Konusunu Oylayın.: Cemel Vak'ası

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Cemel Vak'ası
  1. 23.Şubat.2012, 21:55
    1
    zxczxczxc
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Kasım.2011
    Üye No: 91374
    Mesaj Sayısı: 100
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Yaş: 20
    Bulunduğu yer: Tekirdağ

    Cemel Vak'ası






    Cemel Vak'ası Mumsema Bu olayı, Ayşe annemiz-Talha-Zübeyr üçlüsü başlatmış diye biliyorum. Basrada bir savaş olmuş. Hz.Ali kazanmış. Ve 3ünü affederek medineye yada mekkeye yollamış. Talha ve Zübeyr yolda öldürülmüş. Şimdi özetlediğim vakada kim haklı ? Bir yanda peygamberin çok sevdiği eşlerinden biri,diğer yanda damadı,amcaoğlu.. O gün müslümanlar için pek iğrenç bir günmüş,bu belli. Ama kim haklı ? Eğer Ayşe validemiz haklıysa Hz.Ali zorla aldı halifeliği olur,Hz.Ali haklı ise Ayşe valide fitneci olur. Sizler ne düşünüyorsunuz ?


  2. 23.Şubat.2012, 21:55
    1
    zxczxczxc - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli



    Bu olayı, Ayşe annemiz-Talha-Zübeyr üçlüsü başlatmış diye biliyorum. Basrada bir savaş olmuş. Hz.Ali kazanmış. Ve 3ünü affederek medineye yada mekkeye yollamış. Talha ve Zübeyr yolda öldürülmüş. Şimdi özetlediğim vakada kim haklı ? Bir yanda peygamberin çok sevdiği eşlerinden biri,diğer yanda damadı,amcaoğlu.. O gün müslümanlar için pek iğrenç bir günmüş,bu belli. Ama kim haklı ? Eğer Ayşe validemiz haklıysa Hz.Ali zorla aldı halifeliği olur,Hz.Ali haklı ise Ayşe valide fitneci olur. Sizler ne düşünüyorsunuz ?


    Benzer Konular

    - Cemel Vakası nedir ?

    - Bediüzzaman'ın Sahabeler Arasındaki Cemel Sıffin Savaşı ve Kerbela faciasına Bakışı

  3. 23.Şubat.2012, 22:22
    2
    İmam Rıza
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Şubat.2012
    Üye No: 94396
    Mesaj Sayısı: 41
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Bulunduğu yer: Meşhed

    Cevap: Cemel Vak'ası




    Haklı olan elbette Hz.Ali dir,Sıffindede Cemel dede hep o haklıdır ,lakin bu olay bi ictihattır ,ictihatta hatalı olan kişi 1 ecir sevap,haklı olan 2 ecir sevap alır,bu yüzden Hz.Ali 2 ecir sevap,Hz.Aişe annemiz ise 1 ecir sevap almıştır ,bu bi savaş filan değildir bir konuyu sonuca vardırmak için yapılan bir ictihattır
    Resullullah buyurdu Ali Hak iledir,Hak da Ali ile "



  4. 23.Şubat.2012, 22:22
    2
    İmam Rıza - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli



    Haklı olan elbette Hz.Ali dir,Sıffindede Cemel dede hep o haklıdır ,lakin bu olay bi ictihattır ,ictihatta hatalı olan kişi 1 ecir sevap,haklı olan 2 ecir sevap alır,bu yüzden Hz.Ali 2 ecir sevap,Hz.Aişe annemiz ise 1 ecir sevap almıştır ,bu bi savaş filan değildir bir konuyu sonuca vardırmak için yapılan bir ictihattır
    Resullullah buyurdu Ali Hak iledir,Hak da Ali ile "



  5. 23.Şubat.2012, 22:45
    3
    nuranden
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Şubat.2012
    Üye No: 94241
    Mesaj Sayısı: 42
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Bulunduğu yer: A'raf

    Cevap: Cemel Vak'ası

    hadis-i şerifte..efendimiz aişe annemize bu olaydan bahs etmiştir ve devamında sen haksızsın ya aişe buyurmuştur..

    elbet içtihad neticesi 2 tarafda ehl-i cennet dir..

    şunuda dipnot:içtihad kapısı bu zamanda kapalıdır!


  6. 23.Şubat.2012, 22:45
    3
    Üye
    hadis-i şerifte..efendimiz aişe annemize bu olaydan bahs etmiştir ve devamında sen haksızsın ya aişe buyurmuştur..

    elbet içtihad neticesi 2 tarafda ehl-i cennet dir..

    şunuda dipnot:içtihad kapısı bu zamanda kapalıdır!


  7. 23.Şubat.2012, 23:30
    4
    ebuturab
    Site Doktoru

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Mart.2007
    Üye No: 74
    Mesaj Sayısı: 1,714
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 20
    Bulunduğu yer: vuslat-ı nur

    Cevap: Cemel Vak'ası

  8. 23.Şubat.2012, 23:45
    5
    Eşrefoğlu
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 26.Ağustos.2010
    Üye No: 78342
    Mesaj Sayısı: 195
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Bulunduğu yer: Kahramanmaraş

    Cevap: Cemel Vak'ası

    Alıntı
    şunuda dipnot:içtihad kapısı bu zamanda kapalıdır!
    Olaki lazım oldu...Kim kapatmış bu kapıyı...?


  9. 23.Şubat.2012, 23:45
    5
    Eşrefoğlu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Alıntı
    şunuda dipnot:içtihad kapısı bu zamanda kapalıdır!
    Olaki lazım oldu...Kim kapatmış bu kapıyı...?


