Konusunu Oylayın.: Bakara Sûresi 286. ayette geçen, "Allah hiçbir nefse gücünün yeteceğinden öte yük yüklemez." ayetini nasıl yorumlarsınız?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Bakara Sûresi 286. ayette geçen, "Allah hiçbir nefse gücünün yeteceğinden öte yük yüklemez." ayetini nasıl yorumlarsınız?
  1. 01.Nisan.2012, 13:05
    1
    burcealtug
    Kıdemli Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Şubat.2012
    Üye No: 94504
    Mesaj Sayısı: 980
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: ALLAHÜTELANIN ARŞININ ALTINDA HERHANGİBİR YER

    Bakara Sûresi 286. ayette geçen, "Allah hiçbir nefse gücünün yeteceğinden öte yük yüklemez." ayetini nasıl yorumlarsınız?






    Bakara Sûresi 286. ayette geçen, "Allah hiçbir nefse gücünün yeteceğinden öte yük yüklemez." ayetini nasıl yorumlarsınız? Mumsema


    Bakara Sûresi 286. ayette geçen, "Allah hiçbir nefse gücünün yeteceğinden öte yük yüklemez." ayetini nasıl yorumlarsınız?


  2. 01.Nisan.2012, 14:37
    2
    morueqq
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 01.Nisan.2012
    Üye No: 95375
    Mesaj Sayısı: 159
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Yaş: 52

    Cevap: Bakara Sûresi 286. ayette geçen, "Allah hiçbir nefse gücünün yeteceğinden öte yük yüklemez." ayetini nasıl yorumlarsınız?




    286. Allah Teâlâ bir kimseye gücünden başkasını teklif buyurmaz. Herkesin kazandığı iyilik kendi lehinedir. Ve kazandığı kötülük de kendi aleyhinedir. Ey Rabbimiz!..
    Eğer unuttuk ise veya hatâ ettik ise bizi sorumlu tutma. Ey Rabbimiz!. Ve bize bizden evvelkilere yüklemi; olduğun gibi ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz!. Bizim için kendisine takat bulunmayan bir şey de yükleme. Ve bizden af buyur ve bizim için mağfiret buyur ve bizlere merhamet kıl, sen bizim mevlâmızsın. Artık kâfirler olan kavim üzerine bizlere yardım et.
    286. Bu âyeti celile de Cenab'ı Hakkın kullarına lütfen gösterdiği kolaylıkları kulların da o kerem ve rahmet sahibi olan Yüce Allah'a ne şekilde duada, yakarı; ve niyazda bulunacaklarını bildiriyor. Şöyle ki: (Allah Teâlâ bir kimseye) kullarından mükellef bir şahsa (gücünden) kudret ve takatinin müsait olacağı şeylerden (başkasını teklif buyurmaz.) Bir ilâhî lütuf olmak üzere hakkınızda böyle meşakkatli şeyleri emretmez. Nitekim hasta bir kimse, bu halde oruç. tutmakla veya fakir bir kimse, zekât vermekle mükellef bulunmaz. Ve (herkesin kazandığı iyilik kendi lehinedir) ibâdet ve itaatinden dolayı kendisi yararlanır. (Ve kazandığı kötülük de kendi aleyhinedir.) Evet... Kötülüğü emreden nefsinin zorlamalarından dolayı işlediği ağır, gayri meşru kazancı da kendi aleyhine, kendi zararınadır. Artık her insan bunları düşünüp ona göre hareketlerini tanzim etmeli değil midir. Ve dâima Allah'ın korumasına sığınarak şöyle dua ve niyazda bulunmalıdır: (Ey Rabbimiz!. Eğer unuttuk ise veya hata ettik ise bizi sorumlu tutma.) Ey Rabbimiz!. İfrat ve tefrit sebebiyle veya dikkatsizlik ve benzeri sebeplerle bizden meydana gelip unutmaya, hataya yol açacak işlerden dolayı bizi sorumlu tutma, azaba uğratma (Ey Rabbimiz ve bize bizden evvelkilere yüklemiş olduğun gibi ağır yük yükleme.) Bize meşakkatli şeyleri teklif buyurma. Nitekim İsrail Oğulları böyle şeylerle hikmet gereği sorumlu tutulmuşlardı. Meselâ: Onların mallarının dörtte birini vergi vermeleri lâzımdı, elbiselerine dokunan bir necasetin dokunduğu yeri kesmek icâbediyordu, bazı günahlardan dolayı intihar etmekle mükellef idiler, başka suretle tövbeleri kabul edilmezdi. (Ey Rabbimiz!. Bizim için kendisine takat bulunmayan bir şey de yükleme). Bizleri bir takım belâlara, gücü aşan düşman hücumlarına, insan gücünün üstünde tekliflere mâruz bırakma. Evet Cenab'ı Hak, mülkünde dilediği şekilde tasarrufta bulunabilir, insanın acizliğini göstermek için ve başka hikmetlerden dolayı kullarına kudretlerinin üstünde teklifte de bulunabilir. Bize düşen vazîfe ise onun affına lütuf ve keremine sığınmak, bunları o kerem ve rahmet sahibi Rabbimizden şöyle niyaz eylemektir. Ey mukaddes Rabbimiz! (Ve bizden) günahlarımızı da (af buyur) yok et (ve bizim için mağfiret buyur.) Günahlarımızı gizle, bizi sorumlu tutarak insanlar arasında utanç verici duruma düşürme (Ve bizlere merhamet kıl.) Lütufta bulun, başarılar ihsan et, çünkü senin rahmetin olmadıkça ne güzel amellerde bulunabiliriz, ne de çirkin amelleri terkedebiliriz. (Sen bizim mevlâmızsın) sen bizim efendimizsin. Bizler ise senin kulların bulunuyoruz, sen bizim yardımcımızsın, işlerimizin yöneticisisin. Biz her bakımdan senin kulunuz, sana muhtacız. Bütün başarılar sendendir. (Artık kâfir olan kavim üzerine) senin apaçık dinini inkâr eden bozgunculara karşı (bizlere yardım et.) Bizleri onlara üstün kıl, bizleri dinini yüceltmede başarılı kıl. İslâm diyarını, İslâm milletini koru, onları maddî ve manevî sahalarda düşmanlarına galip eyle. Ey ulu mevlâmız!. Ey yardımcımız koruyucumuz olan mukaddes ve Yüce Rabbimiz!.
    § Kendisinde bakare hâdisesinden bahsolunan sûre'i celile, bu âyeti kerime ile sona ermiştir. Mücahit, Ibni Şirin gibi bazı zatların rivayetlerine göre bu son iki âyet, Cibril! emin vâsıtasiyle nazil olmamıştır. Rasüli Ekrem Efendimiz bu mübarek iki âyeti Miraç gecesinde vasıtasız işitip almıştır.
    "Bu son âyeti celilenin sebebi nüzuli hakkında şöyle bir rivayet vardır: Vaktaki: "Nefsinizde olanı açığa çıkarsanız da gizleseniz de Allah Teâlâ onlar ile sizi sorumlu tutacaktır". Mealindeki âyeti kerime, nazil oldu; ashabı kiram büyük bir endişeye düştüler, biz bir takım şeytanî hâtıralardan, vesveselerden kendimizi nasıl koruyabiliriz?. Bunlar bizim irademiz olmaksızın ansızın kalblerimize doğuyor, bunlardan dolayı sorumlu olursak vay halimize!, demek istediler. Bununla beraber de yine hakkın her hükmüne itaatkâr olduklarını göstererek: "Biz işittik, itaat da ettik" dediler. Bunun üzerine bu son âyeti kerime nazil olmuş, kendilerinin güç ve takatinde olmayan şeylerden dolayı insanların uhrevî sorumluluk taşımayacakları kendilerine müjdelenmiştir. Ne büyük ilâhî lütuf!
    § Nisyatı, bilinen bir şey hakkında bilahara, gaflette bulunmak onu unutmak demektir. Böyle bir nisyan, âhiretle ilgili bir sorumluluğu gerektirmece de, bizzat vücûba ve unutulan şeyin yerine getirilmesinin vacip oluşuna aykırı değildir. Meselâ: Bir namaz, bir borç. un utul mu; olsa da yine edası, kazası icabeder. Hatıra gelince veya başkası haber verince namaz kaza edilir, borç da ödenir. Böyle bir nisyan, bir lâubalîlik, bir ihtiyatsızlık yüzünden meydana gelirse, bu manevî sorumluluğu da gerektirir.
    § Hata ise: Kendisinde insanın hususî bir maksadı bulunmayan bir kusurdur. Bu da bir ihtiyatsızlık bir alâkasızlık neticesi olmamak şartiyle Allah'ın hakkının ve uhrevî sorumluluğun düşmesi hususunda bir özür olmaya bağlıdır. Hattâ meşru bir içtihat neticesinde, müctehitlerin birer iyi niyetle ve ilmî usuller dairesinde yaptıkları İçtihatlar neticesinde meydana gelen hatalarda affedilmiştir. Hattâ bir kat sevaba da vesiledir. Fakat bir dikkatsizlik neticesi olarak insanların hukukuna ait hatalar, her şekilde affedilmiş değildir. Bu hakların mümkün mertebe ödenmesi icabeder. Tam bir özür sayılmaz. Meselâ: Kuşlara atılan bir merminin isâbetiyle bir insanın ölmesine sebebiyet verilse bundan dolayı kısas lâzım gelmezse de diyet adıyla tazminat verilmesi icabeder. Binaenaleyh haddizatında unutmaya ve hataya sebebiyet verecek hallerden kaçınmak lâzımdır, ihtiyat gereklidir. Bununla beraber bu gibi hususlarda Allah'ın korumasını rica etmek, ilâhî afvı istemek de bir kusur itirafıdır, bir kulluk vazifesidir.
    § 8u sure-i celilenin ve bilhassa bu son iki âyeti kerimenin fazîleti hakkında birçok hadis vardır. Kısaca kütübi sitte de Ibni Mesut radiallahü anhtan şu hadisi şerif
    mervidir: = Bakara sûresinin âhirindeki iki âyeti kerimeyi her kim geceleyin okursa ona yeter. Yani onu zararlı hayvanlardan ve şeytandan korur veya o geceyi ibâdetle geçirmiş gibi olur.
    Velhâsıl: Bu gibi mübarek âyetlerin okunmasıyla daîma kulluk lisanımızı süslemeye, kalblerimizi aydınlatmaya çalışmalıyız. Yüce Allah hepimizi ilâhî feyizlerine kavuştursun Amin!.
    Ömer Nasuhi Bilmen Tefsiri


