Konusunu Oylayın.: Şeriat Laiklik Aynı mıdır ?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Şeriat Laiklik Aynı mıdır ?
  1. 05.Mart.2012, 14:46
    1
    vesveseli
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Ağustos.2011
    Üye No: 89766
    Mesaj Sayısı: 93
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 27

    Şeriat Laiklik Aynı mıdır ?






    Şeriat Laiklik Aynı mıdır ? Mumsema Şeriat Laiklik Aynı mıdır ? Ben böle bir laf söyledim aynıdır diye acaba tövbe etmem gerekirmi ?


  2. 05.Mart.2012, 15:02
    2
    muvahhidim
    herşey O'nun için..!

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 17.Eylül.2010
    Üye No: 78968
    Mesaj Sayısı: 1,235
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 14
    Bulunduğu yer: جَنُوبُ تُرْكيا

    Cevap: Şeriat Laiklik Aynı mıdır ?




    Alıntı
    Şeriat Laiklik Aynı mıdır ? Ben böle bir laf söyledim aynıdır diye acaba tövbe etmem gerekirmi ?
    ŞERÎAT

    İnsanı bir ırmağa, su içilecek bir kaynağa ulaştıran yol. İlâhî emir ve yasaklar toplamı. Âyet, hadis ve icmâa dayanan ilâhî kanun. Din, dinin amele ilişkin hükümlerinin bütünü. Dinin dışa yansıyan görüntüsü ve dünya ile ilgili hükümlerinin tamamı. Şerîatla eş anlamlı olan "şer" kelimesi yalnız "İslâm şerîatı" anlamında kullanılırken, şerîat kelimesi diğer kanunlar için de kullanılabilir. "Musa'nın şerîatı", "Zerdüşt şerîatı" gibi. Şer' kelimesinin çoğulu kullanılmaz. Şerîat'ın çoğulu "şerâyi" dir. Şerîat'ın eş anlamlısı olan "Şir'a" da sözlükte; yol, mezhep, metot, âdet, benzer, tek, suya giden yol, anlamlarına gelir. Ancak şerîat sözcüğü diğerlerine göre daha çok şöhret kazanmış, bütün emir ve yasakları ve diğer hükümleriyle "İslâm dini" karşılığında kullanılmıştır. Buna göre, İslâm şerîatı denildiği zaman daima, Allah'ın Hz. Muhammed (s.a.s) aracılığı ile insanlara gönderdiği İslâm dini ve onun özellikle amele ilişkin hükümleri anlaşılır. Şâri'; Şeriât koyan, teşrî' ise; Şerîat koymak, kanun çıkarmak demektir. Kelimenin terim anlamı Mekke'de inen şu âyette görülür: "Sonra seni bu işte apaçık bir şeriat sahibi kıldık. Sen ona uy. Hakkı bilmeyenlerin heva ve heveslerine uyma" (el-Câsiye, 45/18). Yine Mekke'de inen şu âyette İslâm'ın önceki şerîatların devamı olduğu belirtilir. "Allah dini doğru tutmanız ve onda ayrılığa düşmemeniz hususunda Nuh'a tavsiye ettiği, sana vahyettiğimiz, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya tavsiyede bulunduğumuz dinle ilgili hususları size şerîat olarak koydu" (eş-Şûrâ, 42/13). Aynı sûrenin 21. âyetinde de inançtan yoksun olanlara hitaben; "Yoksa onların, Allah'ın izin vermediği hususlarda kendileri için dinden şerîat koyan ortakları mı var?" buyurulmuştur.

    Bu âyetlerden anlaşıldığı gibi şerîat ve eş anlamlısı olan kelimeler Allah'ın insanlar için koyduğu bütün hükümleri kapsamaktadır. Bu hükümleri vazedenin bizzat Allah olması itibarıyla O'na "Şâri-i Hâkim" veya "Şâri-i Mübîn" denildiği gibi, aynı isimler Hz. Peygamber için de kullanılır. Çünkü o da bir peygamber olarak, yeni hükümler koymuş veya Kur'an'ın hükümlerini tamamlayıcı esaslar getirmiştir. Bu yüzden Hz. Muhammed de "Şâri" dir. Ancak O'nun koyduğu hükümler vahyin kontrolü altındadır. O'ndan vahye aykırı bir söz, fiil veya takrir zuhur ederse, Allah bunu düzeltir. Yanlış olan veya değişmesi gereken hükmün yerini vahiy alır. Kur'an'da şöyle buyurulur: "O, kendi arzu ve hevasından konuşmaz. Onun her konuştuğu, Allah tarafından vahyedilen bir vahiyden başka bir şey değildir" (en-Necm, 53/3,4)

