Konusunu Oylayın.: Gerçek Yahudi ve Hristiyanlar cennete girecekler mi ?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Gerçek Yahudi ve Hristiyanlar cennete girecekler mi ?
  1. 30.Mart.2012, 15:13
    1
    Microsoft
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 30.Mart.2012
    Üye No: 95337
    Mesaj Sayısı: 47
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Gerçek Yahudi ve Hristiyanlar cennete girecekler mi ?






    Gerçek Yahudi ve Hristiyanlar cennete girecekler mi ? Mumsema Gerçek Yahudi ve Hristiyanlar cennete girecekler mi ?

    "Bakara(*) Sûresi - 62 - Şüphesiz, inananlar (Müslümanlar) ile, Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sâbiîlerden13 (her bir grubun kendi şeriatında) “Allah’a ve ahiret gününe inanan ve salih ameller işleyenler için Rableri katında mükafat vardır; onlar korkuya uğramayacaklar, mahzun da olmayacaklardır” (diye hükmedilmiştir).14"

    "Mâide(*) Sûresi - 64 - Bir de Yahudiler, “Allah’ın eli bağlıdır” dediler. Söylediklerinden ötürü kendi elleri bağlansın ve lanete uğrasınlar! Hayır, onun iki eli de açıktır, dilediği gibi verir. Andolsun, sana Rabbinden indirilen (Kur’an) onlardan birçoğunun azgınlık ve küfrünü artıracaktır. Biz onların arasına kıyamete kadar düşmanlık ve kin saldık. Her ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa Allah onu söndürmüştür. Onlar yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışırlar. Allah bozguncuları sevmez."



  2. 30.Mart.2012, 15:13
    1
    Microsoft - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye



    Gerçek Yahudi ve Hristiyanlar cennete girecekler mi ?

    "Bakara(*) Sûresi - 62 - Şüphesiz, inananlar (Müslümanlar) ile, Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sâbiîlerden13 (her bir grubun kendi şeriatında) “Allah’a ve ahiret gününe inanan ve salih ameller işleyenler için Rableri katında mükafat vardır; onlar korkuya uğramayacaklar, mahzun da olmayacaklardır” (diye hükmedilmiştir).14"

    "Mâide(*) Sûresi - 64 - Bir de Yahudiler, “Allah’ın eli bağlıdır” dediler. Söylediklerinden ötürü kendi elleri bağlansın ve lanete uğrasınlar! Hayır, onun iki eli de açıktır, dilediği gibi verir. Andolsun, sana Rabbinden indirilen (Kur’an) onlardan birçoğunun azgınlık ve küfrünü artıracaktır. Biz onların arasına kıyamete kadar düşmanlık ve kin saldık. Her ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa Allah onu söndürmüştür. Onlar yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışırlar. Allah bozguncuları sevmez."



    Benzer Konular

    - Yahudi Hristiyanlar cennete girer mi ?

    - İslam'dan haberi olmayan Yahudi ve Hristiyanlar cennete girebilir mi ?

    - Yahudi ve Hristiyanlar cennete girebilecek mi ?

    - Yahudi ve Hıristiyanlar cennete girecekler mi ? Bazı hocalar evet diyor, doğru mudur ?

    - Kur'an da Yahudi Ve Hristiyanlar

  3. 01.Nisan.2012, 00:32
    2
    melle
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 13.Mayıs.2008
    Üye No: 20559
    Mesaj Sayısı: 2,084
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 21



    Alıntı
    "Mâide(*) Sûresi - 64 - Bir de Yahudiler, “Allah’ın eli bağlıdır” dediler Söylediklerinden ötürü kendi elleri bağlansın ve lanete uğrasınlar! Hayır, onun iki eli de açıktır, dilediği gibi verir Andolsun, sana Rabbinden indirilen (Kur’an) onlardan birçoğunun azgınlık ve küfrünü artıracaktır Biz onların arasına kıyamete kadar düşmanlık ve kin saldık Her ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa Allah onu söndürmüştür Onlar yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışırlar Allah bozguncuları sevmez"
    MAİDE SÜRESİ

    64. “Yahudiler, “Allah'ın eli sıkıdır” dediler; dediklerin-den ötürü elleri bağlansın, lânet olsun. Hayır, O'nun iki eli de açıktır, nasıl dilerse sarf eder. Andolsun ki, sana Rabbinden indirilen sözler onların çoğunun azgınlığını ve inkârını artıracaktır. Onların arasına kıyamete kadar sü-recek düşmanlık ve kin saldık. Savaş ateşini ne zaman kö-rükleseler Allah onu söndürür. Yeryüzünde bozgunculuğa koşarlar. Allah bozguncuları sevmez.”



    Sapmış, sapıtmış, vahiyle ilgisi kesilmiş, vahyi unutmuş ve bu-nun tabii neticesi olarak kendilerini tanrılaştırmış olan yahudiler dedi-ler ki Allah’ın eli kapalı, Allah’ın eli sıkı, Allah çok cimridir. Allah çok sıkılaştı, çok cimrileşti de bizden rahmetini esirgeyiverdi dediler. Bize rahmet etmez oluverdi dediler. Tabii burada kast ettikleri bize ekmek, su vermez oldu demek değildir. Vahyi onlardan aldı, peygamberliği, risâleti onlardan aldı ya, liderliği onlardan aldı ya işte buna bozulu-yorlar. Veya hainliklerinden dolayı, Allah’a verdikleri sözlerine ihanet-lerinden dolayı Rabbimiz onların başlarına sıkıntılar, belâlar gönde-rince Allah’ı cimrilikle itham etmeye başladılar.



    Veya burada Allah’ı cimrilikle, sıkılıkla itham eden bu hainler bu sözlerini Müslümanlardan ötürü söylüyorlardı. Sizin Rabbiniz çok cimridir, eğer öyle olmasaydı sizler şu anda böylesine fakirlik ve yok-sulluk içinde olmazdınız. Allah’ın eli sıkı ki siz kullarına ikramda bu-lunmuyor. Medine’de Allah ve Resûlü egemenliğinde müstakil bir ha-yat yaşamaya başlamış Medineli Müslümanların fakr u zaruret içinde olduklarını gören yahudiler böyle diyorlardı. Müslümanların ilk dönem fakirliklerini bahane ederek Allah’a karşı böyle bir saldırıda, böyle bir iftirada bulunuyorlardı. Üstün olmakla, nîmetler içinde yüzmekle haklı-lığı karıştırıp materyalistçe bir anlayışı savunmaya başladılar. Zengin olanlar, varlıklı olanlar üstündür, haklıdır, hak yoldadır, fakir olanlar ise bâtıl yoldadır dediler. Hakla, haklılıkla gücü özdeşleştiren bir mantığı savundular.



