Konusunu Oylayın.: Siz sorun cevap vereyim.

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 8 kişi
Siz sorun cevap vereyim.
  1. 31.Ağustos.2007, 19:10
    109
    mumsema
    Administrator

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Ocak.2007
    Üye No: 1
    Mesaj Sayısı: 10,075
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: Türkiye

    --->: Sorun cevap vereyim

    reklam


    seymen Nickli Üyeden Alıntı
    esselamun aleykum

    soracağım soru bıraz acayıp kacabılır dınımızde yıldız kaymasına ne derız ...Bir cok insan görürüm yıldız kayınca dua ederler bu doğru bırşey mı ?sonucta herzaman dua ederız...umarın sorumu anlatabılmışımdır.
    Yıldızlar gökyüzünün süsüdür, yol göstericidir, (Allah tarafından) şeytanı taşlamak içindir [taşlama şeklini bilemeyiz tabi]

    bize bildirilen bilgiler bunlar seymen kardeşim. Yıldız kayarken dua etmek ise batıl bir inançtır.
    Ali sağir hocamın tefsirinden Mülk süresi 6. ayetin tefsirini aynen kopyalıyorum:

    5. “Andolsun ki, yakın göğü kandillerle donattık, onlarla şeytanların taşlanmasını sağladık ve şeytanlara çılgın alev azabını hazırladık.”

    Dünya semâsını kandillerle donattık, diyor Rabbimiz. Dünya semâsı, dünyanın semâsı. Dünya, denâet demektir. Alçak, alçaklık anlamina gelir. Öyleyse şöyle diyebiliriz: Alçak semâ, yani dünyaya yakın olan semâ veya dünyadan sezilen, dünyadan fark edilen, dünyadan anlaşılan semâ mânâsına dünyanın semâsı. Bunun ikisi de mümkündür. "Semae'd-dünya" ifadesiyle, üzerindeki yıldız ve geze-genleri vasıtasız olarak görebildiğimiz gökyüzü kast olunmaktadır. O-nun ötesi ancak araçlar yardımı ile görülebilirken daha ötesi araçların yardımıyla dahi görülemez.

    İşte bu dünya semâsını, dünyaya en yakın olan, dünyadan hissedilebilen, görülebilen semâyı misbahlarla, kandillerle süsledik, donattık, diyor Rabbimiz. Bu yediden biri de anlaşılabilir. Yani yedi se-mâdan biri olan dünyaya en yakın olanını yıldızlarla donatıp süsledik. Yıldızlarla donatılan bu semâ birinci semâdır, onun üstünde geri kalan semâvât vardır, onun üstünde kürsî vardır, onun üstünde arş vardır ki artık bunlar bizim ulaşabileceğimizin ötesidir. Çünkü artık zaman da, mekân da bitmiştir.

    Bunu şöyle açıklayabiliriz: İnsan için rakamların yan yana gel-mesi sayı değildir. Yani sayılar sonsuz değildir. Meselâ bir desek ve yanına iki sıfır koysak yüz olur. Üç sıfır koysak bin olur. Ama bir raka-mının yanına yüz tane, iki yüz tane sıfır koysak, dünyayı on defa dola-şacak kadar sıfır koyduk mu rakam değildir o artık. Ona rakam den-mez, şekil denir. Sayı benim bildiğim okunabilen noktada biter. Yani ne kadarını okuyabiliyorum işte o noktada biter. İşte mekân da böyledir. Mekân da bizim düşüncemizin, düşünebileceğimizin ötesine çıktı mı, bitmiştir artık. Orada mekân bitmiştir. Ne o? Neliğini bilmem ki! Bilmemiz gerekir mi? Allah en iyisini bilir ama gerekmez. Düşünmemiz, kavramamız, anlamamız, Allah’a teslim olmamız için bir nişane bilmemiz gerekir bu işi. Zira gökyüzü Allah’ın âyetlerinden bir âyettir.

    Rabbimiz buyuruyor ki, biz semâyı misbahlarla, kandillerle süsledik. Buradaki misbahlardan kasıt yıldızlar ve gök cisimleridir.

    Kur’an-ı Kerîm’de Rabbimiz yıldızların üç fonksiyonundan söz eder. Ya da İbni Abbas efendimizin de ifadesine göre yıldızlar hakkın-da şu üç sözün dışında söz söylemek ve yorumda bulunmak caiz de-ğildir.

