Konusunu Oylayın.: Şans ve uğur var mıdır?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Şans ve uğur var mıdır?
  1. 07.Şubat.2012, 20:35
    1
    konya442
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 28.Ekim.2010
    Üye No: 80028
    Mesaj Sayısı: 646
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Şans ve uğur var mıdır?






    Şans ve uğur var mıdır? Mumsema EsSelamu Aleykum

    Şans ve uğur var mıdır bilgi verir misiniz


  2. 07.Şubat.2012, 20:35
    1
    Emekli



  3. 07.Şubat.2012, 20:56
    2
    kibrit
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Ocak.2012
    Üye No: 93862
    Mesaj Sayısı: 516
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 6

    Cevap: sans ve ugur varmidir?




    Bunlar uydurma laflardır. Kısmet ve nasip vardır.


  4. 07.Şubat.2012, 20:56
    2
    Devamlı Üye



    Bunlar uydurma laflardır. Kısmet ve nasip vardır.


  5. 07.Şubat.2012, 21:16
    3
    ebuturab
    Site Doktoru

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Mart.2007
    Üye No: 74
    Mesaj Sayısı: 1,714
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 20
    Bulunduğu yer: vuslat-ı nur

    Cevap: sans ve ugur varmidir?

    Alıntı
    Sans ve ugur varmidir
    Halk arasında "Şansım yâver gitti", "Şans bana güldü", "Şansım yardım
    etti", "Şanslı olarak dünyaya gelmişim" gibi tâbirler müsbet mânâda,
    işi yolunda olan, aksiliklerle karşılaşmayan kimseler tarafından;
    "Bizde şans mı var", "Şanssızın biriyim", "Şansım olsaydı bu hale
    düşmezdim" gibi sözler de menfi mânâda sık sık tersliklerle
    karşılaşan, hayatını tesadüflere bağlayan kimselerce kullanılır.


    Toplum içinde de "şans" kelimesi daha çok kumar, piyango, toto gibi
    çevre ve kuruluşlarca tekrar edilir. "Şansınızı deneyin", "iyi
    şanslar" bunun için tekrarlanır.
    "Şans" müsbete kullanıldığı halde, daha çok "menfî" için kullanılır.
    "Şans"a güvenen, ümit bağlayan kişinin nasıl bir düşünce ve psikoloji
    içinde bulunduğu şans mefhumunun mahiyetini anlatmaya kâfidir.
    "Şans"la iş görmeye başlayan insan kendisini boşlukta hisseder,
    tesadüflere inanır, sabah-akşam kalbini, ruhunu, hattâ hayatını bir
    stres, bir heyecan, bir telâş içinde bırakır. İstediği olmaz, arzu
    ettiği netice çıkmazsa huzursuz olur,sıkıntıya kapılır, morali
    bozulur, günlerce o hâlin ezikliğinden kendisini kurtaramaz.
    Bu durumdaki bir insan kendisini neden bu derece "şans"a kaptırmıştır?
    Sebebi gayet açıktır. Anne sütünden mahrum olan çocuk nasıl yalancı
    naylon memeye sarılırsa; bu kişi de "kader, tevekkül, kısmete rıza"
    gibi gerçek dayanak noktalarını bilemediği, göremediği için "şans"
    gibi mevhum, belirsiz, boş bir yere dayanmıştır.

    Halbuki İslâmiyet insanları hiç boşlukta bırakmamıştır. Onların boş
    şeylere, mahiyeti meçhul dşüncelere kapılmasına müsaade etmemiş,
    meydan vermemiştir. İslâmda "şans, talih" gibi sözlerin yeri yoktur.
    Dinimizde "kader vardır, tevekkül vardır, Allah'ın gelene rıza
    vardır." Bunun da kaynağı îmandır. Mü'min, Allah'a îman eder, kadere
    boyun eğer, hâdiseler karşısında bocalamaktan kurtulur, ne ile
    karşılaşırsa karşılaşsın îmanın kuvveti ve nuru ile onları aşar.
    "^İman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadet-i
    dâreyni iktiza eder" sözünden de anlaşılacağı gibi îman eden insan tek
    güç ve kudret sahibi olarak allah'ı "bir" bilir. Ona teslim olur. Ona
    tevekkül eder, sırtını o kudrete dayar; neticede de iki dünya
    mutluluğuna kavuşur.