    Eğer inandığınız, kulluk ettiğiniz, bizi kendisine çağırdığınız Allah gerçekten sizi beğenmiş olsaydı, sizi haklı görmüş olsaydı, siz-den ve yolunuzdan razı olmuş olsaydı elbette sizi destekler, size yar-dım ederdi, sizi zengin kılardı diyerek materyalistçe bir anlayışı savu-nu-yorlar. Pekiyi Firavun karşısında Mûsâ (a.s) nın durumu neydi? Nem-rut karşısında İbrahim (a.s) öyle miydi? Yâni güçlü kimse haklı odur demekle sahiplendiğiniz o peygamberleri reddetmiş olmuyor mu-su-nuz?



    Hayır hayır, Allah cimrileşmedi, Allah’ın eli her zaman açıktır, asıl onların eli cimrileşti, asıl onlar işi bozdular. Onlar Allah’la, vahiyle, peygamberle ilgiyi kestiler, Allah’ın diniyle ilgi kurmaktan el çektiler. Ve bu sözleri de onların lânetlenmelerine, Allah’ın lânetine maruz kalmalarına sebep oldu. Allah çok cömerttir. Allah neler neler vermedi ki onlara? Çekemedikleri, kıskançlıklarından kudurdukları İsmail oğullarına bir tek Muhammed (a.s)’ı vermişse İsrâil oğullarına, kendi-lerine nice peygamberler göndermiştir Allah.



    Yakub’u verdi, Yusuf’u verdi, Mûsâ’yı, Harun’u, Zekeriya’yı, Yahya’yı, Dâvûd’u, Süleyman’ı, Mûsâ’yı, Îsâ’yı verdi Rabbimiz onlara. Ne yapıyor bu adamlar? Ne demeye çalışıyorlar? Ne vermedi Allah onlara? Göz mü vermedi? Kulak mı vermedi? Hava, su mu vermedi? Akıl, fikir mi vermedi? Arz-ı Mev’ûd’u mu vermedi bu hainlere? Hayır hayır Allah dilediğine dilediğini lütfeder. Kime neyi vereceğini kimseye sormaz O. Kimse O’na yol gösteremez, kimse O’na akıl veremez, kimse şartlandıramaz O’nu.



    Andolsun ki peygamberim, sana verdiklerimiz, Rabbinden sana indirilenler onların tuğyanlarını, azgınlıklarını daha da artıracak-tır. Sana verilen nîmetler onların küstahlıklarını artırdıkça artıracaktır. Sana az verirken Allah’ı cimrilikle suçlayan bu insanlar, çok verirken de küstahlaşacaklar. Yâni sana az verilirken Allah’ı cimrilikle suçlayan bu insanlar seni düşündüklerinden değildir. Çünkü eğer öyle olsaydı sana çok verilince buna sevinmeleri gerekecekti. Yâni zayıflık döne-minde sana inanmayan bu insanlar güçlülük döneminde de inanma-yacaklardır. Zayıflık döneminde zayıflığından dolayı senin haksızlığına hükmeden bu adamlar güçlülük döneminde haklı kabul etmeyecekler.



    Öyleyse mesele hakkın, haklılığın güçlülük ya da zayıflıkla il-gisi yoktur. Mesele insanların bakışının bozukluğundadır diyor Rab-bimiz. Bunlar başka değil Allah’ın lânetine uğramış kimselerdir. Al-lah’ın lâneti bir kulun Allah’a karşı istenmeyen bir konumda olması-dır. Bir kişi Allah’ın lânetine maruz kaldı mı o istenmeyen bir konum-dadır. Allah’ın istemediği bir konumda olan kişi de sıfırı değil kendisini bile bitirmiştir, tüketmiştir.



    Öyleyse ey peygamberim, sen bırak bu sıfırı tüketmişleri, sen boş ver onların bu bozuk düzen tavırlarını da Rabbine teslim ol. Sen takma onları kafana da Allah’ın istediği gibi yoluna devam et. Biz onla-rın arasına kıyamete kadar sürecek bir kin, bir nefret, bir düşmanlık koymuşuzdur. Onlar bu halleriyle hep hakikate kin duyacaklar, hakka düşmanlık duyacaklardır. Kinlerini din edinmiştir o hainler. Allah da onların bu tercihlerini onaylayıvermiştir.

    65. “Şâyet kitap ehli inanıp karşı gelmekten sakınsalardı, kötülüklerini örterdik ve onları nîmet cennetlerine koyar-dık.”



    Evet Rabbimiz kitap ehlinin yanlışlarını anlatıyor, sapaklarını or-taya koyuyor, arkasından da rahmeti ve merhameti gereği onları tekrar tekrar uyarıyor. Ne olurdu şu ehl-i kitap îman ediverselerdi. Ne olurdu bu adamlar Allah’a Allah’ın istediği gibi îman ediverseler ve de muttaki davranıverselerdi. Allah’ın koruması altına girip hayatlarını Onun için yaşayıverselerdi. Keşke yollarını Allah’la buluverselerdi. Sadece inandım demekle işi bitirmeyip, inanmakla beraber inandıkları Allah’ın istediği bir hayata yöneliverselerdi. Keşke onlar kendi kitapla-rına Allah’ın istediği gibi îman etmiş olsalardı. Keşke kendi kitaplarına îman iddialarında samimi olsalardı elbette bu îman onları aynı kay-naktan gelen şu kitaba da îmana götürecekti. Çünkü işte kendi kitap-larına samimiyetle inananlar bu son kitaba da îman ettiler.Eğer böyle yapsalardı Biz kesinlikle onların seyyiatlerini örtüverir, kusurlarını sili-verir, geçmişte işledikleri günahlarını sıfırlayıverirdik. Sonra da onları naîm cennetlerine, nîmet cennetlerine katıverirdik.



    Görüyor musunuz? Geçmişte ne yaparlarsa yapsınlar, nasıl bir hayat yaşamış olurlarsa olsunlar îman edip Allah için bir hayat yaşa-maya yöneldikleri andan itibaren insanlar için tevbe kapılarının açık olduğunu beyan ediyor, genel bir af ilân ediyor Rabbimiz. Bu bizim için de geçerlidir tabii. Farz edin ki bugüne kadar Allah’tan, kitabından, vahyinden, elçisinden habersiz bir hayat yaşadık. Tevbe edip, böyle vahiysiz bir hayattan vazgeçip Rabbimize kulluğa dönüverdiğimiz an-dan itibaren kesinlikle bilelim ki bu bizim suçlu kabul edilmemiz değil ödüllendirilmemize vesile olacaktır. Yâni niye bir vakitler şöyle şöyle yaptınız diye cezalandırmak yerine mükafatlandırıyor Rabbimiz. Ne kadar merhametlidir Rabbimiz değil mi?

    66. “Eğer onlar Tevrat'ı, İncil'i ve Rablerinden kendilerine indirilen Kur’an'ı gereğince uygulasalardı, her yönden nîmete ermiş olurlardı. İçlerinde orta yolu tutan bir zümre vardır, çoğunun işledikleri ise kötü idi.”



