Konusunu Oylayın.: Namus u uğrına ölmek öldürmek caizmi

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Namus u uğrına ölmek öldürmek caizmi
  1. 10.Şubat.2012, 23:33
    1
    qnqster
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 30.Aralık.2011
    Üye No: 92997
    Mesaj Sayısı: 48
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 24
    Bulunduğu yer: izmir

    Namus u uğrına ölmek öldürmek caizmi






    Namus u uğrına ölmek öldürmek caizmi Mumsema arkdaşlar namusu elden gideceğini bilen bir kimse o an kendini öldürse caizmi yokse canına kıydı diye ebedi cehenem azabınamı tabbi tutulur yada bir kimse allah korusun kardesine,anasına,bir yakınına tecavuz eden brisini öldürse caizmidir


  2. 10.Şubat.2012, 23:33
    1
    Üye



    arkdaşlar namusu elden gideceğini bilen bir kimse o an kendini öldürse caizmi yokse canına kıydı diye ebedi cehenem azabınamı tabbi tutulur yada bir kimse allah korusun kardesine,anasına,bir yakınına tecavuz eden brisini öldürse caizmidir


    Benzer Konular

    - Kedi Öldürmek caizmi?

    - Adam öldürmenin caiz olduğu yerler neresidir. Namus için adam öldürmek caiz mi?

    - Akrep ve yılan öldürmek kafir öldürmek gibidir. Böyle bir hadis var mıdır

    - Namus / İslamda Namus anlayışı

    - Bir İnsanı Öldürmek Bütün İnsanliğı Öldürmek Gibidir

  3. 11.Şubat.2012, 00:14
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: namus u uğrına ölmek öldürmek caizmi




    Hayatı Korumak İçin:
    55. Hayatı korumak için meşrû müdâfaa konusunda fukahânın iki görüşü vardı; bu hususu İbn Teymiyye şöyle ifade etmiştir: "Bilindiği üzere bir kimsenin hayatına yönelen tecavüzü defetmesi caizdir, bu sünnet ve icmâ ile sabittir. "Kavga ederek önlemesi farz mıdır?" konusunda iki görüş ileri sürmüşlerdir; Ahmed b. Hanbel'den de her iki görüş nakledilmiştir."106 Ancak yine Hanbelî fıkıh bilginlerinden İbn Kudame bu mesele hakkında, Hanbelî mezhebine ait tek görüş zikretmiştir ki bu da "farz olmadığı"dır; herhalde kendisi bu görüşü tercih etmiş olacaktır. Şöyle diyor: "Bir kimsenin canı veya malı kastedildiğinde bizzat müdâfaa etmesi farz değildir." Sonra bir itiraz ileri sürerek: "Denirse ki: Açlık zarûretine düşmüş kimse bu zarûreti giderecek bir şey bulursa onu yemesi -iki görüşten birine göre- farzdır dediniz, burada aynı hükmü niçin benimsemiyorsunuz?" Buna şu cevabı veririz, diyor: "Çünkü onu yediği zaman başkasının canına kıymadan kendi hayatını devam ettirmektedir; burada ise kendini yaşatmak için başkasını öldürmesi gerekiyor, işte bunun için müdâfaa farz değildir.107
    Remlî'nin zikrettiğine göre Şâfiî mezhebinde de bir müslümanı öldürmek üzere saldıran kimseye karşı saldırıya uğrayanın müdâfaa etmesi farz değildir; hatta teslim olması sünnettir.108
    Hanefî mezhebinde İmam Cessâs saldıranı öldürmeye mal olsa bile müdâfanın farz olduğunu ileri sürmüş ve mezhebine ait başka bir görüş zikretmemiştir. Cessâs bu görüşünü şöyle ta'lîl etmiştir. Saldıran "bâğî"dir; Allah Teâla bâğîler ile savaşmayı emretmiştir. Merhum şöyle diyor: "Bir kimsenin öldürmek üzere saldırdığı şahıs imkân bulursa saldıranı öldürmek mecburiyetindedir; imkân bulduğu halde öldürmemesi caiz değildir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Eğer mü'minlerden iki grup birbiriyle savaşırlarsa aralarını düzeltiniz; eğer biri diğeri üzerine saldırırsa (bağiy), saldıranlara karşı -Allah'ın buyruğuna dönmelerine kadar- savaşınız... (Hucurât: 49/9)" Bu âyette Allah Teâlâ saldıranlara (bâğilere) karşı savaşı emretmiştir; haksız olarak bir kimseyi öldürmeyi kastetmekten daha büyük bağiy olmaz."109
    56. Büyük fıkıh bilgini el-Cessâs'ın görüşü en kuvvetli görüştür. Onun zikrettiğine ilâve olarak mezkûr görüşün başka mesnedleri de vardır: İslâm haksız olarak kan dökmeyi yasaklamıştır; çünkü bu zulümdür ve yeryüzünü fesada vermektir. Allah Teâlâ bize zulüm ve fesadı kaldırmayı emrediyor. Tecavüze uğrayan kimsenin buna teslimiyet göstermesi zulme teslim olmak ve onu önlemek demektir ki bu caiz olamaz. Kezâ insanın hayatı kendi mülkü değildir, haksız olarak ona saldıran kimseye teslim olarak -def'i gücü olduğu halde- hayatını tehlikeye atmaya hakkı yoktur.110

