Konusunu Oylayın.: Sorum var peygamberimiz

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Sorum var peygamberimiz
  1. 09.Ağustos.2007, 22:27
    1
    yolcu_
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Temmuz.2007
    Üye No: 1495
    Mesaj Sayısı: 142
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 3
    Yaş: 27

    Sorum var peygamberimiz






    Sorum var peygamberimiz Mumsema CENABI ALLAH PEYGAMBERİMİZE HABİBİM SEN OLMASAYDIN BU KAİNATI YARATMAZDIM DİYE BİRŞEY DUYDUM BUNU AÇIKLARMISINIZ


  2. 09.Ağustos.2007, 22:27
    1
    yolcu_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Devamlı Üye



  3. 09.Ağustos.2007, 23:02
    2
    MustafaSevdali
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 29.Temmuz.2007
    Üye No: 1568
    Mesaj Sayısı: 93
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    --->: sorum var peygamberimiz




    Allahü Teala'nın rızası için:
    3 kez Elhamdülillah diyelim ve bir Salavat-ı şerife okuyalım

    Bu gün Perşembe
    Bu gün Cuma nın içinde olduğumuz gece
    Bu gün Kandil
    Bu gün Mübarek bir gün

    Şahsi görüşlerimdir.


  4. 09.Ağustos.2007, 23:02
    2



    Allahü Teala'nın rızası için:
    3 kez Elhamdülillah diyelim ve bir Salavat-ı şerife okuyalım

    Bu gün Perşembe
    Bu gün Cuma nın içinde olduğumuz gece
    Bu gün Kandil
    Bu gün Mübarek bir gün

    Şahsi görüşlerimdir.


  5. 09.Ağustos.2007, 23:16
    3
    rana
    Aciz Kul

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 07.Temmuz.2007
    Üye No: 5879
    Mesaj Sayısı: 5,605
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 70
    Bulunduğu yer: Stuttgart/Istanbul/Ankara

    --->: sorum var peygamberimiz



    Kainattaki bütün kemalatın menşei ve esası nur-u Muhammedidir. Her şey, kemalini ve cemalini O’nunla buldu.


    Meseleye iki şekilde cevap verilebilir:

    1- Anlaşılmaz bir kitap muallimsiz olsa manasız bir kağıttan ibaret kalır. Allah bu dünyayı ve içindekileri, kendi cemalini ve kemalini görmek ve göstermek için yarattı. Cemalini ve kemalini göstermek istediği şuur sahibi mahlukatın başında da, insan gelmektedir. Kendisi kendine layık bir şekilde cemal ve kemalini tefekkür etmektedir. Fakat insan dediğimiz mahlukun, Allah’ın istediklerini kendi başına anlaması mümkün değildir.

    Madem kainat insan için yaratılmış, ve madem insan yalnız başına İlahî hakikati anlaması mümkün değildir. Öyleyse insanların nazarını mahlukattan ve masivadan çekecek peygamberler olacaktır. Bu peygamberlik makamı, Allah’ın en çok sevdiği insanlardan oluşacaktır. Bu peygamber dediğimiz seçkin insanların arasında da vahiyde belirtildiği gibi, en sevgili kul ve en şerefli kişi Hz. Muhammed’dir (a.s.m).

    2- Hz. Muhammed'in (a.s.m) duası, bu kainatın yaratılması için bir sebeptir. Bediüzzaman Said Nursi’nin ifadesiye “Allah, ezeli ilmiyle Peygamberimizin, kainatın ve cennetin yaratılması hususundaki ısrarlı ve ihlaslı duasını kabul etti ve bu kainatı halk etti.”
    İşte O’nun bu duası olmasaydı Allah kainatı ve içindekileri yaratmazdı. Çünkü O zat (a.s.m) bütün enbiyanın seyyididir, bütün evliyanın reisidir. O geldikten sonra dünya rahata kavuştu. Bu noktadan O’na olan sevgi, başka bir sevgidir. Fakat madem Allah’ın zatı mahlukatın zatına benzemez. Ve hadsiz derecede mükemmel ve alidir. Elbette sıfatları da benzemez. Yani ilmi, iradesi, kudreti ve muhabbeti de mahlukatın sıfatlarına benzemez. Allah’ın Peygamberimize olan muhabbetini aklımızla anlamamız mümkün değildir. Çünkü Allah’ın ne sıfatlarını, ne zatını ne de fiillerini aklımız almıyor. Elbette muhabbet-i ilahiyeyi de anlamamız iktidarımız haricindedir.


  6. 09.Ağustos.2007, 23:16
    3
    Aciz Kul


    Kainattaki bütün kemalatın menşei ve esası nur-u Muhammedidir. Her şey, kemalini ve cemalini O’nunla buldu.


    Meseleye iki şekilde cevap verilebilir:

    1- Anlaşılmaz bir kitap muallimsiz olsa manasız bir kağıttan ibaret kalır. Allah bu dünyayı ve içindekileri, kendi cemalini ve kemalini görmek ve göstermek için yarattı. Cemalini ve kemalini göstermek istediği şuur sahibi mahlukatın başında da, insan gelmektedir. Kendisi kendine layık bir şekilde cemal ve kemalini tefekkür etmektedir. Fakat insan dediğimiz mahlukun, Allah’ın istediklerini kendi başına anlaması mümkün değildir.

    Madem kainat insan için yaratılmış, ve madem insan yalnız başına İlahî hakikati anlaması mümkün değildir. Öyleyse insanların nazarını mahlukattan ve masivadan çekecek peygamberler olacaktır. Bu peygamberlik makamı, Allah’ın en çok sevdiği insanlardan oluşacaktır. Bu peygamber dediğimiz seçkin insanların arasında da vahiyde belirtildiği gibi, en sevgili kul ve en şerefli kişi Hz. Muhammed’dir (a.s.m).

    2- Hz. Muhammed'in (a.s.m) duası, bu kainatın yaratılması için bir sebeptir. Bediüzzaman Said Nursi’nin ifadesiye “Allah, ezeli ilmiyle Peygamberimizin, kainatın ve cennetin yaratılması hususundaki ısrarlı ve ihlaslı duasını kabul etti ve bu kainatı halk etti.”
    İşte O’nun bu duası olmasaydı Allah kainatı ve içindekileri yaratmazdı. Çünkü O zat (a.s.m) bütün enbiyanın seyyididir, bütün evliyanın reisidir. O geldikten sonra dünya rahata kavuştu. Bu noktadan O’na olan sevgi, başka bir sevgidir. Fakat madem Allah’ın zatı mahlukatın zatına benzemez. Ve hadsiz derecede mükemmel ve alidir. Elbette sıfatları da benzemez. Yani ilmi, iradesi, kudreti ve muhabbeti de mahlukatın sıfatlarına benzemez. Allah’ın Peygamberimize olan muhabbetini aklımızla anlamamız mümkün değildir. Çünkü Allah’ın ne sıfatlarını, ne zatını ne de fiillerini aklımız almıyor. Elbette muhabbet-i ilahiyeyi de anlamamız iktidarımız haricindedir.


  7. 09.Ağustos.2007, 23:17
    4
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,654
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 336
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    --->: sorum var peygamberimiz

    yolcu Nickli Üyeden Alıntı
    CENABI ALLAH PEYGAMBERİMİZE HABİBİM SEN OLMASAYDIN BU KAİNATI YARATMAZDIM DİYE BİRŞEY DUYDUM BUNU AÇIKLARMISINIZ
    Levlake hadisinin kaynağı üzerine