  3. 01.Nisan.2012, 14:37
    2
    morueqq - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli



    286. Allah Teâlâ bir kimseye gücünden başkasını teklif buyurmaz. Herkesin kazandığı iyilik kendi lehinedir. Ve kazandığı kötülük de kendi aleyhinedir. Ey Rabbimiz!..
    Eğer unuttuk ise veya hatâ ettik ise bizi sorumlu tutma. Ey Rabbimiz!. Ve bize bizden evvelkilere yüklemi; olduğun gibi ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz!. Bizim için kendisine takat bulunmayan bir şey de yükleme. Ve bizden af buyur ve bizim için mağfiret buyur ve bizlere merhamet kıl, sen bizim mevlâmızsın. Artık kâfirler olan kavim üzerine bizlere yardım et.
    286. Bu âyeti celile de Cenab'ı Hakkın kullarına lütfen gösterdiği kolaylıkları kulların da o kerem ve rahmet sahibi olan Yüce Allah'a ne şekilde duada, yakarı; ve niyazda bulunacaklarını bildiriyor. Şöyle ki: (Allah Teâlâ bir kimseye) kullarından mükellef bir şahsa (gücünden) kudret ve takatinin müsait olacağı şeylerden (başkasını teklif buyurmaz.) Bir ilâhî lütuf olmak üzere hakkınızda böyle meşakkatli şeyleri emretmez. Nitekim hasta bir kimse, bu halde oruç. tutmakla veya fakir bir kimse, zekât vermekle mükellef bulunmaz. Ve (herkesin kazandığı iyilik kendi lehinedir) ibâdet ve itaatinden dolayı kendisi yararlanır. (Ve kazandığı kötülük de kendi aleyhinedir.) Evet... Kötülüğü emreden nefsinin zorlamalarından dolayı işlediği ağır, gayri meşru kazancı da kendi aleyhine, kendi zararınadır. Artık her insan bunları düşünüp ona göre hareketlerini tanzim etmeli değil midir. Ve dâima Allah'ın korumasına sığınarak şöyle dua ve niyazda bulunmalıdır: (Ey Rabbimiz!. Eğer unuttuk ise veya hata ettik ise bizi sorumlu tutma.) Ey Rabbimiz!. İfrat ve tefrit sebebiyle veya dikkatsizlik ve benzeri sebeplerle bizden meydana gelip unutmaya, hataya yol açacak işlerden dolayı bizi sorumlu tutma, azaba uğratma (Ey Rabbimiz ve bize bizden evvelkilere yüklemiş olduğun gibi ağır yük yükleme.) Bize meşakkatli şeyleri teklif buyurma. Nitekim İsrail Oğulları böyle şeylerle hikmet gereği sorumlu tutulmuşlardı. Meselâ: Onların mallarının dörtte birini vergi vermeleri lâzımdı, elbiselerine dokunan bir necasetin dokunduğu yeri kesmek icâbediyordu, bazı günahlardan dolayı intihar etmekle mükellef idiler, başka suretle tövbeleri kabul edilmezdi. (Ey Rabbimiz!. Bizim için kendisine takat bulunmayan bir şey de yükleme). Bizleri bir takım belâlara, gücü aşan düşman hücumlarına, insan gücünün üstünde tekliflere mâruz bırakma. Evet Cenab'ı Hak, mülkünde dilediği şekilde tasarrufta bulunabilir, insanın acizliğini göstermek için ve başka hikmetlerden dolayı kullarına kudretlerinin üstünde teklifte de bulunabilir. Bize düşen vazîfe ise onun affına lütuf ve keremine sığınmak, bunları o kerem ve rahmet sahibi Rabbimizden şöyle niyaz eylemektir. Ey mukaddes Rabbimiz! (Ve bizden) günahlarımızı da (af buyur) yok et (ve bizim için mağfiret buyur.) Günahlarımızı gizle, bizi sorumlu tutarak insanlar arasında utanç verici duruma düşürme (Ve bizlere merhamet kıl.) Lütufta bulun, başarılar ihsan et, çünkü senin rahmetin olmadıkça ne güzel amellerde bulunabiliriz, ne de çirkin amelleri terkedebiliriz. (Sen bizim mevlâmızsın) sen bizim efendimizsin. Bizler ise senin kulların bulunuyoruz, sen bizim yardımcımızsın, işlerimizin yöneticisisin. Biz her bakımdan senin kulunuz, sana muhtacız. Bütün başarılar sendendir. (Artık kâfir olan kavim üzerine) senin apaçık dinini inkâr eden bozgunculara karşı (bizlere yardım et.) Bizleri onlara üstün kıl, bizleri dinini yüceltmede başarılı kıl. İslâm diyarını, İslâm milletini koru, onları maddî ve manevî sahalarda düşmanlarına galip eyle. Ey ulu mevlâmız!. Ey yardımcımız koruyucumuz olan mukaddes ve Yüce Rabbimiz!.
    § Kendisinde bakare hâdisesinden bahsolunan sûre'i celile, bu âyeti kerime ile sona ermiştir. Mücahit, Ibni Şirin gibi bazı zatların rivayetlerine göre bu son iki âyet, Cibril! emin vâsıtasiyle nazil olmamıştır. Rasüli Ekrem Efendimiz bu mübarek iki âyeti Miraç gecesinde vasıtasız işitip almıştır.
    "Bu son âyeti celilenin sebebi nüzuli hakkında şöyle bir rivayet vardır: Vaktaki: "Nefsinizde olanı açığa çıkarsanız da gizleseniz de Allah Teâlâ onlar ile sizi sorumlu tutacaktır". Mealindeki âyeti kerime, nazil oldu; ashabı kiram büyük bir endişeye düştüler, biz bir takım şeytanî hâtıralardan, vesveselerden kendimizi nasıl koruyabiliriz?. Bunlar bizim irademiz olmaksızın ansızın kalblerimize doğuyor, bunlardan dolayı sorumlu olursak vay halimize!, demek istediler. Bununla beraber de yine hakkın her hükmüne itaatkâr olduklarını göstererek: "Biz işittik, itaat da ettik" dediler. Bunun üzerine bu son âyeti kerime nazil olmuş, kendilerinin güç ve takatinde olmayan şeylerden dolayı insanların uhrevî sorumluluk taşımayacakları kendilerine müjdelenmiştir. Ne büyük ilâhî lütuf!
    § Nisyatı, bilinen bir şey hakkında bilahara, gaflette bulunmak onu unutmak demektir. Böyle bir nisyan, âhiretle ilgili bir sorumluluğu gerektirmece de, bizzat vücûba ve unutulan şeyin yerine getirilmesinin vacip oluşuna aykırı değildir. Meselâ: Bir namaz, bir borç. un utul mu; olsa da yine edası, kazası icabeder. Hatıra gelince veya başkası haber verince namaz kaza edilir, borç da ödenir. Böyle bir nisyan, bir lâubalîlik, bir ihtiyatsızlık yüzünden meydana gelirse, bu manevî sorumluluğu da gerektirir.
    § Hata ise: Kendisinde insanın hususî bir maksadı bulunmayan bir kusurdur. Bu da bir ihtiyatsızlık bir alâkasızlık neticesi olmamak şartiyle Allah'ın hakkının ve uhrevî sorumluluğun düşmesi hususunda bir özür olmaya bağlıdır. Hattâ meşru bir içtihat neticesinde, müctehitlerin birer iyi niyetle ve ilmî usuller dairesinde yaptıkları İçtihatlar neticesinde meydana gelen hatalarda affedilmiştir. Hattâ bir kat sevaba da vesiledir. Fakat bir dikkatsizlik neticesi olarak insanların hukukuna ait hatalar, her şekilde affedilmiş değildir. Bu hakların mümkün mertebe ödenmesi icabeder. Tam bir özür sayılmaz. Meselâ: Kuşlara atılan bir merminin isâbetiyle bir insanın ölmesine sebebiyet verilse bundan dolayı kısas lâzım gelmezse de diyet adıyla tazminat verilmesi icabeder. Binaenaleyh haddizatında unutmaya ve hataya sebebiyet verecek hallerden kaçınmak lâzımdır, ihtiyat gereklidir. Bununla beraber bu gibi hususlarda Allah'ın korumasını rica etmek, ilâhî afvı istemek de bir kusur itirafıdır, bir kulluk vazifesidir.
    § 8u sure-i celilenin ve bilhassa bu son iki âyeti kerimenin fazîleti hakkında birçok hadis vardır. Kısaca kütübi sitte de Ibni Mesut radiallahü anhtan şu hadisi şerif
    mervidir: = Bakara sûresinin âhirindeki iki âyeti kerimeyi her kim geceleyin okursa ona yeter. Yani onu zararlı hayvanlardan ve şeytandan korur veya o geceyi ibâdetle geçirmiş gibi olur.
    Velhâsıl: Bu gibi mübarek âyetlerin okunmasıyla daîma kulluk lisanımızı süslemeye, kalblerimizi aydınlatmaya çalışmalıyız. Yüce Allah hepimizi ilâhî feyizlerine kavuştursun Amin!.
    Ömer Nasuhi Bilmen Tefsiri