    1- Gökyüzünün, semânın süsüdür bunlar. İşte Mülk sûresinin bu âyeti bunu anlatır:
    “Andolsun ki, yakın göğü kandillerle donattık, onlarla şeytanların taşlanmasını sağladık ve şeytanlara çılgın alev azabını hazırladık.”
    (Mülk 5)

    Demek ki bu yıldızların bir görevi, gökyüzünün süsü ve ziyneti olmaktır.

    2- Bir de yine aynı âyetin devamında ifade edildiğine göre, Al-lah, bu yıldızları şeytanlar için bir atma, bir recm konusu yapmıştır. Bu yıldızların ikinci görevleri de şeytanlar için rucûm olmalarıdır. Cin sûresinde de ifade edildiği gibi, şeytanlar Rasûlullah'ın risâletinden sonra artık gökyüzünde dinleme yerine gidip dinleyemez olmuşlardır. Al-lah semânın haberlerini dinlemek ve o haberleri yerdekilere yetiştirerek insanların imanlarını bozmak isteyen şeytanlara karşı semânın haberlerini korumak ve onlara ateş azabını tattırmak için bir atma ko-nusu yapmıştır. Şeytanlar artık anladılar ki ne zaman dinleme mak----- gelseler, ne zaman melekleri dinlemek için fırsat kollasalar, ken-dilerini bekleyen bir bekçi, bir şihap kendilerini bir ateş, kıvılcım gibi sarıyordu hemen ve işlerini bitiriyordu. Yani bekçiler vardı, dinletmi-yordu onları.

    3- En’âm sûresinde anlatıldığı gibi, Rabbimiz, onları karanın ve denizin karanlıklarında yol bulalım diye kılavuz olarak yaratmıştır.

    “O, yıldızları kara ve denizin karanlıklarında yol bulasınız diye sizin için var edendir. Bilen millet için âyetleri uzun uzadıya açıkladık.”
    (En’âm 97)

    Rabbimiz, çok yakın çevremizden bir âyet olarak semâmızın simâsını süsleyen o yıldızları, karanın ve denizin karanlıklarında yol bulalım, uçsuz bucaksız çöllerde ve okyanuslarda yönümüzü tayin edebilelim diye yaratmıştır. Bizlerin karanlıklar içinde yolumuzu şaşırıp bocalamanızı istemediği için bu yıldızları yaratmıştır.

    Ya da Allah onları bizim hidâyetimiz, bizim yol bulmamız için yaratmıştır. Rabbimizin bu ve benzeri âyetlerine bakarak imana ulaşalım, yakîni elde edelim, Rabbimizin büyüklüğünü, kudretini anlayalım da, O’na O’nun istediği biçimde iman edelim. Rabbimizin rubûbi-yetini ve ulûhiyetini anlayalım da, sadece kendisine kulluk edelim diye yaratılmıştır bunlar. İşte yıldızlarla alakalı bildiğimiz, bileceğimiz bunlardır. Bunun dışında bileceğimiz hiçbir şey yoktur.
    Yıldızlar, şeytanlara atma konusuymuş. Şeklini bilmiyoruz. Ya-ni acaba yıldızdan bir parça mı atılıyor? Yoksa yıldızın kendisi mi atılıyor? Bunu bilmiyoruz. Ama şunu biliyoruz, şeytanlar semâdan duydukları bu kırıntı haberleri artık yeryüzüne getiremez olmuşlar. Peki önceden gökyüzünden alınan bu haberler yeryüzüne geliyordu da, onlar hâlâ devam ediyor olamaz mı? Rasûlullah Efendimiz bu konu-da şöyle buyurur: “Cinler aldıkları habere kendilerinden beş yüz de yalan katar ve öylece insanlara ulaştırırlar.”


  2. 31.Ağustos.2007, 19:10
    109
    Administrator
    reklam


    seymen Nickli Üyeden Alıntı
    esselamun aleykum

    soracağım soru bıraz acayıp kacabılır dınımızde yıldız kaymasına ne derız ...Bir cok insan görürüm yıldız kayınca dua ederler bu doğru bırşey mı ?sonucta herzaman dua ederız...umarın sorumu anlatabılmışımdır.
    Yıldızlar gökyüzünün süsüdür, yol göstericidir, (Allah tarafından) şeytanı taşlamak içindir [taşlama şeklini bilemeyiz tabi]

    bize bildirilen bilgiler bunlar seymen kardeşim. Yıldız kayarken dua etmek ise batıl bir inançtır.
    Ali sağir hocamın tefsirinden Mülk süresi 6. ayetin tefsirini aynen kopyalıyorum:

    5. “Andolsun ki, yakın göğü kandillerle donattık, onlarla şeytanların taşlanmasını sağladık ve şeytanlara çılgın alev azabını hazırladık.”

