Konusunu Oylayın.: Gülen'e Karşı Vahdet-i Vücûd Müdâfası

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Gülen'e Karşı Vahdet-i Vücûd Müdâfası
  1. 16.Temmuz.2011, 04:34
    1
    hurrican
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Temmuz.2011
    Üye No: 88751
    Mesaj Sayısı: 25
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Gülen'e Karşı Vahdet-i Vücûd Müdâfası






    Gülen'e Karşı Vahdet-i Vücûd Müdâfası Mumsema Risalei nur ve Fethullah Gülene sempatisi olan arkadaşlara duyrulur.

    Vahdet-i Vücud müdafası yapmak için kurulmuş bir sitede Fethullah Gülen'in bir yazısına uzun bir cevap verilmiş. Fikrimi sorarsanız, fikri olarak Fethullah Gülen hırpalanmış gözüküyor. Bu yazıya yani o sitede yazılan müdafa yazısına bir cevap verecek arkadaş burda var mı? Bence cevap vermeniz zor gözüküyor ama, bi cevap yazarsanız iyi olur diye düşünüyorum. Aşağıda linki veriyorum. Fethullah Gülen'e Karşı Vahdet-i Vücûd Müdâfası -1

    Ayrıca şunu belirteyim. Müdâfa yazısını yazan arkadaştan özel mesaj yolu ile öğrendiğim kadarıyla, Fethullah Gülen'in birkaç yazısına daha cevap verildikten sonra, Said Nûrsinin vahdet-i vücud ve Muhyiddin Arabi ile ilgili bütün itirazlarına satır satır cevap verilecekmiş. Takip etmenizde fayda var bence. Meseleye vakıf olan arkadaşlar bu yazılara cevap verebilirse şahsen aydınlanırım diye düşünüyorum. Bilgisi olan arkadaşlar varsa meseleye el atsın. Ancak, müdafa yapan arkadaşın, üslup ve içerik olarak çok kuvvetli olduğunu gördüm, işiniz çok zor gözüküyor, beni yanıltacak arkadaşların çıkmasını bekliyorum.


  2. 16.Temmuz.2011, 04:34
    1
    hurrican - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye



    Risalei nur ve Fethullah Gülene sempatisi olan arkadaşlara duyrulur.

    Vahdet-i Vücud müdafası yapmak için kurulmuş bir sitede Fethullah Gülen'in bir yazısına uzun bir cevap verilmiş. Fikrimi sorarsanız, fikri olarak Fethullah Gülen hırpalanmış gözüküyor. Bu yazıya yani o sitede yazılan müdafa yazısına bir cevap verecek arkadaş burda var mı? Bence cevap vermeniz zor gözüküyor ama, bi cevap yazarsanız iyi olur diye düşünüyorum. Aşağıda linki veriyorum. Fethullah Gülen'e Karşı Vahdet-i Vücûd Müdâfası -1

    Ayrıca şunu belirteyim. Müdâfa yazısını yazan arkadaştan özel mesaj yolu ile öğrendiğim kadarıyla, Fethullah Gülen'in birkaç yazısına daha cevap verildikten sonra, Said Nûrsinin vahdet-i vücud ve Muhyiddin Arabi ile ilgili bütün itirazlarına satır satır cevap verilecekmiş. Takip etmenizde fayda var bence. Meseleye vakıf olan arkadaşlar bu yazılara cevap verebilirse şahsen aydınlanırım diye düşünüyorum. Bilgisi olan arkadaşlar varsa meseleye el atsın. Ancak, müdafa yapan arkadaşın, üslup ve içerik olarak çok kuvvetli olduğunu gördüm, işiniz çok zor gözüküyor, beni yanıltacak arkadaşların çıkmasını bekliyorum.


    Benzer Konular

    - Vahdet-i vücud nedir? Vahdet-i vücud nedir?

    - Süleymân Hilmi Tunahan'ın bir yazısına Karşı Vahdet-i Vücûd Müdâfası

    - Vahdet-i Vücûd inancı hakkında

    - Vahdet'i Vücud Inancı

    - Ey Vahdet-i vücud hırsızı!

  3. 16.Temmuz.2011, 10:28
    2
    islamyolu
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Mayıs.2011
    Üye No: 87477
    Mesaj Sayısı: 2,615
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Fethullah Gülen'e Karşı Vahdet-i Vücûd Müdâfası




    belki burada başka sevenleri vardır cevap verecek. Ama ben Fethullah gülene karşı soğumuşum. Nasılki marmara gemidekiler şehit degil , geçende Zerdüştlük Ahlak dini dedi. Hıristiyanlara Yahudilere övgüler yaptı. arkadaşın dedigi gibi buraya konuyu yaz. bizde burada gerekeni söyleriz..


  4. 16.Temmuz.2011, 10:28
    2
    islamyolu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli



    belki burada başka sevenleri vardır cevap verecek. Ama ben Fethullah gülene karşı soğumuşum. Nasılki marmara gemidekiler şehit degil , geçende Zerdüştlük Ahlak dini dedi. Hıristiyanlara Yahudilere övgüler yaptı. arkadaşın dedigi gibi buraya konuyu yaz. bizde burada gerekeni söyleriz..


  5. 16.Temmuz.2011, 10:33
    3
    islamyolu
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Mayıs.2011
    Üye No: 87477
    Mesaj Sayısı: 2,615
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Fethullah Gülen'e Karşı Vahdet-i Vücûd Müdâfası

    Alıntı
    Kardeş hizmeti binlerce biz her cemaatin iyiliklerini yazalım ğıybet etmeyelim
    Kardeşim Gıybet degilki. iyiliklerinide yazarım. Ama bir insanın agzından çıkan laflar dine zarar verecekse bunu bizler gerçegini bilipte söylemesek ben bunun vebalını alamam ki. Neyse boşver Kardeş. bu konu ilerlemesin. bence Moderatör kardeşler varsa kapatsın. çünkü baya tartışmalar cıkar..


  6. 16.Temmuz.2011, 10:33
    3
    islamyolu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Alıntı
    Kardeş hizmeti binlerce biz her cemaatin iyiliklerini yazalım ğıybet etmeyelim
    Kardeşim Gıybet degilki. iyiliklerinide yazarım. Ama bir insanın agzından çıkan laflar dine zarar verecekse bunu bizler gerçegini bilipte söylemesek ben bunun vebalını alamam ki. Neyse boşver Kardeş. bu konu ilerlemesin. bence Moderatör kardeşler varsa kapatsın. çünkü baya tartışmalar cıkar..


  7. 16.Temmuz.2011, 11:25
    4
    @hmet
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Mayıs.2007
    Üye No: 771
    Mesaj Sayısı: 7,758
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: gölbaşı

    Cevap: Fethullah Gülen'e Karşı Vahdet-i Vücûd Müdâfası

    Alıntı
    Kardeşim Gıybet degilki iyiliklerinide yazarım Ama bir insanın agzından çıkan laflar dine zarar verecekse bunu bizler gerçegini bilipte söylemesek ben bunun vebalını alamam ki Neyse boşver Kardeş bu konu ilerlemesin bence Moderatör kardeşler varsa kapatsın çünkü baya tartışmalar cıkar
    Ğıybetin tanımı nedir kardeş bilmiyormusun?
    Sözü geçen şahıs senin söylediklerinden hoşlanmıyorsa ki asla hoşlanmaz bu ğıybetin ta kendisidir.


  8. 16.Temmuz.2011, 11:25
    4
    Üye
    Alıntı
    Kardeşim Gıybet degilki iyiliklerinide yazarım Ama bir insanın agzından çıkan laflar dine zarar verecekse bunu bizler gerçegini bilipte söylemesek ben bunun vebalını alamam ki Neyse boşver Kardeş bu konu ilerlemesin bence Moderatör kardeşler varsa kapatsın çünkü baya tartışmalar cıkar
    Ğıybetin tanımı nedir kardeş bilmiyormusun?
    Sözü geçen şahıs senin söylediklerinden hoşlanmıyorsa ki asla hoşlanmaz bu ğıybetin ta kendisidir.


  9. 16.Temmuz.2011, 11:54
    5
    islamyolu
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Mayıs.2011
    Üye No: 87477
    Mesaj Sayısı: 2,615
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Fethullah Gülen'e Karşı Vahdet-i Vücûd Müdâfası

    Ahmet o zaman Zekeriya beyaza da birşey demeyin , Ali bardakçıoğlunada , daha bir çok var. onlara gelince Agzınızdan geleni ediyorsunuz. gıybet olmuyor. ben gelmişim Fikirleri şöyle böyle diyorum.

    fikirlerini söylüyorum sizlere. benimki gıybet oluyor. Ya yapmayın etmeyin. ben şimdi bir kitap yazsam dinde olmayan şeyleri hurafeleri koysam veya şirk içeren kelimeler koysam. Birisi Forumda beni konu yapsa. Sizlerde Bilmiyorum mu diyeceksiniz. kitabında şirk içeren kelimeler var desen dedikodumu olacak. gıybetmi olacak.

    Alıntı
    Ğıybetin tanımı nedir kardeş bilmiyormusun?
    Sözü geçen şahıs senin söylediklerinden hoşlanmıyorsa ki asla hoşlanmaz bu ğıybetin ta kendisidir.
    kardeş ben ona iftira atmıyorum ki. kendi dilinden söylüyorum. neden hoşlanmamışki zaten o kelimeleri kendisi söylemiş. videosunu istiyorsanızda gösterebilirim..

    ben aslında bu konuya ilk cevap verdigimde hemen silecektim ama ben silmeden hemen bir arkadaş alıntı yaptıgı için silemedim. Yoksa biliyorum konu uzar. uzamasınıda istemem asla konunun.


  10. 16.Temmuz.2011, 11:54
    5
    islamyolu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Ahmet o zaman Zekeriya beyaza da birşey demeyin , Ali bardakçıoğlunada , daha bir çok var. onlara gelince Agzınızdan geleni ediyorsunuz. gıybet olmuyor. ben gelmişim Fikirleri şöyle böyle diyorum.

    fikirlerini söylüyorum sizlere. benimki gıybet oluyor. Ya yapmayın etmeyin. ben şimdi bir kitap yazsam dinde olmayan şeyleri hurafeleri koysam veya şirk içeren kelimeler koysam. Birisi Forumda beni konu yapsa. Sizlerde Bilmiyorum mu diyeceksiniz. kitabında şirk içeren kelimeler var desen dedikodumu olacak. gıybetmi olacak.

    Alıntı
    Ğıybetin tanımı nedir kardeş bilmiyormusun?
    Sözü geçen şahıs senin söylediklerinden hoşlanmıyorsa ki asla hoşlanmaz bu ğıybetin ta kendisidir.
    kardeş ben ona iftira atmıyorum ki. kendi dilinden söylüyorum. neden hoşlanmamışki zaten o kelimeleri kendisi söylemiş. videosunu istiyorsanızda gösterebilirim..

    ben aslında bu konuya ilk cevap verdigimde hemen silecektim ama ben silmeden hemen bir arkadaş alıntı yaptıgı için silemedim. Yoksa biliyorum konu uzar. uzamasınıda istemem asla konunun.