  4. 01.Nisan.2012, 14:38
    3
    morueqq
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 01.Nisan.2012
    Üye No: 95375
    Mesaj Sayısı: 159
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Yaş: 52

    Cevap: Bakara Sûresi 286. ayette geçen, "Allah hiçbir nefse gücünün yeteceğinden öte yük yüklemez." ayetini nasıl yorumlarsınız?

    286. Allah Teâlâ bir kimseye gücünden başkasını teklif buyurmaz. Herkesin kazandığı iyilik kendi lehinedir. Ve kazandığı kötülük de kendi aleyhinedir. Ey Rabbimiz!..
    Eğer unuttuk ise veya hatâ ettik ise bizi sorumlu tutma. Ey Rabbimiz!. Ve bize bizden evvelkilere yüklemi; olduğun gibi ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz!. Bizim için kendisine takat bulunmayan bir şey de yükleme. Ve bizden af buyur ve bizim için mağfiret buyur ve bizlere merhamet kıl, sen bizim mevlâmızsın. Artık kâfirler olan kavim üzerine bizlere yardım et.
    286. Bu âyeti celile de Cenab'ı Hakkın kullarına lütfen gösterdiği kolaylıkları kulların da o kerem ve rahmet sahibi olan Yüce Allah'a ne şekilde duada, yakarı; ve niyazda bulunacaklarını bildiriyor. Şöyle ki: (Allah Teâlâ bir kimseye) kullarından mükellef bir şahsa (gücünden) kudret ve takatinin müsait olacağı şeylerden (başkasını teklif buyurmaz.) Bir ilâhî lütuf olmak üzere hakkınızda böyle meşakkatli şeyleri emretmez. Nitekim hasta bir kimse, bu halde oruç. tutmakla veya fakir bir kimse, zekât vermekle mükellef bulunmaz. Ve (herkesin kazandığı iyilik kendi lehinedir) ibâdet ve itaatinden dolayı kendisi yararlanır. (Ve kazandığı kötülük de kendi aleyhinedir.) Evet... Kötülüğü emreden nefsinin zorlamalarından dolayı işlediği ağır, gayri meşru kazancı da kendi aleyhine, kendi zararınadır. Artık her insan bunları düşünüp ona göre hareketlerini tanzim etmeli değil midir. Ve dâima Allah'ın korumasına sığınarak şöyle dua ve niyazda bulunmalıdır: (Ey Rabbimiz!. Eğer unuttuk ise veya hata ettik ise bizi sorumlu tutma.) Ey Rabbimiz!. İfrat ve tefrit sebebiyle veya dikkatsizlik ve benzeri sebeplerle bizden meydana gelip unutmaya, hataya yol açacak işlerden dolayı bizi sorumlu tutma, azaba uğratma (Ey Rabbimiz ve bize bizden evvelkilere yüklemiş olduğun gibi ağır yük yükleme.) Bize meşakkatli şeyleri teklif buyurma. Nitekim İsrail Oğulları böyle şeylerle hikmet gereği sorumlu tutulmuşlardı. Meselâ: Onların mallarının dörtte birini vergi vermeleri lâzımdı, elbiselerine dokunan bir necasetin dokunduğu yeri kesmek icâbediyordu, bazı günahlardan dolayı intihar etmekle mükellef idiler, başka suretle tövbeleri kabul edilmezdi. (Ey Rabbimiz!. Bizim için kendisine takat bulunmayan bir şey de yükleme). Bizleri bir takım belâlara, gücü aşan düşman hücumlarına, insan gücünün üstünde tekliflere mâruz bırakma. Evet Cenab'ı Hak, mülkünde dilediği şekilde tasarrufta bulunabilir, insanın acizliğini göstermek için ve başka hikmetlerden dolayı kullarına kudretlerinin üstünde teklifte de bulunabilir. Bize düşen vazîfe ise onun affına lütuf ve keremine sığınmak, bunları o kerem ve rahmet sahibi Rabbimizden şöyle niyaz eylemektir. Ey mukaddes Rabbimiz! (Ve bizden) günahlarımızı da (af buyur) yok et (ve bizim için mağfiret buyur.) Günahlarımızı gizle, bizi sorumlu tutarak insanlar arasında utanç verici duruma düşürme (Ve bizlere merhamet kıl.) Lütufta bulun, başarılar ihsan et, çünkü senin rahmetin olmadıkça ne güzel amellerde bulunabiliriz, ne de çirkin amelleri terkedebiliriz. (Sen bizim mevlâmızsın) sen bizim efendimizsin. Bizler ise senin kulların bulunuyoruz, sen bizim yardımcımızsın, işlerimizin yöneticisisin. Biz her bakımdan senin kulunuz, sana muhtacız. Bütün başarılar sendendir. (Artık kâfir olan kavim üzerine) senin apaçık dinini inkâr eden bozgunculara karşı (bizlere yardım et.) Bizleri onlara üstün kıl, bizleri dinini yüceltmede başarılı kıl. İslâm diyarını, İslâm milletini koru, onları maddî ve manevî sahalarda düşmanlarına galip eyle. Ey ulu mevlâmız!. Ey yardımcımız koruyucumuz olan mukaddes ve Yüce Rabbimiz!.
    § Kendisinde bakare hâdisesinden bahsolunan sûre'i celile, bu âyeti kerime ile sona ermiştir. Mücahit, Ibni Şirin gibi bazı zatların rivayetlerine göre bu son iki âyet, Cibril! emin vâsıtasiyle nazil olmamıştır. Rasüli Ekrem Efendimiz bu mübarek iki âyeti Miraç gecesinde vasıtasız işitip almıştır.
    "Bu son âyeti celilenin sebebi nüzuli hakkında şöyle bir rivayet vardır: Vaktaki: "Nefsinizde olanı açığa çıkarsanız da gizleseniz de Allah Teâlâ onlar ile sizi sorumlu tutacaktır". Mealindeki âyeti kerime, nazil oldu; ashabı kiram büyük bir endişeye düştüler, biz bir takım şeytanî hâtıralardan, vesveselerden kendimizi nasıl koruyabiliriz?. Bunlar bizim irademiz olmaksızın ansızın kalblerimize doğuyor, bunlardan dolayı sorumlu olursak vay halimize!, demek istediler. Bununla beraber de yine hakkın her hükmüne itaatkâr olduklarını göstererek: "Biz işittik, itaat da ettik" dediler. Bunun üzerine bu son âyeti kerime nazil olmuş, kendilerinin güç ve takatinde olmayan şeylerden dolayı insanların uhrevî sorumluluk taşımayacakları kendilerine müjdelenmiştir. Ne büyük ilâhî lütuf!
    § Nisyatı, bilinen bir şey hakkında bilahara, gaflette bulunmak onu unutmak demektir. Böyle bir nisyan, âhiretle ilgili bir sorumluluğu gerektirmece de, bizzat vücûba ve unutulan şeyin yerine getirilmesinin vacip oluşuna aykırı değildir. Meselâ: Bir namaz, bir borç. un utul mu; olsa da yine edası, kazası icabeder. Hatıra gelince veya başkası haber verince namaz kaza edilir, borç da ödenir. Böyle bir nisyan, bir lâubalîlik, bir ihtiyatsızlık yüzünden meydana gelirse, bu manevî sorumluluğu da gerektirir.
    § Hata ise: Kendisinde insanın hususî bir maksadı bulunmayan bir kusurdur. Bu da bir ihtiyatsızlık bir alâkasızlık neticesi olmamak şartiyle Allah'ın hakkının ve uhrevî sorumluluğun düşmesi hususunda bir özür olmaya bağlıdır. Hattâ meşru bir içtihat neticesinde, müctehitlerin birer iyi niyetle ve ilmî usuller dairesinde yaptıkları İçtihatlar neticesinde meydana gelen hatalarda affedilmiştir. Hattâ bir kat sevaba da vesiledir. Fakat bir dikkatsizlik neticesi olarak insanların hukukuna ait hatalar, her şekilde affedilmiş değildir. Bu hakların mümkün mertebe ödenmesi icabeder. Tam bir özür sayılmaz. Meselâ: Kuşlara atılan bir merminin isâbetiyle bir insanın ölmesine sebebiyet verilse bundan dolayı kısas lâzım gelmezse de diyet adıyla tazminat verilmesi icabeder. Binaenaleyh haddizatında unutmaya ve hataya sebebiyet verecek hallerden kaçınmak lâzımdır, ihtiyat gereklidir. Bununla beraber bu gibi hususlarda Allah'ın korumasını rica etmek, ilâhî afvı istemek de bir kusur itirafıdır, bir kulluk vazifesidir.
    § 8u sure-i celilenin ve bilhassa bu son iki âyeti kerimenin fazîleti hakkında birçok hadis vardır. Kısaca kütübi sitte de Ibni Mesut radiallahü anhtan şu hadisi şerif
    mervidir: = Bakara sûresinin âhirindeki iki âyeti kerimeyi her kim geceleyin okursa ona yeter. Yani onu zararlı hayvanlardan ve şeytandan korur veya o geceyi ibâdetle geçirmiş gibi olur.
    Velhâsıl: Bu gibi mübarek âyetlerin okunmasıyla daîma kulluk lisanımızı süslemeye, kalblerimizi aydınlatmaya çalışmalıyız. Yüce Allah hepimizi ilâhî feyizlerine kavuştursun Amin!.
    Fizialil Kur'an