  10. 23.Şubat.2012, 23:56
    6
    berkehan
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Ekim.2010
    Üye No: 79359
    Mesaj Sayısı: 265
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Yaş: 47

    Cevap: Cemel Vak'ası

    "Onlar kılıçlarını kana buladılar sizlerde dillerinizi kana bulamayın." Derdi sevdiğim bir Hocam.Günahlarıyla sevaplarıyla geçmiş bir ümmettir onlar.Kim haklı kim haksız bunun kararını verecek mevkide değiliz ve böyle tartışmaların gereğide yoktur.Tarihi bir vaka olarak değerlendirilebilir,böyle şeylerin bir daha olmaması için ancak diğer türlü taraftarlık içeren tartışmalar bizlere yarardan çok zarar verir.

    Bunları tartışmak yerine Kuranı Kerimi okuyup anlamaya çalışmalıyız.

    İçtihat kapısı kıyamete kadar kapanmaz,kapalıdır diyenlere aldanmayın.Onlar okuyup,düşünen bir ümmet istemedikleri,herkes kendilerine bağlı ve muhtaç olsun istedikleri için böyle söylüyorlar.


  11. 23.Şubat.2012, 23:56
    6
    berkehan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    "Onlar kılıçlarını kana buladılar sizlerde dillerinizi kana bulamayın." Derdi sevdiğim bir Hocam.Günahlarıyla sevaplarıyla geçmiş bir ümmettir onlar.Kim haklı kim haksız bunun kararını verecek mevkide değiliz ve böyle tartışmaların gereğide yoktur.Tarihi bir vaka olarak değerlendirilebilir,böyle şeylerin bir daha olmaması için ancak diğer türlü taraftarlık içeren tartışmalar bizlere yarardan çok zarar verir.

    Bunları tartışmak yerine Kuranı Kerimi okuyup anlamaya çalışmalıyız.

    İçtihat kapısı kıyamete kadar kapanmaz,kapalıdır diyenlere aldanmayın.Onlar okuyup,düşünen bir ümmet istemedikleri,herkes kendilerine bağlı ve muhtaç olsun istedikleri için böyle söylüyorlar.


  12. 24.Şubat.2012, 00:02
    7
    @mir
    âb ü kil

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Ağustos.2009
    Üye No: 49589
    Mesaj Sayısı: 3,358
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 36
    Yaş: 43
    Bulunduğu yer: Dârü'l-İmtihân

    Cevap: Cemel Vak'ası

    "ictihad kapısı kapalıdır" demek de aslında bir ictihaddır
    anlamak için kişinin biraz düşünmesi lazımdır

    berkehan Nickli Üyeden Alıntı
    "Onlar kılıçlarını kana buladılar sizlerde dillerinizi kana bulamayın
    .
    anlayana sivrisinek saz
    anlamayana davul zurna az


  13. 24.Şubat.2012, 00:02
    7
    âb ü kil
    "ictihad kapısı kapalıdır" demek de aslında bir ictihaddır
    anlamak için kişinin biraz düşünmesi lazımdır

    berkehan Nickli Üyeden Alıntı
    "Onlar kılıçlarını kana buladılar sizlerde dillerinizi kana bulamayın
    .
    anlayana sivrisinek saz
    anlamayana davul zurna az


  14. 24.Şubat.2012, 00:10
    8
    zxczxczxc
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Kasım.2011
    Üye No: 91374
    Mesaj Sayısı: 100
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Yaş: 20
    Bulunduğu yer: Tekirdağ

    Cevap: Cemel Vak'ası

    canlar içtihad ne demek :D


  15. 24.Şubat.2012, 00:10
    8
    zxczxczxc - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    canlar içtihad ne demek :D


  16. 24.Şubat.2012, 06:06
    9
    ebuturab
    Site Doktoru

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Mart.2007
    Üye No: 74
    Mesaj Sayısı: 1,714
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 20
    Bulunduğu yer: vuslat-ı nur

    Cevap: Cemel Vak'ası

    İİÇTİHÂT NEDİR?

    Sözlükte "bir konuda elden gelen çabayı sarf etmek, bir şeyi elde edebilmek için olanca gücü harcamak" anlamlarına gelen içtihâd, bir fıkıh terimi olarak, fakihin tafsîlî delillerden şer'î-amelî hükümleri çıkarmak için bütün imkânını harcaması manasına gelir
    İslâm dininde hükümlerin aslî kaynağı âyetler ve hadislerdir Ancak bu iki kaynağın sınırlı olması, olayların ise sonsuz olması, bu iki kaynağa dayanarak içtihad etmeyi, yani hüküm çıkarmayı zarûrî kılmaktadır Zamanın ve çevrenin şartlarına bağlı olarak ortaya çıkan yeni hadiselere nassların uygulanmasında, nassların zamana göre yorumlanmasında etkin rolü içtihat müessesesi oynamaktadır Nassların teşri sebebini araştırmak, âdet ve şartların durumunu takdir etmek, yeni hadiselere, nassların ruhuna uygun hükümler bulmak içtihat alanına giren problemlerdendir
    İçtihâtla sabit olan hükümler, âlimin kendi gayreti ile elde ettiği görüş olduğundan, kesinlik ifade etmez Bu nedenle her zaman tartışılabilir ve yanlışlığı ileri sürülebilir Her içtihât, kendi devri ve şartları içinde doğru ve geçerli sayılır
    Nasslardan hüküm çıkaracak kimseye müçtehit denilir Her devirde, Müslümanların problemlerini çözümleyecek müctehidleri yetiştirmeleri dinî bir görevdir Fıkıh usulcüleri müçtehid olmak için farklı şartlar koşmuşlardır (bk Müçtehit)
    Mezhep imamları gibi mutlak müçtehit olmak için ileri sürülen şartların günümüzde bir kişide bulunması zor görülmekle birlikte, teknolojik ve ilmî gelişmeler sonucunda ulaşılan imkânlar sayesinde, şer'î delilleri anlama ve yorumlamada ve onlardan hüküm çıkarmada günümüz âlimleri daha şanslı hale gelmişlerdir Tefsîr, hadis, fıkıh konularında günümüze kadar pek çok çalışmalar yapılmıştır Âyetlerin nüzul sebepleri, delaletleri konusunda araştırmalar gerçekleştirilmiş, hemen bütün hadislerin tespiti, tahrici, tenkidi konusunda çalışmalar yapılmıştır Ve bu çalışmalar halâ sürdürülmektedir İletişimin ve teknolojinin çok ileri bir düzeye ulaştığı günümüzde, bu çalışmalara ulaşmak çok kolay hale gelmiştir Diğer taraftan bu çalışmalar bilgisayar ortamına aktarılmış, CD'lere kaydedilmiştir Bir ? iki tuşa basmakla bir konudaki bütün âyet ve hadislere ve o konu üzerinde yapılan çalışmalara ulaşılabilmek imkânına kavuşulmuştur Aynı şekilde tıp, ekonomi, iktisat, sosyoloji, psikoloji gibi ilim dallarında müstakil enstitüler, fakülteler kurulmuş, çalışmalar hızlanmıştır Sonuç olarak, fıkıh melekesini kazanmış samimi ve bu bilgilere ulaşabilecek İslâmî ilimlerde temayüz etmiş şahıslar ile iktisat, hukuk, sosyoloji, psikoloji, antropoloji, tıp gibi ilimlerden ihtiyaç duyulan bir veya birkaçında mütehassıs kişilerden oluşturulacak içtihat şûrâsı sayesinde günümüz problemlerine çözümler getirilebilir, ihtiyaç duyulan hükümler konulabilir




