
    Günümüzde Hadisi şerifleri inkar eden çok kişi var. Hadisi şerifler Kur'an nın tefsiri konumundadır. Hadisi şeriflerle Ayet çelişemez.

    bak o yazı da demişsin Allah nerede buyurmuş bunu merak ettim diyorsun.
    Alıntı
    Allahü teâlâ, (Peygambere sorun, âlimlere sorun) buyuruyor
    sadece bu bölümü Allah buyuruyor enbiya süresi 7 de olması lazım. ve arada Parentez açılmış. O kişler Peygamber ve Alimler oldugu kastediliyor.
    ondan sonraki devam eden yazıda Yorumdur.

    Alıntı
    ''Eshab-ı kiramın hepsi müctehid, birer büyük âlim oldukları halde, âyet-i kerimeleri farklı anlamışlar, ictihadları farklı olmuştu Mezheplerin çıkışında da âyet-i kerimelerin farklı anlaşılmasının rolü vardır ''
    demişsin de mezhepleri dayandıracak şey mi bulamadın da Kuran'a dayandırdın Allah bir olun sizden önceki ümmetler gibi ayrışmayın demiş Kuranın hangi hükmünü alimler farklı yorumlamış? Altını ipeği yasaklarken hangi ayete bakmışlar? Namaz kılmayanın hangi ayete göre öldürülmesini istemişler? Ayette zina yapana 100 sopa vurun derken neye dayanarak recm cezasını uygulatmışlar hangi ayet emretmiş recmi?
    Fıkıh bilgin varsa çok iyi anlaman gerek orayı. Midye yemek Hanifide Tahrimen mekruh , Şafide caizdir. Şafide Gusülde Ağız yıkamak sünnet , hanifide Farz dır. Hanifide Seferiken namaz kısaltılması şarttır. şafide kısaltsanda olur kısaltmasanda.. kan aktı abdest bozuldu. Şafide Aktı bozulmadı. ben sana böyle örnek yüzlerce verebilirim.

    Evet Allah bir olun önceki ümmetler gibi ayrışmayın demiştir. 4 mezheb zaten bir dir. zaten Ayrışmamış durumda. Sadece Fıkıh meselelerinde olmuştur. onlarda Kur'an ve hadisi farklı anladıklarından olmuştur. ve o kişilerde Müçtehiddir. Hata oranı düşüktür. içtihat yetkisi verilmiş kimselerdir. Peygamberimizde Diyorki ümmetimin ihtilafı Rahmettendir.

    Alıntı
    Ayette zina yapana 100 sopa vurun derken neye dayanarak recm cezasını uygulatmışlar hangi ayet emretmiş recmi?
    işte Sen diyorsun ki bana sadece Kur'an yeter Kur'an da 100 sopa görüyorum recm cezası yok diyorsun. işte Kur'an - ı kendi kafana göre anlarsan olacak odur. Git bir tefsir oku bakalım bu ayette ne denilmek istiyor. eğerki bekar iseler onlara 100 sopa vurun diyor. Evli ise zina yapanlar Recm cezası vardır. ve buda buhari müslim gibi bir çok sahi kaynaklarda vardır.
    şimdi diyeceksin ama Kur'an da yok.

    bende sana diyecem ki Allah Kur'anda Rasulum ne verdiyse onu alın diyor. ve diğer ayette de Peygamber Vahiyden başkasını konuşmaz diyor.
    Peygamberimiz Recm yaptırmışsa. ve bunuda bize hadisi şeriflerle ulaştırmışsa biz nasıl inkar edelim.

    Alıntı
    Altını ipeği yasaklarken hangi ayete bakmışlar
    anlaşıldı sende hadis inkarcılarındansın. Peygamber onu haram etmiş anlıyormusun. sende Yaşar nuri gibi gidip deme. Helal haram sadece kur'ana göre olur. Kur'anda olmayan şey günah olmaz. gibi sözler söyleme bana

    bende sana derim ki. Deyyuslukta kur'an da yok , o zaman oda günah degil.


  13. 12.Nisan.2012, 17:07
    7
    bonasera
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 05.Nisan.2012
    Üye No: 95449
    Mesaj Sayısı: 68
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 34

    Cevap: İslam hakkında çok merak ettigim bir konu ?

    7 - (Ey Muhammed!) Biz, senden önce de ancak kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkek(peygamber)ler gönderdik. Bilmiyorsanız kitap ehli olanlara sorun.(Enbiya Suresi)

    bu ayeti sana sorduğum soruya cevap olarak yazamazsın. Kuran-ı Kerimdeki isimler helak olan kavimler hakkında kitapsız müşrikleri isterseniz yahudi ve hristiyanlara sorun diye işaret ediyor Allah. Zaten yahudiler daha bilgili diye müşrikler sık sık başvurmuşlar yahudilere. bkz kehf suresi nüzul sebebi.