    Eğer bu adamlar Tevrat’ı ve İncil’i ve Rablerinden kendilerine indirilen bu son kitabı, Kur’an’ı ayağa kaldırsalardı, uygulamış olsa-lardı, Allah’ın hayatlarını düzenlemek üzere indirdiği kitaplarını yer-lerde sürünmekten kurtarmış olsalardı. Bir ara bir yerde bir yazı oku-muştum Türkiye’de saygınlıkla alâkalı. En saygısız muamele gören şeyin kitap olduğunu yazıyordu adamın birisi. Yâni yere seriliyordu kitap. Halbuki yerleri süpüren süpürge bile süpürdükten sonra, kulla-nıldıktan sonra şöyle kaldırılıp dik bir vaziyette bir kenara konuyor di-yordu.

    Arkadaşlar, kitabın ayağa kaldırılması göz önünde tutulması, el altında, el üstünde tutulması, ele alınması, ilgilenilmesi, dikkatle ih-timam gösterilmesi demektir. Kitabın ayağa kaldırılması onun fonksi-yonunun icra edilmesi, geliş gâyesine uygun bir şekilde onunla diya-log kurulması demektir. Kitap insanların hayatında ne için var idiyse onun oraya konulması demektir. Yaşanmayan, uygulanmayan, ha-yatta geçerliliği olmayan bir kitabın muhafazasının da mümkün olma-dığını önceki âyetlerde demeye çalışmıştım. Evet keşke onlar kitapla-rını uygulayarak ayağa kaldırmış olsalardı diyor, Rabbimiz. Peki hani hangi İncil ve Tevrat var ki ellerinde bu adamlar onu uygulayacaklar? Arkadaşlar bu ifade öncekilere ait bir ifadedir. Yâni keşke daha önce-leri bu kitapları uygulamış olsalardı böyle olmazlardı. Öyle bir gün geldi ki bozdular o kitapları ve onlarla hükmetmez oldular.



    Keşke onlar Tevrat ve İncil’le amel etmiş olsalardı, bir de Rab-lerinden kendilerine indirilmiş olanlarla amel etmiş olsalardı. Az evvel bununla bu son kitabı anladığımı söylemiştim. Şimdi bir başka ma-naya da gelebileceğini, bir başka şekilde de anlaşılabileceğini söyle-yeyim. Bu ifade bir de Tevrat’tan ve İncil’den işlerine gelmediği için çı-karıp attıkları Allah’ın indirdiği bölümler, âyetler, hükümler anlamına gelebilecektir. Eğer onlarla birlikte, kitaplarının tüm hükümlerini uygu-lamış olsalardı, o hükümlere sarılmış olsalardı elbette kitapları tahrif-ten, unutulup gitmekten korunmuş olacaktı.



    Çünkü uygulanmayan bir kitap, hayatın içinde yaşar olmayan, bilinmeyen hükümler kaybolup gidecek, tahriften kurtulamayacaktır. Bir kitabı, bir hükmü, bir yasayı tahriften, unutulmaktan korumanın yolu onu uygulayarak hayatta canlı tutmaktan geçer. Unutmayın ki ey Müslümanlar sizler kitabınızın bir tek âyetini, bir tek hükmünü bile uy-gulamadan kaldırırsanız kesinlikle bilesiniz ki o unutulmaya, tahrif ol-maya, çürüyüp gitmeye, kaybolup gitmeye, demode olup gitmeye mahkum olacaktır.



    İşte bakın bu yahudiler, bu hıristiyanlar eğer kitaplarını uygu-lasalardı, hayatlarını kitap kaynaklı düzenleme çabası içine girmiş olsalardı o zaman elbette atalarının bozdukları bölümlerde zorlana-caklar ve çareler arayacaklardı, araştırıp soruşturacaklardı. Ve bu sa-mimi arayış onları Allah’ın son kitabı Kur’an’a götürecekti. Yâni şu anda bile gerçekten böyle bir yola girseler aynı şey gerçekleşecektir. Eğer böyle yapmış olsalardı üstlerinden, altlarından, yanlarından, ön-lerinden her yandan nîmetlere boğacaktık onları, buyuruyor Rabbimiz.



    Ama Rabbimiz buyuruyor ki onlardan muktesit bir grup vardır. Yâni bu horlanmalarına, bu lânetlenmelerine rağmen yine de onların içinde orta halli bir ümmet, bir grup vardır buyuruyor Rabbimiz. Den-geyi kuran, dengeli düşünen inananlar vardır. Bunlar bir vakitler Tev-rat’a inanmışlar, İncil’e inanmışlar, samimiyetle kitaplarına bağlan-mışlar, bu kitaplarının delâletiyle yeni bir kitap bekleyişi içine girmişler, yeni bir dini gözlemişler, o dinle, o kitap ve peygamberle karşı karşıya gelince de hemen îman etmişler ona. Ama bu azınlık grubun yanında pek çoğu da kitaba inandık dedikleri halde onun içindekilerden haber-siz yaşamışlar, kötü şeyler yapmışlar. Çoğunluğun bu anlayışı top-luma yansırken azınlığın anlayışı hep cılız kalmış, etkisini göstere-me-miştir.

    67. “Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et, eğer bunu yapmazsan O'nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan korur. Doğrusu Allah kâfirlere yol göstermez.”



    Şimdi de söz peygamber efendimize döndürülerek şereflendiril-mek isteniyor. Rabbimiz peygamberine şereflerin en yü-cesi olan Resullük ifadesiyle hitap buyuruyor. Ey peygamberim, sen onlar inanıyorlar diye değil, onlar kabul edecekler, kabule hazırlar diye değil, onlar muktesit bir ümmet olsunlar diye değil, senin görevin bu olduğu için vahyi onlara ulaştır. Rabbinden sana indirilenleri ek-siksiz bir şekilde onlara ulaştır. Eğer eksiksiz yapmazsan bilesin ki hiç yapmamış, hiç tebliğ etmemiş olursun. Kesinlikle bilesin ki ey pey-gamberim, Allah seni insanlardan koruyacaktır. Sen hiç kimseden çe-kinmeden görevini yerine getir. Şunu da iyi bilesin ki Allah nîmetlerini inkâr edenleri asla hidâyet edip doğru yola ulaştırmaz. Garip bir ifade değil mi? Rabbimiz elçisini insanlardan koruyacağını söyledi, sonra da Allah asla kâfirlere yol göstermez buyurdu.



