Konusunu Oylayın.: Ah Şu Vesvese

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 3 kişi
Ah Şu Vesvese
  1. 03.Mart.2012, 18:32
    1
    vesveseli
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Ağustos.2011
    Üye No: 89766
    Mesaj Sayısı: 93
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 27

    Ah Şu Vesvese






    Ah Şu Vesvese Mumsema Allah'ın varlığıyla ilgili vesveseler kafayı yiycem ne kadar video sohbet yazı varsa ise dinledim okudum ama şu vesvesemden kurtulamadım nasıl kurtulucam kaç senedir bu belaya yakalandım kurtulamıyorum kesin bir çözüm evet Allah'a sığınmak ama bir türlü kurtulamıyorum


  2. 03.Mart.2012, 18:32
    1
    vesveseli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye



    Allah'ın varlığıyla ilgili vesveseler kafayı yiycem ne kadar video sohbet yazı varsa ise dinledim okudum ama şu vesvesemden kurtulamadım nasıl kurtulucam kaç senedir bu belaya yakalandım kurtulamıyorum kesin bir çözüm evet Allah'a sığınmak ama bir türlü kurtulamıyorum


    Benzer Konular

    - Şeytan vesvese üstüne vesvese veriyor ne yapmam lazım

    - Vesvese Nedir - Vesvese Açıklaması - Vesvese Ne Demektir

    - Vesvese sadece şeytandan gelen fısıltımı olur ? okb'de vesvese midir?

    - Oruçken vesvese oluyor sürekli ağzıma toz su vs. kaçtı mı diye vesvese ediyorum bunun bi çözümü var

    - İmansızlara Vesvese Gelmez Diyorsunuz Ama Genede Vesvese Geliyor Bunun Sebebi Ne

  3. 14.Ağustos.2012, 17:23
    2
    lagarivb
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 02.Ağustos.2012
    Üye No: 97234
    Mesaj Sayısı: 3
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Cevap: Ah Şu Vesvese




    aldırmamak en iyisi. zaten sen cevap verdikçe yenileri gelecek. bilgiyle alakalı birşey değil vesvese. dünyanın en büyük alimi ol gene ve şu makaleyede bir göz atabilirsiniz .

    Asrımızda insanlığın en önemli sorunlarından biri vesvesedir. Gerçi vesvese, her devirde insanların başına bela olmuş, toplum içinde pek çok insanın akıl ve ruh sağlığını bozarak onu normal hayatın dışına atmış ciddi bir sorundur. Bugün de insanların içinde vesveseden çekmeyen insan yok gibidir. Vesvese denen bu önemli sorunun çözümü için önce vesvesenin gerçek bir tanımından işe başlamak gerekir.
    Öncelikli olarak, “Vesvese nedir? Tamamen yok edilmesi gereken kötü bir hastalık mıdır?” bu konuyu aydınlatmamız gerekir. İnsanlarımızın büyük çoğunluğu vesveseyi, imanından şüphelenmek sanıyor. İmanını tehlikede görerek endişelenip korkuyor. Vesvese bir bakıma şüpheye benzese de şüphenin tanımı şöyledir: İman ile inkâr arasında tam ortada kalmak şüphedir. Duygulardan birine az da olsa meyledip ortadan biraz diğer duyguya yönelme zandır. Diğer duyguyu terk ederek tamamen bir duyguya yönelme zann-ı galip’tir.


  4. 14.Ağustos.2012, 17:23
    2
    lagarivb - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye



    aldırmamak en iyisi. zaten sen cevap verdikçe yenileri gelecek. bilgiyle alakalı birşey değil vesvese. dünyanın en büyük alimi ol gene ve şu makaleyede bir göz atabilirsiniz .