  17. 24.Şubat.2012, 06:06
    9
    Site Doktoru
    İİÇTİHÂT NEDİR?

    Sözlükte "bir konuda elden gelen çabayı sarf etmek, bir şeyi elde edebilmek için olanca gücü harcamak" anlamlarına gelen içtihâd, bir fıkıh terimi olarak, fakihin tafsîlî delillerden şer'î-amelî hükümleri çıkarmak için bütün imkânını harcaması manasına gelir
    İslâm dininde hükümlerin aslî kaynağı âyetler ve hadislerdir Ancak bu iki kaynağın sınırlı olması, olayların ise sonsuz olması, bu iki kaynağa dayanarak içtihad etmeyi, yani hüküm çıkarmayı zarûrî kılmaktadır Zamanın ve çevrenin şartlarına bağlı olarak ortaya çıkan yeni hadiselere nassların uygulanmasında, nassların zamana göre yorumlanmasında etkin rolü içtihat müessesesi oynamaktadır Nassların teşri sebebini araştırmak, âdet ve şartların durumunu takdir etmek, yeni hadiselere, nassların ruhuna uygun hükümler bulmak içtihat alanına giren problemlerdendir
    İçtihâtla sabit olan hükümler, âlimin kendi gayreti ile elde ettiği görüş olduğundan, kesinlik ifade etmez Bu nedenle her zaman tartışılabilir ve yanlışlığı ileri sürülebilir Her içtihât, kendi devri ve şartları içinde doğru ve geçerli sayılır
    Nasslardan hüküm çıkaracak kimseye müçtehit denilir Her devirde, Müslümanların problemlerini çözümleyecek müctehidleri yetiştirmeleri dinî bir görevdir Fıkıh usulcüleri müçtehid olmak için farklı şartlar koşmuşlardır (bk Müçtehit)
    Mezhep imamları gibi mutlak müçtehit olmak için ileri sürülen şartların günümüzde bir kişide bulunması zor görülmekle birlikte, teknolojik ve ilmî gelişmeler sonucunda ulaşılan imkânlar sayesinde, şer'î delilleri anlama ve yorumlamada ve onlardan hüküm çıkarmada günümüz âlimleri daha şanslı hale gelmişlerdir Tefsîr, hadis, fıkıh konularında günümüze kadar pek çok çalışmalar yapılmıştır Âyetlerin nüzul sebepleri, delaletleri konusunda araştırmalar gerçekleştirilmiş, hemen bütün hadislerin tespiti, tahrici, tenkidi konusunda çalışmalar yapılmıştır Ve bu çalışmalar halâ sürdürülmektedir İletişimin ve teknolojinin çok ileri bir düzeye ulaştığı günümüzde, bu çalışmalara ulaşmak çok kolay hale gelmiştir Diğer taraftan bu çalışmalar bilgisayar ortamına aktarılmış, CD'lere kaydedilmiştir Bir ? iki tuşa basmakla bir konudaki bütün âyet ve hadislere ve o konu üzerinde yapılan çalışmalara ulaşılabilmek imkânına kavuşulmuştur Aynı şekilde tıp, ekonomi, iktisat, sosyoloji, psikoloji gibi ilim dallarında müstakil enstitüler, fakülteler kurulmuş, çalışmalar hızlanmıştır Sonuç olarak, fıkıh melekesini kazanmış samimi ve bu bilgilere ulaşabilecek İslâmî ilimlerde temayüz etmiş şahıslar ile iktisat, hukuk, sosyoloji, psikoloji, antropoloji, tıp gibi ilimlerden ihtiyaç duyulan bir veya birkaçında mütehassıs kişilerden oluşturulacak içtihat şûrâsı sayesinde günümüz problemlerine çözümler getirilebilir, ihtiyaç duyulan hükümler konulabilir




  18. 24.Şubat.2012, 13:01
    10
    nuranden
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Şubat.2012
    Üye No: 94241
    Mesaj Sayısı: 42
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Bulunduğu yer: A'raf

    Cevap: Cemel Vak'ası

    içtihadın ne olduğunu bilmiyen kapalı olduğunuda bilmez bu kadar net !konuşuyorum..

    -----------------------------------------

    Kapalı deriken; dinin zaruriyat kısmı için dedim(teferruatı kastetmedim)anlıyana
    ...