    Tekirdağ `dan İsmail Karaavcı: `Levlake kudsi hadisinin kaynağı hakkında bilgi verir misiniz? Kimisi zayıf diyor, kimisi de bu kudsi hadise zayıf diyene akılsız diyor. Bunun ortası yok mudur? Kaynağını araştıran birisi neden akılsız olsun? Bir kudsi hadisin zayıf olma ihtimali nasıl olabilir?` `Levlake levlake Lema halaktü`l-eflak =Sen olmasaydın, sen olmasaydın Ben alemi yaratmazdım` sözü İslam ümmetinin alimleri ekseriyetince kudsi hadis olarak biliniyor. Bu hadis-i kudsinin kaynakları vardır şüphesiz. Bu hadis-i kudsi, Suyuti `nin El-Leali`l-Masnua; Aliyyü `l-Kari `nin El-Esraru`l-Merfua ve diğer bir eseri olan Şerhü `ş-Şifa ; Şevkani `nin El-Fevaidü`l-Mecmua ; Hafız Acluni `nin Keşfü `l-Hafa ; Muhammed Said Zalul`ün Tahkik; İmam-ı Nevevi `nin El-Ezkar adlı eserlerinde kayıtlıdır. Diğer yandan Mevlana Cami, Ahmed -i Cezeri , Mevlana Halid , İmam-ı Rabbani , Bediüzzaman Said Nursi gibi nice İslam alimleri bu hadis-i kudsiyi eserlerine alıp tevhid inancına uygun izahlar getirmişlerdir. Fakat bu hadis-i kudsi, kütüb -ü sitte içerisinde yer almıyor. Günümüzdeki hadis tenkitçileri için hadis diye bilinen bir sözün kütüb-ü sitte içinde yer almaması ise hadis için bir eksiklik teşkil ediyor. Bu duyarlılığı kınamıyoruz. Kütüb -ü sitte gibi sıhhatinden ümmetçe şüphe edilmeyen ciltlerle hadis kitapları şüphesiz önemli, makbul ve sahih kaynaklardır. Hadis diye bilinen (bilhassa hadis-i kudsi olarak bilinen) bir sözün kütüb -ü sitte içinde yer alıp almadığı hususunda titizlik göstermeyi doğru algılayabiliyoruz. Bu konuda titizlik gösteren insanları akılsız olarak itham etmek şüphesiz doğru bir üslup değildir. Buna katılamayız. Fakat ameli hüküm ihtiva etmeyen, ümmeti yanlış amel etmeye yönlendirmeyen, tevhid ve iman esaslarına da aykırılık taşımayan bir hadis için, kütüb -ü sitte içerisinde yer almıyor diye eleştiri dozunu şiddetlendirmeyi ve ortalığı tozu dumana katmayı da fazla abartılı buluyoruz. O halde önce üslubumuzu düzeltmemiz gerekiyor. Ne bu hadis-i kudsiye, kütüb -ü sitte içerisinde yer almıyor diye hücum edelim, ne de bu hadis-i kudsi için kaynak soruşturması yapanları akılsızlıkla itham edelim! Bunun orta yolu vardır. Orta yolu şudur: Ümmet ilk asırlardan beri bu hadis-i kudsiye nasıl yaklaşmış? Ve ümmet bu yaklaşımıyla sapık yollara girmiş mi? Hadis-i kudsi diye bilinen bu söz, ümmetin istikametini bozmuş mu? Bunlara bakılmalıdır. Ümmet bu hadis-i kudsiye nasıl bakmış ise, bizim de o pencereden bakmamızda hiçbir sakınca yoktur. Bir defa şiddetli hadis tenkitçileri bin dört yüz yıldan beri hep var olagelmiştir. Bu tenkitçilerin çoğundan bu hadis senet itibariyle olmasa da, mana itibariyle geçer not almıştır. Yani bu hadise mana olarak ilişen bir tenkitçi olmamıştır. Hadis tenkitçileri bu hadisin kuvvetli bir senedi olmadığı konusunda birleşmişlerse de, bu hadisi mana olarak doğrulayan ve senedi de kuvvetli olan başka hadisler ve hatta ayetlerin de bulunması bu hadisi temize çıkarmaya yetmiştir. Mesela, Kur `an , Hazret -i Muhammed (asm ) için, `Vema erselnake illa rahmeten lil alemin`1 buyuruyor. Şimdi düşünelim: `Alemin ` ne demektir? Kainat demek değil midir? Eflak demek değil midir? `Alemin ` sözcüğü yerine `kainat`ı koyduğumuzda bu ayetin manası: `Biz seni kainata rahmet olmasaydın göndermezdik!` olmaz mı? Bu ayet ile, `Sen olmasaydın, sen olmasaydın Ben alemi yaratmazdım` sözü arasında manaca neredeyse örtüşme yok mudur? Peki manası bu denli kuvvetli bir hadis-i kudsi, kütüb -ü sitte içinde kaydedilmemiş olabilir mi? Olabilir. Görüldüğü gibi olmuştur! Kim bilir, ilk dönemlerde, çok yaygın olarak bilinen bir hadis-i kudsi olduğu için rivayet zinciri önemsenerek kaydedilmemiş; bu yüzden de, sonradan şiddetli usuller ortaya koyan kütüb-i sitte imamları tarafından ayıklanmış olabilir. Ne var ki, hiçbir kütüb-ü sitte imamı, sahih hadislerin sadece kendi kitaplarında yer alan hadislerden ibaret olduğu iddiasında bulunmamıştır! Bu hadis-i kudsinin, tevhid inancı çerçevesinde hiç kimsenin reddedemeyeceği izahlarını ise Risale -i Nur `un değişik risalelerinde bulmak mümkündür. O halde bu hadis-i kudsiyi; kütüb -ü sittede kayıtlı olup olmadığına bakmaksızın, Risale -i Nur `un izahları çerçevesinde anlamanın imanımıza tahkik kazandıran önemli bir boyuta sahip olduğu unutulmamalı; şekil üzerinde durmayıp, mana ile kifayet edilmelidir. Dipnotlar: 1- Enbiya Suresi : 107.
    Süleyman KÖSMENE


    MustafaSevdali Nickli Üyeden Alıntı
    Allahü Teala'nın rızası için:
    3 kez Elhamdülillah diyelim ve bir Salavat-ı şerife okuyalım

    Bu gün Perşembe
    Bu gün Cuma nın içinde olduğumuz gece
    Bu gün Kandil
    Bu gün Mübarek bir gün

    Şahsi görüşlerimdir.
    mustafasevdalı srulan soruyla verdiğin cevap arasında nasıl bir ilişki var anlamadım


  8. 09.Ağustos.2007, 23:17
    4
    Moderatör
    yolcu Nickli Üyeden Alıntı
    CENABI ALLAH PEYGAMBERİMİZE HABİBİM SEN OLMASAYDIN BU KAİNATI YARATMAZDIM DİYE BİRŞEY DUYDUM BUNU AÇIKLARMISINIZ
    Levlake hadisinin kaynağı üzerine



    Tekirdağ `dan İsmail Karaavcı: `Levlake kudsi hadisinin kaynağı hakkında bilgi verir misiniz? Kimisi zayıf diyor, kimisi de bu kudsi hadise zayıf diyene akılsız diyor. Bunun ortası yok mudur? Kaynağını araştıran birisi neden akılsız olsun? Bir kudsi hadisin zayıf olma ihtimali nasıl olabilir?` `Levlake levlake Lema halaktü`l-eflak =Sen olmasaydın, sen olmasaydın Ben alemi yaratmazdım` sözü İslam ümmetinin alimleri ekseriyetince kudsi hadis olarak biliniyor. Bu hadis-i kudsinin kaynakları vardır şüphesiz. Bu hadis-i kudsi, Suyuti `nin El-Leali`l-Masnua; Aliyyü `l-Kari `nin El-Esraru`l-Merfua ve diğer bir eseri olan Şerhü `ş-Şifa ; Şevkani `nin El-Fevaidü`l-Mecmua ; Hafız Acluni `nin Keşfü `l-Hafa ; Muhammed Said Zalul`ün Tahkik; İmam-ı Nevevi `nin El-Ezkar adlı eserlerinde kayıtlıdır. Diğer yandan Mevlana Cami, Ahmed -i Cezeri , Mevlana Halid , İmam-ı Rabbani , Bediüzzaman Said Nursi gibi nice İslam alimleri bu hadis-i kudsiyi eserlerine alıp tevhid inancına uygun izahlar getirmişlerdir. Fakat bu hadis-i kudsi, kütüb -ü sitte içerisinde yer almıyor. Günümüzdeki hadis tenkitçileri için hadis diye bilinen bir sözün kütüb-ü sitte içinde yer almaması ise hadis için bir eksiklik teşkil ediyor. Bu duyarlılığı kınamıyoruz. Kütüb -ü sitte gibi sıhhatinden ümmetçe şüphe edilmeyen ciltlerle hadis kitapları şüphesiz önemli, makbul ve sahih kaynaklardır. Hadis diye bilinen (bilhassa hadis-i kudsi olarak bilinen) bir sözün kütüb -ü sitte içinde yer alıp almadığı hususunda titizlik göstermeyi doğru algılayabiliyoruz. Bu konuda titizlik gösteren insanları akılsız olarak itham etmek şüphesiz doğru bir üslup değildir. Buna katılamayız. Fakat ameli hüküm ihtiva etmeyen, ümmeti yanlış amel etmeye yönlendirmeyen, tevhid ve iman esaslarına da aykırılık taşımayan bir hadis için, kütüb -ü sitte içerisinde yer almıyor diye eleştiri dozunu şiddetlendirmeyi ve ortalığı tozu dumana katmayı da fazla abartılı buluyoruz. O halde önce üslubumuzu düzeltmemiz gerekiyor. Ne bu hadis-i kudsiye, kütüb -ü sitte içerisinde yer almıyor diye hücum edelim, ne de bu hadis-i kudsi için kaynak soruşturması yapanları akılsızlıkla itham edelim! Bunun orta yolu vardır. Orta yolu şudur: Ümmet ilk asırlardan beri bu hadis-i kudsiye nasıl yaklaşmış? Ve ümmet bu yaklaşımıyla sapık yollara girmiş mi? Hadis-i kudsi diye bilinen bu söz, ümmetin istikametini bozmuş mu? Bunlara bakılmalıdır. Ümmet bu hadis-i kudsiye nasıl bakmış ise, bizim de o pencereden bakmamızda hiçbir sakınca yoktur. Bir defa şiddetli hadis tenkitçileri bin dört yüz yıldan beri hep var olagelmiştir. Bu tenkitçilerin çoğundan bu hadis senet itibariyle olmasa da, mana itibariyle geçer not almıştır. Yani bu hadise mana olarak ilişen bir tenkitçi olmamıştır. Hadis tenkitçileri bu hadisin kuvvetli bir senedi olmadığı konusunda birleşmişlerse de, bu hadisi mana olarak doğrulayan ve senedi de kuvvetli olan başka hadisler ve hatta ayetlerin de bulunması bu hadisi temize çıkarmaya yetmiştir. Mesela, Kur `an , Hazret -i Muhammed (asm ) için, `Vema erselnake illa rahmeten lil alemin`1 buyuruyor. Şimdi düşünelim: `Alemin ` ne demektir? Kainat demek değil midir? Eflak demek değil midir? `Alemin ` sözcüğü yerine `kainat`ı koyduğumuzda bu ayetin manası: `Biz seni kainata rahmet olmasaydın göndermezdik!` olmaz mı? Bu ayet ile, `Sen olmasaydın, sen olmasaydın Ben alemi yaratmazdım` sözü arasında manaca neredeyse örtüşme yok mudur? Peki manası bu denli kuvvetli bir hadis-i kudsi, kütüb -ü sitte içinde kaydedilmemiş olabilir mi? Olabilir. Görüldüğü gibi olmuştur! Kim bilir, ilk dönemlerde, çok yaygın olarak bilinen bir hadis-i kudsi olduğu için rivayet zinciri önemsenerek kaydedilmemiş; bu yüzden de, sonradan şiddetli usuller ortaya koyan kütüb-i sitte imamları tarafından ayıklanmış olabilir. Ne var ki, hiçbir kütüb-ü sitte imamı, sahih hadislerin sadece kendi kitaplarında yer alan hadislerden ibaret olduğu iddiasında bulunmamıştır! Bu hadis-i kudsinin, tevhid inancı çerçevesinde hiç kimsenin reddedemeyeceği izahlarını ise Risale -i Nur `un değişik risalelerinde bulmak mümkündür. O halde bu hadis-i kudsiyi; kütüb -ü sittede kayıtlı olup olmadığına bakmaksızın, Risale -i Nur `un izahları çerçevesinde anlamanın imanımıza tahkik kazandıran önemli bir boyuta sahip olduğu unutulmamalı; şekil üzerinde durmayıp, mana ile kifayet edilmelidir. Dipnotlar: 1- Enbiya Suresi : 107.
    Süleyman KÖSMENE


