Konusunu Oylayın.: Şeyhe rabıta caiz midir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Şeyhe rabıta caiz midir?
  1. 05.Aralık.2011, 00:30
    1
    konya442
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 28.Ekim.2010
    Üye No: 80028
    Mesaj Sayısı: 646
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Şeyhe rabıta caiz midir?






    Şeyhe rabıta caiz midir? Mumsema EsSelamu Aleykum

    senelerdir bir Camide ders aliyordum , orada görevlerim felan var , baska yere gittim ve seyhe rabita yapiyorlardi, sordum sirk varmi diye dediler öyle söyleleyenler meshepsizdir dediler ve camiye gittimde bize sohbet veren adam dersten sonra konustuk ve dedi oraya gitme dedi Allahu Alam , arkadaslarimin cogu oraya daha fazla gitmeye basladilar ama Camiyede geliyorlar.



    yardimici olabilirmisiniz nereye gitmemi tavsiye ediyorsunuz ve tövbede almistim orda ve oradaki tövbeyi aciklarmisiniz

    seyhe rabita nedir ve orda tövbe aldim öyle tövbe caiz mi ve seyhe rabita caiz mi?


  2. 05.Aralık.2011, 00:30
    1
    Emekli



    EsSelamu Aleykum

    senelerdir bir Camide ders aliyordum , orada görevlerim felan var , baska yere gittim ve seyhe rabita yapiyorlardi, sordum sirk varmi diye dediler öyle söyleleyenler meshepsizdir dediler ve camiye gittimde bize sohbet veren adam dersten sonra konustuk ve dedi oraya gitme dedi Allahu Alam , arkadaslarimin cogu oraya daha fazla gitmeye basladilar ama Camiyede geliyorlar.



    yardimici olabilirmisiniz nereye gitmemi tavsiye ediyorsunuz ve tövbede almistim orda ve oradaki tövbeyi aciklarmisiniz

    seyhe rabita nedir ve orda tövbe aldim öyle tövbe caiz mi ve seyhe rabita caiz mi?


    Benzer Konular

    - İslamiyette rabıta var mıdır? Şeyhe rabıta yapmak caiz mi?

    - Şeyhe rabıta yapmak caiz mi?

    - Şeyhe rabıta etmek şirk değilmidir?

    - Rabıta ile şeyhe tapanlar kimlerdir?

    - Şeyhe Rabıta nedemek? Rabıtadan kasıt nedir?

  3. 05.Aralık.2011, 00:40
    2
    Ufkuaçık
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 17.Ekim.2008
    Üye No: 35628
    Mesaj Sayısı: 693
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 7
    Yaş: 57

    Cevap: yardimci olabilirmisiniz




    Malum olduğu üzere; rabıta-ı şerife, velilik gücüyle tasarruf yetkisine sahip olan kamil bir insana yapıldığı takdirde muteber olur ki, bunda üç şart vardır. 1- Mürşidin, vaki hasebiyle (gerçekte) bu mertebede olması,
    2- İtikad hasebince (müridin inancında) da mürşidin böyle olmasıdır.
    Bunlardan sadece birinin bulunması kafi değildir. Zira birincisi yeterli olacak olsaydı (mürşidin mertebesi olup müridin itikadı olmasaydı) Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ve velilerin varlıkları yeterli olurdu.
    Halbuki Ebu Cehil ve Ebu Leheb’in durumu, bunun böyle olmadığına şahittir. Ebul Hasen el-Harkani (Kuddise Sirrahu) “Ebu Cehil, Resulüllah’ı görmedi, o ancak Abdullah oğlu Muhammed’i gördü.”(Sallallahu aleyhi ve Sellem) Eğer Resulüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)i görecek olsaydı, elbete şekavetten kurtulup, saadete ererdi.” Buyurdu. Ve buna delil olarak: “Ve onların sana baktıklarını görürsün, oysa onlar görmezler.”(A’raf suresi 198’den) mealindeki ayeti celileyi okudu.
    Kafa gözü ile görmek, bu saadeti kazandırmaz. Bilakis kalp gözüyle ve tam bir ittiba ile görmek bu saadeti kazandırır. (İsmail Hakkı Bursevi Ruhul Beyan 2/24)
    İkinci durum yani kişinin inancı yeterli olsaydı, puta tapanların, yaptıklarını bir şey sanmalarından dolayı istifade etmeleri gerekirdi. Çünkü tapanın her ne kadar inancı sağlam olsa da tapılan boş olduğundan bir fayda sağlaması beklemez. Dolayısıyla bu iki unsuz birbirini destekler ve biri olmadan diğeri bir işe yaramaz.
    3- Malum ola ki; rabıtanın müride faydası ancak muhabbete mukarin (şeyhine karşı olan sevgisiyle birlikte) olması halinde tahakkuk eder. Zira sevgisiz olan rabıta fayda vermez, aksine zarar verir.
    Muhabbet ise mevhibe-i Haktır (sevgi, Allah’u Teala vergisidir). İktisabi değildir (çalışmakla kazanılmaz)
    Bu yüzden sevgide tekellüf (zoraki ve yapmacık bir tavra sahip olmak) zındıklık olup, bu’d iras eder (manevi uzaklaşmaya sebebiyet verir)
    Et rabıta şeyhe müdam
    Ol taatında subh-u şam
    Şeyhe hemen kıl iktida
    Şeyhi tasavvur eyle dur
    Daim anınla kıl huzur
    Hubbinde şeyhin fani ol
    İlm-i Ledünnin Kani ol
    Hubbine eyle i’tisam
    İhsanına ol müstehak
    Ol vasıl-ı dergah-ı Hakkalbinde ani etme dur
    Sırrından al şeyhin sebak
    Aşkında sergerdanı ol
    Dersin oku ondan verak
    Yani: “Ey mürid! Şeyhine devamlı rabıta yap ve onun sevgisine sarıl. Sabah akşam ona itaat et ki, lütfuna mazhar olasın.
    Şeyhine hakkıyla uy, sözünü tutup verdiği vazifelere devam et ki Allah’u Teala yolunda yükselerek Hakk’ın dergahına eresin.
    Şeyhinin suretini devamlı düşün, onu kalbinden uzatma ki onunla huzura kavuşarak iç âleminden istifade edesin.
    Şeyhin sevgisinde eriyip git, onun aşkına başını koy ki manevi ilmin madeni olasın ve ledün ilminin dersini yaprak, yaprak ondan okuyasın.”(Ali Kadri, Risale-i Behaiyye sh:35-36)