    İslâm Şerîatı temelde Kitap, Sünnet, İcmâ ve Kıyas delillerine dayanır. Bir hükmün İslâmî nitelik taşıması bu kaynaklardan birisine dayanmasına bağlıdır. Kur'an, Hz. Peygamber'in 12 yıl Mekke, 10 yıl da Medine dönemi olmak üzere toplam 22 yıl ve birkaç aylık peygamberlik süresinde tamamlanmıştır. "Bugün size dininizi tamamladım. Size olan nimetimi de tamamladım ve sizin için İslâm'ı din olarak seçtim" (el-Mâide, 5/3).

    LAİKLİK

    Bireysel ve toplumsal hayatın yönlendiricileri olarak din ve dünya otoritelerinin etki ve egemenlik alanlarının birbirlerine irca edilemez bir biçimde saha ve sınırlarının ayrılması; din ve devletin hak, yetki görev ve yürütme gücünün yerine getirilişinde birbirlerine karşı tamamen bağımsız davranmasını sağlayan siyasî, hukukî ve idarî kural.

    Terim olarak lâiklik, Yunanca "laikos" sıfatından elde edilmiştir. Yunancada din adamı sınıfından olmayan, halktan kişilere "laikos" denilmekteydi. Lâtinceye "laicus" ondanda Fransızcaya "laigue" olarak intikal etmiştir. Terim, sözlük anlamıyla; din adamı sınıfından olmayan şahıs, dini olmayan şey, düşünce, sistem ve prensip demektir.

    Terim, ilkçağ Yunan medeniyetinden sonraki yüzyıllarda, hristiyanlığın ilk dönemlerinde, dini düzenle kurulmuş bir toplumsal yapıda, din adamları sınıfı (clerici) dışında kalan müminler topluluğuna yunanca "laikoi" İtalyanca "laici" denilmekteydi. Fransızcadaki laicite, laic, laicisme sözcükleri bu kökten gelmiştir. İngilizcedeki "secularism", "secular" kelimeleri de dünyevî (ci) lik, dünyaya ait anlamında lâikliği karşılamaktadır. Ancak din-devlet ilişkisi bakımından secularizm ile lâiklik arasında hassas bir ayırım söz konusudur. Lâiklik Yunanca bir kökten gelip, Katolik, Ortodox ve Fransız kültüründe kullanılmasına karşılık; secular, Lâtince kökenli olup Protestan, Anglikan Kilisesi, İngiliz ve Alman kültüründe kullanılmıştır. Secularism din ve devlet (Kral)'in ayrı ayrı özerk ve bağımsız kurumlar olmalarını savunurken; lâiklik, Katolik hristiyanlığın etkili olduğu dil ve ülkelerde dinin devletin mutlak otoritesi altında olması gerektiğini savunmayı içerir.

    Laikos'un karşıtı "clericus", yani hiyararşik olarak Katolik dininde emir-komuta zinciri içinde papaya dayalı, hukukî, siyasal, sosyo-ekonomik kural ve ilkeleri olmayan Ruhban(lar)dır.

    Terim, ortaçağın ikinci yarısından itibaren anlam değişikliğine uğrayıp, felsefî ve hukukî bir mahiyet kazanarak devlet yönetimi ile din ilişkilerinin bir tarzını ifade etmeye başladı.

    Felsefî lâiklik, iman karşısında insan aklının kendisini yönetecek ilkeleri yine kendi apriori ilkelerinden elde edebileceğine olan sonsuz inanç(:). İmmanuel Kant'ın, "Aydınlanma... insanın, aklını kendisinin kullanmaya başlamasıdır" ifadesi, Aydınlanma çağı düşüncesinin felsefî lâisizmini dile getirir.

    Siyasi lâiklik, devlet otoritesinin sınırlandırılmasının gelişmesinde, siyasî kudretin dini kudretten ayrılmasıdır.

