Konusunu Oylayın.: Süleyman hilmi tunahan ks hazretlerinin çocuklarını damatlarını ve torunlarının isimlerini ve hayatları

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Süleyman hilmi tunahan ks hazretlerinin çocuklarını damatlarını ve torunlarının isimlerini ve hayatları
  1. 29.Ağustos.2011, 00:08
    1
    YUSUF YILDIRI
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 29.Temmuz.2011
    Üye No: 89029
    Mesaj Sayısı: 5
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 21
    Bulunduğu yer: Viyana

    Süleyman hilmi tunahan ks hazretlerinin çocuklarını damatlarını ve torunlarının isimlerini ve hayatları






    Süleyman hilmi tunahan ks hazretlerinin çocuklarını damatlarını ve torunlarının isimlerini ve hayatları Mumsema selamün aleyküm

    sayin kardeslerim bana süleyman hilmi tunahan hazretlerinin cocuklarini damatlarini ve torunlarinin isimlarini ve hayatlarini bana geri yazin

    allaha emmanet olun


  2. 29.Ağustos.2011, 00:08
    1



    selamün aleyküm

    sayin kardeslerim bana süleyman hilmi tunahan hazretlerinin cocuklarini damatlarini ve torunlarinin isimlarini ve hayatlarini bana geri yazin

    allaha emmanet olun


    Benzer Konular

    - Süleyman hilmi tunahan ilahisi

    - Süleyman Hilmi Tunahan dan sözler

    - Süleyman Hilmi Tunahan (k.s) Talabeye nasihatleri

    - Süleyman Hilmi Tunahan kimdir ?

    - Süleyman Hilmi Tunahan

  3. 29.Ağustos.2011, 01:19
    2
    Galus
    Özel Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 13
    Mesaj Sayısı: 4,820
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 51
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: süleyman hilmi tunahan ks hazretlerinin cocuklarini damatlarini ve torunlarinin isimlarini ve hayatlarini bana ge




    ve aleykumusselam

    Son devir din âlim ve velîlerinden.
    Süleymân Hilmi


    Adı Süleymân Hilmi, soyadı Tunahan'dır.

    Babası zamânın müderrislerinden Hâfız Osman Efendidir. Soyu Fâtih Sultan Mehmed Hanın "Tuna Hanı" olarak tâyin ettiği ve kendi kız kardeşi ile evlendirdiği İdris Beye dayanmaktadır. 1888 (H.1306) senesinde Silistre'nin Ferhatlar köyünde doğdu. 1959 (H.1379) senesinde İstanbul'da vefât etti. Karacaahmed Kabristanındadır.

    Babası Osman Efendi tahsîlini İstanbul'da tamamladıktan sonra Silistre'ye giderek meşhûr Satırlı Medresesinde yıllarca müderrislik yaptı.

    İlim ehli ve fazîlet sâhibi bir âileden dünyâya gelen SüleymânHilmi Tunahan, ilk tahsîlini Silistre Rüşdiyesinde ve Silistre Satırlı Medresesinde yaptı. Bilâhare tahsîlini tamamlamak için İstanbul'a gelerek Sahn-ı Semân (Fâtih) Medresesine kaydoldu. Fâtih dersiâmlarından ve o devrin meşhûr âlimlerinden Bafralı Ahmed Hamdi Efendi (BüyükHamdi Efendi)nin ders halkasına devâm etti. Zamânın usûlüne göre aklî ve naklî ilimleri tahsîl ettikten sonra 1916 senesinde Ahmed Hamdi Efendiden birincilikle icâzet, diploma aldı. Daha sonra o zamanki tâbiri ile dersiâm (profesör) olarak yetişmek üzere Süleymâniye Câmii medreselerinden Medresetü'l-Mütehassısînin tefsîr ve hadîs kısmına devâm etti.