    Nasıl ki kışta, fırtınaların şiddetli olduğu bir vakitte, dar delikler dahi seddedilir; yeni kapıları açmak, hiçbir cihetle kâr-ı akıl değil. Hem, nasıl ki büyük bir selin hücumunda, tâmir için duvarlarda delikler açmak gark olmaya vesîledir.

    Öyle de, şu münkerât zamanında ve âdât-ı ecânibin istilâsı ânında ve bid'aların kesreti vaktinde ve dalâletin tahribâtı hengâmında,
    içtihad
    nâmiyle, kasr-ı İslâmiyet'ten yeni kapılar açıp duvarlarından muharriplerin girmesine vesîle olacak delikler açmak, İslâmiyet'e cinâyettir.


    Kaynak: http://www.mumsema.com/sizden-gelen-...#ixzz1nIIPnmQY



  19. 24.Şubat.2012, 13:01
    10
    Üye
    içtihadın ne olduğunu bilmiyen kapalı olduğunuda bilmez bu kadar net !konuşuyorum..

    -----------------------------------------

    Kapalı deriken; dinin zaruriyat kısmı için dedim(teferruatı kastetmedim)anlıyana
    ...

    Nasıl ki kışta, fırtınaların şiddetli olduğu bir vakitte, dar delikler dahi seddedilir; yeni kapıları açmak, hiçbir cihetle kâr-ı akıl değil. Hem, nasıl ki büyük bir selin hücumunda, tâmir için duvarlarda delikler açmak gark olmaya vesîledir.

    Öyle de, şu münkerât zamanında ve âdât-ı ecânibin istilâsı ânında ve bid'aların kesreti vaktinde ve dalâletin tahribâtı hengâmında,
    içtihad
    nâmiyle, kasr-ı İslâmiyet'ten yeni kapılar açıp duvarlarından muharriplerin girmesine vesîle olacak delikler açmak, İslâmiyet'e cinâyettir.


    Kaynak: http://www.mumsema.com/sizden-gelen-...#ixzz1nIIPnmQY



  20. 24.Şubat.2012, 18:01
    11
    zxczxczxc
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Kasım.2011
    Üye No: 91374
    Mesaj Sayısı: 100
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Yaş: 20
    Bulunduğu yer: Tekirdağ

    Cevap: Cemel Vak'ası

    İçtihadı bilmiyorum diye kafir mi oldum yani ? Öğrenmemek ayıp. Daha genç olduğumu çok daha fazla şey öğrenebileceğimi düşünüyorum. Böyle yorumlar ne ilginç.


  21. 24.Şubat.2012, 18:01
    11
    zxczxczxc - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    İçtihadı bilmiyorum diye kafir mi oldum yani ? Öğrenmemek ayıp. Daha genç olduğumu çok daha fazla şey öğrenebileceğimi düşünüyorum. Böyle yorumlar ne ilginç.


  22. 31.Mart.2012, 20:00
    12
    imam
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Ağustos.2007
    Üye No: 2034
    Mesaj Sayısı: 7,511
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: minallah-ilelllah