  4. 05.Aralık.2011, 00:40
    2
    Devamlı Üye



    Malum olduğu üzere; rabıta-ı şerife, velilik gücüyle tasarruf yetkisine sahip olan kamil bir insana yapıldığı takdirde muteber olur ki, bunda üç şart vardır. 1- Mürşidin, vaki hasebiyle (gerçekte) bu mertebede olması,
    2- İtikad hasebince (müridin inancında) da mürşidin böyle olmasıdır.
    Bunlardan sadece birinin bulunması kafi değildir. Zira birincisi yeterli olacak olsaydı (mürşidin mertebesi olup müridin itikadı olmasaydı) Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ve velilerin varlıkları yeterli olurdu.
    Halbuki Ebu Cehil ve Ebu Leheb’in durumu, bunun böyle olmadığına şahittir. Ebul Hasen el-Harkani (Kuddise Sirrahu) “Ebu Cehil, Resulüllah’ı görmedi, o ancak Abdullah oğlu Muhammed’i gördü.”(Sallallahu aleyhi ve Sellem) Eğer Resulüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)i görecek olsaydı, elbete şekavetten kurtulup, saadete ererdi.” Buyurdu. Ve buna delil olarak: “Ve onların sana baktıklarını görürsün, oysa onlar görmezler.”(A’raf suresi 198’den) mealindeki ayeti celileyi okudu.
    Kafa gözü ile görmek, bu saadeti kazandırmaz. Bilakis kalp gözüyle ve tam bir ittiba ile görmek bu saadeti kazandırır. (İsmail Hakkı Bursevi Ruhul Beyan 2/24)
    İkinci durum yani kişinin inancı yeterli olsaydı, puta tapanların, yaptıklarını bir şey sanmalarından dolayı istifade etmeleri gerekirdi. Çünkü tapanın her ne kadar inancı sağlam olsa da tapılan boş olduğundan bir fayda sağlaması beklemez. Dolayısıyla bu iki unsuz birbirini destekler ve biri olmadan diğeri bir işe yaramaz.
    3- Malum ola ki; rabıtanın müride faydası ancak muhabbete mukarin (şeyhine karşı olan sevgisiyle birlikte) olması halinde tahakkuk eder. Zira sevgisiz olan rabıta fayda vermez, aksine zarar verir.
    Muhabbet ise mevhibe-i Haktır (sevgi, Allah’u Teala vergisidir). İktisabi değildir (çalışmakla kazanılmaz)
    Bu yüzden sevgide tekellüf (zoraki ve yapmacık bir tavra sahip olmak) zındıklık olup, bu’d iras eder (manevi uzaklaşmaya sebebiyet verir)
    Et rabıta şeyhe müdam
    Ol taatında subh-u şam
    Şeyhe hemen kıl iktida
    Şeyhi tasavvur eyle dur
    Daim anınla kıl huzur
    Hubbinde şeyhin fani ol
    İlm-i Ledünnin Kani ol
    Hubbine eyle i’tisam
    İhsanına ol müstehak
    Ol vasıl-ı dergah-ı Hakkalbinde ani etme dur
    Sırrından al şeyhin sebak
    Aşkında sergerdanı ol
    Dersin oku ondan verak
    Yani: “Ey mürid! Şeyhine devamlı rabıta yap ve onun sevgisine sarıl. Sabah akşam ona itaat et ki, lütfuna mazhar olasın.
    Şeyhine hakkıyla uy, sözünü tutup verdiği vazifelere devam et ki Allah’u Teala yolunda yükselerek Hakk’ın dergahına eresin.
    Şeyhinin suretini devamlı düşün, onu kalbinden uzatma ki onunla huzura kavuşarak iç âleminden istifade edesin.
    Şeyhin sevgisinde eriyip git, onun aşkına başını koy ki manevi ilmin madeni olasın ve ledün ilminin dersini yaprak, yaprak ondan okuyasın.”(Ali Kadri, Risale-i Behaiyye sh:35-36)


