Konusunu Oylayın.: Merak ettim.. Son müceddit kimdir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Merak ettim.. Son müceddit kimdir?
  1. 09.Ağustos.2011, 19:23
    1
    emniciba
    Hep Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 08.Ağustos.2011
    Üye No: 89415
    Mesaj Sayısı: 635
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 7
    Bulunduğu yer: Himalaya Dağları

    Merak ettim.. Son müceddit kimdir?






    Merak ettim.. Son müceddit kimdir? Mumsema HER ASIR Bİ MÜCEDDİT DÜNYAYA GELİRMİŞ AMA BU SON MÜCEDDİT ARİKATTAN TARİKATA DEĞİŞİYOR NEYİN NESİ ? ? ? BİLEN VARSA CEVAP YAZSIN . . .


    4. Mesaj yazarken büyük harf kullanmak bağırmak anlam'ına geleceği için yazılarınızı kesinlikle büyük harf kullanarak yazmayınız


  2. 09.Ağustos.2011, 19:23
    1
    Hep Üye



    HER ASIR Bİ MÜCEDDİT DÜNYAYA GELİRMİŞ AMA BU SON MÜCEDDİT ARİKATTAN TARİKATA DEĞİŞİYOR NEYİN NESİ ? ? ? BİLEN VARSA CEVAP YAZSIN . . .


    4. Mesaj yazarken büyük harf kullanmak bağırmak anlam'ına geleceği için yazılarınızı kesinlikle büyük harf kullanarak yazmayınız


    Benzer Konular

    - Mevlana neden dönüyormuş, çok merak ettim?

    - Te'hirin anlamı nedir onu merak ettim

    - Peygamberimizin sünnetleri ile ilgili neden üç parmakla yemek sünnet sadece merak ettim

    - Görmediğiniz ve en çok merak ettiğiniz Alim kimdir?

    - Tilkiler, fıkralarda anlatıldığı gibi gerçekten kurnaz mıdırlar:) merak ettim

  3. 09.Ağustos.2011, 22:09
    2
    Beyza34
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 05.Ağustos.2011
    Üye No: 89270
    Mesaj Sayısı: 126
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2
    Yaş: 26

    Cevap: Merak ettim bişe son müceddit kim




    Her yüz senede bir müceddîd zâhir olur (ortaya çıkar). Ümmetimin işlerini yeniler. (Hadîs-i şerîf-Ebû Dâvûd)