    Hanefilerde şöyle şafilerde böyle demişsin Kuran farklı yorumlanmış demişsin de ben de hangi ayeti farklı yorumlamışlar onu sordum. Allah Kuranda bir şeyi ya yasaklamış ya emretmiştir ya da serbest bırakmıştır. yasakladıkları ve emrettikleri yorumlanamaz aynen kabul edilir. serbest bıraktıklarında yorum olabilir o da dinin ana mevzusu değildir. haram helal konusunda ayrılık olamaz Allah için tek doğru vardır o kabul görür. Kurana göre değildir o yorum farkı hadisler ve ictihadlara göredir. Kuranda geçen bir emir veya yasak konusunda ictihad yapılamaz.


    2- Zâniye ve zânî; ZANİYE, zina eden kadın ZANÎ zina eden erkek demek olduğu belli, fakat zaniye ile mezniyeyi ayırmak gerekir. Her zaniye mezniyedir; ama her mezniye, zaniye değildir. Çünkü mezniye, zina edilen kadın demektir ki, şiddetle ve zorla da olabilir. Zorla zina edilen kadına ise mezniye denilirse de zaniye denilemez. O zira ancak kendi istek ve arzusu ile zina işlemiş ka d ına denilir. Karşılıklı rıza ile işlenilmesi sebebiyle, zina fiilinde bu fiili işleyenler ortak olur. Zorla zina edilen kadın ise hiçbir yönden fail değil menf'ul dür. İşte burada, zorlanana had cezası gerekmeyeceğini anlatmak için zaniye denilmiş, mezniy e denilmemiştir. Şunu da unutmamalıdır ki maksat, zinalarının sabit olduğuna şer'î yönden hüküm verilmiş olan zanî ve zaniyedir. Zinanın tesbiti ise "Onlara içinizden dört şahit getirin." (Nisa, 5/15) âyetinin ifadesi ve delaletine göre dört şahide v e ya dört kere ikrar etmeye bağlıdır. Netice olarak zina ettiği bu şekilde sabit olan ve sabit olduğuna hüküm verilen kadın ve erkek, Şimdi bunlardan herbirine yüz celde vurunuz.
    CELDE: Deriye vurmaktır ki, her vuruşa celde denir. Keşşâf'ta der ki, "celd" sözünde şuna işaret vardır ki acı, ete geçirilmemelidir. Çünkü celd, cilde vurmaktır.
    Nitekim "zaherehû": sırtına vurdu, "batanehû": karnına vurdu, "reesehû": başına vurdu demek olduğu gibi derisine vurdu mânâsına da "celedehû" denilir... Demek ki, deri hissedecek kadar kaba elbisenin üzerinden vurmaya da celd denilmez. Aynı zamanda meselenin fıkhî yönü düşünüldüğü zaman maksadın, bir eğlence olmadığı gibi, bir işkence veya yok edip öldürme de değil, yalnız zorlama ve terbiye etme olduğu açıktır. Şu halde maksat, şiddetli bir celd değil, eti çürütmeyecek ve tehlikeye sebeb olmayacak şekilde hafife yakın orta bir şekilde vurmaktır ki, nasıl olacağı Fıkıh kitaplarında açıklanmıştır:
    BİRİNCİSİ: Değnek iri olmayacak, çöp gibi çok basit de olmayacak, parmak kadar düz ve budaksız olacak.
    İKİNCİSİ: Vuran kimse vururken en son omuzu hizasına kadar kaldıracak
    ve omuzundan arkasına aşırtmayacak,
    ÜÇÜNCÜSÜ: Çıplak vücuda vurulmayacak, fakat kürk gibi kalın elbise varsa çıkarılacak. Rivayet edilir ki, Ebu Ubeyde b. Cerrah (r.a)'a had cezası için bir adam getirildi, adam gömleğini çıkarmya başladı ve "Benim şu günahkâr vücudum dövülürken üzerinde gömlek bulunması uygun değildir" dedi, Ebu Ubeyde gömleğini çıkarmasına izin vermeyin, dedi ve o şekil de dövüldü.
    DÖRDÜNCÜSÜ: Yüz, karın ve ot yeri gibi nazik ve tehlikeli organlara vurulmaz.
    BEŞİNCİSİ: Hepsi bir yere de vurulmayıp diğer organlara gereği şekilde yaygınlaştırılır...