    Namusu Korumak İçin:
    57. Namusa saldıran kimseyi ölüm pahasına da olsa önlemek farzdır. Bir erkek bir kadına tecavüz etmek istese kadın da onu öldürmekten başka bir çare ile kurtulma imkânı bulamasa -gücü yettiği takdirde- saldıranı öldürmesi farzdır. Çünkü saldıranın arzusunu yerine getirmesine imkân vermek haramdır, müdâfaayı terketmek ise "imkân vermek" demektir ve caiz değildir. Aynı şekilde bir kadına tecavüze yeltenen kimseyi gören bir başka kimseye de -başka çare yoksa- mütecavizi öldürmek farzdır.111
    İbn Teymiyye'ye göre karısına tecavüz etmek isteyen kimseyi koca, başka bir yolla defetme imkânı bulunsa bile öldürebilir. Merhum şöyle diyor: "...bunun içindir ki koca, karısına tecavüz etmek isteyen kimseyi -tecavüzü önleme maksadıyla- öldürebilir. Başka çare olmadığı takdirde öldürebileceği ittifakla sabittir. Başka çare bulunduğu takdirde dahi öldürebileceği ise kuvvetli olan görüştür.112*

    Malı Korumak İçin:
    58. Mala karşı tecavüzü önlemek farz olmayıp haktır. Malı tecavüze uğrayan kimsenin mütecavizi kendi haline bırakması veya kavga etmeyerek istediği malı vermesi caizdir.113 Aynı şekilde sonu öldürmeye de varsa meşrû müdâfaa hakkını kullanması da caizdir.114 İbn Ömer'den (ra) rivâyet edildiğine göre evine bir hırsız girmiş, o da kılıcı çekerek hırsızın üzerine yürümüştür. Eğer kendisine mani olmasalardı hırsıza kılıcı vuracaktı.115 Irak Ceza Kanunu ancak muayyen durumlarda mal için meşrû müdâfaa hakkı tanımaktadır.116
    59. Benim tercih ettiğim görüş tecavüze uğrayanın imkân bulduğu takdirde mala karşı tecavüzü -öldürmek pahasına da olsa- önlemesinin farz (vazife) olduğudur. Çünkü bu tecavüz de zulümdür, haksız saldırıdır, nizamı bozmaktır; İslâm Dini bunların izâle edilmesini emretmektedir. '"Saldıranın veya saldırıya uğrayanın canı maldan kıymetlidir" denemez; çünkü biz buna şu cevabı veririz: Saldıran sadece başkasının hakkı olan mala değil, Allah'ın saygı gösterilmesini, korunmasını ve müslümanların beklemesini emrettiği dinin sınırlarına da tecavüz etmektedir. Bu tecavüz yalnızca halkı korkuya düşürmek ve emniyeti ihlâl etmekle kalmıyor, aynı zamanda Allah'ın insanlara vazife kıldığı "halkın malını koruma" vazifesini de ihlâl ediyor. Meşrû müdâfaa esnasında bu hakkı kullanan kimsenin ölmesine gelince bu yolda ölen şehiddir ve Allah nezdinde şehidlikten üstün bir derece yoktur.

