Konusunu Oylayın.: Yaptığım bu günahtan dolayı Allah beni affeder mi?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 5 kişi
Yaptığım bu günahtan dolayı Allah beni affeder mi?
  1. 26.Kasım.2011, 01:50
    1
    ryan123
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 26.Ağustos.2011
    Üye No: 89991
    Mesaj Sayısı: 101
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Yaş: 21

    Yaptığım bu günahtan dolayı Allah beni affeder mi?






    Yaptığım bu günahtan dolayı Allah beni affeder mi? Mumsema yaptığım günahı Allah af edermi


  2. 27.Kasım.2011, 00:39
    2
    Galus
    Özel Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 13
    Mesaj Sayısı: 4,820
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 51
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: Yaptığım bu günahtan dolayı Allah beni affeder mi?




    İnsan, hiçbir zaman, Allah-u Zülcelal'in affından umudunu kesmemelidir. Bir günah işlediği zaman, şeytan: “Sen Allah'a asi oldun. Artık senin tevbeni de kabul etmez.” Tevbe edeceği zaman: “Eğer tevbe eder, sonrada günah işlersen Allah seni daha şiddetli cezalandırır.” Tevbe ettiği zaman da: “Bir günah işlemekle bir şey olmaz. Yine tevbe edersin” diye vesveseler vererek insanı kandırmaya çalışır. Ona kulak asmadan her zaman tevbe ipine sımsıkı sarılmak, Allah-u Zülcelal' den af ve mağfiret talep etmek lazımdır. Rivayete göre bir adam, bir evliyanın yanına gelerek,
    “Allah-u Zülcelal' in kapısına her duruşumda, bir bela beni alıkoyuyor. Ne yapayım” diye sormuş; O evliya zatta şöyle cevap vermiştir: “Annesinin himayesinde bulunan küçük çocuk gibi ol. Nasıl ki annesi o çocuğu dövdüğü zaman, çocuk annesinin yanında ağlar, annesi onu affedip kucağına alıncaya kadar onun yanından ayrılmazsa, sende öyle ol.”
    O evliyanın sözü ne güzel bir derstir. İnsan her ne yaparsa yapsın, daima Allah'a tevbe edip yalvarmalı, O'nun kapısından ayrılmamalıdır. Allah-u Zülcelal onun bu samimiyetini gördüğü zaman mutlaka affedecektir. Nitekim bir ayet-i kerimede: “... Zaten günahları Allah'tan başka kim bağışlayabilir ki” (Ali İmran; 135) buyurmuştur.
    İnsan günahlarından tevbe ettikten sonra, bu tevbesinin kabul olup olmadığını kendisi de bir takım alametlerden anlayabilir. Bu alametler şunlardır:

    Dilini boş ve lüzumsuz sözden, gıybet, yalan, koğculuktan muhafaza etmesi,
    Kalbinde herhangi bir kimse için kin, hased veya riya, kibir gibi hastalıklar kaybolmaya başlaması,
    Kötü kimselerden uzaklaşmaya başlaması,
    Allah-u Zülcelal'in emir ve nehiylerinin üzerinde gayret göstermesi
    Unutmamak lazımdır ki, Allah-u Zülcelal bir kimseye hayır murad ederse, iyi insanlarla karşılaştırır ve günahlarından dolayı kalbine pişmanlık verir ve doğru yola iletir. Netice olarak, bütün bu anlatılanlardan anlaşıldığına göre, günahların üzerinde devam edip tevbeyi terketmenin Allah-u Zülcelal' in rızasına giden cennet yolunun üzerinde büyük bir engel olduğu ve insanın hem dünyasına hem de ahiretine büyük zarar verdiği, tevbeyi sevmenin, tevbe ile ferahlanmanın ve tevbenin üzerinde devam etmenin ise cennet yolunun üzerinde büyük bir rehber olduğu anlaşıldı.
    Kendisini selamete çıkaracak olan sebeplerin arkasına düşmek, akıllı ve ahiretinin üzerine meraklı olan kimselerin işidir. Tevbede insanı cehennemden muhafaza edip Cennet-i Alâ ya müstehak etmektedir. Onun için Allah-u Zülcelal bir ayet-i kerimede: “Onlar, istiğfarın üzerine devam ettikçe, onlara azap vermem.” (Bakara 279) buyurmuştur.
    Tevbe insan için öyle kıymetli bir nimettir ki, insan onun mükafatını bir görseydi, her nefesinde tevbe ederdi. Allah-u Zülcelal kullarını affetmek için çok küçük sebeplere bakmaktadır.
    Peygamber Efendimiz (S.A.V) bir hadis-i şeriflerinde:
    “Allah, gündüz günah işleyenlerin tevbe etmeleri için geceleyin kudret elini açar. Gece günah işleyenlerin tevbe etmeleri için gündüz kudret elini açar. Bu durum güneşin battığı yerden doğmasına (kıyamete) kadar devam eder.” (Müslim)
    buyurmuştur.
    Yani Allah-u Zülcelal bizi affetmek için küçük bir pişmanlığımıza bakarken, bizim O'ndan ve O'nun rızasına götürecek olan tevbeden uzak durmamız ve bu büyük mükafatı kaçırmamız çok yanlıştır.
    Tevbenin üzerinde sabit duran kimse bir dağa benzer. Dağında dört alameti vardır,