    Cevap: Cemel Vak'ası

    CEMEL VAK'ASI

    36/656 tarihinde dördüncü halife emirü'l-Müminin Hz. Ali ile Hz. Âişe taraftarları arasında Basra dolaylarında meydana gelen çatışma.
    Üçüncü Raşid halife Hz. Osman (r.a.)'ın şehit edilmesinden sonra üç-beş gün anarşi hüküm sürdü. Hz. Osman'ı şehit eden âsiler ortama hâkimdiler. Bunlar bir an önce, Hz. Osman'ın yerine birini hilâfete getirmek istiyorlardı. Fakat kime müracaat ettilerse hep red cevabı aldılar. Hz. Ali de, kendisine geldikleri zaman onları huzurundan uzaklaştırmıştı: Âsiler hayrete düşmüşler, ne yapacaklarını şaşırmışlardı. Devlet başkanı tayin olunmadan dönecek olurlarsa ihtilafın çok daha fazla alevleneceğini biliyorlardı. Bunun üzerine Medine ahalisini toplayarak, onlara bir halife seçmelerini, aksi takdirde Hz. Ali, Talha, Zübeyr ve daha başka kimseleri de öldüreceklerini söyleyerek, onlara bir gün mühlet verdiler. Bunun üzerine Medine halkı Hz. Ali'ye müracaat edip, ona bey'at etmek istediklerini bildirdiler. Hz. Ali, Muhâcirler'le Ensâr'ın bu teklifini reddetmek istediyse de devamlı ısrarlar karşısında bunu kabul etmek zorunda kaldı. Neticede Hz. Ali'ye bey'at edildi ve âsiler Hz. Talha ile Hz. Zübeyr'i de getirterek onların da Hz. Ali'ye bey'at etmelerini sağladılar. Bu sûretle, hicretin otuzbeşinci yılı yirmibir Zilhicce Pazartesi günü Hz. Ali'ye bey'at edildi.
    Hz. Ali'ye bey'at edildikten sonra yapılacak ilk iş; Hz. Osman'ın katillerini bulmak ve bunların cezalarını vermekti. Bu hususta tahkikata başlanmıştı. Fakat katiller kesin olarak belirlenemediği için, Şer'an cürüm sabit olamamıştı. Bu durum karşısında bir şey yapılamazdı. Hz. Talha ile Hz. Zübeyr, Hz. Ali'yi ziyaret ederek ondan katillerin yakalanmasını istemişlerdi. Hz. Ali, onlara durumu izah etmiş, fakat ikisi de ikna olmamışlardı. Ortam son derece karışıktı. Bu arada Numan b. Beşir, Hz. Osman'ın şehadeti esnasında giydiği gömlek ile o sırada zevcesi Nâile'nin doğranan parmaklarını alıp Şam'a götürdü. Muaviye, bu kanlı gömleği ve kesik parmakları teşhir ederek, herkesin galeyanını kat kat artırmak maksadıyla mescide astı. Diğer taraftan Hz. Osman'ın katline sebep olanlar hâlâ Medine'de bulunuyorlardı. Bunların bir an evvel oradan uzaklaştırılması gerekiyordu.
    Hz. Ali'nin karşı karşıya kaldığı zorluklar gerçekten çok büyüktü. Diğer taraftan Medine'de toplanan âsilerin mühim bir kısmı "Sebeiyye" fırkasına mensuptu. Bu İslâm düşmanı grubun reisi olan Abdullah b. Sebe, İslâm'ı içinden yıkmayı hedef alan bir Yahudi dönmesi idi. Bunun maksadı; İslâmiyet'in saf, berrak, akıl ve kalbi tatmin eden akidelerini ifsat edip müslümanlığı çığırından çıkarmak müslümanları türlü türlü gruplara ayırarak birbirleriyle didişmeye ve boğuşmaya sevketmekti. Hz. Osman (r.a.) devrindeki karışıklık, bu müfsidin ifsatları için uygun bir zemin teşkil etmişti. Hz. Ali'nin âsileri dağıtmak istemesi İbn Sebe taraftarlarının hoşuna gitmediği için bunlar Hz. Ali'nin emrine muhalefet etmişler; diğer Araplar da onlara uymuşlardı.
    Bu karışık durum karşısında problemleri artıran ve buhranın vehâmetini doruğuna vardıran bir hareket daha başladı. Hz. Âişe, hac farizasını ifâ etmek üzere Medine'den Mekke'ye gitmiş, hac ibadetini ifâ ederek Medine'ye dönerken, Hz. Osman'ın şehit edildiği haberini almıştı. Bunun üzerine Medine'ye gideceği yerde Mekke'ye geri döndü. Çünkü Medine'de facianın doğurduğu karışıklıklar, bocalamalar devam ediyordu. Mekkeliler, Hz. Âişe'ye durumu sordukları zaman, Hz. Âişe, Hz. Osman'ın mazlum olarak öldürüldüğünü, Medine'de fesat ocağının bütün ufku karartacak şekilde tüttüğünü, mazlum ve şehit Osman'ın kanının heder olmaması gerektiğini, katillerin mutlaka cezaya çarptırılmaları ve şer'i hüküm ve kısas emirlerinin uygulanmasının icap ettiğini söylemişti.
    Hz. Talha ile Hz. Zübeyr de Mekke'ye gelmişler, Medine'deki durumu Hz. Âişe'ye anlatmışlardı. Bu olaylar Hz. Âişe'nin fikir ve kanaatini kuvvetlendirmiş, o da mazlum ve şehid Hz. Osman'ın intikamını almak için herkesi toplanmaya ve bir araya gelmeye çağırmıştı.
    Hz. Ali, muhaliflerinin Mekke'deki hazırlıklarından haberdar olunca, onlardan evvel Irak'a varmak, Irak'a hâkim olmak, Beytû'l-Mal'in muhalifler eline düşmesini engellemek istedi. Ensâr, Hz. Ali'nin Medine'den ayrılmasını uygun görmüyordu. Hz. Ali, muhâlifler kendisinden önce Irak'a girecek olurlarsa yeni yeni problemlerin ortaya çıkmasından endişe ettiğini, Irak'ın nüfuzca kesif ve beytü'l-mâl'inin zengin olmasından ötürü bir müddet orada bulunmanın daha iyi olacağını söylemişti.