    Arkadaşlar, burada şöyle bir soru akla geliyor: Acaba Allah’ın Resûlünün böyle bir derdi mi vardı ki Rabbimiz onu uyardı? Yâni acaba Rasulullah Efendimiz Rabbimizin kendisine gönderdiği bu âyetlerden bir kısmını gizlemek, bir kısmını insanlara duyurmamak ni-yetinde miydi ki bu uyarı geliyordu? Böyle bir şeyi düşünemeyiz. Za-ten Rab-bimiz önceki âyetlerinde uyardı onu ve Müslümanları. Kitabın âyetlerinden, hükümlerinden bir tanesinin bile uygulanmaması, yürür-lükten kaldırılması sonucunda kitabın tamamının kaybedildiğini anlattı. Öncekilerin hayatından kesitler sundu. Peygamber Efendimize ve onun şahsında bizlere kitabın hiçbir âyetinin, hiçbir hükmünün gizlen-me-mesi, uygulanmadan kaldırılmaması gerektiğini anlattı. Sonra da buyurdu ki ey peygamberim sen sana indirdiklerimizi tümüyle insan-lara duyur, eğer tam yapmamışsan hiç yapmamış olursun buyurdu. Sonra da buyurdu ki Allah küfredenlere doğru yolu göstermez.



    Anlıyoruz ki peygamberin fonksiyonunu belirleyen Allah’tır. Yer-yüzünde onu dinleyen olsa da olmasa da, kabullenen olsa da ol-masa da o yine kendisine gönderileni insanlara ulaştırmak zorundadır. Hareketlerini insanlara göre ayarlamamalıdır peygamber. Sanki şöyle anlıyoruz: Eğer küfredersen sözü, eğer örtersen bunu, gündeme ge-tirmezsen Allah vahyini ifadesi peygambere ait değildir. Çünkü o gö-revini tam yapacaktı. Öyleyse anlıyoruz ki bu söz bizedir. Eğer şu anda bizler bu görevi yerine getirmezsek, küfredersek, nankörlük edersek, örter, örtbas edersek, Allah’ın gönderdiği âyetlerini içimize gömersek, kafamızda saklarsak kesinlikle yol bulamayacağız, Allah bize yol göstermeyecek, doğruya iletmeyecek, başarıya ulaştırmaya-caktır.

    68. “Ey Kitap ehli! "Tevrat'ı, İncil'i ve Rabbinizden size indirileni gereğince uygulamadıkça bir temeliniz olmaz" de. Andolsun ki Rabbinden sana indirilen, Kur’an onlar-dan çoğunun azgınlık ve küfrünü artırır. Öyleyse kâfirler için tasalanma.”



    Ey ehl-i kitap diyerek bakın Rabbimiz sözü yine onlara çevirdi. Demek ki anlıyoruz ki onların durumları, tavırları anlatılarak peygam-bere ve onun yolunun yolcusu olan bizlere ders veriliyor. Ey peygam-berim ve ey Müslümanlar, onlara bakın da ibret alın. Onlara bakın da sizler de onların düştükleri yanlışlara düşmeyin deniliyor. Tevrat’ı uy-gulamayanların, İncil’i yürürlükten kaldırıp onunla ilişkilerini kesenlerin nasıl ki iraptan mahalleri yoksa, nasıl ki bu halleriyle onlar boş ise, hiçbir değer ifade etmiyorlarsa, eğer sizler de elinizdeki kitabınızı uy-gulamaktan vazgeçer, kitapsız bir hayattan yana olursanız kesinlikle bilesiniz ki sizler de hiçbir şey değilsiniz. Yâni uygulamadığınız, haya-tınızı onunla düzenlemediğiniz, amel etmediğiniz sürece elinizde oku-duğunuz, sarıldığınız bir kitabınızın olması hiçbir mânâ ifade etmeye-cektir. Kitaplarından habersiz bir hayat yaşayanların bizim de bir kita-bımız var diye övünüp sevinmelerinin hiçbir değeri yoktur.

    69. “Doğrusu inananlar, yahudiler, sabiîler ve hıristiyan-lardan Allah'a ve âhiret gününe inanan, yararlı iş ya-pan kimselere korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.”

    İnananlar, bu kitaba inandıklarını iddia edenler, amenu yapan-lar, inancını beyan edenler, bu kitabın, Kur’an’ın mü’mini olduklarını savunanlar, yâni Müslümanlık iddiasında bulunanlar, sonra Hâdû ya-panlar, yahudilik iddiasında bulunanlar, bizler yahudi’yiz diyenler, sonra sabiler, yâni ben Allah’ın diniyle ilgisizim diyenler, Allah dinini reddedip kendilerini, ya da kendilerinden başkalarını putlaştırıp onlara tapınanlar, sonra biz hıristiyanız diyenler var ya işte bunlardan ancak Allah’a ve âhirete îman edenler ve bu îmanlarının gereği olan salih ameller işleyenler, îman kaynaklı bir hayattan yana olanlar kurtula-caklardır. Ben bu konuyu Bakara sûresinin 62. âyetinde etraflıca an-lattım.



    Ancak şu kadarını söyleyip geçiyorum: Öyleyse ister Müslü-manım diyenler, ister ötekiler kim olursa olsun insanların kendi iddi-alarıyla kurtulmaları mümkün olmayacaktır. İşte bu âyetinde Rabbi-mizin özelliklerini saydığı ve onlar kurtuldu dedikleri ancak kurtuluşa ereceklerdir. Kurtuluş yolunu Allah belirlemektedir. Birileri inancını id-dia edebilir. Birileri kurtulduklarını savunabilir. Bunun hiçbir önemi yoktur.



    Öyleyse kurtulanlar ne Müslümanım diyenler, ne yahudi’yim diyenler, ne hıristiyanlık iddiasında bulunanlar, ne şunlar ne bunlardır. Allah’a Allah’ın istediği gibi îman edenler, Allah’tan gelenlere Allah’ın istediği gibi inananlar ve Allah’ın istediği salih amelleri işleyenlerdir. Allah’ın istediği gibi inanıp O’nun istediği gibi bir hayat yaşayanlardır. İşte cennete gidecek olanlar bunlardır.


  4. 01.Nisan.2012, 00:32
    2
    Devamlı Üye



    Alıntı
    "Mâide(*) Sûresi - 64 - Bir de Yahudiler, “Allah’ın eli bağlıdır” dediler Söylediklerinden ötürü kendi elleri bağlansın ve lanete uğrasınlar! Hayır, onun iki eli de açıktır, dilediği gibi verir Andolsun, sana Rabbinden indirilen (Kur’an) onlardan birçoğunun azgınlık ve küfrünü artıracaktır Biz onların arasına kıyamete kadar düşmanlık ve kin saldık Her ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa Allah onu söndürmüştür Onlar yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışırlar Allah bozguncuları sevmez"
    MAİDE SÜRESİ

    64. “Yahudiler, “Allah'ın eli sıkıdır” dediler; dediklerin-den ötürü elleri bağlansın, lânet olsun. Hayır, O'nun iki eli de açıktır, nasıl dilerse sarf eder. Andolsun ki, sana Rabbinden indirilen sözler onların çoğunun azgınlığını ve inkârını artıracaktır. Onların arasına kıyamete kadar sü-recek düşmanlık ve kin saldık. Savaş ateşini ne zaman kö-rükleseler Allah onu söndürür. Yeryüzünde bozgunculuğa koşarlar. Allah bozguncuları sevmez.”



