Konusunu Oylayın.: Zaman bilinci hakkında yazılar

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Zaman bilinci hakkında yazılar
  1. 16.Kasım.2011, 02:08
    1
    imam
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Ağustos.2007
    Üye No: 2034
    Mesaj Sayısı: 7,512
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: minallah-ilelllah

    Zaman bilinci hakkında yazılar






    Zaman bilinci hakkında yazılar Mumsema Sitedeki "Zaman bilinci" ve "Vaktin değerlendirilmesi" hakkında yazı linklerini verirmisiniz?


  2. 16.Kasım.2011, 02:08
    1
    Üye



  3. 18.Ağustos.2014, 06:11
    2
    Ahmet
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 09.Mayıs.2007
    Üye No: 529
    Mesaj Sayısı: 197
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 3

    Cevap: Zaman bilinci hakkında yazılar




    ZAMAN BİLİNCİ TAŞIYANLARIN FARKI




    Bir bilmecem var sizlere. Haydi, sor, sor!” dediğinizi duyar gibiyim. Pekâlâ, işte bilmece: En uzun fakat en kısa, en hızlı fakat en yavaş, hepimizin ihmal ettiği ve sonra pişman olduğu şey nedir? Onsuz hiçbir şey yapılamaz, küçük olan her şeyi yutar, büyük olan her şeyi daha da büyütür! Nedir bu? Meraklandınız değil mi?


    Bilmecemin cevabı; “zaman”dır.


    En uzundur çünkü ölçülen sonsuzluktur,


    En kısadır, çünkü hiç birimizin dünya işini bitirecek zamanı yoktur. Var sanılsa bile yoktur. Ölüm geldiğinde, nice yarım kalan işlerimizi arkamızda bırakacağız,


    O mutlu olanlar için en hızlı, acı çekenler için en yavaştır. Hasta olduğumuzda gece ise, sabah olmayacakmış gibi zaman geçmek bilmiyor sanırız.


    Onsuz hiçbir şey yapılamaz, çünkü o içinde yaşadığımız tek sahnedir. Zaman hayatın yapıldığı şeydir!


    O, gelecek kuşaklar için değersiz olan her şeyi yutarak unutulmaya terk eder, büyük ve fedakârca olan her şeyi yüceltir ve korur. Böylesine önemli ve harcanmasından da sorumlu tutulacağımız zamanı kullanma bilicine sahip miyiz? Yoksa zamanı hoyratça çarçur mu ediyoruz?


    Zaman kullanımı önemsiz değildir ki gözardı edelim. Başarılı insanlar zamanlarını, başarısız insanların yapmayı istemedikleri şeyleri yaparak harcarlar! Sıradan birine, başarının gerektirdiği fedakârlıklara katlanmaktansa, başarısızlığın güçlüklerine katlanmak daha kolay gelir! Eğer her birine ayıracak planlı bir zamanımız yoksa hayatta amaçların ve hedeflerin de pek bir anlamı olmayacaktır. Ancak zamanımız varsa bu amaçlara doğru hareket edebilir ve ancak o zaman hedefe varabiliriz.


    İki grup insan vardır. Birincisi daima “yarın” bir şeylere başlamayı düşünen zavallı ve düş kırıklıkları yaşayanlar,


    İkincisi “şimdi” harekete geçmeye hazır olan, harika ve başarılı insanlar! Bu ikinci grup için “yarın” diye bir şey yoktur. Aslında insan için ancak “şimdiki zamanı” elindedir. Çünkü bir din âlimi Bişr-i Hafi’nin dediği gibi, “dün geçti gitti, bir daha gelmez. Yarın henüz gelmemiştir, gelmesi de meçhuldür. Senin için sadece “şu anın, şimdin, şurada” olan vardır!





    Gördünüz mü, ne denli önemli bir meseleden bahsediyoruz? Şöyle de diyebiliriz, zaman öldürmek sadece bir suç değildir, aynı zamanda bir katliamdır! İlla da öldürecekseniz zamanınızı niçin çalışarak öldürmüyorsunuz? Aslına bakarsanız her ne zaman “zamanım yok!” diyorsanız, bütün söylemek istediğiniz şudur; “bu işten daha önemli işlerim var!”demek istiyorsunuz. Benim için daha önemli şeyler var demek istiyorsunuz. Buna göre değer vermediğiniz şeylere zaman ayırmıyorsunuz. Veya önemini yeterince kavrayamadığınız şeylere de aynı şekilde zaman ayırmayı gereksiz görüyorsunuz.


    Her sabah kalktığımızda defterimiz 24 saatle dolduruluyor. Gözümüzü açmakla başlar işlemeye.. Resulullah(s.a.s) şöyle buyuruyor; “ Hiçbir sabah yoktur ki, tan yeri, iki melek şunları söylemeden ağarsın! “ey Âdemoğlu! Ben yeni bir günüm ve senin davranışlarına şahidim. O halde beni en iyi şekilde kullan! Çünkü kıyamet gününe kadar bir daha gelmeyeceğim!”


    İşte tam da bu yüzden her günümüzü iftihar edeceğimiz, ebedi hayatımızda Rabbin rızasına ulaştıracak işler, meşgaleler ve amellerle doldurmalıyız!