  5. 05.Aralık.2011, 01:01
    3
    muvahhidim
    herşey O'nun için..!

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 17.Eylül.2010
    Üye No: 78968
    Mesaj Sayısı: 1,235
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 14
    Bulunduğu yer: جَنُوبُ تُرْكيا

    Cevap: yardimci olabilirmisiniz

    Alıntı

    EsSelamu Aleykum

    senelerdir bir Camide ders aliyordum , orada görevlerim felan var , baska yere gittim ve seyhe rabita yapiyorlardi, sordum sirk varmi diye dediler öyle söyleleyenler meshepsizdir dediler ve camiye gittimde bize sohbet veren adam dersten sonra konustuk ve dedi oraya gitme dedi Allahu Alam , arkadaslarimin cogu oraya daha fazla gitmeye basladilar ama Camiyede geliyorlar.



    yardimici olabilirmisiniz nereye gitmemi tavsiye ediyorsunuz ve tövbede almistim orda ve oradaki tövbeyi aciklarmisiniz

    seyhe rabita nedir ve orda tövbe aldim öyle tövbe caiz mi ve seyhe rabita caiz mi?

    ve aleykumusselam ve rahmetullah..

    Soru:
    Siz insanları "Şeyhi olmayanın seyhi seytandır." sözü ile kandırıp kendinize bağlamak zorunda bırakıyorsunuz. Bu söz ne kur'an'da nede hadislerde geçer, kur'an ve sünette delili olmayan bir söz ile nasıl insanları seytan'ın kulları yapabiliyorsunuz?


    Cevap: Biat meselesine gelince sahabe Rasulullah ve Halifelere biat ettiler ama peygambere ve halifelere biat eden muslumanlar hiçbir zaman peygamber veya halifeleri kendilerini Allah'a ulaştıracak vesile diye biat etmediler, ayrıca burada "mürsidlerin eli, Peygamber Efendimiz'in eli gibidir diyerek" seyh'leri peygamber yerine koyuyorsunuz, bu söz insanı küfre sokabilir.



    Tevbe meselesine gelince peygambere ve halifelere biat eden müslümanlar onların ellerini tutarak tevbe etmediler, ama siz, mürit'in mürsid'in elini tutup tevbe etmesi gerektiğini söylüyorsunuz, ve bu biat'tan sonra mürit'in günahlarının affolunduğuna inanıyorsunuz, bu ise papazların günah çıkarmasına benziyor, günahlarından pisman olup tevbe etmek istiyen hristiyanlar, kiliseye gelip bir hucrede, isledikleri günahları papaza itiraf ederler, papazda onların günahlarını affeder...

    Rasulullah (s.a.v.) söyle buyuruyor : "Siz, öncekilerin yoluna adım adım, karıs karıs tabi olacaksınız. Hatta bir kertenkele deliğine girseler siz de gireceksiniz.




    -Ve Sorarlar: Ya Resulallah! Yahudi ve Hıristiyanlara mı uyacağız?



    -Hz. Peygamber (s.a.s) der: 'Ya kime' (Tabii onlara uyacaksınız)." (İbn Mace, Fiten: 17, nr. 399)

    " Allah'tan baska kim günahları affedebilir..." (Al-i İmran: 3/135)




    "Rabbini överek tesbih et, O'ndan mağfiret dile. Çünkü O tevbeleri kabul edendir." (110 Nasr/3)


    "Allah'tan bağıslanma iste, çünkü Allah çok bağıslayan ve çok merhamet edendir." (4 Nisa/106)



    İslam'da rabıta var mıdır?