  11. 16.Temmuz.2011, 12:48
    6
    dr.mustafa
    Hüzündür bana yakışan

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 29.Kasım.2009
    Üye No: 67190
    Mesaj Sayısı: 321
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 4
    Yaş: 25
    Bulunduğu yer: Beşiktaş, İSTANBUL

    Cevap: Fethullah Gülen'e Karşı Vahdet-i Vücûd Müdâfası

    yaa ne saçma bir müdafaadır bu yaaa??? işte klasik akılcı aklıyla yorum yapıyo saçma insan kalbi bu işleri göremiyo yazık ki ne yazık



  12. 16.Temmuz.2011, 12:48
    6
    Hüzündür bana yakışan
    yaa ne saçma bir müdafaadır bu yaaa??? işte klasik akılcı aklıyla yorum yapıyo saçma insan kalbi bu işleri göremiyo yazık ki ne yazık



  13. 16.Temmuz.2011, 14:03
    7
    hurrican
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Temmuz.2011
    Üye No: 88751
    Mesaj Sayısı: 25
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Cevap: Fethullah Gülen'e Karşı Vahdet-i Vücûd Müdâfası

    İlk arkadaş reklamdan bahsetmiş. Amacımız reklam değil kardeş, müslümanlara hizmet etmek. Ordaki metni buraya kopyalayıp yapıştırmaya çalışacağım fakat o metin bir cevap metni olduğu için, kalın yazılarla ince yazılar için epey uğraşmam gerekecek. Beni yoruyorsunuz. Aşağıya yapıştırıyorum.

    Bu sitede Süleyman Hilmi Tunahana da cevap verilmiş, Tabiri caiz ise müdafa yapan arkadaş sayın tunahanı ezmiş. Vahdet-i Vücud konusuna i'tiraz eden kim çıkarsa ve hangi yazı çıkarsa müdafa yaptığı için konuyla ilgilenenlere bu sitenin ismini vereyim madem link vermeye izin vermiyorsunuz.

    ----------------------------

    Metni aşağıya yapıştırıp, işlemeye çalışacağım.

    Google da "vahdet-i vücûd" yazıp arattırma yaptığınızda ilk sayfalarda Fethullah Gülen'in iki yazısıyla karşılaşıyorsunuz. Bu yazılar yıllardır Google da karşımıza çıkıyor. Her iki yazıya da bir cevap yazmayı düşünüyorum. Önce küçük hacimli olan ile başlıyorum. Fethullah Gülen'in benim bilmediğim, Vahdet-i vücûd ve Muhyiddîn Arabî hazretleriyle ilgili eleştirel yazıları vâr ise ve paylaşırsanız, aşağıda olduğu gibi eleştiriye karşı müdâfâ hakkımızı kullanırız.

    Vahdet-i Vücûd ve Gaybe İman
    Fethullah Gülen, Sızıntı, Şubat 2001, Cilt 23, Sayı 265

    Vahdet-i vücûd, bir hâl mesleğidir ve hem tasavvufta, hem de umumî İslâm binası içinde eksik bir mertebedir. Gaybe iman, hususiyle tahkike ve yakîne ulaşmış iman mertebesinin mertebelerin en büyüğü olduğunu hem İmam Rabbanî, hem de Bediüzzaman söylüyor. Çünkü bu durumda, meseleyi ihata edemesek bile, nazarî ve icmalî olarak vahye göre, Resûlüllah'ın (sallâllahü aleyhi vesellem) getirdiği hakikate göre kabullenmiş oluruz ve tehlikeye de, vartaya da düşmeyiz. Kur'ân cemaatine göre, "O müminler gaybe inanırlar" (Bakara, 2/3) cümlesi, en büyük hakikati ifade etmektedir. Gayb, mukayyedi ile mutlakı ile ne ise, biz ona öyle inanırız. Bu, tabiî kendi içinde, belki insanlar sayısınca mertebeleri olmakla birlikte en yüksek mertebedir ve enbiya-yı izamın mertebesidir. İdrak ve ihatanın da ötesindedir. "Lâ tüdrikühü'l-ebsar ve hüve yüdrikü'l-ebsar - Gözler, bakışlar, basarlar, O'nu idrak edemez ama O, bütün gözleri ve bakışları idrak eder, ihata eder." Basar, bu göz değil de kalb bile olsa, yani vicdanî bir duyuş ve seziş, küllîyi külliyeti ile kucaklayabilecek bir idrak gücü bile olsa, yine Allah'ı idrakten âcizdir. Sınırsız olan, sınırlı ile ihata edilemez. Bu meselenin mantığı budur. Basar ve basiretleri O kuşatmışsa, kuşatılmış bir şeyle kuşatan kuşatılamaz.
    Evet, vahdet-i vücûtla alâkalı yıllar önce ifadeye çalıştığımız daha başka mülâhazalarımızı, onların yayınlandığı kitaba havale ederek diyebiliriz ki, Sahabe ve Kur'ân talebelerinin mesleği, gaybe iman esasına dayanır. Hatta bu meslek, İlâhî tecellîlerin ne bir zevk olarak teferruatına iner ne de onların üzerinde, burada izaha mecbur kalındığı ölçüde felsefî yorumlara girer. Biz, gaybe iman çizgisinde durur, Allah'a iman eder ve arkasını karıştırmayız. Tabiî bu, mârifet, muhabbet ve zevk-i ruhanî arayışımıza mani değildir. Onu da yine bu sâlim meslekte ararız ve inanıyoruz ki bu meslek, oraya da, hem de daha hatarsız ve emin, hatta kestirme bir yolla götürür. İtikadımızca, gerçek Sahabe mesleği de budur.


  14. 16.Temmuz.2011, 14:03
    7
    hurrican - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    İlk arkadaş reklamdan bahsetmiş. Amacımız reklam değil kardeş, müslümanlara hizmet etmek. Ordaki metni buraya kopyalayıp yapıştırmaya çalışacağım fakat o metin bir cevap metni olduğu için, kalın yazılarla ince yazılar için epey uğraşmam gerekecek. Beni yoruyorsunuz. Aşağıya yapıştırıyorum.

    Bu sitede Süleyman Hilmi Tunahana da cevap verilmiş, Tabiri caiz ise müdafa yapan arkadaş sayın tunahanı ezmiş. Vahdet-i Vücud konusuna i'tiraz eden kim çıkarsa ve hangi yazı çıkarsa müdafa yaptığı için konuyla ilgilenenlere bu sitenin ismini vereyim madem link vermeye izin vermiyorsunuz.

    ----------------------------

    Metni aşağıya yapıştırıp, işlemeye çalışacağım.

    Google da "vahdet-i vücûd" yazıp arattırma yaptığınızda ilk sayfalarda Fethullah Gülen'in iki yazısıyla karşılaşıyorsunuz. Bu yazılar yıllardır Google da karşımıza çıkıyor. Her iki yazıya da bir cevap yazmayı düşünüyorum. Önce küçük hacimli olan ile başlıyorum. Fethullah Gülen'in benim bilmediğim, Vahdet-i vücûd ve Muhyiddîn Arabî hazretleriyle ilgili eleştirel yazıları vâr ise ve paylaşırsanız, aşağıda olduğu gibi eleştiriye karşı müdâfâ hakkımızı kullanırız.

    Vahdet-i Vücûd ve Gaybe İman
    Fethullah Gülen, Sızıntı, Şubat 2001, Cilt 23, Sayı 265

    Vahdet-i vücûd, bir hâl mesleğidir ve hem tasavvufta, hem de umumî İslâm binası içinde eksik bir mertebedir. Gaybe iman, hususiyle tahkike ve yakîne ulaşmış iman mertebesinin mertebelerin en büyüğü olduğunu hem İmam Rabbanî, hem de Bediüzzaman söylüyor. Çünkü bu durumda, meseleyi ihata edemesek bile, nazarî ve icmalî olarak vahye göre, Resûlüllah'ın (sallâllahü aleyhi vesellem) getirdiği hakikate göre kabullenmiş oluruz ve tehlikeye de, vartaya da düşmeyiz. Kur'ân cemaatine göre, "O müminler gaybe inanırlar" (Bakara, 2/3) cümlesi, en büyük hakikati ifade etmektedir. Gayb, mukayyedi ile mutlakı ile ne ise, biz ona öyle inanırız. Bu, tabiî kendi içinde, belki insanlar sayısınca mertebeleri olmakla birlikte en yüksek mertebedir ve enbiya-yı izamın mertebesidir. İdrak ve ihatanın da ötesindedir. "Lâ tüdrikühü'l-ebsar ve hüve yüdrikü'l-ebsar - Gözler, bakışlar, basarlar, O'nu idrak edemez ama O, bütün gözleri ve bakışları idrak eder, ihata eder." Basar, bu göz değil de kalb bile olsa, yani vicdanî bir duyuş ve seziş, küllîyi külliyeti ile kucaklayabilecek bir idrak gücü bile olsa, yine Allah'ı idrakten âcizdir. Sınırsız olan, sınırlı ile ihata edilemez. Bu meselenin mantığı budur. Basar ve basiretleri O kuşatmışsa, kuşatılmış bir şeyle kuşatan kuşatılamaz.
    Evet, vahdet-i vücûtla alâkalı yıllar önce ifadeye çalıştığımız daha başka mülâhazalarımızı, onların yayınlandığı kitaba havale ederek diyebiliriz ki, Sahabe ve Kur'ân talebelerinin mesleği, gaybe iman esasına dayanır. Hatta bu meslek, İlâhî tecellîlerin ne bir zevk olarak teferruatına iner ne de onların üzerinde, burada izaha mecbur kalındığı ölçüde felsefî yorumlara girer. Biz, gaybe iman çizgisinde durur, Allah'a iman eder ve arkasını karıştırmayız. Tabiî bu, mârifet, muhabbet ve zevk-i ruhanî arayışımıza mani değildir. Onu da yine bu sâlim meslekte ararız ve inanıyoruz ki bu meslek, oraya da, hem de daha hatarsız ve emin, hatta kestirme bir yolla götürür. İtikadımızca, gerçek Sahabe mesleği de budur.


  15. 16.Temmuz.2011, 14:06
    8
    hurrican
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Temmuz.2011
    Üye No: 88751
    Mesaj Sayısı: 25
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Cevap: Fethullah Gülen'e Karşı Vahdet-i Vücûd Müdâfası

    -Vahdet-i vücûd, bir hâl mesleğidir ve hem tasavvufta, hem de umumî İslâm binası içinde eksik bir mertebedir.

    Bir şeyin (Vahdet-i Vücûd'un) ne olduğunu tâmm olarak tanımlamadan, onu hâyâlî, zannî tesbîtlerle kayıt altına almak,, bize göre o şeyi örtmek ve perdelemeye çalışmaktır. Eğer Fethullah Gülen, Noksânlık isnâd ettiği "Vahdet-i Vücûdu" anladığı kadarıyla evvelâ tanımlamaya çalışsa ve daha sonra noksânlık isnâdına girişse,, yaptığı tanımlardan "Vahdet-i Vücûd'un" ne anlama geldiğini dahî bilmediği ortaya çıkacak ve aslında gerçek vahdet-i vücûd anlayışına değil, tasavvurundaki bozuk vahdet-i vücûd algısına noksânlık isnâd ettiği belki görülecektir. Bir mes'eleyi anlamamış, ihâta etmemiş birisinin o mes'ele hakkında hüküm vermesi abesle iştigâldir, hele noksânlık isnâd etmesi haddi aşmaktır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi noksânlık,, Fethullah Gülenin algısındaki, çarpık "Vahdet-i Vücûd" yansımasından kaynaklanmaktadır.