    MustafaSevdali Nickli Üyeden Alıntı
    Allahü Teala'nın rızası için:
    3 kez Elhamdülillah diyelim ve bir Salavat-ı şerife okuyalım

    Bu gün Perşembe
    Bu gün Cuma nın içinde olduğumuz gece
    Bu gün Kandil
    Bu gün Mübarek bir gün

    Şahsi görüşlerimdir.
    mustafasevdalı srulan soruyla verdiğin cevap arasında nasıl bir ilişki var anlamadım


  9. 10.Ağustos.2007, 01:02
    5
    MustafaSevdali
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 29.Temmuz.2007
    Üye No: 1568
    Mesaj Sayısı: 93
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    --->: sorum var peygamberimiz

    henüz ilgili soruya cevap vermedim

    yaşadığın için bu nimeti verene hamd edersin
    varlığının kaynağı için salavat ı şerife getirirsin

    konuşmaya Allahü Teala'nın adı ile başladık 3 Hamd ettik
    O'nun Peygamberine -aleyhissalatu vesselam- salavat ile devam ettik, okuduk

    biraz daha tefekkür edelim
    Hayra vesile olalım

    biraz daha tefekkür
    nankörlük edenlerden olmak istemem
    Elhamdülillah

    biraz daha tefekkür
    burnu yere sürtülenlerden olmak istemem
    Allahümme salli ala Muhammedin ve ala ali Muhammed

    Biraz daha tefekkür edelim mi?
    Bir leşin etrafına toplanıpta dağılan leşler gibi olmak istemem. Burda toplandık. Allahü Teala'nın adını anmayı unuttum. Peygamberimiz içinde yapmam gerekeni yapmadım. Acaba neler kaçırdık!

    Başını okursun devamını uygularsın. Allahü Teala kabul etsin. Uygulamazsın o senin iradene kalmış.

    Şimdi sana hayat veren ve şu an bunları okumanı ihsan eden Allahü Teala için
    Birinci hamdin bunun şükrüdür. İkinci hamdinle kazandığın bir sevaptır. Üçüncü hamdinle sildirdiğin bir günahtır.

    Peygamberimiz Hazreti Muhammed Sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz için
    okuduğun Salavat-ı Şerife ile inşAllah O'nun şefaatine kavuşursun

    ne demiştim
    bunları az bir zaman içinde mübarek zamanda dört eylem ile yaptım.
    Elhamdülillah
    Yaptığımı kardeşlerime de tavsiye ettim
    Elhamdülillah
    İlmi öğrendim, ilmimle amel ettim, başkalarına da tavsiye ettim
    Elhamdülillah

    Lambayı kimin niçin açtığını merak etmedim. Işıktan faydalandım
    Elhamdülillah. Elhamdülillah. Elhamdülillah.

    Şahsi görüşlerimdir.

    Şu an okumuş olduğum:

    HİÇ BİRİNİZ
    KENDİSİ İÇİN İSTEDİĞİNİ
    İNANAN KARDEŞİ İÇİN DE İSTEMEDİKÇE
    GERÇEKTEN İMAN ETMİŞ OLAMAZ.
    Buhari
    YAPILAN HAYIRDAN
    HİÇBİR ŞEYİ KÜÇÜK BULUP HAKİR GÖRME,
    KARDEŞİNİ GÜLER YÜZLE KARŞILAMAN BİLE OLSA. (bunu ehemmiyetsiz görüp ihmal etme)
    Müslim


  10. 10.Ağustos.2007, 01:02
    5
    henüz ilgili soruya cevap vermedim

    yaşadığın için bu nimeti verene hamd edersin
    varlığının kaynağı için salavat ı şerife getirirsin

    konuşmaya Allahü Teala'nın adı ile başladık 3 Hamd ettik
    O'nun Peygamberine -aleyhissalatu vesselam- salavat ile devam ettik, okuduk

    biraz daha tefekkür edelim
    Hayra vesile olalım

    biraz daha tefekkür
    nankörlük edenlerden olmak istemem
    Elhamdülillah

    biraz daha tefekkür
    burnu yere sürtülenlerden olmak istemem
    Allahümme salli ala Muhammedin ve ala ali Muhammed

    Biraz daha tefekkür edelim mi?
    Bir leşin etrafına toplanıpta dağılan leşler gibi olmak istemem. Burda toplandık. Allahü Teala'nın adını anmayı unuttum. Peygamberimiz içinde yapmam gerekeni yapmadım. Acaba neler kaçırdık!

    Başını okursun devamını uygularsın. Allahü Teala kabul etsin. Uygulamazsın o senin iradene kalmış.

    Şimdi sana hayat veren ve şu an bunları okumanı ihsan eden Allahü Teala için
    Birinci hamdin bunun şükrüdür. İkinci hamdinle kazandığın bir sevaptır. Üçüncü hamdinle sildirdiğin bir günahtır.

    Peygamberimiz Hazreti Muhammed Sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz için
    okuduğun Salavat-ı Şerife ile inşAllah O'nun şefaatine kavuşursun

    ne demiştim
    bunları az bir zaman içinde mübarek zamanda dört eylem ile yaptım.
    Elhamdülillah
    Yaptığımı kardeşlerime de tavsiye ettim
    Elhamdülillah
    İlmi öğrendim, ilmimle amel ettim, başkalarına da tavsiye ettim
    Elhamdülillah

    Lambayı kimin niçin açtığını merak etmedim. Işıktan faydalandım
    Elhamdülillah. Elhamdülillah. Elhamdülillah.

    Şahsi görüşlerimdir.

    Şu an okumuş olduğum:

    HİÇ BİRİNİZ
    KENDİSİ İÇİN İSTEDİĞİNİ
    İNANAN KARDEŞİ İÇİN DE İSTEMEDİKÇE
    GERÇEKTEN İMAN ETMİŞ OLAMAZ.
    Buhari
    YAPILAN HAYIRDAN
    HİÇBİR ŞEYİ KÜÇÜK BULUP HAKİR GÖRME,
    KARDEŞİNİ GÜLER YÜZLE KARŞILAMAN BİLE OLSA. (bunu ehemmiyetsiz görüp ihmal etme)
    Müslim


  11. 10.Ağustos.2007, 01:22
    6
    MustafaSevdali
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 29.Temmuz.2007
    Üye No: 1568
    Mesaj Sayısı: 93
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    --->: sorum var peygamberimiz

    Es selamün aleyküm
    Allahümme salli ala Muhammedin ve ala ali Muhammed

    Uzunluğu nefsimi hoşnut etmesede baştan sona okudum

    Şeceretü’l- Kevn-3


    Biraz da, levh-ü mah'fuzdan ve kalemden bahsedelim.
    Allah-ü Teâlâ, “Levh”i ve “Kalem”i, bir sultanın kitabı menzllesinde kıldı..
    Yani: Anayasası.
    Ve.. onda yazılanlar, onun hükümleri mesabesindedir..

    Sonra.. Onda olanlar kendi hükmüdür..
    Mübrem işleridir.
    Onun içinde; yeniden icad edeceği şeyleri de vardır; idam edip yok edeceği şeyler de..
    İyiliği ve ihsanı da onda vardır.
    Kezâ sevabı ve intikamı da..

    Sonra..
    Sidre-i Müntehayı yarattı..
    İşbu Sidre-i Münteha, tafsilini yaptığımız ağacın dallarından biridir.
    O Sidre-i Müntehanın altında, hizmetine kaim olanlar kalır..

    Bir de, hükmünü infaza memur olanlar..
    Orada bulunan vazifelilerin bir işi de bu Kâinât Ağacında hasıl olan meyveleri Hakka arzetmektir.
    Hatta, o ağaçta duran bazı işleri de..
    Ki bunlar saymakla bitmez..

    Sonra..
    Sultanın kitabından bir nüsha asılı olarak oraya bırakıldı..
    Ki bunun adına: “Levh-ü Mahfuz” derler..
    Bu kâinât ağacında ne zuhur ederse etsin..
    Katiyen Sidre-i Müntehayı aşamaz.
    O zuhur eden şeyler: Yok olmak, var olmak, artık, eksik.. cinsinden olabilir..
    Bütün bu işlerin, Sidre-i Münteha’yı aşamayışında bir sebep var..
    Çünkü, herbirinin belli bir yeri vardır orada..
    O makamdan belli bir hazzı vardır..
    Resmen çizilmiş bir sınırı vardır..
    İşte.. bunun tasdikini yapan bir Âyet-i Kerîme:

    “Bizden, herbirimizin ayrı ve belli bir yeri vardır..” (37/164)

    Bu ağacın meyvelerinden ne olursa, olsun; üstün veya düşük; büyük, küçük, hakir veya kıymetli; az veya çok..
    Bunların her biri için, o sultanın kitabında yer vardır..

    “Küçük büyük hiç birini bırakmamış; hepsini sayıp dökmüş..” (18/49)

    Meâline gelen Âyet-i Kerîme, sözümüzü doğrular ..