    Rabıta; Arapça "Rabata" kökünden türemiştir. Müslümanların birbirlerine bağlılığını, Allah yolunda sabretmelerini ve bekçilik yapmalarını ifade eder. Daha sonra İslam ülkesi sınırlarında bekleyenlere;

    gerek süvari ve gerek piyade olsun, genellikle "murabıt" adı verilmiştir. Fıkıh terminolojisinde, "murabıt" Allah yolunda silah altında bulunan, kışla ve karakollarda duran, nöbet bekleyen askerler demektir. Hz. Peygamber (S.A.V.) bu manada;

    "Allah yolunda bir gün nöbet beklemek, dünya ve içindekilerden hayırlıdır" buyurmuştur.

    Bu kelime ile ilgili mana ve yorumlar böyle iken, bazı mutasavvıflar onu değişik manalarda kullanmışlardır. Onlara göre ribat veya Rabıta: Müridin kalben şeyhi ile beraber olması, bağlantı kurması, yani manevi birlikteliktir.

    Müridin kendine şeyh olarak seçtiği kişiyi yüceltip onun şahsını gönlünde tasavvur edip tazim etmekten ibarettir ki, bazı müridler yeterli temel dinî bilgiden mahrum oldukları için bu konuda aşırılığa da düşebilmektedir.

    Meşayih'in ruhlarından yardım ve medet ummak, onların, menfaatı temin edecek, mazarratları defedecek güçte olduklarına, gaybı bildiklerine inanmak, insanın dünya ve ahiret işlerinde bir takım tasarrufta bulunabileceklerini zannetmek yanlıştır. Bunların kabirlerini aynı inançla ziyaret edip onlara kurban adamak da dinen tehlikeli bir davranıştır.

    Alimleri, faziletli insanları, Allah dostlarını sevmek, ilim öğrendiği kişilere karşı saygılı olmak bir Müslümandan beklenilen bir davranıştır.

    Ancak, Allah'dan beklenilmesi gerekeni -kim olursa olsun- başkalarından beklemek dinimizin tevhid ruhuna aykırıdır. Bu anlamda rabrta, insanı şirke kadar götürebilir.





  6. 05.Aralık.2011, 01:01
    3
    herşey O'nun için..!
    Alıntı

    EsSelamu Aleykum

    senelerdir bir Camide ders aliyordum , orada görevlerim felan var , baska yere gittim ve seyhe rabita yapiyorlardi, sordum sirk varmi diye dediler öyle söyleleyenler meshepsizdir dediler ve camiye gittimde bize sohbet veren adam dersten sonra konustuk ve dedi oraya gitme dedi Allahu Alam , arkadaslarimin cogu oraya daha fazla gitmeye basladilar ama Camiyede geliyorlar.



    yardimici olabilirmisiniz nereye gitmemi tavsiye ediyorsunuz ve tövbede almistim orda ve oradaki tövbeyi aciklarmisiniz

    seyhe rabita nedir ve orda tövbe aldim öyle tövbe caiz mi ve seyhe rabita caiz mi?

    ve aleykumusselam ve rahmetullah..

    Soru:
    Siz insanları "Şeyhi olmayanın seyhi seytandır." sözü ile kandırıp kendinize bağlamak zorunda bırakıyorsunuz. Bu söz ne kur'an'da nede hadislerde geçer, kur'an ve sünette delili olmayan bir söz ile nasıl insanları seytan'ın kulları yapabiliyorsunuz?


    Cevap: Biat meselesine gelince sahabe Rasulullah ve Halifelere biat ettiler ama peygambere ve halifelere biat eden muslumanlar hiçbir zaman peygamber veya halifeleri kendilerini Allah'a ulaştıracak vesile diye biat etmediler, ayrıca burada "mürsidlerin eli, Peygamber Efendimiz'in eli gibidir diyerek" seyh'leri peygamber yerine koyuyorsunuz, bu söz insanı küfre sokabilir.



    Tevbe meselesine gelince peygambere ve halifelere biat eden müslümanlar onların ellerini tutarak tevbe etmediler, ama siz, mürit'in mürsid'in elini tutup tevbe etmesi gerektiğini söylüyorsunuz, ve bu biat'tan sonra mürit'in günahlarının affolunduğuna inanıyorsunuz, bu ise papazların günah çıkarmasına benziyor, günahlarından pisman olup tevbe etmek istiyen hristiyanlar, kiliseye gelip bir hucrede, isledikleri günahları papaza itiraf ederler, papazda onların günahlarını affeder...

    Rasulullah (s.a.v.) söyle buyuruyor : "Siz, öncekilerin yoluna adım adım, karıs karıs tabi olacaksınız. Hatta bir kertenkele deliğine girseler siz de gireceksiniz.