    Dünya semâsını kandillerle donattık, diyor Rabbimiz. Dünya semâsı, dünyanın semâsı. Dünya, denâet demektir. Alçak, alçaklık anlamina gelir. Öyleyse şöyle diyebiliriz: Alçak semâ, yani dünyaya yakın olan semâ veya dünyadan sezilen, dünyadan fark edilen, dünyadan anlaşılan semâ mânâsına dünyanın semâsı. Bunun ikisi de mümkündür. "Semae'd-dünya" ifadesiyle, üzerindeki yıldız ve geze-genleri vasıtasız olarak görebildiğimiz gökyüzü kast olunmaktadır. O-nun ötesi ancak araçlar yardımı ile görülebilirken daha ötesi araçların yardımıyla dahi görülemez.

    İşte bu dünya semâsını, dünyaya en yakın olan, dünyadan hissedilebilen, görülebilen semâyı misbahlarla, kandillerle süsledik, donattık, diyor Rabbimiz. Bu yediden biri de anlaşılabilir. Yani yedi se-mâdan biri olan dünyaya en yakın olanını yıldızlarla donatıp süsledik. Yıldızlarla donatılan bu semâ birinci semâdır, onun üstünde geri kalan semâvât vardır, onun üstünde kürsî vardır, onun üstünde arş vardır ki artık bunlar bizim ulaşabileceğimizin ötesidir. Çünkü artık zaman da, mekân da bitmiştir.

    Bunu şöyle açıklayabiliriz: İnsan için rakamların yan yana gel-mesi sayı değildir. Yani sayılar sonsuz değildir. Meselâ bir desek ve yanına iki sıfır koysak yüz olur. Üç sıfır koysak bin olur. Ama bir raka-mının yanına yüz tane, iki yüz tane sıfır koysak, dünyayı on defa dola-şacak kadar sıfır koyduk mu rakam değildir o artık. Ona rakam den-mez, şekil denir. Sayı benim bildiğim okunabilen noktada biter. Yani ne kadarını okuyabiliyorum işte o noktada biter. İşte mekân da böyledir. Mekân da bizim düşüncemizin, düşünebileceğimizin ötesine çıktı mı, bitmiştir artık. Orada mekân bitmiştir. Ne o? Neliğini bilmem ki! Bilmemiz gerekir mi? Allah en iyisini bilir ama gerekmez. Düşünmemiz, kavramamız, anlamamız, Allah’a teslim olmamız için bir nişane bilmemiz gerekir bu işi. Zira gökyüzü Allah’ın âyetlerinden bir âyettir.

    Rabbimiz buyuruyor ki, biz semâyı misbahlarla, kandillerle süsledik. Buradaki misbahlardan kasıt yıldızlar ve gök cisimleridir.

    Kur’an-ı Kerîm’de Rabbimiz yıldızların üç fonksiyonundan söz eder. Ya da İbni Abbas efendimizin de ifadesine göre yıldızlar hakkın-da şu üç sözün dışında söz söylemek ve yorumda bulunmak caiz de-ğildir.

    1- Gökyüzünün, semânın süsüdür bunlar. İşte Mülk sûresinin bu âyeti bunu anlatır:
    “Andolsun ki, yakın göğü kandillerle donattık, onlarla şeytanların taşlanmasını sağladık ve şeytanlara çılgın alev azabını hazırladık.”
    (Mülk 5)

    Demek ki bu yıldızların bir görevi, gökyüzünün süsü ve ziyneti olmaktır.

    2- Bir de yine aynı âyetin devamında ifade edildiğine göre, Al-lah, bu yıldızları şeytanlar için bir atma, bir recm konusu yapmıştır. Bu yıldızların ikinci görevleri de şeytanlar için rucûm olmalarıdır. Cin sûresinde de ifade edildiği gibi, şeytanlar Rasûlullah'ın risâletinden sonra artık gökyüzünde dinleme yerine gidip dinleyemez olmuşlardır. Al-lah semânın haberlerini dinlemek ve o haberleri yerdekilere yetiştirerek insanların imanlarını bozmak isteyen şeytanlara karşı semânın haberlerini korumak ve onlara ateş azabını tattırmak için bir atma ko-nusu yapmıştır. Şeytanlar artık anladılar ki ne zaman dinleme mak----- gelseler, ne zaman melekleri dinlemek için fırsat kollasalar, ken-dilerini bekleyen bir bekçi, bir şihap kendilerini bir ateş, kıvılcım gibi sarıyordu hemen ve işlerini bitiriyordu. Yani bekçiler vardı, dinletmi-yordu onları.