    Cevap

    Değerli kardeşimiz;
    Cenab-ı Allah, insanlara doğru yolu göstermek için ihtiyaç nispetinde onlara zaman zaman peygamberler göndermiştir. Bu peygamberlerin sonuncusu Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s)'dir. Ondan sonra artık peygamber gönderilmeyecektir. "Muhammed adamlarınızdan hiçbirinin babası değildir. O, ancak Allah'ın elçisi ve peygamberlerin sonuncusudur" (1).
    Diğer ümmetlerde olduğu gibi Peygamberimizin ümmeti arasında da zamanla bid'at ve hurafeler baş gösterebilir ve bunun neticesinde müslümanlar dinden ve peygamberimizin sünnetinden uzaklaşmakla karşı karşıya gelebilirler. Ayrıca her gün değişen hayat şartları ve ilerleyen teknikle birlikte birtakım yeni meseleler ortaya çıkar ve bunlara dinî açıdan bir hüküm verme ihtiyacı doğar.
    Toplum içinde çıkan bid'atlere karşı koyacak, dine yapılan saldırılar karşısında dini savunacak, yeni meselelere bir çözüm bulabilecek ve müslümanlara yeniden dinlerini öğretip onları yönlendirecek şahsiyetlere de bu ölçüde ihtiyaç hissedilir ki, peygamberlik müessesesi sona erdiğinden ve bundan sonra artık peygamber gelmeyeceğinden bu görev Peygamberimizin ümmetinden çıkan âlimlere düşmektedir. Bu âlimlere dinî literatürde "müceddid" denilmektedir.
    Peygamber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır: "Şüphesiz ki, Allah her yüzyılın başında bu ümmete dinî işlerini yenileyecek bir müceddid gönderecektir" (2).
    Bir çok İslâm alimi diyor ki hadiste yer alan (men yüceddidü) sözünden maksat bir zatdır. Ve Allah'û Teâlâ her yüz sene başında salih ve alim bir kimseyi müslümanların dinini tazelemek için gönderir. İlk yüz senenin müceddidi, Ömer İbni Abdilaziz, ikinci yüz seneninki İmamı Şafiî üçüncü yüz seneninki Ebul Hasen el Eşarî, dördüncü yüz seneninki Ebû Hamid el-İsfiraini. beşinci yüz senenin ki İmamı Gazalî'dir (3)
    Bazı alimlere göre de hadiste geçen (men yüceddidü) sözünden maksat bir zat değil, bir cemaat bir kadrodur. Zira (men) kelimesi mevsuledir. Mufret için geldiği gibi tesniye ve cemi için de gelir.
    Buna göre hadisin mânâsı şöyle olur. Şüphesiz Allah'û Teâlâ her yüz sene başında bu ümmetin dinini tazeleyen alim ve yetiştirici bir kadro bir cemaat gönderir (4).
    İkinci izah akla ve mantığa daha yatkındır. Buna göre her zamanda İslâm âleminin çeşitli ülkelerinde bulunan alim ve müslüman yazarların yazdıkları eser ve gösterdikleri müsbet hareketleri ile tecdid hareketlerinde payları vardır. Ve her birisi tecdid hareketinin birer üyesi ve her birisinin onda birer hissesi vardır.
    Hadisin bazı rivayetlerinde, gönderilecek müceddidin, Rasulûllah'ın temiz sülalesinden olacağı bildirilmiştir. Ayrıca gelecek müceddidin bir değil birkaç olacağını söyleyenler de vardır.
    İmam Suyutî tecdid hadisesi hakkında bir eser yazmış ve gelip geçen müceddidleri gösteren manzum cedveller nakletmiştir. Son cedvele göre o zamana kadar gelip geçen müceddidler şunlardır: Ömer b. Abdulaziz, İmam Şâfiî, İmam Ebu'l-Hasan el-Eş'arî, Ahmed İsferanî, İmam Gazalî, Fahruddîn Razî, Takyuddin b. Dakîki'l-Iyd ve İmam Bulkînî (Bulukkînî).
    Bunların bazıları hakkında ihtilaf vardır. İmam Suyutî dokuzuncusunun kendisi olmasını ümit ediyor. Dinde reform yapmak isteyenler. müceddidle ilgili bu hadisin kapsamına girmez. Nitekim gelmiş geçmiş bunca ulema içinden bir tanesi bile bu hadisi dinde reform manasına almamıştır.
    Müceddid ile müteceddid'i birbirine karıştırmamak gerekir. Zira aralarında büyük fark vardır. Müteceddid, yenilik taraftarı olan, İslâm ile câhiliyye (bugünkü anlamıyla pozitivizm, materyalizm)'nin uzlaştırılmasından yeni bir sentez ortaya çıkaran ve ümmeti cahiliyye rengine boyayan kimsedir. Bunların gayesi dini tecdid değil onu yeniye uydurmadır. Müceddid ise; İslâm'ı cahiliyyenin bütün unsurlarından temizleyen sonra da mümkün olduğu kadar onu katışıksız olarak, olduğu gibi hayata iade eden demektir. Müceddid, cahiliyye ile anlaşmak ve uzlaşmaktan uzak olur ve her ne kadar önemsiz olursa olsun cahiliyyenin hiç bir izinin İslâm'ın herhangi bir kısmına yerleşmesine sabredemez.