  5. 01.Nisan.2012, 14:38
    3
    morueqq - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    286. Allah Teâlâ bir kimseye gücünden başkasını teklif buyurmaz. Herkesin kazandığı iyilik kendi lehinedir. Ve kazandığı kötülük de kendi aleyhinedir. Ey Rabbimiz!..
    Eğer unuttuk ise veya hatâ ettik ise bizi sorumlu tutma. Ey Rabbimiz!. Ve bize bizden evvelkilere yüklemi; olduğun gibi ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz!. Bizim için kendisine takat bulunmayan bir şey de yükleme. Ve bizden af buyur ve bizim için mağfiret buyur ve bizlere merhamet kıl, sen bizim mevlâmızsın. Artık kâfirler olan kavim üzerine bizlere yardım et.
    286. Bu âyeti celile de Cenab'ı Hakkın kullarına lütfen gösterdiği kolaylıkları kulların da o kerem ve rahmet sahibi olan Yüce Allah'a ne şekilde duada, yakarı; ve niyazda bulunacaklarını bildiriyor. Şöyle ki: (Allah Teâlâ bir kimseye) kullarından mükellef bir şahsa (gücünden) kudret ve takatinin müsait olacağı şeylerden (başkasını teklif buyurmaz.) Bir ilâhî lütuf olmak üzere hakkınızda böyle meşakkatli şeyleri emretmez. Nitekim hasta bir kimse, bu halde oruç. tutmakla veya fakir bir kimse, zekât vermekle mükellef bulunmaz. Ve (herkesin kazandığı iyilik kendi lehinedir) ibâdet ve itaatinden dolayı kendisi yararlanır. (Ve kazandığı kötülük de kendi aleyhinedir.) Evet... Kötülüğü emreden nefsinin zorlamalarından dolayı işlediği ağır, gayri meşru kazancı da kendi aleyhine, kendi zararınadır. Artık her insan bunları düşünüp ona göre hareketlerini tanzim etmeli değil midir. Ve dâima Allah'ın korumasına sığınarak şöyle dua ve niyazda bulunmalıdır: (Ey Rabbimiz!. Eğer unuttuk ise veya hata ettik ise bizi sorumlu tutma.) Ey Rabbimiz!. İfrat ve tefrit sebebiyle veya dikkatsizlik ve benzeri sebeplerle bizden meydana gelip unutmaya, hataya yol açacak işlerden dolayı bizi sorumlu tutma, azaba uğratma (Ey Rabbimiz ve bize bizden evvelkilere yüklemiş olduğun gibi ağır yük yükleme.) Bize meşakkatli şeyleri teklif buyurma. Nitekim İsrail Oğulları böyle şeylerle hikmet gereği sorumlu tutulmuşlardı. Meselâ: Onların mallarının dörtte birini vergi vermeleri lâzımdı, elbiselerine dokunan bir necasetin dokunduğu yeri kesmek icâbediyordu, bazı günahlardan dolayı intihar etmekle mükellef idiler, başka suretle tövbeleri kabul edilmezdi. (Ey Rabbimiz!. Bizim için kendisine takat bulunmayan bir şey de yükleme). Bizleri bir takım belâlara, gücü aşan düşman hücumlarına, insan gücünün üstünde tekliflere mâruz bırakma. Evet Cenab'ı Hak, mülkünde dilediği şekilde tasarrufta bulunabilir, insanın acizliğini göstermek için ve başka hikmetlerden dolayı kullarına kudretlerinin üstünde teklifte de bulunabilir. Bize düşen vazîfe ise onun affına lütuf ve keremine sığınmak, bunları o kerem ve rahmet sahibi Rabbimizden şöyle niyaz eylemektir. Ey mukaddes Rabbimiz! (Ve bizden) günahlarımızı da (af buyur) yok et (ve bizim için mağfiret buyur.) Günahlarımızı gizle, bizi sorumlu tutarak insanlar arasında utanç verici duruma düşürme (Ve bizlere merhamet kıl.) Lütufta bulun, başarılar ihsan et, çünkü senin rahmetin olmadıkça ne güzel amellerde bulunabiliriz, ne de çirkin amelleri terkedebiliriz. (Sen bizim mevlâmızsın) sen bizim efendimizsin. Bizler ise senin kulların bulunuyoruz, sen bizim yardımcımızsın, işlerimizin yöneticisisin. Biz her bakımdan senin kulunuz, sana muhtacız. Bütün başarılar sendendir. (Artık kâfir olan kavim üzerine) senin apaçık dinini inkâr eden bozgunculara karşı (bizlere yardım et.) Bizleri onlara üstün kıl, bizleri dinini yüceltmede başarılı kıl. İslâm diyarını, İslâm milletini koru, onları maddî ve manevî sahalarda düşmanlarına galip eyle. Ey ulu mevlâmız!. Ey yardımcımız koruyucumuz olan mukaddes ve Yüce Rabbimiz!.
    § Kendisinde bakare hâdisesinden bahsolunan sûre'i celile, bu âyeti kerime ile sona ermiştir. Mücahit, Ibni Şirin gibi bazı zatların rivayetlerine göre bu son iki âyet, Cibril! emin vâsıtasiyle nazil olmamıştır. Rasüli Ekrem Efendimiz bu mübarek iki âyeti Miraç gecesinde vasıtasız işitip almıştır.
    "Bu son âyeti celilenin sebebi nüzuli hakkında şöyle bir rivayet vardır: Vaktaki: "Nefsinizde olanı açığa çıkarsanız da gizleseniz de Allah Teâlâ onlar ile sizi sorumlu tutacaktır". Mealindeki âyeti kerime, nazil oldu; ashabı kiram büyük bir endişeye düştüler, biz bir takım şeytanî hâtıralardan, vesveselerden kendimizi nasıl koruyabiliriz?. Bunlar bizim irademiz olmaksızın ansızın kalblerimize doğuyor, bunlardan dolayı sorumlu olursak vay halimize!, demek istediler. Bununla beraber de yine hakkın her hükmüne itaatkâr olduklarını göstererek: "Biz işittik, itaat da ettik" dediler. Bunun üzerine bu son âyeti kerime nazil olmuş, kendilerinin güç ve takatinde olmayan şeylerden dolayı insanların uhrevî sorumluluk taşımayacakları kendilerine müjdelenmiştir. Ne büyük ilâhî lütuf!
    § Nisyatı, bilinen bir şey hakkında bilahara, gaflette bulunmak onu unutmak demektir. Böyle bir nisyan, âhiretle ilgili bir sorumluluğu gerektirmece de, bizzat vücûba ve unutulan şeyin yerine getirilmesinin vacip oluşuna aykırı değildir. Meselâ: Bir namaz, bir borç. un utul mu; olsa da yine edası, kazası icabeder. Hatıra gelince veya başkası haber verince namaz kaza edilir, borç da ödenir. Böyle bir nisyan, bir lâubalîlik, bir ihtiyatsızlık yüzünden meydana gelirse, bu manevî sorumluluğu da gerektirir.
    § Hata ise: Kendisinde insanın hususî bir maksadı bulunmayan bir kusurdur. Bu da bir ihtiyatsızlık bir alâkasızlık neticesi olmamak şartiyle Allah'ın hakkının ve uhrevî sorumluluğun düşmesi hususunda bir özür olmaya bağlıdır. Hattâ meşru bir içtihat neticesinde, müctehitlerin birer iyi niyetle ve ilmî usuller dairesinde yaptıkları İçtihatlar neticesinde meydana gelen hatalarda affedilmiştir. Hattâ bir kat sevaba da vesiledir. Fakat bir dikkatsizlik neticesi olarak insanların hukukuna ait hatalar, her şekilde affedilmiş değildir. Bu hakların mümkün mertebe ödenmesi icabeder. Tam bir özür sayılmaz. Meselâ: Kuşlara atılan bir merminin isâbetiyle bir insanın ölmesine sebebiyet verilse bundan dolayı kısas lâzım gelmezse de diyet adıyla tazminat verilmesi icabeder. Binaenaleyh haddizatında unutmaya ve hataya sebebiyet verecek hallerden kaçınmak lâzımdır, ihtiyat gereklidir. Bununla beraber bu gibi hususlarda Allah'ın korumasını rica etmek, ilâhî afvı istemek de bir kusur itirafıdır, bir kulluk vazifesidir.
    § 8u sure-i celilenin ve bilhassa bu son iki âyeti kerimenin fazîleti hakkında birçok hadis vardır. Kısaca kütübi sitte de Ibni Mesut radiallahü anhtan şu hadisi şerif
    mervidir: = Bakara sûresinin âhirindeki iki âyeti kerimeyi her kim geceleyin okursa ona yeter. Yani onu zararlı hayvanlardan ve şeytandan korur veya o geceyi ibâdetle geçirmiş gibi olur.
    Velhâsıl: Bu gibi mübarek âyetlerin okunmasıyla daîma kulluk lisanımızı süslemeye, kalblerimizi aydınlatmaya çalışmalıyız. Yüce Allah hepimizi ilâhî feyizlerine kavuştursun Amin!.
    Fizialil Kur'an