    Bundan sonra Hz. Ali yola çıkmış, Zukar mevkiine geldiği zaman, Hz. Talha ile Hz. Zübeyr'in Basra'ya yaklaştıklarını, Benu Saad kabilesi ile hemen hemen bütün Basra'nın onlara iltihak ettiğini haber almıştı. Hz. Ali, Zukar'da kalarak oğlu Hasan'ı Ammâr b. Yâsir ile birlikte Kûfe'ye gönderdi. Hz. Hasan, Kûfe'ye varınca, vali Ebû Musa el-Eş'arî onu iyi karşıladı. Hz. Hasan, mescidde minbere çıkarak Hz. Ali'nin dâvâsını müdafaa etti ve Talha ile Zübeyr'in ona bey'at ettiklerini söyledi. Bu konuşmasının sonunda kendisinin Basra'dan gideceğini, katılmak isteyenlerin onunla birlikte gelebileceğini ilân etti. Hz. Hasan, kendisine iltihak eden dokuz bin kişilik bir kuvvetle geri döndü. Bu dönüş ve hareket esnasında karşılıklı mücadeleler, şiddetli tartışmalar meydana gelmişti.
    Hz. Ali, ordusunu bu şekilde takviye ettikten sonra Zukar mevkiinden Basra'ya doğru hareket etti. Hz. Ali, maiyetinde olan el-Ka'ka' b. Amr'ı çağırarak Basra'ya gönderdi. Ona iki taraf arasında mücadele ve çatışmanın meydana gelmesine engel olacak çareyi bulmasını tavsiye etti. el-Ka'ka' b. Amr, Hz. Âişe, Talha ve Zübeyr ile görüşmüş, onları ümmetin birliğini bozmama konusunda ikna etmişti. Hz. Âişe ile Hz. Talha ve Hz. Zübeyr, el-Ka'ka'ın önerilerini kabul ettiler. Hz. Ali de bu fikirdeyse, bu işin barış ile neticeleneceğini söylediler. Hz. Ali, el-Ka'ka'ın bu başarılarından son derece memnun oldu. Diğer taraftan bu sırada Basralılar Kûfelilerle temas etmiş, iki tarafta da barış ve fitneyi yok etme düşüncesi hakim olmuştu.
    Ertesi gün, Hz. Ali hareket ederek Abdülkaysoğulları kabilesine uğradı. Bu kabile de ona ittihak etti. Oradan Zaviye'ye vardı. Zaviye'den de Basra'ya hareket etti. Esasen herkes barışı gayet tabii bir durum olarak görüyordu. Onun için Hz. Ali'nin Basra'ya gelişi, barışın tahakkukuna yönelik bir hareket olarak telakki olunmuş, herkes son derece huzurlu bir şekilde uyumuştu. İbn Sebe ile yandaşları, herkes uyuduktan sonra Hz. Âişe'nin tarafına hücum etti. İki taraf ta kendilerini karşı hücumuna uğramış gibi görmüşlerdi. Hz. Ali, her tarafa memurlar gönderdi. Ne olduğunu anlamak istiyordu. Diğer taraftan Kâab b. Sûr Hz. Âişe'yi uyandırmış, Hz. Âişe, devesine binerek çarpışmaların başladığı yere gelmişti. Hz. Ali kendi tarafını savaşmaktan alıkoyuyor, Hz. Âişe kendi tarafını teskin etmeye çalışıyordu. Fakat bir kere ok yaydan fırlamış bulunuyordu. Vuruşmanın en hararetli anında Hz. Ali atını sürerek savaş meydanının ortasına geldi. Hz. Zübeyr'i çağırıp, ona Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)'in: Bir gün Ali ile Zübeyr arasında bir ihtilafın meydana geleceğini ve bu ihtilafta Zübeyr'in haksız olacağını" söylediğini hatırlatmıştı. Bunun üzerine Hz. Zübeyr geri çekildi. Hz. Talha da Zübeyr'in bu davranışı üzerine çatışma meydanından çekilmek istemişti. Onun savaş alanından uzaklaşması üzerine kendisine zehirli bir ok atılmış ve bu ok Hz. Talha'nın ölümüne neden olmuştu.
    Nihayet ortalıkta yalnız Hz. Âişe ile etrafında bulunan bir grup kimse kalmıştı. Çatışmalar şiddetle devam ediyordu. Bütün bu kanların dökülmesine neden olan münafıkların hedefi; bizzat Hz. Âişe idi. Bunlar Hz. Âişe' ye kadar ilerleyerek onu tevkif etmek, ona hakarette bulunmak istiyorlardı. Sebeîlerin bu maksadını anlayan Dâbbeoğulları Hz. Âişe'yi son derece büyük fedakârlıklarla korumuşlardı. Bekr b. Vâil, Ezd ve Dâbbeoğulları kabîleleri Hz. Âişe ile beraberdiler. Bunların onu korumada gösterdikleri cesaret herkesi hayrete düşürmüştü. Hz. Âişe'nin devesini koruyanlardan biri yere düştükçe bir başkası onun yerini alıyor, o da aynı fedakârlık ve aynı kahramanlık ile dövüşüyordu. Hz. Âişe'nin önünde şehit düşenlerin sayısı yetmişe varmıştı.
    Bu çatışmalara bir son vermek için birisi deveye arkasından saldırarak onu yere yıkmış, bu arada da, Hz. Ebu Bekir'in oğlu Muhammed, Hz. Ali tarafından koşarak Hz. Âişe'nin korunmasına hizmet etmişti. Hz. Ali de Hz. Âişe'nin yanına gelerek hatırını sormuş, birkaç günlük istirahatten sonra onu, kardeşi Muhammed b. Ebu Bekir ile birlikte Medine'ye göndermişti. Hz. Âişe ile beraber Basra'nın ileri gelen ailelerine mensup kırk kadar kadın refakat etmişti. Hz. Âişe Basra'dan ayrılırken, kendisi ile Hz. Ali arasındaki mücadelenin yanlış anlaşılmadan ileri geldiğini söyledi. Hz. Ali de Rasûl-i Ekrem'in muhterem haremine her türlü tazim ve hürmeti göstermenin bir görev olduğunu belirtti. Hz. Âişe, hicretin otuzaltıncı yılı Recep ayında Medine'ye doğru. hareket etti.
    Nihayet Hz. Ali 4 Aralık 656 tarihinde bu problemi de atlattı. Bu olaydan sonra hilâfet merkezini Kûfe'ye taşıyarak, şehadetine kadar orada kaldı. (Bu konuda geniş bilgi için bk. İbnü'l-Esir, el-Kâmil fi't-Tarih, Beyrut 1965, III, 205-263).
    Ahmed AĞIRAKÇA