    Müceddidle peygamber arasında fark vardır. Peygamber; Allah tarafından açıkça emir almıştır. Kendisine vahiy gelir, peygamberlik davasıyla işe başlar ve insanları kendisine davet eder; îman veya küfür onun davasını kabul etmeye veya etmemeye bağlıdır.
    Müceddid böyle değildir. O, Allah, tarafından memur olsa bile teşriî olmayan, bir din ve düzen getirmekle ilgisi bulunmayan bir emirle memûr olabilir. Çok defa kendisi müceddid olduğunu fark etmez, ancak kendisi vefat ettikten sonra fark edilir.
    Müceddid de bulunması zarurî olan vasıflar şunlardır: Berrak bir zihin, keskin bir görüş, dosdoğru bir düşünüş, ifratla tefrit arasındaki orta yolu bulma ve buna riayet etmeye ait nadir kudret, asırlar boyu yerleşip kökleşmiş kanaatlerin ve yeni durumların tesiri altında kalmaktan sıyrılmış tefekkür gücü, doğru yoldan sapıtmış olan zamanının gidişi ile mücadele cesareti, yeniden kurmak ve ictihad etmek için gerekli olan ve Allah tarafından bağışlanmış bulunan liderlik ve önderlik kabiliyeti... Ayrıca müceddidin İslâm esaslarını gönlünün derinliklerinden kabul etmiş ve kendi görüş, anlayış ve düyuşu içinde gerçekten inanmış olması, en küçük işlerde bile İslâm ile câhiliyyetin farkını bilmesi, asırların topladığı çıkmazlar yığını altından hakkı, gerçeği gün yüzüne çıkarması gereklidir.
    Peygamber (sav)'den bir hadis rivayet ediliyor. Hadisin meali şöyledir: Şüphesiz Allahü Teâlâ her yüz sene başında bu ümmetin dinini tazeleyen bir müceddid gönderir.
    Meali nakil edilen hadisi Ebu Davud. Hakim ve Tabarani onu rivayet etmişlerdir. Bir çok İslâm alimi diyor ki hadiste yer alan (men yüceddidü) sözünden maksat bir zatdır. Ve Allah'û Teâlâ her yüz sene başında salih ve alim bir kimseyi müslümanlann dinini tazelemek için gönderir.
    İlk yüz senenin müceddidi, Ömer İbni Abdilaziz, ikinci yüz seneninki İmamı Şafiî, üçüncü yüz seneninki Ebul Hasen el Eşarî, dördüncü yüz seneninki Ebû Hamid el-İsfiraini. beşinci yüz senenin ki İmamı Gazalî'dir (5).
    Bazı alimlere göre de hadiste geçen (men yüceddidü) sözünden maksat bir zat değil, bir cemaat bir kadrodur. Zira (men) kelimesi mevsuledir. Mufret için geldiği gibi tesniye ve cemi için de gelir.
    Buna göre hadisin mânâsı şöyle olur. Şüphesiz Allah'û Teâlâ her yüz sene başında bu ümmetin dinini tazeleyen alim ve yetiştirici bir kadro bir cemaat gönderir (6).
    Buna göre her zamanda İslâm âleminin çeşitli ülkelerinde bulunan alim ve müslüman yazarların yazdıkları eser ve gösterdikleri müsbet hareketleri ile tecdid hareketlerinde payları vardır. Ve her birisi tecdid hareketinin birer üyesi ve her birisinin onda birer hissesi vardır. Demek bu zamanın müceddidi İslâm âleminde fikir ve eserleri ile İslâm'a hizmet verip topluma iman nuru zerk etmiş ve eden salih ve alimlerin heyeti mecmuasıdır.
    Bizim kanaatimiz de bu minvaldedir. Birinci açıklamaya göre ise müceddidi tayin etmek zor olduğu gibi adeta bir çok kişinin mücahedelerini hiçe sayarak hakkını alıp birisine devir etmek gibi oluyor. Bu zamanda çeşitli İslâmî cemaatlerle görüşüp teatii efkârda bulunduk. Her bir cemaat bizim hocamız İslâm'a daha fazla insan yetiştirmiştir. Bunun için zamanımızın müceddidi ve mehdisi varsa bizim hocamızdır başka kimse olamaz diyor ve böylece çeşitli fikirler ve birbirine zıt iddialar ortaya çıkarak tefrika meydana geliyor.
    Tarihte İslâm'a hizmet edenler şüphesiz çok olmuştur ve olmaktadır. Ama onları tecdid ve mehdilik makamına getirme yetkisi Allah'ındır. Cemiyet ve cemaatın yetkisi dışındadır.
    Peygamber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır: "Şüphesiz ki, Allah her yüzyılın başında bu ümmete dinî işlerini yenileyecek hir müceddid gönderecektir" (Ebu Davud, Melahim, 1)