  6. 01.Nisan.2012, 14:42
    4
    morueqq
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 01.Nisan.2012
    Üye No: 95375
    Mesaj Sayısı: 159
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Yaş: 52

    Cevap: Bakara Sûresi 286. ayette geçen, "Allah hiçbir nefse gücünün yeteceğinden öte yük yüklemez." ayetini nasıl yorumlarsınız?

    bu da ibn. kesir tefsiri

    286 — Allah, kimseye gücünün yeteceğinden fazlasınıyüklemez. Kazandığı lehine, yüklendiği aleyhinedir. Ey Rabbımız, unuttuk veya yanıldıysak sorumlu tutma bizi. Ey Rabbımız, bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır yük yükleme. Ey Rabbımız, bize gücümüzün yetmeyece-ğini yükleme. Affet bizi, bağışla bizi. Sen Mevlâmızsın. Kâfirler güruhuna karşı yardım et bize.

    îmân ve Mükellefiyet

    Buhârî der ki: Bize Muhammed İbn Kesîr'in... İbn Mes'ûd'dan, onun da Rasûlullah (s.a.) dan rivayetine göre Hz. Peygamber şöyle bu-yurmuşlardır :
    «Kim Bakara sûresinin sonundan iki âyeti bir gecede okursa bu iki âyet kendisine yeter.»
    İmâm Ahmed diyor ki: Bize Hüseyn'in... Ebu Zerr'den rivayet et-tiğine göre Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurmuşlardır :
    «Bana Arş'ın altındaki hazînelerden Bakara sûresinin sonları veril-di ki, bunlar benden önce hiçbir peygambere verilmemiştir.»
    Müslim diyor ki: Bize Ebu Bekr İbn Ebu Şeybe'nin... Abdullah'dan rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir :
    Rasûlullah (s.a.), mi'râca çıktığında Sidret'ül-Müntehâ'ya vardı. O, yedinci göktedir; yerden yükselen her şey oraya ulaşır ve orada sak-lanır, alınır. Üstünden inen, düşen şeyler de oraya ulaşır ve orada tu-tulur, alınır. Allah Teâlâ : «O zaman Sidre'yi bürümekte olan buruyor-du.» (Necm, 16) buyurmaktadır. O, altından bir yatakdır. Orada Rasû-lullah (s.a.) a üç şey verildi: «Beş vakit namaz, Bakara sûresinin son-ları, ümmetinden Allah'a hiçbir şeyle şirk koşmamış olanların cehen-nemin yakıcı azabım gerektiren günâhlarının bağışlanması.»
    İmâm Ahmed diyor ki: Bize İshâk İbn İbrâhîm el-Râzî'nin... Ukbe İbn Âmir el-Cühenî'den rivayetine göre Rasûlullah (s.a.) şöyle buyur-muşlardır :
    «Bakara sûresinin sonundan iki âyeti oku. Muhakkak ki onlar ba-na Arş'ın altındaki hazîneden verilmiştir.»
    Bu hadîsin isnadı hasendır, fakat tahrîç edilmemiştir.
    İbn Merdûyeh diyor ki «Bize Ahmed İbn Kâmü'in... Huzeyfe'den rivayetine göre Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurmuşlardır :
    «Bizim insanlara üstünlüğümüz üç şey iledir: Bana, Bakara sûre-sinin sonundaki bu âyetler Arş'ın altındaki bir hazîneden verilmiştir. Benden önce hiç kimseye bunlar verilmedi, benden sonra da hiç kim-seye verilmeyecek.»
    İbn Merdûyeh diyor ki: Bize AbdülbâkUbn Nâfî'nin... Ali'den ri-vayet ettiğine göre o, şöyle demiştir :
    «İslâm'ı anlayıp da Âyet el-Kürsî ve Bakara sûresinin sonlarını okumadan uyuyan hiç kimse görmedim. Bunlar peygamberinize Arş'ın altındaki bir hazîneden verilmiştir.»
    Ebu îsâ el-Tirmizî der ki: Bize Bündâr... Nu'mân İbn Beşîr'den, ri-vayet etti ki Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurmuşlardır :
    «Allah Teâlâ gökleri ve yeri yaratmadan ikibin yıl önce bir kitap yazdı, ondan iki âyet indirerek Bakara sûresini bunlarla bitirdi. Bir evde üç gece bunlar okunmaz ise oraya şeytân yaklaşır.»
    Sonra Tirmizî, bu hadîsin garîb bir hadîs olduğunu söyler.
    Aynı hadîsi Hammftd îbn Seleme'den Müstedrek'inde rivayet eden Hâkim, Müslim'in şartlarına göre sahih olduğunu, fakat Buhârî ve Müslim'in bu hadîsi tahrîç etmediklerini söylemektedir.
    İbn Merdûyeh der ki: Bize Abdurrahmân İbn Muhammed İbn Medîn'in... İbn Abbâs'dan rivayet ettiğine göre o, şöyle demiştir:
    «Rasûlullah (s.a.) Bakara sûresinin sonunu ve Âyet el-Kürsî'yi okur, güler ve : «Bu ikisi Rahmân'ın Arş'ın altındaki hazinesindendir.» buyurur : «Kim kötü bir iş yaparsa cezasını görür.» (Nisa, 123). «Ve insan için, çalıştığından başkası yoktur. Ve onun çalışması ilerde gö-rülecektir.» (Necm, 39-40) âyetlerini okuduklarında da «İnnâ Lillâhi ve İnnâ İleyhi Râciûn» buyurur ve boyun eğerlerdi.»
    İbn Merdûyeh diyor ki: Bize Abdullah İbn Muhammed İbn Kûfî'-nin... Mâ'kıl İbn Yesâr'dan rivayet ettiğine göre Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurmuşlardır :
    «Arş'ın altından bana, Fatiha ve Bakara sûresinin sonlan verildi...
    Abdullah İbn îsâ İbn Abdurrahmân İbn Ebu Leylâ'nın... İbn Ab-bâs'tan rivayetine göre o şöyle demiştir :
    «Cibril Rasûlullah (s.a.) m yanında bulunduğu bir sırada yukar-dan bir ses işitti. Cibril gözünü göğe çevirerek (kaldırarak) : «Bu, gök-ten açılan bir kapıdır, hiç açılmamıştı.» dedi. Ondan bir melek indi ve Rasûlullah (s.a.) a gelerek :
    «Müjdeler olsun, senden önce hiçbir peygambere verilmemiş olan iki nûr sana verildi: Bunlar Fatiha ve Bakara sûresinin son âyetleri. Onlardan bir harf okumazsın ki sana verilmemiş olsun.»
    Bu hadîsi Müslim ve Neseî rivayet etmişlerdir.
    Bu hadîs-i şerif daha önce Fâtiha'nın faziletlerinde de geçmişti.
    «Peygamber... ona indirilene inandı.» âyet-i kerîme'si Rasûlullah (s.a.) in bu îmânını haber vermektedir.
    İbn Cerîr der ki: Bize Bişr'in... Katâde'den rivayet ettiğine göre o, şöyle demiştir : Bize anlatıldığına göre, Rasûlullah (s.a.) a bu âyet nazil olunca : «Ona îmân etmek yaraşır.» buyurmuşlardır.
    Âyet-i kerîme'deki «îmân edenler» kısmı, «Peygamber» e atfedilmiş ve sonra bütününden haber verilerek : «Hepsi de Allah'a, meleklerine, kitâblarına, peygamberlerine îmân etti. O'nun peygamberlerinden hiç-birinin arasını tefrik etmeyiz.» buyurulmuştur. Mü'minler Allah'ın bir tek, Samed olduğuna, ondan başka İlâh ve Rab olmadığına îmân eder-ler. Bütün peygamberleri, Rasûlleri, Allah'ın kullan olan peygamberle-re ve Rasûllere gökten indirilen kitâblan tasdik ederler. Bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr etmek suretiyle, onlardan hiçbirinin arasını ayırmazlar. Bir kısmı, diğer bir kısmının şeriatını Allah'ın izniyle nes-hetmişse de, hattâ şeriatı kıyamet kopuncaya kadar devam edecek ve ümmetinden bir grubun hak üzere kalacağı, peygamberlerin sonuncusu Muhammed (s.a.) in şerîatıyla diğerlerinin şeriatları nesholunmuş olsa dahî, onlara göre peygamberlerin hepsi de doğrudur, iyidirler, doğru yoldadırlar, hayır yoluna delâlet ve irşâd edicidirler.
    Onlar: «(Ey Rabbımız, senin sözünü) işittik (anladık) ve itaat ettik. (Onun gereğince amel ettik ve gereğini yerine getirdik) affını dileriz ey Rabbımız.» derler.
    İbn Ebu Hatim der ki: Bize Ali İbn Harb'in... İbn Abbâs'tan riva-yetine göre o, «Peygamber de îmân edenler de ona indirilene inandı... Ey Rabbımız, dönüş Sanadır, dediler.» âyet-i kerîme'si hakkında şöyle demiştir : «Allah Teâlâ da : «Sizi bağışladım, (affettim)» buyurur.»
    İbn Cerîr der ki: Bize İbn Humeyd'in... Câbir'den rivayet ettiği-ne göre o şöyle demiştir :


  7. 01.Nisan.2012, 14:42
    4
    morueqq - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    bu da ibn. kesir tefsiri

    286 — Allah, kimseye gücünün yeteceğinden fazlasınıyüklemez. Kazandığı lehine, yüklendiği aleyhinedir. Ey Rabbımız, unuttuk veya yanıldıysak sorumlu tutma bizi. Ey Rabbımız, bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır yük yükleme. Ey Rabbımız, bize gücümüzün yetmeyece-ğini yükleme. Affet bizi, bağışla bizi. Sen Mevlâmızsın. Kâfirler güruhuna karşı yardım et bize.