    Âyetin açık ifadesine göre zanî ve zaniye, zina isnad edilen evlenmiş veya evlenmemiş olandan daha genel ve bundan dolayı celd, ikisini de içine alıyormuş gibi görünür. Fakat Mâiz ve Gâmidiyye hakkında Peygamber efendimizin bilinen uygulaması, yani bilinen sünneti ile bu âyetin hükmü, muhsan olmayan, yani evlenm e miş olanlar hakkında olmak üzere yürürlüktedir. Allah'ın cezasında onlara acıyacağınız tutmasın Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsanız öyle yapınız. Allah'ın muhterem tuttuğu iffet ve namusu yırtan zanî ve zaniye'ye acıma duygusuna mağlup olup da onlara iltimas göstererek Allah'ın emrettiği cezayı ihmal etmezsiniz, Allah'tan ve ahiret sorumluluğundan korkarsınız. Çünkü onlara acımak, zinalarına göz yummakta değil, tevbelerine sebeb olmak için cezalarını yerine getirmek ve bu şekilde iffet v e namusu koruma ve zinanın genelleşmesini önleyerek nikahın çoğalmasına çalışmaktadır. Çünkü zina; "Çünkü, bu bir hayasızlıktır, iğrenç bir şeydir ve kötü bir yoldur" (Nisâ, 4/22) âyeti kerimesine göre büyük bir fuhuştur, kin ve hiddettir ve yolu p ek kötüdür.
    Gerek sıhhî, gerek tabiî, gerek ahlâkî, gerek hukukî, gerek ictimâî hangi yönden düşünülürse düşünülsün zina çok zararlı, harab edici bir günahtır. Erkekle kadının yaratılış ihtiyaçlarından olan cinsî münasebetlerinin, meşru ve güzel yolu zinada değil, nikahtadır. Nikahta hayatın bir bereketi, zina ve hayasızlıkta ise onun yok olması ve sonuçsuz kalması vardır. Nikahın kolaylığı, doğruluk ve emniyeti, çoğalması bir toplum bünyesinin sıhhatinden olduğu gibi, tersi olan zinanın yayılması da a ksine toplum bünyesini kemiren, çürüten, her
    türlü ahlâkî kötülüklere sürükleyen tahrib edici şeylerin başıdır. Tıbbî ifade ile ifade edecek olursak zina, toplum bünyesinin firengisidir. Bir hadis-i şerifte Peygamber efendimizden rivayet edilmiştir ki: "Ey insanlar topluluğu! Zinadan kaçınınız, çünkü onda altı özellik vardır. Üçü dünyada, üçü ahirettedir. Dünyadakiler değerleri giderir, fakirlik getirir, ömrü kısaltır. Ahirette de Allah'ın gazabına, hesabın kötülüğüne, cehennemde ebedî kalmaya neden olur." Bu sebepten insanlara yardım ve acıma ona teşvikte değil, ondan menetme ve zorlama ile kurtarmaktadır.
    Bu âyette emrolunan yüz sopa vurma ise sakındırma ve yasaklamanın, gayet basit ve sade ve her türlü sıkıntı ve korkudan uzak en sağlam yoldur. Bu âyetin nuzûlünden önce İslâm'da zinanın cezası "Kadınlarınızdan fuhuş yapanlara karşı içinizden dört şahit getirin. Eğer şahitlik ederlerse o kadınları ölüm alıp götürünceye, yahut Allah onlara bir yol açıncaya kadar evlere hapsedin. İçinizden fuhuş y a pan her iki tarafa ceza verin..." (Nisâ, 4/15-16) âyeti uyarınca kadınlar için vefat edinceye veya Allah bir yol açıncaya kadar evlerde hapis, erkekler için de hakimin görüş ve takdirine uygun bir eza ile tazirdi; takdir edilmiş belli bir cezası yoktu. Bu âyetin indirilmesi ile bekarlar arasında her ikisine de yüz sopa vurma ile sınırlandırıldı ve böylece vaad edilen yol gösterilmiş oldu ki, bunda iki taraf için zina zevkine karşılık yeterli eziyet ifade edecek adil bir tesir mevcut olduğu gibi, zarardan u z ak ve masrafsız olmak itibariyle de birçok yönden faydalar vardır. Hapis cezasının ahlâkî bir şekilde tatbikatındaki zorluklarla beraber, bir taraftan her türlü iş ve gücü durdurma, diğer taraftan devlet hazinesine