    Kaynak : Sorularla İslamiyet


  4. 09.Ağustos.2011, 22:09
    2
    Beyza34 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Devamlı Üye



    Her yüz senede bir müceddîd zâhir olur (ortaya çıkar). Ümmetimin işlerini yeniler. (Hadîs-i şerîf-Ebû Dâvûd)


    Cevap

    Değerli kardeşimiz;
    Cenab-ı Allah, insanlara doğru yolu göstermek için ihtiyaç nispetinde onlara zaman zaman peygamberler göndermiştir. Bu peygamberlerin sonuncusu Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s)'dir. Ondan sonra artık peygamber gönderilmeyecektir. "Muhammed adamlarınızdan hiçbirinin babası değildir. O, ancak Allah'ın elçisi ve peygamberlerin sonuncusudur" (1).
    Diğer ümmetlerde olduğu gibi Peygamberimizin ümmeti arasında da zamanla bid'at ve hurafeler baş gösterebilir ve bunun neticesinde müslümanlar dinden ve peygamberimizin sünnetinden uzaklaşmakla karşı karşıya gelebilirler. Ayrıca her gün değişen hayat şartları ve ilerleyen teknikle birlikte birtakım yeni meseleler ortaya çıkar ve bunlara dinî açıdan bir hüküm verme ihtiyacı doğar.
    Toplum içinde çıkan bid'atlere karşı koyacak, dine yapılan saldırılar karşısında dini savunacak, yeni meselelere bir çözüm bulabilecek ve müslümanlara yeniden dinlerini öğretip onları yönlendirecek şahsiyetlere de bu ölçüde ihtiyaç hissedilir ki, peygamberlik müessesesi sona erdiğinden ve bundan sonra artık peygamber gelmeyeceğinden bu görev Peygamberimizin ümmetinden çıkan âlimlere düşmektedir. Bu âlimlere dinî literatürde "müceddid" denilmektedir.
    Peygamber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır: "Şüphesiz ki, Allah her yüzyılın başında bu ümmete dinî işlerini yenileyecek bir müceddid gönderecektir" (2).
    Bir çok İslâm alimi diyor ki hadiste yer alan (men yüceddidü) sözünden maksat bir zatdır. Ve Allah'û Teâlâ her yüz sene başında salih ve alim bir kimseyi müslümanların dinini tazelemek için gönderir. İlk yüz senenin müceddidi, Ömer İbni Abdilaziz, ikinci yüz seneninki İmamı Şafiî üçüncü yüz seneninki Ebul Hasen el Eşarî, dördüncü yüz seneninki Ebû Hamid el-İsfiraini. beşinci yüz senenin ki İmamı Gazalî'dir (3)
    Bazı alimlere göre de hadiste geçen (men yüceddidü) sözünden maksat bir zat değil, bir cemaat bir kadrodur. Zira (men) kelimesi mevsuledir. Mufret için geldiği gibi tesniye ve cemi için de gelir.
    Buna göre hadisin mânâsı şöyle olur. Şüphesiz Allah'û Teâlâ her yüz sene başında bu ümmetin dinini tazeleyen alim ve yetiştirici bir kadro bir cemaat gönderir (4).
    İkinci izah akla ve mantığa daha yatkındır. Buna göre her zamanda İslâm âleminin çeşitli ülkelerinde bulunan alim ve müslüman yazarların yazdıkları eser ve gösterdikleri müsbet hareketleri ile tecdid hareketlerinde payları vardır. Ve her birisi tecdid hareketinin birer üyesi ve her birisinin onda birer hissesi vardır.
    Hadisin bazı rivayetlerinde, gönderilecek müceddidin, Rasulûllah'ın temiz sülalesinden olacağı bildirilmiştir. Ayrıca gelecek müceddidin bir değil birkaç olacağını söyleyenler de vardır.
    İmam Suyutî tecdid hadisesi hakkında bir eser yazmış ve gelip geçen müceddidleri gösteren manzum cedveller nakletmiştir. Son cedvele göre o zamana kadar gelip geçen müceddidler şunlardır: Ömer b. Abdulaziz, İmam Şâfiî, İmam Ebu'l-Hasan el-Eş'arî, Ahmed İsferanî, İmam Gazalî, Fahruddîn Razî, Takyuddin b. Dakîki'l-Iyd ve İmam Bulkînî (Bulukkînî).
    Bunların bazıları hakkında ihtilaf vardır. İmam Suyutî dokuzuncusunun kendisi olmasını ümit ediyor. Dinde reform yapmak isteyenler. müceddidle ilgili bu hadisin kapsamına girmez. Nitekim gelmiş geçmiş bunca ulema içinden bir tanesi bile bu hadisi dinde reform manasına almamıştır.
    Müceddid ile müteceddid'i birbirine karıştırmamak gerekir. Zira aralarında büyük fark vardır. Müteceddid, yenilik taraftarı olan, İslâm ile câhiliyye (bugünkü anlamıyla pozitivizm, materyalizm)'nin uzlaştırılmasından yeni bir sentez ortaya çıkaran ve ümmeti cahiliyye rengine boyayan kimsedir. Bunların gayesi dini tecdid değil onu yeniye uydurmadır. Müceddid ise; İslâm'ı cahiliyyenin bütün unsurlarından temizleyen sonra da mümkün olduğu kadar onu katışıksız olarak, olduğu gibi hayata iade eden demektir. Müceddid, cahiliyye ile anlaşmak ve uzlaşmaktan uzak olur ve her ne kadar önemsiz olursa olsun cahiliyyenin hiç bir izinin İslâm'ın herhangi bir kısmına yerleşmesine sabredemez.