    “ Bu gün Allah için ne yaptın?” sorusu, bu yüzden önemli bir bilinç inşa eder. Sanırım bu soruyu her günün sonunda nefsimize sormayı adet edinirsek, zamanımızı verimli kullanmayı daha iyi becereceğiz. Aynı zamanda sorumluluklarımızı erteleme hatasına düşmeden yerine getirmiş oluruz.


    Anı değerlendirmek sandığınızdan daha önemlidir. Eğer şu anda, iyi işlere başlamaya hazır değilsek, niyetimiz ne kadar iyi olursa olsun, yarın da gelecek hafta da, on yıl sonra da aynı şeye saplanıp kalacağız. Yerimizden milim kaymayacağız! Ne gaflet!


    Bu yüzden biz müminler için “yarın” diye umut bağladığımız şey olmamalıdır. Çünkü yarına ulaşacağımız meçhuldür! Tabii ki yarına ulaşma ihtimaline binaen, planlar yapılabilir, hazırlıklı olunabilir. Eğer bize “yarın” bahşedilirse bunları, şunları yaparım” diye plan yapabiliriz yapmalıyız da… Ancak hiç gelmeyebileceğini hesap ederek, mümkünse “yarının işini de bu günden bitirelim!” Bu size muazzam kazanımlar sağlayacaktır!


    O halde soralım, sizce zaman nedir? Ne anlama gelir? Cevaplarınızı not edin. Zaman, kimileri için fırsatın en yüksek olduğu bir “andır”. Fırsatın en yüksek düzeyde olduğu bir zamanın, birçok insan için özel bir önemi vardır. Örn; reklâmcılık sektöründe çalışanlar, “zamanı gelen bir fikir kadar hiçbir şeyin kuvvetli olmadığını” söylüyorlar. Diyorlar ki; “doğru anı” geldiğinde tanıyabilirsiniz, önemli olan elimizden kaçmadan en yüksek derecede değerlendirebilmenizdir. Böyle yaptığınızda hayatın problemleri büyük ölçüde basitleşir. Her şeyin üstesinden gelebildiğinizi görürsünüz.”


    Diğer bazı kimseler için ise zaman, sadece dakikalar, saniyeler ve yılların ölçüsüdür. Zaman deyince akıllarına sadece bir saat ve takvim gelir. Yüzeysel, tek boyutlu bir zaman anlayışı olanlardır bunlar. Dolayısıyla bu düşüncedeki basit insanların hiçbir şaheser meydana getirmediklerini söyleyebiliriz. Hatta daha da ileri gidip, bu tip insanların zamanlarını başlanmış bir teşebbüsü bozması, yaratıcı kuvvetin engellenmesi ve zamanlarını güzel, önemli ve büyük şeyler yapılmasını engelleyecek küçücük önemsiz şeylerle doldurduklarını görürsünüz. Bir görevi yapması için bir hafta süresi varsa, o işi gerçekten bir haftada yapar. (daha önce bitirmek için gayret göstermez!)


    Bu kişiler, kitap okumaktansa, boş boş çarşı Pazar gezmeyi, ya da bir perdenin yerinde olmayan kıvrımlarıyla, daha düzgün durması için uğraşması daha önemlidir. Ya da bir dergi okumaktansa, birkaç fayans parlatmak daha önemlidir! Onların hayatında önemsiz işler, önemli işleri yutmuştur! Öylesine dünyaya ve ayrıntılarına kendilerini kaptırmışlardır ki, bir ölüm vakası, dermansız bir hastalık ya da Allah’ın merhamet tokadını yemeden uyanmazlar bu zaman katliamından!


    Ve nihayet zamana büyük bir derinlik vererek, hayata gerçek anlamını kazandıran kişiler vardır. Onlar saate veya takvime zincirlenmezler. Onların başarılarını yöneten iman, kararlılık ve heyecanlarıdır. Yaptıkları şeylere kuvvetle inandıkları için, kendilerini hedeflerine odaklarlar. Kalplerini sevdikleri hedefe adamışlardır.


    Zamanı anlamlandıran bu üç anlayıştan hangisini seçmeliyiz? Tabii sonuncusunu dediğinizi duyar gibiyim! Aynı fikirde olmak ne hoş! Evet, asıl hedefimizi belirlemeli ve başarı ya da başarısızlığı değil, zamanımızı doğru kullanmaya bakmalıyız! Zamanı doğru olarak planlayıp kullanırsak (değerlendirirsek), kuşkusuz ideallerimiz ömrümüzü aşacaktır!


    “Siz, kullanılmayan dakikalarınızı ne yapıyorsunuz” diye sormak lazım şimdi? Boş zaman diye tabir edilen kıymetli anlarda neler yapılabilir, zamanı değerlendirmek adına… vereceğiniz cevap tüm hayatınıza projeksiyon tutar ona göre dikkatli olun!


    Boş zaman, tren, uçak ya da otobüs beklerken, ya da yolculuk ederken harcanan saatler olabilir. Böylesi zamanları kitap okumak, Kur’an ya da hadis ezberleyerek değerlendirip, hem ilmen ilerleyip, hem de Salih ameller babından karlı çıkamaz mıyız? İmkânsız mı diyorsunuz? Zamana verdiğiniz öneme bağlı cevabınız...