    İmanlı insan güçlüdür, "kâinata meydan okuyabilecek" bir cesârete
    sahiptir. Kendisini yoktan var eden, dünya gibi yaşayacağı bir âlem
    hazırlayanp hayat, sıhhat, huzur gibi madde ile ölçülemeyecek nimetler
    ihsan eden, sâdece dünyayı değil, güneşi, milyarlarca yıldızı, kâinatı
    elinde tutan bir Rabbinin olduğuna inanır. Yaratıcısının kendisini boş
    yere yaratmadığını bildiği gibi, boşlukta bırakıp bir "tesadüf"
    oyuncağı halinde bırakmadığını da bilir. Dünyaya ilk göz açtığından,
    hayata gözlerini kapayıncaya kadar geçen ömür, dakika ve saniyelerinin
    Allah tarafından bilindiği, programlandığı ve tespit edildiği inancını
    taşır. Bununiçin tesadüfe inanmaz, bel bağlamaz, ona dünyasında yer
    vermez.

    Başına iyi de gelse, kötü de gelse Allah'ın bilgisi altında olduğunu
    idrak eder. Hep gayreteni harcar, bütün vesile ve sebeplere başvurur;
    sonunda kendisini, kendisinden daha iyi bilen ve düşünün Yaratıcısına
    tevekkül eder, neticeyi ondan bekler. İlâhî programda (kaderde) ne
    varsa onun tecellisine razı olur.
    Fakat, tevekkül etmeyip, "tesâdüf" ve "şans" içinde çırpınan insan
    öyle mi? O, ya elinden geleni yapmaz, hiçbir güç sarfetmez veya
    bunları yapsa bile bir Kudrete dayanmaz; neticede ne olur? "Kâinatın
    dilenciliğinden", yâni herşeye, her gördüğüne el, avuç açmaktan, güç
    farz ettii şeyler karşısında acze düşmekten, "hâdiseler karşısında
    titremekten", "hodfuruşluktan", yani kendisinde birşeyler tevehhüm
    etmekten, "maskaralıktan", "şekavet-i ebediyeden", yani ebedî hayatı
    kaybetmekten "tazyikat-ı dünyeviyye" yani dünya hapsinden" kurtulamaz.


    daim dua


  6. 07.Şubat.2012, 21:16
    3
    Site Doktoru
    Alıntı
    Sans ve ugur varmidir
    Halk arasında "Şansım yâver gitti", "Şans bana güldü", "Şansım yardım
    etti", "Şanslı olarak dünyaya gelmişim" gibi tâbirler müsbet mânâda,
    işi yolunda olan, aksiliklerle karşılaşmayan kimseler tarafından;
    "Bizde şans mı var", "Şanssızın biriyim", "Şansım olsaydı bu hale
    düşmezdim" gibi sözler de menfi mânâda sık sık tersliklerle
    karşılaşan, hayatını tesadüflere bağlayan kimselerce kullanılır.


    Toplum içinde de "şans" kelimesi daha çok kumar, piyango, toto gibi
    çevre ve kuruluşlarca tekrar edilir. "Şansınızı deneyin", "iyi
    şanslar" bunun için tekrarlanır.
    "Şans" müsbete kullanıldığı halde, daha çok "menfî" için kullanılır.
    "Şans"a güvenen, ümit bağlayan kişinin nasıl bir düşünce ve psikoloji
    içinde bulunduğu şans mefhumunun mahiyetini anlatmaya kâfidir.
    "Şans"la iş görmeye başlayan insan kendisini boşlukta hisseder,
    tesadüflere inanır, sabah-akşam kalbini, ruhunu, hattâ hayatını bir
    stres, bir heyecan, bir telâş içinde bırakır. İstediği olmaz, arzu
    ettiği netice çıkmazsa huzursuz olur,sıkıntıya kapılır, morali
    bozulur, günlerce o hâlin ezikliğinden kendisini kurtaramaz.
    Bu durumdaki bir insan kendisini neden bu derece "şans"a kaptırmıştır?
    Sebebi gayet açıktır. Anne sütünden mahrum olan çocuk nasıl yalancı
    naylon memeye sarılırsa; bu kişi de "kader, tevekkül, kısmete rıza"
    gibi gerçek dayanak noktalarını bilemediği, göremediği için "şans"
    gibi mevhum, belirsiz, boş bir yere dayanmıştır.

