Konusunu Oylayın.: Şafii Mezhebinde secdenin şartları nelerdir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Şafii Mezhebinde secdenin şartları nelerdir?
  1. 19.Kasım.2011, 00:24
    1
    sorularla islam
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Şubat.2009
    Üye No: 46770
    Mesaj Sayısı: 467
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5

    Şafii Mezhebinde secdenin şartları nelerdir?






    Şafii Mezhebinde secdenin şartları nelerdir? Mumsema Şafii Mezhebinde secdenin şartları nelerdir?


  2. 19.Kasım.2011, 00:24
    1
    Devamlı Üye
  3. 19.Kasım.2011, 00:47
    2
    maydın
    Özel Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 14.Mayıs.2007
    Üye No: 761
    Mesaj Sayısı: 1,165
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 13
    Bulunduğu yer: iskenderun

    Cevap: Şafii Mezhebinde secdenin şartları nelerdir?




    7. Her rekât'ta iki defa secde etmek


    Secde'nin şer'î anlamı, namaz kılan kimsenin alnının secde yerine değmesidir. Secde'nin delili (Ey iman edenler! Rükû edin, secde edin' (Hac/77) ayetidir.

    Hz. Peygamber, namazın erkânına riayet etmeden namaz kılan bir kişiye şöyle demiştir:

    Sonra secde'ye git ve azaların yatışıncaya kadar bekle, sonra başını kaldır azaların yatışıncaya kadar otur. Sonra yine secde'ye git ve azaların yatışıncaya kadar bekle...

    Secde'nin Şartları

    Secde'nin sahih olması için aşağıdaki şartlara riayet edilmesi gerekir.

    a. Secde esnasında alın açık olmalıdır.

    b. Secde yedi âza üzerine yapılmalıdır. Hz. Peygamber şöyle demiştir:

    Alın (alnını gösterirken eliyle burnu üzerine işaret etti), eller, dizler ve ayak uçları olmak üzere yedi kemik (yedi âza) üzerine secde etmekle emrolundum.[14]

    Bu azalardan sadece alnın açık olması şarttır. Diğer azaların açık ol-ması gerekmez. Bu bakımdan eldivenli olarak namaz kıhnabilir.

    c. Mümkün olduğu kadar secde'de kuyruk sokumu, baş'tan yüksek tutulmalıdır. Bunun delili Hz. Peygamber'in böyle yapmış olmasıdır.

    d. Kişinin kıpırdaması ile kıpırdayan elbise ve benzeri şeylerin üze-rine secde edilmemelidir.

    e. Secde'ye, secde'den başka, korku ve benzeri sebeplerle gidilme-melidir.

    f. Karın ile yer arasında bir açıklık kalmalıdır.

    g. Secde'de, en az subhane rabbiye'1-a'lâ diyecek kadar kalmalıdır.

    Secde'nin en mükemmel şekli şöyledir: Kişi secde'ye giderken tekbir getirip önce dizlerini, sonra ellerini, sonra alnını, sonra burnunu yere koymalıdır. Elleri omuzlan hizasında ve parmaklan bitişik olarak kıble'ye doğru olmalıdır. Yanlar, uyluk ve karına dokunmamah, dirsekler yerden yüksek olup iki yandan da uzak tutulmalı ve üç defa subhane rabbiye'l-a'îâ demelidir. Ebu Hüreyre şöyle demiştir: 'Hz. Peygamber secde'ye git-mek istediği zaman Allahu Ekber derdi'.[15]

    Hz. Peygamber de şöyle buyurmuştur:

    Secde'ye gittiğin zaman avuçlannı yere koy ve dirseklerini kaldır.[16]

    Abdullah b. Mâlik b. Buhayne şöyle demiştir: 'Hz. Peygamber namaz kılarken koltuklarının beyazlığı görünecek kadar pazulannı açardı'.[17]

    Ebu Humeydî şöyle diyor: 'Hz. Peygamber ellerini yanlarından uzaklaştırıp avuçlarını omuzlarının hizasına koydu'.[18]