    Zaman katliamından kurtulmak istiyorsanız bir de şuna dikkat etmelisiniz. Eğer bir iş, birçok kişi tarafından, daha ucuza ve daha iyi yapılabiliyorsa, onlara verin yapsınlar, kendi zamanınızı bunlarla heba etmeyin! Zaman kazanır ve yapmak istediğiniz daha önemli işlere vakit ayırabilirsiniz böylece…Hayatınızın yoğun keşmekeşinde, yapmak istediklerinize zaman ayırmak istiyorsanız, uygun zamanı beklerseniz, sonsuza kadar bekleyebilirsiniz! “Uygun zaman yoktur, değerlendirilen dolu dolu geçen zaman vardır!”


    Eğer plan yapmayı alışkanlık edinirseniz, mesela, bir doktor randevusu, iş toplantısı veya özel bir olayı not ederseniz, buna mutlaka uyunuz! Tamamlamak istediğiniz şeyler için de bir zaman ayırın ve elinizden geldiği kadar ona bağlı kalın. Bu size zaman kazandırır.Mesela her gün bir saatinizi ayırarak, yılda 360 saat kazanırsınız. Bu zamanla da,


    Kur’andan birçok sure ezberleyebilir,


    Hızlı okuma tekniklerini öğrenebilir,


    Özel bazı beceriler kazanabilir,


    Yabancı bir dil öğrenebilir,


    Bir kitap yazabilir,


    Diploma alabilir, ya da ek bir gelir kazanabilirsiniz!


    Gördünüz mü, zamana değer vererek neler kazanabiliyorsunuz? Fakat günler aylar, yıllar kısacası zaman uçup gider… Hala başlamak istediğiniz işlere başlamamışsak, zamanımızın çoğu bize ve kişiliğimize, ya da hedefimize hiçbir katkısı olmayan, küçük ama binlerce meşguliyetle geçer! Zamanı hak ettiği derinlikte yaşamak için, hiç kuşkusuz farkında olmak ve zaman bilincine sahip olmak gerekiyor. Yaşanmış hayatlar içinde farkındalığı yaratan da işte bu bilinçtir! Bu bilinçle derinlikli yaşanacak hayatlara ve kazanılacak sonsuzluğa ulaşmak dileğiyle…




    Şükran Taşdelen


  4. 18.Ağustos.2014, 06:11
    2
    Devamlı Üye



    ZAMAN BİLİNCİ TAŞIYANLARIN FARKI




    Bir bilmecem var sizlere. Haydi, sor, sor!” dediğinizi duyar gibiyim. Pekâlâ, işte bilmece: En uzun fakat en kısa, en hızlı fakat en yavaş, hepimizin ihmal ettiği ve sonra pişman olduğu şey nedir? Onsuz hiçbir şey yapılamaz, küçük olan her şeyi yutar, büyük olan her şeyi daha da büyütür! Nedir bu? Meraklandınız değil mi?


    Bilmecemin cevabı; “zaman”dır.


    En uzundur çünkü ölçülen sonsuzluktur,


    En kısadır, çünkü hiç birimizin dünya işini bitirecek zamanı yoktur. Var sanılsa bile yoktur. Ölüm geldiğinde, nice yarım kalan işlerimizi arkamızda bırakacağız,


    O mutlu olanlar için en hızlı, acı çekenler için en yavaştır. Hasta olduğumuzda gece ise, sabah olmayacakmış gibi zaman geçmek bilmiyor sanırız.


    Onsuz hiçbir şey yapılamaz, çünkü o içinde yaşadığımız tek sahnedir. Zaman hayatın yapıldığı şeydir!


    O, gelecek kuşaklar için değersiz olan her şeyi yutarak unutulmaya terk eder, büyük ve fedakârca olan her şeyi yüceltir ve korur. Böylesine önemli ve harcanmasından da sorumlu tutulacağımız zamanı kullanma bilicine sahip miyiz? Yoksa zamanı hoyratça çarçur mu ediyoruz?


    Zaman kullanımı önemsiz değildir ki gözardı edelim. Başarılı insanlar zamanlarını, başarısız insanların yapmayı istemedikleri şeyleri yaparak harcarlar! Sıradan birine, başarının gerektirdiği fedakârlıklara katlanmaktansa, başarısızlığın güçlüklerine katlanmak daha kolay gelir! Eğer her birine ayıracak planlı bir zamanımız yoksa hayatta amaçların ve hedeflerin de pek bir anlamı olmayacaktır. Ancak zamanımız varsa bu amaçlara doğru hareket edebilir ve ancak o zaman hedefe varabiliriz.


    İki grup insan vardır. Birincisi daima “yarın” bir şeylere başlamayı düşünen zavallı ve düş kırıklıkları yaşayanlar,


    İkincisi “şimdi” harekete geçmeye hazır olan, harika ve başarılı insanlar! Bu ikinci grup için “yarın” diye bir şey yoktur. Aslında insan için ancak “şimdiki zamanı” elindedir. Çünkü bir din âlimi Bişr-i Hafi’nin dediği gibi, “dün geçti gitti, bir daha gelmez. Yarın henüz gelmemiştir, gelmesi de meçhuldür. Senin için sadece “şu anın, şimdin, şurada” olan vardır!





    Gördünüz mü, ne denli önemli bir meseleden bahsediyoruz? Şöyle de diyebiliriz, zaman öldürmek sadece bir suç değildir, aynı zamanda bir katliamdır! İlla da öldürecekseniz zamanınızı niçin çalışarak öldürmüyorsunuz? Aslına bakarsanız her ne zaman “zamanım yok!” diyorsanız, bütün söylemek istediğiniz şudur; “bu işten daha önemli işlerim var!”demek istiyorsunuz. Benim için daha önemli şeyler var demek istiyorsunuz. Buna göre değer vermediğiniz şeylere zaman ayırmıyorsunuz. Veya önemini yeterince kavrayamadığınız şeylere de aynı şekilde zaman ayırmayı gereksiz görüyorsunuz.