    Asrımızda insanlığın en önemli sorunlarından biri vesvesedir. Gerçi vesvese, her devirde insanların başına bela olmuş, toplum içinde pek çok insanın akıl ve ruh sağlığını bozarak onu normal hayatın dışına atmış ciddi bir sorundur. Bugün de insanların içinde vesveseden çekmeyen insan yok gibidir. Vesvese denen bu önemli sorunun çözümü için önce vesvesenin gerçek bir tanımından işe başlamak gerekir.
    Öncelikli olarak, “Vesvese nedir? Tamamen yok edilmesi gereken kötü bir hastalık mıdır?” bu konuyu aydınlatmamız gerekir. İnsanlarımızın büyük çoğunluğu vesveseyi, imanından şüphelenmek sanıyor. İmanını tehlikede görerek endişelenip korkuyor. Vesvese bir bakıma şüpheye benzese de şüphenin tanımı şöyledir: İman ile inkâr arasında tam ortada kalmak şüphedir. Duygulardan birine az da olsa meyledip ortadan biraz diğer duyguya yönelme zandır. Diğer duyguyu terk ederek tamamen bir duyguya yönelme zann-ı galip’tir.


  5. 30.Ocak.2016, 00:30
    3
    @hmet
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Mayıs.2007
    Üye No: 771
    Mesaj Sayısı: 7,758
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: gölbaşı