    Yine Ebu Humeydî şöyle demektedir: 'Hz. Peygamber secde ettiği zaman karnını uyluklarından hiçbir şey üzerine yüklemeden uyluklarının arasını açardı'.[19]

    Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

    Sizden biriniz secde ettiğinde, secdelerinde üç defa subhane rab-biye'1-a'lâ derse secdeleri tamam olur ve bu en azıdır.[20]

    Kadın ise, secde halinde azalarını birbirine bitiştirmelidir. Hz. Peygamber namaz kılan iki kadının yanından geçerken şöyle demiştir:

    Secde'ye gittiğinizde vücudunuzu yere yapıştırın. Çünkü kadın bu hususta erkek gibi değildir.[21]

    8. İki secde arasında oturmak

    Her rekât'ta bulunan iki secde arasında oturmak farzdır, bunun delili, Hz. Peygamber'in daha önce geçen hadîsinde 'Sonra başını kaldır mutmain oluncaya kadar otur' sözüdür.

    İki secde arasındaki oturmanın sahih olması için aşağıdaki hususlara dikkat edilmesi gerekir:

    a. Korku ve başka nedenlerden ötürü değil, ibadet kasdıyla oturul-malıdır.

    b. İki secde arasındaki oturmayı fazla uzatmamalıdır.

    Bu oturma teşehhüd miktarından daha fazla olmamalıdır.

    c. En az subhane rabbiye'1-a'îâ diyecek kadar oturulmalıdır.

    9. Son oturuş.

    Son oturuştan maksat, namazın sonundaki, arkasından selâm gelen oturuştur.

    10. Son oturuşta teşehhüd okumak .

    Abdullah b. Mes'ud şöyle diyor: Hz. Peygamber ile beraber namaz kılarken namaz (oturuşun)da 'es-Selâmu alellâhi, es-selâmu alâ fulânin' derdik. Günün birinde Hz. Peygamber şöyle dedi: "Selâm, Allah'ın kendi-sidir. Biriniz namazda oturduğunda 'Ettehiyyatu lillâhi' desin".[22]

    Teşehhüd bize farz kılınmadan önce 'es-Selâmu alellâhi kable'I-iba-dihi' derdik.[23]

    Allah selârn'm kendisidir sözünden maksat, selâm, Allah'ın İsimlerin-den biridir demektir. Bazı âlimler selâm'ın mânâsı hakkında şöyle

    demişlerdir: 'Selâm, insanların müptela olduğu ayıp ve kötülüklerden berî olmaktır'.[24]

    Teşehhüd lafzının en azı şöyledir:

    Bütün tahiyyeler, selâmlar Allah'a mahsustur. Ey Nebî! Allah'ın se-lâmı, rahmeti ve bereketi senin üzerine olsun. Bize ve Allah'ın salih kullarına selâm olsun. Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur. Yine şehadet ederim ki Muhammed, Allah'ın rasûlüdür.

    Teşehhüd lafızları hakkında birçok sahih rivayet vardır. İmam Şafii'ye göre teşehhüd'ün en mükemmel ve en üstün şekli İbn Abbas'ın rivayet ettiği şu lafızdır:

    Hz. Peygamber bize Kur'an'dan bir sûre öğretir gibi teşehhüd'ü öğretirdi. Hz. Peygamber, teşehhüd'ü şu lafızlarla söylerdi: Bütün ta-hiyyeler, bereketler, salâvatlar ve güzel şeyler Allah'ındır. Ey Nebî! Allah'ın selâmı, rahmeti ve bereketi senin üzerine olsun. Bize ve Allah'ın salih kullarına selâm olsun. Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yotur. Yine şehadet ederim ki Muhammed, Allah'ın rasû-lüdür.[25]

    Teşehhüd Okunurken Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

    a. Kendi duyabilecek şekilde okumalıdır.

    b. İbareler peşpeşe okunmalıdır.

    Okumaya ara verip sonra devam edilirse veya araya başka bir zikir sokulursa teşehhüd fasid olur; yeni baştan okunması gerekir.

    f. Kelimeler, rivayetlerdeki tertibe riayet ederek okunmalıdır.

