Konusunu Oylayın.: Merak ediyorum insan neden Allahın mahiyetini bilemez?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Merak ediyorum insan neden Allahın mahiyetini bilemez?
  1. 06.Eylül.2011, 07:16
    1
    semaver
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ağustos.2011
    Üye No: 89769
    Mesaj Sayısı: 87
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Yaş: 31

    Merak ediyorum insan neden Allahın mahiyetini bilemez?






    Merak ediyorum insan neden Allahın mahiyetini bilemez? Mumsema Arkadaşlar şunu merak ediyorum insan neden allahın mahiyetini bilemez neden aklıyla kavrayamaz neden allah kendi mahiyetini düşünmeyi kullarına yasaklamıştır ?


  2. 06.Eylül.2011, 07:16
    1
    semaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli



  3. 06.Eylül.2011, 13:54
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Arkadaşlar şunu merak ediyorum insan neden allahın mahiyetini bilemez







    Kardeşim bir kısım bilgiler sadece Allah c.c nun ilminde saklıdır
    bunları irdelemek düşünmek hem haram hemde insan psikolojisi için zararlıdır
    milyarlarca sinir hücresinden oluşan insan beyninin azami beyin ağırlığı
    1800 gr iken bunun sadece çok minik bir bölümü çalışır Allah c.c dileseydi
    bu miktarı arttırabilirdi O'herşeyi bir düzen ve ölçü ile yaratmıştır
    yani hiçbir şey rastgele değildir insanı ve bütün yarattıklarını her uvzu
    ve hücresiyle yeryüzüne uyumlu olarak yaratmıştır.
    Konu hakkındaki yazıyı okuyabilirsin...Hayırlarla...


    -----------------------------
    Allah’ın mahiyeti, insan aklıyla kavranabilir mi?[/B]

    Öncelikle, şurası iyi anlaşılmalıdır ki bir şeyin varlığını bilmek ayrıdır, mahiyetini bilmek ayrıdır. Kainatta bir çok şey vardır ki; akıl onların varlıklarını apaçık bildiği hâlde mahiyetlerini kavrayamamaktadır.

    Mesela insan, bir fizik kanunu olan yerçekimini bildiği ve hatta o kanuna tabi olduğu hâlde, onun mahiyeti hakkında hiçbir fikir sahibi değildir. Annenin, evladına sarılmasıyla varlığını anladığımız şefkat hissinin, nasıl bir his olduğu konusunda yine hiç kimse bir fikir sahibi değildir. Ruh, elektrik, hayal gibi hususların varlığı nasıl apaçık bir hakikat ise onların mahiyetlerinin bilinmemesi de aynı derecede açık bir hakikattir.

    Akıl ile anlaşılamayacak konuları anlamaya, izaha zorlanmak; demagojidir, cehalettir. Bu davranışıyla insan, doğru düşünce kulvarından sapar ve altından kalkamayacağı ve sonuçta kendisinin helâkine sebep olacak ağır bir yükün altına girer.

    Eser ustasını idrak edip anlayamayacağı gibi, akıl da kendisini yaratanın mahiyetini anlamaktan acizdir. Çünkü akıl, yaratılmış bir sanat eseridir ve sınırlıdır. Görmenin, işitmenin kısaca beş duyunun sınırlı bir algılama sahası olduğu gibi, aklında belirli bir anlama sahası, sınırlı bir algılama gücü vardır. Cenabıhakk’ın kudsî mahiyetini anlamak, idrak etmek, aklın idrak ve intikal sahasının dışındadır.

    Şurası bilinen bir gerçektir ki; insan, değil Allah’ın zatını, kendi ruhunun, hayalinin, vicdanının mahiyetini dahi kavrayamaz. Çünkü saydığımız bu özellikler cismanî olmadığından dolayı, akıl onlara bir suret giydiremez, bir şekil veremez. Mesela, hayal için; uzunluk-kısalık, büyüklük-küçüklük, söz konusu olmadığından, akıl onlara bir şekil veremez ve bir sınır çizemez. Bununla birlikte hiçbir insan, mahiyeti bilinmeyen bu duyguyu inkâr da edemez.