    Vahdet-i Vücûd'u bir hâl ve bir meslek ve bir "hâl mesleği" olarak kayıtlamak şüphesiz haddi aşmak olmuştur. Bu kayıtlama aynen islâmın, çeşitli vecheleriyle kayıtlanmasına benzer. Meselâ, İslâm nefsi arındırmaktır diye mutlak bir hüküm verilemez. Veyâ İslâm cihâddır veyâ İslâm güzel ahlâktır veyâ İslâm sabırdır veyâ islâm namaz kılmaktır diye kayıtlanamaz. Elbette sayılan unsûrların hepsi İslâmda vardır. Yanlış olan, bu unsûrlardan bir veyâ bir kaçı ile İslâmı mukayyet bilmektir.

    Hiç,, bir şey sâdece hâl ile tanımlanabilir mi? Hiç hâl'i olan bir varlığın zât'ı olmaz mı? Ya da o varlığın hâli ile birlikte ilmi olmaz mı? Sayısız vecheleri olmaz mı? Sırf hâl ile kayıtlamak niye?

    Amaç; "algı da form verilen bozuk hâller" ile Vahdet-i vücûd ehli evliyâullaha bu halleri nisbet edip, onları ve ilimlerini gözden düşürmektir.

    Vahdet-i Vücûd'un varlığını ve zât'ını önce tanımlamak lâzımdır ki hâli noktasında sahîh bir bilgimiz olsun.

    Vahdet-i Vücûd hakikatinin hâlleri, Evliyânın, kendi nefislerinde hissiyâtlarında yaşadıklarıdır, zevk ettikleridir. Elbette bizler bu hâllere muttâlî değiliz, zâten kırıntısına muttâli olsak, İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin ta'bîriyle, sofradan artakalan kırıntılarla bile nasîplensek, onları mahdut fikirlerle kayıt altına alma cüretini gösteremeyiz... Evliyâullah'ın hâllerine muttalî olmadığımızı belirttikten sonra,,bize göre bu hakikatin (vahdet-i Vücûd'un), sayın Gülen'e göre bu hâlin (Vahdet-i vücûd'un) ilmine geçelim... Vahdet-i Vücûd'un, hâl boyutundaki ahvâllerine muttalî olmadığımızı belirttikten sonra, ilim boyutunda sahîfelere yansımasını incelediğimizde muazzam deryâlar görüyoruz, çoğumuz anlamıyoruz fakat anlamamamız bile ekberî irfânın cesâmetine bir işâret oluyor. Zâhir âlimlerin ilimlerinin Ekberî irfân deryâlarına nisbeti,, merkep boşalmasının (idrâr rahatlamasının) su birikintisinin ummâna nisbeti gibidir. Ben gözümü kapattım veyâ körüm veyâ inkâr ediyorum diyerek kimse bu deryânın büyüklük gerçeğini değiştiremez. Fethullah Gülen'in, hâl dediği boyutun aslında mechûl olduğunu ve bu hâl sâhiplerinin ilimlerinin cesâmetini belirttikten sonra, bu hâl sâhiplerinin Zât'larına gelelim. Ya'nî bu hâllerin ve ilimlerin mazharı olan zât'lara, Fethullah Gülen'in nâkıs olarak gördüğü Zât'lara bir bakalım...

    Bakmaya Gücümüz yetmez çünkü Velâyet kemâlâtı ile husûsîleşmiş Evliyâullahın hepsi vahdet-i vücûd mezheplidir. Tasavvuf Kitaplarında ve menkıbelerde okuduğumuz Eviyâullah'ın hemen hemen hepsi "Vahdet-i Vücûd" ehlidir. Hemen hemen Hepsi diyorum, çünkü Nübüvvet Kemâlâtı ile husûsîleşmiş veliyyler açık açık vahdet-i vücûd ilimlerini izhâr etmezler...

    Açık açık bu hâllere noksânlık isnâd eden, aslında örtülü olarak bu hâl sâhiblerine noksânlık İsnâd etmektedir. Kimdir Bu hâl sâhipleri? El cevap: Ehl-i Sünnet i'tikâdı temelinde birleşmiş bütün meşhûr ve meşhûr olmayan evliyâullahtır... Meselâ; Hallâc-ı Mansûr, Cüneyd-i Bağdâdî, Bayezıd-i Bestâmî, Yûnus Emre, Mevlânâ Celâleddîn, Sadreddîn-i Konevî, Davûd-u Kayserî, Hacıbayrâm-ı Veliyy, Şeyh Şabân-ı Veliyy, Niyâzî Mısrî... Saymakla bitmez... Bunlar ve daha niceleri hem tasavvufta, hem de umûmî İslâm binâsı içinde nâkıs mertebe sâhibleri imişler... Allah aşkına, Tasavvuf içinden Vahdet-i Vücûd ehlini çıkarttığımızda geriye Alâuddîn Simnânî ve İmâm-ı Rabbâni hazretlerinden başka kim kalır. (Not: İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin, ifrât ve tefrît dengesini korumak için Vahdet-i Vücûd anlayışını eleştirdiğini aslında vahdet-i vücûd ehline çok yakın olduğunu diğer yazılarımızda îzâh edeceğiz inşAllah)

    Sayın Fethullah Gülen, Tasavvufta vahdet-i vücûd ehl-i ârif ve evliyâullah nâkıs ise, şu koca tasavvuf târihinde İmâm-ı Rabbânî hazretleri öncesi, nâkıs görmediğiniz kâmil gördüğünüz mutasavvifler nerdedir? Kim Bunlar? Tasavvufun reddedilmediğine dâir Gayba gönderme yapıyorsunuz, halbuki gerçekte reddediyorsunuz. Aynı tutumu İbn-i Teymiyye de sergiliyor. Tasavvuf Karşıtı değiliz diyor, Vahdet-i Vücûd ehlini tekfîr ediyor. Hanî o zamân? Sizin kabul ve tasdîk ettiğiniz tasavvufçular nerde, veliyy diye göstereceğiniz şahıslar nerde, kim bunlar? Elbette bunlar, Gerçekliği olmayan hayâlî kahramanlardır. Sayısız kitapta Menkıbeleri anlatılanlar, mâlesef sayın Gülen, Mutasavvifîndir, Yine mâlesef sayın Gülen bunca kerâmetlere mazhar veliyyler vahdet-i vücûd ehlidir... Vahdet-i Vücûd ehli olmayan târihsel bir kişilik varsa buyrun ortaya koyun. İbn-i Teymiyye de, Kur'ân da zikredildiği için mecbûren veliyyleri ve hattâ tasavvufu kabûl ediyor Lâkin kendi aklı ve tasavvuruyla mahdut bir tasavvuf kabûl ediyor. Bu Gerçekliği olmayan İbn-i Teymiyye'nin hayâli ile mahdut tasavvuf dâiresine de bilinen veliyyleri dâhil etmiyor. Çünkü Meşhûr veliyylerin çoğunu müşrik kabûl ediyor... Fethullah Gülen'e şu sarhôş olmayan, görüşleri istiğrâk mahsûlü olmayan ve vahdet-i vücûd ehli olmayan ve sizin kabûl ettiğiniz veliyyleri gösterin, gösterin şu kerâmet sâhibi veliyyleri dendiği zamân,, verilecek cevâp bellidir: " Sahâbede de kerâmet yoktur, hangi veliyy sahâbeden üstün olabilir ki" diyecek ve Sâhâbeyi Kirâmın fazîletinin arkasına saklanarak mes'eleyi perdelemeye ve örtmeye çalışacaktır... Elbette bu hakikati örtme ve perdeleme girişimine, başka yazılarımızda (cevaplarımızda) yeri geldiğinde, gerekli îzâhları yapacağız ve sahâbenin fazîletiyle veliyyleri gözden düşürmeye girişenlerin büyük hatâsını ve noksânlıklarını açığa çıkaracağız Allah'ın izniyle.


  16. 16.Temmuz.2011, 14:06
    8
    hurrican - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    -Vahdet-i vücûd, bir hâl mesleğidir ve hem tasavvufta, hem de umumî İslâm binası içinde eksik bir mertebedir.

    Bir şeyin (Vahdet-i Vücûd'un) ne olduğunu tâmm olarak tanımlamadan, onu hâyâlî, zannî tesbîtlerle kayıt altına almak,, bize göre o şeyi örtmek ve perdelemeye çalışmaktır. Eğer Fethullah Gülen, Noksânlık isnâd ettiği "Vahdet-i Vücûdu" anladığı kadarıyla evvelâ tanımlamaya çalışsa ve daha sonra noksânlık isnâdına girişse,, yaptığı tanımlardan "Vahdet-i Vücûd'un" ne anlama geldiğini dahî bilmediği ortaya çıkacak ve aslında gerçek vahdet-i vücûd anlayışına değil, tasavvurundaki bozuk vahdet-i vücûd algısına noksânlık isnâd ettiği belki görülecektir. Bir mes'eleyi anlamamış, ihâta etmemiş birisinin o mes'ele hakkında hüküm vermesi abesle iştigâldir, hele noksânlık isnâd etmesi haddi aşmaktır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi noksânlık,, Fethullah Gülenin algısındaki, çarpık "Vahdet-i Vücûd" yansımasından kaynaklanmaktadır.

    Vahdet-i Vücûd'u bir hâl ve bir meslek ve bir "hâl mesleği" olarak kayıtlamak şüphesiz haddi aşmak olmuştur. Bu kayıtlama aynen islâmın, çeşitli vecheleriyle kayıtlanmasına benzer. Meselâ, İslâm nefsi arındırmaktır diye mutlak bir hüküm verilemez. Veyâ İslâm cihâddır veyâ İslâm güzel ahlâktır veyâ İslâm sabırdır veyâ islâm namaz kılmaktır diye kayıtlanamaz. Elbette sayılan unsûrların hepsi İslâmda vardır. Yanlış olan, bu unsûrlardan bir veyâ bir kaçı ile İslâmı mukayyet bilmektir.

    Hiç,, bir şey sâdece hâl ile tanımlanabilir mi? Hiç hâl'i olan bir varlığın zât'ı olmaz mı? Ya da o varlığın hâli ile birlikte ilmi olmaz mı? Sayısız vecheleri olmaz mı? Sırf hâl ile kayıtlamak niye?

    Amaç; "algı da form verilen bozuk hâller" ile Vahdet-i vücûd ehli evliyâullaha bu halleri nisbet edip, onları ve ilimlerini gözden düşürmektir.

    Vahdet-i Vücûd'un varlığını ve zât'ını önce tanımlamak lâzımdır ki hâli noktasında sahîh bir bilgimiz olsun.