    3- En’âm sûresinde anlatıldığı gibi, Rabbimiz, onları karanın ve denizin karanlıklarında yol bulalım diye kılavuz olarak yaratmıştır.

    “O, yıldızları kara ve denizin karanlıklarında yol bulasınız diye sizin için var edendir. Bilen millet için âyetleri uzun uzadıya açıkladık.”
    (En’âm 97)

    Rabbimiz, çok yakın çevremizden bir âyet olarak semâmızın simâsını süsleyen o yıldızları, karanın ve denizin karanlıklarında yol bulalım, uçsuz bucaksız çöllerde ve okyanuslarda yönümüzü tayin edebilelim diye yaratmıştır. Bizlerin karanlıklar içinde yolumuzu şaşırıp bocalamanızı istemediği için bu yıldızları yaratmıştır.

    Ya da Allah onları bizim hidâyetimiz, bizim yol bulmamız için yaratmıştır. Rabbimizin bu ve benzeri âyetlerine bakarak imana ulaşalım, yakîni elde edelim, Rabbimizin büyüklüğünü, kudretini anlayalım da, O’na O’nun istediği biçimde iman edelim. Rabbimizin rubûbi-yetini ve ulûhiyetini anlayalım da, sadece kendisine kulluk edelim diye yaratılmıştır bunlar. İşte yıldızlarla alakalı bildiğimiz, bileceğimiz bunlardır. Bunun dışında bileceğimiz hiçbir şey yoktur.
    Yıldızlar, şeytanlara atma konusuymuş. Şeklini bilmiyoruz. Ya-ni acaba yıldızdan bir parça mı atılıyor? Yoksa yıldızın kendisi mi atılıyor? Bunu bilmiyoruz. Ama şunu biliyoruz, şeytanlar semâdan duydukları bu kırıntı haberleri artık yeryüzüne getiremez olmuşlar. Peki önceden gökyüzünden alınan bu haberler yeryüzüne geliyordu da, onlar hâlâ devam ediyor olamaz mı? Rasûlullah Efendimiz bu konu-da şöyle buyurur: “Cinler aldıkları habere kendilerinden beş yüz de yalan katar ve öylece insanlara ulaştırırlar.”


  3. 01.Eylül.2007, 17:56
    110
    gözyaşı
    Özel Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 26.Ağustos.2007
    Üye No: 2223
    Mesaj Sayısı: 443
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 6
    Bulunduğu yer: gözyaşı semti

    --->: Sorun cevap vereyim

    reklam


    esselamu aleykum hocam bir sorum var aklıma takıldı;

    insan ölümden korkmalımı...kabir azabı var bıliyorum ama yınde aklıma takıldı ölümden korkulurmu...???

    şimdiden Allah razı olsun


  4. 01.Eylül.2007, 17:56
    110
    Özel Üye
    reklam


    esselamu aleykum hocam bir sorum var aklıma takıldı;

    insan ölümden korkmalımı...kabir azabı var bıliyorum ama yınde aklıma takıldı ölümden korkulurmu...???

    şimdiden Allah razı olsun


  5. 02.Eylül.2007, 14:04
    111
    gamsız
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 02.Eylül.2007
    Üye No: 2409
    Mesaj Sayısı: 7
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2

    --->: Sorun cevap vereyim

    Sevgili kardeşim Elif07 Allah c.c. bizlere(müslümalara) kafir olan bayan ve erkeği yasaklamış nitekim mümin bir bayanı veya erkeği alabilirsin.

    (demiş arkadaşımız fakat şöyle bir olay var arkadaşlarında da dediği gibi müslüman bayan için müslüman olman her kez haramdır bunda bir şüphemiz yok Elhamdülillah fakat benim bildiğim kadarıyla müslüman bir erkek müslüman olmayan birisiyle evlenebilir bu konuyu araştırmak lazım)


  6. 02.Eylül.2007, 14:04
    111
    gamsız - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    Sevgili kardeşim Elif07 Allah c.c. bizlere(müslümalara) kafir olan bayan ve erkeği yasaklamış nitekim mümin bir bayanı veya erkeği alabilirsin.