    Son derece parlak bir zekâya sâhib olan Süleymân Hilmi Tunahan, 1919 senesinde Medresetü'l-Mütehassısîn'den birincilikle mezûn oldu. Aynı yıllarda Medresetü'l-Kuzâtı (Hukuk Fakültesini) da üstün bir derece ile bitirdi. Böylece bir taraftan dersiâm diğer taraftan da kâdılık rütbelerine ulaşarak devrinin zâhirî ilimlerini tamamladı. Mezûniyetini müteâkip İstanbul'da dersiâm olarak vazîfeye başlayan Süleymân Hilmi Tunahan bir müddet sonra medreselerin kapatılması üzerine vâizliğe tâyin edildi. Uzun müddet İstanbul'un Sultanahmet, Süleymâniye, Yeni Câmi, Şehzâdebaşı ve Piyâle Paşa gibi büyük câmilerinde halka vâz ederek insanlara İslâmiyetin emir ve yasaklarını anlattı.


    Tasavvuf yolunda Selâhüddîn ibni Mevlânâ Sirâcüddîn Efendinin sohbetlerine devâm ederek yetişti. Süleymân Hilmi Tunahan'ın tasavvufî yönüyle ilgili olarak, dâmâdı ve bağlısı Kemâl Kaçar tarafından Necip Fâzıl Kısakürek'e verdiği notlardan bir bölümü şöyledir:

    "Süleymân Efendinin bâtın ilmine yâni tasavvuftaki mânevî cephesine gelince, şüphesiz bu husus ehline mâlumdur.Zâhirî akıl ve zekâ ile idraki mümkün olamaz. Öyle ki, bir insan müslüman olabilir, tahsilli ve akıllı olabilir. Hattâ iç hayâtı münkir olamaz da yine tasavvuf ve irşâda ehil bir zât ile karşılaştığı halde, o zât ilâhî irâdeyle kendisini ona bildirmezse, dünyâlar bir araya gelse onun feyzlerinden haberdâr olamazlar. Bizim ise kendisinin mânevî cephesi üzerinde zerrece tereddüdümüz yoktur. Biz bu noktayı ilmelyakîn biliyoruz. Kendisinin tasarrufunu ve rûh melekeleri üzerindeki tesirini öz rûhumuzda ve vücûdumuzda hissetmiş, enfüsî ve kevnî kerâmetlerinin üstün irşâd hârikalarını fiil hâlinde ve hakkıyla müşâhede etmiş bulunuyoruz. Allah'ın bu husustaki inâyet ve lütfuna mazhar olduğumuza, kendilerinin kâmil ve mükemmel mürşid olduğuna Silsile-i sâdâd=Büyükler zinciri kolundan otuz ikinci ferdi Selâhüddîn ibni Mevlânâ Sirâcüddîn hazretlerinin cismânî nisbet, İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin de rûhânî nisbetle vârisleri bulunduğuna îmânımız tamdır. Kendisinin bu cephesini anlamayanların, hiç olmazsa aksini iddiâ etmemelerini ve kendisinde bir mürşid hâli görmediklerini söylemekten çekinmelerini, dünyâ ve âhiret yıkımına uğramamaları bakımından tavsiye ederiz."

    Zâhirî ve bâtınî yönden yüksek derece sâhibi olan SüleymânHilmi Tunahan, îtikâdda Ehl-i sünnet, amelde Hanefî mezhebine, tasavvufta Nakşibendiyye yoluna mensûb idi. Ehl-i sünnet vel-cemâate son derece bağlıydı. Kendisinden feyz alan talebeleri ile vâz ve sohbetlerine devâm eden kimselere en büyük tavsiyesi; "Ehl-i sünnet vel-cemâat" akîdesine ihlâs ve samîmiyetle bağlı olmalarıydı.

    Yetmiş iki senelik ömrü boyunca İslâmiyetin emir ve yasaklarını öğrenmek, öğretmek ve insanlara anlatarak onların dünyâ ve âhiret saâdetine kavuşmalarına vesîle olan Süleymân Hilmi Tunahan 16 Eylül 1959 senesinde İstanbul'da Kısıklı'daki evinde vefât etti. Karacaahmet Kabristanlığına defnedildi.






    SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHAN
    SÜleyman Hİlmİ Tunahan


    İslam’da rüya bağlayıcı değildir Yani rüyamda şunu gördüm veya şöyle gördüm dolayısıyla bunu böyle yapmalıyım diyerek o görülen rüyaya göre hareket etmek gerekmez Lakin gören insan için önemli olabilir ve ona göre hareket edebilir Nitekim geçmişte ve günümüzde böyle çok olmuştur Hz Yusuf’un rüyası gibi
    İşte sizlere hayatını ve mücadelesini yazacağım Süleyman Hilmi Tunahan da böyle bir rüyanın sonunda ihtimamla yetiştirilen bir insan
    Soyunun Fatih Sultan Mehmet Han’ın eniştesi İdris Efendi’ye dayandığı söylenen Süleyman Efendi, Silistre’nin Satırlı Medresesi’nde yıllarca müderrislik yapan Osman Efendi’nin oğlu olarak 1889 yılında dünyaya gelmiştir Osman Efendi, İstanbul’da tahsil gördüğü sırada bir rüya görür Rüyada, vücudundan kopan bir parça gökyüzüne çıkar ve etrafa ışıklar saçar Bu rüyayı, soyundan gelecek bir evladının dünyayı manen aydınlatacağı şeklinde yorumlar Evlendikten sonra da dünyaya gelen oğlu Süleyman’ı bu anlayışla büyütmeye çalışır
    Tahsili boyunca hiçbir fedakarlıktan kaçınmaz Hocalık yaptığı Satırlı Medresesi’ne alarak ilk hocası olur Ona talebesi olmasının dışında farklı bir ilgi gösterir Hatta her yanına gelişinde ayağa kalkarak “Buyurunuz Süleyman Efendi oğlum” dermiş

    Süleyman Efendi İstanbul’da

    Satırlı Medresesi’nden sonra, Rüştiye’ye devam eden Süleyman Efendi’yi babası daha iyi tahsil görmesi için İstanbul’a gönderir
    Gönderirken de: “Oğlum! Usul-i Fıkıh ilmine iyi çalışırsan, dininde kuvvetli olursun Mantık ilmine iyi çalışırsan, ilminde kuvvetli olursun” demiş
    O zamanın şartlarına göre Fatih dersiamlarından büyük alim Bafralı Ahmed Hamdi Efendi’den icazetini alır Daha sonra da aynı medresede hocalık (dersiam) yapmak için açılan imtihana katılır Onu da başarıyla verdikten sonra, kadıların (hakimlerin) yetiştirildiği Medresetü’l-Kuzat’ın imtihanını da verir
    Artık o başarılı bir hoca konumunda bu durumunu sevinçle babasına haber verdiğinde, babası “Hüküm verme durumundaki insanların büyük mesuliyetini ve adaleti gerçekleştiremeyenlerin cehennemlik olduklarını” haber veren hadisi hatırlayarak oğluna: “Ben seni cehenneme gidesin diye İstanbul’a yollamadım” der
    Babasının bu endişesine katılan Süleyman Efendi, kadılığı kazanmış olmasına rağmen, bu vazifeyi yapmaz, hocalığa devam eder Bu vazifesini Cumhuriyet döneminde İstanbul Müftülüğü’nde sürdürmüş, camilerde vaazlar vermiş, vaazları bazılarını rahatsız ettiğinden, konuşmalarına da çok dikkat etmesine rağmen rahatsız edici tutumlara maruz kalmıştır

    Tutuklanma ve hapishane hayatı

    Bir gün evinden alınarak 1 şubenin meşhur işkence merkezine konarak, dostlarıyla beraber üç gün süreyle işkenceye maruz bırakılır
    1939’da bu tutukluluk dönemi belirli periyotlarla devam eder Nitekim 1957 yılında siyasi mülahazayı da dikkate alarak dönemin İçişleri Bakanı Namık Gedik tarafından düzmece bir mazeretle tekrar tutuklanması için karar verilir Damadı Kemal Kaçar’ın da siyasetle meşgul olması, hakkında yapılacak suçlamalarda belirleyici olur
    Kütahya Emniyet Müdürlüğü’ndeki bol küfürlü ve işkenceli dramı, bayılmasıyla da sona ermez Ayıltılıp tekrar aynı küfür ve işkence devam eder
    Süleyman Efendi’nin bütün bu çileler içinde en mühim faaliyeti Kur’an okutmak ve kurs açmak olmuştur Bu halini her tutuklanmasında kendilerine şu şekilde ifade etmiştir “Bu faaliyetim sadece müslüman çocuklarının dinlerini ve Kur’an’larını öğrenme hedefine yöneliktir Devletin kanunlarına ve idaresine karşı bir maksadım yoktur” demesine rağmen ölünceye değin hiç rahat bırakmamışlardır
    Dindar insanlara bir şey yapılmadığını söyleyerek gerçeği saklamaya çalışan zihniyet, hangi kaynaktan yararlanarak bunları söylüyor bilemiyoruz Özellikle İnönü dönemi, bu ve buna benzer baskı ve zulümlerle doludur
    Süleyman Efendi, yüksek dereceli şekerden vefat ettiğinde 71 yaşındaydı 1959 yılında vefat eden Süleyman Efendi için Fatih Camii Haziresine gömülmesi kararlaştırılmış, ama Demokrat Parti’deki dine karşı cephenin engellemesiyle bu karar gerçekleşmez, bunun yerine cenaze namazı Altunizade Camii’nde kılınarak Karacahmet Mezarlığı’na defnedilir