    Sapmış, sapıtmış, vahiyle ilgisi kesilmiş, vahyi unutmuş ve bu-nun tabii neticesi olarak kendilerini tanrılaştırmış olan yahudiler dedi-ler ki Allah’ın eli kapalı, Allah’ın eli sıkı, Allah çok cimridir. Allah çok sıkılaştı, çok cimrileşti de bizden rahmetini esirgeyiverdi dediler. Bize rahmet etmez oluverdi dediler. Tabii burada kast ettikleri bize ekmek, su vermez oldu demek değildir. Vahyi onlardan aldı, peygamberliği, risâleti onlardan aldı ya, liderliği onlardan aldı ya işte buna bozulu-yorlar. Veya hainliklerinden dolayı, Allah’a verdikleri sözlerine ihanet-lerinden dolayı Rabbimiz onların başlarına sıkıntılar, belâlar gönde-rince Allah’ı cimrilikle itham etmeye başladılar.



    Veya burada Allah’ı cimrilikle, sıkılıkla itham eden bu hainler bu sözlerini Müslümanlardan ötürü söylüyorlardı. Sizin Rabbiniz çok cimridir, eğer öyle olmasaydı sizler şu anda böylesine fakirlik ve yok-sulluk içinde olmazdınız. Allah’ın eli sıkı ki siz kullarına ikramda bu-lunmuyor. Medine’de Allah ve Resûlü egemenliğinde müstakil bir ha-yat yaşamaya başlamış Medineli Müslümanların fakr u zaruret içinde olduklarını gören yahudiler böyle diyorlardı. Müslümanların ilk dönem fakirliklerini bahane ederek Allah’a karşı böyle bir saldırıda, böyle bir iftirada bulunuyorlardı. Üstün olmakla, nîmetler içinde yüzmekle haklı-lığı karıştırıp materyalistçe bir anlayışı savunmaya başladılar. Zengin olanlar, varlıklı olanlar üstündür, haklıdır, hak yoldadır, fakir olanlar ise bâtıl yoldadır dediler. Hakla, haklılıkla gücü özdeşleştiren bir mantığı savundular.



    Eğer inandığınız, kulluk ettiğiniz, bizi kendisine çağırdığınız Allah gerçekten sizi beğenmiş olsaydı, sizi haklı görmüş olsaydı, siz-den ve yolunuzdan razı olmuş olsaydı elbette sizi destekler, size yar-dım ederdi, sizi zengin kılardı diyerek materyalistçe bir anlayışı savu-nu-yorlar. Pekiyi Firavun karşısında Mûsâ (a.s) nın durumu neydi? Nem-rut karşısında İbrahim (a.s) öyle miydi? Yâni güçlü kimse haklı odur demekle sahiplendiğiniz o peygamberleri reddetmiş olmuyor mu-su-nuz?



    Hayır hayır, Allah cimrileşmedi, Allah’ın eli her zaman açıktır, asıl onların eli cimrileşti, asıl onlar işi bozdular. Onlar Allah’la, vahiyle, peygamberle ilgiyi kestiler, Allah’ın diniyle ilgi kurmaktan el çektiler. Ve bu sözleri de onların lânetlenmelerine, Allah’ın lânetine maruz kalmalarına sebep oldu. Allah çok cömerttir. Allah neler neler vermedi ki onlara? Çekemedikleri, kıskançlıklarından kudurdukları İsmail oğullarına bir tek Muhammed (a.s)’ı vermişse İsrâil oğullarına, kendi-lerine nice peygamberler göndermiştir Allah.



    Yakub’u verdi, Yusuf’u verdi, Mûsâ’yı, Harun’u, Zekeriya’yı, Yahya’yı, Dâvûd’u, Süleyman’ı, Mûsâ’yı, Îsâ’yı verdi Rabbimiz onlara. Ne yapıyor bu adamlar? Ne demeye çalışıyorlar? Ne vermedi Allah onlara? Göz mü vermedi? Kulak mı vermedi? Hava, su mu vermedi? Akıl, fikir mi vermedi? Arz-ı Mev’ûd’u mu vermedi bu hainlere? Hayır hayır Allah dilediğine dilediğini lütfeder. Kime neyi vereceğini kimseye sormaz O. Kimse O’na yol gösteremez, kimse O’na akıl veremez, kimse şartlandıramaz O’nu.



    Andolsun ki peygamberim, sana verdiklerimiz, Rabbinden sana indirilenler onların tuğyanlarını, azgınlıklarını daha da artıracak-tır. Sana verilen nîmetler onların küstahlıklarını artırdıkça artıracaktır. Sana az verirken Allah’ı cimrilikle suçlayan bu insanlar, çok verirken de küstahlaşacaklar. Yâni sana az verilirken Allah’ı cimrilikle suçlayan bu insanlar seni düşündüklerinden değildir. Çünkü eğer öyle olsaydı sana çok verilince buna sevinmeleri gerekecekti. Yâni zayıflık döne-minde sana inanmayan bu insanlar güçlülük döneminde de inanma-yacaklardır. Zayıflık döneminde zayıflığından dolayı senin haksızlığına hükmeden bu adamlar güçlülük döneminde haklı kabul etmeyecekler.



    Öyleyse mesele hakkın, haklılığın güçlülük ya da zayıflıkla il-gisi yoktur. Mesele insanların bakışının bozukluğundadır diyor Rab-bimiz. Bunlar başka değil Allah’ın lânetine uğramış kimselerdir. Al-lah’ın lâneti bir kulun Allah’a karşı istenmeyen bir konumda olması-dır. Bir kişi Allah’ın lânetine maruz kaldı mı o istenmeyen bir konum-dadır. Allah’ın istemediği bir konumda olan kişi de sıfırı değil kendisini bile bitirmiştir, tüketmiştir.



    Öyleyse ey peygamberim, sen bırak bu sıfırı tüketmişleri, sen boş ver onların bu bozuk düzen tavırlarını da Rabbine teslim ol. Sen takma onları kafana da Allah’ın istediği gibi yoluna devam et. Biz onla-rın arasına kıyamete kadar sürecek bir kin, bir nefret, bir düşmanlık koymuşuzdur. Onlar bu halleriyle hep hakikate kin duyacaklar, hakka düşmanlık duyacaklardır. Kinlerini din edinmiştir o hainler. Allah da onların bu tercihlerini onaylayıvermiştir.

    65. “Şâyet kitap ehli inanıp karşı gelmekten sakınsalardı, kötülüklerini örterdik ve onları nîmet cennetlerine koyar-dık.”