    Cevap: Ah Şu Vesvese

    Kalbin imanı, zihinden geçen düşüncelerle bozulmaz

    Vesvesenin zihinde akılda gerçekleşen bir olay olduğunu bilmek ve imanın mahallinin de zihin olmadığını bilmek çok önemlidir. İslam âlimleri iman etme yeri ile düşünme yerinin farklı olduğunu çok güzel bir şekilde ortaya koymuşlar. Düşünme yeri zihin, inanma yeri kalptir… İman kalple olur, akılla olmaz. İmanı akıl ancak onaylar. Kalp imanı tasdik ettikten sonra, akıldaki şüphelerin hiçbir hükmü yoktur. Bu düşünceler vesvese hükmündendir. Ne kadar şüpheye benzer vesvese gelirse gelsin kalpte iman olduğu müddetçe bunlar hep vesvesedir. Müslümanların en çok sıkıntı yaşadıkları vesvese türü budur. Kalplerinde iman dopdolu olduğu halde, aklın çalışma prensibinden kaynaklanan soru ve şüpheleri küfür sanarak üzülür. Kendilerini harap ederler. Bunun nedeni bilgisizlik ve cahilliktir. Bu cahillikten bunalıma giren, akıl sağlığını kaybedenler bile vardır.
    İman konusundaki hassasiyetten de kaynaklanabilir bu vesveseler. Mesela bir çocuk yetişirken aklına gelen vesveseleri anne ve babasıyla paylaşır. Bazen şöyle bir soru sorabilir; “Baba Allah nerede? O’nu niye göremiyoruz? Bizi O yarattı, peki O’nu kim yarattı?” Bu sorulara cahil ebeveynlerin tepkileri aşırı olur; “Sus! Hâşâ! Ne biçim soru bu? Böyle düşünme, böyle soru sorma, kâfir olursun!” İşte bu yanlış hassasiyetler ve aşırı tepkiler daha sonra böyle şeyleri düşünmekten korkma ve düşünceyi küfür sanma gibi hastalıklara dönüşebilir. Aslında belki bu sorular bilgisiz ebeveynlerin de düşünmekten korktuğu ve kaçtığı sorulardır. Bunların cevaplarını yok sanırlar. Çünkü halkın geneli taklidi iman sahibidir. Taklidi iman sahibi insanlar soru sormadan inanırlar. Böyle sorular sormaya ihtiyaç hissetmezler. Başlarına böyle sorular soran birileri gelirse de böyle sorulardan korkar ve kaçarlar. Çocuklarını da böyle sorular sormaktan men eder, böyle düşünmekten sakındırırlar. Ama akıl denen şey, sen ne kadar kaçarsan kaç, bu soruları sana doğal olarak soracaktır. Hele bazı insanlar vardır ki, onlar bu sorulara cevap bulmadan rahat edemezler. Olgusal zihniyet sahibi insanlar böyledir. Daha sonra bu çocuklar büyüdüklerinde, ne zaman ibadete yönelseler, o kaçtıkları sorular zihinlerine hücum eder. Bu soruları küçükken attıkları gibi yine kafalarından atmak isterler ama başaramazlar. Şeytanın da tesiriyle bu sorular onların “bir numaralı” derdi olur. Bu soruların bunalımı ve vesvesesi ile kendilerini çok kötü hisseder, hatta imansız bile sanabilirler. Aslında insanlar paniklemeden, vesveselerini küfür sanmadan düşünmeyi öğrenseler göreceklerdir ki, kalplerinde iman olduğu halde akıllarıyla her şeyi düşünmek ne günahtır ne de küfür… Eğer böyle olmasaydı, koca koca kelam âlimlerinin hepsini küfürle itham etmek gerekecekti.
    Evet, İman dil ile ikrar kalp ile tasdiktir. Kalbi ile tasdik ise imanı akıldan başka; sevgi, sezgi, vicdan, adalet vs. gibi duyguların da onaylamasıdır. Bu duyguların onayı aklın onayından daha önemlidir. O yüzden bir insanı ruhunuz, kalbiniz onaylamış sevmişse, vicdanınız tasdiklemişse, o kişi hakkında size bir yerlerden gelen menfi bilgiler ve vesveseler, olumlu kanaatinizi kolay kolay değiştiremez. İşte insanların kalpleri; sezgi, sevgi, adalet gibi duyguların eşliğinde bir tane istidlali bilgi yani bir küçük delil ile dahi iman edebilir. Hatta bazı insanlar vardır ki onlar hiçbir delile ihtiyaç hissetmeden de iman edebilirler. Ve bu tür iman da caizdir ve geçerlidir.
    Bu imanından sonra zihnine gerek cin şeytanlarından gerek insi şeytanlardan, gerekse vehminden dolayı bir sürü soru gelebilir. İmanı korumak kaygısıyla bu sorulara cevap yetiştirmeye çalışmak gereksizdir. Çünkü iman kökü kalpte, dalları ve yaprakları zihinde olan bir ağaca benzer. Zihinde esen şüphe vesvese fırtınaları, ağacın yaprak ve dallarını sallarsa da kökü kalpte olduğu için asla söküp atamaz. Bu sebeple paniklemeye hiç gerek yoktur. Vesvese, konuşarak ve kâle alınarak susturulamaz. Vesveseli insanlar hatayı genelde bu noktada yaparlar ve normal olan vesveseyi (obsesyon) ciddiye alınca, vesveseyi, takıntı (kompülsif) rahatsızlık boyutuna taşırlar.