    11. Son teşehhüd'den sonra Hz. Peygamber'e salât u selâm getirmek.

    Teşehhüd'ü yukarıda anlatıldığı gibi tamamladıktan sonra ve selâm 'vermeden önce Hz. Peygamber'e salât ve selâm getirmelidir. Hz. Peygamber'e salât etmenin farz olduğunun delili şu ayettir:

    Allah ve melekleri peygamber'e salât ederler. Ey iman edenler! (Sizde) ona salât edin...(Ahzab/56)

    Âlimler, Hz. Peygamber'e salâvat getirmenin namazdan başka bir yerde farz olmadığında ittifak etmişlerdir. Bu bakımdan farz olan salât, namazdaki salât'tır.

    Sahabîler, Hz. Peygamber'e 'Ey Allah'ın Rasûlü! Namazda sana salât etmek istediğimizde nasıl yapalım?' dediler. Hz. Peygamber şöyle deyin dedi: 'Allahumme salli alâ Muhammedin1.[26]

    Bu hadîs, Hz. Peygamber'e salât etmenin sadece namazda farz olduğuna delâlet eder. Hz. Peygamber'e salât etmeye en uygun yer son teşehhüd'dür. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

    Biriniz namaz kıldığı vakit, aziz ve celil olan Allah'ı ululamak ve öv-mekle başlasın, sonra peygambere salât u selâm etsin. Bundan sonra dilediği şekilde duâ etsin.[27]

    Hz. Peygamber'e getirilen salât selâm'ın en azı şöyledir-Allahumme sallı alâ Muhammedi

    Hz. Peygamber'e getirilen salât u selâm'ın en fazlası da şöyledir:

    Allahumme sahi alâ Muhammedin ve alâ âl-i Muhammed. Kema sal-leyte âlâ İbrahim'e ve alâ âl-i İbrahim; ve barik alâ Muhammedin ve alâ âl-i Muhammed. Kemabarekte alâ İbrahime ve alâ âl-i İbrahim-fi'î-âlemîne inneke hamîdu'n-mecîd.

    Ey Allahım! Muhammed'e ve âline, İbrahim ve âline salât ettiğin gibi salât et! Muhammed^e ve âline, İbrahim ve âline bereket verdiğin gibi bereket ver. Âlemler içinde şüphesiz sen kendisine çok hamdedilen ve çok medhedilensin.

    Salât u selâm'ın bu lafzı Buharı, Müslim ve başka muhaddislerin ri-vayet ettikleri birçok sahih hadîsle sabit olmuştur. Rivayetlerin bazılarında fazlalık, bazılarında da eksiklik vardır.[28]

    Hz. Peygamber'e Getirilen Salât u Selâm'ın Şartları

    Hz. Peygamber'e salât u selâm getirirken aşağıdaki hususlara dikkat edilmelidir:

    a. Sesini duyabileceği kadar yükseltmelidir.

    b. Muhammed, rasûl, veya nebî kelimesi kullanılmalıdır. Eğer Allahumme sallı alâ Ahmed derse yeterli olmaz.

    c. Salât u selâm, Arapça olarak getirilmelidir.

    Eğer Arapçasmı bilmiyorsa, bildiği dilde tercümesini okumalıdır. Mümkünse hemen Arapçasım öğrenmek vacibdir.

    d. Salât ederken tertibe riayet edilmelidir.

    Salât ile teşehhüd arasındaki tertibe de dikkat edilmelidir. Çünkü salât u selâm'ı, teşehhüd'den önce getirmek sahih olmaz.

    12. Birinci Selâm

    Bu selâm, namaz kılanın sağ tarafa dönüp es-selâmu aleykum ve rahmetullahi demesidir. Birinci selâmın farz (rükün) olduğunun delili, daha önce geçen Hz. Peygamber'in 'Namazın tahrimi tekbirdir, tahlili selâmdır' sözüdür. Selâm lafzının en azı bir defa es-selâmu aleykum de-mektir. En efdali ise hem sağa, hem sola dönerek iki defa es-selâmu aleykum ve rahmetullahi demektir.