    Her sabah kalktığımızda defterimiz 24 saatle dolduruluyor. Gözümüzü açmakla başlar işlemeye.. Resulullah(s.a.s) şöyle buyuruyor; “ Hiçbir sabah yoktur ki, tan yeri, iki melek şunları söylemeden ağarsın! “ey Âdemoğlu! Ben yeni bir günüm ve senin davranışlarına şahidim. O halde beni en iyi şekilde kullan! Çünkü kıyamet gününe kadar bir daha gelmeyeceğim!”


    İşte tam da bu yüzden her günümüzü iftihar edeceğimiz, ebedi hayatımızda Rabbin rızasına ulaştıracak işler, meşgaleler ve amellerle doldurmalıyız!


    “ Bu gün Allah için ne yaptın?” sorusu, bu yüzden önemli bir bilinç inşa eder. Sanırım bu soruyu her günün sonunda nefsimize sormayı adet edinirsek, zamanımızı verimli kullanmayı daha iyi becereceğiz. Aynı zamanda sorumluluklarımızı erteleme hatasına düşmeden yerine getirmiş oluruz.


    Anı değerlendirmek sandığınızdan daha önemlidir. Eğer şu anda, iyi işlere başlamaya hazır değilsek, niyetimiz ne kadar iyi olursa olsun, yarın da gelecek hafta da, on yıl sonra da aynı şeye saplanıp kalacağız. Yerimizden milim kaymayacağız! Ne gaflet!


    Bu yüzden biz müminler için “yarın” diye umut bağladığımız şey olmamalıdır. Çünkü yarına ulaşacağımız meçhuldür! Tabii ki yarına ulaşma ihtimaline binaen, planlar yapılabilir, hazırlıklı olunabilir. Eğer bize “yarın” bahşedilirse bunları, şunları yaparım” diye plan yapabiliriz yapmalıyız da… Ancak hiç gelmeyebileceğini hesap ederek, mümkünse “yarının işini de bu günden bitirelim!” Bu size muazzam kazanımlar sağlayacaktır!


    O halde soralım, sizce zaman nedir? Ne anlama gelir? Cevaplarınızı not edin. Zaman, kimileri için fırsatın en yüksek olduğu bir “andır”. Fırsatın en yüksek düzeyde olduğu bir zamanın, birçok insan için özel bir önemi vardır. Örn; reklâmcılık sektöründe çalışanlar, “zamanı gelen bir fikir kadar hiçbir şeyin kuvvetli olmadığını” söylüyorlar. Diyorlar ki; “doğru anı” geldiğinde tanıyabilirsiniz, önemli olan elimizden kaçmadan en yüksek derecede değerlendirebilmenizdir. Böyle yaptığınızda hayatın problemleri büyük ölçüde basitleşir. Her şeyin üstesinden gelebildiğinizi görürsünüz.”


    Diğer bazı kimseler için ise zaman, sadece dakikalar, saniyeler ve yılların ölçüsüdür. Zaman deyince akıllarına sadece bir saat ve takvim gelir. Yüzeysel, tek boyutlu bir zaman anlayışı olanlardır bunlar. Dolayısıyla bu düşüncedeki basit insanların hiçbir şaheser meydana getirmediklerini söyleyebiliriz. Hatta daha da ileri gidip, bu tip insanların zamanlarını başlanmış bir teşebbüsü bozması, yaratıcı kuvvetin engellenmesi ve zamanlarını güzel, önemli ve büyük şeyler yapılmasını engelleyecek küçücük önemsiz şeylerle doldurduklarını görürsünüz. Bir görevi yapması için bir hafta süresi varsa, o işi gerçekten bir haftada yapar. (daha önce bitirmek için gayret göstermez!)


    Bu kişiler, kitap okumaktansa, boş boş çarşı Pazar gezmeyi, ya da bir perdenin yerinde olmayan kıvrımlarıyla, daha düzgün durması için uğraşması daha önemlidir. Ya da bir dergi okumaktansa, birkaç fayans parlatmak daha önemlidir! Onların hayatında önemsiz işler, önemli işleri yutmuştur! Öylesine dünyaya ve ayrıntılarına kendilerini kaptırmışlardır ki, bir ölüm vakası, dermansız bir hastalık ya da Allah’ın merhamet tokadını yemeden uyanmazlar bu zaman katliamından!


    Ve nihayet zamana büyük bir derinlik vererek, hayata gerçek anlamını kazandıran kişiler vardır. Onlar saate veya takvime zincirlenmezler. Onların başarılarını yöneten iman, kararlılık ve heyecanlarıdır. Yaptıkları şeylere kuvvetle inandıkları için, kendilerini hedeflerine odaklarlar. Kalplerini sevdikleri hedefe adamışlardır.


    Zamanı anlamlandıran bu üç anlayıştan hangisini seçmeliyiz? Tabii sonuncusunu dediğinizi duyar gibiyim! Aynı fikirde olmak ne hoş! Evet, asıl hedefimizi belirlemeli ve başarı ya da başarısızlığı değil, zamanımızı doğru kullanmaya bakmalıyız! Zamanı doğru olarak planlayıp kullanırsak (değerlendirirsek), kuşkusuz ideallerimiz ömrümüzü aşacaktır!