    Süleyman Efendi’nin yolu

    Ortaya birşeyler koymaya çalışan her insanın lehinde ve aleyhinde çok şeylerin söylendiği ve yazıldığı bir gerçek Süleyman Hilmi Tunahan için de aynı şeyler olmuştur
    Olumsuz söyleyenleri bir tarafa bırakırsak, olumlu düşünenler, onun yolundan gittiğini söyleyen kardeşlerim için bir şeyler söylemek istiyorum:
    Hayatını Kur’an hizmetine vakfeden Süleyman Efendi, bir anne-babadan doğan, etten, kemikten olan, yiyen-içen bizler gibi bir insan Bu insana olağanüstülükler atfederek uçurup-kaçırmak İslamî bir yaklaşım değildir Eğer böyle bir nazarla değerlendirilecek olursa “masumiyet” atfetmek gerekir ki, bu da peygamberlerin sıfatıdır Haliyle bunlar da hata yapabilirler Öyle görmek, böyle anlamak gerekir
    Bu ifadelerim asla Süleyman Efendi’yi ve onun gibi insanları küçük göstermek maksadına yönelik değil Onlar ki, bizim değil yapmamız, hayal ettiğimiz mücadeleyi gerçekleştirmiştir Öyle ki, Kur’an okutmasına müsaade edilmeyen Süleyman Efendi, tren vagonlarında, yolcu gibi binerek talebe okutmuştur Bütün bunlar az fedakarlık değil Takdirle karşılıyoruz Bu ifadelerden kasdım, müntesipleri (taraftarları) olan ve kendilerine “Süleymancılar” denen kardeşlerimin yaklaşımlarından dolayı böyle açıklamayı gerekli gördüm
    Çünkü aşırı tarafgirlik kişiyi taassuba götürür Taassub ise gerçeği görmeye mani olur Kendisinden (kendilerinden) daha doğru, sağlıklı çalışmanın olmadığı kanaatine götürür Bu ise yanlıştır En iyisi olmaya çalışmak, en asli vazifemizdir Fakat bizler gibi çalışma yapan başkalarının varlığını da unutmamak gerekir
    Mesela Hoca Efendi’nin döneminde Kur’an için sarfettiği emek, gayret, mücadele, takdire şayan Fakat daha sonraları durum değişmiş, yeni imkanlar ortaya çıkmış, İmam-Hatip Lisesi açılmış Bunlara amansız tavır almaktansa biraz mühlet vermek, şayet iyi şeyler oluyorsa onları takdir etmek, onlarla bütünleşmek daha iyi olmaz mıydı? Maalesef bu yapılmadı Aksi tavırlar alındı Bu durum şimdilik eski katılığını korumuyorsa da kısmen kırıntıları var
    Tabiiki bu konuda o kardeşlerimize karşı da olumsuz tavırlar takınılmıştır İmam-Hatip Liselerinin kuruluşuyla ilgili “Celal Hoca Kuşağı” isimli kitabı, bazı münakaşalar içinde “Son Devrin Din Mazlumları” isimli kitabı tavsiye ederim