    İman ile inancın ayırımını da iyi yapmak gerekir. İman gaybe olur. Gayb bilgisi istidlali bilgidir. İstidlali bilgi her zaman bir ucu soruya açık bilgidir. İnsan ne kadar sağlam iman sahibi olursa olsun, istidlali bilginin yapısından dolayı hiçbir zaman sorulardan ve vesveseden kurtulamayacağını peşinen bilmelidir. Bu bilgiyi bilen kişi, kendini kötü hissetmez. İşte epistemolojik olarak bu bilgilerin değerlendirmesini sağlıklı olarak yapamayan insanlar “bana vesvese geliyor; demek ki ben imanı zayıf bir insanım” diye gereksiz yere kendilerine acı çektirir, mutsuz olurlar.
    Şüphe ve vesvese istidlali bilgide oluyor. Mesela ben şimdi Ahmed’i karşımda görüyorum. Gördüğümden dolayı Ahmed’in burada olduğundan şüphelenmem… Bu bilgi zorunlu bilgi, ispata gerek olmayan açık bilgidir. Ama Ahmet mutfağa geçse, onu göremesem ve Ali’ye “Ahmet nerede?” diye sorsam, Ali de; “Ahmet mutfakta” dese, bu bilgi istidlali bilgi olur benim için. Bu bilginin doğruluğuna inanabilmem ise bilginin geldiği kaynağa bağlı… Mesela, Ali’den şüphelenmezsem, aklına ve bana yalan söylemeyeceğine güvenim tamsa, o zaman “Ahmet demek ki mutfaktaymış” derim ve Ahmed’in mutfakta olduğundan asla şüphelenmem. Gözümle görmediğim halde şüphelenmem. Eğer şüphelenirsem iki kişiden birinde sorun var demektir. Ya bende sorun vardır yani ben sağlıklı bir şüphe içindeki adam değilim demektir ya da “Ali’ye güvenmiyorum, çok yalancı birisidir, yalan söylemiş olabilir” demiş olurum. İşte Allah’a, Peygambere iman da böyledir.
    Allah’a iman görerek olmaz. İman gaybe olur, imtihan gereği bu böyledir ve istidlali bilgiyle olur. İmanın gayba olması ve istidlali bilgiyle olması, o bilginin kesin olmadığı anlamına gelmez. Çünkü öyle istidlali bilgiler vardır ki kesinliğinin zorunlu bilgiden farkı yoktur. Mesela dünyanın yuvarlak olması, güneşin etrafında dönüyor olması, gezegenlerin varlığı hep istidlali bilgilerdir. Biz uzaya çıkıp bu bilgileri test etmedik. Ama bize gelen resimler, video görüntüleri bilim adamlarının bu konudaki beyanları gibi bilgiler istidlali bilgi olmasına rağmen, bizde zorunlu bilgi etkisi yaptı. Şimdi kimse bu bilgilerden kuşku bile duymaz. Onun gibi, Allah’ın varlığı her ne kadar istidlali bilgi ise de, böyle zorunlu bilgi gibi kesindir. Delillerle ispatlanabilir. Ama söylediğimiz gibi istidlali bilgiye insanlar şüpheyle bakabilir, kuşkulanabilir, hakkında vesveselenebilirler. Bu şüphe, bilginin kesin olmadığından kaynaklanmaz, istidlali bilginin yapısından kaynaklanır.
    İmanlı olduğu halde vesveseli olan insanların alameti nereden belli olur denirse onların alameti şudur:
    Onlar kalpleriyle iman etmişlerdir. İmansız olmaktan titrerler ve korkarlar. Akıllarına gelen şüpheler, sorular, çirkin sövmeler, cinsel objeler vs. yüzünden kendilerini çok kötü hisseder ve küfre düştüklerini sanırlar ve bu sebeple de acı çekerler. Hâlbuki bu kişilerin hali şüphe değil vesvesedir. Vesvesenin böyle olanı imanın kemalindendir. Bu sorulara cevap vermek gerekli değildir. Çünkü imanın yanında her zaman soru vardır. Bu soruları susturmak da mümkün değildir. En kesin cevaplarını versen bile sorular susmaz, vesvese bitmez. Bu sorulara kelam alimleri zaten ampirik bilgi kesinliğinde cevaplar vermişlerdir. Müslümanların hiçbirinin bu sorulardan korkmasına gerek yok. İşte ben Allah’ın izniyle buradayım.
    Aklınıza gelen bütün soruları sorabilirsiniz, hepsinin cevapları bende hazır. Ben bütün bu soruları 11 yıllık fikir çilesi yıllarımda düşündüm, sordum ve ispat ettim. Bütün bu bilgilerden bilerek şüphe ettim. Sizler için hepsinin doğruluğunu matematiksel ispat gücünde ispat ettim. Şimdi bir müslümanın bu sorularla boğuşmasına artık gerek yok. Ben buradayım. Yine bir müslümanın bu sorulardan korkmasına da gerek yok. “Seyyidim ispat etmiştir” diyerek rahatça imanın keyfini çıkarın… Allah’ın izniyle kendime bu konuda öyle güveniyorum ki bir stadyum dolusu kâfiri, ateistti hatta şeytanı bu bilgilerimle iman ettiririm, yeter ki inadi ve isyani küfrün içinde olmasınlar…
    Netice olarak diyebilirim ki, bu tür konuları düşünmek her ne kadar günah ve yasak olmasa da, herkesin yapması uygun değildir. Bu konuların detayı kelam ilminin konusudur. Böyle bir şey gerekli olursa ehil olan Müslüman kelam âlimlerinin eserlerinden faydalanmayı tercih etmelidir. Bu iş, vesvesesini tefekkür sananların işi değildir.
    Seyyid Şenel İlhan