    “Siz, kullanılmayan dakikalarınızı ne yapıyorsunuz” diye sormak lazım şimdi? Boş zaman diye tabir edilen kıymetli anlarda neler yapılabilir, zamanı değerlendirmek adına… vereceğiniz cevap tüm hayatınıza projeksiyon tutar ona göre dikkatli olun!


    Boş zaman, tren, uçak ya da otobüs beklerken, ya da yolculuk ederken harcanan saatler olabilir. Böylesi zamanları kitap okumak, Kur’an ya da hadis ezberleyerek değerlendirip, hem ilmen ilerleyip, hem de Salih ameller babından karlı çıkamaz mıyız? İmkânsız mı diyorsunuz? Zamana verdiğiniz öneme bağlı cevabınız...


    Zaman katliamından kurtulmak istiyorsanız bir de şuna dikkat etmelisiniz. Eğer bir iş, birçok kişi tarafından, daha ucuza ve daha iyi yapılabiliyorsa, onlara verin yapsınlar, kendi zamanınızı bunlarla heba etmeyin! Zaman kazanır ve yapmak istediğiniz daha önemli işlere vakit ayırabilirsiniz böylece…Hayatınızın yoğun keşmekeşinde, yapmak istediklerinize zaman ayırmak istiyorsanız, uygun zamanı beklerseniz, sonsuza kadar bekleyebilirsiniz! “Uygun zaman yoktur, değerlendirilen dolu dolu geçen zaman vardır!”


    Eğer plan yapmayı alışkanlık edinirseniz, mesela, bir doktor randevusu, iş toplantısı veya özel bir olayı not ederseniz, buna mutlaka uyunuz! Tamamlamak istediğiniz şeyler için de bir zaman ayırın ve elinizden geldiği kadar ona bağlı kalın. Bu size zaman kazandırır.Mesela her gün bir saatinizi ayırarak, yılda 360 saat kazanırsınız. Bu zamanla da,


    Kur’andan birçok sure ezberleyebilir,


    Hızlı okuma tekniklerini öğrenebilir,


    Özel bazı beceriler kazanabilir,


    Yabancı bir dil öğrenebilir,


    Bir kitap yazabilir,


    Diploma alabilir, ya da ek bir gelir kazanabilirsiniz!


    Gördünüz mü, zamana değer vererek neler kazanabiliyorsunuz? Fakat günler aylar, yıllar kısacası zaman uçup gider… Hala başlamak istediğiniz işlere başlamamışsak, zamanımızın çoğu bize ve kişiliğimize, ya da hedefimize hiçbir katkısı olmayan, küçük ama binlerce meşguliyetle geçer! Zamanı hak ettiği derinlikte yaşamak için, hiç kuşkusuz farkında olmak ve zaman bilincine sahip olmak gerekiyor. Yaşanmış hayatlar içinde farkındalığı yaratan da işte bu bilinçtir! Bu bilinçle derinlikli yaşanacak hayatlara ve kazanılacak sonsuzluğa ulaşmak dileğiyle…




    Şükran Taşdelen


  5. 18.Ağustos.2014, 06:11
    3
    Ahmet
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 09.Mayıs.2007
    Üye No: 529
    Mesaj Sayısı: 197
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 3

    Cevap: Zaman bilinci hakkında yazılar

    Zaman Bilinci
    Doç. Dr. Fahreddin Yıldız


    İnsan, dünyada belli bir süre yaşaması ve bu süre içerisinde Allah'a kulluk görevini yapması için yaratılmıştır.1 Şu halde her sorumlu can, bu zaman dilimi içinde kendisine yüklenen işleri yapmakla yükümlüdür.

    Zaman, âlemin varlığının başlangıcından sona ermesine kadar olan müddettir.2 O, insanî eylemlerin tamamını kendinde barındıran hayat içerisindeki harekettir. Acı tatlı, kârlı zararlı her türlü hareket ve olay onda vâki olur. İnsana hayatta sadece bir kere verilen ömür ise, zamanın bir parçası olup onunla birlikte akıp gitmektedir.

    Yaklaşan Vakit

    İnsan ömrünün esası, zamandır. Çünkü insanın işleri, zaman içinde olur. Geçen her an, insanın ömrünü eksiltir ve ecelini yaklaştırır. Ne var ki insan çoğu kez, geçen zamanı kazanç zanneder. Kur'an, insanın bu aldanışına şu çarpıcı ifadelerle dikkat çeker: "İnsanların hesaba çekilecekleri gün yaklaşıyor; ama onlar bu yaklaşan şeye karşı hâlâ gaflet içinde umursamazlık gösteriyorlar."3 İşte Kur'an, insanı gafletten uyandırmak için ona zaman bilinci aşılamak ister. Bundan maksad, hem insanın zihni yapısını doğru şekillendirmek, hem de onun amel dünyasını iyiliklerle zenginleştirmektir.