  23. 31.Mart.2012, 20:00
    12
    Üye
    CEMEL VAK'ASI

    36/656 tarihinde dördüncü halife emirü'l-Müminin Hz. Ali ile Hz. Âişe taraftarları arasında Basra dolaylarında meydana gelen çatışma.
    Üçüncü Raşid halife Hz. Osman (r.a.)'ın şehit edilmesinden sonra üç-beş gün anarşi hüküm sürdü. Hz. Osman'ı şehit eden âsiler ortama hâkimdiler. Bunlar bir an önce, Hz. Osman'ın yerine birini hilâfete getirmek istiyorlardı. Fakat kime müracaat ettilerse hep red cevabı aldılar. Hz. Ali de, kendisine geldikleri zaman onları huzurundan uzaklaştırmıştı: Âsiler hayrete düşmüşler, ne yapacaklarını şaşırmışlardı. Devlet başkanı tayin olunmadan dönecek olurlarsa ihtilafın çok daha fazla alevleneceğini biliyorlardı. Bunun üzerine Medine ahalisini toplayarak, onlara bir halife seçmelerini, aksi takdirde Hz. Ali, Talha, Zübeyr ve daha başka kimseleri de öldüreceklerini söyleyerek, onlara bir gün mühlet verdiler. Bunun üzerine Medine halkı Hz. Ali'ye müracaat edip, ona bey'at etmek istediklerini bildirdiler. Hz. Ali, Muhâcirler'le Ensâr'ın bu teklifini reddetmek istediyse de devamlı ısrarlar karşısında bunu kabul etmek zorunda kaldı. Neticede Hz. Ali'ye bey'at edildi ve âsiler Hz. Talha ile Hz. Zübeyr'i de getirterek onların da Hz. Ali'ye bey'at etmelerini sağladılar. Bu sûretle, hicretin otuzbeşinci yılı yirmibir Zilhicce Pazartesi günü Hz. Ali'ye bey'at edildi.
    Hz. Ali'ye bey'at edildikten sonra yapılacak ilk iş; Hz. Osman'ın katillerini bulmak ve bunların cezalarını vermekti. Bu hususta tahkikata başlanmıştı. Fakat katiller kesin olarak belirlenemediği için, Şer'an cürüm sabit olamamıştı. Bu durum karşısında bir şey yapılamazdı. Hz. Talha ile Hz. Zübeyr, Hz. Ali'yi ziyaret ederek ondan katillerin yakalanmasını istemişlerdi. Hz. Ali, onlara durumu izah etmiş, fakat ikisi de ikna olmamışlardı. Ortam son derece karışıktı. Bu arada Numan b. Beşir, Hz. Osman'ın şehadeti esnasında giydiği gömlek ile o sırada zevcesi Nâile'nin doğranan parmaklarını alıp Şam'a götürdü. Muaviye, bu kanlı gömleği ve kesik parmakları teşhir ederek, herkesin galeyanını kat kat artırmak maksadıyla mescide astı. Diğer taraftan Hz. Osman'ın katline sebep olanlar hâlâ Medine'de bulunuyorlardı. Bunların bir an evvel oradan uzaklaştırılması gerekiyordu.
    Hz. Ali'nin karşı karşıya kaldığı zorluklar gerçekten çok büyüktü. Diğer taraftan Medine'de toplanan âsilerin mühim bir kısmı "Sebeiyye" fırkasına mensuptu. Bu İslâm düşmanı grubun reisi olan Abdullah b. Sebe, İslâm'ı içinden yıkmayı hedef alan bir Yahudi dönmesi idi. Bunun maksadı; İslâmiyet'in saf, berrak, akıl ve kalbi tatmin eden akidelerini ifsat edip müslümanlığı çığırından çıkarmak müslümanları türlü türlü gruplara ayırarak birbirleriyle didişmeye ve boğuşmaya sevketmekti. Hz. Osman (r.a.) devrindeki karışıklık, bu müfsidin ifsatları için uygun bir zemin teşkil etmişti. Hz. Ali'nin âsileri dağıtmak istemesi İbn Sebe taraftarlarının hoşuna gitmediği için bunlar Hz. Ali'nin emrine muhalefet etmişler; diğer Araplar da onlara uymuşlardı.
    Bu karışık durum karşısında problemleri artıran ve buhranın vehâmetini doruğuna vardıran bir hareket daha başladı. Hz. Âişe, hac farizasını ifâ etmek üzere Medine'den Mekke'ye gitmiş, hac ibadetini ifâ ederek Medine'ye dönerken, Hz. Osman'ın şehit edildiği haberini almıştı. Bunun üzerine Medine'ye gideceği yerde Mekke'ye geri döndü. Çünkü Medine'de facianın doğurduğu karışıklıklar, bocalamalar devam ediyordu. Mekkeliler, Hz. Âişe'ye durumu sordukları zaman, Hz. Âişe, Hz. Osman'ın mazlum olarak öldürüldüğünü, Medine'de fesat ocağının bütün ufku karartacak şekilde tüttüğünü, mazlum ve şehit Osman'ın kanının heder olmaması gerektiğini, katillerin mutlaka cezaya çarptırılmaları ve şer'i hüküm ve kısas emirlerinin uygulanmasının icap ettiğini söylemişti.
    Hz. Talha ile Hz. Zübeyr de Mekke'ye gelmişler, Medine'deki durumu Hz. Âişe'ye anlatmışlardı. Bu olaylar Hz. Âişe'nin fikir ve kanaatini kuvvetlendirmiş, o da mazlum ve şehid Hz. Osman'ın intikamını almak için herkesi toplanmaya ve bir araya gelmeye çağırmıştı.
    Hz. Ali, muhaliflerinin Mekke'deki hazırlıklarından haberdar olunca, onlardan evvel Irak'a varmak, Irak'a hâkim olmak, Beytû'l-Mal'in muhalifler eline düşmesini engellemek istedi. Ensâr, Hz. Ali'nin Medine'den ayrılmasını uygun görmüyordu. Hz. Ali, muhâlifler kendisinden önce Irak'a girecek olurlarsa yeni yeni problemlerin ortaya çıkmasından endişe ettiğini, Irak'ın nüfuzca kesif ve beytü'l-mâl'inin zengin olmasından ötürü bir müddet orada bulunmanın daha iyi olacağını söylemişti.