  6. 30.Ocak.2016, 00:30
    3
    Üye
    Kalbin imanı, zihinden geçen düşüncelerle bozulmaz

    Vesvesenin zihinde akılda gerçekleşen bir olay olduğunu bilmek ve imanın mahallinin de zihin olmadığını bilmek çok önemlidir. İslam âlimleri iman etme yeri ile düşünme yerinin farklı olduğunu çok güzel bir şekilde ortaya koymuşlar. Düşünme yeri zihin, inanma yeri kalptir… İman kalple olur, akılla olmaz. İmanı akıl ancak onaylar. Kalp imanı tasdik ettikten sonra, akıldaki şüphelerin hiçbir hükmü yoktur. Bu düşünceler vesvese hükmündendir. Ne kadar şüpheye benzer vesvese gelirse gelsin kalpte iman olduğu müddetçe bunlar hep vesvesedir. Müslümanların en çok sıkıntı yaşadıkları vesvese türü budur. Kalplerinde iman dopdolu olduğu halde, aklın çalışma prensibinden kaynaklanan soru ve şüpheleri küfür sanarak üzülür. Kendilerini harap ederler. Bunun nedeni bilgisizlik ve cahilliktir. Bu cahillikten bunalıma giren, akıl sağlığını kaybedenler bile vardır.
    İman konusundaki hassasiyetten de kaynaklanabilir bu vesveseler. Mesela bir çocuk yetişirken aklına gelen vesveseleri anne ve babasıyla paylaşır. Bazen şöyle bir soru sorabilir; “Baba Allah nerede? O’nu niye göremiyoruz? Bizi O yarattı, peki O’nu kim yarattı?” Bu sorulara cahil ebeveynlerin tepkileri aşırı olur; “Sus! Hâşâ! Ne biçim soru bu? Böyle düşünme, böyle soru sorma, kâfir olursun!” İşte bu yanlış hassasiyetler ve aşırı tepkiler daha sonra böyle şeyleri düşünmekten korkma ve düşünceyi küfür sanma gibi hastalıklara dönüşebilir. Aslında belki bu sorular bilgisiz ebeveynlerin de düşünmekten korktuğu ve kaçtığı sorulardır. Bunların cevaplarını yok sanırlar. Çünkü halkın geneli taklidi iman sahibidir. Taklidi iman sahibi insanlar soru sormadan inanırlar. Böyle sorular sormaya ihtiyaç hissetmezler. Başlarına böyle sorular soran birileri gelirse de böyle sorulardan korkar ve kaçarlar. Çocuklarını da böyle sorular sormaktan men eder, böyle düşünmekten sakındırırlar. Ama akıl denen şey, sen ne kadar kaçarsan kaç, bu soruları sana doğal olarak soracaktır. Hele bazı insanlar vardır ki, onlar bu sorulara cevap bulmadan rahat edemezler. Olgusal zihniyet sahibi insanlar böyledir. Daha sonra bu çocuklar büyüdüklerinde, ne zaman ibadete yönelseler, o kaçtıkları sorular zihinlerine hücum eder. Bu soruları küçükken attıkları gibi yine kafalarından atmak isterler ama başaramazlar. Şeytanın da tesiriyle bu sorular onların “bir numaralı” derdi olur. Bu soruların bunalımı ve vesvesesi ile kendilerini çok kötü hisseder, hatta imansız bile sanabilirler. Aslında insanlar paniklemeden, vesveselerini küfür sanmadan düşünmeyi öğrenseler göreceklerdir ki, kalplerinde iman olduğu halde akıllarıyla her şeyi düşünmek ne günahtır ne de küfür… Eğer böyle olmasaydı, koca koca kelam âlimlerinin hepsini küfürle itham etmek gerekecekti.