    Vahdet-i Vücûd hakikatinin hâlleri, Evliyânın, kendi nefislerinde hissiyâtlarında yaşadıklarıdır, zevk ettikleridir. Elbette bizler bu hâllere muttâlî değiliz, zâten kırıntısına muttâli olsak, İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin ta'bîriyle, sofradan artakalan kırıntılarla bile nasîplensek, onları mahdut fikirlerle kayıt altına alma cüretini gösteremeyiz... Evliyâullah'ın hâllerine muttalî olmadığımızı belirttikten sonra,,bize göre bu hakikatin (vahdet-i Vücûd'un), sayın Gülen'e göre bu hâlin (Vahdet-i vücûd'un) ilmine geçelim... Vahdet-i Vücûd'un, hâl boyutundaki ahvâllerine muttalî olmadığımızı belirttikten sonra, ilim boyutunda sahîfelere yansımasını incelediğimizde muazzam deryâlar görüyoruz, çoğumuz anlamıyoruz fakat anlamamamız bile ekberî irfânın cesâmetine bir işâret oluyor. Zâhir âlimlerin ilimlerinin Ekberî irfân deryâlarına nisbeti,, merkep boşalmasının (idrâr rahatlamasının) su birikintisinin ummâna nisbeti gibidir. Ben gözümü kapattım veyâ körüm veyâ inkâr ediyorum diyerek kimse bu deryânın büyüklük gerçeğini değiştiremez. Fethullah Gülen'in, hâl dediği boyutun aslında mechûl olduğunu ve bu hâl sâhiplerinin ilimlerinin cesâmetini belirttikten sonra, bu hâl sâhiplerinin Zât'larına gelelim. Ya'nî bu hâllerin ve ilimlerin mazharı olan zât'lara, Fethullah Gülen'in nâkıs olarak gördüğü Zât'lara bir bakalım...

    Bakmaya Gücümüz yetmez çünkü Velâyet kemâlâtı ile husûsîleşmiş Evliyâullahın hepsi vahdet-i vücûd mezheplidir. Tasavvuf Kitaplarında ve menkıbelerde okuduğumuz Eviyâullah'ın hemen hemen hepsi "Vahdet-i Vücûd" ehlidir. Hemen hemen Hepsi diyorum, çünkü Nübüvvet Kemâlâtı ile husûsîleşmiş veliyyler açık açık vahdet-i vücûd ilimlerini izhâr etmezler...

    Açık açık bu hâllere noksânlık isnâd eden, aslında örtülü olarak bu hâl sâhiblerine noksânlık İsnâd etmektedir. Kimdir Bu hâl sâhipleri? El cevap: Ehl-i Sünnet i'tikâdı temelinde birleşmiş bütün meşhûr ve meşhûr olmayan evliyâullahtır... Meselâ; Hallâc-ı Mansûr, Cüneyd-i Bağdâdî, Bayezıd-i Bestâmî, Yûnus Emre, Mevlânâ Celâleddîn, Sadreddîn-i Konevî, Davûd-u Kayserî, Hacıbayrâm-ı Veliyy, Şeyh Şabân-ı Veliyy, Niyâzî Mısrî... Saymakla bitmez... Bunlar ve daha niceleri hem tasavvufta, hem de umûmî İslâm binâsı içinde nâkıs mertebe sâhibleri imişler... Allah aşkına, Tasavvuf içinden Vahdet-i Vücûd ehlini çıkarttığımızda geriye Alâuddîn Simnânî ve İmâm-ı Rabbâni hazretlerinden başka kim kalır. (Not: İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin, ifrât ve tefrît dengesini korumak için Vahdet-i Vücûd anlayışını eleştirdiğini aslında vahdet-i vücûd ehline çok yakın olduğunu diğer yazılarımızda îzâh edeceğiz inşAllah)

    Sayın Fethullah Gülen, Tasavvufta vahdet-i vücûd ehl-i ârif ve evliyâullah nâkıs ise, şu koca tasavvuf târihinde İmâm-ı Rabbânî hazretleri öncesi, nâkıs görmediğiniz kâmil gördüğünüz mutasavvifler nerdedir? Kim Bunlar? Tasavvufun reddedilmediğine dâir Gayba gönderme yapıyorsunuz, halbuki gerçekte reddediyorsunuz. Aynı tutumu İbn-i Teymiyye de sergiliyor. Tasavvuf Karşıtı değiliz diyor, Vahdet-i Vücûd ehlini tekfîr ediyor. Hanî o zamân? Sizin kabul ve tasdîk ettiğiniz tasavvufçular nerde, veliyy diye göstereceğiniz şahıslar nerde, kim bunlar? Elbette bunlar, Gerçekliği olmayan hayâlî kahramanlardır. Sayısız kitapta Menkıbeleri anlatılanlar, mâlesef sayın Gülen, Mutasavvifîndir, Yine mâlesef sayın Gülen bunca kerâmetlere mazhar veliyyler vahdet-i vücûd ehlidir... Vahdet-i Vücûd ehli olmayan târihsel bir kişilik varsa buyrun ortaya koyun. İbn-i Teymiyye de, Kur'ân da zikredildiği için mecbûren veliyyleri ve hattâ tasavvufu kabûl ediyor Lâkin kendi aklı ve tasavvuruyla mahdut bir tasavvuf kabûl ediyor. Bu Gerçekliği olmayan İbn-i Teymiyye'nin hayâli ile mahdut tasavvuf dâiresine de bilinen veliyyleri dâhil etmiyor. Çünkü Meşhûr veliyylerin çoğunu müşrik kabûl ediyor... Fethullah Gülen'e şu sarhôş olmayan, görüşleri istiğrâk mahsûlü olmayan ve vahdet-i vücûd ehli olmayan ve sizin kabûl ettiğiniz veliyyleri gösterin, gösterin şu kerâmet sâhibi veliyyleri dendiği zamân,, verilecek cevâp bellidir: " Sahâbede de kerâmet yoktur, hangi veliyy sahâbeden üstün olabilir ki" diyecek ve Sâhâbeyi Kirâmın fazîletinin arkasına saklanarak mes'eleyi perdelemeye ve örtmeye çalışacaktır... Elbette bu hakikati örtme ve perdeleme girişimine, başka yazılarımızda (cevaplarımızda) yeri geldiğinde, gerekli îzâhları yapacağız ve sahâbenin fazîletiyle veliyyleri gözden düşürmeye girişenlerin büyük hatâsını ve noksânlıklarını açığa çıkaracağız Allah'ın izniyle.


  17. 16.Temmuz.2011, 14:07
    9
    hurrican
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Temmuz.2011
    Üye No: 88751
    Mesaj Sayısı: 25
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Cevap: Fethullah Gülen'e Karşı Vahdet-i Vücûd Müdâfası

    -Gaybe iman, husûsiyle tahkike ve yakîne ulaşmış iman mertebesinin mertebelerin en büyüğü olduğunu hem İmam Rabbanî, hem de Bediüzzaman söylüyor. Çünkü bu durumda, meseleyi ihata edemesek bile, nazarî ve icmalî olarak vahye göre, Resûlüllah'ın (sallâllahü aleyhi vesellem) getirdiği hakikate göre kabullenmiş oluruz ve tehlikeye de, vartaya da düşmeyiz. Kur'ân cemaatine göre, "O müminler gaybe inanırlar" (Bakara, 2/3) cümlesi, en büyük hakikati ifade etmektedir. Gayb, mukayyedi ile mutlakı ile ne ise, biz ona öyle inanırız.

    Şimdi, Vahdet-i Vucûd elinin noksânlığı mes'elesinden Gaybe îmânın fazîletine niye geçildiğini merâk edenlere Fethullah Gülen'in Algısındakileri ortaya koyarak cevap vereyim. Fethullah Gülen, Açık açık İfâde etmiyor ama Vahdet-i Vücûd ehlinin eşyâyı tanrılaştırdığını düşünüyor. Yine iddiâ ediyorum ki; Gizlediği bu algılarını açık açık ifâde etse mes'eleyi kendisinin kavramakta zorlandığına dâir bilgileri de ifşâ etmiş olacağından, bu husûsları örterek fikirlerini yazmaya devam ediyor. Vahdet-i Vücûd ehlinin eşyâyı tanrılaştırdığını düşünen Fethullah Gülen, Demek İstiyor ki, Vahdet-i Vücûdçular Eşyâyı âlemi tanrılaştırıyor, Tanrıyı yere indiriyorlar. Halbuki Tanrıyı Göğe havâle etmek daha kâmildir. Bilinene ve görünene değil, bilinmeyene ve görünmeyene teveccüh etmek,, Tanrıyı aşikâr da değil, Gaybda bilmek daha doğrudur. Vartaya düşmekten daha sâlim bir yoldur.

    Elbette Vahdet-i Vücûd ehli, gaybe inanmıyor değil ve Elbette Vahdet-i Vücûd ehli maddeyi Tanrılaştırıyor da değil. Vahdet-i vücûd ehli, eşyâyı tanrılaştırmıyor, Allah'ın eşyâyı aynen muhît olduğunu, eşyâdan mutlak ayrı olmadığını biliyor. Bu irfâna ilâveten Hakk'ın Zât'ını bütün eşyâyı kâinâttan tenzîh ediyor. Bu Tenzîh, mes'eleyi bilmiyenlerin zannettiği gibi bir ayırma değildir. Fethullah Gülen'in zannettiği gibi bir tenzîh ile Allah'ın eşyâyı Kâinâttan mutlak sûrette ayrı olması durumundan da Allah çok yüce ve münezzehtir.


    -Bu, tabiî kendi içinde, belki insanlar sayısınca mertebeleri olmakla birlikte en yüksek mertebedir ve enbiya-yı izamın mertebesidir.

    Yukarıda Zikrettiğimiz, Muhyiddîn Arabî, Mevlânâ ve Yûnus Emre gibi Evliyânın irfânî ilimleri deryâsında anlayışa erememekle bocalayan Fethullah Gülen, Bin kere boğulduğu bu vahdet-i vücûd ilimleri deryâsında,, bu ilmin sâhiplerinin izzet ve kemâlini perdelemek ve gözden düşürmek için, aynen Said Nûrsî gibi Nübüvvet kemâlâtının zirvesindeki peygamberleri ve nübüvvet kemâlâtına mazhar sâhabeyi ya'nî kutsallarımızı paravan olarak kullanıyor. Sâhabenin Fazîletini silâh olarak kullanıp bu silâh ile evliyâyı vurmaya çalışıyor. Demek istiyor ki Bu Enbiyâyı izâm hazerâtı, meselâ Mûsâ âleyhisselâm, Hızır âleyhisselâmın bildiklerini bilmiyordu. Veyâ Sâhabe Efendilerimiz, Mevlânâ, Muhyiddîn, Yûnus emsâli veliyylerin bildikleri irfânî malumata sâhip değillerdi. Onlar çoğu şeyi bilmiyorlardı, lâkin Gayba îmân ediyorlardı ve bu gayba îmândaki seviyyeleri onları bütün insânlardan üstün yapmıştı.