    Hukukî lâiklik ise, temel hak, özgürlük ve eşitlik ilkelerinden hareketle, doğrudan doğruya devletin yürütme organ ve ilkelerinden ayrılması prensibine dayanır. İlke gereğince devlet hiç bir dini tanımayacağı gibi, fertlerin bir dine sahip olma ya da dini ihtiyaçlarını tatmin etmedeki tavır, davranış ve eylemlerinde mutlak özgürlüklerini kabul eder. Devlet, dini kurallara dayalı kanunlar çıkaramayacağı gibi, dindarların dini yaşantılarını olumlu veya olumsuz yönde sınırlandırıcı ilkeler dikte edemez.

    Siyasî-hukukî bir anlam taşıyan "lâiklik" ile doktriner anlamdaki "lâisizm (=laicisme)" kapsam bakımından birbirinden farklıdır. Doktriner anlamda lâisizm, temelini fesefî lâiklikten alan ve bireysel ya da toplumsal hayatın en geniş bir biçimde dünyevî-uhrevî diye ikiye bölünmesini ifade eder. Bu anlamda din, iman, valiy, ahlâk, ilim, sanat, hayat ve akıl gibi genel kavramların lâik fikir akımları çerçevesinde yorumlama girişimlerinin genel bir formudur.

    Meselâ; "lâik ahlâk" denilince, dini olan ve tevhidi inanç ilkeleri ile ilişkisi olmayan, otoritesini ya toplumdan ya da ferdin vicdan ve iradesinden alan, kendisini akıl ilkelerine göre düzenleyen ahlak demektir. Bu anlayışın felsefî kökeninde, ilkçağın "mutlu olmak için nasıl yaşamalıyım?" sorusuna bireysel haz (=hedone) düzleminde cevap arayan, bireyin eylem ve isteklerinden hareket eden faydacı (=utilitarist) ilkeleri gözeten ahlâk söz konusudur. Lâik-atilitarist ahlâk yüzyıllar boyunca bizzat kilisenin daha sonra feodal senyörlerin çıkarlarına; Burjuva devrimi boyunca zengin elitizmin sermaye biriktirmesine kapitalizmin evrensel sömürü anlayışının teşekkülü ve nihayet, Marksist ideolojinin kurmaya çalıştığı siyaset teorisine kaynaklık teşkil etmiştir.

    Lâik ahlâk, ahlâkî değer ve davranışların temelinden dini çekip almak; yerine din dışı, söz gelimi Liberalist veya Sosyalist ilke ve kuralları yerleştirmek demektir. Lâik ahlâk, zaman zaman toplumsal özelliklerde de ortaya çıkmıştır. Bu anlamda, dini ahlâk bir "Cemaat ahlâkı" iken; lâik ahlâk putlaştırılmış akıl olan universel aklı kendisine prensip olarak seçen bir "vatandaş ahlâkı"dır. Bu vatandaşlık ahlâkı Fransa devriminde burjuva sınıfının çıkarlarını korumak için ihdas edilmiş ve ilkçağın ateizmini örnek almıştır. Böyle bir ahlâk da Kapitalist ahlâkın ilk kaynağıdır. Kârı ve kazancı tahrik eden her şey (Kapitalist anlayış çerçevesinde) ahlâktır. Böyle bir ahlâka göre dünyada kim daha zengin olursa, Cennette de o kadar rahat ve müreffeh olacaktır.

    Tanzimattan beri İslâm'ın sosyal ve ekonomik düzeni, hukukî anlayışı ve dünya görüşüne karşı konulurken, onun (İslâm'ın) ahlâk anlayışına karşı lâik ahlâk yerleştirilmeye çalışılmaktadır.

    İslâm ahlâkı, İslâm'ın bir sosyal düzen olarak uygulandığı toplumlarda yaşanabilir. Toplumsal kurumlar İslâmi olmayan bir toplum ahlâk bakımından da müslümanlaşamaz. Bugünkü kapitalist toplumda İslâm ahlâkını yaşadığını iddia edenler aslında kapitalist ahlâkı yaşamaktadır. İşçileri az ücretle çalıştırmak, yüksek faiz oranıyla sermaye biriktirmek, maliyeti ucuza sağlamak, kaliteyi düşürmek, üretimi durdurmamak için sürekli tüketimi ve sunî ihtiyaçları körüklemek, bunu kolaylaştırıcı mahiyette dev reklam müesseseleriyle insanları yanıltmak için savaşlar çıkarmak kapitalistler açısından son derece ahlâkî davranışlardır.