birçok masraflar yüklediği hesap edilirs e, bu hususta tayin edilen yüz sopa vurulmasının, gerek ahlâkî ve gerek iktisadî ve gerek kolay tatbiki ile adalet nokta-i nazarından faydalı ve netice verici bir terbiye olduğunu kabul etmemek mümkün değildir. Şu kadar var ki, kötü bir şekilde tatbik etme m ek şarttır. Onun için buyuruluyor ki: Ve müminlerden bir grup da onlara uygulanan cezaya şahit olsun. Yani gizli döğülmesinler de müminlerden bir taifenin (grubun) huzurunda onların şahitliği ve gözcülüğü altında döğülsünler.
    Keşşâf'ın açıklamasına göre tâife; bir halka olması mümkün olan gruptur ki, bir şeyin etrafını çeviren topluluk demek gibidir. En azı üç dört kişi olması
    gerekir. İbnü Abbas'tan bunun tefsirinde dörtten kırka kadar diye nakledilmiştir. Aslında çoğulun en azı üç ise de zinada şahit adedinin istenen haddi dört olduğuna göre, bunun da en azından dört olması gerekir. Çünkü "şahit olsun" buyurulmuştur. Bu sebepten iki kâfi gelmez, Hatta Hasen'den rivayete göre en azı on kişi olmalıdır. Netice olarak gizli dövme suçlamasına meyd a n vermeyecek kadar bir grup insanın hazır bulunması gerekir. Bu ise bir iki kişi ile olamaz. Sonra yalnız adet değil, nitelik de şarttır. Onun için "müminlerden bir grup" buyurulmuştur ki, şahitliğe ehil halis müminlerdir. Zira şehadete ehil olmayan aşağı l ık kimselerin şahitliği, yapılmamış gibidir. İbnü Abbas Hazretleri de "Allah'ı tasdik edenlerden kırk kişi kadar" demekle bunu kasdetmiştir.
    Bu emirde başlıca iki hikmet vardır:
    BİRİNCİSİ: İntikam şeklinde bir kötüye kullanmaya meydan vermemek için bir teminattır. Çünkü gizli dövmelerin, hiddetin sevkiyle işkence halini alması veya bir iltimasa uğraması mümkündür. Nitekim tarihin şikayet edegeldiği zalimane işkenceler hep gizlenerek yapılmıştır. Bundan dolayı Avrupalı ceza hukukçularının dövme gi b i bedeni cezalandırmaları hoş görmemeleri de hiç sebebsiz değildir. Fakat hapis gibi genellikle uygun görülebilen cezaların çoğu cismani olmaktan kurtulamayacağı gibi, gizli dövme kadar kötüye kullanmaya müsait bulunduğu da inkâr olunamaz. Bir mahpusa, he l e yalnız olan bir mahpusa karşı ne yapılmaz. Halbuki, herkesin gözetimi önündeki bir dövme tesirli olmakla beraber, haddi aşmaya müsait değildir. İşte darb, ancak bu şahitlik ve kontrol altında açıkça olmak şartıyla meşru kılınmıştır.
    İKİNCİSİ: Bunda iffet ve namusun kıymetini, ibret ve terbiyenin genelleştirilmesini ifade eden bir ilan ve sergileme vardır. Gerçi bu sergileme bu suçu işleyen kimsenin sadece aleyhine değildir. Açıklandığı üzere lehinde bir teminatı da içinde bulunduran bir ilandır. M a hkemenin ilanının ve hükmün, alenî olması gibidir. Hükmün aleniyeti (açıklığı) ise bir sergilemeyi içerse bile, genellikle bir ceza niteliğinde kabul edilmez. İcranın yani yürütmenin açıklığının da öyle olması gerekir. Özellikle cezalarda uygulama, hükmü y erine getirmede tamamlayıcı unsurlardandır.
    Bununla beraber, aklı olanların vicdanında, en küçük bir sergilemenin bile bir ruhî azap meydana getireceğinde şüphe yoktur. Bundan dolayı bu şahitlik, yalnız bedeni olan "celd ceza"sının ruhî bir tamamlayıcısı olur. Bu cümlede
    "onların her ikisine uygulanan cezaya" buyurulması da buna işarettir. Bir de bu şahitliğin amme hukuku ile ilgisi vardır.