    îmân ve Mükellefiyet

    Buhârî der ki: Bize Muhammed İbn Kesîr'in... İbn Mes'ûd'dan, onun da Rasûlullah (s.a.) dan rivayetine göre Hz. Peygamber şöyle bu-yurmuşlardır :
    «Kim Bakara sûresinin sonundan iki âyeti bir gecede okursa bu iki âyet kendisine yeter.»
    İmâm Ahmed diyor ki: Bize Hüseyn'in... Ebu Zerr'den rivayet et-tiğine göre Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurmuşlardır :
    «Bana Arş'ın altındaki hazînelerden Bakara sûresinin sonları veril-di ki, bunlar benden önce hiçbir peygambere verilmemiştir.»
    Müslim diyor ki: Bize Ebu Bekr İbn Ebu Şeybe'nin... Abdullah'dan rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir :
    Rasûlullah (s.a.), mi'râca çıktığında Sidret'ül-Müntehâ'ya vardı. O, yedinci göktedir; yerden yükselen her şey oraya ulaşır ve orada sak-lanır, alınır. Üstünden inen, düşen şeyler de oraya ulaşır ve orada tu-tulur, alınır. Allah Teâlâ : «O zaman Sidre'yi bürümekte olan buruyor-du.» (Necm, 16) buyurmaktadır. O, altından bir yatakdır. Orada Rasû-lullah (s.a.) a üç şey verildi: «Beş vakit namaz, Bakara sûresinin son-ları, ümmetinden Allah'a hiçbir şeyle şirk koşmamış olanların cehen-nemin yakıcı azabım gerektiren günâhlarının bağışlanması.»
    İmâm Ahmed diyor ki: Bize İshâk İbn İbrâhîm el-Râzî'nin... Ukbe İbn Âmir el-Cühenî'den rivayetine göre Rasûlullah (s.a.) şöyle buyur-muşlardır :
    «Bakara sûresinin sonundan iki âyeti oku. Muhakkak ki onlar ba-na Arş'ın altındaki hazîneden verilmiştir.»
    Bu hadîsin isnadı hasendır, fakat tahrîç edilmemiştir.
    İbn Merdûyeh diyor ki «Bize Ahmed İbn Kâmü'in... Huzeyfe'den rivayetine göre Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurmuşlardır :
    «Bizim insanlara üstünlüğümüz üç şey iledir: Bana, Bakara sûre-sinin sonundaki bu âyetler Arş'ın altındaki bir hazîneden verilmiştir. Benden önce hiç kimseye bunlar verilmedi, benden sonra da hiç kim-seye verilmeyecek.»
    İbn Merdûyeh diyor ki: Bize AbdülbâkUbn Nâfî'nin... Ali'den ri-vayet ettiğine göre o, şöyle demiştir :
    «İslâm'ı anlayıp da Âyet el-Kürsî ve Bakara sûresinin sonlarını okumadan uyuyan hiç kimse görmedim. Bunlar peygamberinize Arş'ın altındaki bir hazîneden verilmiştir.»
    Ebu îsâ el-Tirmizî der ki: Bize Bündâr... Nu'mân İbn Beşîr'den, ri-vayet etti ki Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurmuşlardır :
    «Allah Teâlâ gökleri ve yeri yaratmadan ikibin yıl önce bir kitap yazdı, ondan iki âyet indirerek Bakara sûresini bunlarla bitirdi. Bir evde üç gece bunlar okunmaz ise oraya şeytân yaklaşır.»
    Sonra Tirmizî, bu hadîsin garîb bir hadîs olduğunu söyler.
    Aynı hadîsi Hammftd îbn Seleme'den Müstedrek'inde rivayet eden Hâkim, Müslim'in şartlarına göre sahih olduğunu, fakat Buhârî ve Müslim'in bu hadîsi tahrîç etmediklerini söylemektedir.
    İbn Merdûyeh der ki: Bize Abdurrahmân İbn Muhammed İbn Medîn'in... İbn Abbâs'dan rivayet ettiğine göre o, şöyle demiştir:
    «Rasûlullah (s.a.) Bakara sûresinin sonunu ve Âyet el-Kürsî'yi okur, güler ve : «Bu ikisi Rahmân'ın Arş'ın altındaki hazinesindendir.» buyurur : «Kim kötü bir iş yaparsa cezasını görür.» (Nisa, 123). «Ve insan için, çalıştığından başkası yoktur. Ve onun çalışması ilerde gö-rülecektir.» (Necm, 39-40) âyetlerini okuduklarında da «İnnâ Lillâhi ve İnnâ İleyhi Râciûn» buyurur ve boyun eğerlerdi.»
    İbn Merdûyeh diyor ki: Bize Abdullah İbn Muhammed İbn Kûfî'-nin... Mâ'kıl İbn Yesâr'dan rivayet ettiğine göre Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurmuşlardır :
    «Arş'ın altından bana, Fatiha ve Bakara sûresinin sonlan verildi...
    Abdullah İbn îsâ İbn Abdurrahmân İbn Ebu Leylâ'nın... İbn Ab-bâs'tan rivayetine göre o şöyle demiştir :
    «Cibril Rasûlullah (s.a.) m yanında bulunduğu bir sırada yukar-dan bir ses işitti. Cibril gözünü göğe çevirerek (kaldırarak) : «Bu, gök-ten açılan bir kapıdır, hiç açılmamıştı.» dedi. Ondan bir melek indi ve Rasûlullah (s.a.) a gelerek :
    «Müjdeler olsun, senden önce hiçbir peygambere verilmemiş olan iki nûr sana verildi: Bunlar Fatiha ve Bakara sûresinin son âyetleri. Onlardan bir harf okumazsın ki sana verilmemiş olsun.»
    Bu hadîsi Müslim ve Neseî rivayet etmişlerdir.
    Bu hadîs-i şerif daha önce Fâtiha'nın faziletlerinde de geçmişti.
    «Peygamber... ona indirilene inandı.» âyet-i kerîme'si Rasûlullah (s.a.) in bu îmânını haber vermektedir.
    İbn Cerîr der ki: Bize Bişr'in... Katâde'den rivayet ettiğine göre o, şöyle demiştir : Bize anlatıldığına göre, Rasûlullah (s.a.) a bu âyet nazil olunca : «Ona îmân etmek yaraşır.» buyurmuşlardır.
    Âyet-i kerîme'deki «îmân edenler» kısmı, «Peygamber» e atfedilmiş ve sonra bütününden haber verilerek : «Hepsi de Allah'a, meleklerine, kitâblarına, peygamberlerine îmân etti. O'nun peygamberlerinden hiç-birinin arasını tefrik etmeyiz.» buyurulmuştur. Mü'minler Allah'ın bir tek, Samed olduğuna, ondan başka İlâh ve Rab olmadığına îmân eder-ler. Bütün peygamberleri, Rasûlleri, Allah'ın kullan olan peygamberle-re ve Rasûllere gökten indirilen kitâblan tasdik ederler. Bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr etmek suretiyle, onlardan hiçbirinin arasını ayırmazlar. Bir kısmı, diğer bir kısmının şeriatını Allah'ın izniyle nes-hetmişse de, hattâ şeriatı kıyamet kopuncaya kadar devam edecek ve ümmetinden bir grubun hak üzere kalacağı, peygamberlerin sonuncusu Muhammed (s.a.) in şerîatıyla diğerlerinin şeriatları nesholunmuş olsa dahî, onlara göre peygamberlerin hepsi de doğrudur, iyidirler, doğru yoldadırlar, hayır yoluna delâlet ve irşâd edicidirler.