    Şimdi Nübüvvet kemâlâtına mazhar kulların, Velâyet kemâlâtına mazhâr kullardan üstünlükleri mes'elesi çok önemli, geniş îzâhlara muhtâç bir mes'eledir. Buraya sığdırılcak bir mesele değildir. Burada ancak şunu söyleyebilirim ki, bu fazîlet kıyaslamasında, "Gayba îmân meselesinin" hiçbir ayırıcılığı yoktur. Nitekim Efendimizin (s.a.v.) Gayba îmânı ile Sahâbenin Gayba îmânı bir midir? Ya'nî Efendimiz için Gayb olan şeyler ile, ashâb için gayb olanlar bir midir? Nitekim sayın Gülen, "belki insanlar sayısınca mertebeleri olmakla birlikte" diyerek bu farkı ortaya koymuştur. Elbette Mi'râc sâhibi, Allah'a vâsıl olmuş, melekleri, cenneti ve cehennemi görmüş bir nebî için gayb olanlar ile sâhabesinin ve bizim gaybımız ya'nî bilmediklerimiz arasında muazzam fark vardır. Sayın Gülenin Bu farkı tek kefede toplayıp bu tarafı fazîletli görüp, bu kefeyi vahdet'i vücûd ehlinden hangi mantık ile ayırdığı ve vahdet-i vücûd ehlini gayba îmân noktasında niye nâkıs gördüğü gayet mechûl... Eğer Vahdet-i vücûd ehli evliyâullah ile Enbiyâ ve ashâbı arasında Gayba îmân noktasında bir fark vâr ise, bu fark, Sâhâbe ile Efendimiz arasında da var. Ya'nî bu noktada ashâb ile Efendimiz (s.a.v.) aynı kefede değerlendirilemez. İşin çok enteresân tarafı ise şudûr; Eğer fazîlet Gayba îmân da ise sâhabenin Efendimiz'den daha fazîletli olması îcâb eder. Yukarıda da belirttiğimiz gibi sahâbenin gaybı, ya'nî bilmedikleri daha çoktur. Dolayısı ile îmânları da daha çoktur (Bu mantığa göre). Hazret-i Hızır'ın, ve vahdet-i Vücûd ehl-i evliyâullah'ın ilmini gözden düşürmek, nebîlerin ve sâhâbenin fazîletiyle bu zevâtı perdelemek isteyen Fethullah Gülen'in "gayba îmân" Teorisi gördüğünüz gibi iflâs etmiştir.

    Fethullah Gülenin zannettiği gibi, îmân ilimden öncelikli de değildir. İlim îmândan önceliklidir. İlim îmânın tahtıdır. Bir Kulun, Resûlullah'ın bildirdiği Allah'a inanması yine ilim sebebiyledir. Bu ilim, irfâna taalluk eden, okur-yazarlık ile ilgisi olmayan bir ilimdir. Ya'nî bir kul ister ümmî olsun, isterse toplumda statüsü çok düşük, hakîr birisi olsun, Efendimize (s.a.v.) gerçekten îmân etmişse, Kitabî bilgiyle kayıtlı olmayan bilgi ve anlayışı sâyesinde Efendimiz'i (s.a.v.) tasdîk etmiştir. Eğer mukayyet olmayan, hâriçten görülmeyen ilim ve anlayışı olmasaydı veyâ nisbeten bir irfânı olmasaydı, îmân etmesi mümkün olmazdı. Buna mukabil, Eğer toplumda statüsü yüksek, mukayyed olarak bilgi seviyesi yüksek olduğu bilinen bir kul,, haset veyâ menfâat kaygılarından bağımsız olarak Peygamberimize (s.a.v.) îmân etmiyor ise bu kul câhil bir kuldur. İrfân fakiri, anlayışsız bir kuldur. Îmân etmemesinin temeli ve tahtı yine ilim noksânlığıdır. Bunun da temeli körlük ve sağırlık, körlük ve sağırlığın da temeli şirktir. Bu mevzû yine geniş îzâha muhtâç ve buraya sığdırılamayacak bir meseledir. Elbette Mûsâ âleyhisselâm, Hazret-i Hızır'dan daha efdâldir. Lâkin bu efdâliyyeti Hz. Mûsâ'nın Hızır'a nisbetle o konular hakkında bilgisizliğine bağlamak, ve hz. Musâ'nın fazîletini veyâ sahâbenin fazîletini bilgisizlikle îzâh etmek, Ve Fethullah Gülen ve emsâlinin böyle bir kıyaslamayı Tasavvuf ilimleri deryâsına karşı bocalamalarına ve cehâletlerine perde yapması, ve biz daha üstünüz diyebilmek için bilgisizliği (Gaybı) bile kullanması en basit ifâdeyle kurnazlıktan ibârettir. Bir şeyi Bilmek, Bilmemekten elbette daha hayırlıdır. Lâkîn, Küllî ve zât'î fazîletin tesbîtinde sâdece bilgi tek ölçü değildir. Hem biz yukarıda, bir ümmînin bir profesörden daha âlim olabileceğini söyledik. Bir ümmîyi bir bilimadamından daha âlim yapan ise irfân ve hikmettir. Îmânın temeli ilim (irfân ve hikmet), ilmin temeli basîret, basîretin dahî temeli tevhîddir. Ya'ni kulun kendi yokluğunu idrâk etmesive Allah'ın gerçek varlığını birlemesidir.

    Sitemizi tâkip edenler, Hz. Mûsâ'nın Hazret-i Hızır'dan, "Sâhâbeyi Kirâm Efendilerimizin" de diğer ümmet fertlerinden hangi sebebler yüzünden efdâl (fazletli) olduklarının îzâhını inşAllah yakında sitemizde bulabileceklerdir.

    - (Enbiya-yı izamın) İdrak ve ihatanın da ötesindedir. "Lâ tüdrikühü'l-ebsar ve hüve yüdrikü'l-ebsar "Gözler, bakışlar, basarlar, O'nu idrak edemez ama O, bütün gözleri ve bakışları idrak eder, ihata eder." Basar, bu göz değil de kalb bile olsa, yani vicdanî bir duyuş ve seziş, küllîyi külliyeti ile kucaklayabilecek bir idrak gücü bile olsa, yine Allah'ı idrakten âcizdir. Sınırsız olan, sınırlı ile ihata edilemez. Bu meselenin mantığı budur. Basar ve basiretleri O kuşatmışsa, kuşatılmış bir şeyle kuşatan kuşatılamaz.

    Fethullah Gülen, geniş kitlelere hitâb eden bir cemâat lideri olarak, mâlesef Anlamadığı bir meselede, kendini cevap vermeye mecbûr konumda hissediyor. Kapalı ifâdelerle mes'eleyi geçiştirmeye çalışıyor. Sayın Gülen, Ekberî irfânın hayret denîzinin ezici dalgaları arasında anlamlandıramamak ile bocalama hâli içersinde diyor ki; "Allah Hakkında, Allah'ın Zât'ı Hakkında inanılmaz ve anlaşılması mümkün olmayan hükümler çıkaran bu vahdet-i vücûd ehli tasavvufçular, bu noktada ne söylerlerse söylesinler, ben bunların söylediklerini anlamasam da Söylediklerinde hedefe isâbet ettiremeyeceklerini biliyorum. Neden diye sorarsanız; "Allah her şeyi idrak ve ihâta eder, lâkin hiç birş ey onu ne ihâtâ ne de idrâk eder." Diyor.

    İkinci bir gözden düşürme girişimiyle karşı karşıyayız...

    Nasıl olur da bu zevât böyle büyük hakikatleri dile getirirler, böyle büyük iddiâlarda bulunurlar, Allah ile insân arasındaki ilişkiyi yakınlaştırırlar veyâ Allah hakkında nasıl, Allah'tan bilgi alıyorlarmış gibi tesbîtte bulunabiliyorlar diye serzenişte bulunuyor. Ve hayır olmaz, Allah insânlardan çok yüce ve çok münezzeh ve ulaşılamaz anlaşılamaz bir mertebeye sâhiptir Hükmünü veriyor. Ve Bu i'tirâzını gûyâ, âyet-i kerîme ile kuvvetlendiriyor.

    Verilen âyet-i Kerîmeye biraz daha dikkatle bakalım.


  18. 16.Temmuz.2011, 14:07
    9
    hurrican - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    -Gaybe iman, husûsiyle tahkike ve yakîne ulaşmış iman mertebesinin mertebelerin en büyüğü olduğunu hem İmam Rabbanî, hem de Bediüzzaman söylüyor. Çünkü bu durumda, meseleyi ihata edemesek bile, nazarî ve icmalî olarak vahye göre, Resûlüllah'ın (sallâllahü aleyhi vesellem) getirdiği hakikate göre kabullenmiş oluruz ve tehlikeye de, vartaya da düşmeyiz. Kur'ân cemaatine göre, "O müminler gaybe inanırlar" (Bakara, 2/3) cümlesi, en büyük hakikati ifade etmektedir. Gayb, mukayyedi ile mutlakı ile ne ise, biz ona öyle inanırız.

    Şimdi, Vahdet-i Vucûd elinin noksânlığı mes'elesinden Gaybe îmânın fazîletine niye geçildiğini merâk edenlere Fethullah Gülen'in Algısındakileri ortaya koyarak cevap vereyim. Fethullah Gülen, Açık açık İfâde etmiyor ama Vahdet-i Vücûd ehlinin eşyâyı tanrılaştırdığını düşünüyor. Yine iddiâ ediyorum ki; Gizlediği bu algılarını açık açık ifâde etse mes'eleyi kendisinin kavramakta zorlandığına dâir bilgileri de ifşâ etmiş olacağından, bu husûsları örterek fikirlerini yazmaya devam ediyor. Vahdet-i Vücûd ehlinin eşyâyı tanrılaştırdığını düşünen Fethullah Gülen, Demek İstiyor ki, Vahdet-i Vücûdçular Eşyâyı âlemi tanrılaştırıyor, Tanrıyı yere indiriyorlar. Halbuki Tanrıyı Göğe havâle etmek daha kâmildir. Bilinene ve görünene değil, bilinmeyene ve görünmeyene teveccüh etmek,, Tanrıyı aşikâr da değil, Gaybda bilmek daha doğrudur. Vartaya düşmekten daha sâlim bir yoldur.

    Elbette Vahdet-i Vücûd ehli, gaybe inanmıyor değil ve Elbette Vahdet-i Vücûd ehli maddeyi Tanrılaştırıyor da değil. Vahdet-i vücûd ehli, eşyâyı tanrılaştırmıyor, Allah'ın eşyâyı aynen muhît olduğunu, eşyâdan mutlak ayrı olmadığını biliyor. Bu irfâna ilâveten Hakk'ın Zât'ını bütün eşyâyı kâinâttan tenzîh ediyor. Bu Tenzîh, mes'eleyi bilmiyenlerin zannettiği gibi bir ayırma değildir. Fethullah Gülen'in zannettiği gibi bir tenzîh ile Allah'ın eşyâyı Kâinâttan mutlak sûrette ayrı olması durumundan da Allah çok yüce ve münezzehtir.


    -Bu, tabiî kendi içinde, belki insanlar sayısınca mertebeleri olmakla birlikte en yüksek mertebedir ve enbiya-yı izamın mertebesidir.

    Yukarıda Zikrettiğimiz, Muhyiddîn Arabî, Mevlânâ ve Yûnus Emre gibi Evliyânın irfânî ilimleri deryâsında anlayışa erememekle bocalayan Fethullah Gülen, Bin kere boğulduğu bu vahdet-i vücûd ilimleri deryâsında,, bu ilmin sâhiplerinin izzet ve kemâlini perdelemek ve gözden düşürmek için, aynen Said Nûrsî gibi Nübüvvet kemâlâtının zirvesindeki peygamberleri ve nübüvvet kemâlâtına mazhar sâhabeyi ya'nî kutsallarımızı paravan olarak kullanıyor. Sâhabenin Fazîletini silâh olarak kullanıp bu silâh ile evliyâyı vurmaya çalışıyor. Demek istiyor ki Bu Enbiyâyı izâm hazerâtı, meselâ Mûsâ âleyhisselâm, Hızır âleyhisselâmın bildiklerini bilmiyordu. Veyâ Sâhabe Efendilerimiz, Mevlânâ, Muhyiddîn, Yûnus emsâli veliyylerin bildikleri irfânî malumata sâhip değillerdi. Onlar çoğu şeyi bilmiyorlardı, lâkin Gayba îmân ediyorlardı ve bu gayba îmândaki seviyyeleri onları bütün insânlardan üstün yapmıştı.