    Süleyman Efendi’nin yoluna gelince

    1- Hayatını Kur’an eğitimine vakfetmiş, Kur’an’ı bilen ve yaşayan öğrenciler yetiştirmeye gayret etmiştir
    2- Ehl-i Sünnet yoluna bağlı olup yeni bir mezhep kurma çabası gütmemiştir
    3- Süleymancılık diye bir tarikat yoktur Kendisi İmam Rabbani’ye bağlı Nakşî bir tarikat mensubuydu
    Süleyman Efendi, başlattığı Kur’an eğitimiyle şüphesiz bir çığır açtı O çığıra sahip çıkacak talebeler yetiştirmek için yoğun çaba sarfetti Bu yönü itibariyle ülkemizde canlı bir iz bıraktı Yukarıda zikrettiğim hassasiyetleri de dikkate alaracak şekilde davranılırsa bu ekol, milletimizin gönül dünyasını zenginleştiren izler olacaktır


  4. 29.Ağustos.2011, 01:19
    2
    Özel Üye



    ve aleykumusselam

    Son devir din âlim ve velîlerinden.
    Süleymân Hilmi


    Adı Süleymân Hilmi, soyadı Tunahan'dır.

    Babası zamânın müderrislerinden Hâfız Osman Efendidir. Soyu Fâtih Sultan Mehmed Hanın "Tuna Hanı" olarak tâyin ettiği ve kendi kız kardeşi ile evlendirdiği İdris Beye dayanmaktadır. 1888 (H.1306) senesinde Silistre'nin Ferhatlar köyünde doğdu. 1959 (H.1379) senesinde İstanbul'da vefât etti. Karacaahmed Kabristanındadır.

    Babası Osman Efendi tahsîlini İstanbul'da tamamladıktan sonra Silistre'ye giderek meşhûr Satırlı Medresesinde yıllarca müderrislik yaptı.

    İlim ehli ve fazîlet sâhibi bir âileden dünyâya gelen SüleymânHilmi Tunahan, ilk tahsîlini Silistre Rüşdiyesinde ve Silistre Satırlı Medresesinde yaptı. Bilâhare tahsîlini tamamlamak için İstanbul'a gelerek Sahn-ı Semân (Fâtih) Medresesine kaydoldu. Fâtih dersiâmlarından ve o devrin meşhûr âlimlerinden Bafralı Ahmed Hamdi Efendi (BüyükHamdi Efendi)nin ders halkasına devâm etti. Zamânın usûlüne göre aklî ve naklî ilimleri tahsîl ettikten sonra 1916 senesinde Ahmed Hamdi Efendiden birincilikle icâzet, diploma aldı. Daha sonra o zamanki tâbiri ile dersiâm (profesör) olarak yetişmek üzere Süleymâniye Câmii medreselerinden Medresetü'l-Mütehassısînin tefsîr ve hadîs kısmına devâm etti.

    Son derece parlak bir zekâya sâhib olan Süleymân Hilmi Tunahan, 1919 senesinde Medresetü'l-Mütehassısîn'den birincilikle mezûn oldu. Aynı yıllarda Medresetü'l-Kuzâtı (Hukuk Fakültesini) da üstün bir derece ile bitirdi. Böylece bir taraftan dersiâm diğer taraftan da kâdılık rütbelerine ulaşarak devrinin zâhirî ilimlerini tamamladı. Mezûniyetini müteâkip İstanbul'da dersiâm olarak vazîfeye başlayan Süleymân Hilmi Tunahan bir müddet sonra medreselerin kapatılması üzerine vâizliğe tâyin edildi. Uzun müddet İstanbul'un Sultanahmet, Süleymâniye, Yeni Câmi, Şehzâdebaşı ve Piyâle Paşa gibi büyük câmilerinde halka vâz ederek insanlara İslâmiyetin emir ve yasaklarını anlattı.


    Tasavvuf yolunda Selâhüddîn ibni Mevlânâ Sirâcüddîn Efendinin sohbetlerine devâm ederek yetişti. Süleymân Hilmi Tunahan'ın tasavvufî yönüyle ilgili olarak, dâmâdı ve bağlısı Kemâl Kaçar tarafından Necip Fâzıl Kısakürek'e verdiği notlardan bir bölümü şöyledir:

    "Süleymân Efendinin bâtın ilmine yâni tasavvuftaki mânevî cephesine gelince, şüphesiz bu husus ehline mâlumdur.Zâhirî akıl ve zekâ ile idraki mümkün olamaz. Öyle ki, bir insan müslüman olabilir, tahsilli ve akıllı olabilir. Hattâ iç hayâtı münkir olamaz da yine tasavvuf ve irşâda ehil bir zât ile karşılaştığı halde, o zât ilâhî irâdeyle kendisini ona bildirmezse, dünyâlar bir araya gelse onun feyzlerinden haberdâr olamazlar. Bizim ise kendisinin mânevî cephesi üzerinde zerrece tereddüdümüz yoktur. Biz bu noktayı ilmelyakîn biliyoruz. Kendisinin tasarrufunu ve rûh melekeleri üzerindeki tesirini öz rûhumuzda ve vücûdumuzda hissetmiş, enfüsî ve kevnî kerâmetlerinin üstün irşâd hârikalarını fiil hâlinde ve hakkıyla müşâhede etmiş bulunuyoruz. Allah'ın bu husustaki inâyet ve lütfuna mazhar olduğumuza, kendilerinin kâmil ve mükemmel mürşid olduğuna Silsile-i sâdâd=Büyükler zinciri kolundan otuz ikinci ferdi Selâhüddîn ibni Mevlânâ Sirâcüddîn hazretlerinin cismânî nisbet, İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin de rûhânî nisbetle vârisleri bulunduğuna îmânımız tamdır. Kendisinin bu cephesini anlamayanların, hiç olmazsa aksini iddiâ etmemelerini ve kendisinde bir mürşid hâli görmediklerini söylemekten çekinmelerini, dünyâ ve âhiret yıkımına uğramamaları bakımından tavsiye ederiz."

    Zâhirî ve bâtınî yönden yüksek derece sâhibi olan SüleymânHilmi Tunahan, îtikâdda Ehl-i sünnet, amelde Hanefî mezhebine, tasavvufta Nakşibendiyye yoluna mensûb idi. Ehl-i sünnet vel-cemâate son derece bağlıydı. Kendisinden feyz alan talebeleri ile vâz ve sohbetlerine devâm eden kimselere en büyük tavsiyesi; "Ehl-i sünnet vel-cemâat" akîdesine ihlâs ve samîmiyetle bağlı olmalarıydı.

    Yetmiş iki senelik ömrü boyunca İslâmiyetin emir ve yasaklarını öğrenmek, öğretmek ve insanlara anlatarak onların dünyâ ve âhiret saâdetine kavuşmalarına vesîle olan Süleymân Hilmi Tunahan 16 Eylül 1959 senesinde İstanbul'da Kısıklı'daki evinde vefât etti. Karacaahmet Kabristanlığına defnedildi.






    SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHAN
    SÜleyman Hİlmİ Tunahan


    İslam’da rüya bağlayıcı değildir Yani rüyamda şunu gördüm veya şöyle gördüm dolayısıyla bunu böyle yapmalıyım diyerek o görülen rüyaya göre hareket etmek gerekmez Lakin gören insan için önemli olabilir ve ona göre hareket edebilir Nitekim geçmişte ve günümüzde böyle çok olmuştur Hz Yusuf’un rüyası gibi
    İşte sizlere hayatını ve mücadelesini yazacağım Süleyman Hilmi Tunahan da böyle bir rüyanın sonunda ihtimamla yetiştirilen bir insan
    Soyunun Fatih Sultan Mehmet Han’ın eniştesi İdris Efendi’ye dayandığı söylenen Süleyman Efendi, Silistre’nin Satırlı Medresesi’nde yıllarca müderrislik yapan Osman Efendi’nin oğlu olarak 1889 yılında dünyaya gelmiştir Osman Efendi, İstanbul’da tahsil gördüğü sırada bir rüya görür Rüyada, vücudundan kopan bir parça gökyüzüne çıkar ve etrafa ışıklar saçar Bu rüyayı, soyundan gelecek bir evladının dünyayı manen aydınlatacağı şeklinde yorumlar Evlendikten sonra da dünyaya gelen oğlu Süleyman’ı bu anlayışla büyütmeye çalışır
    Tahsili boyunca hiçbir fedakarlıktan kaçınmaz Hocalık yaptığı Satırlı Medresesi’ne alarak ilk hocası olur Ona talebesi olmasının dışında farklı bir ilgi gösterir Hatta her yanına gelişinde ayağa kalkarak “Buyurunuz Süleyman Efendi oğlum” dermiş