    -Ve Sorarlar: Ya Resulallah! Yahudi ve Hıristiyanlara mı uyacağız?



    -Hz. Peygamber (s.a.s) der: 'Ya kime' (Tabii onlara uyacaksınız)." (İbn Mace, Fiten: 17, nr. 399)

    " Allah'tan baska kim günahları affedebilir..." (Al-i İmran: 3/135)




    "Rabbini överek tesbih et, O'ndan mağfiret dile. Çünkü O tevbeleri kabul edendir." (110 Nasr/3)


    "Allah'tan bağıslanma iste, çünkü Allah çok bağıslayan ve çok merhamet edendir." (4 Nisa/106)



    İslam'da rabıta var mıdır?


    Rabıta; Arapça "Rabata" kökünden türemiştir. Müslümanların birbirlerine bağlılığını, Allah yolunda sabretmelerini ve bekçilik yapmalarını ifade eder. Daha sonra İslam ülkesi sınırlarında bekleyenlere;

    gerek süvari ve gerek piyade olsun, genellikle "murabıt" adı verilmiştir. Fıkıh terminolojisinde, "murabıt" Allah yolunda silah altında bulunan, kışla ve karakollarda duran, nöbet bekleyen askerler demektir. Hz. Peygamber (S.A.V.) bu manada;

    "Allah yolunda bir gün nöbet beklemek, dünya ve içindekilerden hayırlıdır" buyurmuştur.

    Bu kelime ile ilgili mana ve yorumlar böyle iken, bazı mutasavvıflar onu değişik manalarda kullanmışlardır. Onlara göre ribat veya Rabıta: Müridin kalben şeyhi ile beraber olması, bağlantı kurması, yani manevi birlikteliktir.

    Müridin kendine şeyh olarak seçtiği kişiyi yüceltip onun şahsını gönlünde tasavvur edip tazim etmekten ibarettir ki, bazı müridler yeterli temel dinî bilgiden mahrum oldukları için bu konuda aşırılığa da düşebilmektedir.

    Meşayih'in ruhlarından yardım ve medet ummak, onların, menfaatı temin edecek, mazarratları defedecek güçte olduklarına, gaybı bildiklerine inanmak, insanın dünya ve ahiret işlerinde bir takım tasarrufta bulunabileceklerini zannetmek yanlıştır. Bunların kabirlerini aynı inançla ziyaret edip onlara kurban adamak da dinen tehlikeli bir davranıştır.

    Alimleri, faziletli insanları, Allah dostlarını sevmek, ilim öğrendiği kişilere karşı saygılı olmak bir Müslümandan beklenilen bir davranıştır.

    Ancak, Allah'dan beklenilmesi gerekeni -kim olursa olsun- başkalarından beklemek dinimizin tevhid ruhuna aykırıdır. Bu anlamda rabrta, insanı şirke kadar götürebilir.





  7. 05.Aralık.2011, 01:15
    4
    Ufkuaçık
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 17.Ekim.2008
    Üye No: 35628
    Mesaj Sayısı: 693
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 7
    Yaş: 57

    Cevap: yardimci olabilirmisiniz

    Bütün tasavvuf erbabı Evliyaullah, rabıta yaparak bu yolda muradlarına ermiştir.Rabıtanın şirk olan tarafı şeyhinden herşey beklemektir.Şeyh, sadece müridin kalbine feyz akıtır.Yani kalp aynasına nazar-ı nüfuz eder.Bunları size anlatmak çok zordur, anlayamazsınız.Tarikat ve tasavvuf silsilesi hep bunu yapmıştır.


  8. 05.Aralık.2011, 01:15
    4
    Devamlı Üye
    Bütün tasavvuf erbabı Evliyaullah, rabıta yaparak bu yolda muradlarına ermiştir.Rabıtanın şirk olan tarafı şeyhinden herşey beklemektir.Şeyh, sadece müridin kalbine feyz akıtır.Yani kalp aynasına nazar-ı nüfuz eder.Bunları size anlatmak çok zordur, anlayamazsınız.Tarikat ve tasavvuf silsilesi hep bunu yapmıştır.


  9. 05.Aralık.2011, 01:30
    5
    muvahhidim
    herşey O'nun için..!

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 17.Eylül.2010
    Üye No: 78968
    Mesaj Sayısı: 1,235
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 14
    Bulunduğu yer: جَنُوبُ تُرْكيا

    Cevap: yardimci olabilirmisiniz

    Alıntı
    Rabıtanın şirk olan tarafı şeyhinden herşey beklemektir.