    Meşrû Müdafaa Zarûret Ölçüsüyle Sınırlıdır:
    60. Mütecavize karşı müdâfaadan maksat onun tecavüz ve kötülüğünü önlemektir; onu cezalandırmak değildir; çünkü tecavüze uğrayanı bu hakkı kullanmaya ve kendini bizzat müdâfaa etmeye mecbur eden mütecavizdir. Tecavüze uğrayanın da en hafiften ağıra doğru bir yol takip ederek meşrû müdâfaa hakkını kullanması gerekir. Aksi halde meşrû müdâfaanın zarûrî kılmadığı fiilerden mes'ul olur. Çünkü bizzat kendini koruması zarûret sebebiyle caiz kılınmıştır; zarûretler ise ölçülerini aşamaz. Daha hafif bir davranışla maksat hasıl oluyorsa, daha ağırını kullanmakta zarûret yoktur. Buna göre mümkün ise önce sözle ve başkalarını yardıma çağırarak kendini korur, bu olmazsa vurmaya geçer, vurarak defetmek mümkün ise yaralaması caiz olmaz ve yaraladığı takdirde mes'ul olur. Vurmakla maksat hasıl olmuyorsa yaralar, fakat öldüremez, zarûret bulunmadığı halde öldürürse mes'ul olur. Öldürmekten başka çare yoksa öldürür ve mes'ul olmaz. Eğer saldırıya uğrayan ölürse şehid olur.117 Irak Ceza Kanunu da bu "hafiften şiddetliye doğru tedric" yolunu benimsemiştir.118
    Ancak, saldırıya uğrayan mezkûr sırayı takip edememe durum ve zarûretinde olur, meselâ korkuttuğu veya başkalarını yardıma çağırdığı takdirde mütecavizin elini çabuk tutarak kendini öldüreceğinden korkarsa, duruma göre yaralaması ve öldürmesi caizdir; bunda mes'uliyet yoktur. Serâhsî, el-Mebsût'unda, saldırıya uğrayanın tedrice ve sıra takibine riâyet etmemesinin bu durumda caiz oluşunu şu esasa bağlıyor: "Gerçek durumun bilinmesine imkân bulunmayan yerlerde kuvvetli zan gerçeğin yerine geçer."119
    Bir de "kaçmak tecavüzden kurtulmayı temin ettiği takdirde, tecavüze uğrayan kimsenin kaçması gerekli midir?" meselesi vardır. Şâfiîler gibi bazılarına göre kaçması gerekir; çünkü böylece başkasına zarar vermeden kendini kurtarabilmektedir ve açlık halinde murdar hayvan yemek kabilinden bu da gereklidir. Bazılarına göre de kaçmak (farz) değil, caizdir. Çünkü bu bir meşrû müdâfaadır, farz olamaz. Hanbelîlerin iki görüşünden birisi bu merkezdedir.120
    Saldırana karşı müdâfaadan maksat tecavüzü önlemek olduğundan mütecaviz kaçtığı takdirde onu takip etmek, peşine düşmek caiz değildir. Çünkü kaçmasıyla tecavüz de durmuş, maksat hasıl olmuştur. Fakat mütecaviz bir miktar mal alarak kaçarsa onun peşine düşmek ve gerekli kuvveti kullanarak malı geri almak caizdir.

    Meşrû Müdâfaa Halinde Cezâî ve Hukukî Mes'uliyet:
    61. Sınır ve prensiblerine uyularak kullanılan meşrû müdâfaa hakkı veya vazifesi onu kullanan için hiçbir cezâî mes'uliyeti gerektirmez. Çünkü yaptığı mübâh ve serbest olan bir fiildir, suç vasfı taşımaz, böyle bir fiil işleyene de ceza verilemez.121
    Hukukî mes'uliyete gelince: Tecavüze uğrayan kimse, İslâm Hukuku'nun iznine dayanarak hakkını veya vazifesini kullandığına göre bu nevi'den bir mes'uliyet gerekmez; bu cumhûrun (ekseriyetin) görüşüdür. İmam Âzâm'a göre saldıran çocuk veya akıl hastası ise, saldırıya uğrayan meydana getirdiği zarar ve sakatlanmayı tazminat ödeyerek karşılar. İmam'ın delili şudur: Böyle kimselerin fiileri de suç vasfı taşımaz; dolayısıyla fiil suç sayılmaz, bunlara karşı meşrû müdâfaa zarûrî olarak caiz olmuştur, şu halde saldırıya uğrayanın meydana getirdiği zarar için gerekli olan tazminatı düşürmez.122