    Evet, İman dil ile ikrar kalp ile tasdiktir. Kalbi ile tasdik ise imanı akıldan başka; sevgi, sezgi, vicdan, adalet vs. gibi duyguların da onaylamasıdır. Bu duyguların onayı aklın onayından daha önemlidir. O yüzden bir insanı ruhunuz, kalbiniz onaylamış sevmişse, vicdanınız tasdiklemişse, o kişi hakkında size bir yerlerden gelen menfi bilgiler ve vesveseler, olumlu kanaatinizi kolay kolay değiştiremez. İşte insanların kalpleri; sezgi, sevgi, adalet gibi duyguların eşliğinde bir tane istidlali bilgi yani bir küçük delil ile dahi iman edebilir. Hatta bazı insanlar vardır ki onlar hiçbir delile ihtiyaç hissetmeden de iman edebilirler. Ve bu tür iman da caizdir ve geçerlidir.
    Bu imanından sonra zihnine gerek cin şeytanlarından gerek insi şeytanlardan, gerekse vehminden dolayı bir sürü soru gelebilir. İmanı korumak kaygısıyla bu sorulara cevap yetiştirmeye çalışmak gereksizdir. Çünkü iman kökü kalpte, dalları ve yaprakları zihinde olan bir ağaca benzer. Zihinde esen şüphe vesvese fırtınaları, ağacın yaprak ve dallarını sallarsa da kökü kalpte olduğu için asla söküp atamaz. Bu sebeple paniklemeye hiç gerek yoktur. Vesvese, konuşarak ve kâle alınarak susturulamaz. Vesveseli insanlar hatayı genelde bu noktada yaparlar ve normal olan vesveseyi (obsesyon) ciddiye alınca, vesveseyi, takıntı (kompülsif) rahatsızlık boyutuna taşırlar.
    İman ile inancın ayırımını da iyi yapmak gerekir. İman gaybe olur. Gayb bilgisi istidlali bilgidir. İstidlali bilgi her zaman bir ucu soruya açık bilgidir. İnsan ne kadar sağlam iman sahibi olursa olsun, istidlali bilginin yapısından dolayı hiçbir zaman sorulardan ve vesveseden kurtulamayacağını peşinen bilmelidir. Bu bilgiyi bilen kişi, kendini kötü hissetmez. İşte epistemolojik olarak bu bilgilerin değerlendirmesini sağlıklı olarak yapamayan insanlar “bana vesvese geliyor; demek ki ben imanı zayıf bir insanım” diye gereksiz yere kendilerine acı çektirir, mutsuz olurlar.
    Şüphe ve vesvese istidlali bilgide oluyor. Mesela ben şimdi Ahmed’i karşımda görüyorum. Gördüğümden dolayı Ahmed’in burada olduğundan şüphelenmem… Bu bilgi zorunlu bilgi, ispata gerek olmayan açık bilgidir. Ama Ahmet mutfağa geçse, onu göremesem ve Ali’ye “Ahmet nerede?” diye sorsam, Ali de; “Ahmet mutfakta” dese, bu bilgi istidlali bilgi olur benim için. Bu bilginin doğruluğuna inanabilmem ise bilginin geldiği kaynağa bağlı… Mesela, Ali’den şüphelenmezsem, aklına ve bana yalan söylemeyeceğine güvenim tamsa, o zaman “Ahmet demek ki mutfaktaymış” derim ve Ahmed’in mutfakta olduğundan asla şüphelenmem. Gözümle görmediğim halde şüphelenmem. Eğer şüphelenirsem iki kişiden birinde sorun var demektir. Ya bende sorun vardır yani ben sağlıklı bir şüphe içindeki adam değilim demektir ya da “Ali’ye güvenmiyorum, çok yalancı birisidir, yalan söylemiş olabilir” demiş olurum. İşte Allah’a, Peygambere iman da böyledir.