    Kendi mahiyetini bilmekten aciz olan insanın, bütün akılların, hayallerin, ruhların, hislerin, vicdanların, hafızaların ve meleklerin yaratıcısı olan Allah’ın kutsi mahiyetini anlamaya zorlanması, en büyük bir cehalet ve demagojidir.

    Allah’ın bütün sıfatları, sonsuzdur, sınırsızdır ezelî ve ebedîdir. Akıl, ise sınırlıdır ve sonradan yaratılmıştır. Sınırlı olan sınırsız olanı, başlangıcı ve sonu olan, ezelî ve ebedî olanı elbette kavrayamaz. İşte gerçek anlamda idrak ve doğru algılama, insanın Allah’ın mahiyetini algılamaktan aciz olduğunu anlaması, idrak etmesidir.

    İnsan aklı, bilinmeyene bilinenden, soyuta somuttan, zora kolaydan, genele özelden gitme eğilimindedir. Yüce Allah’ın, eşi, benzeri, ortağı, dengi yoktur ki; insan, kıyas ve temsil yoluyla; deney ve tecrübe vasıtasıyla, düşünce ve hayal aracılığıyla onun kutsi hakikatini anlamaya yol bulabilsin.

    Aklın, Allah’ın mahiyetini idraki, mantıksal olarak da çelişkiyi gerektirir. Çünkü o hâlde sınırlı, sınırsızı; sonradan olanın başlangıcı olmayanı kapsaması gerekir. Bu ise imkânsızdır. Akıl, Allah’ı varlığı zorunlu, kudreti sınırsız, iradesi sonsuz, ilmi her şeyi kuşatan olarak bilmekle sorumludur. Zaten yaratılış amacı da budur. Şu hâlde Allah’ın kutsal mahiyeti, ne idrak edilebilir, ne hayal edilebilir, ne de hissedilebilir. Akılla anlaşılan ve duygularla algılanan her şey mahluktur. Allah’ın varlığı bu dünyada, ancak aklın nuruyla görülür, kalbin sezgisiyle sezilir.

    Evet, aklın görevi, Allah’ın kainatta yansıyan büyüklük ve yüceliğini, kudret ve hakimiyetini ve yarattıklarında ortaya koyduğu sınırsız estetik dizaynı ve kulları için yaptığı lütuf ve yardımları gözlemlemek, derinden derine düşünmektir.

    Mehmet Kırkıncı



  4. 06.Eylül.2011, 13:54
    2
    Silent and lonely rains






    Kardeşim bir kısım bilgiler sadece Allah c.c nun ilminde saklıdır
    bunları irdelemek düşünmek hem haram hemde insan psikolojisi için zararlıdır
    milyarlarca sinir hücresinden oluşan insan beyninin azami beyin ağırlığı
    1800 gr iken bunun sadece çok minik bir bölümü çalışır Allah c.c dileseydi
    bu miktarı arttırabilirdi O'herşeyi bir düzen ve ölçü ile yaratmıştır
    yani hiçbir şey rastgele değildir insanı ve bütün yarattıklarını her uvzu
    ve hücresiyle yeryüzüne uyumlu olarak yaratmıştır.
    Konu hakkındaki yazıyı okuyabilirsin...Hayırlarla...


    -----------------------------
    Allah’ın mahiyeti, insan aklıyla kavranabilir mi?[/B]

    Öncelikle, şurası iyi anlaşılmalıdır ki bir şeyin varlığını bilmek ayrıdır, mahiyetini bilmek ayrıdır. Kainatta bir çok şey vardır ki; akıl onların varlıklarını apaçık bildiği hâlde mahiyetlerini kavrayamamaktadır.

    Mesela insan, bir fizik kanunu olan yerçekimini bildiği ve hatta o kanuna tabi olduğu hâlde, onun mahiyeti hakkında hiçbir fikir sahibi değildir. Annenin, evladına sarılmasıyla varlığını anladığımız şefkat hissinin, nasıl bir his olduğu konusunda yine hiç kimse bir fikir sahibi değildir. Ruh, elektrik, hayal gibi hususların varlığı nasıl apaçık bir hakikat ise onların mahiyetlerinin bilinmemesi de aynı derecede açık bir hakikattir.