    -----------------------

    89. el-Muğnî, c. VII, s. 645; el-Mebsût, c. XXIV, s. 76; İbn-Arabî, Ahkâmu'l-Kur'ân, c. III, s. 165; İbn Hazm, age., c. I, s. 74.
    90. er-Remlî, Nihâyetü'l-muhtâc, c. VII, s. 240-246; el-Muğnî, c. VII, s. 645; Şerhu'l-umdeh, s. 504; el-Mebsût, c. XXIV, s. 36; Hâşiyetu'd-Dussûkî, c. IV, s. 245.
    91. el-Muğnî, c. VIII, s. 601; el-Mebsût, XXIV, s. 48; el-Mecmû', c. IX, s. 41.
    92. el-İzz b. Abdisselâm, Kâvâ'id, c. I, s. 91.
    93. el-Muğnî, c. VIII, s. 450.
    94. Hamevî, el-Eşbâ ve'n-nezâir, s. 43.
    95. İbn Teymiyye, el-Fetâvâ, c. IV, s. 299.
    96. el-Muğnî, c. VIII, s. 330.
    97. el-Muğnî, c. VIII, s. 330; Abdulkadir Udeh, et-Teşri'u'l-cinâî el-İslâmî, c. I, s. 478 vd.
    98. Türk Ceza Kanunu 49. maddenin ikinci bendinde "meşrû müdafaa" halini tanzim etmiştir. Mezkûr madde, meşrû müdafaa mazeretinin kabûlü için şu şartları tespit etmektedir:
    a) Taarruz ve tecavüz haksız olacak,
    b) Müdafaa bahis mevzuu olacak,
    c) Zaman ve şiddet bakımlarından taarruz ile müdafaa arasında irtibat ve nisbet bulunacak.
    d) Taarruz cana veya namusa yönelmiş olacak. Mala yapılan taarruzun meşrû müdafaa hakkı doğurup doğurmadığı doktrinde tartışılmıştır. (H.K.)
    99. el-Muğnî, c. VIII, s. 445; Kâsânî, el-Bedâyî, c. VII, s. 111; ed-Durru'l-muhtâr, c. I, s. 312.
    100. Müslim, Sahih, c. I, s. 312.
    101. İmam Ahmed rivâyet etmiştir; bkz. Câmi'u's-sâğir, c. II, s. 544.
    102. el-Muğnî, c. VIII, s. 332.
    103. Remlî, Nihâyet'l-muhtâc, c. VIII, s. 23.
    104. Bkz. Madde: 42. (Türk Ceza Kanunu kişinin kendisini veya başkasını tehlikeden kurtarmak maksadıyla suç işlemesini 49. maddenin 3. bendinde "Zarûret hali" içinde tanzim etmiştir. H.K.)
    105. Kanunun 43. 44 ve 45. maddeleri buna delâlet etmektedir.
    106. İbn Teymiyye, Fetâvâ, c. IV, s. 559.
    107. el-Muğnî, c. VIII, s. 331.
    108. Nihâyetü'l-muhtâc, c. VIII, s. 23.
    109. el-Cessâs, Ahkâmu'l-Kur'ân, c. II, s. 401.
    110. Irak Ceza kanunu meşrû müdafaa hakkını vazife değil, hak olarak telâkki ettiği için gerekli görmemiş, mağdurun, iradesine terketmiştir. (mad. 43).
    111. el-Muğnî, c. VIII, s. 331; Nihâyetü'l-muhtâc, c. VIII, s. 22. Kadının namusuna tecavüzü öldürme pahasına da olsa önlemesi farz olduğu gibi, livâta yapmak isteyeni de aynı şekilde engellemek farzdır, çünkü livâta(homoseksüellik) ulemanın haram olduğunda ittifak ettikleri çirkin bir fiildir. Cumhûra göre bunu yapan bekâr olsun, evli olsun recmedilerek öldürülür. Hadis-i Şerif'te "Lût kavminin yaptığını yapanları bulunca faili de mef'ulü de öldürün" buyurulmuştur. el-Muğnî, c. VII, s. 187.
    112. İbn Teymiyye, Mecmû'atü'l-fetâvâ, c. XV, s. 122.
    * T.C.K. Madde: 43. fıkra: 2.
    113. İbn Teymiyye, age., c. II, s. 202.
    114. İbn Teymiyye, İhtiyârât, s. 91; el-Muğnî, c. VIII, s. 329.
    115. İbn Teymiyye, Fetâvâ, c. IV, s. 188.
    116. Yakma, hırsızlık, gece eve girmek, ölüm veya ağır yaralanmadan korkmak.
    117. el-Umm, c. VI, s. 31; el-Muğnî, c. VIII, s. 328; Fetâvâ, c. IV, s. 222; Nihâyetü'l-muhtâc, c. VIII, s. 24.
    118. Madde: 45.
    119. el-Mebsût, c. X
    XIV, s. 50.
    120. el-Muğnî, c. VII, s. 331; Nihâyetü'l-muhtâc, c. VIII, s. 25.
    121. Irak Ceza Kanunu (madde: 42) aynı görüşü benimsemiştir.
    122. el-Muğnî, c. VIII, s. 328-330; Abdulkadir Udeh, et-Teşri'u'l-cinâî, c. s. 480,