    Şimdi Nübüvvet kemâlâtına mazhar kulların, Velâyet kemâlâtına mazhâr kullardan üstünlükleri mes'elesi çok önemli, geniş îzâhlara muhtâç bir mes'eledir. Buraya sığdırılcak bir mesele değildir. Burada ancak şunu söyleyebilirim ki, bu fazîlet kıyaslamasında, "Gayba îmân meselesinin" hiçbir ayırıcılığı yoktur. Nitekim Efendimizin (s.a.v.) Gayba îmânı ile Sahâbenin Gayba îmânı bir midir? Ya'nî Efendimiz için Gayb olan şeyler ile, ashâb için gayb olanlar bir midir? Nitekim sayın Gülen, "belki insanlar sayısınca mertebeleri olmakla birlikte" diyerek bu farkı ortaya koymuştur. Elbette Mi'râc sâhibi, Allah'a vâsıl olmuş, melekleri, cenneti ve cehennemi görmüş bir nebî için gayb olanlar ile sâhabesinin ve bizim gaybımız ya'nî bilmediklerimiz arasında muazzam fark vardır. Sayın Gülenin Bu farkı tek kefede toplayıp bu tarafı fazîletli görüp, bu kefeyi vahdet'i vücûd ehlinden hangi mantık ile ayırdığı ve vahdet-i vücûd ehlini gayba îmân noktasında niye nâkıs gördüğü gayet mechûl... Eğer Vahdet-i vücûd ehli evliyâullah ile Enbiyâ ve ashâbı arasında Gayba îmân noktasında bir fark vâr ise, bu fark, Sâhâbe ile Efendimiz arasında da var. Ya'nî bu noktada ashâb ile Efendimiz (s.a.v.) aynı kefede değerlendirilemez. İşin çok enteresân tarafı ise şudûr; Eğer fazîlet Gayba îmân da ise sâhabenin Efendimiz'den daha fazîletli olması îcâb eder. Yukarıda da belirttiğimiz gibi sahâbenin gaybı, ya'nî bilmedikleri daha çoktur. Dolayısı ile îmânları da daha çoktur (Bu mantığa göre). Hazret-i Hızır'ın, ve vahdet-i Vücûd ehl-i evliyâullah'ın ilmini gözden düşürmek, nebîlerin ve sâhâbenin fazîletiyle bu zevâtı perdelemek isteyen Fethullah Gülen'in "gayba îmân" Teorisi gördüğünüz gibi iflâs etmiştir.

    Fethullah Gülenin zannettiği gibi, îmân ilimden öncelikli de değildir. İlim îmândan önceliklidir. İlim îmânın tahtıdır. Bir Kulun, Resûlullah'ın bildirdiği Allah'a inanması yine ilim sebebiyledir. Bu ilim, irfâna taalluk eden, okur-yazarlık ile ilgisi olmayan bir ilimdir. Ya'nî bir kul ister ümmî olsun, isterse toplumda statüsü çok düşük, hakîr birisi olsun, Efendimize (s.a.v.) gerçekten îmân etmişse, Kitabî bilgiyle kayıtlı olmayan bilgi ve anlayışı sâyesinde Efendimiz'i (s.a.v.) tasdîk etmiştir. Eğer mukayyet olmayan, hâriçten görülmeyen ilim ve anlayışı olmasaydı veyâ nisbeten bir irfânı olmasaydı, îmân etmesi mümkün olmazdı. Buna mukabil, Eğer toplumda statüsü yüksek, mukayyed olarak bilgi seviyesi yüksek olduğu bilinen bir kul,, haset veyâ menfâat kaygılarından bağımsız olarak Peygamberimize (s.a.v.) îmân etmiyor ise bu kul câhil bir kuldur. İrfân fakiri, anlayışsız bir kuldur. Îmân etmemesinin temeli ve tahtı yine ilim noksânlığıdır. Bunun da temeli körlük ve sağırlık, körlük ve sağırlığın da temeli şirktir. Bu mevzû yine geniş îzâha muhtâç ve buraya sığdırılamayacak bir meseledir. Elbette Mûsâ âleyhisselâm, Hazret-i Hızır'dan daha efdâldir. Lâkin bu efdâliyyeti Hz. Mûsâ'nın Hızır'a nisbetle o konular hakkında bilgisizliğine bağlamak, ve hz. Musâ'nın fazîletini veyâ sahâbenin fazîletini bilgisizlikle îzâh etmek, Ve Fethullah Gülen ve emsâlinin böyle bir kıyaslamayı Tasavvuf ilimleri deryâsına karşı bocalamalarına ve cehâletlerine perde yapması, ve biz daha üstünüz diyebilmek için bilgisizliği (Gaybı) bile kullanması en basit ifâdeyle kurnazlıktan ibârettir. Bir şeyi Bilmek, Bilmemekten elbette daha hayırlıdır. Lâkîn, Küllî ve zât'î fazîletin tesbîtinde sâdece bilgi tek ölçü değildir. Hem biz yukarıda, bir ümmînin bir profesörden daha âlim olabileceğini söyledik. Bir ümmîyi bir bilimadamından daha âlim yapan ise irfân ve hikmettir. Îmânın temeli ilim (irfân ve hikmet), ilmin temeli basîret, basîretin dahî temeli tevhîddir. Ya'ni kulun kendi yokluğunu idrâk etmesive Allah'ın gerçek varlığını birlemesidir.

    Sitemizi tâkip edenler, Hz. Mûsâ'nın Hazret-i Hızır'dan, "Sâhâbeyi Kirâm Efendilerimizin" de diğer ümmet fertlerinden hangi sebebler yüzünden efdâl (fazletli) olduklarının îzâhını inşAllah yakında sitemizde bulabileceklerdir.

    - (Enbiya-yı izamın) İdrak ve ihatanın da ötesindedir. "Lâ tüdrikühü'l-ebsar ve hüve yüdrikü'l-ebsar "Gözler, bakışlar, basarlar, O'nu idrak edemez ama O, bütün gözleri ve bakışları idrak eder, ihata eder." Basar, bu göz değil de kalb bile olsa, yani vicdanî bir duyuş ve seziş, küllîyi külliyeti ile kucaklayabilecek bir idrak gücü bile olsa, yine Allah'ı idrakten âcizdir. Sınırsız olan, sınırlı ile ihata edilemez. Bu meselenin mantığı budur. Basar ve basiretleri O kuşatmışsa, kuşatılmış bir şeyle kuşatan kuşatılamaz.

    Fethullah Gülen, geniş kitlelere hitâb eden bir cemâat lideri olarak, mâlesef Anlamadığı bir meselede, kendini cevap vermeye mecbûr konumda hissediyor. Kapalı ifâdelerle mes'eleyi geçiştirmeye çalışıyor. Sayın Gülen, Ekberî irfânın hayret denîzinin ezici dalgaları arasında anlamlandıramamak ile bocalama hâli içersinde diyor ki; "Allah Hakkında, Allah'ın Zât'ı Hakkında inanılmaz ve anlaşılması mümkün olmayan hükümler çıkaran bu vahdet-i vücûd ehli tasavvufçular, bu noktada ne söylerlerse söylesinler, ben bunların söylediklerini anlamasam da Söylediklerinde hedefe isâbet ettiremeyeceklerini biliyorum. Neden diye sorarsanız; "Allah her şeyi idrak ve ihâta eder, lâkin hiç birş ey onu ne ihâtâ ne de idrâk eder." Diyor.

    İkinci bir gözden düşürme girişimiyle karşı karşıyayız...

    Nasıl olur da bu zevât böyle büyük hakikatleri dile getirirler, böyle büyük iddiâlarda bulunurlar, Allah ile insân arasındaki ilişkiyi yakınlaştırırlar veyâ Allah hakkında nasıl, Allah'tan bilgi alıyorlarmış gibi tesbîtte bulunabiliyorlar diye serzenişte bulunuyor. Ve hayır olmaz, Allah insânlardan çok yüce ve çok münezzeh ve ulaşılamaz anlaşılamaz bir mertebeye sâhiptir Hükmünü veriyor. Ve Bu i'tirâzını gûyâ, âyet-i kerîme ile kuvvetlendiriyor.

    Verilen âyet-i Kerîmeye biraz daha dikkatle bakalım.


  19. 16.Temmuz.2011, 14:07
    10
    hurrican
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Temmuz.2011
    Üye No: 88751
    Mesaj Sayısı: 25
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Cevap: Fethullah Gülen'e Karşı Vahdet-i Vücûd Müdâfası

    "O gözleri idrak eder, ama Gözler O’nu idrak edemez, O, en gizli şeyleri bilendir, (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır." (En'âm 6,103)

    "O gözleri idrak eder, ama Gözler O’nu idrak edemez"
    Buyruluyor. Gözler, idrâk eden organlar değildir. İnsân için idrâk, kalp ve beyinde geçekleşir. Hakk için ise idrâk, Zât'i bir biliştir. Hakk Teâlâ gözleri ve bütün eşyâyı, Zât'ının eşyâya yakınlığı ve ihâtası sebebiyle bilir. Halbuki insân için Gözler, idrak mahalli değildir. Görme mahallidir. Gördükten sonra idrak kuvvetleri devreye girer. Allah-u Teâlâ, Görmeden sonra devreye giren anlama ve idrak duyusunu nazarı i'tibâra alıyor. "Gözler O'nu göremez" dememek için sonraki anlama duyusunu (idrak duyusunu) zikrediyor. Ve "Gözler O'nu idrâk edemez" buyuruyor. Çünkü "Gözler O'nu Göremez" buyrulsa bu yanlış bir hüküm olur. Ya da mutlak doğru bir hüküm olmaz. Çünkü Hiç bir göz O'ndan başkasını görmez. Göremez çünkü varlıkta O'ndan başkası olamaz. Hiç bir gözün, Allah'tan mutlak başka bir varlığı görmesi mümkün değildir, çünkü Allah'tan mutlak başka, Allah'ın mutlak hâricinde, yanında ötesinde berisinde başka bir varlık olamaz... Hiç bir göz, O'ndan başkasını göremez lâkin O'nu mutlak mâ'nâda görmesi mümkün olmadığı gibi Mutlak mâ'nâda idrâk etmesi de elbette mümkün değildir. Çünkü hiç bir varlık Hakk'ı ihâtâ edemez. Ve böylece, Hakk'ın kendisini bildiği gibi hiç bir kul Hakk'ı bilemez.