    Halbuki İslâmiyet insanları hiç boşlukta bırakmamıştır. Onların boş
    şeylere, mahiyeti meçhul dşüncelere kapılmasına müsaade etmemiş,
    meydan vermemiştir. İslâmda "şans, talih" gibi sözlerin yeri yoktur.
    Dinimizde "kader vardır, tevekkül vardır, Allah'ın gelene rıza
    vardır." Bunun da kaynağı îmandır. Mü'min, Allah'a îman eder, kadere
    boyun eğer, hâdiseler karşısında bocalamaktan kurtulur, ne ile
    karşılaşırsa karşılaşsın îmanın kuvveti ve nuru ile onları aşar.
    "^İman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadet-i
    dâreyni iktiza eder" sözünden de anlaşılacağı gibi îman eden insan tek
    güç ve kudret sahibi olarak allah'ı "bir" bilir. Ona teslim olur. Ona
    tevekkül eder, sırtını o kudrete dayar; neticede de iki dünya
    mutluluğuna kavuşur.

    İmanlı insan güçlüdür, "kâinata meydan okuyabilecek" bir cesârete
    sahiptir. Kendisini yoktan var eden, dünya gibi yaşayacağı bir âlem
    hazırlayanp hayat, sıhhat, huzur gibi madde ile ölçülemeyecek nimetler
    ihsan eden, sâdece dünyayı değil, güneşi, milyarlarca yıldızı, kâinatı
    elinde tutan bir Rabbinin olduğuna inanır. Yaratıcısının kendisini boş
    yere yaratmadığını bildiği gibi, boşlukta bırakıp bir "tesadüf"
    oyuncağı halinde bırakmadığını da bilir. Dünyaya ilk göz açtığından,
    hayata gözlerini kapayıncaya kadar geçen ömür, dakika ve saniyelerinin
    Allah tarafından bilindiği, programlandığı ve tespit edildiği inancını
    taşır. Bununiçin tesadüfe inanmaz, bel bağlamaz, ona dünyasında yer
    vermez.

    Başına iyi de gelse, kötü de gelse Allah'ın bilgisi altında olduğunu
    idrak eder. Hep gayreteni harcar, bütün vesile ve sebeplere başvurur;
    sonunda kendisini, kendisinden daha iyi bilen ve düşünün Yaratıcısına
    tevekkül eder, neticeyi ondan bekler. İlâhî programda (kaderde) ne
    varsa onun tecellisine razı olur.
    Fakat, tevekkül etmeyip, "tesâdüf" ve "şans" içinde çırpınan insan
    öyle mi? O, ya elinden geleni yapmaz, hiçbir güç sarfetmez veya
    bunları yapsa bile bir Kudrete dayanmaz; neticede ne olur? "Kâinatın
    dilenciliğinden", yâni herşeye, her gördüğüne el, avuç açmaktan, güç
    farz ettii şeyler karşısında acze düşmekten, "hâdiseler karşısında
    titremekten", "hodfuruşluktan", yani kendisinde birşeyler tevehhüm
    etmekten, "maskaralıktan", "şekavet-i ebediyeden", yani ebedî hayatı
    kaybetmekten "tazyikat-ı dünyeviyye" yani dünya hapsinden" kurtulamaz.


    daim dua





+ Yorum Gönder