    Hayrettin Karaman



  4. 11.Şubat.2012, 00:14
    2
    Silent and lonely rains



    Hayatı Korumak İçin:
    55. Hayatı korumak için meşrû müdâfaa konusunda fukahânın iki görüşü vardı; bu hususu İbn Teymiyye şöyle ifade etmiştir: "Bilindiği üzere bir kimsenin hayatına yönelen tecavüzü defetmesi caizdir, bu sünnet ve icmâ ile sabittir. "Kavga ederek önlemesi farz mıdır?" konusunda iki görüş ileri sürmüşlerdir; Ahmed b. Hanbel'den de her iki görüş nakledilmiştir."106 Ancak yine Hanbelî fıkıh bilginlerinden İbn Kudame bu mesele hakkında, Hanbelî mezhebine ait tek görüş zikretmiştir ki bu da "farz olmadığı"dır; herhalde kendisi bu görüşü tercih etmiş olacaktır. Şöyle diyor: "Bir kimsenin canı veya malı kastedildiğinde bizzat müdâfaa etmesi farz değildir." Sonra bir itiraz ileri sürerek: "Denirse ki: Açlık zarûretine düşmüş kimse bu zarûreti giderecek bir şey bulursa onu yemesi -iki görüşten birine göre- farzdır dediniz, burada aynı hükmü niçin benimsemiyorsunuz?" Buna şu cevabı veririz, diyor: "Çünkü onu yediği zaman başkasının canına kıymadan kendi hayatını devam ettirmektedir; burada ise kendini yaşatmak için başkasını öldürmesi gerekiyor, işte bunun için müdâfaa farz değildir.107
    Remlî'nin zikrettiğine göre Şâfiî mezhebinde de bir müslümanı öldürmek üzere saldıran kimseye karşı saldırıya uğrayanın müdâfaa etmesi farz değildir; hatta teslim olması sünnettir.108
    Hanefî mezhebinde İmam Cessâs saldıranı öldürmeye mal olsa bile müdâfanın farz olduğunu ileri sürmüş ve mezhebine ait başka bir görüş zikretmemiştir. Cessâs bu görüşünü şöyle ta'lîl etmiştir. Saldıran "bâğî"dir; Allah Teâla bâğîler ile savaşmayı emretmiştir. Merhum şöyle diyor: "Bir kimsenin öldürmek üzere saldırdığı şahıs imkân bulursa saldıranı öldürmek mecburiyetindedir; imkân bulduğu halde öldürmemesi caiz değildir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Eğer mü'minlerden iki grup birbiriyle savaşırlarsa aralarını düzeltiniz; eğer biri diğeri üzerine saldırırsa (bağiy), saldıranlara karşı -Allah'ın buyruğuna dönmelerine kadar- savaşınız... (Hucurât: 49/9)" Bu âyette Allah Teâlâ saldıranlara (bâğilere) karşı savaşı emretmiştir; haksız olarak bir kimseyi öldürmeyi kastetmekten daha büyük bağiy olmaz."109
    56. Büyük fıkıh bilgini el-Cessâs'ın görüşü en kuvvetli görüştür. Onun zikrettiğine ilâve olarak mezkûr görüşün başka mesnedleri de vardır: İslâm haksız olarak kan dökmeyi yasaklamıştır; çünkü bu zulümdür ve yeryüzünü fesada vermektir. Allah Teâlâ bize zulüm ve fesadı kaldırmayı emrediyor. Tecavüze uğrayan kimsenin buna teslimiyet göstermesi zulme teslim olmak ve onu önlemek demektir ki bu caiz olamaz. Kezâ insanın hayatı kendi mülkü değildir, haksız olarak ona saldıran kimseye teslim olarak -def'i gücü olduğu halde- hayatını tehlikeye atmaya hakkı yoktur.110