    Gökler ve yer yaratılalı beri, ayların sayısı on iki,4 günler de hep yirmi dört saat. Bizden önce geçen ve vakitlerinin kıymetini bilen tüm insanlar, yükümlülüklerini hep bu zaman içinde yerine getirdiler. Eğer bizler de, boşa harcamaktan vazgeçersek, eldeki zaman bize de yetecektir. Ne var ki günümüzde pek çok insan zamanı iyi değerlendirememekte, anlamsız bir sürü meşguliyetlerle vakit öldürmektedir. Aslında hiç bir insanın, dünya işlerini tamamen bitirecek kadar zamanı yoktur. Burada önemli olan, zamanı elden kaçırmadan doğru ve iyi değerlendirebilmek; düzenli ve devamlı ibadetlerle iman akülerini doldurup son nefese kadar iyi işler yapmaya devam etmektir.

    En Kıymetli Sermaye

    İnsanın en kıymetli sermayesi ömrüdür. Ama o, insanın kendi mülkü değil, Allah tarafından ona emanet edilmiş bir nimettir. İnsanın istikbali ve istifadesi, ömrün kullanılmasından hasıl olacak manevî kâra (sevaba) bağlıdır. İnsan ne kazanacaksa onda kazanacaktır. Çünkü "İnsana uğrunda çaba gösterdiği dışında bir şey verilmeyecektir."5 Kazançsız geçen her an, o kıymetli sermayeden yitirilen bir ziyandır. Demek ki insan, hesap günü elde ettiği manevi kâra (sevaba) göre kendisini kurtaracak, ya da verdiği açığa göre iflas edip hüsrana uğrayacaktır.

    Hüsrandan Kur'an'la Kurtulmak

    Bütün âlemi, cehalet karanlıklarının kapladığı, Allah'ı bilme ışıklarının tamamen sönmeye yüz tuttuğu bir zamanda, yani 610 yılının Ramazan ayında "Yaratan Rabbinin adıyla oku"6 mealindeki sözcüklerle Kur'an vahyi inmeye başladı. İlahî vahyin yeryüzüne ulaşmasıyla, Kur'an nuru insanlığın kararmış dünyasına bir güneş gibi yeniden doğdu. Kur'an nurunun neşriyle, karanlık asır sona erdi; yeni ve aydınlık bir asır başladı. Peygamber (a.s), insanları hüsrandan Kur'an'la kurtardı. Cehaleti ve tüm olumsuzlukları İslâmla ortadan kaldırdı. Böylece insanlık, yaratıkların en şerlileri (şerrü'l beriyye)nin istilâsından kurtulmuş oldu.

    İşte bu yüzden Kur'an'ın nüzul anı, insanları hüsrandan kurtaran, karanlık çağdan yeni ve aydınlık bir çağa taşıyan tüm değişimlerin başlanıç ânı oldu. Yüce Allah, genel olarak tüm asırlara, özellikle de büyük olaylara sahne olan son asra yemin ederek şu uyarıda ve duyuruda bulundu: "Vaktin akıp gidişine/bitimine and olsun ki insan gerçekten ziyandadır. Ancak iman değerine erip doğru ve yararlı işler yapanlar; birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler bunun dışındadır/onlar hüsranda değillerdir."7 Bu ayet mealinde geçen "asr" kelimesi, "birbirini izleyen devrelerden oluşan ve ölçülebilir olan zaman dilimini" ifade eder. Ayrıca bu kelime, "dehr-mutlak zaman" ve "ikindi vakti" anlamlarına da gelir.8 Yüce Allah asra yemin ettiği gibi "duhâ"ya da yemin etmiştir.9 Duhâ, (kuşluk vakti), günün ilk ucu; asr ise günün sona ermek üzere olduğu ânıdır. Bu yemin ifadeleriyle, insan ömrünün bitmek üzere olduğuna dikkat çekilmek istenmiştir.10

    Hüsrandan Kurtulmanın Şartları

    Hüsran, kazanacak yerde sermayeyi yitirip zarar ve iflas etmek demektir. Hüsrana uğramamanın ilk şartı imandır. İmandan maksad, Allah'a ve O'nun vahyettiklerinin doğruluğuna inanmak, hayatı tevhide ayarlamak demektir. Çünkü iman, insan davranışlarının kesin belirleyicisidir ve onlara anlam kazandıran en üstün değerdir.

    Hüsrana uğramamanın ikinci şartı, "salih ameldir." Bu terkib, İslâmın yapılmasını istediği, insanın da Allah rızası için yaptığı tüm iyi işleri ifade eder. İnsanın Allah'a bağlı kalmasını, İslâmın da hayata hakim olmasını sağlayan bütün verimli ve hayırlı işler, bu terkibin anlam sahasına girer. Demek ki hüsrana uğramamak için, hayatı salih amellerle zenginleştirmek şarttır.

    Hüsrandan kurtulmanın üçüncü şartı, hakkı tavsiye etmektir." Bu da, Hakk'a inanmak ve hak yolda çalışmakla olur. Hakkı tavsiye, İslâmın ve müslümanların zinde kalmasını sağlayacak olan yegane unsurdur.

    Hüsrandan kurtulmanın dördüncü şartı, "sabır ve sabırlı olmayı tavsiye etmektir." Sabır, insanın bir işi yapmak veya fenalıklardan sakınmak için güçlüğe, zorluğa ve acıya dayanma gücüdür. Hemen hatırlatalım ki, insanın kendine veya dinine zarar verilmek istendiğinde hiçbir şey yapmaması, her zillete boyun eğmesi sabır değil, haramdır. Demek ki sabrın ölçüsü, Kur'an'dır. Sabır, dünyanın aldatıcılığına, hüsrana gidenlerin çokluğuna rağmen hak yoldan ayrılmamak, iflas geçitlerini, iman ve ihlasla aşmaktır.