    Onlar: «(Ey Rabbımız, senin sözünü) işittik (anladık) ve itaat ettik. (Onun gereğince amel ettik ve gereğini yerine getirdik) affını dileriz ey Rabbımız.» derler.
    İbn Ebu Hatim der ki: Bize Ali İbn Harb'in... İbn Abbâs'tan riva-yetine göre o, «Peygamber de îmân edenler de ona indirilene inandı... Ey Rabbımız, dönüş Sanadır, dediler.» âyet-i kerîme'si hakkında şöyle demiştir : «Allah Teâlâ da : «Sizi bağışladım, (affettim)» buyurur.»
    İbn Cerîr der ki: Bize İbn Humeyd'in... Câbir'den rivayet ettiği-ne göre o şöyle demiştir :


  8. 01.Nisan.2012, 14:42
    5
    morueqq
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 01.Nisan.2012
    Üye No: 95375
    Mesaj Sayısı: 159
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Yaş: 52

    Cevap: Bakara Sûresi 286. ayette geçen, "Allah hiçbir nefse gücünün yeteceğinden öte yük yüklemez." ayetini nasıl yorumlarsınız?

    «Rasûlullah (s.a.) a «Peygamber de, îmân edenler de ona indirilene inandı... Ey Rabbımız dönüş Sanadır, dediler.» âyeti kerîme'si nazil olunca Cibril: «Allah Teâlâ seni ve ümmetini övdü. İşte, sana verile-cek.» dedi. O da : «Allah kimseye gücünün yeteceğinden fazlasını yük-lemez... Kâfirler güruhuna karşı yardım et bize.» diye istekde bulundu.
    «Allah, kimseye gücünün yeteceğinden fazlasını yüklemez.» Bu, Allah Teâlâ'mn yaratıklarına lutfundan, acımasından ve onlara ihsanda bulunmasındandır. «İçinizdekini açıklasanız da, gizleseniz de Allah sizi onunla hesaba çeker.» âyet-i kerîme'si nazil olduğunda sahabe-i kirâm'ın korkularını kaldıran da bu âyet-i kerîme'dir. Yani Allah Teâlâ hesaba çekecek ve soracaktır ama, sadece kişinin terkedebileceği (yap-mama gücünün kendisinde bulunduğu ve buna rağmen yaptığı) şey-lerden dolayı azâblandıracaktır. Kişinin def'edemiyeceği vesvese ve için-den geçirdiği şeylere gelince; bunlarla mükellef tutulmayacaktır. Kötü vesveseden hoşlanmamak da imândandır.
    «(Hayırdan) kazandığı lehine, (kötülükten) yüklendiği de aleyhi-nedir.» Bu da teklif altında bulunan ameller hakkındadır.
    Sonra Allah Teâlâ icabet edeceği garantisiyle birlikte, kendilerine irşâdda bulunduğu ve öğrettiği şekilde kullarının kendisinden isteme-lerini bildirerek şöyle demelerini emretmektedir: «Ey Rabbımız, unut-tuk (unutarak bir farzı terkettik, ya da aynı şekilde bir haram işledik, ya da şer-i şerife uygun şeklini bilmediğimizden bir amelin doğrulu-ğunda hatâ ettik) veya yanıldıysak sorumlu tutma bizi.»
    Daha önce Müslim'in Sahîh'inde rivayet edildiğini söylediğimiz Ebu Hüreyre hadîsine göre, Allah Teâlâ bu isteğe karşı: «Evet»; İbn Abbâs hadîsine göre de : «Öylece yaptım.» buyuracaktır.
    İbn Mâce'nin Sünen'inde, İbn Hibbân'ın Sahîh'inde, Taberânî ve İbn Hibbân'ın İbn Abbâs'tan rivayet ettiklerine göre Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurmuşlardır:
    «Allah Teâlâ, ümmetimden hatâ, unutma ve zorlandıkları şeylerin günâhlarını kaldırmıştır.»
    «Ey Rabbımız, bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır yük yükleme.» Her ne kadar gücümüz yetse bile, bizden önce geçen üm-metlere ağır yükler yüklediğin gibi bizi de zor amellerle mükellef tut-ma, öyle zor ameller ki Sen, rahmet peygamberi olan, peygamberin Mu-hammed'i göndermiş olduğun kolay, hoş görülü, Hanîf dini ile bunları kaldırmak üzere göndermiştin.
    «Ey Rabbımız, bize gücümüzün yetmiyeceği (teklifler, musibetler, belâlar) yükleme (bizi gücümüzün yetmiyeceği şeylerle imtihan etme.)»
    İbn Ebu Hâtim'in rivayet ettiğine göre «Ey Rabbımız, bize gücümü-zün yetmeyeceğini yükleme.» âyet-i kerîme'si hakkında Mekhûl şöyle demiştir: «Bu, eşi (kocası ya da karısı) olmamak ve şiddetli cima' ar-zusu.»
    Bu duaya karşı Allah Teâlâ «Evet» bir diğer hadise göre ise «Öyle yaptım.» buyuracaktır.
    «(Bildiğim ve seninle aramızda olan husus ve hatâlarımızı) affet. (Bizimle.kulların arasında olan suçlarımızı) bağışla. (Kullarını bizim günâhlarımıza ve çirkin amellerimize muttali' kılma. Acı, merhamet et bize. (Gelecekte Senin tevfikin ile bizi başka günâhlara düşürme.)»
    Bunun içindir ki şöyle demişlerdir: «Günahkâr kişi üç şeye muh-taçtır : Kendisi ile Allah arasında olan şeylerde Allah'ın kendisini af-fetmesine, onu kullarından gizleyerek (günâhını örterek) kullan ara-sında rezîl etmemesine, Allah'ın kendisini koruyarak benzer bir günâha tekrar düşürmemesine.»
    Hadîste daha önce de geçtiği üzere Allah Teâlâ bu duâ'ya da: «Evet»; bir diğer hadîste de : «öyle yaptım.» diye icabet buyuracaktır.
    «Sen Mevlâmızsın (bizim velîmiz, sahibimiz ve yardımcımız Sen-sin; Sana tevekkül ettik. Ancak Senden yardım istenilir ve Sana tevek-kül edilir. Bizim ancak Seninle güç ve kuvvetimiz vardır. Senin dinini, Senin birliğini ve risâletini inkâr eden, Senden başkasına kulluk eden, Sana şirk koşan kâfirler güruhuna karşı bize yardım et. (Dünyada ve âhirette bizleri onlara karşı muzaffer kıl.)»
    Allah Teâlâ bu duaya da: «Evet»; Müslim'in İbn Abbâs'tan riva-yet ettiği bir hadîs-i şerifte de: «öylece yaptım.» diye icabette bulu-nacaktır.
    İbn Cerîr der ki: Bize Müsennâ İbn İbrahim'in... Ebu İshâk'dan rivayet ettiğine göre Muâz (r.a.) bu sûreyi bitirdiğinde : «Amîn» derdi.
    Vekî'de Süfyân kanalıyla... Muâz İbn Cebel'den rivayetine göre o, Bakara sûresini bitirince «âmin!» derdi. [70]