    Namusu Korumak İçin:
    57. Namusa saldıran kimseyi ölüm pahasına da olsa önlemek farzdır. Bir erkek bir kadına tecavüz etmek istese kadın da onu öldürmekten başka bir çare ile kurtulma imkânı bulamasa -gücü yettiği takdirde- saldıranı öldürmesi farzdır. Çünkü saldıranın arzusunu yerine getirmesine imkân vermek haramdır, müdâfaayı terketmek ise "imkân vermek" demektir ve caiz değildir. Aynı şekilde bir kadına tecavüze yeltenen kimseyi gören bir başka kimseye de -başka çare yoksa- mütecavizi öldürmek farzdır.111
    İbn Teymiyye'ye göre karısına tecavüz etmek isteyen kimseyi koca, başka bir yolla defetme imkânı bulunsa bile öldürebilir. Merhum şöyle diyor: "...bunun içindir ki koca, karısına tecavüz etmek isteyen kimseyi -tecavüzü önleme maksadıyla- öldürebilir. Başka çare olmadığı takdirde öldürebileceği ittifakla sabittir. Başka çare bulunduğu takdirde dahi öldürebileceği ise kuvvetli olan görüştür.112*

    Malı Korumak İçin:
    58. Mala karşı tecavüzü önlemek farz olmayıp haktır. Malı tecavüze uğrayan kimsenin mütecavizi kendi haline bırakması veya kavga etmeyerek istediği malı vermesi caizdir.113 Aynı şekilde sonu öldürmeye de varsa meşrû müdâfaa hakkını kullanması da caizdir.114 İbn Ömer'den (ra) rivâyet edildiğine göre evine bir hırsız girmiş, o da kılıcı çekerek hırsızın üzerine yürümüştür. Eğer kendisine mani olmasalardı hırsıza kılıcı vuracaktı.115 Irak Ceza Kanunu ancak muayyen durumlarda mal için meşrû müdâfaa hakkı tanımaktadır.116
    59. Benim tercih ettiğim görüş tecavüze uğrayanın imkân bulduğu takdirde mala karşı tecavüzü -öldürmek pahasına da olsa- önlemesinin farz (vazife) olduğudur. Çünkü bu tecavüz de zulümdür, haksız saldırıdır, nizamı bozmaktır; İslâm Dini bunların izâle edilmesini emretmektedir. '"Saldıranın veya saldırıya uğrayanın canı maldan kıymetlidir" denemez; çünkü biz buna şu cevabı veririz: Saldıran sadece başkasının hakkı olan mala değil, Allah'ın saygı gösterilmesini, korunmasını ve müslümanların beklemesini emrettiği dinin sınırlarına da tecavüz etmektedir. Bu tecavüz yalnızca halkı korkuya düşürmek ve emniyeti ihlâl etmekle kalmıyor, aynı zamanda Allah'ın insanlara vazife kıldığı "halkın malını koruma" vazifesini de ihlâl ediyor. Meşrû müdâfaa esnasında bu hakkı kullanan kimsenin ölmesine gelince bu yolda ölen şehiddir ve Allah nezdinde şehidlikten üstün bir derece yoktur.