    Kitabındaki hükümleri gereğince Sultan, bütün bu ağacın meyveleri için iki hazine yaptı.
    Biri, cennet, öbürü de, cehenne . ve:
    “ Bunları, alın; saklayın!..” emrini verdi..

    Ondan çıkan, temiz meyve olduğu takdirde; yeri cennet olur..
    Yani: Cennet hazinesine girer..
    İşte.. Âyet-i Kerîme:

    “Öyle değil.. iyilerin kitabı elbette İLLİY­YİN dedir.” (83/18)

    Sonra..
    Bu Kâinât Ağacı dallarından gelen hangi meyve ki habistir..
    Şüphesiz onun yeri de cehennemdir..
    Bunu şu Âyet-i Kerîmenin meâli bize bildirir:

    “Öyle değil.. Elbette, kötülerin kitabı SiC­CiN, dedir.” (83/7)

    Cennet:

    “Ashab-ı Yemin..” (56/8)

    Meâline gelen Âyet-i Kerîmede târif edilen saadet ehli sağcıların evidir..
    Bu evin bulunduğu yere gelince; onu da, şu Âyet-i Kerîmeden anlayabiliriz:

    “Turun sağ cânibinde..” (19/52)
    ... Ve çeşitli Âyet-i Kerîmelerin işaretine göre; o: Pek mübarek bir ağaçtan mamuldür.. sonra o:
    Hem pâk, hem de temizdir. .
    Evet..
    Cennetin durumu bu..
    Cehennemin durumuna gelince..
    O da:

    “Ashab-ı Şimâl..” (56/9)

    Meâline gelen, Âyet-i Kerîme ile belirtildiği gibi, şekavet ehli solcuların yeridir..
    Ki bunun. yapısı da:

    “Kur’ânda lânetle anılan ağaç..” (17/60)

    Meâline gelen, Âyet-i Kerîme’de belirtilen o, lânetli ağaçtan yapılmıştır..
    Dünya, mevzu’umuz olan ağacın çiçeklerinin teşhir yeridir..
    Ama, birer vedia olarak..
    Yani: Emanet..
    Yani: Geçici..
    Âhirete gelince..
    Onun, yâni: Kâinât Ağacı meyvelerine birer karargâhtır..
    Ama emaneten değil..
    Ebedî, daimi..

    Bu Kâinât Ağacının etrafını bir duvar sardı..
    Ki buna:
    Kudret sarması, kuşatması..
    Adı verilir..
    Çünkü Allah-ü Teâlâ herşeyi –zatı ve sıfatı ile- kuşatmıştır..

    Daha sonra..
    Allah-ü Teâlâ, o Kâinât Ağacı için bir daire çizdi..
    Bu dairenin adı da: İrade dairesidir..
    Ki bu mânâ da çeşitli Âyet-i Kerîmelerde tecellî eder;
    Ki o:

    O arzu ettiğini yapar.. Ve dilediği hükmü vermekte serbesttir..” (3/40 - 5/1)

    Vaktaki bu Kâinât Ağacı kökü itibarı ile yerleşti..
    Dalları da sübut buldu: önü ile sonunu birleştirdi.., ,
    ... Ve iş böylece; bir sonuç olarak:

    “Taa Rabbına vardı..” (79/44)

    ... Ve iş,başlama noktasına ulaştı..
    Yani:
    كُنْ- Kün! Ol! ”
    Emriile başladı.. Ve:
    فَيَكُونُ-YEKÜN'U (OLUR)..
    Emri ile nihayete erdi..
    Ki bu garipsenecek bir iş değildir..
    Bir işin başında:
    Kün! Ol! ”
    Emri olunca..
    Hele bir de bu emir hükmü geçer bir zattan gelirse..
    Sonu elbette:
    OLUR..
    Şeklinde biter..

    Bu Kâinât Ağacı, dal budak ve ekiliş itibrı ile ne kadar çeşitli olursa olsun; aslı daima birdir..
    Değişmez..
    Ki bu bir olma işi:

    Kün! Ol! ”
    Kelimesinin tohumuna göredir.
    Kezâ sonu da yine bir racidir..
    Ki o da:
    Kün! Ol! ” .. emridir.
    Ki bu belki de; yokluk babında bir:
    Kün! Ol! ”
    Olacaktır..

    Bütün bu anlatılanlar; senin için çok dikkate değer şeylerdir..
    Şayet birşeyler anlamak ister ve basiret gözünü kullanırsan..
    Pek mânâlı şeyler göreceksin..

    Mesela: Göreceksin ki..
    Tuba Ağacı, Zakkum Ağacına bağlıdır..
    Mesela: Hak yakınlığı nesiminin serinliği sam yeline karışmış durumdadır..
    Meselâ : Vuslat semâsıının gölgesi; kapkara dumandan, bir gölgeye karışıktır..

    Hasılı, herkes nasibini yer..
    Başka türlü olamaz..

    Bir kimse bakarsın ki; ağzı mühürlü kâsesinden içer..
    Bir başkası da, içmesi elzem olan neyse.. ondan içer.
    ... Ve bu iki zümre arasında mahrum olan da vardır..
    Vaktaki bu vücut çocukları, Hazret-i Hakk’ın yok gösterdiği âlemden gelip vücut buldular:
    Üzerlerine kudret nesimleri esmeye başladı..
    ... Ve onları, hikmet lâtifeleri besledi..
    ...Ve Hakkın çeşidi çok işlerini; irade bulutları onların üzerine yağdırdı..

    İşbu tatlı esen nesimi rüzgâr, letaif gıdası ve irade yağmuru..
    Üçü bir araya gelince:
    Bu Kâinât Ağacı'nın her dalı, ezelde kendisine düşen nebatı bitirmeye başladı..
    Sonra..
    Tabiatı icâbı; meyvesine, hastalık ve sağlık kondu..
    Bu kâinât tümden iki unsurdan meydana gelmiştir.
    Ve.. Bu iki unsur da:
    Kün! Ol! ”
    Emrinden meydana gelmiştir..
    İşbu iki unsurun biri zulmet, diğeri de nurdur..
    Cümle hayır, nurdan gelmektedir..
    Şerrin de tümü, zulmetten çıkar..

    Melekler topluluğu, nur unsurundan meydana gelmiştir.
    Bu sebeple, onlardan sadece hayır gelir..

    “Allah’ın kendilerine emrettiği işlerde asî gelmezler..» (66/6)

    Şeytan topluluğu ise; zulmet unsurundan yaratıldı..
    Bu yüzden bunlar, sadece şerre alettir..

    Âdem ve oğullarına gelince..
    Bunların çamurundan hem zulmet vardır; hem de nur..
    İşbu sebeple, bunların terkibinde:
    Hem hayır vardır :
    Hem de şer..
    Hem menfaat vardır;
    Hem de mazarrat..
    Sonra..
    Onun zatı; mârifete ve nekreye kabiliyetlidir.
    Yani: Aslını bulmaya ve yitirmeye..
    Hasılı, hangi maye kendisine galip gelirse.. ona mensup sayılır.

    Şayet onun; yani insanoğlunun nur mayesi; zuImet mayesine galip gelirse..
    Ve bunun bir sonucu olarak ruhaniyeti cismaniyetini alt ederse..
    Meleklerden daha faziletli olur..
    Feleki geçer.. ötelere gider..

    Tam bunun aksine; insanoğlunun mayesinde zuImet galip gelirse..
    Cismaniyeti ruhaniyetini örterse..
    O zaman, sadece şeytana tafdil edilir..
    Yani şeytandan biraz üstün olur..
    Halbuki öbürü meleklerden üstündü..
    Bu, melekten üstün olmaz..
    Şeytandan da aşağı düşmez…

    Vaktaki Allah-ü Teâlâ:
    Kün! Ol! ”
    Emri toprağından Âdem'i yaratmak için bir avuç aldı.
    Hemen sırtını sığadı..
    Ta ki, temizler, kirlilerden ayrıla..

    İşbu ameliyeden sonra..
    Ashab-ı Yemin olanlar; yani, saadet ehli sağcılar Âdem aleyhisselamın sırtından çıkıp sağ yanı tuttular.
    Kezâ; Ashab-ı Şimâl olanlar da, sol canibe geçtiler..
    Ki bunlar, şakavet ehli solculardır..
    Tek kişi, murad olan şeyden ayrılmadı..
    Hatta arzu edilen yanın aksine meyil bile edemedi..


    Bu anlatılanları dinledikten sonra..
    Her kim kalkar da:
    “Niçin böyle oluyor?” derse..
    Şüphesiz bu sualinde hata etmiş olur..
    Bu hatanın sebeblni öğrenmeki aşağıda anlatılanları iyi anlayarak okumak icap eder.

    Bu Kâinât Ağacı üzerinde işlem yapan zat, ki onun bu işlemi taa:
    Kün! Ol! ”
    Emri tohumuna kadar ulaşır..

    İşbu işlemi yapan zat; onun mayesinde unsuru sıktı..
    Yayıkta salladı..
    Taa zübbesi ve özü meydana çıkıncaya kadar..
    O bununla da yetinmedi..
    Sonra O süzüleni de yeniden süzdü..
    Posası falan kalmadı..
    Ne zaman ki o, bu ameliyeyi yaptı:
    İşin özü ortaya çıktı.
    Bundan sonra..
    O öze, hidayet nurundan aktı.
    . .. Ve böylece onun cevheri zuhura geldi..