    (demiş arkadaşımız fakat şöyle bir olay var arkadaşlarında da dediği gibi müslüman bayan için müslüman olman her kez haramdır bunda bir şüphemiz yok Elhamdülillah fakat benim bildiğim kadarıyla müslüman bir erkek müslüman olmayan birisiyle evlenebilir bu konuyu araştırmak lazım)


  7. 02.Eylül.2007, 15:39
    112
    mumsema
    Administrator

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Ocak.2007
    Üye No: 1
    Mesaj Sayısı: 10,075
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: Türkiye

    --->: Sorun cevap vereyim

    seymen Nickli Üyeden Alıntı
    esselamu aleykum hocam bir sorum var aklıma takıldı;

    insan ölümden korkmalımı...kabir azabı var bıliyorum ama yınde aklıma takıldı ölümden korkulurmu...???
    şimdiden Allah razı olsun
    ameline göre insan korkar veya sevinir

    peygamberlere ve Allaha yakın salih insanlara ölüm mevlananın dediği gibi "şeb-i arus" yani "düğün gecesidir". sevgiliye kavuşma anıdır.
    ölmek onlar için bir kurtuluştur.

    ama ameli kötü, öldüğünde yaptığı hayırsızlıklardan dolayı rezil olacaklar da ölümü sevmezler.

    sonuç: (endişe olmakla birlikte) Ameli salih olan Mü'minler ölümden korkmazlar, ölümden korkanlar hayatını israf eden günahkar insanlardır. (sözüm iman ettiğini söyleyenlere. iman etmeyenlere sözüm yok)


  8. 02.Eylül.2007, 15:39
    112
    Administrator
    seymen Nickli Üyeden Alıntı
    esselamu aleykum hocam bir sorum var aklıma takıldı;

    insan ölümden korkmalımı...kabir azabı var bıliyorum ama yınde aklıma takıldı ölümden korkulurmu...???
    şimdiden Allah razı olsun
    ameline göre insan korkar veya sevinir

    peygamberlere ve Allaha yakın salih insanlara ölüm mevlananın dediği gibi "şeb-i arus" yani "düğün gecesidir". sevgiliye kavuşma anıdır.
    ölmek onlar için bir kurtuluştur.

    ama ameli kötü, öldüğünde yaptığı hayırsızlıklardan dolayı rezil olacaklar da ölümü sevmezler.

    sonuç: (endişe olmakla birlikte) Ameli salih olan Mü'minler ölümden korkmazlar, ölümden korkanlar hayatını israf eden günahkar insanlardır. (sözüm iman ettiğini söyleyenlere. iman etmeyenlere sözüm yok)


  9. 02.Eylül.2007, 21:38
    113
    Medine
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 07.Ağustos.2007
    Üye No: 1812
    Mesaj Sayısı: 805
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 12
    Yaş: 28

    --->: Sorun cevap vereyim

    esselmu aleykum
    mumsema abi meleklerin cüz'i iradeleri var mıdır???


  10. 02.Eylül.2007, 21:38
    113
    Devamlı Üye
    esselmu aleykum
    mumsema abi meleklerin cüz'i iradeleri var mıdır???


  11. 03.Eylül.2007, 01:00
    114
    mumsema
    Administrator

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Ocak.2007
    Üye No: 1
    Mesaj Sayısı: 10,075
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cüz-i irade meleklerde de var

    Medine Nickli Üyeden Alıntı
    esselmu aleykum
    mumsema abi meleklerin cüz'i iradeleri var mıdır???

    Cüz-i irade meleklerde de var, ama insandakinden çok farklı.
    Cebrail (a.s.) kendisine verilen bir ilâhî emrin gereğini cüz-i iradesiyle yerine getirir.
    İlâhî bir emri başka meleklere yine iradesiyle tebliğ eder.
    Şu farkla ki, onda emrin zıddına hareket etme iradesi yoktur ve insan iradesinden bu yönüyle ayrılır.

    Şu da var ki, melekler derecelerine göre bir anda çok yerlerde bulunabilir ve farklı nice işleri birlikte irade edebilirler.

    Yine de bu iradeleri mutlak değil sınırlıdır; ancak belli hudutlar arasında cevelan edebilirler.
    Bu faaliyetlerinde Allahın küllî iradesinin bir cilvesini sergilerler.