    Sa'd şöyle diyor: 'Ben Hz. Peygamber1! sağ ve sol tarafına selâm ve-rirken gördüm. Hatta (bu sırada) yanağının beyazlığını da gördüm1.1

    İbn Mes'ud şöyle rivayet ediyor: 'Hz. Peygamber sağ ve soluna es-selâmu aleykum ve rahmetullahi, es-selâmu aleykum ve rahmetullahi diye, yanağının beyazı (arkadan) görünecek şekilde selâm verirdi1.2

    13. Sayılan rükûnların tertibine -varid olduğu şekilde- riayet etmek.

    Bu tertib şöyledir: Önce niyet, sonra tahrim tekbiri, sonra Fatiha, sonra rükû, sonra itidal, sonra secde ve diğerleri yapılmalıdır. Eğer bu rü-kûnların bir kısmının yeri bilerek değiştirilirse o namaz fasid olur. Rükûnların yeri bilerek değiştirilmemişse, tertibi bozulan rüknün başlangıcından itibaren namaz fasid olur. Bu bakımdan o noktadan İtibaren yapılanların tümünün yeniden yapılması gerekir. Eğer namaza devam edilirse sahih olan rekât, fasid olan rekâtın yerine geçer. Bu durumda namazı bir rekât artırmak vacib olur.

    1 Müslim/582

    2 Ebu Dâvud/996; Tirmizî/295 ve başka muhaddisler. (Tirmizî hasen-sahih olduğunu söylemiştir)

    [14] Buharî/779; Müslim/490

    [15] Buharî/770; Müslim/292

    [16] Müslim/494, (Bera'dan)

    [17] Buharî/383; Müslim/495

    [18] Ebu Dâvud/734; Tirmizî/270

    [19] Ebu Dâvud/735

    [20] Tirmizî/26l; Ebu Dâvud/886

    [21] Beyhakî, 11/223

    [22] Buharî/5806; Müslim/402 ve başka muhaddisler

    [23] Beyhakî 11/138; Dârekutnî, 1/350

    [24] İbn Esir, en-Nihaye

    [25] Müslim/403

    [26] İbn Hibban/515; Hâkim, 1/268

    [27] Tirmizî/3475; Ebu Dâvud/İ481 ve başka muhaddisler

    [28] Buharî/1390; Müslim/406


  4. 19.Kasım.2011, 00:47
    2
    Özel Üye



    7. Her rekât'ta iki defa secde etmek


    Secde'nin şer'î anlamı, namaz kılan kimsenin alnının secde yerine değmesidir. Secde'nin delili (Ey iman edenler! Rükû edin, secde edin' (Hac/77) ayetidir.

    Hz. Peygamber, namazın erkânına riayet etmeden namaz kılan bir kişiye şöyle demiştir:

    Sonra secde'ye git ve azaların yatışıncaya kadar bekle, sonra başını kaldır azaların yatışıncaya kadar otur. Sonra yine secde'ye git ve azaların yatışıncaya kadar bekle...

    Secde'nin Şartları

    Secde'nin sahih olması için aşağıdaki şartlara riayet edilmesi gerekir.

    a. Secde esnasında alın açık olmalıdır.

    b. Secde yedi âza üzerine yapılmalıdır. Hz. Peygamber şöyle demiştir:

    Alın (alnını gösterirken eliyle burnu üzerine işaret etti), eller, dizler ve ayak uçları olmak üzere yedi kemik (yedi âza) üzerine secde etmekle emrolundum.[14]

    Bu azalardan sadece alnın açık olması şarttır. Diğer azaların açık ol-ması gerekmez. Bu bakımdan eldivenli olarak namaz kıhnabilir.

    c. Mümkün olduğu kadar secde'de kuyruk sokumu, baş'tan yüksek tutulmalıdır. Bunun delili Hz. Peygamber'in böyle yapmış olmasıdır.

    d. Kişinin kıpırdaması ile kıpırdayan elbise ve benzeri şeylerin üze-rine secde edilmemelidir.

    e. Secde'ye, secde'den başka, korku ve benzeri sebeplerle gidilme-melidir.

    f. Karın ile yer arasında bir açıklık kalmalıdır.

    g. Secde'de, en az subhane rabbiye'1-a'lâ diyecek kadar kalmalıdır.