    Müceddidle peygamber arasında fark vardır. Peygamber; Allah tarafından açıkça emir almıştır. Kendisine vahiy gelir, peygamberlik davasıyla işe başlar ve insanları kendisine davet eder; îman veya küfür onun davasını kabul etmeye veya etmemeye bağlıdır.
    Müceddid böyle değildir. O, Allah, tarafından memur olsa bile teşriî olmayan, bir din ve düzen getirmekle ilgisi bulunmayan bir emirle memûr olabilir. Çok defa kendisi müceddid olduğunu fark etmez, ancak kendisi vefat ettikten sonra fark edilir.
    Müceddid de bulunması zarurî olan vasıflar şunlardır: Berrak bir zihin, keskin bir görüş, dosdoğru bir düşünüş, ifratla tefrit arasındaki orta yolu bulma ve buna riayet etmeye ait nadir kudret, asırlar boyu yerleşip kökleşmiş kanaatlerin ve yeni durumların tesiri altında kalmaktan sıyrılmış tefekkür gücü, doğru yoldan sapıtmış olan zamanının gidişi ile mücadele cesareti, yeniden kurmak ve ictihad etmek için gerekli olan ve Allah tarafından bağışlanmış bulunan liderlik ve önderlik kabiliyeti... Ayrıca müceddidin İslâm esaslarını gönlünün derinliklerinden kabul etmiş ve kendi görüş, anlayış ve düyuşu içinde gerçekten inanmış olması, en küçük işlerde bile İslâm ile câhiliyyetin farkını bilmesi, asırların topladığı çıkmazlar yığını altından hakkı, gerçeği gün yüzüne çıkarması gereklidir.
    Peygamber (sav)'den bir hadis rivayet ediliyor. Hadisin meali şöyledir: Şüphesiz Allahü Teâlâ her yüz sene başında bu ümmetin dinini tazeleyen bir müceddid gönderir.
    Meali nakil edilen hadisi Ebu Davud. Hakim ve Tabarani onu rivayet etmişlerdir. Bir çok İslâm alimi diyor ki hadiste yer alan (men yüceddidü) sözünden maksat bir zatdır. Ve Allah'û Teâlâ her yüz sene başında salih ve alim bir kimseyi müslümanlann dinini tazelemek için gönderir.
    İlk yüz senenin müceddidi, Ömer İbni Abdilaziz, ikinci yüz seneninki İmamı Şafiî, üçüncü yüz seneninki Ebul Hasen el Eşarî, dördüncü yüz seneninki Ebû Hamid el-İsfiraini. beşinci yüz senenin ki İmamı Gazalî'dir (5).
    Bazı alimlere göre de hadiste geçen (men yüceddidü) sözünden maksat bir zat değil, bir cemaat bir kadrodur. Zira (men) kelimesi mevsuledir. Mufret için geldiği gibi tesniye ve cemi için de gelir.
    Buna göre hadisin mânâsı şöyle olur. Şüphesiz Allah'û Teâlâ her yüz sene başında bu ümmetin dinini tazeleyen alim ve yetiştirici bir kadro bir cemaat gönderir (6).
    Buna göre her zamanda İslâm âleminin çeşitli ülkelerinde bulunan alim ve müslüman yazarların yazdıkları eser ve gösterdikleri müsbet hareketleri ile tecdid hareketlerinde payları vardır. Ve her birisi tecdid hareketinin birer üyesi ve her birisinin onda birer hissesi vardır. Demek bu zamanın müceddidi İslâm âleminde fikir ve eserleri ile İslâm'a hizmet verip topluma iman nuru zerk etmiş ve eden salih ve alimlerin heyeti mecmuasıdır.
    Bizim kanaatimiz de bu minvaldedir. Birinci açıklamaya göre ise müceddidi tayin etmek zor olduğu gibi adeta bir çok kişinin mücahedelerini hiçe sayarak hakkını alıp birisine devir etmek gibi oluyor. Bu zamanda çeşitli İslâmî cemaatlerle görüşüp teatii efkârda bulunduk. Her bir cemaat bizim hocamız İslâm'a daha fazla insan yetiştirmiştir. Bunun için zamanımızın müceddidi ve mehdisi varsa bizim hocamızdır başka kimse olamaz diyor ve böylece çeşitli fikirler ve birbirine zıt iddialar ortaya çıkarak tefrika meydana geliyor.
    Tarihte İslâm'a hizmet edenler şüphesiz çok olmuştur ve olmaktadır. Ama onları tecdid ve mehdilik makamına getirme yetkisi Allah'ındır. Cemiyet ve cemaatın yetkisi dışındadır.
    Peygamber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır: "Şüphesiz ki, Allah her yüzyılın başında bu ümmete dinî işlerini yenileyecek hir müceddid gönderecektir" (Ebu Davud, Melahim, 1)