  9. 01.Nisan.2012, 14:42
    5
    morueqq - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    «Rasûlullah (s.a.) a «Peygamber de, îmân edenler de ona indirilene inandı... Ey Rabbımız dönüş Sanadır, dediler.» âyeti kerîme'si nazil olunca Cibril: «Allah Teâlâ seni ve ümmetini övdü. İşte, sana verile-cek.» dedi. O da : «Allah kimseye gücünün yeteceğinden fazlasını yük-lemez... Kâfirler güruhuna karşı yardım et bize.» diye istekde bulundu.
    «Allah, kimseye gücünün yeteceğinden fazlasını yüklemez.» Bu, Allah Teâlâ'mn yaratıklarına lutfundan, acımasından ve onlara ihsanda bulunmasındandır. «İçinizdekini açıklasanız da, gizleseniz de Allah sizi onunla hesaba çeker.» âyet-i kerîme'si nazil olduğunda sahabe-i kirâm'ın korkularını kaldıran da bu âyet-i kerîme'dir. Yani Allah Teâlâ hesaba çekecek ve soracaktır ama, sadece kişinin terkedebileceği (yap-mama gücünün kendisinde bulunduğu ve buna rağmen yaptığı) şey-lerden dolayı azâblandıracaktır. Kişinin def'edemiyeceği vesvese ve için-den geçirdiği şeylere gelince; bunlarla mükellef tutulmayacaktır. Kötü vesveseden hoşlanmamak da imândandır.
    «(Hayırdan) kazandığı lehine, (kötülükten) yüklendiği de aleyhi-nedir.» Bu da teklif altında bulunan ameller hakkındadır.
    Sonra Allah Teâlâ icabet edeceği garantisiyle birlikte, kendilerine irşâdda bulunduğu ve öğrettiği şekilde kullarının kendisinden isteme-lerini bildirerek şöyle demelerini emretmektedir: «Ey Rabbımız, unut-tuk (unutarak bir farzı terkettik, ya da aynı şekilde bir haram işledik, ya da şer-i şerife uygun şeklini bilmediğimizden bir amelin doğrulu-ğunda hatâ ettik) veya yanıldıysak sorumlu tutma bizi.»
    Daha önce Müslim'in Sahîh'inde rivayet edildiğini söylediğimiz Ebu Hüreyre hadîsine göre, Allah Teâlâ bu isteğe karşı: «Evet»; İbn Abbâs hadîsine göre de : «Öylece yaptım.» buyuracaktır.
    İbn Mâce'nin Sünen'inde, İbn Hibbân'ın Sahîh'inde, Taberânî ve İbn Hibbân'ın İbn Abbâs'tan rivayet ettiklerine göre Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurmuşlardır:
    «Allah Teâlâ, ümmetimden hatâ, unutma ve zorlandıkları şeylerin günâhlarını kaldırmıştır.»
    «Ey Rabbımız, bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır yük yükleme.» Her ne kadar gücümüz yetse bile, bizden önce geçen üm-metlere ağır yükler yüklediğin gibi bizi de zor amellerle mükellef tut-ma, öyle zor ameller ki Sen, rahmet peygamberi olan, peygamberin Mu-hammed'i göndermiş olduğun kolay, hoş görülü, Hanîf dini ile bunları kaldırmak üzere göndermiştin.
    «Ey Rabbımız, bize gücümüzün yetmiyeceği (teklifler, musibetler, belâlar) yükleme (bizi gücümüzün yetmiyeceği şeylerle imtihan etme.)»
    İbn Ebu Hâtim'in rivayet ettiğine göre «Ey Rabbımız, bize gücümü-zün yetmeyeceğini yükleme.» âyet-i kerîme'si hakkında Mekhûl şöyle demiştir: «Bu, eşi (kocası ya da karısı) olmamak ve şiddetli cima' ar-zusu.»
    Bu duaya karşı Allah Teâlâ «Evet» bir diğer hadise göre ise «Öyle yaptım.» buyuracaktır.
    «(Bildiğim ve seninle aramızda olan husus ve hatâlarımızı) affet. (Bizimle.kulların arasında olan suçlarımızı) bağışla. (Kullarını bizim günâhlarımıza ve çirkin amellerimize muttali' kılma. Acı, merhamet et bize. (Gelecekte Senin tevfikin ile bizi başka günâhlara düşürme.)»
    Bunun içindir ki şöyle demişlerdir: «Günahkâr kişi üç şeye muh-taçtır : Kendisi ile Allah arasında olan şeylerde Allah'ın kendisini af-fetmesine, onu kullarından gizleyerek (günâhını örterek) kullan ara-sında rezîl etmemesine, Allah'ın kendisini koruyarak benzer bir günâha tekrar düşürmemesine.»
    Hadîste daha önce de geçtiği üzere Allah Teâlâ bu duâ'ya da: «Evet»; bir diğer hadîste de : «öyle yaptım.» diye icabet buyuracaktır.
    «Sen Mevlâmızsın (bizim velîmiz, sahibimiz ve yardımcımız Sen-sin; Sana tevekkül ettik. Ancak Senden yardım istenilir ve Sana tevek-kül edilir. Bizim ancak Seninle güç ve kuvvetimiz vardır. Senin dinini, Senin birliğini ve risâletini inkâr eden, Senden başkasına kulluk eden, Sana şirk koşan kâfirler güruhuna karşı bize yardım et. (Dünyada ve âhirette bizleri onlara karşı muzaffer kıl.)»
    Allah Teâlâ bu duaya da: «Evet»; Müslim'in İbn Abbâs'tan riva-yet ettiği bir hadîs-i şerifte de: «öylece yaptım.» diye icabette bulu-nacaktır.
    İbn Cerîr der ki: Bize Müsennâ İbn İbrahim'in... Ebu İshâk'dan rivayet ettiğine göre Muâz (r.a.) bu sûreyi bitirdiğinde : «Amîn» derdi.
    Vekî'de Süfyân kanalıyla... Muâz İbn Cebel'den rivayetine göre o, Bakara sûresini bitirince «âmin!» derdi. [70]





+ Yorum Gönder