    Secde'nin en mükemmel şekli şöyledir: Kişi secde'ye giderken tekbir getirip önce dizlerini, sonra ellerini, sonra alnını, sonra burnunu yere koymalıdır. Elleri omuzlan hizasında ve parmaklan bitişik olarak kıble'ye doğru olmalıdır. Yanlar, uyluk ve karına dokunmamah, dirsekler yerden yüksek olup iki yandan da uzak tutulmalı ve üç defa subhane rabbiye'l-a'îâ demelidir. Ebu Hüreyre şöyle demiştir: 'Hz. Peygamber secde'ye git-mek istediği zaman Allahu Ekber derdi'.[15]

    Hz. Peygamber de şöyle buyurmuştur:

    Secde'ye gittiğin zaman avuçlannı yere koy ve dirseklerini kaldır.[16]

    Abdullah b. Mâlik b. Buhayne şöyle demiştir: 'Hz. Peygamber namaz kılarken koltuklarının beyazlığı görünecek kadar pazulannı açardı'.[17]

    Ebu Humeydî şöyle diyor: 'Hz. Peygamber ellerini yanlarından uzaklaştırıp avuçlarını omuzlarının hizasına koydu'.[18]

    Yine Ebu Humeydî şöyle demektedir: 'Hz. Peygamber secde ettiği zaman karnını uyluklarından hiçbir şey üzerine yüklemeden uyluklarının arasını açardı'.[19]

    Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

    Sizden biriniz secde ettiğinde, secdelerinde üç defa subhane rab-biye'1-a'lâ derse secdeleri tamam olur ve bu en azıdır.[20]

    Kadın ise, secde halinde azalarını birbirine bitiştirmelidir. Hz. Peygamber namaz kılan iki kadının yanından geçerken şöyle demiştir:

    Secde'ye gittiğinizde vücudunuzu yere yapıştırın. Çünkü kadın bu hususta erkek gibi değildir.[21]

    8. İki secde arasında oturmak

    Her rekât'ta bulunan iki secde arasında oturmak farzdır, bunun delili, Hz. Peygamber'in daha önce geçen hadîsinde 'Sonra başını kaldır mutmain oluncaya kadar otur' sözüdür.

    İki secde arasındaki oturmanın sahih olması için aşağıdaki hususlara dikkat edilmesi gerekir:

    a. Korku ve başka nedenlerden ötürü değil, ibadet kasdıyla oturul-malıdır.

    b. İki secde arasındaki oturmayı fazla uzatmamalıdır.

    Bu oturma teşehhüd miktarından daha fazla olmamalıdır.

    c. En az subhane rabbiye'1-a'îâ diyecek kadar oturulmalıdır.

    9. Son oturuş.

    Son oturuştan maksat, namazın sonundaki, arkasından selâm gelen oturuştur.

    10. Son oturuşta teşehhüd okumak .

    Abdullah b. Mes'ud şöyle diyor: Hz. Peygamber ile beraber namaz kılarken namaz (oturuşun)da 'es-Selâmu alellâhi, es-selâmu alâ fulânin' derdik. Günün birinde Hz. Peygamber şöyle dedi: "Selâm, Allah'ın kendi-sidir. Biriniz namazda oturduğunda 'Ettehiyyatu lillâhi' desin".[22]

    Teşehhüd bize farz kılınmadan önce 'es-Selâmu alellâhi kable'I-iba-dihi' derdik.[23]

    Allah selârn'm kendisidir sözünden maksat, selâm, Allah'ın İsimlerin-den biridir demektir. Bazı âlimler selâm'ın mânâsı hakkında şöyle

    demişlerdir: 'Selâm, insanların müptela olduğu ayıp ve kötülüklerden berî olmaktır'.[24]

    Teşehhüd lafzının en azı şöyledir:

    Bütün tahiyyeler, selâmlar Allah'a mahsustur. Ey Nebî! Allah'ın se-lâmı, rahmeti ve bereketi senin üzerine olsun. Bize ve Allah'ın salih kullarına selâm olsun. Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur. Yine şehadet ederim ki Muhammed, Allah'ın rasûlüdür.