  3. 05.Mart.2012, 15:02
    2
    herşey O'nun için..!



    Alıntı
    Şeriat Laiklik Aynı mıdır ? Ben böle bir laf söyledim aynıdır diye acaba tövbe etmem gerekirmi ?
    ŞERÎAT

    İnsanı bir ırmağa, su içilecek bir kaynağa ulaştıran yol. İlâhî emir ve yasaklar toplamı. Âyet, hadis ve icmâa dayanan ilâhî kanun. Din, dinin amele ilişkin hükümlerinin bütünü. Dinin dışa yansıyan görüntüsü ve dünya ile ilgili hükümlerinin tamamı. Şerîatla eş anlamlı olan "şer" kelimesi yalnız "İslâm şerîatı" anlamında kullanılırken, şerîat kelimesi diğer kanunlar için de kullanılabilir. "Musa'nın şerîatı", "Zerdüşt şerîatı" gibi. Şer' kelimesinin çoğulu kullanılmaz. Şerîat'ın çoğulu "şerâyi" dir. Şerîat'ın eş anlamlısı olan "Şir'a" da sözlükte; yol, mezhep, metot, âdet, benzer, tek, suya giden yol, anlamlarına gelir. Ancak şerîat sözcüğü diğerlerine göre daha çok şöhret kazanmış, bütün emir ve yasakları ve diğer hükümleriyle "İslâm dini" karşılığında kullanılmıştır. Buna göre, İslâm şerîatı denildiği zaman daima, Allah'ın Hz. Muhammed (s.a.s) aracılığı ile insanlara gönderdiği İslâm dini ve onun özellikle amele ilişkin hükümleri anlaşılır. Şâri'; Şeriât koyan, teşrî' ise; Şerîat koymak, kanun çıkarmak demektir. Kelimenin terim anlamı Mekke'de inen şu âyette görülür: "Sonra seni bu işte apaçık bir şeriat sahibi kıldık. Sen ona uy. Hakkı bilmeyenlerin heva ve heveslerine uyma" (el-Câsiye, 45/18). Yine Mekke'de inen şu âyette İslâm'ın önceki şerîatların devamı olduğu belirtilir. "Allah dini doğru tutmanız ve onda ayrılığa düşmemeniz hususunda Nuh'a tavsiye ettiği, sana vahyettiğimiz, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya tavsiyede bulunduğumuz dinle ilgili hususları size şerîat olarak koydu" (eş-Şûrâ, 42/13). Aynı sûrenin 21. âyetinde de inançtan yoksun olanlara hitaben; "Yoksa onların, Allah'ın izin vermediği hususlarda kendileri için dinden şerîat koyan ortakları mı var?" buyurulmuştur.

    Bu âyetlerden anlaşıldığı gibi şerîat ve eş anlamlısı olan kelimeler Allah'ın insanlar için koyduğu bütün hükümleri kapsamaktadır. Bu hükümleri vazedenin bizzat Allah olması itibarıyla O'na "Şâri-i Hâkim" veya "Şâri-i Mübîn" denildiği gibi, aynı isimler Hz. Peygamber için de kullanılır. Çünkü o da bir peygamber olarak, yeni hükümler koymuş veya Kur'an'ın hükümlerini tamamlayıcı esaslar getirmiştir. Bu yüzden Hz. Muhammed de "Şâri" dir. Ancak O'nun koyduğu hükümler vahyin kontrolü altındadır. O'ndan vahye aykırı bir söz, fiil veya takrir zuhur ederse, Allah bunu düzeltir. Yanlış olan veya değişmesi gereken hükmün yerini vahiy alır. Kur'an'da şöyle buyurulur: "O, kendi arzu ve hevasından konuşmaz. Onun her konuştuğu, Allah tarafından vahyedilen bir vahiyden başka bir şey değildir" (en-Necm, 53/3,4)

    İslâm Şerîatı temelde Kitap, Sünnet, İcmâ ve Kıyas delillerine dayanır. Bir hükmün İslâmî nitelik taşıması bu kaynaklardan birisine dayanmasına bağlıdır. Kur'an, Hz. Peygamber'in 12 yıl Mekke, 10 yıl da Medine dönemi olmak üzere toplam 22 yıl ve birkaç aylık peygamberlik süresinde tamamlanmıştır. "Bugün size dininizi tamamladım. Size olan nimetimi de tamamladım ve sizin için İslâm'ı din olarak seçtim" (el-Mâide, 5/3).