    Kaynak : Sorularla İslamiyet


  5. 09.Ağustos.2011, 23:08
    3
    HAMMADUN
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Aralık.2010
    Üye No: 81065
    Mesaj Sayısı: 1,021
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Merak ettim bişe son müceddit kim

    Elhamdulillah,
    Alıntı
    Tarihte İslâm'a hizmet edenler şüphesiz çok olmuştur ve olmaktadır Ama onları tecdid ve mehdilik makamına getirme yetkisi Allah'ındır Cemiyet ve cemaatın yetkisi dışındadır
    Beyza34 Kardeşim. Allah-u Taala Razı Olsun.

    Rab'bim Cümlemizden Razı Olsun. Amin.


  6. 09.Ağustos.2011, 23:08
    3
    HAMMADUN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Elhamdulillah,
    Alıntı
    Tarihte İslâm'a hizmet edenler şüphesiz çok olmuştur ve olmaktadır Ama onları tecdid ve mehdilik makamına getirme yetkisi Allah'ındır Cemiyet ve cemaatın yetkisi dışındadır
    Beyza34 Kardeşim. Allah-u Taala Razı Olsun.

    Rab'bim Cümlemizden Razı Olsun. Amin.


  7. 09.Ağustos.2011, 23:33
    4
    NURİMERCAN
    İNNALLAHE MEASSABİRİN

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 30.Eylül.2010
    Üye No: 79255
    Mesaj Sayısı: 221
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 3
    Yaş: 40
    Bulunduğu yer: kırıkkale

    Cevap: Merak ettim bişe son müceddit kim

    Son Müceddid meselesii



    Sual : Yeni bir müceddid daha olacak mı?
    Cevap :
    Üstad Bediüzzaman’ın beyanlarına istinaden Nur Talebeleri, Hazret-i Üstadın müceddid olduğuna inanırlar. Hayatı ve eserleri de bunu ispat eder mahiyettedir.
    Fakat Hz. Üstad kendisinden ziyade Risale-i Nur’u müceddid olarak takdim eder. Bunu yaparken kendisinin fânî bir şahıs olduğunu ve Risale-i Nur’un bâki bir eser olduğunu vurgular. Bu mevzuda şöyle der:
    “Her asırda dine ve imana tam hizmet eden müceddidler geldikleri gibi, bu acib ve komitecilik ve şahs-ı manevî-i dalaletin tecavüzü zamanında bir şahs-ı manevî müceddid olmak lâzım gelir. Eski zamana benzemez. Şahıs ne kadar da hârika olsa, şahs-ı manevîye karşı mağlub olmak kabildir. Risale-i Nur'un o cihette bir nevi müceddid olması kaviyyen muhtemel (kuvvetli ihtimal)olduğundan o sıfatlar, hâşâ benim haddim değil; belki mükerrer yazdığım gibi, benim hayatım Risale-i Nur'a bir nevi çekirdek olabilir. Kur'anın feyziyle Cenab-ı Hakk'ın ihsanıyla o çekirdekten Risale-i Nur'un meyvedar, kıymetdar birağaç hükmüne icad-ı İlahî ile geçmesidir. Ben bir çekirdektim, çürüdüm gittim. Bütün kıymet Kur'an-ı Hakîm'in manası ve hakikatlı tefsiri olan Risale-i Nur'a aittir.” (Emirdağ Lâhikası)
    Ayrıca Risale-i Nur’un vazifesinin devam ettiği hakkında; “Evet dinin, şeriatın ve Kur'an'ın yüzden ziyade tılsımlarını, muammalarını hall ve keşfeden ve en muannid dinsizleri susturup ilzam eden ve Mi'rac ve haşr-i cismanî gibi sırf akıldan çok uzak zannedilen Kur'an hakikatlarını en mütemerrid ve en muannid feylesoflara ve zındıklara karşı güneş gibi isbat eden ve onların bir kısmını imana getiren Risale-i Nur eczaları, elbette Küre-i Arz ve küre-i havaiyeyi kendi ile alâkadar eder ve bu asrı ve istikbali kendi ile meşgul edecek bir hakikat-ı Kur'aniyedir ve ehl-i iman elinde bir elmas kılınçtır.” der.
    Yâni Risale-i Nur’un sadece bu asır için yazılmadığı ve gelen istikbali de nurlandıracağını söyler. Risale-i Nur’un imana yaptığı kuvvetli hizmet ve imansızlık ve dünya perestliğin halen devamı bu hükmü desteklemektedir.
    Ayrıca çok alametlerinin ortaya çıkmış olması sebebiyle âhirzamanda yaşıyor olduğumuz anlaşılmaktadır. Demek ki, çok uzak olmayan bir istikbalde ve Risale-i Nur’un hizmet devresinin arkasından kıyametin kopması ihtimal dahilindedir.
    Bu mevzuda Üstad şöyle der: “Bu hakikatdan anlaşılıyor ki; sonra gelecek o mübarek zat, Risale-i Nuru bir programı olarak neşir ve tatbik edecek.”
    Netice olarak; bundan sonra bir müceddid de gelse, yapacağı hizmet Risale-i Nur’la imana ve İslâm’a hizmet etmek olacaktır inşaallah. Her şeyin hakikatini ancak Allah hakkıyla bilir. Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler! O'ndan gelen herşeye razıyız.