    Kardeş;

    Keşke her Şeyh, değiniz şeyin bilincinde olsa ve müridini bu yönden bilgilendirip uyandırırsa..
    Nedense zamanın şeyhleri, övülmekten pek hoşlanır olmuş..!



  10. 05.Aralık.2011, 01:30
    5
    herşey O'nun için..!
    Alıntı
    Rabıtanın şirk olan tarafı şeyhinden herşey beklemektir.


    Kardeş;

    Keşke her Şeyh, değiniz şeyin bilincinde olsa ve müridini bu yönden bilgilendirip uyandırırsa..
    Nedense zamanın şeyhleri, övülmekten pek hoşlanır olmuş..!



  11. 05.Aralık.2011, 01:45
    6
    Ufkuaçık
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 17.Ekim.2008
    Üye No: 35628
    Mesaj Sayısı: 693
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 7
    Yaş: 57

    Cevap: yardimci olabilirmisiniz

    Zaten gerçek şeyhler kendilerinden keramet beklemeyi de istemezler.Çünkü onlar kerametini hep gizlerler.Zaruri hallerde ancak keramet gösterirler.


    Mahmud Efendi (İsmail Ağa cemaatinin lideri) Hazretlerimizin bir grup hocaya rabıtayı anlattığı çok özel sohbetini siz kardeşlerimizin istifadesine sunuyoruz. İşte o Sohbette anlatılan rabıtanın 3 şekli:


    Bu tarikatta iki şeyle ilerlenir. Biri rabıtayı şerife, diğeri de zikirdir. Rabıta illa lazımdır. Rabıta üç türlüdür.

    Birincisi ayna rabıtasıdır. Gözünü yumup hayale getirmek. Şeyh Efendi (Hacı Ali Haydar Kuddise Sirrahu) ders verirken buyururlardı ki: “Oğlum! Anneni tanıyor musun? Evet. Gözünü yumsan kaşı, gözü, yüzü, boyu vs. hayaline gelir mi? Gelir. İşte rabıta ettiğin zatı da öyle hayal edeceksin, ne niyetle?
    Bu zat benim Allah’ımın aynasıdır niyetiyle. Allah’ımın cemali, nuru şeyhime parlıyor, O’ndan da benim kalbime parlıyor ve oradan da her zerreme yayılıyor, Allahım ile O’nun arasında perde yok diye hayal edeceksin.
    Maksudum bizzat var (ulaşmak istediğim maksat), bir de maksudum bil vasıta (maksata ulaştıracak vasıta)
    Maksudum bizzat Allah’u Teala’dır. Maksudum bil vasıta ise şeyhtir. Maksudumuz Allah’u Teala’dır. Şeyhin ise o maksuda vasıtadır. Vasıta başka, asıl başkadır. Bizim aradığımız Allah’u Teala’dır. Rabıta ise onun yoludur.
    Niyazi Hazretleri bir beytinde diyor ki:
    Tarıki rabıta aslı usuldür
    O dahi baisi seyri vusuldür
    Sakın terkeyleme o sulü paki
    Anınla varlığın bulsun helaki
    Mürşid bir aynadır. Kalbinin gözüyle rabıta ettiğin kimseye bakıyorsun. Şeyh maksut değildir, maksut o aynadan görülendir. Güneşe tutulan aynaya bakan güneşi tam gördüğü gibi Mevla’ya tutulan aynaya bakan da Mevla’yı görür gibi olur.
    Niçin görür gibi olur diyoruz? Güneş maddidir tam gözükür, Mevla Teala manevi olduğu için tam gözükmez, gözükür gibi olur, bir de dünyanın Allah’u Teala’yı göstermeye kabiliyeti yoktur. Dünyada Allah’u Teâlâ’yı görmek yok, görür gibi olmak var. İmam-ı Rabbani Hazretleri buyuruyor ki: “Ru’yet rüst, kerru’ye hest” Allah’u Teâlâ’yı görmek yok, görür gibi olmak var.