    LAİKLİK

    Bireysel ve toplumsal hayatın yönlendiricileri olarak din ve dünya otoritelerinin etki ve egemenlik alanlarının birbirlerine irca edilemez bir biçimde saha ve sınırlarının ayrılması; din ve devletin hak, yetki görev ve yürütme gücünün yerine getirilişinde birbirlerine karşı tamamen bağımsız davranmasını sağlayan siyasî, hukukî ve idarî kural.

    Terim olarak lâiklik, Yunanca "laikos" sıfatından elde edilmiştir. Yunancada din adamı sınıfından olmayan, halktan kişilere "laikos" denilmekteydi. Lâtinceye "laicus" ondanda Fransızcaya "laigue" olarak intikal etmiştir. Terim, sözlük anlamıyla; din adamı sınıfından olmayan şahıs, dini olmayan şey, düşünce, sistem ve prensip demektir.

    Terim, ilkçağ Yunan medeniyetinden sonraki yüzyıllarda, hristiyanlığın ilk dönemlerinde, dini düzenle kurulmuş bir toplumsal yapıda, din adamları sınıfı (clerici) dışında kalan müminler topluluğuna yunanca "laikoi" İtalyanca "laici" denilmekteydi. Fransızcadaki laicite, laic, laicisme sözcükleri bu kökten gelmiştir. İngilizcedeki "secularism", "secular" kelimeleri de dünyevî (ci) lik, dünyaya ait anlamında lâikliği karşılamaktadır. Ancak din-devlet ilişkisi bakımından secularizm ile lâiklik arasında hassas bir ayırım söz konusudur. Lâiklik Yunanca bir kökten gelip, Katolik, Ortodox ve Fransız kültüründe kullanılmasına karşılık; secular, Lâtince kökenli olup Protestan, Anglikan Kilisesi, İngiliz ve Alman kültüründe kullanılmıştır. Secularism din ve devlet (Kral)'in ayrı ayrı özerk ve bağımsız kurumlar olmalarını savunurken; lâiklik, Katolik hristiyanlığın etkili olduğu dil ve ülkelerde dinin devletin mutlak otoritesi altında olması gerektiğini savunmayı içerir.

    Laikos'un karşıtı "clericus", yani hiyararşik olarak Katolik dininde emir-komuta zinciri içinde papaya dayalı, hukukî, siyasal, sosyo-ekonomik kural ve ilkeleri olmayan Ruhban(lar)dır.

    Terim, ortaçağın ikinci yarısından itibaren anlam değişikliğine uğrayıp, felsefî ve hukukî bir mahiyet kazanarak devlet yönetimi ile din ilişkilerinin bir tarzını ifade etmeye başladı.

    Felsefî lâiklik, iman karşısında insan aklının kendisini yönetecek ilkeleri yine kendi apriori ilkelerinden elde edebileceğine olan sonsuz inanç(:). İmmanuel Kant'ın, "Aydınlanma... insanın, aklını kendisinin kullanmaya başlamasıdır" ifadesi, Aydınlanma çağı düşüncesinin felsefî lâisizmini dile getirir.

    Siyasi lâiklik, devlet otoritesinin sınırlandırılmasının gelişmesinde, siyasî kudretin dini kudretten ayrılmasıdır.

    Hukukî lâiklik ise, temel hak, özgürlük ve eşitlik ilkelerinden hareketle, doğrudan doğruya devletin yürütme organ ve ilkelerinden ayrılması prensibine dayanır. İlke gereğince devlet hiç bir dini tanımayacağı gibi, fertlerin bir dine sahip olma ya da dini ihtiyaçlarını tatmin etmedeki tavır, davranış ve eylemlerinde mutlak özgürlüklerini kabul eder. Devlet, dini kurallara dayalı kanunlar çıkaramayacağı gibi, dindarların dini yaşantılarını olumlu veya olumsuz yönde sınırlandırıcı ilkeler dikte edemez.