    Bununla yetinmedi; daha sonra onu, rahmet denizine daldırdı..
    Ta ki, bereketi umuma şâmil olsun.
    İşte.. bütün bu ameliyelerden sonra, ondan Peygamberimiz Muhammed (Sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizin nurunu yarattı.
    Sonra onu, Mele-i Âlâ nuru ile süsledi..
    Ta ki, aydınlığı çok olsun ve yükseldikçe yükselsin..
    Sonra..
    İşbu nuru, her nurun aslı kıldı..
    Durum böyle olunca, o nur, yazılış ve plân itibarı ile başta gelir..
    Ama zuhur sona kalmıştır başka.. .
    Yayılma ve dağılma itibarı ile, hepsinin önderidir.
    Sürûr yönünden de müjdecileri.
    ... Ve.. güzellik tacını da, başlarına giydiren..
    O, Hakkın üIfet defterinde, bir güzel vedia gibi durur..
    Ve Hakkın ünsiyet cennetinde karargâhını kuran ve onun Zâtî ünsiyeti ile bir olandır..
    Onun ruhaniyet mânâsını, cismaniyeti ile kapadı..
    Şuhud Âlemini de bu Vücut Âlemi ile örttü..

    İyi düşün ki o, özene özene bu kâinâtın içinden çıkarılmıştır.
    ... Ve kâinât onun için yaratılmıştır..

    Bunun nedeni de şu mânâdan anlaşılabilir ki:
    Allah-ü Taâlâ, bu kâinâtı yaratırken, onlar üzerinde gücünü göstermek için yarattı..
    Onlara ihtiyacı olduğu için değil..

    Allah-ü Teâlâ’nın bu kâinâtı yaratmasındaki hikmeti; suyun ve toprağın sûretini izhardır..

    Düşün ki, Allah-ü Teâlâ. yarattıklarını yaratırken ve bu mevcudatı meydana getirirken, hiçbir şey için:

    “Ben, yeryüzünde bir halife kılacağını..” (2/30)

    Demedi..
    Bu şerefe hiçbir şey nâil olmadı;
    Âdemlik varlığından başka..

    Onun insan vücudunu meydana getirmesindeki hikmet; ancak Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizin şerefini izhardır..

    Çünkü bu cesetlerin meydana gelmesindeki hikmet onun vücududur..
    Ki, kenziyet kâfi zuhur bulsun..
    Yani:

    “Ben bilinmeyen gizli bir KENZ idim ”

    Yani: HAZİNE..

    Bu yaratılmışIardan beklenen; kendisini yaratana karşı mârifet sahibi olabilmektir..

    İşbu mârifet için tahsis edilen en güzide varlık, Efendimiz Muhammed (Sallallahu aleyhi ve sellem)'in kalbidir.

    Mârifet, tümden tasdik ve iman olunca..
    Resûlullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizin mârifeti de sırf müşâhe ve âyan olunca..
    Arada ne kalır..

    Mârifet halini bulanlar, onun nuru ile buldular.
    Ki bunun böyle olduğuna hiç şüphe yoktur; sonra.. diğer yaratılmışlar da onun faziletini itiraf etmişlerdir..

    Bu cihanın yaratıcısı, Hazret-i Resûlü (Sallallahu aleyhi ve sellem) :
    Kün! Ol! ”
    Emri çekirdeğinden meydana getirdi.

    “O bir ekine benzer ki; filizini yarıp çıkar iniş ve gittikçe kökünü kuvvetlendirmiştir.” (48/29)

    Meâline gelen Âyet-i Kerîme de yine onu anlatır..
    Ki bu kuvvetlendirme işini, onun ashabı vasıtası ile yapılmıştır..
    Sonra:

    “Onu kalınlaştırdı..” (48/29)

    Cümlesi gereğince, zatına yakınlığı ile ona kuvvet vermiştir.

    “Kökü üzerine yükselmiştir..” (48/29)

    Derken, onun sıhhatli bir zevke sahip olduğuna işaret edilmiştir.
    Sonra da şevke ve içli arzuya..

    Vaktaki bu Muhammedi Ağacın gövdesi zuhura geldi ve yükseldi..
    Ve o ağaç yaprak verdi; büyüdü..
    Sonra.. kabul bulutları, çevreden kayarak geldi ve onun başını bürüdü..
    İşte o zaman, onun varlığı tam olarak meydana çıktı.
    Böylece bütün yaratılmışlar, onun zuhuru ile müjdeler aldı, verdi..
    İnsan ve cin tayfası onun varlığı ile sevince gark oldu..

    Onun kudumu ile, Kâinât baştanbaşa kokulara büründü.
    Onun doğumu ile putlar, yerle bir oldu..
    Onun bi'seti ile de, dinlerin eski hükmü mensuh oldu..
    Kur’ân sırf onun tasdiki için nâzil oldu..
    Kâinât Ağacı onun aşkına coştu.. taştı.. oynadı..
    Sonra.. onda bulunanlar da, harekete geçti..
    Ama hepsi.. renkler.. renkler ve bayramlıklar.. uçtu.. uçtu..


    Bu Kâinât Ağacı'ndan kopan birtakım kimseler, Şimâl Ehli oldu..
    Yani solcu..
    Yani solak..
    Yani, saadet ehlinin aksi..
    Vaktaki risalet rüzgârı esmeye başladı.
    Ki o risalet müjdesini şu Âyet-i Kerîme getirdi:

    “Seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik..” (21/107)

    İşbu nesimi havayı, tanı bir lütuf ve rahmet eseri olarak:

    “Kendileri için bizden iyilikler alan..” (21/101)

    Meâlini taşıyan Âyet-i Kerîmedeki mânâ gereğince tatlı tatlı kokladılar..
    ... Ve hoş bir rahatlıkla, o havaya doğru meylettiler..




    Açıklanan Kelimler :

    Sidre-i Münteha : Mahlukat ilminin ve amelinin kendisinde nihayet bulup kevn âlemini hududlandıran bir işaret. Yedinci kat gökte olduğu rivayet edilen ve Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm'ın ulaştığı en son makam.
    Tafsil : Etraflı olarak bildirmek. * Açıklamak, şerh ve beyan etmek. İzah etmek.
    İnfaz : Sözünü geçirme. Bir hükmü yerine getirme. * Aldığı emre göre birisini öldürme. * Öte tarafa geçirme.
    İlliyyin : İlliyyun. (İlliyyîn) (Aliyyu. C.) Cennetin en yüksek tabakası. Ahirete giden tam kâmil mü'minlerin yeri. Hafaza meleklerinin divanları ismidir ki, salihlerin amelleri oraya yükseltilir. Ahirette yüksek dereceye, dergâh-ı rızâya en yakın olan derecedir.
    Siccin : Sert, şiddetli olan şey. * Dâim olan. * Fâsık ve fâcirlerin amel defterlerinin konulduğu yer. * Cehennemde bir vâdi'nin adı. Fâcirlerin ruhunun gittiği yer.
    Şekavet : Her çeşit kötülük içinde olmak. Belâ ve zillete düşmek. Sıkıntıda kalmak. * Haydutluk, eşkiyalık.
    Teşhir : Göz önüne serme, gösterme. Sergi serip âleme ilân etme. * Meşhur ve nâmdâr kılmak. * Kılıç sıyırma.
    Vedia : Emanet.
    Vücud : Varlık. Var olmak. Bulunmak. * Cesed, cisim, ten, gövde.
    Maye : Damızlık. * Esas. Temel. * Bir şeyin mayalanması ve ekşimesi (tahammür&#252 için konulan madde. * Para, mal. İktidar. Güç. * İlim. * Dişi deve.
    Ashab-ı Yemin : Ahid ve yeminlerinde sebât edenler. Kendi kazançlarından ziyâde Cenab-ı Hakk'ın lütuf ve ikrâmına kavuşacakları ümid edilenler. Allah'a itâatleri ve amelleri iyi olup ahirette amel defterleri sağ taraftan verilecek olanlar. Sağcılar. Mukaddesatçılar. Kur'an ve İmân yolunda Allah (Celle Celaluhu) için çalışanlar ve bunlara taraftar olanlar. Sağlam ve helâl dâiresinde çalışan kimseler. Cennetlik olanlar.
    Ashab-ı Şimâl : Amel defterleri sol taraflarından verilecek olan cehennemlik kimseler. Solcular.
    Mele-i Âlâ : Kerrubiyyun ve melâike cemaati. En yüksek hey'et. Melekler âlemi. Felekler ve unsurlar.
    Kudum : Uzak ve uzun bir yoldan gelmek. * Ayak basmak. * İleri geçmek. İlerilik.



    Bu Bölümde geçen Âyet-i Kerimeler:
    وَمَا مِنَّا إِلَّا لَهُ مَقَامٌ مَّعْلُومٌ
    “ (Melekler şöyle derler) Bizim her birimiz için, bilinen bir makam vardır. Şüphesiz biz, orada sıra sıra dururuz ve şüphesiz Allah'ı tesbih ederiz.” (Sâffât 37/164-166)

    كَلَّا إِنَّ كِتَابَ الْأَبْرَارِ لَفِي عِلِّيِّينَ
    Hayır! Andolsun iyilerin kitabı İlliyyûn'dadır.” (Mutaffifîn 83/18)

    كَلَّا إِنَّ كِتَابَ الفُجَّارِ لَفِي سِجِّينٍ
    Doğrusu günahkârların yazısı, muhakkak Siccîn'de olmaktır.” (Mutaffifîn 83/7)

    فَأَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ مَا أَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ
    Sağdakiler, ne mutlu o sağdakilere!” (Vakıa 56/8)


    وَنَادَيْنَاهُ مِن جَانِبِ الطُّورِ الْأَيْمَنِ وَقَرَّبْنَاهُ نَجِيًّا
    Ona Tûr'un sağ tarafından seslendik ve onu, fısıldaşan kimse kadar (kendimize) yaklaştırdık.” (Meryem 19/52)

    وَأَصْحَابُ الْمَشْأَمَةِ مَا أَصْحَابُ الْمَشْأَمَةِ
    Soldakiler, ne bahtsızdırlar onlar!” (Vakıa 56/9)