    Süleyman Efendi İstanbul’da

    Satırlı Medresesi’nden sonra, Rüştiye’ye devam eden Süleyman Efendi’yi babası daha iyi tahsil görmesi için İstanbul’a gönderir
    Gönderirken de: “Oğlum! Usul-i Fıkıh ilmine iyi çalışırsan, dininde kuvvetli olursun Mantık ilmine iyi çalışırsan, ilminde kuvvetli olursun” demiş
    O zamanın şartlarına göre Fatih dersiamlarından büyük alim Bafralı Ahmed Hamdi Efendi’den icazetini alır Daha sonra da aynı medresede hocalık (dersiam) yapmak için açılan imtihana katılır Onu da başarıyla verdikten sonra, kadıların (hakimlerin) yetiştirildiği Medresetü’l-Kuzat’ın imtihanını da verir
    Artık o başarılı bir hoca konumunda bu durumunu sevinçle babasına haber verdiğinde, babası “Hüküm verme durumundaki insanların büyük mesuliyetini ve adaleti gerçekleştiremeyenlerin cehennemlik olduklarını” haber veren hadisi hatırlayarak oğluna: “Ben seni cehenneme gidesin diye İstanbul’a yollamadım” der
    Babasının bu endişesine katılan Süleyman Efendi, kadılığı kazanmış olmasına rağmen, bu vazifeyi yapmaz, hocalığa devam eder Bu vazifesini Cumhuriyet döneminde İstanbul Müftülüğü’nde sürdürmüş, camilerde vaazlar vermiş, vaazları bazılarını rahatsız ettiğinden, konuşmalarına da çok dikkat etmesine rağmen rahatsız edici tutumlara maruz kalmıştır

    Tutuklanma ve hapishane hayatı

    Bir gün evinden alınarak 1 şubenin meşhur işkence merkezine konarak, dostlarıyla beraber üç gün süreyle işkenceye maruz bırakılır
    1939’da bu tutukluluk dönemi belirli periyotlarla devam eder Nitekim 1957 yılında siyasi mülahazayı da dikkate alarak dönemin İçişleri Bakanı Namık Gedik tarafından düzmece bir mazeretle tekrar tutuklanması için karar verilir Damadı Kemal Kaçar’ın da siyasetle meşgul olması, hakkında yapılacak suçlamalarda belirleyici olur
    Kütahya Emniyet Müdürlüğü’ndeki bol küfürlü ve işkenceli dramı, bayılmasıyla da sona ermez Ayıltılıp tekrar aynı küfür ve işkence devam eder
    Süleyman Efendi’nin bütün bu çileler içinde en mühim faaliyeti Kur’an okutmak ve kurs açmak olmuştur Bu halini her tutuklanmasında kendilerine şu şekilde ifade etmiştir “Bu faaliyetim sadece müslüman çocuklarının dinlerini ve Kur’an’larını öğrenme hedefine yöneliktir Devletin kanunlarına ve idaresine karşı bir maksadım yoktur” demesine rağmen ölünceye değin hiç rahat bırakmamışlardır
    Dindar insanlara bir şey yapılmadığını söyleyerek gerçeği saklamaya çalışan zihniyet, hangi kaynaktan yararlanarak bunları söylüyor bilemiyoruz Özellikle İnönü dönemi, bu ve buna benzer baskı ve zulümlerle doludur
    Süleyman Efendi, yüksek dereceli şekerden vefat ettiğinde 71 yaşındaydı 1959 yılında vefat eden Süleyman Efendi için Fatih Camii Haziresine gömülmesi kararlaştırılmış, ama Demokrat Parti’deki dine karşı cephenin engellemesiyle bu karar gerçekleşmez, bunun yerine cenaze namazı Altunizade Camii’nde kılınarak Karacahmet Mezarlığı’na defnedilir