    Siyasî-hukukî bir anlam taşıyan "lâiklik" ile doktriner anlamdaki "lâisizm (=laicisme)" kapsam bakımından birbirinden farklıdır. Doktriner anlamda lâisizm, temelini fesefî lâiklikten alan ve bireysel ya da toplumsal hayatın en geniş bir biçimde dünyevî-uhrevî diye ikiye bölünmesini ifade eder. Bu anlamda din, iman, valiy, ahlâk, ilim, sanat, hayat ve akıl gibi genel kavramların lâik fikir akımları çerçevesinde yorumlama girişimlerinin genel bir formudur.

    Meselâ; "lâik ahlâk" denilince, dini olan ve tevhidi inanç ilkeleri ile ilişkisi olmayan, otoritesini ya toplumdan ya da ferdin vicdan ve iradesinden alan, kendisini akıl ilkelerine göre düzenleyen ahlak demektir. Bu anlayışın felsefî kökeninde, ilkçağın "mutlu olmak için nasıl yaşamalıyım?" sorusuna bireysel haz (=hedone) düzleminde cevap arayan, bireyin eylem ve isteklerinden hareket eden faydacı (=utilitarist) ilkeleri gözeten ahlâk söz konusudur. Lâik-atilitarist ahlâk yüzyıllar boyunca bizzat kilisenin daha sonra feodal senyörlerin çıkarlarına; Burjuva devrimi boyunca zengin elitizmin sermaye biriktirmesine kapitalizmin evrensel sömürü anlayışının teşekkülü ve nihayet, Marksist ideolojinin kurmaya çalıştığı siyaset teorisine kaynaklık teşkil etmiştir.

    Lâik ahlâk, ahlâkî değer ve davranışların temelinden dini çekip almak; yerine din dışı, söz gelimi Liberalist veya Sosyalist ilke ve kuralları yerleştirmek demektir. Lâik ahlâk, zaman zaman toplumsal özelliklerde de ortaya çıkmıştır. Bu anlamda, dini ahlâk bir "Cemaat ahlâkı" iken; lâik ahlâk putlaştırılmış akıl olan universel aklı kendisine prensip olarak seçen bir "vatandaş ahlâkı"dır. Bu vatandaşlık ahlâkı Fransa devriminde burjuva sınıfının çıkarlarını korumak için ihdas edilmiş ve ilkçağın ateizmini örnek almıştır. Böyle bir ahlâk da Kapitalist ahlâkın ilk kaynağıdır. Kârı ve kazancı tahrik eden her şey (Kapitalist anlayış çerçevesinde) ahlâktır. Böyle bir ahlâka göre dünyada kim daha zengin olursa, Cennette de o kadar rahat ve müreffeh olacaktır.

    Tanzimattan beri İslâm'ın sosyal ve ekonomik düzeni, hukukî anlayışı ve dünya görüşüne karşı konulurken, onun (İslâm'ın) ahlâk anlayışına karşı lâik ahlâk yerleştirilmeye çalışılmaktadır.

    İslâm ahlâkı, İslâm'ın bir sosyal düzen olarak uygulandığı toplumlarda yaşanabilir. Toplumsal kurumlar İslâmi olmayan bir toplum ahlâk bakımından da müslümanlaşamaz. Bugünkü kapitalist toplumda İslâm ahlâkını yaşadığını iddia edenler aslında kapitalist ahlâkı yaşamaktadır. İşçileri az ücretle çalıştırmak, yüksek faiz oranıyla sermaye biriktirmek, maliyeti ucuza sağlamak, kaliteyi düşürmek, üretimi durdurmamak için sürekli tüketimi ve sunî ihtiyaçları körüklemek, bunu kolaylaştırıcı mahiyette dev reklam müesseseleriyle insanları yanıltmak için savaşlar çıkarmak kapitalistler açısından son derece ahlâkî davranışlardır.



  4. 05.Mart.2012, 15:10
    3
    ser-a
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 18.Ekim.2011
    Üye No: 91060
    Mesaj Sayısı: 71
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 49

    Cevap: Şeriat Laiklik Aynı mıdır ?