    وَإِذْ قُلْنَا لَكَ إِنَّ رَبَّكَ أَحَاطَ بِالنَّاسِ وَمَا جَعَلْنَا الرُّؤيَا الَّتِي أَرَيْنَاكَ إِلاَّ فِتْنَةً لِّلنَّاسِ وَالشَّجَرَةَ الْمَلْعُونَةَ فِي القُرْآنِ وَنُخَوِّفُهُمْ فَمَا يَزِيدُهُمْ إِلاَّ طُغْيَانًا كَبِيرًا
    Hani sana: Rabbin, insanları çepeçevre kuşatmıştır, demiştik. Sana gösterdiğimiz o görüntüleri ve Kur'an'da lânetlenen ağacı, ancak insanları sınamak için meydana getirdik. Biz onları korkuturuz da, bu onlara, büyük bir azgınlıktan başka bir şey sağlamaz.” (İsrâ 17/60)

    قَالَ رَبِّ أَنَّىَ يَكُونُ لِي غُلاَمٌ وَقَدْ بَلَغَنِيَ الْكِبَرُ وَامْرَأَتِي عَاقِرٌ قَالَ كَذَلِكَ اللّهُ يَفْعَلُ مَا يَشَاء
    Zekeriyya: Rabbim! dedi, bana ihtiyarlık gelip çattığına, üstelik karım da kısır olduğuna göre benim nasıl oğlum olabilir? Allah şöyle buyurdu: İşte böyledir; Allah dilediğini yapar.” (Âl-i İmrân 3/40)

    يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ أَوْفُواْ بِالْعُقُودِ أُحِلَّتْ لَكُم بَهِيمَةُ الأَنْعَامِ إِلاَّ مَا يُتْلَى عَلَيْكُمْ غَيْرَ مُحِلِّي الصَّيْدِ وَأَنتُمْ حُرُمٌ إِنَّ اللّهَ يَحْكُمُ مَا يُرِيدُ
    Ey iman edenler! Akitleri(n gereğini) yerine getiriniz. İhramlı iken avlanmayı helal saymamak üzere (aşağıda) size okunacaklar dışında kalan hayvanlar, sizin için helâl kılındı. Allah dilediğine hükmeder.” (Mâide 5/1)

    ِلَى رَبِّكَ مُنتَهَاهَا
    Onun nihaî ilmi yalnız Rabbine aittir.” (Nâziât 79/44)

    يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا قُوا أَنفُسَكُمْ وَأَهْلِيكُمْ نَارًا وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ عَلَيْهَا مَلَائِكَةٌ غِلَاظٌ شِدَادٌ لَا يَعْصُونَ اللَّهَ مَا أَمَرَهُمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ
    Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. Onun başında, acımasız, güçlü, Allah'ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildiklerini yapan melekler vardır.” (Tahrîm 66/6)

    وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلاَئِكَةِ إِنِّي جَاعِلٌ فِي الأَرْضِ خَلِيفَةً قَالُواْ أَتَجْعَلُ فِيهَا مَن يُفْسِدُ فِيهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَاء وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَ قَالَ إِنِّي أَعْلَمُ مَا لاَ تَعْلَمُونَ
    Hatırla ki Rabbin meleklere: Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım, dedi. Onlar: Bizler hamdinle seni tesbih ve seni takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek birini mi yaratacaksın? dediler. Allah da onlara: Sizin bilemiyeceğinizi herhalde ben bilirim, dedi.” (Bakara 2/30)

    لِيَغْفِرَ لَكَ اللَّهُ مَا تَقَدَّمَ مِن ذَنبِكَ وَمَا تَأَخَّرَ وَيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكَ وَيَهْدِيَكَ صِرَاطًا مُّسْتَقِيمًا
    Böylece Allah, senin geçmiş ve gelecek günahını bağışlar. Sana olan nimetini tamamlar ve seni doğru bir yola iletir.” (Fetih 48/29)

    وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينَ
    “(Resûlüm!) Biz seni âlemlere ancak rahmet olarak gönderdik.” (Enbiyâ 21/107)

    إِنَّ الَّذِينَ سَبَقَتْ لَهُم مِّنَّا الْحُسْنَى أُوْلَئِكَ عَنْهَا مُبْعَدُونَ
    “Tarafımızdan kendilerine güzel âkıbet takdir edilmiş olanlara gelince, işte bunlar cehennemden uzak tutulurlar.” (Enbiyâ 21/101)


  12. 10.Ağustos.2007, 01:22
    6
    Es selamün aleyküm
    Allahümme salli ala Muhammedin ve ala ali Muhammed

    Uzunluğu nefsimi hoşnut etmesede baştan sona okudum

    Şeceretü’l- Kevn-3


    Biraz da, levh-ü mah'fuzdan ve kalemden bahsedelim.
    Allah-ü Teâlâ, “Levh”i ve “Kalem”i, bir sultanın kitabı menzllesinde kıldı..
    Yani: Anayasası.
    Ve.. onda yazılanlar, onun hükümleri mesabesindedir..

    Sonra.. Onda olanlar kendi hükmüdür..
    Mübrem işleridir.
    Onun içinde; yeniden icad edeceği şeyleri de vardır; idam edip yok edeceği şeyler de..
    İyiliği ve ihsanı da onda vardır.
    Kezâ sevabı ve intikamı da..

    Sonra..
    Sidre-i Müntehayı yarattı..
    İşbu Sidre-i Münteha, tafsilini yaptığımız ağacın dallarından biridir.
    O Sidre-i Müntehanın altında, hizmetine kaim olanlar kalır..

    Bir de, hükmünü infaza memur olanlar..
    Orada bulunan vazifelilerin bir işi de bu Kâinât Ağacında hasıl olan meyveleri Hakka arzetmektir.
    Hatta, o ağaçta duran bazı işleri de..
    Ki bunlar saymakla bitmez..

    Sonra..
    Sultanın kitabından bir nüsha asılı olarak oraya bırakıldı..
    Ki bunun adına: “Levh-ü Mahfuz” derler..
    Bu kâinât ağacında ne zuhur ederse etsin..
    Katiyen Sidre-i Müntehayı aşamaz.
    O zuhur eden şeyler: Yok olmak, var olmak, artık, eksik.. cinsinden olabilir..
    Bütün bu işlerin, Sidre-i Münteha’yı aşamayışında bir sebep var..
    Çünkü, herbirinin belli bir yeri vardır orada..
    O makamdan belli bir hazzı vardır..
    Resmen çizilmiş bir sınırı vardır..
    İşte.. bunun tasdikini yapan bir Âyet-i Kerîme:

    “Bizden, herbirimizin ayrı ve belli bir yeri vardır..” (37/164)

    Bu ağacın meyvelerinden ne olursa, olsun; üstün veya düşük; büyük, küçük, hakir veya kıymetli; az veya çok..
    Bunların her biri için, o sultanın kitabında yer vardır..

    “Küçük büyük hiç birini bırakmamış; hepsini sayıp dökmüş..” (18/49)

    Meâline gelen Âyet-i Kerîme, sözümüzü doğrular ..

    Kitabındaki hükümleri gereğince Sultan, bütün bu ağacın meyveleri için iki hazine yaptı.
    Biri, cennet, öbürü de, cehenne . ve:
    “ Bunları, alın; saklayın!..” emrini verdi..

    Ondan çıkan, temiz meyve olduğu takdirde; yeri cennet olur..
    Yani: Cennet hazinesine girer..
    İşte.. Âyet-i Kerîme:

    “Öyle değil.. iyilerin kitabı elbette İLLİY­YİN dedir.” (83/18)

    Sonra..
    Bu Kâinât Ağacı dallarından gelen hangi meyve ki habistir..
    Şüphesiz onun yeri de cehennemdir..
    Bunu şu Âyet-i Kerîmenin meâli bize bildirir:

    “Öyle değil.. Elbette, kötülerin kitabı SiC­CiN, dedir.” (83/7)

    Cennet:

    “Ashab-ı Yemin..” (56/8)

    Meâline gelen Âyet-i Kerîmede târif edilen saadet ehli sağcıların evidir..
    Bu evin bulunduğu yere gelince; onu da, şu Âyet-i Kerîmeden anlayabiliriz:

    “Turun sağ cânibinde..” (19/52)
    ... Ve çeşitli Âyet-i Kerîmelerin işaretine göre; o: Pek mübarek bir ağaçtan mamuldür.. sonra o:
    Hem pâk, hem de temizdir. .
    Evet..
    Cennetin durumu bu..
    Cehennemin durumuna gelince..
    O da:

    “Ashab-ı Şimâl..” (56/9)

    Meâline gelen, Âyet-i Kerîme ile belirtildiği gibi, şekavet ehli solcuların yeridir..
    Ki bunun. yapısı da:

    “Kur’ânda lânetle anılan ağaç..” (17/60)

    Meâline gelen, Âyet-i Kerîme’de belirtilen o, lânetli ağaçtan yapılmıştır..
    Dünya, mevzu’umuz olan ağacın çiçeklerinin teşhir yeridir..
    Ama, birer vedia olarak..
    Yani: Emanet..
    Yani: Geçici..
    Âhirete gelince..
    Onun, yâni: Kâinât Ağacı meyvelerine birer karargâhtır..
    Ama emaneten değil..
    Ebedî, daimi..

    Bu Kâinât Ağacının etrafını bir duvar sardı..
    Ki buna:
    Kudret sarması, kuşatması..
    Adı verilir..
    Çünkü Allah-ü Teâlâ herşeyi –zatı ve sıfatı ile- kuşatmıştır..