    Âyet-i Kerîmede, "Gözler O'nu göremez" şeklinde gelmesi daha makul gözükürken, "Gözler O'nu idrâk edemez" ibâresiyle ilâhî kelâmın inme sebebini,, "çünkü gözler O'nu görür" Gözler O'ndan başkasını görmediği için çünkü O'ndan başka varlık olamayacağı için âyet, "Gözler O'nu göremez" şeklinde gelmedi... "Çünkü böyle bir ifâdenin kullanılması yanlış olurdu" şeklinde açıkladıktan ve bu husûsu belirttikten sonra, Fethullah Gülen'in delîl olarak kullandığı bu âyet-i kerîmenin,, verdiği mâ'nânın aleyhine nasıl döndüğüne bakalım.

    Gözlerin O'nu gördüğünün ya da daha doğru ifâdeyle, "O'ndan başkasını göremeyeceğinin" farkında olmayan Sayın Gülen, Gözlerin O'ndan başkasını göremeyeceğinin farkında olan Evliyâullaha siz Allah'ı idrak ve ihâta edemessiniz o yüzden bilgilerinizin pek bir kıymeti yok diyor.

    Varlığın Hakk'tan mutlak bir biçimde ayrı olmadığını bilen ârif ve evliyâullah Elbette bu husûsun inceliklerini irfân taliplerine anlatacaklardır. Yukarıda âyet-i kerîmeyle delîllendirdiğimiz bu husûsu bilmeyen, noksânlığını kendi irfânında aramalıdır. Biz şimdi daha öteye giderek, Fethullah Gülen'in zannettiği gibi, Allah'ı idrâk etmenin mümkün olmadığı iddiâsına karşılık görüşlerimizi ifâde edelim.

    Gözlerin O'nu gördüğünün farkında olmayan Sayın Gülen, "O'nunla işitir, O'nunla görür, O'nunla tutar, O'nunla yürür" Buhârî: Rikâk, 38 Benzer bir hadîs için bak: Buhârî: Tevhîd, 15/50Müslim: Zikr 20,22 - İbn Hâcer el Askalânî: Fethu’l-Bâri 11/334 Ahmed bin Hanbel: VII, 256. Kudsî hadîsindeki mâ'nâyı hiç işitmemiş, işitse bile hiç düşünmemiş gibi konuşuyor. Sırf Hakk'ı tenzîh tavrında olan Akla göre,, Allah'ı kimse bilemez çünkü kimse O'nu ihâtâ edemez (Bu hüküm yarı doğru bir hükümdür), Velâkin, dikkat edin Velâkin Hakk Teâlâ dilediği kuluna, dilediği miktâr sahîh bilgiyi bildirir ve mümkün olması mümkün olmayan bilgileri dilerse kuluna açar. Allah sevdiğine neler lutfetmez ki? Kendisini de tanıtır tanıtır ve idrâk ettirir. Dikkat edin, Yukarıdaki Kudsî hadîs-i şerîfin mâ'nâsına göre, kul (evliyâ) böyle yüce bilgilerle (lutûflarla) donatıldığında, Yine kulun kendisi bilmiş, kendisi idrâk etmiş olmaz... Çünkü Allah (c.c.) kendisinden başka varlık kabûl etmez... Kudsî hadîste zikredilen veliyy kul,, ancak O'nun ile görür ancak O'nun ile işitir. Kendi nefsiyle değil...

    Aklın mâverâsını aşan böyle durumları, elbette akıl sarhôşluğu içinde olanlar tasavvur edemezler. Tasavvurdan geçtik tasdîk dahî edemeyenler de sürekli böyle bocalar ve i'tirâz ederler. Allah'ın veliyylerine sarhôş diyenlerin ve bu sâyede anlamadıkları bilgileri inkâr edenlerin sarhôşluğun hangi mertebesinde olduklarını diğer müdâfa yazılarımızda îzâh edeceğiz inşAllah.

    -Evet, vahdet-i vücûtla alâkalı yıllar önce ifadeye çalıştığımız daha başka mülâhazalarımızı, onların yayınlandığı kitaba havale ederek diyebiliriz ki, Sahabe ve Kur'ân talebelerinin mesleği, gaybe iman esasına dayanır. Hatta bu meslek, İlâhî tecellîlerin ne bir zevk olarak teferruatına iner ne de onların üzerinde, burada izaha mecbur kalındığı ölçüde felsefî yorumlara girer.

    Gördünüz mü Ey âlimler, Bir meselede teferruata girerseniz, şerh ve îzâhlara girişirseniz. Sizin Muallimliğinizin üstün mevkiini şahsının izzet ve gururuna bir darbe olarak algılayan câhiller elbette sizi felsefeye girmekle suçlayacaktır. Böylece İlim,, kendi cehlinin farkında olmayanın katında bir suç olarak algılanmaktan kurtulamayacaktır. Câhil katında âlim suçludur. Onu suçlu yapan, câhilden daha fazla şey bilmesidir.

    Soru; Peygamber Efendimizi ve sahâbenin büyüklerini Rü'yâlarında ve hattâ uyanık iken görmüş olan bilgi ve nasîhat alışverişinde olan vahdet-i vücûd ehli mutasavvîfîn Kur'ân talebesi olmuyor da hangi hayâlî ve zannî kriterle sizler sahâbeye ortaklık da'vâsı güdebiliyorsunuz.?
    -(Fethullah Gülen Cevap) El cevap: Gayb ve bilgisizlik Teorisiyle biz sâhabeye biz yakınız.

    Bu Teoriyi yiyenlere afiyet olsun.

    Sanki Vahdet-i Vücûd ehli Evliyâ için Gayb yok, sanki onların Gayba îmânları yok.

    Suçları,, sayın Fethullah Gülen'in kavramakta zorlandığı ilimleri ifşâ etmek...


    -Biz, gaybe iman çizgisinde durur, Allah'a iman eder ve arkasını karıştırmayız. Tabiî bu, mârifet, muhabbet ve zevk-i ruhanî arayışımıza mani değildir. Onu da yine bu sâlim meslekte ararız ve inanıyoruz ki bu meslek, oraya da, hem de daha hatarsız ve emin, hatta kestirme bir yolla götürür. İtikadımızca, gerçek Sahabe mesleği de budur.

    Peygamberimiz (s.a.v.) niye Gaybe îmân çizgisinde durmamış ta Mi'râc etmiş. Hadîs-i şerîflerde Anlatıldığı üzre melekleri, cennet ve cehennemi, sidreyi tûğbâyı refref ve burağı müşâhede etmiş, suç mu işlemiş, görmesemiymiş. Bana bunları gösterme Allah'ım mı demeliymiş. Gayb Çizgisinde durmalımıy mış... Efendimiz'in (s.a.) vârisleri veliyy olup Allah'a vâsıl olduklarından, rûhânî mi'râc ile çeşitli sırrları, gaybları müşâhede ettirildiklerinden dolayı suç mu işlemişler. Gaybe îmân çizgisinde dursalarmış kâmil olacaklar, durmadıkları için nâkıs mı olmuşlar.

    Riyâzât ibâdet yolu ile Allah'ın lutfedeceği basîreti ve ilhâmı gözleyen mutasavvıflar Ve Allah'ı (c.c.) anlamaya ve tanımaya ve kelâmını çözmeye çalışan mutasavvıflar yanlış yolda ise, sırf nazar ve sırf istidlâl yolu ile Fıkıh, tefsîr ve kelâmda emek vererek eserler verenler de bu mantığa göre karıştırıcının dik alâsı olmaz mı? Mutasavvifler gibi tecrübe yoluyla değil, sırf akıl ve kitâbî yoldan meseleleri çözmeye ve anlamaya çalışan âlimlerin bu mantığa göre selâmetin hâricindeki sapıklardan olması iktizâ etmez mi? Bu nasıl mantık?! nasıl Mantık olduğunu yukarıda belirttim. Bir daha belirteyim. Bir câhil, kendisinde olmayan bir fazîleti, kendisine karşı bir üstünlük olarak algılarsa, o fazîlet sâhibinin fazîletini örtmeye çalışır. Buradaki amaç, üstünlük da'vasıdır. Nefsinin izzetini açığa çıkarma da'vasıdır. Kısaca; sen benim hafsalamın alamadığı kadar bilgileri bilsen de ben senden daha üstünüm demek da'vasıdır.

    Ayrıca, Evliyânın ilmi kıyl-u kal değildir, cansızdan alınan bir bilgi de değildir. Allah'ın kuluna bahşedeceği en büyük lûtuf olan irfân ve hikmettir. Bu öyle bir lûtuftur ki, Allah'ı tanımaya götürür. Allah'ı bilmekten, Allah'ı tanımaktan ve Allah'ı görmekten daha büyük hiç bi şey yoktur.

    Sahâbeye ortaklık iddiâ eden bir müddei bu iddiâsını Kitâp telîfi ve kitâbî münâzarâlar ile isbatlayamaz. Böyle bir iddiâ, ya'ni sahâbeye ortaklık iddiâsı Nübüvvet kemâlâtına mazhariyet iktizâ eder. Halbuki nübüvvet kemâlâtı iddiası fiili cihâd ile ancak anlamlı bir iddiâ olabilir.


  20. 16.Temmuz.2011, 14:07
    10
    hurrican - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    "O gözleri idrak eder, ama Gözler O’nu idrak edemez, O, en gizli şeyleri bilendir, (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır." (En'âm 6,103)

    "O gözleri idrak eder, ama Gözler O’nu idrak edemez"
    Buyruluyor. Gözler, idrâk eden organlar değildir. İnsân için idrâk, kalp ve beyinde geçekleşir. Hakk için ise idrâk, Zât'i bir biliştir. Hakk Teâlâ gözleri ve bütün eşyâyı, Zât'ının eşyâya yakınlığı ve ihâtası sebebiyle bilir. Halbuki insân için Gözler, idrak mahalli değildir. Görme mahallidir. Gördükten sonra idrak kuvvetleri devreye girer. Allah-u Teâlâ, Görmeden sonra devreye giren anlama ve idrak duyusunu nazarı i'tibâra alıyor. "Gözler O'nu göremez" dememek için sonraki anlama duyusunu (idrak duyusunu) zikrediyor. Ve "Gözler O'nu idrâk edemez" buyuruyor. Çünkü "Gözler O'nu Göremez" buyrulsa bu yanlış bir hüküm olur. Ya da mutlak doğru bir hüküm olmaz. Çünkü Hiç bir göz O'ndan başkasını görmez. Göremez çünkü varlıkta O'ndan başkası olamaz. Hiç bir gözün, Allah'tan mutlak başka bir varlığı görmesi mümkün değildir, çünkü Allah'tan mutlak başka, Allah'ın mutlak hâricinde, yanında ötesinde berisinde başka bir varlık olamaz... Hiç bir göz, O'ndan başkasını göremez lâkin O'nu mutlak mâ'nâda görmesi mümkün olmadığı gibi Mutlak mâ'nâda idrâk etmesi de elbette mümkün değildir. Çünkü hiç bir varlık Hakk'ı ihâtâ edemez. Ve böylece, Hakk'ın kendisini bildiği gibi hiç bir kul Hakk'ı bilemez.

    Âyet-i Kerîmede, "Gözler O'nu göremez" şeklinde gelmesi daha makul gözükürken, "Gözler O'nu idrâk edemez" ibâresiyle ilâhî kelâmın inme sebebini,, "çünkü gözler O'nu görür" Gözler O'ndan başkasını görmediği için çünkü O'ndan başka varlık olamayacağı için âyet, "Gözler O'nu göremez" şeklinde gelmedi... "Çünkü böyle bir ifâdenin kullanılması yanlış olurdu" şeklinde açıkladıktan ve bu husûsu belirttikten sonra, Fethullah Gülen'in delîl olarak kullandığı bu âyet-i kerîmenin,, verdiği mâ'nânın aleyhine nasıl döndüğüne bakalım.