    al sana elmalılı tefsiri bak bakalım recm cezası var mı? Evli veya bekar ayrımı yapılmış mı?
    Nur suresi 2. ayet Tevratın alışılagelen recm uygulamasını Kuranla nesh etmiştir. Peygamberimizin uygulattığı recm cezası bu ayetten öncedir. Peygamberimiz bu ayetten sonra recm cezası uygulamamıştır uygulayamaz. Ayet apaçık ortada dururken rivayet hadislerle veya bir alimin görüşüyle hareket edilmez. Kuran'da hüküm varsa Buhariye Müslime bakılmaz.


    Altınla ipeği peygamber haram kıldı demişsin. Peygamberimiz kendi nefsine bile hiç bir şeyi haram kılamaz. Haram helal kılma yetkisi Allah'ındır.

    1 - Ey Peygamber! Eşlerinin rızasını arayarak Allah'ın sana helâl kıldığı şeyi niçin sen kendine haram ediyorsun? Allah çok bağışlayan çok esirgeyendir.(Tahrim Suresi)

    Her hadisin sahih olduğunu düşünürsen Buhari Müslim Kütübü sitte de öyle hadisler var ki sen bile kabul edemezsin.










  14. 12.Nisan.2012, 17:07
    7
    bonasera - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    7 - (Ey Muhammed!) Biz, senden önce de ancak kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkek(peygamber)ler gönderdik. Bilmiyorsanız kitap ehli olanlara sorun.(Enbiya Suresi)

    bu ayeti sana sorduğum soruya cevap olarak yazamazsın. Kuran-ı Kerimdeki isimler helak olan kavimler hakkında kitapsız müşrikleri isterseniz yahudi ve hristiyanlara sorun diye işaret ediyor Allah. Zaten yahudiler daha bilgili diye müşrikler sık sık başvurmuşlar yahudilere. bkz kehf suresi nüzul sebebi.

    Hanefilerde şöyle şafilerde böyle demişsin Kuran farklı yorumlanmış demişsin de ben de hangi ayeti farklı yorumlamışlar onu sordum. Allah Kuranda bir şeyi ya yasaklamış ya emretmiştir ya da serbest bırakmıştır. yasakladıkları ve emrettikleri yorumlanamaz aynen kabul edilir. serbest bıraktıklarında yorum olabilir o da dinin ana mevzusu değildir. haram helal konusunda ayrılık olamaz Allah için tek doğru vardır o kabul görür. Kurana göre değildir o yorum farkı hadisler ve ictihadlara göredir. Kuranda geçen bir emir veya yasak konusunda ictihad yapılamaz.