    Allah [cc]'a emanet ol


  12. 03.Eylül.2007, 01:00
    114
    Administrator
    Medine Nickli Üyeden Alıntı
    esselmu aleykum
    mumsema abi meleklerin cüz'i iradeleri var mıdır???

    Cüz-i irade meleklerde de var, ama insandakinden çok farklı.
    Cebrail (a.s.) kendisine verilen bir ilâhî emrin gereğini cüz-i iradesiyle yerine getirir.
    İlâhî bir emri başka meleklere yine iradesiyle tebliğ eder.
    Şu farkla ki, onda emrin zıddına hareket etme iradesi yoktur ve insan iradesinden bu yönüyle ayrılır.

    Şu da var ki, melekler derecelerine göre bir anda çok yerlerde bulunabilir ve farklı nice işleri birlikte irade edebilirler.

    Yine de bu iradeleri mutlak değil sınırlıdır; ancak belli hudutlar arasında cevelan edebilirler.
    Bu faaliyetlerinde Allahın küllî iradesinin bir cilvesini sergilerler.

    Allah [cc]'a emanet ol


  13. 05.Eylül.2007, 14:11
    115
    semazeyn
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 05.Eylül.2007
    Üye No: 2486
    Mesaj Sayısı: 6
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2
    Bulunduğu yer: istanbul

    --->: Sorun cevap vereyim

    peygamber efendimiz (SAV) ikindi ve yatsı namazının sünnetlerini çoğu zaman kılmıyordu diyolar sizin bir bilginiz var mı



  14. 05.Eylül.2007, 14:11
    115
    Üye
    peygamber efendimiz (SAV) ikindi ve yatsı namazının sünnetlerini çoğu zaman kılmıyordu diyolar sizin bir bilginiz var mı



  15. 05.Eylül.2007, 14:34
    116
    suara
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Mayıs.2007
    Üye No: 770
    Mesaj Sayısı: 1,535
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 19
    Yaş: 42

    --->: Sorun cevap vereyim

    Sünnet iki çeşittir:

    Sünnet-i Müekkede: Peygamber efendimizin devamlı yaptıkları, pek az terkettikleri kuvvetli sünnetlerdir. Sabah namazının sünneti, öğlenin ilk ve son sünnetleri, akşam namazının sünneti, yatsı namazının son iki rek'at sünneti böyledir. Bu sünnetler, aslâ özürsüz terk olunmaz. Beğenmeyen kâfir olur.

    Sünnet-i Gayr-i Müekkede: Peygamber efendimizin, ibâdet maksadı ile arasıra yaptıklarıdır. İkindi ve yatsı namazlarının dört rek'atlık ilk sünnetleri böyledir. Bunlar çok kerre terk olunursa, bir şey lâzım gelmez. Özürsüz olarak büsbütün terk olunursa itâba ve şefâatten mahrum olmaya sebep olur.


    cok zorunlu olmadikca asla terk etmemistir .

    isterseniz hocamizin cevabinida degerlendirirsiniz .yanlisim varsa duzeltin hocam


  16. 05.Eylül.2007, 14:34
    116
    Devamlı Üye
    Sünnet iki çeşittir:

    Sünnet-i Müekkede: Peygamber efendimizin devamlı yaptıkları, pek az terkettikleri kuvvetli sünnetlerdir. Sabah namazının sünneti, öğlenin ilk ve son sünnetleri, akşam namazının sünneti, yatsı namazının son iki rek'at sünneti böyledir. Bu sünnetler, aslâ özürsüz terk olunmaz. Beğenmeyen kâfir olur.

    Sünnet-i Gayr-i Müekkede: Peygamber efendimizin, ibâdet maksadı ile arasıra yaptıklarıdır. İkindi ve yatsı namazlarının dört rek'atlık ilk sünnetleri böyledir. Bunlar çok kerre terk olunursa, bir şey lâzım gelmez. Özürsüz olarak büsbütün terk olunursa itâba ve şefâatten mahrum olmaya sebep olur.


    cok zorunlu olmadikca asla terk etmemistir .

    isterseniz hocamizin cevabinida degerlendirirsiniz .yanlisim varsa duzeltin hocam


  17. 05.Eylül.2007, 19:48
    117
    yolcu_
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Temmuz.2007
    Üye No: 1495
    Mesaj Sayısı: 142
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 3
    Yaş: 27