    Akıl ile anlaşılamayacak konuları anlamaya, izaha zorlanmak; demagojidir, cehalettir. Bu davranışıyla insan, doğru düşünce kulvarından sapar ve altından kalkamayacağı ve sonuçta kendisinin helâkine sebep olacak ağır bir yükün altına girer.

    Eser ustasını idrak edip anlayamayacağı gibi, akıl da kendisini yaratanın mahiyetini anlamaktan acizdir. Çünkü akıl, yaratılmış bir sanat eseridir ve sınırlıdır. Görmenin, işitmenin kısaca beş duyunun sınırlı bir algılama sahası olduğu gibi, aklında belirli bir anlama sahası, sınırlı bir algılama gücü vardır. Cenabıhakk’ın kudsî mahiyetini anlamak, idrak etmek, aklın idrak ve intikal sahasının dışındadır.

    Şurası bilinen bir gerçektir ki; insan, değil Allah’ın zatını, kendi ruhunun, hayalinin, vicdanının mahiyetini dahi kavrayamaz. Çünkü saydığımız bu özellikler cismanî olmadığından dolayı, akıl onlara bir suret giydiremez, bir şekil veremez. Mesela, hayal için; uzunluk-kısalık, büyüklük-küçüklük, söz konusu olmadığından, akıl onlara bir şekil veremez ve bir sınır çizemez. Bununla birlikte hiçbir insan, mahiyeti bilinmeyen bu duyguyu inkâr da edemez.

    Kendi mahiyetini bilmekten aciz olan insanın, bütün akılların, hayallerin, ruhların, hislerin, vicdanların, hafızaların ve meleklerin yaratıcısı olan Allah’ın kutsi mahiyetini anlamaya zorlanması, en büyük bir cehalet ve demagojidir.

    Allah’ın bütün sıfatları, sonsuzdur, sınırsızdır ezelî ve ebedîdir. Akıl, ise sınırlıdır ve sonradan yaratılmıştır. Sınırlı olan sınırsız olanı, başlangıcı ve sonu olan, ezelî ve ebedî olanı elbette kavrayamaz. İşte gerçek anlamda idrak ve doğru algılama, insanın Allah’ın mahiyetini algılamaktan aciz olduğunu anlaması, idrak etmesidir.

    İnsan aklı, bilinmeyene bilinenden, soyuta somuttan, zora kolaydan, genele özelden gitme eğilimindedir. Yüce Allah’ın, eşi, benzeri, ortağı, dengi yoktur ki; insan, kıyas ve temsil yoluyla; deney ve tecrübe vasıtasıyla, düşünce ve hayal aracılığıyla onun kutsi hakikatini anlamaya yol bulabilsin.

    Aklın, Allah’ın mahiyetini idraki, mantıksal olarak da çelişkiyi gerektirir. Çünkü o hâlde sınırlı, sınırsızı; sonradan olanın başlangıcı olmayanı kapsaması gerekir. Bu ise imkânsızdır. Akıl, Allah’ı varlığı zorunlu, kudreti sınırsız, iradesi sonsuz, ilmi her şeyi kuşatan olarak bilmekle sorumludur. Zaten yaratılış amacı da budur. Şu hâlde Allah’ın kutsal mahiyeti, ne idrak edilebilir, ne hayal edilebilir, ne de hissedilebilir. Akılla anlaşılan ve duygularla algılanan her şey mahluktur. Allah’ın varlığı bu dünyada, ancak aklın nuruyla görülür, kalbin sezgisiyle sezilir.

    Evet, aklın görevi, Allah’ın kainatta yansıyan büyüklük ve yüceliğini, kudret ve hakimiyetini ve yarattıklarında ortaya koyduğu sınırsız estetik dizaynı ve kulları için yaptığı lütuf ve yardımları gözlemlemek, derinden derine düşünmektir.

    Mehmet Kırkıncı






+ Yorum Gönder