    Teşehhüd lafızları hakkında birçok sahih rivayet vardır. İmam Şafii'ye göre teşehhüd'ün en mükemmel ve en üstün şekli İbn Abbas'ın rivayet ettiği şu lafızdır:

    Hz. Peygamber bize Kur'an'dan bir sûre öğretir gibi teşehhüd'ü öğretirdi. Hz. Peygamber, teşehhüd'ü şu lafızlarla söylerdi: Bütün ta-hiyyeler, bereketler, salâvatlar ve güzel şeyler Allah'ındır. Ey Nebî! Allah'ın selâmı, rahmeti ve bereketi senin üzerine olsun. Bize ve Allah'ın salih kullarına selâm olsun. Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yotur. Yine şehadet ederim ki Muhammed, Allah'ın rasû-lüdür.[25]

    Teşehhüd Okunurken Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

    a. Kendi duyabilecek şekilde okumalıdır.

    b. İbareler peşpeşe okunmalıdır.

    Okumaya ara verip sonra devam edilirse veya araya başka bir zikir sokulursa teşehhüd fasid olur; yeni baştan okunması gerekir.

    f. Kelimeler, rivayetlerdeki tertibe riayet ederek okunmalıdır.

    11. Son teşehhüd'den sonra Hz. Peygamber'e salât u selâm getirmek.

    Teşehhüd'ü yukarıda anlatıldığı gibi tamamladıktan sonra ve selâm 'vermeden önce Hz. Peygamber'e salât ve selâm getirmelidir. Hz. Peygamber'e salât etmenin farz olduğunun delili şu ayettir:

    Allah ve melekleri peygamber'e salât ederler. Ey iman edenler! (Sizde) ona salât edin...(Ahzab/56)

    Âlimler, Hz. Peygamber'e salâvat getirmenin namazdan başka bir yerde farz olmadığında ittifak etmişlerdir. Bu bakımdan farz olan salât, namazdaki salât'tır.

    Sahabîler, Hz. Peygamber'e 'Ey Allah'ın Rasûlü! Namazda sana salât etmek istediğimizde nasıl yapalım?' dediler. Hz. Peygamber şöyle deyin dedi: 'Allahumme salli alâ Muhammedin1.[26]

    Bu hadîs, Hz. Peygamber'e salât etmenin sadece namazda farz olduğuna delâlet eder. Hz. Peygamber'e salât etmeye en uygun yer son teşehhüd'dür. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

    Biriniz namaz kıldığı vakit, aziz ve celil olan Allah'ı ululamak ve öv-mekle başlasın, sonra peygambere salât u selâm etsin. Bundan sonra dilediği şekilde duâ etsin.[27]

    Hz. Peygamber'e getirilen salât selâm'ın en azı şöyledir-Allahumme sallı alâ Muhammedi

    Hz. Peygamber'e getirilen salât u selâm'ın en fazlası da şöyledir:

    Allahumme sahi alâ Muhammedin ve alâ âl-i Muhammed. Kema sal-leyte âlâ İbrahim'e ve alâ âl-i İbrahim; ve barik alâ Muhammedin ve alâ âl-i Muhammed. Kemabarekte alâ İbrahime ve alâ âl-i İbrahim-fi'î-âlemîne inneke hamîdu'n-mecîd.

    Ey Allahım! Muhammed'e ve âline, İbrahim ve âline salât ettiğin gibi salât et! Muhammed^e ve âline, İbrahim ve âline bereket verdiğin gibi bereket ver. Âlemler içinde şüphesiz sen kendisine çok hamdedilen ve çok medhedilensin.

