Konusunu Oylayın.: Marifetname'de "Rıza, kişinin aklının alacağı tedbirlerden kurtulmasıdır. Allah'ın irade ihtiyarına tabi olmaktır." diyo

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Marifetname'de "Rıza, kişinin aklının alacağı tedbirlerden kurtulmasıdır. Allah'ın irade ihtiyarına tabi olmaktır." diyo
  1. 19.Kasım.2011, 21:34
    1
    Biskivi
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Şubat.2007
    Üye No: 45
    Mesaj Sayısı: 35
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2
    Yaş: 32

    Marifetname'de "Rıza, kişinin aklının alacağı tedbirlerden kurtulmasıdır. Allah'ın irade ihtiyarına tabi olmaktır." diyo






    Marifetname'de "Rıza, kişinin aklının alacağı tedbirlerden kurtulmasıdır. Allah'ın irade ihtiyarına tabi olmaktır." diyo Mumsema Marifetname'de "Rıza, kişinin aklının alacağı tedbirlerden kurtulmasıdır. Allah'ın irade ihtiyarına tabi olmaktır." diyor. Bu sözü nasıl anlamalıyız?


  2. 19.Kasım.2011, 22:29
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Marifetname'de "Rıza, kişinin aklının alacağı tedbirlerden kurtulmasıdır. Allah'ın irade ihtiyarına tabi olmaktır




    Rıza, Allah’ın kaderine razı olmak demektir. Allah’ın kaderinin nasıl tecelli edeceğini bilmediğimize göre, her şeyden önce Allah’ın bize verdiği aklımzı ve irademizi kullanarak faydalı şeyleri elde etmeye çalışacağız.

    Eğer bir şey -bütün çabalarımıza rağmen- arzumuzun dışında ortaya çıkarsa, artık kaderin öyle tecelli ettiğini düşünmek, hikmetini bilmezsek, aklımız o işe ermezse bile vuku bulan şeyi hazmetmeye çalışmak, sineye çekmek gerekir. Daha doğru bir ifadeyle, “Neden böyle oldu?” deyip de aklımızı müfettiş gibi kullanmadan Allah’ın takdirine teslim olmak RIZADIR. “Kadere iman eden kederden kurtulur.” manasına gelen hadisin verdiği dersi de bu minval üzere anlamak gerekir.

    Bizim iki yönden sorumluluğumuz vardır. Birisi, itikadî yönden, diğeri içinde bulunduğumuz maddî düzenin esasları olan sebepler yönündendir.

    İtikadî olarak düşündüğümüzde, her şeyin dizgini Allah’ın elinde olduğunu, onun izni olmadan bir tek yaprağın bile yere düşemeyeceğini, bütün kâinat çapında Allah’tan başka hiçbir etkili yetkilinin olmadığına inanmak, iman etmektir.

    İçinde bulunduğumuz dünya hikmet diyarı olduğu için Allah’ın Hakîm isminin bir tecellisi olarak, işlerin olması belli sebepler zinciri çerçevesinde cereyan etmektedir. Buna sünnetullah diyoruz. Örneğin bulut olmadan yağmur yağmaz, insan evlenmeden çocuk sahibi olmaz, yemek yemeden doymaz ve hakeza...

    Maddî alemin işlerini tedarik ederken bu sebepler nizamına karşı çıkmak da bir temerrüttür, bir isyandır. Şu var ki, itikadî olan prensiplere aykırı hareket edildiği zaman, bunun cezasının yüzde doksan dokuzu ahirette verilecektir. Fakat sebepler zinciri denilen sünnetullaha karşı isyanın cezasının yüzde doksan dokuzu dünyada verilir.