    Sonuç olarak diyebiliriz ki; insanın kendine sunulan tüm nimetlerden sonuna kadar yaralanıp nankörce bir hayat sürmesi ve son nefeste beyan edilecek bir tevbeyle her şeyin silinebileceğini beklemesi, tam bir yanılgıdır.11 Çünkü günahın affı, tevbelerini hemen veya kısa vadede yapanlara vadedilmiştir.12 Gerçi Peygamber (a.s), bu vadeyi "ömrün süresi" olarak yorumlamıştır.13 Ancak insan için ömrün süresi meçhuldür. O, hiç beklenmedik bir anda sona erebilir. Bunun için insan, her an gidişin eşiğinde olduğunu hiçbir zaman aklından çıkarmamalıdır. "Göz kaptırdığım renkten, kulak verdiğim sesten/Affet senden habersiz aldığım her nefesten."14

    Dipnotlar: 1- Bkz. En'am, 2; Bakara, 21; Zariyat, 56 vb. 2- Ragıb el-İsfahani, el-Müfredat, s, 319-320. 3- Enbiya, 1. 4- Tevbe, 36. 5- Necm, 39. 6- Alak, 1. 7- Asr, 1-3. 8- Bkz. Muhammed Esed, Kur'an Mesajı, III, 1304. 9- Duha, 1. 10- Bkz. Râzi, et-Tefsiru'l Kebir, XXXII, 85. 11- Bkz. Nisa, 18. 12- Nisa, 17; Al-i imran, 135 vb. 13- Bkz. İbn Kesir, II, 223. 14- Necip Fazıl, Çile s, 61.


  6. 18.Ağustos.2014, 06:11
    3
    Devamlı Üye
    Zaman Bilinci
    Doç. Dr. Fahreddin Yıldız


    İnsan, dünyada belli bir süre yaşaması ve bu süre içerisinde Allah'a kulluk görevini yapması için yaratılmıştır.1 Şu halde her sorumlu can, bu zaman dilimi içinde kendisine yüklenen işleri yapmakla yükümlüdür.

    Zaman, âlemin varlığının başlangıcından sona ermesine kadar olan müddettir.2 O, insanî eylemlerin tamamını kendinde barındıran hayat içerisindeki harekettir. Acı tatlı, kârlı zararlı her türlü hareket ve olay onda vâki olur. İnsana hayatta sadece bir kere verilen ömür ise, zamanın bir parçası olup onunla birlikte akıp gitmektedir.

    Yaklaşan Vakit

    İnsan ömrünün esası, zamandır. Çünkü insanın işleri, zaman içinde olur. Geçen her an, insanın ömrünü eksiltir ve ecelini yaklaştırır. Ne var ki insan çoğu kez, geçen zamanı kazanç zanneder. Kur'an, insanın bu aldanışına şu çarpıcı ifadelerle dikkat çeker: "İnsanların hesaba çekilecekleri gün yaklaşıyor; ama onlar bu yaklaşan şeye karşı hâlâ gaflet içinde umursamazlık gösteriyorlar."3 İşte Kur'an, insanı gafletten uyandırmak için ona zaman bilinci aşılamak ister. Bundan maksad, hem insanın zihni yapısını doğru şekillendirmek, hem de onun amel dünyasını iyiliklerle zenginleştirmektir.

    Gökler ve yer yaratılalı beri, ayların sayısı on iki,4 günler de hep yirmi dört saat. Bizden önce geçen ve vakitlerinin kıymetini bilen tüm insanlar, yükümlülüklerini hep bu zaman içinde yerine getirdiler. Eğer bizler de, boşa harcamaktan vazgeçersek, eldeki zaman bize de yetecektir. Ne var ki günümüzde pek çok insan zamanı iyi değerlendirememekte, anlamsız bir sürü meşguliyetlerle vakit öldürmektedir. Aslında hiç bir insanın, dünya işlerini tamamen bitirecek kadar zamanı yoktur. Burada önemli olan, zamanı elden kaçırmadan doğru ve iyi değerlendirebilmek; düzenli ve devamlı ibadetlerle iman akülerini doldurup son nefese kadar iyi işler yapmaya devam etmektir.

    En Kıymetli Sermaye

    İnsanın en kıymetli sermayesi ömrüdür. Ama o, insanın kendi mülkü değil, Allah tarafından ona emanet edilmiş bir nimettir. İnsanın istikbali ve istifadesi, ömrün kullanılmasından hasıl olacak manevî kâra (sevaba) bağlıdır. İnsan ne kazanacaksa onda kazanacaktır. Çünkü "İnsana uğrunda çaba gösterdiği dışında bir şey verilmeyecektir."5 Kazançsız geçen her an, o kıymetli sermayeden yitirilen bir ziyandır. Demek ki insan, hesap günü elde ettiği manevi kâra (sevaba) göre kendisini kurtaracak, ya da verdiği açığa göre iflas edip hüsrana uğrayacaktır.