    Daha sonra..
    Allah-ü Teâlâ, o Kâinât Ağacı için bir daire çizdi..
    Bu dairenin adı da: İrade dairesidir..
    Ki bu mânâ da çeşitli Âyet-i Kerîmelerde tecellî eder;
    Ki o:

    O arzu ettiğini yapar.. Ve dilediği hükmü vermekte serbesttir..” (3/40 - 5/1)

    Vaktaki bu Kâinât Ağacı kökü itibarı ile yerleşti..
    Dalları da sübut buldu: önü ile sonunu birleştirdi.., ,
    ... Ve iş böylece; bir sonuç olarak:

    “Taa Rabbına vardı..” (79/44)

    ... Ve iş,başlama noktasına ulaştı..
    Yani:
    كُنْ- Kün! Ol! ”
    Emriile başladı.. Ve:
    فَيَكُونُ-YEKÜN'U (OLUR)..
    Emri ile nihayete erdi..
    Ki bu garipsenecek bir iş değildir..
    Bir işin başında:
    Kün! Ol! ”
    Emri olunca..
    Hele bir de bu emir hükmü geçer bir zattan gelirse..
    Sonu elbette:
    OLUR..
    Şeklinde biter..

    Bu Kâinât Ağacı, dal budak ve ekiliş itibrı ile ne kadar çeşitli olursa olsun; aslı daima birdir..
    Değişmez..
    Ki bu bir olma işi:

    Kün! Ol! ”
    Kelimesinin tohumuna göredir.
    Kezâ sonu da yine bir racidir..
    Ki o da:
    Kün! Ol! ” .. emridir.
    Ki bu belki de; yokluk babında bir:
    Kün! Ol! ”
    Olacaktır..

    Bütün bu anlatılanlar; senin için çok dikkate değer şeylerdir..
    Şayet birşeyler anlamak ister ve basiret gözünü kullanırsan..
    Pek mânâlı şeyler göreceksin..

    Mesela: Göreceksin ki..
    Tuba Ağacı, Zakkum Ağacına bağlıdır..
    Mesela: Hak yakınlığı nesiminin serinliği sam yeline karışmış durumdadır..
    Meselâ : Vuslat semâsıının gölgesi; kapkara dumandan, bir gölgeye karışıktır..

    Hasılı, herkes nasibini yer..
    Başka türlü olamaz..

    Bir kimse bakarsın ki; ağzı mühürlü kâsesinden içer..
    Bir başkası da, içmesi elzem olan neyse.. ondan içer.
    ... Ve bu iki zümre arasında mahrum olan da vardır..
    Vaktaki bu vücut çocukları, Hazret-i Hakk’ın yok gösterdiği âlemden gelip vücut buldular:
    Üzerlerine kudret nesimleri esmeye başladı..
    ... Ve onları, hikmet lâtifeleri besledi..
    ...Ve Hakkın çeşidi çok işlerini; irade bulutları onların üzerine yağdırdı..

    İşbu tatlı esen nesimi rüzgâr, letaif gıdası ve irade yağmuru..
    Üçü bir araya gelince:
    Bu Kâinât Ağacı'nın her dalı, ezelde kendisine düşen nebatı bitirmeye başladı..
    Sonra..
    Tabiatı icâbı; meyvesine, hastalık ve sağlık kondu..
    Bu kâinât tümden iki unsurdan meydana gelmiştir.
    Ve.. Bu iki unsur da:
    Kün! Ol! ”
    Emrinden meydana gelmiştir..
    İşbu iki unsurun biri zulmet, diğeri de nurdur..
    Cümle hayır, nurdan gelmektedir..
    Şerrin de tümü, zulmetten çıkar..

    Melekler topluluğu, nur unsurundan meydana gelmiştir.
    Bu sebeple, onlardan sadece hayır gelir..

    “Allah’ın kendilerine emrettiği işlerde asî gelmezler..» (66/6)

    Şeytan topluluğu ise; zulmet unsurundan yaratıldı..
    Bu yüzden bunlar, sadece şerre alettir..

    Âdem ve oğullarına gelince..
    Bunların çamurundan hem zulmet vardır; hem de nur..
    İşbu sebeple, bunların terkibinde:
    Hem hayır vardır :
    Hem de şer..
    Hem menfaat vardır;
    Hem de mazarrat..
    Sonra..
    Onun zatı; mârifete ve nekreye kabiliyetlidir.
    Yani: Aslını bulmaya ve yitirmeye..
    Hasılı, hangi maye kendisine galip gelirse.. ona mensup sayılır.

    Şayet onun; yani insanoğlunun nur mayesi; zuImet mayesine galip gelirse..
    Ve bunun bir sonucu olarak ruhaniyeti cismaniyetini alt ederse..
    Meleklerden daha faziletli olur..
    Feleki geçer.. ötelere gider..

    Tam bunun aksine; insanoğlunun mayesinde zuImet galip gelirse..
    Cismaniyeti ruhaniyetini örterse..
    O zaman, sadece şeytana tafdil edilir..
    Yani şeytandan biraz üstün olur..
    Halbuki öbürü meleklerden üstündü..
    Bu, melekten üstün olmaz..
    Şeytandan da aşağı düşmez…

    Vaktaki Allah-ü Teâlâ:
    Kün! Ol! ”
    Emri toprağından Âdem'i yaratmak için bir avuç aldı.
    Hemen sırtını sığadı..
    Ta ki, temizler, kirlilerden ayrıla..

    İşbu ameliyeden sonra..
    Ashab-ı Yemin olanlar; yani, saadet ehli sağcılar Âdem aleyhisselamın sırtından çıkıp sağ yanı tuttular.
    Kezâ; Ashab-ı Şimâl olanlar da, sol canibe geçtiler..
    Ki bunlar, şakavet ehli solculardır..
    Tek kişi, murad olan şeyden ayrılmadı..
    Hatta arzu edilen yanın aksine meyil bile edemedi..


    Bu anlatılanları dinledikten sonra..
    Her kim kalkar da:
    “Niçin böyle oluyor?” derse..
    Şüphesiz bu sualinde hata etmiş olur..
    Bu hatanın sebeblni öğrenmeki aşağıda anlatılanları iyi anlayarak okumak icap eder.

    Bu Kâinât Ağacı üzerinde işlem yapan zat, ki onun bu işlemi taa:
    Kün! Ol! ”
    Emri tohumuna kadar ulaşır..

    İşbu işlemi yapan zat; onun mayesinde unsuru sıktı..
    Yayıkta salladı..
    Taa zübbesi ve özü meydana çıkıncaya kadar..
    O bununla da yetinmedi..
    Sonra O süzüleni de yeniden süzdü..
    Posası falan kalmadı..
    Ne zaman ki o, bu ameliyeyi yaptı:
    İşin özü ortaya çıktı.
    Bundan sonra..
    O öze, hidayet nurundan aktı.
    . .. Ve böylece onun cevheri zuhura geldi..


    Bununla yetinmedi; daha sonra onu, rahmet denizine daldırdı..
    Ta ki, bereketi umuma şâmil olsun.
    İşte.. bütün bu ameliyelerden sonra, ondan Peygamberimiz Muhammed (Sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizin nurunu yarattı.
    Sonra onu, Mele-i Âlâ nuru ile süsledi..
    Ta ki, aydınlığı çok olsun ve yükseldikçe yükselsin..
    Sonra..
    İşbu nuru, her nurun aslı kıldı..
    Durum böyle olunca, o nur, yazılış ve plân itibarı ile başta gelir..
    Ama zuhur sona kalmıştır başka.. .
    Yayılma ve dağılma itibarı ile, hepsinin önderidir.
    Sürûr yönünden de müjdecileri.
    ... Ve.. güzellik tacını da, başlarına giydiren..
    O, Hakkın üIfet defterinde, bir güzel vedia gibi durur..
    Ve Hakkın ünsiyet cennetinde karargâhını kuran ve onun Zâtî ünsiyeti ile bir olandır..
    Onun ruhaniyet mânâsını, cismaniyeti ile kapadı..
    Şuhud Âlemini de bu Vücut Âlemi ile örttü..

    İyi düşün ki o, özene özene bu kâinâtın içinden çıkarılmıştır.
    ... Ve kâinât onun için yaratılmıştır..

    Bunun nedeni de şu mânâdan anlaşılabilir ki:
    Allah-ü Taâlâ, bu kâinâtı yaratırken, onlar üzerinde gücünü göstermek için yarattı..
    Onlara ihtiyacı olduğu için değil..

    Allah-ü Teâlâ’nın bu kâinâtı yaratmasındaki hikmeti; suyun ve toprağın sûretini izhardır..

    Düşün ki, Allah-ü Teâlâ. yarattıklarını yaratırken ve bu mevcudatı meydana getirirken, hiçbir şey için:

    “Ben, yeryüzünde bir halife kılacağını..” (2/30)

    Demedi..
    Bu şerefe hiçbir şey nâil olmadı;
    Âdemlik varlığından başka..

    Onun insan vücudunu meydana getirmesindeki hikmet; ancak Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizin şerefini izhardır..

    Çünkü bu cesetlerin meydana gelmesindeki hikmet onun vücududur..
    Ki, kenziyet kâfi zuhur bulsun..
    Yani:

    “Ben bilinmeyen gizli bir KENZ idim ”

    Yani: HAZİNE..

    Bu yaratılmışIardan beklenen; kendisini yaratana karşı mârifet sahibi olabilmektir..

    İşbu mârifet için tahsis edilen en güzide varlık, Efendimiz Muhammed (Sallallahu aleyhi ve sellem)'in kalbidir.

    Mârifet, tümden tasdik ve iman olunca..
    Resûlullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizin mârifeti de sırf müşâhe ve âyan olunca..
    Arada ne kalır..

    Mârifet halini bulanlar, onun nuru ile buldular.
    Ki bunun böyle olduğuna hiç şüphe yoktur; sonra.. diğer yaratılmışlar da onun faziletini itiraf etmişlerdir..

    Bu cihanın yaratıcısı, Hazret-i Resûlü (Sallallahu aleyhi ve sellem) :
    Kün! Ol! ”
    Emri çekirdeğinden meydana getirdi.