    Bu daha ileride anlaşılır. Rabıta ettiğin vakit: “Ya Rabbi! Bu aynadan sana bakıyorum, her ne kadar seni göremiyorsam da bu aynanın karşısında ancak sen varsın ve sana Allah-Allah diyorum diyeceksin.
    Rabıtanın ikinci şekli; Alın alına kalp kalbe karşı. Yani senin ruhunun alnı mürşidin ruhunun alnına dayanmış ve senin kalp kovan onun kalp çeşmesinin altına konulmuş, Mevla’nın nuru feyzi şeyhinin kalp çeşmesinden senin kalp kovana aktığını hayal edeceksin. Efendi Babam rabıtanın ikinci şekline çok müessir (tesir edici)dir derdi.
    Rabıtanın üçüncü şekli; tezekkür-ü mevt (ölümü evvelinden sonuna kadar hayal etmektir). Şöyle ki, sure-i şerifleri okuyup rabıtaları bitirdikten sonra sanki sana ağır bir hastalık çöktü, duyan geldi, eve insan yığıldı. Kimi sana okuyor, kimi ilaç yapıyor, kimi de ağlıyor. Sen ise can çekişiyorsun, bir de canın çıktı. Cenaze yıkayanlar gelip seni soydular, yıkadılar, kefene sardılar, tabuta koydular musallaya getirip cenaze namazını kıldılar ve seni kabre koydular. Sen ise kabirde yalnızsın ve kendi kendine soruyorsun: “Ben neredeyim?” Yine kendin cevap veriyorsun: “mezardayım” Mezarda olan dünyaya dönmez, ya burada oturan kim? Burada oturan şeyhtir, diyorsun. Şeyhin senin yerinde sen ise mezardasın yani sen hayalen şeyh oluyorsun, şeyhe ne feyiz dökülüyorsa sana da o feyiz dökülüyor.
    İşte o feyiz dersi kolaylaştırıyor hatta dünya işlerini bile kolaylaştırıyor. O nur, vurduğu yeri ıslah ediyor ve Allah’u Teâlâ’yı görür gibi yapıyor. Bize bu lazım ama millet bundan gafil. Âli himmetli olalım. Allah (Celle Celaluhu) ali himmetlileri sever.
    Üç türlü rabıta dedik, bu rabıtaların üçü bir arada olmaz. İkisi de bir arada olmaz, bir tanesi ile olacak. Bu gün biriyle, yarında diğeriyle rabıta yapabilirsin, devamlı bir tanesi ile de yapabilirsin.
    EFENDİ HAZRETLERİNİN RABITA HAKKINDA SÖZLERİNDEN
    Rabıtasız çalışmak, eve bacadan girmeye benzer, baca duman çıkarmak için yapıldı, girmek için yapılmadı.
    Dosdoğru yol var iken sen rabıtasız yoldan sağlam olmayan yoldan gitmiş oluyorsun.
    Rabıta-ı Şerife Nakşi tarikatında büyük temeldir.
    Sen dünyanın bir ucunda olsan, şeyhin de bir ucunda olsa rabıta edince beraber oluyorsun.
    İnsan her gün tarikat dersine çalışırsa Allah (Celle Celaluhu) ona bir kolaylık verir ve elinden tutar.
    Not: Efendi hazretlerimizin “Tarikat dersi nasıl yapılmalı” adlı, tarikat derslerinin nasıl yapılması gerektiğini anlatan çok özel sohbetini de ileriki günlerde yayınlayacağız inşallah. Takipte kalın!