    --->: Sorun cevap vereyim

    hocam şimdi ben namaz kılıyorum bazen bırakıyorum tekrar başlıyorum şuandada bırakmış haldeyim ve kılmak istiyoırum ama hep bişeyler oluyor kılamıyorum bazen imkanım varken bile kılmak isterken bile kılmıyorum namazdan kaçmaya çalışıyorum hocam lütfen yardım edin


  18. 05.Eylül.2007, 19:48
    117
    yolcu_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Devamlı Üye
    hocam şimdi ben namaz kılıyorum bazen bırakıyorum tekrar başlıyorum şuandada bırakmış haldeyim ve kılmak istiyoırum ama hep bişeyler oluyor kılamıyorum bazen imkanım varken bile kılmak isterken bile kılmıyorum namazdan kaçmaya çalışıyorum hocam lütfen yardım edin


  19. 06.Eylül.2007, 00:23
    118
    kuseyri
    forum yetkilisi

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Mart.2007
    Üye No: 135
    Mesaj Sayısı: 14
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2

    --->: Sorun cevap vereyim

    yolcu Nickli Üyeden Alıntı
    hocam şimdi ben namaz kılıyorum bazen bırakıyorum tekrar başlıyorum şuandada bırakmış haldeyim ve kılmak istiyoırum ama hep bişeyler oluyor kılamıyorum bazen imkanım varken bile kılmak isterken bile kılmıyorum namazdan kaçmaya çalışıyorum hocam lütfen yardım edin
    Bakara 45.
    Sabrederek ve namaz kılarak (Allah’tan) yardım dileyin.Şüphesiz namaz, Allah’a derinden saygı duyanlardan başkasına ağır gelir.

    Ankebut 45.


    (Ey Muhammed!) Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayasızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah’ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı biliyor.

    Lokman 17.


    “Yavrum! Namazı dosdoğru kıl. İyiliği emret. Kötülükten alıkoy. Başına gelen musibetlere karşı sabırlı ol. Çünkü bunlar kesin olarak emredilmiş işlerdendir.”


    Allah sana ve tüm inananlara yardim etsin






  20. 06.Eylül.2007, 00:23
    118
    forum yetkilisi
    yolcu Nickli Üyeden Alıntı
    hocam şimdi ben namaz kılıyorum bazen bırakıyorum tekrar başlıyorum şuandada bırakmış haldeyim ve kılmak istiyoırum ama hep bişeyler oluyor kılamıyorum bazen imkanım varken bile kılmak isterken bile kılmıyorum namazdan kaçmaya çalışıyorum hocam lütfen yardım edin
    Bakara 45.
    Sabrederek ve namaz kılarak (Allah’tan) yardım dileyin.Şüphesiz namaz, Allah’a derinden saygı duyanlardan başkasına ağır gelir.

    Ankebut 45.


    (Ey Muhammed!) Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayasızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah’ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı biliyor.

    Lokman 17.


    “Yavrum! Namazı dosdoğru kıl. İyiliği emret. Kötülükten alıkoy. Başına gelen musibetlere karşı sabırlı ol. Çünkü bunlar kesin olarak emredilmiş işlerdendir.”


    Allah sana ve tüm inananlara yardim etsin






  21. 06.Eylül.2007, 11:25
    119
    semazeyn
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 05.Eylül.2007
    Üye No: 2486
    Mesaj Sayısı: 6
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2
    Bulunduğu yer: istanbul

    --->: Sorun cevap vereyim

    suara Nickli Üyeden Alıntı
    Sünnet iki çeşittir:

    Sünnet-i Müekkede: Peygamber efendimizin devamlı yaptıkları, pek az terkettikleri kuvvetli sünnetlerdir. Sabah namazının sünneti, öğlenin ilk ve son sünnetleri, akşam namazının sünneti, yatsı namazının son iki rek'at sünneti böyledir. Bu sünnetler, aslâ özürsüz terk olunmaz. Beğenmeyen kâfir olur.

    Sünnet-i Gayr-i Müekkede: Peygamber efendimizin, ibâdet maksadı ile arasıra yaptıklarıdır. İkindi ve yatsı namazlarının dört rek'atlık ilk sünnetleri böyledir. Bunlar çok kerre terk olunursa, bir şey lâzım gelmez. Özürsüz olarak büsbütün terk olunursa itâba ve şefâatten mahrum olmaya sebep olur.

    cok zorunlu olmadikca asla terk etmemistir .

    isterseniz hocamizin cevabinida degerlendirirsiniz .yanlisim varsa duzeltin hocam
    ...

    bunları bende bılıyorum...ama ne gıbı durumlarda bazen terkettı,ben bubu ogrenmek ıstıyorum..