    Allah’a iman görerek olmaz. İman gaybe olur, imtihan gereği bu böyledir ve istidlali bilgiyle olur. İmanın gayba olması ve istidlali bilgiyle olması, o bilginin kesin olmadığı anlamına gelmez. Çünkü öyle istidlali bilgiler vardır ki kesinliğinin zorunlu bilgiden farkı yoktur. Mesela dünyanın yuvarlak olması, güneşin etrafında dönüyor olması, gezegenlerin varlığı hep istidlali bilgilerdir. Biz uzaya çıkıp bu bilgileri test etmedik. Ama bize gelen resimler, video görüntüleri bilim adamlarının bu konudaki beyanları gibi bilgiler istidlali bilgi olmasına rağmen, bizde zorunlu bilgi etkisi yaptı. Şimdi kimse bu bilgilerden kuşku bile duymaz. Onun gibi, Allah’ın varlığı her ne kadar istidlali bilgi ise de, böyle zorunlu bilgi gibi kesindir. Delillerle ispatlanabilir. Ama söylediğimiz gibi istidlali bilgiye insanlar şüpheyle bakabilir, kuşkulanabilir, hakkında vesveselenebilirler. Bu şüphe, bilginin kesin olmadığından kaynaklanmaz, istidlali bilginin yapısından kaynaklanır.
    İmanlı olduğu halde vesveseli olan insanların alameti nereden belli olur denirse onların alameti şudur:
    Onlar kalpleriyle iman etmişlerdir. İmansız olmaktan titrerler ve korkarlar. Akıllarına gelen şüpheler, sorular, çirkin sövmeler, cinsel objeler vs. yüzünden kendilerini çok kötü hisseder ve küfre düştüklerini sanırlar ve bu sebeple de acı çekerler. Hâlbuki bu kişilerin hali şüphe değil vesvesedir. Vesvesenin böyle olanı imanın kemalindendir. Bu sorulara cevap vermek gerekli değildir. Çünkü imanın yanında her zaman soru vardır. Bu soruları susturmak da mümkün değildir. En kesin cevaplarını versen bile sorular susmaz, vesvese bitmez. Bu sorulara kelam alimleri zaten ampirik bilgi kesinliğinde cevaplar vermişlerdir. Müslümanların hiçbirinin bu sorulardan korkmasına gerek yok. İşte ben Allah’ın izniyle buradayım.
    Aklınıza gelen bütün soruları sorabilirsiniz, hepsinin cevapları bende hazır. Ben bütün bu soruları 11 yıllık fikir çilesi yıllarımda düşündüm, sordum ve ispat ettim. Bütün bu bilgilerden bilerek şüphe ettim. Sizler için hepsinin doğruluğunu matematiksel ispat gücünde ispat ettim. Şimdi bir müslümanın bu sorularla boğuşmasına artık gerek yok. Ben buradayım. Yine bir müslümanın bu sorulardan korkmasına da gerek yok. “Seyyidim ispat etmiştir” diyerek rahatça imanın keyfini çıkarın… Allah’ın izniyle kendime bu konuda öyle güveniyorum ki bir stadyum dolusu kâfiri, ateistti hatta şeytanı bu bilgilerimle iman ettiririm, yeter ki inadi ve isyani küfrün içinde olmasınlar…
    Netice olarak diyebilirim ki, bu tür konuları düşünmek her ne kadar günah ve yasak olmasa da, herkesin yapması uygun değildir. Bu konuların detayı kelam ilminin konusudur. Böyle bir şey gerekli olursa ehil olan Müslüman kelam âlimlerinin eserlerinden faydalanmayı tercih etmelidir. Bu iş, vesvesesini tefekkür sananların işi değildir.
    Seyyid Şenel İlhan





+ Yorum Gönder