    Süleyman Efendi’nin yolu

    Ortaya birşeyler koymaya çalışan her insanın lehinde ve aleyhinde çok şeylerin söylendiği ve yazıldığı bir gerçek Süleyman Hilmi Tunahan için de aynı şeyler olmuştur
    Olumsuz söyleyenleri bir tarafa bırakırsak, olumlu düşünenler, onun yolundan gittiğini söyleyen kardeşlerim için bir şeyler söylemek istiyorum:
    Hayatını Kur’an hizmetine vakfeden Süleyman Efendi, bir anne-babadan doğan, etten, kemikten olan, yiyen-içen bizler gibi bir insan Bu insana olağanüstülükler atfederek uçurup-kaçırmak İslamî bir yaklaşım değildir Eğer böyle bir nazarla değerlendirilecek olursa “masumiyet” atfetmek gerekir ki, bu da peygamberlerin sıfatıdır Haliyle bunlar da hata yapabilirler Öyle görmek, böyle anlamak gerekir
    Bu ifadelerim asla Süleyman Efendi’yi ve onun gibi insanları küçük göstermek maksadına yönelik değil Onlar ki, bizim değil yapmamız, hayal ettiğimiz mücadeleyi gerçekleştirmiştir Öyle ki, Kur’an okutmasına müsaade edilmeyen Süleyman Efendi, tren vagonlarında, yolcu gibi binerek talebe okutmuştur Bütün bunlar az fedakarlık değil Takdirle karşılıyoruz Bu ifadelerden kasdım, müntesipleri (taraftarları) olan ve kendilerine “Süleymancılar” denen kardeşlerimin yaklaşımlarından dolayı böyle açıklamayı gerekli gördüm
    Çünkü aşırı tarafgirlik kişiyi taassuba götürür Taassub ise gerçeği görmeye mani olur Kendisinden (kendilerinden) daha doğru, sağlıklı çalışmanın olmadığı kanaatine götürür Bu ise yanlıştır En iyisi olmaya çalışmak, en asli vazifemizdir Fakat bizler gibi çalışma yapan başkalarının varlığını da unutmamak gerekir
    Mesela Hoca Efendi’nin döneminde Kur’an için sarfettiği emek, gayret, mücadele, takdire şayan Fakat daha sonraları durum değişmiş, yeni imkanlar ortaya çıkmış, İmam-Hatip Lisesi açılmış Bunlara amansız tavır almaktansa biraz mühlet vermek, şayet iyi şeyler oluyorsa onları takdir etmek, onlarla bütünleşmek daha iyi olmaz mıydı? Maalesef bu yapılmadı Aksi tavırlar alındı Bu durum şimdilik eski katılığını korumuyorsa da kısmen kırıntıları var
    Tabiiki bu konuda o kardeşlerimize karşı da olumsuz tavırlar takınılmıştır İmam-Hatip Liselerinin kuruluşuyla ilgili “Celal Hoca Kuşağı” isimli kitabı, bazı münakaşalar içinde “Son Devrin Din Mazlumları” isimli kitabı tavsiye ederim

    Süleyman Efendi’nin yoluna gelince

    1- Hayatını Kur’an eğitimine vakfetmiş, Kur’an’ı bilen ve yaşayan öğrenciler yetiştirmeye gayret etmiştir
    2- Ehl-i Sünnet yoluna bağlı olup yeni bir mezhep kurma çabası gütmemiştir
    3- Süleymancılık diye bir tarikat yoktur Kendisi İmam Rabbani’ye bağlı Nakşî bir tarikat mensubuydu
    Süleyman Efendi, başlattığı Kur’an eğitimiyle şüphesiz bir çığır açtı O çığıra sahip çıkacak talebeler yetiştirmek için yoğun çaba sarfetti Bu yönü itibariyle ülkemizde canlı bir iz bıraktı Yukarıda zikrettiğim hassasiyetleri de dikkate alaracak şekilde davranılırsa bu ekol, milletimizin gönül dünyasını zenginleştiren izler olacaktır


  5. 31.Ağustos.2011, 18:33
    3
    YUSUF YILDIRI
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 29.Temmuz.2011
    Üye No: 89029
    Mesaj Sayısı: 5
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 21
    Bulunduğu yer: Viyana

    Cevap: süleyman hilmi tunahan ks hazretlerinin cocuklarini damatlarini ve torunlarinin isimlarini ve hayatlarini bana ge

    Allah razi olsun tesekürler


  6. 31.Ağustos.2011, 18:33
    3
    Allah razi olsun tesekürler





+ Yorum Gönder