    Sual : Üstad Bediüzzaman'ın müceddid olduğunun delilleri nelerdir?
    Cevap :
    Müceddidlik meselesi, delillerle isbat edilen değil, vicdani kanaatle bilinen bir meseledir. Her bir mesele için kuvvetli delil aranmayacağını Üstad da Risale-i Nur'da bahseder.
    Bu meselenin isbatı için tarih ve icazet yeterli olmaz. Öncelikli olarak müceddidliğin manasının ve tarihteki müceddidlerin iyice anlaşılmış olması gerekir.
    Aslında bu konudaki en büyük delil, Üstad Hz.nin yazdığı Risale-i Nur Külliyatıdır. Risale-i Nur'un imana hizmette büyük bir yenilik yaptığı ortadadır. Fakat bu, ancak Risale-i Nur'lar ve Üstad'ın hayatı iyice incelendikten sonra tam olarak anlaşılabilir.
    Diğer önemli olabilecek bir işaret ise, İslam dünyasından pek çok alimlerin Risaleleri ve Üstadı inceledikten sonra, Üstadın müceddidliğinde ittifak etmeleridir. Üstadın muasırlarından, başka hiç bir alim üzerinde bu derece bir ittifak olmamıştır.
    Üstad Hazretleri de Risale-i Nur'un müceddidlik vazifesi yaptığını bir kaç yerde vurgular.
    Üstad Bediüzzaman ve Risale-i Nur hakkında az çok bir bilgisi olan herkese bu konuda fayda verebilecek bir şey de önceki asrın müceddidi olarak bilinen Nakşî büyüklerinden Mevlana Halid-i Bağdadî (ks) hazretleri ile Üstad Hazretlerinin hayatında yüz sene arayla olan ilginç tevafuklardır. Mesela,
    Hz. Mevlana Halid'in doğumu: 1193
    Üstad'ın doğumu: 1293 (1877)
    Hz. Mevlana Halid'in Hindistan'ın başkentine gitmesi: 1224
    Üstad'ın Osmanlı'nın başkenti İstanbul'a gidişi: 1324 (1908)
    Hz. Mevlana Halid'in Bağdad'a dönmesi:1238
    Üstad'ın memleketine dönmesi: 1338 (1922)
    Bu yüz senelik farklar şu hadis-i şerifin ışığında değerlendirildiğinde daha bir önem kazanmaktadır:
    "Muhakkak ki Allah, her yüz sene başında bu ümmet için dinlerini yenileyecek birini (müceddid) gönderir" (Hâkim ve Taberânî)


  8. 09.Ağustos.2011, 23:33
    4
    İNNALLAHE MEASSABİRİN
    Son Müceddid meselesii



    Sual : Yeni bir müceddid daha olacak mı?
    Cevap :
    Üstad Bediüzzaman’ın beyanlarına istinaden Nur Talebeleri, Hazret-i Üstadın müceddid olduğuna inanırlar. Hayatı ve eserleri de bunu ispat eder mahiyettedir.
    Fakat Hz. Üstad kendisinden ziyade Risale-i Nur’u müceddid olarak takdim eder. Bunu yaparken kendisinin fânî bir şahıs olduğunu ve Risale-i Nur’un bâki bir eser olduğunu vurgular. Bu mevzuda şöyle der:
    “Her asırda dine ve imana tam hizmet eden müceddidler geldikleri gibi, bu acib ve komitecilik ve şahs-ı manevî-i dalaletin tecavüzü zamanında bir şahs-ı manevî müceddid olmak lâzım gelir. Eski zamana benzemez. Şahıs ne kadar da hârika olsa, şahs-ı manevîye karşı mağlub olmak kabildir. Risale-i Nur'un o cihette bir nevi müceddid olması kaviyyen muhtemel (kuvvetli ihtimal)olduğundan o sıfatlar, hâşâ benim haddim değil; belki mükerrer yazdığım gibi, benim hayatım Risale-i Nur'a bir nevi çekirdek olabilir. Kur'anın feyziyle Cenab-ı Hakk'ın ihsanıyla o çekirdekten Risale-i Nur'un meyvedar, kıymetdar birağaç hükmüne icad-ı İlahî ile geçmesidir. Ben bir çekirdektim, çürüdüm gittim. Bütün kıymet Kur'an-ı Hakîm'in manası ve hakikatlı tefsiri olan Risale-i Nur'a aittir.” (Emirdağ Lâhikası)
    Ayrıca Risale-i Nur’un vazifesinin devam ettiği hakkında; “Evet dinin, şeriatın ve Kur'an'ın yüzden ziyade tılsımlarını, muammalarını hall ve keşfeden ve en muannid dinsizleri susturup ilzam eden ve Mi'rac ve haşr-i cismanî gibi sırf akıldan çok uzak zannedilen Kur'an hakikatlarını en mütemerrid ve en muannid feylesoflara ve zındıklara karşı güneş gibi isbat eden ve onların bir kısmını imana getiren Risale-i Nur eczaları, elbette Küre-i Arz ve küre-i havaiyeyi kendi ile alâkadar eder ve bu asrı ve istikbali kendi ile meşgul edecek bir hakikat-ı Kur'aniyedir ve ehl-i iman elinde bir elmas kılınçtır.” der.
    Yâni Risale-i Nur’un sadece bu asır için yazılmadığı ve gelen istikbali de nurlandıracağını söyler. Risale-i Nur’un imana yaptığı kuvvetli hizmet ve imansızlık ve dünya perestliğin halen devamı bu hükmü desteklemektedir.
    Ayrıca çok alametlerinin ortaya çıkmış olması sebebiyle âhirzamanda yaşıyor olduğumuz anlaşılmaktadır. Demek ki, çok uzak olmayan bir istikbalde ve Risale-i Nur’un hizmet devresinin arkasından kıyametin kopması ihtimal dahilindedir.
    Bu mevzuda Üstad şöyle der: “Bu hakikatdan anlaşılıyor ki; sonra gelecek o mübarek zat, Risale-i Nuru bir programı olarak neşir ve tatbik edecek.”
    Netice olarak; bundan sonra bir müceddid de gelse, yapacağı hizmet Risale-i Nur’la imana ve İslâm’a hizmet etmek olacaktır inşaallah. Her şeyin hakikatini ancak Allah hakkıyla bilir. Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler! O'ndan gelen herşeye razıyız.