    Gözlerin O'nu gördüğünün ya da daha doğru ifâdeyle, "O'ndan başkasını göremeyeceğinin" farkında olmayan Sayın Gülen, Gözlerin O'ndan başkasını göremeyeceğinin farkında olan Evliyâullaha siz Allah'ı idrak ve ihâta edemessiniz o yüzden bilgilerinizin pek bir kıymeti yok diyor.

    Varlığın Hakk'tan mutlak bir biçimde ayrı olmadığını bilen ârif ve evliyâullah Elbette bu husûsun inceliklerini irfân taliplerine anlatacaklardır. Yukarıda âyet-i kerîmeyle delîllendirdiğimiz bu husûsu bilmeyen, noksânlığını kendi irfânında aramalıdır. Biz şimdi daha öteye giderek, Fethullah Gülen'in zannettiği gibi, Allah'ı idrâk etmenin mümkün olmadığı iddiâsına karşılık görüşlerimizi ifâde edelim.

    Gözlerin O'nu gördüğünün farkında olmayan Sayın Gülen, "O'nunla işitir, O'nunla görür, O'nunla tutar, O'nunla yürür" Buhârî: Rikâk, 38 Benzer bir hadîs için bak: Buhârî: Tevhîd, 15/50Müslim: Zikr 20,22 - İbn Hâcer el Askalânî: Fethu’l-Bâri 11/334 Ahmed bin Hanbel: VII, 256. Kudsî hadîsindeki mâ'nâyı hiç işitmemiş, işitse bile hiç düşünmemiş gibi konuşuyor. Sırf Hakk'ı tenzîh tavrında olan Akla göre,, Allah'ı kimse bilemez çünkü kimse O'nu ihâtâ edemez (Bu hüküm yarı doğru bir hükümdür), Velâkin, dikkat edin Velâkin Hakk Teâlâ dilediği kuluna, dilediği miktâr sahîh bilgiyi bildirir ve mümkün olması mümkün olmayan bilgileri dilerse kuluna açar. Allah sevdiğine neler lutfetmez ki? Kendisini de tanıtır tanıtır ve idrâk ettirir. Dikkat edin, Yukarıdaki Kudsî hadîs-i şerîfin mâ'nâsına göre, kul (evliyâ) böyle yüce bilgilerle (lutûflarla) donatıldığında, Yine kulun kendisi bilmiş, kendisi idrâk etmiş olmaz... Çünkü Allah (c.c.) kendisinden başka varlık kabûl etmez... Kudsî hadîste zikredilen veliyy kul,, ancak O'nun ile görür ancak O'nun ile işitir. Kendi nefsiyle değil...

    Aklın mâverâsını aşan böyle durumları, elbette akıl sarhôşluğu içinde olanlar tasavvur edemezler. Tasavvurdan geçtik tasdîk dahî edemeyenler de sürekli böyle bocalar ve i'tirâz ederler. Allah'ın veliyylerine sarhôş diyenlerin ve bu sâyede anlamadıkları bilgileri inkâr edenlerin sarhôşluğun hangi mertebesinde olduklarını diğer müdâfa yazılarımızda îzâh edeceğiz inşAllah.

    -Evet, vahdet-i vücûtla alâkalı yıllar önce ifadeye çalıştığımız daha başka mülâhazalarımızı, onların yayınlandığı kitaba havale ederek diyebiliriz ki, Sahabe ve Kur'ân talebelerinin mesleği, gaybe iman esasına dayanır. Hatta bu meslek, İlâhî tecellîlerin ne bir zevk olarak teferruatına iner ne de onların üzerinde, burada izaha mecbur kalındığı ölçüde felsefî yorumlara girer.

    Gördünüz mü Ey âlimler, Bir meselede teferruata girerseniz, şerh ve îzâhlara girişirseniz. Sizin Muallimliğinizin üstün mevkiini şahsının izzet ve gururuna bir darbe olarak algılayan câhiller elbette sizi felsefeye girmekle suçlayacaktır. Böylece İlim,, kendi cehlinin farkında olmayanın katında bir suç olarak algılanmaktan kurtulamayacaktır. Câhil katında âlim suçludur. Onu suçlu yapan, câhilden daha fazla şey bilmesidir.

    Soru; Peygamber Efendimizi ve sahâbenin büyüklerini Rü'yâlarında ve hattâ uyanık iken görmüş olan bilgi ve nasîhat alışverişinde olan vahdet-i vücûd ehli mutasavvîfîn Kur'ân talebesi olmuyor da hangi hayâlî ve zannî kriterle sizler sahâbeye ortaklık da'vâsı güdebiliyorsunuz.?
    -(Fethullah Gülen Cevap) El cevap: Gayb ve bilgisizlik Teorisiyle biz sâhabeye biz yakınız.

    Bu Teoriyi yiyenlere afiyet olsun.

    Sanki Vahdet-i Vücûd ehli Evliyâ için Gayb yok, sanki onların Gayba îmânları yok.

    Suçları,, sayın Fethullah Gülen'in kavramakta zorlandığı ilimleri ifşâ etmek...


    -Biz, gaybe iman çizgisinde durur, Allah'a iman eder ve arkasını karıştırmayız. Tabiî bu, mârifet, muhabbet ve zevk-i ruhanî arayışımıza mani değildir. Onu da yine bu sâlim meslekte ararız ve inanıyoruz ki bu meslek, oraya da, hem de daha hatarsız ve emin, hatta kestirme bir yolla götürür. İtikadımızca, gerçek Sahabe mesleği de budur.

    Peygamberimiz (s.a.v.) niye Gaybe îmân çizgisinde durmamış ta Mi'râc etmiş. Hadîs-i şerîflerde Anlatıldığı üzre melekleri, cennet ve cehennemi, sidreyi tûğbâyı refref ve burağı müşâhede etmiş, suç mu işlemiş, görmesemiymiş. Bana bunları gösterme Allah'ım mı demeliymiş. Gayb Çizgisinde durmalımıy mış... Efendimiz'in (s.a.) vârisleri veliyy olup Allah'a vâsıl olduklarından, rûhânî mi'râc ile çeşitli sırrları, gaybları müşâhede ettirildiklerinden dolayı suç mu işlemişler. Gaybe îmân çizgisinde dursalarmış kâmil olacaklar, durmadıkları için nâkıs mı olmuşlar.

    Riyâzât ibâdet yolu ile Allah'ın lutfedeceği basîreti ve ilhâmı gözleyen mutasavvıflar Ve Allah'ı (c.c.) anlamaya ve tanımaya ve kelâmını çözmeye çalışan mutasavvıflar yanlış yolda ise, sırf nazar ve sırf istidlâl yolu ile Fıkıh, tefsîr ve kelâmda emek vererek eserler verenler de bu mantığa göre karıştırıcının dik alâsı olmaz mı? Mutasavvifler gibi tecrübe yoluyla değil, sırf akıl ve kitâbî yoldan meseleleri çözmeye ve anlamaya çalışan âlimlerin bu mantığa göre selâmetin hâricindeki sapıklardan olması iktizâ etmez mi? Bu nasıl mantık?! nasıl Mantık olduğunu yukarıda belirttim. Bir daha belirteyim. Bir câhil, kendisinde olmayan bir fazîleti, kendisine karşı bir üstünlük olarak algılarsa, o fazîlet sâhibinin fazîletini örtmeye çalışır. Buradaki amaç, üstünlük da'vasıdır. Nefsinin izzetini açığa çıkarma da'vasıdır. Kısaca; sen benim hafsalamın alamadığı kadar bilgileri bilsen de ben senden daha üstünüm demek da'vasıdır.

    Ayrıca, Evliyânın ilmi kıyl-u kal değildir, cansızdan alınan bir bilgi de değildir. Allah'ın kuluna bahşedeceği en büyük lûtuf olan irfân ve hikmettir. Bu öyle bir lûtuftur ki, Allah'ı tanımaya götürür. Allah'ı bilmekten, Allah'ı tanımaktan ve Allah'ı görmekten daha büyük hiç bi şey yoktur.

    Sahâbeye ortaklık iddiâ eden bir müddei bu iddiâsını Kitâp telîfi ve kitâbî münâzarâlar ile isbatlayamaz. Böyle bir iddiâ, ya'ni sahâbeye ortaklık iddiâsı Nübüvvet kemâlâtına mazhariyet iktizâ eder. Halbuki nübüvvet kemâlâtı iddiası fiili cihâd ile ancak anlamlı bir iddiâ olabilir.


  21. 16.Temmuz.2011, 14:11
    11
    hurrican
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Temmuz.2011
    Üye No: 88751
    Mesaj Sayısı: 25
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Cevap: Fethullah Gülen'e Karşı Vahdet-i Vücûd Müdâfası

    Hepsini tek parçada almadı... Allah'tan kalın karakterleri kabul etti uğraştırmadı... Fethullah Gülen'in Bundan çok daha geniş vahdet-i vücud eleştirisi bahsettiğim siteye asılmış, heralde o yazıya da cevap verilmek üzere ki asmışlar. Bilginiz olsun,, Hocasını (Fethullah güleni, said nursiyi) savunmak isteyenlere duyrulur.


  22. 16.Temmuz.2011, 14:11
    11
    hurrican - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    Hepsini tek parçada almadı... Allah'tan kalın karakterleri kabul etti uğraştırmadı... Fethullah Gülen'in Bundan çok daha geniş vahdet-i vücud eleştirisi bahsettiğim siteye asılmış, heralde o yazıya da cevap verilmek üzere ki asmışlar. Bilginiz olsun,, Hocasını (Fethullah güleni, said nursiyi) savunmak isteyenlere duyrulur.


  23. 16.Temmuz.2011, 15:22
    12
    islamyolu
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Mayıs.2011
    Üye No: 87477
    Mesaj Sayısı: 2,615
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Fethullah Gülen'e Karşı Vahdet-i Vücûd Müdâfası

    Hurrican millet bilip bilmeden laflar söylüyor. bende bir sitede görmüştüm. Bediüzzaman hazretleri için neler neler diyorlardı. Mason bile diyorlardı. insanlar iyice coışmuş durumda. millete bakarsak Dinlenilecek Alim kalmayacak. Bütün alimleri Etmişler bozuk. bir tek kendileri düzgün. yazıda baya uzunmuş ama. takma kafana

    cahillerle girme münakaşaya , ben hiç yenemedim....



  24. 16.Temmuz.2011, 15:22
    12
    islamyolu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Hurrican millet bilip bilmeden laflar söylüyor. bende bir sitede görmüştüm. Bediüzzaman hazretleri için neler neler diyorlardı. Mason bile diyorlardı. insanlar iyice coışmuş durumda. millete bakarsak Dinlenilecek Alim kalmayacak. Bütün alimleri Etmişler bozuk. bir tek kendileri düzgün. yazıda baya uzunmuş ama. takma kafana

    cahillerle girme münakaşaya , ben hiç yenemedim....






+ Yorum Gönder
Git 124 Son