    Esselamü Aleyküm
    Şeriat,dini hükümlerin beşeri ilişkilerde kuran ve sünnete göre uygulanmasıdır.
    Laiklik din ile devlet yada din ile insanlararın sosyal ilişkilerinde dini yok sayan bir sistemdir.Kısacası dini hükümlerin insanların arasında adalet ve hukuk sisteminde hüküm ifade etmesinin yok sayılmasıdır.Laiklikte bir müslümanın müslüman olduğunu belli eden hiç bir şekil yada anlam ifşa edilemez.Dini ve hükümlerini güçlü kılacak eylem ve etkinliklerde bulunulamaz.Laiklikte,din ve insan yada din ve devlet birbiri ile ilişkilendirilemez.Bu nedenle laiklik şeriatın tam tersidir.Tam bilmediğiniz bir hususta iddia sahibi olmamalısınız.Allah tövbelerinizi kabul etsin.


  5. 05.Mart.2012, 15:10
    3
    Üye
    Esselamü Aleyküm
    Şeriat,dini hükümlerin beşeri ilişkilerde kuran ve sünnete göre uygulanmasıdır.
    Laiklik din ile devlet yada din ile insanlararın sosyal ilişkilerinde dini yok sayan bir sistemdir.Kısacası dini hükümlerin insanların arasında adalet ve hukuk sisteminde hüküm ifade etmesinin yok sayılmasıdır.Laiklikte bir müslümanın müslüman olduğunu belli eden hiç bir şekil yada anlam ifşa edilemez.Dini ve hükümlerini güçlü kılacak eylem ve etkinliklerde bulunulamaz.Laiklikte,din ve insan yada din ve devlet birbiri ile ilişkilendirilemez.Bu nedenle laiklik şeriatın tam tersidir.Tam bilmediğiniz bir hususta iddia sahibi olmamalısınız.Allah tövbelerinizi kabul etsin.


  6. 05.Mart.2012, 15:13
    4
    vesveseli
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Ağustos.2011
    Üye No: 89766
    Mesaj Sayısı: 93
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 27

    Cevap: Şeriat Laiklik Aynı mıdır ?

    Amin İnşallah peki ben bu lafı bir arkadaşımla konuşurken söledim o da bana yani dedi ondan hak dilemem gerekir mi ?


    -----------------------------------------

    Amin İnşallah peki ben bu lafı bir arkadaşımla konuşurken söledim o da bana yani dedi ondan hak dilemem gerekir mi ?

    Kaynak: http://www.mumsema.com/sizden-gelen-...#ixzz1oFXM9JsK



  7. 05.Mart.2012, 15:13
    4
    vesveseli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    Amin İnşallah peki ben bu lafı bir arkadaşımla konuşurken söledim o da bana yani dedi ondan hak dilemem gerekir mi ?


    -----------------------------------------

    Amin İnşallah peki ben bu lafı bir arkadaşımla konuşurken söledim o da bana yani dedi ondan hak dilemem gerekir mi ?

    Kaynak: http://www.mumsema.com/sizden-gelen-...#ixzz1oFXM9JsK



  8. 05.Mart.2012, 15:22
    5
    ser-a
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 18.Ekim.2011
    Üye No: 91060
    Mesaj Sayısı: 71
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 49

    Cevap: Şeriat Laiklik Aynı mıdır ?

    Ona bu konuda yanlış bir değerlendirme yaptığınızı,doğrusunu söyleyip bu kelimeden dolayı tövbe ettiğinizi,kendisinden bundan dolayı özür dileyip,hakkını helal etmesini söyleyebilirsiniz.Bu sözün arkasından arkadaşınla tartışmaya girmemelisiniz.Çünkü bu konuda ilk önce ikinizinde bu konuya vakıf olmanız gerekir.Allaha Emanet olunuz.


  9. 05.Mart.2012, 15:22
    5
    Üye
    Ona bu konuda yanlış bir değerlendirme yaptığınızı,doğrusunu söyleyip bu kelimeden dolayı tövbe ettiğinizi,kendisinden bundan dolayı özür dileyip,hakkını helal etmesini söyleyebilirsiniz.Bu sözün arkasından arkadaşınla tartışmaya girmemelisiniz.Çünkü bu konuda ilk önce ikinizinde bu konuya vakıf olmanız gerekir.Allaha Emanet olunuz.


  10. 05.Mart.2012, 15:58
    6
    vesveseli
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Ağustos.2011
    Üye No: 89766
    Mesaj Sayısı: 93
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 27

    Cevap: Şeriat Laiklik Aynı mıdır ?

    Yani ben ondan hak dilemesem sadece tövbe etsem affedilirmiyim ?