  12. 05.Aralık.2011, 01:45
    6
    Devamlı Üye
    Zaten gerçek şeyhler kendilerinden keramet beklemeyi de istemezler.Çünkü onlar kerametini hep gizlerler.Zaruri hallerde ancak keramet gösterirler.


    Mahmud Efendi (İsmail Ağa cemaatinin lideri) Hazretlerimizin bir grup hocaya rabıtayı anlattığı çok özel sohbetini siz kardeşlerimizin istifadesine sunuyoruz. İşte o Sohbette anlatılan rabıtanın 3 şekli:


    Bu tarikatta iki şeyle ilerlenir. Biri rabıtayı şerife, diğeri de zikirdir. Rabıta illa lazımdır. Rabıta üç türlüdür.

    Birincisi ayna rabıtasıdır. Gözünü yumup hayale getirmek. Şeyh Efendi (Hacı Ali Haydar Kuddise Sirrahu) ders verirken buyururlardı ki: “Oğlum! Anneni tanıyor musun? Evet. Gözünü yumsan kaşı, gözü, yüzü, boyu vs. hayaline gelir mi? Gelir. İşte rabıta ettiğin zatı da öyle hayal edeceksin, ne niyetle?
    Bu zat benim Allah’ımın aynasıdır niyetiyle. Allah’ımın cemali, nuru şeyhime parlıyor, O’ndan da benim kalbime parlıyor ve oradan da her zerreme yayılıyor, Allahım ile O’nun arasında perde yok diye hayal edeceksin.
    Maksudum bizzat var (ulaşmak istediğim maksat), bir de maksudum bil vasıta (maksata ulaştıracak vasıta)
    Maksudum bizzat Allah’u Teala’dır. Maksudum bil vasıta ise şeyhtir. Maksudumuz Allah’u Teala’dır. Şeyhin ise o maksuda vasıtadır. Vasıta başka, asıl başkadır. Bizim aradığımız Allah’u Teala’dır. Rabıta ise onun yoludur.
    Niyazi Hazretleri bir beytinde diyor ki:
    Tarıki rabıta aslı usuldür
    O dahi baisi seyri vusuldür
    Sakın terkeyleme o sulü paki
    Anınla varlığın bulsun helaki
    Mürşid bir aynadır. Kalbinin gözüyle rabıta ettiğin kimseye bakıyorsun. Şeyh maksut değildir, maksut o aynadan görülendir. Güneşe tutulan aynaya bakan güneşi tam gördüğü gibi Mevla’ya tutulan aynaya bakan da Mevla’yı görür gibi olur.
    Niçin görür gibi olur diyoruz? Güneş maddidir tam gözükür, Mevla Teala manevi olduğu için tam gözükmez, gözükür gibi olur, bir de dünyanın Allah’u Teala’yı göstermeye kabiliyeti yoktur. Dünyada Allah’u Teâlâ’yı görmek yok, görür gibi olmak var. İmam-ı Rabbani Hazretleri buyuruyor ki: “Ru’yet rüst, kerru’ye hest” Allah’u Teâlâ’yı görmek yok, görür gibi olmak var.
    Bu daha ileride anlaşılır. Rabıta ettiğin vakit: “Ya Rabbi! Bu aynadan sana bakıyorum, her ne kadar seni göremiyorsam da bu aynanın karşısında ancak sen varsın ve sana Allah-Allah diyorum diyeceksin.
    Rabıtanın ikinci şekli; Alın alına kalp kalbe karşı. Yani senin ruhunun alnı mürşidin ruhunun alnına dayanmış ve senin kalp kovan onun kalp çeşmesinin altına konulmuş, Mevla’nın nuru feyzi şeyhinin kalp çeşmesinden senin kalp kovana aktığını hayal edeceksin. Efendi Babam rabıtanın ikinci şekline çok müessir (tesir edici)dir derdi.
    Rabıtanın üçüncü şekli; tezekkür-ü mevt (ölümü evvelinden sonuna kadar hayal etmektir). Şöyle ki, sure-i şerifleri okuyup rabıtaları bitirdikten sonra sanki sana ağır bir hastalık çöktü, duyan geldi, eve insan yığıldı. Kimi sana okuyor, kimi ilaç yapıyor, kimi de ağlıyor. Sen ise can çekişiyorsun, bir de canın çıktı. Cenaze yıkayanlar gelip seni soydular, yıkadılar, kefene sardılar, tabuta koydular musallaya getirip cenaze namazını kıldılar ve seni kabre koydular. Sen ise kabirde yalnızsın ve kendi kendine soruyorsun: “Ben neredeyim?” Yine kendin cevap veriyorsun: “mezardayım” Mezarda olan dünyaya dönmez, ya burada oturan kim? Burada oturan şeyhtir, diyorsun. Şeyhin senin yerinde sen ise mezardasın yani sen hayalen şeyh oluyorsun, şeyhe ne feyiz dökülüyorsa sana da o feyiz dökülüyor.
    İşte o feyiz dersi kolaylaştırıyor hatta dünya işlerini bile kolaylaştırıyor. O nur, vurduğu yeri ıslah ediyor ve Allah’u Teâlâ’yı görür gibi yapıyor. Bize bu lazım ama millet bundan gafil. Âli himmetli olalım. Allah (Celle Celaluhu) ali himmetlileri sever.
    Üç türlü rabıta dedik, bu rabıtaların üçü bir arada olmaz. İkisi de bir arada olmaz, bir tanesi ile olacak. Bu gün biriyle, yarında diğeriyle rabıta yapabilirsin, devamlı bir tanesi ile de yapabilirsin.
    EFENDİ HAZRETLERİNİN RABITA HAKKINDA SÖZLERİNDEN
    Rabıtasız çalışmak, eve bacadan girmeye benzer, baca duman çıkarmak için yapıldı, girmek için yapılmadı.
    Dosdoğru yol var iken sen rabıtasız yoldan sağlam olmayan yoldan gitmiş oluyorsun.
    Rabıta-ı Şerife Nakşi tarikatında büyük temeldir.
    Sen dünyanın bir ucunda olsan, şeyhin de bir ucunda olsa rabıta edince beraber oluyorsun.
    İnsan her gün tarikat dersine çalışırsa Allah (Celle Celaluhu) ona bir kolaylık verir ve elinden tutar.
    Not: Efendi hazretlerimizin “Tarikat dersi nasıl yapılmalı” adlı, tarikat derslerinin nasıl yapılması gerektiğini anlatan çok özel sohbetini de ileriki günlerde yayınlayacağız inşallah. Takipte kalın!





+ Yorum Gönder