    Hüsrandan Kur'an'la Kurtulmak

    Bütün âlemi, cehalet karanlıklarının kapladığı, Allah'ı bilme ışıklarının tamamen sönmeye yüz tuttuğu bir zamanda, yani 610 yılının Ramazan ayında "Yaratan Rabbinin adıyla oku"6 mealindeki sözcüklerle Kur'an vahyi inmeye başladı. İlahî vahyin yeryüzüne ulaşmasıyla, Kur'an nuru insanlığın kararmış dünyasına bir güneş gibi yeniden doğdu. Kur'an nurunun neşriyle, karanlık asır sona erdi; yeni ve aydınlık bir asır başladı. Peygamber (a.s), insanları hüsrandan Kur'an'la kurtardı. Cehaleti ve tüm olumsuzlukları İslâmla ortadan kaldırdı. Böylece insanlık, yaratıkların en şerlileri (şerrü'l beriyye)nin istilâsından kurtulmuş oldu.

    İşte bu yüzden Kur'an'ın nüzul anı, insanları hüsrandan kurtaran, karanlık çağdan yeni ve aydınlık bir çağa taşıyan tüm değişimlerin başlanıç ânı oldu. Yüce Allah, genel olarak tüm asırlara, özellikle de büyük olaylara sahne olan son asra yemin ederek şu uyarıda ve duyuruda bulundu: "Vaktin akıp gidişine/bitimine and olsun ki insan gerçekten ziyandadır. Ancak iman değerine erip doğru ve yararlı işler yapanlar; birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler bunun dışındadır/onlar hüsranda değillerdir."7 Bu ayet mealinde geçen "asr" kelimesi, "birbirini izleyen devrelerden oluşan ve ölçülebilir olan zaman dilimini" ifade eder. Ayrıca bu kelime, "dehr-mutlak zaman" ve "ikindi vakti" anlamlarına da gelir.8 Yüce Allah asra yemin ettiği gibi "duhâ"ya da yemin etmiştir.9 Duhâ, (kuşluk vakti), günün ilk ucu; asr ise günün sona ermek üzere olduğu ânıdır. Bu yemin ifadeleriyle, insan ömrünün bitmek üzere olduğuna dikkat çekilmek istenmiştir.10

    Hüsrandan Kurtulmanın Şartları

    Hüsran, kazanacak yerde sermayeyi yitirip zarar ve iflas etmek demektir. Hüsrana uğramamanın ilk şartı imandır. İmandan maksad, Allah'a ve O'nun vahyettiklerinin doğruluğuna inanmak, hayatı tevhide ayarlamak demektir. Çünkü iman, insan davranışlarının kesin belirleyicisidir ve onlara anlam kazandıran en üstün değerdir.

    Hüsrana uğramamanın ikinci şartı, "salih ameldir." Bu terkib, İslâmın yapılmasını istediği, insanın da Allah rızası için yaptığı tüm iyi işleri ifade eder. İnsanın Allah'a bağlı kalmasını, İslâmın da hayata hakim olmasını sağlayan bütün verimli ve hayırlı işler, bu terkibin anlam sahasına girer. Demek ki hüsrana uğramamak için, hayatı salih amellerle zenginleştirmek şarttır.

    Hüsrandan kurtulmanın üçüncü şartı, hakkı tavsiye etmektir." Bu da, Hakk'a inanmak ve hak yolda çalışmakla olur. Hakkı tavsiye, İslâmın ve müslümanların zinde kalmasını sağlayacak olan yegane unsurdur.

    Hüsrandan kurtulmanın dördüncü şartı, "sabır ve sabırlı olmayı tavsiye etmektir." Sabır, insanın bir işi yapmak veya fenalıklardan sakınmak için güçlüğe, zorluğa ve acıya dayanma gücüdür. Hemen hatırlatalım ki, insanın kendine veya dinine zarar verilmek istendiğinde hiçbir şey yapmaması, her zillete boyun eğmesi sabır değil, haramdır. Demek ki sabrın ölçüsü, Kur'an'dır. Sabır, dünyanın aldatıcılığına, hüsrana gidenlerin çokluğuna rağmen hak yoldan ayrılmamak, iflas geçitlerini, iman ve ihlasla aşmaktır.

    Sonuç olarak diyebiliriz ki; insanın kendine sunulan tüm nimetlerden sonuna kadar yaralanıp nankörce bir hayat sürmesi ve son nefeste beyan edilecek bir tevbeyle her şeyin silinebileceğini beklemesi, tam bir yanılgıdır.11 Çünkü günahın affı, tevbelerini hemen veya kısa vadede yapanlara vadedilmiştir.12 Gerçi Peygamber (a.s), bu vadeyi "ömrün süresi" olarak yorumlamıştır.13 Ancak insan için ömrün süresi meçhuldür. O, hiç beklenmedik bir anda sona erebilir. Bunun için insan, her an gidişin eşiğinde olduğunu hiçbir zaman aklından çıkarmamalıdır. "Göz kaptırdığım renkten, kulak verdiğim sesten/Affet senden habersiz aldığım her nefesten."14

    Dipnotlar: 1- Bkz. En'am, 2; Bakara, 21; Zariyat, 56 vb. 2- Ragıb el-İsfahani, el-Müfredat, s, 319-320. 3- Enbiya, 1. 4- Tevbe, 36. 5- Necm, 39. 6- Alak, 1. 7- Asr, 1-3. 8- Bkz. Muhammed Esed, Kur'an Mesajı, III, 1304. 9- Duha, 1. 10- Bkz. Râzi, et-Tefsiru'l Kebir, XXXII, 85. 11- Bkz. Nisa, 18. 12- Nisa, 17; Al-i imran, 135 vb. 13- Bkz. İbn Kesir, II, 223. 14- Necip Fazıl, Çile s, 61.





+ Yorum Gönder