    Meşrû Müdafaa Zarûret Ölçüsüyle Sınırlıdır:
    60. Mütecavize karşı müdâfaadan maksat onun tecavüz ve kötülüğünü önlemektir; onu cezalandırmak değildir; çünkü tecavüze uğrayanı bu hakkı kullanmaya ve kendini bizzat müdâfaa etmeye mecbur eden mütecavizdir. Tecavüze uğrayanın da en hafiften ağıra doğru bir yol takip ederek meşrû müdâfaa hakkını kullanması gerekir. Aksi halde meşrû müdâfaanın zarûrî kılmadığı fiilerden mes'ul olur. Çünkü bizzat kendini koruması zarûret sebebiyle caiz kılınmıştır; zarûretler ise ölçülerini aşamaz. Daha hafif bir davranışla maksat hasıl oluyorsa, daha ağırını kullanmakta zarûret yoktur. Buna göre mümkün ise önce sözle ve başkalarını yardıma çağırarak kendini korur, bu olmazsa vurmaya geçer, vurarak defetmek mümkün ise yaralaması caiz olmaz ve yaraladığı takdirde mes'ul olur. Vurmakla maksat hasıl olmuyorsa yaralar, fakat öldüremez, zarûret bulunmadığı halde öldürürse mes'ul olur. Öldürmekten başka çare yoksa öldürür ve mes'ul olmaz. Eğer saldırıya uğrayan ölürse şehid olur.117 Irak Ceza Kanunu da bu "hafiften şiddetliye doğru tedric" yolunu benimsemiştir.118
    Ancak, saldırıya uğrayan mezkûr sırayı takip edememe durum ve zarûretinde olur, meselâ korkuttuğu veya başkalarını yardıma çağırdığı takdirde mütecavizin elini çabuk tutarak kendini öldüreceğinden korkarsa, duruma göre yaralaması ve öldürmesi caizdir; bunda mes'uliyet yoktur. Serâhsî, el-Mebsût'unda, saldırıya uğrayanın tedrice ve sıra takibine riâyet etmemesinin bu durumda caiz oluşunu şu esasa bağlıyor: "Gerçek durumun bilinmesine imkân bulunmayan yerlerde kuvvetli zan gerçeğin yerine geçer."119
    Bir de "kaçmak tecavüzden kurtulmayı temin ettiği takdirde, tecavüze uğrayan kimsenin kaçması gerekli midir?" meselesi vardır. Şâfiîler gibi bazılarına göre kaçması gerekir; çünkü böylece başkasına zarar vermeden kendini kurtarabilmektedir ve açlık halinde murdar hayvan yemek kabilinden bu da gereklidir. Bazılarına göre de kaçmak (farz) değil, caizdir. Çünkü bu bir meşrû müdâfaadır, farz olamaz. Hanbelîlerin iki görüşünden birisi bu merkezdedir.120
    Saldırana karşı müdâfaadan maksat tecavüzü önlemek olduğundan mütecaviz kaçtığı takdirde onu takip etmek, peşine düşmek caiz değildir. Çünkü kaçmasıyla tecavüz de durmuş, maksat hasıl olmuştur. Fakat mütecaviz bir miktar mal alarak kaçarsa onun peşine düşmek ve gerekli kuvveti kullanarak malı geri almak caizdir.

    Meşrû Müdâfaa Halinde Cezâî ve Hukukî Mes'uliyet:
    61. Sınır ve prensiblerine uyularak kullanılan meşrû müdâfaa hakkı veya vazifesi onu kullanan için hiçbir cezâî mes'uliyeti gerektirmez. Çünkü yaptığı mübâh ve serbest olan bir fiildir, suç vasfı taşımaz, böyle bir fiil işleyene de ceza verilemez.121
    Hukukî mes'uliyete gelince: Tecavüze uğrayan kimse, İslâm Hukuku'nun iznine dayanarak hakkını veya vazifesini kullandığına göre bu nevi'den bir mes'uliyet gerekmez; bu cumhûrun (ekseriyetin) görüşüdür. İmam Âzâm'a göre saldıran çocuk veya akıl hastası ise, saldırıya uğrayan meydana getirdiği zarar ve sakatlanmayı tazminat ödeyerek karşılar. İmam'ın delili şudur: Böyle kimselerin fiileri de suç vasfı taşımaz; dolayısıyla fiil suç sayılmaz, bunlara karşı meşrû müdâfaa zarûrî olarak caiz olmuştur, şu halde saldırıya uğrayanın meydana getirdiği zarar için gerekli olan tazminatı düşürmez.122