    2- Zâniye ve zânî; ZANİYE, zina eden kadın ZANÎ zina eden erkek demek olduğu belli, fakat zaniye ile mezniyeyi ayırmak gerekir. Her zaniye mezniyedir; ama her mezniye, zaniye değildir. Çünkü mezniye, zina edilen kadın demektir ki, şiddetle ve zorla da olabilir. Zorla zina edilen kadına ise mezniye denilirse de zaniye denilemez. O zira ancak kendi istek ve arzusu ile zina işlemiş ka d ına denilir. Karşılıklı rıza ile işlenilmesi sebebiyle, zina fiilinde bu fiili işleyenler ortak olur. Zorla zina edilen kadın ise hiçbir yönden fail değil menf'ul dür. İşte burada, zorlanana had cezası gerekmeyeceğini anlatmak için zaniye denilmiş, mezniy e denilmemiştir. Şunu da unutmamalıdır ki maksat, zinalarının sabit olduğuna şer'î yönden hüküm verilmiş olan zanî ve zaniyedir. Zinanın tesbiti ise "Onlara içinizden dört şahit getirin." (Nisa, 5/15) âyetinin ifadesi ve delaletine göre dört şahide v e ya dört kere ikrar etmeye bağlıdır. Netice olarak zina ettiği bu şekilde sabit olan ve sabit olduğuna hüküm verilen kadın ve erkek, Şimdi bunlardan herbirine yüz celde vurunuz.
    CELDE: Deriye vurmaktır ki, her vuruşa celde denir. Keşşâf'ta der ki, "celd" sözünde şuna işaret vardır ki acı, ete geçirilmemelidir. Çünkü celd, cilde vurmaktır.
    Nitekim "zaherehû": sırtına vurdu, "batanehû": karnına vurdu, "reesehû": başına vurdu demek olduğu gibi derisine vurdu mânâsına da "celedehû" denilir... Demek ki, deri hissedecek kadar kaba elbisenin üzerinden vurmaya da celd denilmez. Aynı zamanda meselenin fıkhî yönü düşünüldüğü zaman maksadın, bir eğlence olmadığı gibi, bir işkence veya yok edip öldürme de değil, yalnız zorlama ve terbiye etme olduğu açıktır. Şu halde maksat, şiddetli bir celd değil, eti çürütmeyecek ve tehlikeye sebeb olmayacak şekilde hafife yakın orta bir şekilde vurmaktır ki, nasıl olacağı Fıkıh kitaplarında açıklanmıştır:
    BİRİNCİSİ: Değnek iri olmayacak, çöp gibi çok basit de olmayacak, parmak kadar düz ve budaksız olacak.
    İKİNCİSİ: Vuran kimse vururken en son omuzu hizasına kadar kaldıracak
    ve omuzundan arkasına aşırtmayacak,
    ÜÇÜNCÜSÜ: Çıplak vücuda vurulmayacak, fakat kürk gibi kalın elbise varsa çıkarılacak. Rivayet edilir ki, Ebu Ubeyde b. Cerrah (r.a)'a had cezası için bir adam getirildi, adam gömleğini çıkarmya başladı ve "Benim şu günahkâr vücudum dövülürken üzerinde gömlek bulunması uygun değildir" dedi, Ebu Ubeyde gömleğini çıkarmasına izin vermeyin, dedi ve o şekil de dövüldü.
    DÖRDÜNCÜSÜ: Yüz, karın ve ot yeri gibi nazik ve tehlikeli organlara vurulmaz.
    BEŞİNCİSİ: Hepsi bir yere de vurulmayıp diğer organlara gereği şekilde yaygınlaştırılır...
    Âyetin açık ifadesine göre zanî ve zaniye, zina isnad edilen evlenmiş veya evlenmemiş olandan daha genel ve bundan dolayı celd, ikisini de içine alıyormuş gibi görünür. Fakat Mâiz ve Gâmidiyye hakkında Peygamber efendimizin bilinen uygulaması, yani bilinen sünneti ile bu âyetin hükmü, muhsan olmayan, yani evlenm e miş olanlar hakkında olmak üzere yürürlüktedir. Allah'ın cezasında onlara acıyacağınız tutmasın Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsanız öyle yapınız. Allah'ın muhterem tuttuğu iffet ve namusu yırtan zanî ve zaniye'ye acıma duygusuna mağlup olup da onlara iltimas göstererek Allah'ın emrettiği cezayı ihmal etmezsiniz, Allah'tan ve ahiret sorumluluğundan korkarsınız. Çünkü onlara acımak, zinalarına göz yummakta değil, tevbelerine sebeb olmak için cezalarını yerine getirmek ve bu şekilde iffet v e namusu koruma ve zinanın genelleşmesini önleyerek nikahın çoğalmasına çalışmaktadır. Çünkü zina; "Çünkü, bu bir hayasızlıktır, iğrenç bir şeydir ve kötü bir yoldur" (Nisâ, 4/22) âyeti kerimesine göre büyük bir fuhuştur, kin ve hiddettir ve yolu p ek kötüdür.
    Gerek sıhhî, gerek tabiî, gerek ahlâkî, gerek hukukî, gerek ictimâî hangi yönden düşünülürse düşünülsün zina çok zararlı, harab edici bir günahtır. Erkekle kadının yaratılış ihtiyaçlarından olan cinsî münasebetlerinin, meşru ve güzel yolu zinada değil, nikahtadır. Nikahta hayatın bir bereketi, zina ve hayasızlıkta ise onun yok olması ve sonuçsuz kalması vardır. Nikahın kolaylığı, doğruluk ve emniyeti, çoğalması bir toplum bünyesinin sıhhatinden olduğu gibi, tersi olan zinanın yayılması da a ksine toplum bünyesini kemiren, çürüten, her
    türlü ahlâkî kötülüklere sürükleyen tahrib edici şeylerin başıdır. Tıbbî ifade ile ifade edecek olursak zina, toplum bünyesinin firengisidir. Bir hadis-i şerifte Peygamber efendimizden rivayet edilmiştir ki: "Ey insanlar topluluğu! Zinadan kaçınınız, çünkü onda altı özellik vardır. Üçü dünyada, üçü ahirettedir. Dünyadakiler değerleri giderir, fakirlik getirir, ömrü kısaltır. Ahirette de Allah'ın gazabına, hesabın kötülüğüne, cehennemde ebedî kalmaya neden olur." Bu sebepten insanlara yardım ve acıma ona teşvikte değil, ondan menetme ve zorlama ile kurtarmaktadır.