    Hararet onu eritmez.
    Soğuk onu dondurmaz.
    Rüzgar onu sarsmaz.
    Sel onu götüremez.
    Kim de dağ gibi olursa, dünyada ve ahirette Allah-u Zülcelal onu muhafaza eder. Onun için insan daima günahların çirkinliğini ve Allah-u Zülcelal'in bu günahlara karşılık vereceği azabı düşünüp, kendi acizliğini de bilerek günahların üzerine öyle gitmelidir.
    Bir karıncanın ısırmasına ve güneşin sıcaklığına katlanamayan insan, cehennemin ateşine ve akreplerin, yılanların sokmasına nasıl dayanabilir. Öyle ise diğer insanlarla aramızda bulunan günahlardan dolayı o kimselerden helallik dilemek, namaz, oruç zekat gibi kaçırdığımız ibadetlerimize sarılmak ve geçmişte yapmadıklarımızı kaza etmeye gayret etmek; Allah-u Zülcelal'in içki içmek, zina yapmak gibi haram kılmış olduğu günahlardan dolayı da: “Ya Rabbi! Bütün yapmış olduğum günahlardan ben pişmanım. Keşke yapmasaydım. İnşaallah bir daha ben yapmayacağım” diyerek, pişman olmuş, samimi bir kalple tevbe etmemiz, hepimiz için tek kurtuluştur.
    Unutmamamız lazımdır ki:
    “Gerçekten Allah çokça tevbe edenleri ve güzelce temizlenenleri sever.” (Bakara 222)
    Onun için kendimizi tevbeden mahrum etmememiz lazımdır.
    Allah-u Zülcelal hepimize hakiki bir şekilde samimi bir kalple tevbe etmeyi nasip etsin.
    Amin ...
    Seyda Muhammed Konyevi Hz. (K.S


    Tevbe kapısı kıyamete kadar açıktır.


  3. 27.Kasım.2011, 00:39
    2
    Özel Üye



    İnsan, hiçbir zaman, Allah-u Zülcelal'in affından umudunu kesmemelidir. Bir günah işlediği zaman, şeytan: “Sen Allah'a asi oldun. Artık senin tevbeni de kabul etmez.” Tevbe edeceği zaman: “Eğer tevbe eder, sonrada günah işlersen Allah seni daha şiddetli cezalandırır.” Tevbe ettiği zaman da: “Bir günah işlemekle bir şey olmaz. Yine tevbe edersin” diye vesveseler vererek insanı kandırmaya çalışır. Ona kulak asmadan her zaman tevbe ipine sımsıkı sarılmak, Allah-u Zülcelal' den af ve mağfiret talep etmek lazımdır. Rivayete göre bir adam, bir evliyanın yanına gelerek,
    “Allah-u Zülcelal' in kapısına her duruşumda, bir bela beni alıkoyuyor. Ne yapayım” diye sormuş; O evliya zatta şöyle cevap vermiştir: “Annesinin himayesinde bulunan küçük çocuk gibi ol. Nasıl ki annesi o çocuğu dövdüğü zaman, çocuk annesinin yanında ağlar, annesi onu affedip kucağına alıncaya kadar onun yanından ayrılmazsa, sende öyle ol.”
    O evliyanın sözü ne güzel bir derstir. İnsan her ne yaparsa yapsın, daima Allah'a tevbe edip yalvarmalı, O'nun kapısından ayrılmamalıdır. Allah-u Zülcelal onun bu samimiyetini gördüğü zaman mutlaka affedecektir. Nitekim bir ayet-i kerimede: “... Zaten günahları Allah'tan başka kim bağışlayabilir ki” (Ali İmran; 135) buyurmuştur.
    İnsan günahlarından tevbe ettikten sonra, bu tevbesinin kabul olup olmadığını kendisi de bir takım alametlerden anlayabilir. Bu alametler şunlardır:

    Dilini boş ve lüzumsuz sözden, gıybet, yalan, koğculuktan muhafaza etmesi,
    Kalbinde herhangi bir kimse için kin, hased veya riya, kibir gibi hastalıklar kaybolmaya başlaması,
    Kötü kimselerden uzaklaşmaya başlaması,
    Allah-u Zülcelal'in emir ve nehiylerinin üzerinde gayret göstermesi
    Unutmamak lazımdır ki, Allah-u Zülcelal bir kimseye hayır murad ederse, iyi insanlarla karşılaştırır ve günahlarından dolayı kalbine pişmanlık verir ve doğru yola iletir. Netice olarak, bütün bu anlatılanlardan anlaşıldığına göre, günahların üzerinde devam edip tevbeyi terketmenin Allah-u Zülcelal' in rızasına giden cennet yolunun üzerinde büyük bir engel olduğu ve insanın hem dünyasına hem de ahiretine büyük zarar verdiği, tevbeyi sevmenin, tevbe ile ferahlanmanın ve tevbenin üzerinde devam etmenin ise cennet yolunun üzerinde büyük bir rehber olduğu anlaşıldı.
    Kendisini selamete çıkaracak olan sebeplerin arkasına düşmek, akıllı ve ahiretinin üzerine meraklı olan kimselerin işidir. Tevbede insanı cehennemden muhafaza edip Cennet-i Alâ ya müstehak etmektedir. Onun için Allah-u Zülcelal bir ayet-i kerimede: “Onlar, istiğfarın üzerine devam ettikçe, onlara azap vermem.” (Bakara 279) buyurmuştur.
    Tevbe insan için öyle kıymetli bir nimettir ki, insan onun mükafatını bir görseydi, her nefesinde tevbe ederdi. Allah-u Zülcelal kullarını affetmek için çok küçük sebeplere bakmaktadır.
    Peygamber Efendimiz (S.A.V) bir hadis-i şeriflerinde:
    “Allah, gündüz günah işleyenlerin tevbe etmeleri için geceleyin kudret elini açar. Gece günah işleyenlerin tevbe etmeleri için gündüz kudret elini açar. Bu durum güneşin battığı yerden doğmasına (kıyamete) kadar devam eder.” (Müslim)
    buyurmuştur.
    Yani Allah-u Zülcelal bizi affetmek için küçük bir pişmanlığımıza bakarken, bizim O'ndan ve O'nun rızasına götürecek olan tevbeden uzak durmamız ve bu büyük mükafatı kaçırmamız çok yanlıştır.
    Tevbenin üzerinde sabit duran kimse bir dağa benzer. Dağında dört alameti vardır,

    Hararet onu eritmez.
    Soğuk onu dondurmaz.
    Rüzgar onu sarsmaz.
    Sel onu götüremez.
    Kim de dağ gibi olursa, dünyada ve ahirette Allah-u Zülcelal onu muhafaza eder. Onun için insan daima günahların çirkinliğini ve Allah-u Zülcelal'in bu günahlara karşılık vereceği azabı düşünüp, kendi acizliğini de bilerek günahların üzerine öyle gitmelidir.
    Bir karıncanın ısırmasına ve güneşin sıcaklığına katlanamayan insan, cehennemin ateşine ve akreplerin, yılanların sokmasına nasıl dayanabilir. Öyle ise diğer insanlarla aramızda bulunan günahlardan dolayı o kimselerden helallik dilemek, namaz, oruç zekat gibi kaçırdığımız ibadetlerimize sarılmak ve geçmişte yapmadıklarımızı kaza etmeye gayret etmek; Allah-u Zülcelal'in içki içmek, zina yapmak gibi haram kılmış olduğu günahlardan dolayı da: “Ya Rabbi! Bütün yapmış olduğum günahlardan ben pişmanım. Keşke yapmasaydım. İnşaallah bir daha ben yapmayacağım” diyerek, pişman olmuş, samimi bir kalple tevbe etmemiz, hepimiz için tek kurtuluştur.
    Unutmamamız lazımdır ki:
    “Gerçekten Allah çokça tevbe edenleri ve güzelce temizlenenleri sever.” (Bakara 222)
    Onun için kendimizi tevbeden mahrum etmememiz lazımdır.
    Allah-u Zülcelal hepimize hakiki bir şekilde samimi bir kalple tevbe etmeyi nasip etsin.
    Amin ...
    Seyda Muhammed Konyevi Hz. (K.S


    Tevbe kapısı kıyamete kadar açıktır.





+ Yorum Gönder