    -----------------------

    89. el-Muğnî, c. VII, s. 645; el-Mebsût, c. XXIV, s. 76; İbn-Arabî, Ahkâmu'l-Kur'ân, c. III, s. 165; İbn Hazm, age., c. I, s. 74.
    90. er-Remlî, Nihâyetü'l-muhtâc, c. VII, s. 240-246; el-Muğnî, c. VII, s. 645; Şerhu'l-umdeh, s. 504; el-Mebsût, c. XXIV, s. 36; Hâşiyetu'd-Dussûkî, c. IV, s. 245.
    91. el-Muğnî, c. VIII, s. 601; el-Mebsût, XXIV, s. 48; el-Mecmû', c. IX, s. 41.
    92. el-İzz b. Abdisselâm, Kâvâ'id, c. I, s. 91.
    93. el-Muğnî, c. VIII, s. 450.
    94. Hamevî, el-Eşbâ ve'n-nezâir, s. 43.
    95. İbn Teymiyye, el-Fetâvâ, c. IV, s. 299.
    96. el-Muğnî, c. VIII, s. 330.
    97. el-Muğnî, c. VIII, s. 330; Abdulkadir Udeh, et-Teşri'u'l-cinâî el-İslâmî, c. I, s. 478 vd.
    98. Türk Ceza Kanunu 49. maddenin ikinci bendinde "meşrû müdafaa" halini tanzim etmiştir. Mezkûr madde, meşrû müdafaa mazeretinin kabûlü için şu şartları tespit etmektedir:
    a) Taarruz ve tecavüz haksız olacak,
    b) Müdafaa bahis mevzuu olacak,
    c) Zaman ve şiddet bakımlarından taarruz ile müdafaa arasında irtibat ve nisbet bulunacak.
    d) Taarruz cana veya namusa yönelmiş olacak. Mala yapılan taarruzun meşrû müdafaa hakkı doğurup doğurmadığı doktrinde tartışılmıştır. (H.K.)
    99. el-Muğnî, c. VIII, s. 445; Kâsânî, el-Bedâyî, c. VII, s. 111; ed-Durru'l-muhtâr, c. I, s. 312.
    100. Müslim, Sahih, c. I, s. 312.
    101. İmam Ahmed rivâyet etmiştir; bkz. Câmi'u's-sâğir, c. II, s. 544.
    102. el-Muğnî, c. VIII, s. 332.
    103. Remlî, Nihâyet'l-muhtâc, c. VIII, s. 23.
    104. Bkz. Madde: 42. (Türk Ceza Kanunu kişinin kendisini veya başkasını tehlikeden kurtarmak maksadıyla suç işlemesini 49. maddenin 3. bendinde "Zarûret hali" içinde tanzim etmiştir. H.K.)
    105. Kanunun 43. 44 ve 45. maddeleri buna delâlet etmektedir.
    106. İbn Teymiyye, Fetâvâ, c. IV, s. 559.
    107. el-Muğnî, c. VIII, s. 331.
    108. Nihâyetü'l-muhtâc, c. VIII, s. 23.
    109. el-Cessâs, Ahkâmu'l-Kur'ân, c. II, s. 401.
    110. Irak Ceza kanunu meşrû müdafaa hakkını vazife değil, hak olarak telâkki ettiği için gerekli görmemiş, mağdurun, iradesine terketmiştir. (mad. 43).
    111. el-Muğnî, c. VIII, s. 331; Nihâyetü'l-muhtâc, c. VIII, s. 22. Kadının namusuna tecavüzü öldürme pahasına da olsa önlemesi farz olduğu gibi, livâta yapmak isteyeni de aynı şekilde engellemek farzdır, çünkü livâta(homoseksüellik) ulemanın haram olduğunda ittifak ettikleri çirkin bir fiildir. Cumhûra göre bunu yapan bekâr olsun, evli olsun recmedilerek öldürülür. Hadis-i Şerif'te "Lût kavminin yaptığını yapanları bulunca faili de mef'ulü de öldürün" buyurulmuştur. el-Muğnî, c. VII, s. 187.
    112. İbn Teymiyye, Mecmû'atü'l-fetâvâ, c. XV, s. 122.
    * T.C.K. Madde: 43. fıkra: 2.
    113. İbn Teymiyye, age., c. II, s. 202.
    114. İbn Teymiyye, İhtiyârât, s. 91; el-Muğnî, c. VIII, s. 329.
    115. İbn Teymiyye, Fetâvâ, c. IV, s. 188.
    116. Yakma, hırsızlık, gece eve girmek, ölüm veya ağır yaralanmadan korkmak.
    117. el-Umm, c. VI, s. 31; el-Muğnî, c. VIII, s. 328; Fetâvâ, c. IV, s. 222; Nihâyetü'l-muhtâc, c. VIII, s. 24.
    118. Madde: 45.
    119. el-Mebsût, c. X
    XIV, s. 50.
    120. el-Muğnî, c. VII, s. 331; Nihâyetü'l-muhtâc, c. VIII, s. 25.
    121. Irak Ceza Kanunu (madde: 42) aynı görüşü benimsemiştir.
    122. el-Muğnî, c. VIII, s. 328-330; Abdulkadir Udeh, et-Teşri'u'l-cinâî, c. s. 480,

    Hayrettin Karaman






+ Yorum Gönder