  22. 06.Eylül.2007, 11:25
    119
    Üye
    suara Nickli Üyeden Alıntı
    Sünnet iki çeşittir:

    Sünnet-i Müekkede: Peygamber efendimizin devamlı yaptıkları, pek az terkettikleri kuvvetli sünnetlerdir. Sabah namazının sünneti, öğlenin ilk ve son sünnetleri, akşam namazının sünneti, yatsı namazının son iki rek'at sünneti böyledir. Bu sünnetler, aslâ özürsüz terk olunmaz. Beğenmeyen kâfir olur.

    Sünnet-i Gayr-i Müekkede: Peygamber efendimizin, ibâdet maksadı ile arasıra yaptıklarıdır. İkindi ve yatsı namazlarının dört rek'atlık ilk sünnetleri böyledir. Bunlar çok kerre terk olunursa, bir şey lâzım gelmez. Özürsüz olarak büsbütün terk olunursa itâba ve şefâatten mahrum olmaya sebep olur.

    cok zorunlu olmadikca asla terk etmemistir .

    isterseniz hocamizin cevabinida degerlendirirsiniz .yanlisim varsa duzeltin hocam
    ...

    bunları bende bılıyorum...ama ne gıbı durumlarda bazen terkettı,ben bubu ogrenmek ıstıyorum..


  23. 06.Eylül.2007, 12:29
    120
    mumsema
    Administrator

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Ocak.2007
    Üye No: 1
    Mesaj Sayısı: 10,075
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: Türkiye

    --->: Sorun cevap vereyim

    semazeyn Nickli Üyeden Alıntı
    peygamber efendimiz (SAV) ikindi ve yatsı namazının sünnetlerini çoğu zaman kılmıyordu diyolar sizin bir bilginiz var mı


    Sünnet lügatta yol, adet, davranış gibi manalara gelir.

    Islamda ise Sevgili Peygamberimizin farz olmayarak yaptığı şeylerdir.
    Bunlar "Sünnet-i Müekkede" ve "Sünneti gayri müekkede" olarak ikiye ayrılır.

    Sünnet-i müekkede Peygamberimizin devamlı yaptıkları çok az terk ettikleri sünneti, öğle namazının dört rekatlık ilk sünneti ile iki rekatlık son sünneti, ezan okumak, kamet getirmek, cemaate devam etmek sünnet-i müekkededir.
    Sünnet-i gayri müekkede ise Peygamberimizin ibadet maksadıyla ara sıra yaptıkları şeylerdir. İkindi namazının sünneti ve yatsı namazının ilk sünneti gibi.

    Efendimizden {sav} daha iyi bir örnek daha iyi bir yol gösterici daha iyi bir rehber yoktur/olamazda.
    bize düşen onun devamlı yaptıklarını hiç aksatmadan yapmak, nadiren yaptığınıda arasıra yapmaktır.



  24. 06.Eylül.2007, 12:29
    120
    Administrator
    semazeyn Nickli Üyeden Alıntı
    peygamber efendimiz (SAV) ikindi ve yatsı namazının sünnetlerini çoğu zaman kılmıyordu diyolar sizin bir bilginiz var mı


    Sünnet lügatta yol, adet, davranış gibi manalara gelir.

    Islamda ise Sevgili Peygamberimizin farz olmayarak yaptığı şeylerdir.
    Bunlar "Sünnet-i Müekkede" ve "Sünneti gayri müekkede" olarak ikiye ayrılır.

    Sünnet-i müekkede Peygamberimizin devamlı yaptıkları çok az terk ettikleri sünneti, öğle namazının dört rekatlık ilk sünneti ile iki rekatlık son sünneti, ezan okumak, kamet getirmek, cemaate devam etmek sünnet-i müekkededir.
    Sünnet-i gayri müekkede ise Peygamberimizin ibadet maksadıyla ara sıra yaptıkları şeylerdir. İkindi namazının sünneti ve yatsı namazının ilk sünneti gibi.

    Efendimizden {sav} daha iyi bir örnek daha iyi bir yol gösterici daha iyi bir rehber yoktur/olamazda.
    bize düşen onun devamlı yaptıklarını hiç aksatmadan yapmak, nadiren yaptığınıda arasıra yapmaktır.






+ Yorum Gönder