    Bu âyette emrolunan yüz sopa vurma ise sakındırma ve yasaklamanın, gayet basit ve sade ve her türlü sıkıntı ve korkudan uzak en sağlam yoldur. Bu âyetin nuzûlünden önce İslâm'da zinanın cezası "Kadınlarınızdan fuhuş yapanlara karşı içinizden dört şahit getirin. Eğer şahitlik ederlerse o kadınları ölüm alıp götürünceye, yahut Allah onlara bir yol açıncaya kadar evlere hapsedin. İçinizden fuhuş y a pan her iki tarafa ceza verin..." (Nisâ, 4/15-16) âyeti uyarınca kadınlar için vefat edinceye veya Allah bir yol açıncaya kadar evlerde hapis, erkekler için de hakimin görüş ve takdirine uygun bir eza ile tazirdi; takdir edilmiş belli bir cezası yoktu. Bu âyetin indirilmesi ile bekarlar arasında her ikisine de yüz sopa vurma ile sınırlandırıldı ve böylece vaad edilen yol gösterilmiş oldu ki, bunda iki taraf için zina zevkine karşılık yeterli eziyet ifade edecek adil bir tesir mevcut olduğu gibi, zarardan u z ak ve masrafsız olmak itibariyle de birçok yönden faydalar vardır. Hapis cezasının ahlâkî bir şekilde tatbikatındaki zorluklarla beraber, bir taraftan her türlü iş ve gücü durdurma, diğer taraftan devlet hazinesine birçok masraflar yüklediği hesap edilirs e, bu hususta tayin edilen yüz sopa vurulmasının, gerek ahlâkî ve gerek iktisadî ve gerek kolay tatbiki ile adalet nokta-i nazarından faydalı ve netice verici bir terbiye olduğunu kabul etmemek mümkün değildir. Şu kadar var ki, kötü bir şekilde tatbik etme m ek şarttır. Onun için buyuruluyor ki: Ve müminlerden bir grup da onlara uygulanan cezaya şahit olsun. Yani gizli döğülmesinler de müminlerden bir taifenin (grubun) huzurunda onların şahitliği ve gözcülüğü altında döğülsünler.
    Keşşâf'ın açıklamasına göre tâife; bir halka olması mümkün olan gruptur ki, bir şeyin etrafını çeviren topluluk demek gibidir. En azı üç dört kişi olması
    gerekir. İbnü Abbas'tan bunun tefsirinde dörtten kırka kadar diye nakledilmiştir. Aslında çoğulun en azı üç ise de zinada şahit adedinin istenen haddi dört olduğuna göre, bunun da en azından dört olması gerekir. Çünkü "şahit olsun" buyurulmuştur. Bu sebepten iki kâfi gelmez, Hatta Hasen'den rivayete göre en azı on kişi olmalıdır. Netice olarak gizli dövme suçlamasına meyd a n vermeyecek kadar bir grup insanın hazır bulunması gerekir. Bu ise bir iki kişi ile olamaz. Sonra yalnız adet değil, nitelik de şarttır. Onun için "müminlerden bir grup" buyurulmuştur ki, şahitliğe ehil halis müminlerdir. Zira şehadete ehil olmayan aşağı l ık kimselerin şahitliği, yapılmamış gibidir. İbnü Abbas Hazretleri de "Allah'ı tasdik edenlerden kırk kişi kadar" demekle bunu kasdetmiştir.
    Bu emirde başlıca iki hikmet vardır:
    BİRİNCİSİ: İntikam şeklinde bir kötüye kullanmaya meydan vermemek için bir teminattır. Çünkü gizli dövmelerin, hiddetin sevkiyle işkence halini alması veya bir iltimasa uğraması mümkündür. Nitekim tarihin şikayet edegeldiği zalimane işkenceler hep gizlenerek yapılmıştır. Bundan dolayı Avrupalı ceza hukukçularının dövme gi b i bedeni cezalandırmaları hoş görmemeleri de hiç sebebsiz değildir. Fakat hapis gibi genellikle uygun görülebilen cezaların çoğu cismani olmaktan kurtulamayacağı gibi, gizli dövme kadar kötüye kullanmaya müsait bulunduğu da inkâr olunamaz. Bir mahpusa, he l e yalnız olan bir mahpusa karşı ne yapılmaz. Halbuki, herkesin gözetimi önündeki bir dövme tesirli olmakla beraber, haddi aşmaya müsait değildir. İşte darb, ancak bu şahitlik ve kontrol altında açıkça olmak şartıyla meşru kılınmıştır.
    İKİNCİSİ: Bunda iffet ve namusun kıymetini, ibret ve terbiyenin genelleştirilmesini ifade eden bir ilan ve sergileme vardır. Gerçi bu sergileme bu suçu işleyen kimsenin sadece aleyhine değildir. Açıklandığı üzere lehinde bir teminatı da içinde bulunduran bir ilandır. M a hkemenin ilanının ve hükmün, alenî olması gibidir. Hükmün aleniyeti (açıklığı) ise bir sergilemeyi içerse bile, genellikle bir ceza niteliğinde kabul edilmez. İcranın yani yürütmenin açıklığının da öyle olması gerekir. Özellikle cezalarda uygulama, hükmü y erine getirmede tamamlayıcı unsurlardandır.
    Bununla beraber, aklı olanların vicdanında, en küçük bir sergilemenin bile bir ruhî azap meydana getireceğinde şüphe yoktur. Bundan dolayı bu şahitlik, yalnız bedeni olan "celd ceza"sının ruhî bir tamamlayıcısı olur. Bu cümlede
    "onların her ikisine uygulanan cezaya" buyurulması da buna işarettir. Bir de bu şahitliğin amme hukuku ile ilgisi vardır.