    Salât u selâm'ın bu lafzı Buharı, Müslim ve başka muhaddislerin ri-vayet ettikleri birçok sahih hadîsle sabit olmuştur. Rivayetlerin bazılarında fazlalık, bazılarında da eksiklik vardır.[28]

    Hz. Peygamber'e Getirilen Salât u Selâm'ın Şartları

    Hz. Peygamber'e salât u selâm getirirken aşağıdaki hususlara dikkat edilmelidir:

    a. Sesini duyabileceği kadar yükseltmelidir.

    b. Muhammed, rasûl, veya nebî kelimesi kullanılmalıdır. Eğer Allahumme sallı alâ Ahmed derse yeterli olmaz.

    c. Salât u selâm, Arapça olarak getirilmelidir.

    Eğer Arapçasmı bilmiyorsa, bildiği dilde tercümesini okumalıdır. Mümkünse hemen Arapçasım öğrenmek vacibdir.

    d. Salât ederken tertibe riayet edilmelidir.

    Salât ile teşehhüd arasındaki tertibe de dikkat edilmelidir. Çünkü salât u selâm'ı, teşehhüd'den önce getirmek sahih olmaz.

    12. Birinci Selâm

    Bu selâm, namaz kılanın sağ tarafa dönüp es-selâmu aleykum ve rahmetullahi demesidir. Birinci selâmın farz (rükün) olduğunun delili, daha önce geçen Hz. Peygamber'in 'Namazın tahrimi tekbirdir, tahlili selâmdır' sözüdür. Selâm lafzının en azı bir defa es-selâmu aleykum de-mektir. En efdali ise hem sağa, hem sola dönerek iki defa es-selâmu aleykum ve rahmetullahi demektir.

    Sa'd şöyle diyor: 'Ben Hz. Peygamber1! sağ ve sol tarafına selâm ve-rirken gördüm. Hatta (bu sırada) yanağının beyazlığını da gördüm1.1

    İbn Mes'ud şöyle rivayet ediyor: 'Hz. Peygamber sağ ve soluna es-selâmu aleykum ve rahmetullahi, es-selâmu aleykum ve rahmetullahi diye, yanağının beyazı (arkadan) görünecek şekilde selâm verirdi1.2

    13. Sayılan rükûnların tertibine -varid olduğu şekilde- riayet etmek.

    Bu tertib şöyledir: Önce niyet, sonra tahrim tekbiri, sonra Fatiha, sonra rükû, sonra itidal, sonra secde ve diğerleri yapılmalıdır. Eğer bu rü-kûnların bir kısmının yeri bilerek değiştirilirse o namaz fasid olur. Rükûnların yeri bilerek değiştirilmemişse, tertibi bozulan rüknün başlangıcından itibaren namaz fasid olur. Bu bakımdan o noktadan İtibaren yapılanların tümünün yeniden yapılması gerekir. Eğer namaza devam edilirse sahih olan rekât, fasid olan rekâtın yerine geçer. Bu durumda namazı bir rekât artırmak vacib olur.

    1 Müslim/582

    2 Ebu Dâvud/996; Tirmizî/295 ve başka muhaddisler. (Tirmizî hasen-sahih olduğunu söylemiştir)

    [14] Buharî/779; Müslim/490

    [15] Buharî/770; Müslim/292

    [16] Müslim/494, (Bera'dan)

    [17] Buharî/383; Müslim/495

    [18] Ebu Dâvud/734; Tirmizî/270

    [19] Ebu Dâvud/735

    [20] Tirmizî/26l; Ebu Dâvud/886

    [21] Beyhakî, 11/223

    [22] Buharî/5806; Müslim/402 ve başka muhaddisler

    [23] Beyhakî 11/138; Dârekutnî, 1/350

    [24] İbn Esir, en-Nihaye

    [25] Müslim/403

    [26] İbn Hibban/515; Hâkim, 1/268

    [27] Tirmizî/3475; Ebu Dâvud/İ481 ve başka muhaddisler

    [28] Buharî/1390; Müslim/406





+ Yorum Gönder