    Bundan sonra Hz. Ali yola çıkmış, Zukar mevkiine geldiği zaman, Hz. Talha ile Hz. Zübeyr'in Basra'ya yaklaştıklarını, Benu Saad kabilesi ile hemen hemen bütün Basra'nın onlara iltihak ettiğini haber almıştı. Hz. Ali, Zukar'da kalarak oğlu Hasan'ı Ammâr b. Yâsir ile birlikte Kûfe'ye gönderdi. Hz. Hasan, Kûfe'ye varınca, vali Ebû Musa el-Eş'arî onu iyi karşıladı. Hz. Hasan, mescidde minbere çıkarak Hz. Ali'nin dâvâsını müdafaa etti ve Talha ile Zübeyr'in ona bey'at ettiklerini söyledi. Bu konuşmasının sonunda kendisinin Basra'dan gideceğini, katılmak isteyenlerin onunla birlikte gelebileceğini ilân etti. Hz. Hasan, kendisine iltihak eden dokuz bin kişilik bir kuvvetle geri döndü. Bu dönüş ve hareket esnasında karşılıklı mücadeleler, şiddetli tartışmalar meydana gelmişti.
    Hz. Ali, ordusunu bu şekilde takviye ettikten sonra Zukar mevkiinden Basra'ya doğru hareket etti. Hz. Ali, maiyetinde olan el-Ka'ka' b. Amr'ı çağırarak Basra'ya gönderdi. Ona iki taraf arasında mücadele ve çatışmanın meydana gelmesine engel olacak çareyi bulmasını tavsiye etti. el-Ka'ka' b. Amr, Hz. Âişe, Talha ve Zübeyr ile görüşmüş, onları ümmetin birliğini bozmama konusunda ikna etmişti. Hz. Âişe ile Hz. Talha ve Hz. Zübeyr, el-Ka'ka'ın önerilerini kabul ettiler. Hz. Ali de bu fikirdeyse, bu işin barış ile neticeleneceğini söylediler. Hz. Ali, el-Ka'ka'ın bu başarılarından son derece memnun oldu. Diğer taraftan bu sırada Basralılar Kûfelilerle temas etmiş, iki tarafta da barış ve fitneyi yok etme düşüncesi hakim olmuştu.
    Ertesi gün, Hz. Ali hareket ederek Abdülkaysoğulları kabilesine uğradı. Bu kabile de ona ittihak etti. Oradan Zaviye'ye vardı. Zaviye'den de Basra'ya hareket etti. Esasen herkes barışı gayet tabii bir durum olarak görüyordu. Onun için Hz. Ali'nin Basra'ya gelişi, barışın tahakkukuna yönelik bir hareket olarak telakki olunmuş, herkes son derece huzurlu bir şekilde uyumuştu. İbn Sebe ile yandaşları, herkes uyuduktan sonra Hz. Âişe'nin tarafına hücum etti. İki taraf ta kendilerini karşı hücumuna uğramış gibi görmüşlerdi. Hz. Ali, her tarafa memurlar gönderdi. Ne olduğunu anlamak istiyordu. Diğer taraftan Kâab b. Sûr Hz. Âişe'yi uyandırmış, Hz. Âişe, devesine binerek çarpışmaların başladığı yere gelmişti. Hz. Ali kendi tarafını savaşmaktan alıkoyuyor, Hz. Âişe kendi tarafını teskin etmeye çalışıyordu. Fakat bir kere ok yaydan fırlamış bulunuyordu. Vuruşmanın en hararetli anında Hz. Ali atını sürerek savaş meydanının ortasına geldi. Hz. Zübeyr'i çağırıp, ona Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)'in: Bir gün Ali ile Zübeyr arasında bir ihtilafın meydana geleceğini ve bu ihtilafta Zübeyr'in haksız olacağını" söylediğini hatırlatmıştı. Bunun üzerine Hz. Zübeyr geri çekildi. Hz. Talha da Zübeyr'in bu davranışı üzerine çatışma meydanından çekilmek istemişti. Onun savaş alanından uzaklaşması üzerine kendisine zehirli bir ok atılmış ve bu ok Hz. Talha'nın ölümüne neden olmuştu.
    Nihayet ortalıkta yalnız Hz. Âişe ile etrafında bulunan bir grup kimse kalmıştı. Çatışmalar şiddetle devam ediyordu. Bütün bu kanların dökülmesine neden olan münafıkların hedefi; bizzat Hz. Âişe idi. Bunlar Hz. Âişe' ye kadar ilerleyerek onu tevkif etmek, ona hakarette bulunmak istiyorlardı. Sebeîlerin bu maksadını anlayan Dâbbeoğulları Hz. Âişe'yi son derece büyük fedakârlıklarla korumuşlardı. Bekr b. Vâil, Ezd ve Dâbbeoğulları kabîleleri Hz. Âişe ile beraberdiler. Bunların onu korumada gösterdikleri cesaret herkesi hayrete düşürmüştü. Hz. Âişe'nin devesini koruyanlardan biri yere düştükçe bir başkası onun yerini alıyor, o da aynı fedakârlık ve aynı kahramanlık ile dövüşüyordu. Hz. Âişe'nin önünde şehit düşenlerin sayısı yetmişe varmıştı.
    Bu çatışmalara bir son vermek için birisi deveye arkasından saldırarak onu yere yıkmış, bu arada da, Hz. Ebu Bekir'in oğlu Muhammed, Hz. Ali tarafından koşarak Hz. Âişe'nin korunmasına hizmet etmişti. Hz. Ali de Hz. Âişe'nin yanına gelerek hatırını sormuş, birkaç günlük istirahatten sonra onu, kardeşi Muhammed b. Ebu Bekir ile birlikte Medine'ye göndermişti. Hz. Âişe ile beraber Basra'nın ileri gelen ailelerine mensup kırk kadar kadın refakat etmişti. Hz. Âişe Basra'dan ayrılırken, kendisi ile Hz. Ali arasındaki mücadelenin yanlış anlaşılmadan ileri geldiğini söyledi. Hz. Ali de Rasûl-i Ekrem'in muhterem haremine her türlü tazim ve hürmeti göstermenin bir görev olduğunu belirtti. Hz. Âişe, hicretin otuzaltıncı yılı Recep ayında Medine'ye doğru. hareket etti.
    Nihayet Hz. Ali 4 Aralık 656 tarihinde bu problemi de atlattı. Bu olaydan sonra hilâfet merkezini Kûfe'ye taşıyarak, şehadetine kadar orada kaldı. (Bu konuda geniş bilgi için bk. İbnü'l-Esir, el-Kâmil fi't-Tarih, Beyrut 1965, III, 205-263).
    Ahmed AĞIRAKÇA





+ Yorum Gönder