    Evet Rabbimiz kitap ehlinin yanlışlarını anlatıyor, sapaklarını or-taya koyuyor, arkasından da rahmeti ve merhameti gereği onları tekrar tekrar uyarıyor. Ne olurdu şu ehl-i kitap îman ediverselerdi. Ne olurdu bu adamlar Allah’a Allah’ın istediği gibi îman ediverseler ve de muttaki davranıverselerdi. Allah’ın koruması altına girip hayatlarını Onun için yaşayıverselerdi. Keşke yollarını Allah’la buluverselerdi. Sadece inandım demekle işi bitirmeyip, inanmakla beraber inandıkları Allah’ın istediği bir hayata yöneliverselerdi. Keşke onlar kendi kitapla-rına Allah’ın istediği gibi îman etmiş olsalardı. Keşke kendi kitaplarına îman iddialarında samimi olsalardı elbette bu îman onları aynı kay-naktan gelen şu kitaba da îmana götürecekti. Çünkü işte kendi kitap-larına samimiyetle inananlar bu son kitaba da îman ettiler.Eğer böyle yapsalardı Biz kesinlikle onların seyyiatlerini örtüverir, kusurlarını sili-verir, geçmişte işledikleri günahlarını sıfırlayıverirdik. Sonra da onları naîm cennetlerine, nîmet cennetlerine katıverirdik.



    Görüyor musunuz? Geçmişte ne yaparlarsa yapsınlar, nasıl bir hayat yaşamış olurlarsa olsunlar îman edip Allah için bir hayat yaşa-maya yöneldikleri andan itibaren insanlar için tevbe kapılarının açık olduğunu beyan ediyor, genel bir af ilân ediyor Rabbimiz. Bu bizim için de geçerlidir tabii. Farz edin ki bugüne kadar Allah’tan, kitabından, vahyinden, elçisinden habersiz bir hayat yaşadık. Tevbe edip, böyle vahiysiz bir hayattan vazgeçip Rabbimize kulluğa dönüverdiğimiz an-dan itibaren kesinlikle bilelim ki bu bizim suçlu kabul edilmemiz değil ödüllendirilmemize vesile olacaktır. Yâni niye bir vakitler şöyle şöyle yaptınız diye cezalandırmak yerine mükafatlandırıyor Rabbimiz. Ne kadar merhametlidir Rabbimiz değil mi?

    66. “Eğer onlar Tevrat'ı, İncil'i ve Rablerinden kendilerine indirilen Kur’an'ı gereğince uygulasalardı, her yönden nîmete ermiş olurlardı. İçlerinde orta yolu tutan bir zümre vardır, çoğunun işledikleri ise kötü idi.”



    Eğer bu adamlar Tevrat’ı ve İncil’i ve Rablerinden kendilerine indirilen bu son kitabı, Kur’an’ı ayağa kaldırsalardı, uygulamış olsa-lardı, Allah’ın hayatlarını düzenlemek üzere indirdiği kitaplarını yer-lerde sürünmekten kurtarmış olsalardı. Bir ara bir yerde bir yazı oku-muştum Türkiye’de saygınlıkla alâkalı. En saygısız muamele gören şeyin kitap olduğunu yazıyordu adamın birisi. Yâni yere seriliyordu kitap. Halbuki yerleri süpüren süpürge bile süpürdükten sonra, kulla-nıldıktan sonra şöyle kaldırılıp dik bir vaziyette bir kenara konuyor di-yordu.

    Arkadaşlar, kitabın ayağa kaldırılması göz önünde tutulması, el altında, el üstünde tutulması, ele alınması, ilgilenilmesi, dikkatle ih-timam gösterilmesi demektir. Kitabın ayağa kaldırılması onun fonksi-yonunun icra edilmesi, geliş gâyesine uygun bir şekilde onunla diya-log kurulması demektir. Kitap insanların hayatında ne için var idiyse onun oraya konulması demektir. Yaşanmayan, uygulanmayan, ha-yatta geçerliliği olmayan bir kitabın muhafazasının da mümkün olma-dığını önceki âyetlerde demeye çalışmıştım. Evet keşke onlar kitapla-rını uygulayarak ayağa kaldırmış olsalardı diyor, Rabbimiz. Peki hani hangi İncil ve Tevrat var ki ellerinde bu adamlar onu uygulayacaklar? Arkadaşlar bu ifade öncekilere ait bir ifadedir. Yâni keşke daha önce-leri bu kitapları uygulamış olsalardı böyle olmazlardı. Öyle bir gün geldi ki bozdular o kitapları ve onlarla hükmetmez oldular.



    Keşke onlar Tevrat ve İncil’le amel etmiş olsalardı, bir de Rab-lerinden kendilerine indirilmiş olanlarla amel etmiş olsalardı. Az evvel bununla bu son kitabı anladığımı söylemiştim. Şimdi bir başka ma-naya da gelebileceğini, bir başka şekilde de anlaşılabileceğini söyle-yeyim. Bu ifade bir de Tevrat’tan ve İncil’den işlerine gelmediği için çı-karıp attıkları Allah’ın indirdiği bölümler, âyetler, hükümler anlamına gelebilecektir. Eğer onlarla birlikte, kitaplarının tüm hükümlerini uygu-lamış olsalardı, o hükümlere sarılmış olsalardı elbette kitapları tahrif-ten, unutulup gitmekten korunmuş olacaktı.



    Çünkü uygulanmayan bir kitap, hayatın içinde yaşar olmayan, bilinmeyen hükümler kaybolup gidecek, tahriften kurtulamayacaktır. Bir kitabı, bir hükmü, bir yasayı tahriften, unutulmaktan korumanın yolu onu uygulayarak hayatta canlı tutmaktan geçer. Unutmayın ki ey Müslümanlar sizler kitabınızın bir tek âyetini, bir tek hükmünü bile uy-gulamadan kaldırırsanız kesinlikle bilesiniz ki o unutulmaya, tahrif ol-maya, çürüyüp gitmeye, kaybolup gitmeye, demode olup gitmeye mahkum olacaktır.



    İşte bakın bu yahudiler, bu hıristiyanlar eğer kitaplarını uygu-lasalardı, hayatlarını kitap kaynaklı düzenleme çabası içine girmiş olsalardı o zaman elbette atalarının bozdukları bölümlerde zorlana-caklar ve çareler arayacaklardı, araştırıp soruşturacaklardı. Ve bu sa-mimi arayış onları Allah’ın son kitabı Kur’an’a götürecekti. Yâni şu anda bile gerçekten böyle bir yola girseler aynı şey gerçekleşecektir. Eğer böyle yapmış olsalardı üstlerinden, altlarından, yanlarından, ön-lerinden her yandan nîmetlere boğacaktık onları, buyuruyor Rabbimiz.



    Ama Rabbimiz buyuruyor ki onlardan muktesit bir grup vardır. Yâni bu horlanmalarına, bu lânetlenmelerine rağmen yine de onların içinde orta halli bir ümmet, bir grup vardır buyuruyor Rabbimiz. Den-geyi kuran, dengeli düşünen inananlar vardır. Bunlar bir vakitler Tev-rat’a inanmışlar, İncil’e inanmışlar, samimiyetle kitaplarına bağlan-mışlar, bu kitaplarının delâletiyle yeni bir kitap bekleyişi içine girmişler, yeni bir dini gözlemişler, o dinle, o kitap ve peygamberle karşı karşıya gelince de hemen îman etmişler ona. Ama bu azınlık grubun yanında pek çoğu da kitaba inandık dedikleri halde onun içindekilerden haber-siz yaşamışlar, kötü şeyler yapmışlar. Çoğunluğun bu anlayışı top-luma yansırken azınlığın anlayışı hep cılız kalmış, etkisini göstere-me-miştir.