    -----------------------------

    Yani ben ondan hak dilemesem sadece tövbe etsem affedilirmiyim ?



    Kaynak: http://www.mumsema.com/sizden-gelen-...#ixzz1oFX1yu3K



  11. 05.Mart.2012, 15:58
    6
    vesveseli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    Yani ben ondan hak dilemesem sadece tövbe etsem affedilirmiyim ?

    -----------------------------

    Yani ben ondan hak dilemesem sadece tövbe etsem affedilirmiyim ?



    Kaynak: http://www.mumsema.com/sizden-gelen-...#ixzz1oFX1yu3K



  12. 05.Mart.2012, 16:40
    7
    ser-a
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 18.Ekim.2011
    Üye No: 91060
    Mesaj Sayısı: 71
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 49

    Cevap: Şeriat Laiklik Aynı mıdır ?

    Allahın af kapısı pişmanlık duyanlar ve yapılan günaha en kısa zamanda tövbe edenleri sevdiği kullardan saymaktadır.Allah samimi tövbeleri(nasuh) tövbeleri kabul edeceğini bildirmektedir.İnsanların kendisinin af edilip edilmediği konusunda havf ve reca arasında bulunması gerekir.Yani ne kesin affedildiğini,ve ne kesin affedilmediğini düşünmemelidir.Yalnızca af edilir düşüncesiyle Allaha karşı daima ümit içinde bulunmalısın.Allahtan ümidi kesenin kafirler olduğunu Allah (C.C) ayetlerinde belirtmektedir.
    Arkadaşından hak istememe meselesine gelince,
    eğer bu kelimen onu yanlış bir düşünceye sevk ederse,o da bundan seni sorumlu tutarsa kul hakkına girer.Kul hakkını Allah affetmeyeceğini bildiriyor.Sahibinden helal ettirmen gerekir.Ama senin söylemen onda bir değişikliğe sebep olmayacaksa ki bunu kimse bilemez,bu konuda senden de şikayetçi olmayacaktır.Bu konuda belki senden bir hak talebinde de bulunmayacaktır.Yani hak helalliği istemen gereksiz olabilecektir.Bu durumda emr-i bil maruf nehy-i anil münker yapmamış olursun.Bundan gelecek sevabı alamamış ve kibirden kaynaklanan özür dilememenin günahını almış olursun.
    Görüldüğü gibi islamiyet insanlar arası ilişkilere çok önem vermektedir.Ufacık bir sözün hakkı ve bedeli konusunda islamın güzelliğini görmen dileğiyle Allaha emanet olunuz.


  13. 05.Mart.2012, 16:40
    7
    Üye
    Allahın af kapısı pişmanlık duyanlar ve yapılan günaha en kısa zamanda tövbe edenleri sevdiği kullardan saymaktadır.Allah samimi tövbeleri(nasuh) tövbeleri kabul edeceğini bildirmektedir.İnsanların kendisinin af edilip edilmediği konusunda havf ve reca arasında bulunması gerekir.Yani ne kesin affedildiğini,ve ne kesin affedilmediğini düşünmemelidir.Yalnızca af edilir düşüncesiyle Allaha karşı daima ümit içinde bulunmalısın.Allahtan ümidi kesenin kafirler olduğunu Allah (C.C) ayetlerinde belirtmektedir.
    Arkadaşından hak istememe meselesine gelince,
    eğer bu kelimen onu yanlış bir düşünceye sevk ederse,o da bundan seni sorumlu tutarsa kul hakkına girer.Kul hakkını Allah affetmeyeceğini bildiriyor.Sahibinden helal ettirmen gerekir.Ama senin söylemen onda bir değişikliğe sebep olmayacaksa ki bunu kimse bilemez,bu konuda senden de şikayetçi olmayacaktır.Bu konuda belki senden bir hak talebinde de bulunmayacaktır.Yani hak helalliği istemen gereksiz olabilecektir.Bu durumda emr-i bil maruf nehy-i anil münker yapmamış olursun.Bundan gelecek sevabı alamamış ve kibirden kaynaklanan özür dilememenin günahını almış olursun.
    Görüldüğü gibi islamiyet insanlar arası ilişkilere çok önem vermektedir.Ufacık bir sözün hakkı ve bedeli konusunda islamın güzelliğini görmen dileğiyle Allaha emanet olunuz.





+ Yorum Gönder