    Unutmamak gerekir ki, işlerin başlangıcında sebeplere yapışmadan Allah’a tevekkül etmek, güya onun fiillerine rıza göstermek, tamamen yanlış ve tokadı hak edecek bir hatadır. Hz. Peygamber (a.s.m) hayatı boyunca -vahyin olmadığı yerde- aklını kullanarak, akıllı sahabeleriyle istişaret ederek hareket etmiştir. Zırh giymiş, düşmandan sakınmaya çalışmış, “Harb hud'adır” demiş, Bedir Savaşı'nda olduğu gibi, ordusunu işi bilenlerin görüşü istikametinde düzene koymuş, Hendek Savaşı'nda olduğu gibi, bir sahabenin görüşleri doğrultusunda savaş stratejisini belirlemiştir. Bütün bunları kolektif bir akıl çerçevesinde yapmıştır. “Deveni bağla, sonra Allah’a tevekkül et” tavsiyesi ortadadır.

    S.İslamiyet


  3. 19.Kasım.2011, 22:29
    2
    Silent and lonely rains



    Rıza, Allah’ın kaderine razı olmak demektir. Allah’ın kaderinin nasıl tecelli edeceğini bilmediğimize göre, her şeyden önce Allah’ın bize verdiği aklımzı ve irademizi kullanarak faydalı şeyleri elde etmeye çalışacağız.

    Eğer bir şey -bütün çabalarımıza rağmen- arzumuzun dışında ortaya çıkarsa, artık kaderin öyle tecelli ettiğini düşünmek, hikmetini bilmezsek, aklımız o işe ermezse bile vuku bulan şeyi hazmetmeye çalışmak, sineye çekmek gerekir. Daha doğru bir ifadeyle, “Neden böyle oldu?” deyip de aklımızı müfettiş gibi kullanmadan Allah’ın takdirine teslim olmak RIZADIR. “Kadere iman eden kederden kurtulur.” manasına gelen hadisin verdiği dersi de bu minval üzere anlamak gerekir.

    Bizim iki yönden sorumluluğumuz vardır. Birisi, itikadî yönden, diğeri içinde bulunduğumuz maddî düzenin esasları olan sebepler yönündendir.

    İtikadî olarak düşündüğümüzde, her şeyin dizgini Allah’ın elinde olduğunu, onun izni olmadan bir tek yaprağın bile yere düşemeyeceğini, bütün kâinat çapında Allah’tan başka hiçbir etkili yetkilinin olmadığına inanmak, iman etmektir.

    İçinde bulunduğumuz dünya hikmet diyarı olduğu için Allah’ın Hakîm isminin bir tecellisi olarak, işlerin olması belli sebepler zinciri çerçevesinde cereyan etmektedir. Buna sünnetullah diyoruz. Örneğin bulut olmadan yağmur yağmaz, insan evlenmeden çocuk sahibi olmaz, yemek yemeden doymaz ve hakeza...

    Maddî alemin işlerini tedarik ederken bu sebepler nizamına karşı çıkmak da bir temerrüttür, bir isyandır. Şu var ki, itikadî olan prensiplere aykırı hareket edildiği zaman, bunun cezasının yüzde doksan dokuzu ahirette verilecektir. Fakat sebepler zinciri denilen sünnetullaha karşı isyanın cezasının yüzde doksan dokuzu dünyada verilir.

    Unutmamak gerekir ki, işlerin başlangıcında sebeplere yapışmadan Allah’a tevekkül etmek, güya onun fiillerine rıza göstermek, tamamen yanlış ve tokadı hak edecek bir hatadır. Hz. Peygamber (a.s.m) hayatı boyunca -vahyin olmadığı yerde- aklını kullanarak, akıllı sahabeleriyle istişaret ederek hareket etmiştir. Zırh giymiş, düşmandan sakınmaya çalışmış, “Harb hud'adır” demiş, Bedir Savaşı'nda olduğu gibi, ordusunu işi bilenlerin görüşü istikametinde düzene koymuş, Hendek Savaşı'nda olduğu gibi, bir sahabenin görüşleri doğrultusunda savaş stratejisini belirlemiştir. Bütün bunları kolektif bir akıl çerçevesinde yapmıştır. “Deveni bağla, sonra Allah’a tevekkül et” tavsiyesi ortadadır.

    S.İslamiyet





+ Yorum Gönder