    67. “Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et, eğer bunu yapmazsan O'nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan korur. Doğrusu Allah kâfirlere yol göstermez.”



    Şimdi de söz peygamber efendimize döndürülerek şereflendiril-mek isteniyor. Rabbimiz peygamberine şereflerin en yü-cesi olan Resullük ifadesiyle hitap buyuruyor. Ey peygamberim, sen onlar inanıyorlar diye değil, onlar kabul edecekler, kabule hazırlar diye değil, onlar muktesit bir ümmet olsunlar diye değil, senin görevin bu olduğu için vahyi onlara ulaştır. Rabbinden sana indirilenleri ek-siksiz bir şekilde onlara ulaştır. Eğer eksiksiz yapmazsan bilesin ki hiç yapmamış, hiç tebliğ etmemiş olursun. Kesinlikle bilesin ki ey pey-gamberim, Allah seni insanlardan koruyacaktır. Sen hiç kimseden çe-kinmeden görevini yerine getir. Şunu da iyi bilesin ki Allah nîmetlerini inkâr edenleri asla hidâyet edip doğru yola ulaştırmaz. Garip bir ifade değil mi? Rabbimiz elçisini insanlardan koruyacağını söyledi, sonra da Allah asla kâfirlere yol göstermez buyurdu.



    Arkadaşlar, burada şöyle bir soru akla geliyor: Acaba Allah’ın Resûlünün böyle bir derdi mi vardı ki Rabbimiz onu uyardı? Yâni acaba Rasulullah Efendimiz Rabbimizin kendisine gönderdiği bu âyetlerden bir kısmını gizlemek, bir kısmını insanlara duyurmamak ni-yetinde miydi ki bu uyarı geliyordu? Böyle bir şeyi düşünemeyiz. Za-ten Rab-bimiz önceki âyetlerinde uyardı onu ve Müslümanları. Kitabın âyetlerinden, hükümlerinden bir tanesinin bile uygulanmaması, yürür-lükten kaldırılması sonucunda kitabın tamamının kaybedildiğini anlattı. Öncekilerin hayatından kesitler sundu. Peygamber Efendimize ve onun şahsında bizlere kitabın hiçbir âyetinin, hiçbir hükmünün gizlen-me-mesi, uygulanmadan kaldırılmaması gerektiğini anlattı. Sonra da buyurdu ki ey peygamberim sen sana indirdiklerimizi tümüyle insan-lara duyur, eğer tam yapmamışsan hiç yapmamış olursun buyurdu. Sonra da buyurdu ki Allah küfredenlere doğru yolu göstermez.



    Anlıyoruz ki peygamberin fonksiyonunu belirleyen Allah’tır. Yer-yüzünde onu dinleyen olsa da olmasa da, kabullenen olsa da ol-masa da o yine kendisine gönderileni insanlara ulaştırmak zorundadır. Hareketlerini insanlara göre ayarlamamalıdır peygamber. Sanki şöyle anlıyoruz: Eğer küfredersen sözü, eğer örtersen bunu, gündeme ge-tirmezsen Allah vahyini ifadesi peygambere ait değildir. Çünkü o gö-revini tam yapacaktı. Öyleyse anlıyoruz ki bu söz bizedir. Eğer şu anda bizler bu görevi yerine getirmezsek, küfredersek, nankörlük edersek, örter, örtbas edersek, Allah’ın gönderdiği âyetlerini içimize gömersek, kafamızda saklarsak kesinlikle yol bulamayacağız, Allah bize yol göstermeyecek, doğruya iletmeyecek, başarıya ulaştırmaya-caktır.

    68. “Ey Kitap ehli! "Tevrat'ı, İncil'i ve Rabbinizden size indirileni gereğince uygulamadıkça bir temeliniz olmaz" de. Andolsun ki Rabbinden sana indirilen, Kur’an onlar-dan çoğunun azgınlık ve küfrünü artırır. Öyleyse kâfirler için tasalanma.”



    Ey ehl-i kitap diyerek bakın Rabbimiz sözü yine onlara çevirdi. Demek ki anlıyoruz ki onların durumları, tavırları anlatılarak peygam-bere ve onun yolunun yolcusu olan bizlere ders veriliyor. Ey peygam-berim ve ey Müslümanlar, onlara bakın da ibret alın. Onlara bakın da sizler de onların düştükleri yanlışlara düşmeyin deniliyor. Tevrat’ı uy-gulamayanların, İncil’i yürürlükten kaldırıp onunla ilişkilerini kesenlerin nasıl ki iraptan mahalleri yoksa, nasıl ki bu halleriyle onlar boş ise, hiçbir değer ifade etmiyorlarsa, eğer sizler de elinizdeki kitabınızı uy-gulamaktan vazgeçer, kitapsız bir hayattan yana olursanız kesinlikle bilesiniz ki sizler de hiçbir şey değilsiniz. Yâni uygulamadığınız, haya-tınızı onunla düzenlemediğiniz, amel etmediğiniz sürece elinizde oku-duğunuz, sarıldığınız bir kitabınızın olması hiçbir mânâ ifade etmeye-cektir. Kitaplarından habersiz bir hayat yaşayanların bizim de bir kita-bımız var diye övünüp sevinmelerinin hiçbir değeri yoktur.

    69. “Doğrusu inananlar, yahudiler, sabiîler ve hıristiyan-lardan Allah'a ve âhiret gününe inanan, yararlı iş ya-pan kimselere korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.”

    İnananlar, bu kitaba inandıklarını iddia edenler, amenu yapan-lar, inancını beyan edenler, bu kitabın, Kur’an’ın mü’mini olduklarını savunanlar, yâni Müslümanlık iddiasında bulunanlar, sonra Hâdû ya-panlar, yahudilik iddiasında bulunanlar, bizler yahudi’yiz diyenler, sonra sabiler, yâni ben Allah’ın diniyle ilgisizim diyenler, Allah dinini reddedip kendilerini, ya da kendilerinden başkalarını putlaştırıp onlara tapınanlar, sonra biz hıristiyanız diyenler var ya işte bunlardan ancak Allah’a ve âhirete îman edenler ve bu îmanlarının gereği olan salih ameller işleyenler, îman kaynaklı bir hayattan yana olanlar kurtula-caklardır. Ben bu konuyu Bakara sûresinin 62. âyetinde etraflıca an-lattım.