    al sana elmalılı tefsiri bak bakalım recm cezası var mı? Evli veya bekar ayrımı yapılmış mı?
    Nur suresi 2. ayet Tevratın alışılagelen recm uygulamasını Kuranla nesh etmiştir. Peygamberimizin uygulattığı recm cezası bu ayetten öncedir. Peygamberimiz bu ayetten sonra recm cezası uygulamamıştır uygulayamaz. Ayet apaçık ortada dururken rivayet hadislerle veya bir alimin görüşüyle hareket edilmez. Kuran'da hüküm varsa Buhariye Müslime bakılmaz.


    Altınla ipeği peygamber haram kıldı demişsin. Peygamberimiz kendi nefsine bile hiç bir şeyi haram kılamaz. Haram helal kılma yetkisi Allah'ındır.

    1 - Ey Peygamber! Eşlerinin rızasını arayarak Allah'ın sana helâl kıldığı şeyi niçin sen kendine haram ediyorsun? Allah çok bağışlayan çok esirgeyendir.(Tahrim Suresi)

    Her hadisin sahih olduğunu düşünürsen Buhari Müslim Kütübü sitte de öyle hadisler var ki sen bile kabul edemezsin.










  15. 12.Nisan.2012, 20:02
    8
    musab
    Hadis Öğrencisi

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 28.Mayıs.2011
    Üye No: 87643
    Mesaj Sayısı: 5,249
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 53
    Bulunduğu yer: "İslam Düşüncesinde Sünnet" okuyorum

    Cevap: İslam hakkında çok merak ettigim bir konu ?

    emin ol islamyolu kardeşim hangi kaynak olursa olsun hadisi kabul edecektir.senin gibi herkes hadisleri inkar etme ya da uydurma olduğunu hükmetme yetkisini kendinde bulmaz


  16. 12.Nisan.2012, 20:02
    8
    Hadis Öğrencisi
    emin ol islamyolu kardeşim hangi kaynak olursa olsun hadisi kabul edecektir.senin gibi herkes hadisleri inkar etme ya da uydurma olduğunu hükmetme yetkisini kendinde bulmaz


  17. 12.Nisan.2012, 20:22
    9
    @mir
    âb ü kil

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Ağustos.2009
    Üye No: 49589
    Mesaj Sayısı: 3,358
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 36
    Yaş: 43
    Bulunduğu yer: Dârü'l-İmtihân

    Cevap: İslam hakkında çok merak ettigim bir konu ?

    hzyusufsa Nickli Üyeden Alıntı
    okuyunca bende bir şey anlamıyorum ?
    namaında okuduğun ama anlamadığın
    orta uzunluktaki bir ayeti veya sureyi buraya kopyalar mısın kardeşim


  18. 12.Nisan.2012, 20:22
    9
    âb ü kil
    hzyusufsa Nickli Üyeden Alıntı
    okuyunca bende bir şey anlamıyorum ?
    namaında okuduğun ama anlamadığın
    orta uzunluktaki bir ayeti veya sureyi buraya kopyalar mısın kardeşim


  19. 13.Nisan.2012, 10:49
    10
    bonasera
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 05.Nisan.2012
    Üye No: 95449
    Mesaj Sayısı: 68
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 34

    Cevap: İslam hakkında çok merak ettigim bir konu ?

    Hz. Aişe (r.ah.) şöyle nakletmiştir:
    Sehle bt. Süheyl Peygamber'e (a.s.) gelip: "Ey Allah'ın Resulü! Kocam Ebu Huzeyfe'nin, azatlısı Salim'in benim yanıma girmesinden dolayı yüzünde bir hoşnutsuzluk hissediyorum" dedi. Peygamber (a.s.): "Onu emzir" buyurdu. Kadın: "Koskocaman adam olduğu halde onu nasıl emziririm?" dedi. Bunun üzerine Resulüllah tebessüm ederek: "Ben, onun büyük bir delikanlı olduğunu biliyorum" dedi. Ravi Amr kendi hadisinde: "Salim Bedir gazvesinde bulunmuştu" cümlesini ilâve etti. İbn Ebu Ömer'in rivayetinde ise: "Bunun üzerine Resulüllah güldü" ibaresi vardır.
    Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 2636




  20. 13.Nisan.2012, 10:49
    10
    bonasera - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    Hz. Aişe (r.ah.) şöyle nakletmiştir:
    Sehle bt. Süheyl Peygamber'e (a.s.) gelip: "Ey Allah'ın Resulü! Kocam Ebu Huzeyfe'nin, azatlısı Salim'in benim yanıma girmesinden dolayı yüzünde bir hoşnutsuzluk hissediyorum" dedi. Peygamber (a.s.): "Onu emzir" buyurdu. Kadın: "Koskocaman adam olduğu halde onu nasıl emziririm?" dedi. Bunun üzerine Resulüllah tebessüm ederek: "Ben, onun büyük bir delikanlı olduğunu biliyorum" dedi. Ravi Amr kendi hadisinde: "Salim Bedir gazvesinde bulunmuştu" cümlesini ilâve etti. İbn Ebu Ömer'in rivayetinde ise: "Bunun üzerine Resulüllah güldü" ibaresi vardır.
    Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 2636




  21. 14.Nisan.2012, 12:44
    11
    burcealtug
    Kıdemli Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Şubat.2012
    Üye No: 94504
    Mesaj Sayısı: 980
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: ALLAHÜTELANIN ARŞININ ALTINDA HERHANGİBİR YER

    Cevap: İslam hakkında çok merak ettigim bir konu ?

    ALLAH razı olsunArapça olması ile alakalı aydınlatıldık.


  22. 14.Nisan.2012, 12:44
    11
    Kıdemli Üye
    ALLAH razı olsunArapça olması ile alakalı aydınlatıldık.





+ Yorum Gönder