    Sual : Üstad Bediüzzaman'ın müceddid olduğunun delilleri nelerdir?
    Cevap :
    Müceddidlik meselesi, delillerle isbat edilen değil, vicdani kanaatle bilinen bir meseledir. Her bir mesele için kuvvetli delil aranmayacağını Üstad da Risale-i Nur'da bahseder.
    Bu meselenin isbatı için tarih ve icazet yeterli olmaz. Öncelikli olarak müceddidliğin manasının ve tarihteki müceddidlerin iyice anlaşılmış olması gerekir.
    Aslında bu konudaki en büyük delil, Üstad Hz.nin yazdığı Risale-i Nur Külliyatıdır. Risale-i Nur'un imana hizmette büyük bir yenilik yaptığı ortadadır. Fakat bu, ancak Risale-i Nur'lar ve Üstad'ın hayatı iyice incelendikten sonra tam olarak anlaşılabilir.
    Diğer önemli olabilecek bir işaret ise, İslam dünyasından pek çok alimlerin Risaleleri ve Üstadı inceledikten sonra, Üstadın müceddidliğinde ittifak etmeleridir. Üstadın muasırlarından, başka hiç bir alim üzerinde bu derece bir ittifak olmamıştır.
    Üstad Hazretleri de Risale-i Nur'un müceddidlik vazifesi yaptığını bir kaç yerde vurgular.
    Üstad Bediüzzaman ve Risale-i Nur hakkında az çok bir bilgisi olan herkese bu konuda fayda verebilecek bir şey de önceki asrın müceddidi olarak bilinen Nakşî büyüklerinden Mevlana Halid-i Bağdadî (ks) hazretleri ile Üstad Hazretlerinin hayatında yüz sene arayla olan ilginç tevafuklardır. Mesela,
    Hz. Mevlana Halid'in doğumu: 1193
    Üstad'ın doğumu: 1293 (1877)
    Hz. Mevlana Halid'in Hindistan'ın başkentine gitmesi: 1224
    Üstad'ın Osmanlı'nın başkenti İstanbul'a gidişi: 1324 (1908)
    Hz. Mevlana Halid'in Bağdad'a dönmesi:1238
    Üstad'ın memleketine dönmesi: 1338 (1922)
    Bu yüz senelik farklar şu hadis-i şerifin ışığında değerlendirildiğinde daha bir önem kazanmaktadır:
    "Muhakkak ki Allah, her yüz sene başında bu ümmet için dinlerini yenileyecek birini (müceddid) gönderir" (Hâkim ve Taberânî)


  9. 10.Ağustos.2011, 02:48
    5
    KaLPNuRu
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 05.Temmuz.2009
    Üye No: 49085
    Mesaj Sayısı: 499
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5
    Bulunduğu yer: München

    Cevap: Merak ettim bişe son müceddit kim

    Selamunaleykum,

    tüm islam ülkerinden istisare yapilarak karar verilmis olarak belirtilmistir..
    Sanirim gecen senenin sonlarinda..




  10. 10.Ağustos.2011, 02:48
    5
    Devamlı Üye
    Selamunaleykum,

    tüm islam ülkerinden istisare yapilarak karar verilmis olarak belirtilmistir..
    Sanirim gecen senenin sonlarinda..




  11. 10.Ağustos.2011, 02:51
    6
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,606
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 336
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Merak ettim.. Son müceddit kimdir?

    Her cemaat her gurup her hizip kendi lider veya kendi görşlerine yakın olanı müceddit görür.
    Müceddidin kim olduğunu bilmemiz hayatımzda fazla bir değiştirmez.
    Kuran ve Sünnet olması bizim için yeterlidir.


  12. 10.Ağustos.2011, 02:51
    6
    Moderatör
    Her cemaat her gurup her hizip kendi lider veya kendi görşlerine yakın olanı müceddit görür.
    Müceddidin kim olduğunu bilmemiz hayatımzda fazla bir değiştirmez.
    Kuran ve Sünnet olması bizim için yeterlidir.





+ Yorum Gönder