    Ancak şu kadarını söyleyip geçiyorum: Öyleyse ister Müslü-manım diyenler, ister ötekiler kim olursa olsun insanların kendi iddi-alarıyla kurtulmaları mümkün olmayacaktır. İşte bu âyetinde Rabbi-mizin özelliklerini saydığı ve onlar kurtuldu dedikleri ancak kurtuluşa ereceklerdir. Kurtuluş yolunu Allah belirlemektedir. Birileri inancını id-dia edebilir. Birileri kurtulduklarını savunabilir. Bunun hiçbir önemi yoktur.



    Öyleyse kurtulanlar ne Müslümanım diyenler, ne yahudi’yim diyenler, ne hıristiyanlık iddiasında bulunanlar, ne şunlar ne bunlardır. Allah’a Allah’ın istediği gibi îman edenler, Allah’tan gelenlere Allah’ın istediği gibi inananlar ve Allah’ın istediği salih amelleri işleyenlerdir. Allah’ın istediği gibi inanıp O’nun istediği gibi bir hayat yaşayanlardır. İşte cennete gidecek olanlar bunlardır.


  5. 01.Nisan.2012, 12:02
    3
    @mir
    âb ü kil

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Ağustos.2009
    Üye No: 49589
    Mesaj Sayısı: 3,358
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 36
    Yaş: 43
    Bulunduğu yer: Dârü'l-İmtihân

    Cevap: Gerçek Yahudi ve Hristiyanlar cennete girecekler mi ?

    Micrososft Nickli Üyeden Alıntı
    "Bakara(*) Sûresi - 62 - Şüphesiz, inananlar (Müslümanlar) ile, Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sâbiîlerden13 (her bir grubun kendi şeriatında) “Allah’a ve ahiret gününe inanan ve salih ameller işleyenler için Rableri katında mükafat vardır; onlar korkuya uğramayacaklar, mahzun da olmayacaklardır” (diye hükmedilmiştir).14"

    Son zamanlarda birileri bu ayeti çarpıtarak
    Allah'a ve ahiret gününe inanan
    ve salih amel işleyen herkesin cennete gideceğini savunmaya başladı
    halbuki bakın Allah'a iman ne demekmiş:

    Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- de, Abdulkays heyetinin hadisinde îmânın tamamını şöyle açıklamıştır:



    “Size, yalnızca Allah'a îmân etmenizi emrediyorum. Yalnızca Allah'a îmân etmek ne demektir, biliyor musunuz? Onlar: Allah ve Rasûlü daha iyi bilirler, dediler. Buyurdu ki: Allah'tan başka hakkıyla ibâdete lâyık hiçbir ilahın olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın elçisi olduğuna şahâdet etmek, namaz kılmak, zekat vermek, oruç tutmak ve ganimetten beşte bir vermeniz."Buhârî (53) ve Müslim (17)

    [ Tam da burada kuru kuruya “Allah’a inandım.” demenin yeterli olup olmadığı ile ilgili olarak 29-Ankebut-2- İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece "İman ettik" demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar? ayetini de zikredebiliriz. Kısaca Ahmet Kalkan’ın deyimi ile: Güneşten ısı, çiçekten koku saçıldığı gibi, imandan da ameller saçılmalıdır. Zira iman, meyvesiz, kurumuş, çürümüş, kütük olmuş bir ağaç değildir. ]


  6. 01.Nisan.2012, 12:02
    3
    âb ü kil
    Micrososft Nickli Üyeden Alıntı
    "Bakara(*) Sûresi - 62 - Şüphesiz, inananlar (Müslümanlar) ile, Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sâbiîlerden13 (her bir grubun kendi şeriatında) “Allah’a ve ahiret gününe inanan ve salih ameller işleyenler için Rableri katında mükafat vardır; onlar korkuya uğramayacaklar, mahzun da olmayacaklardır” (diye hükmedilmiştir).14"

    Son zamanlarda birileri bu ayeti çarpıtarak
    Allah'a ve ahiret gününe inanan
    ve salih amel işleyen herkesin cennete gideceğini savunmaya başladı
    halbuki bakın Allah'a iman ne demekmiş:

    Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- de, Abdulkays heyetinin hadisinde îmânın tamamını şöyle açıklamıştır:



    “Size, yalnızca Allah'a îmân etmenizi emrediyorum. Yalnızca Allah'a îmân etmek ne demektir, biliyor musunuz? Onlar: Allah ve Rasûlü daha iyi bilirler, dediler. Buyurdu ki: Allah'tan başka hakkıyla ibâdete lâyık hiçbir ilahın olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın elçisi olduğuna şahâdet etmek, namaz kılmak, zekat vermek, oruç tutmak ve ganimetten beşte bir vermeniz."Buhârî (53) ve Müslim (17)

    [ Tam da burada kuru kuruya “Allah’a inandım.” demenin yeterli olup olmadığı ile ilgili olarak 29-Ankebut-2- İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece "İman ettik" demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar? ayetini de zikredebiliriz. Kısaca Ahmet Kalkan’ın deyimi ile: Güneşten ısı, çiçekten koku saçıldığı gibi, imandan da ameller saçılmalıdır. Zira iman, meyvesiz, kurumuş, çürümüş, kütük olmuş bir ağaç değildir. ]


  7. 04.Nisan.2012, 17:35
    4
    Ercan
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 04.Temmuz.2011
    Üye No: 88468
    Mesaj Sayısı: 3,121
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 33
    Bulunduğu yer: Gaziantep

    Cevap: Gerçek Yahudi ve Hristiyanlar cennete girecekler mi ?

    Alıntı
    "Bakara(*) Sûresi - 62 - Şüphesiz, inananlar (Müslümanlar) ile, Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sâbiîlerden13 (her bir grubun kendi şeriatında) “Allah’a ve ahiret gününe inanan ve salih ameller işleyenler için Rableri katında mükafat vardır; onlar korkuya uğramayacaklar, mahzun da olmayacaklardır” (diye hükmedilmiştir).14"
    Bu dediğiniz Hz. İsa'nın hristiyanlığı yaydığı zamanla ilgilidir. Daha hiç bozulmamış olan hristiyanlık. O zaman zaten İslam dini yoktu. İslam dini ile diğer dinlerin hükümleri kaldırılmıştır.



  8. 04.Nisan.2012, 17:35
    4
    Devamlı Üye
    Alıntı
    "Bakara(*) Sûresi - 62 - Şüphesiz, inananlar (Müslümanlar) ile, Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sâbiîlerden13 (her bir grubun kendi şeriatında) “Allah’a ve ahiret gününe inanan ve salih ameller işleyenler için Rableri katında mükafat vardır; onlar korkuya uğramayacaklar, mahzun da olmayacaklardır” (diye hükmedilmiştir).14"
    Bu dediğiniz Hz. İsa'nın hristiyanlığı yaydığı zamanla ilgilidir. Daha hiç bozulmamış olan hristiyanlık. O zaman zaten İslam dini yoktu. İslam dini ile diğer dinlerin hükümleri kaldırılmıştır.






+ Yorum Gönder