    “O bir ekine benzer ki; filizini yarıp çıkar iniş ve gittikçe kökünü kuvvetlendirmiştir.” (48/29)

    Meâline gelen Âyet-i Kerîme de yine onu anlatır..
    Ki bu kuvvetlendirme işini, onun ashabı vasıtası ile yapılmıştır..
    Sonra:

    “Onu kalınlaştırdı..” (48/29)

    Cümlesi gereğince, zatına yakınlığı ile ona kuvvet vermiştir.

    “Kökü üzerine yükselmiştir..” (48/29)

    Derken, onun sıhhatli bir zevke sahip olduğuna işaret edilmiştir.
    Sonra da şevke ve içli arzuya..

    Vaktaki bu Muhammedi Ağacın gövdesi zuhura geldi ve yükseldi..
    Ve o ağaç yaprak verdi; büyüdü..
    Sonra.. kabul bulutları, çevreden kayarak geldi ve onun başını bürüdü..
    İşte o zaman, onun varlığı tam olarak meydana çıktı.
    Böylece bütün yaratılmışlar, onun zuhuru ile müjdeler aldı, verdi..
    İnsan ve cin tayfası onun varlığı ile sevince gark oldu..

    Onun kudumu ile, Kâinât baştanbaşa kokulara büründü.
    Onun doğumu ile putlar, yerle bir oldu..
    Onun bi'seti ile de, dinlerin eski hükmü mensuh oldu..
    Kur’ân sırf onun tasdiki için nâzil oldu..
    Kâinât Ağacı onun aşkına coştu.. taştı.. oynadı..
    Sonra.. onda bulunanlar da, harekete geçti..
    Ama hepsi.. renkler.. renkler ve bayramlıklar.. uçtu.. uçtu..


    Bu Kâinât Ağacı'ndan kopan birtakım kimseler, Şimâl Ehli oldu..
    Yani solcu..
    Yani solak..
    Yani, saadet ehlinin aksi..
    Vaktaki risalet rüzgârı esmeye başladı.
    Ki o risalet müjdesini şu Âyet-i Kerîme getirdi:

    “Seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik..” (21/107)

    İşbu nesimi havayı, tanı bir lütuf ve rahmet eseri olarak:

    “Kendileri için bizden iyilikler alan..” (21/101)

    Meâlini taşıyan Âyet-i Kerîmedeki mânâ gereğince tatlı tatlı kokladılar..
    ... Ve hoş bir rahatlıkla, o havaya doğru meylettiler..




    Açıklanan Kelimler :

    Sidre-i Münteha : Mahlukat ilminin ve amelinin kendisinde nihayet bulup kevn âlemini hududlandıran bir işaret. Yedinci kat gökte olduğu rivayet edilen ve Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm'ın ulaştığı en son makam.
    Tafsil : Etraflı olarak bildirmek. * Açıklamak, şerh ve beyan etmek. İzah etmek.
    İnfaz : Sözünü geçirme. Bir hükmü yerine getirme. * Aldığı emre göre birisini öldürme. * Öte tarafa geçirme.
    İlliyyin : İlliyyun. (İlliyyîn) (Aliyyu. C.) Cennetin en yüksek tabakası. Ahirete giden tam kâmil mü'minlerin yeri. Hafaza meleklerinin divanları ismidir ki, salihlerin amelleri oraya yükseltilir. Ahirette yüksek dereceye, dergâh-ı rızâya en yakın olan derecedir.
    Siccin : Sert, şiddetli olan şey. * Dâim olan. * Fâsık ve fâcirlerin amel defterlerinin konulduğu yer. * Cehennemde bir vâdi'nin adı. Fâcirlerin ruhunun gittiği yer.
    Şekavet : Her çeşit kötülük içinde olmak. Belâ ve zillete düşmek. Sıkıntıda kalmak. * Haydutluk, eşkiyalık.
    Teşhir : Göz önüne serme, gösterme. Sergi serip âleme ilân etme. * Meşhur ve nâmdâr kılmak. * Kılıç sıyırma.
    Vedia : Emanet.
    Vücud : Varlık. Var olmak. Bulunmak. * Cesed, cisim, ten, gövde.
    Maye : Damızlık. * Esas. Temel. * Bir şeyin mayalanması ve ekşimesi (tahammür&#252 için konulan madde. * Para, mal. İktidar. Güç. * İlim. * Dişi deve.
    Ashab-ı Yemin : Ahid ve yeminlerinde sebât edenler. Kendi kazançlarından ziyâde Cenab-ı Hakk'ın lütuf ve ikrâmına kavuşacakları ümid edilenler. Allah'a itâatleri ve amelleri iyi olup ahirette amel defterleri sağ taraftan verilecek olanlar. Sağcılar. Mukaddesatçılar. Kur'an ve İmân yolunda Allah (Celle Celaluhu) için çalışanlar ve bunlara taraftar olanlar. Sağlam ve helâl dâiresinde çalışan kimseler. Cennetlik olanlar.
    Ashab-ı Şimâl : Amel defterleri sol taraflarından verilecek olan cehennemlik kimseler. Solcular.
    Mele-i Âlâ : Kerrubiyyun ve melâike cemaati. En yüksek hey'et. Melekler âlemi. Felekler ve unsurlar.
    Kudum : Uzak ve uzun bir yoldan gelmek. * Ayak basmak. * İleri geçmek. İlerilik.



    Bu Bölümde geçen Âyet-i Kerimeler:
    وَمَا مِنَّا إِلَّا لَهُ مَقَامٌ مَّعْلُومٌ
    “ (Melekler şöyle derler) Bizim her birimiz için, bilinen bir makam vardır. Şüphesiz biz, orada sıra sıra dururuz ve şüphesiz Allah'ı tesbih ederiz.” (Sâffât 37/164-166)

    كَلَّا إِنَّ كِتَابَ الْأَبْرَارِ لَفِي عِلِّيِّينَ
    Hayır! Andolsun iyilerin kitabı İlliyyûn'dadır.” (Mutaffifîn 83/18)

    كَلَّا إِنَّ كِتَابَ الفُجَّارِ لَفِي سِجِّينٍ
    Doğrusu günahkârların yazısı, muhakkak Siccîn'de olmaktır.” (Mutaffifîn 83/7)

    فَأَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ مَا أَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ
    Sağdakiler, ne mutlu o sağdakilere!” (Vakıa 56/8)


    وَنَادَيْنَاهُ مِن جَانِبِ الطُّورِ الْأَيْمَنِ وَقَرَّبْنَاهُ نَجِيًّا
    Ona Tûr'un sağ tarafından seslendik ve onu, fısıldaşan kimse kadar (kendimize) yaklaştırdık.” (Meryem 19/52)

    وَأَصْحَابُ الْمَشْأَمَةِ مَا أَصْحَابُ الْمَشْأَمَةِ
    Soldakiler, ne bahtsızdırlar onlar!” (Vakıa 56/9)

    وَإِذْ قُلْنَا لَكَ إِنَّ رَبَّكَ أَحَاطَ بِالنَّاسِ وَمَا جَعَلْنَا الرُّؤيَا الَّتِي أَرَيْنَاكَ إِلاَّ فِتْنَةً لِّلنَّاسِ وَالشَّجَرَةَ الْمَلْعُونَةَ فِي القُرْآنِ وَنُخَوِّفُهُمْ فَمَا يَزِيدُهُمْ إِلاَّ طُغْيَانًا كَبِيرًا
    Hani sana: Rabbin, insanları çepeçevre kuşatmıştır, demiştik. Sana gösterdiğimiz o görüntüleri ve Kur'an'da lânetlenen ağacı, ancak insanları sınamak için meydana getirdik. Biz onları korkuturuz da, bu onlara, büyük bir azgınlıktan başka bir şey sağlamaz.” (İsrâ 17/60)

    قَالَ رَبِّ أَنَّىَ يَكُونُ لِي غُلاَمٌ وَقَدْ بَلَغَنِيَ الْكِبَرُ وَامْرَأَتِي عَاقِرٌ قَالَ كَذَلِكَ اللّهُ يَفْعَلُ مَا يَشَاء
    Zekeriyya: Rabbim! dedi, bana ihtiyarlık gelip çattığına, üstelik karım da kısır olduğuna göre benim nasıl oğlum olabilir? Allah şöyle buyurdu: İşte böyledir; Allah dilediğini yapar.” (Âl-i İmrân 3/40)

    يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ أَوْفُواْ بِالْعُقُودِ أُحِلَّتْ لَكُم بَهِيمَةُ الأَنْعَامِ إِلاَّ مَا يُتْلَى عَلَيْكُمْ غَيْرَ مُحِلِّي الصَّيْدِ وَأَنتُمْ حُرُمٌ إِنَّ اللّهَ يَحْكُمُ مَا يُرِيدُ
    Ey iman edenler! Akitleri(n gereğini) yerine getiriniz. İhramlı iken avlanmayı helal saymamak üzere (aşağıda) size okunacaklar dışında kalan hayvanlar, sizin için helâl kılındı. Allah dilediğine hükmeder.” (Mâide 5/1)

    ِلَى رَبِّكَ مُنتَهَاهَا
    Onun nihaî ilmi yalnız Rabbine aittir.” (Nâziât 79/44)

    يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا قُوا أَنفُسَكُمْ وَأَهْلِيكُمْ نَارًا وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ عَلَيْهَا مَلَائِكَةٌ غِلَاظٌ شِدَادٌ لَا يَعْصُونَ اللَّهَ مَا أَمَرَهُمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ
    Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. Onun başında, acımasız, güçlü, Allah'ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildiklerini yapan melekler vardır.” (Tahrîm 66/6)

    وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلاَئِكَةِ إِنِّي جَاعِلٌ فِي الأَرْضِ خَلِيفَةً قَالُواْ أَتَجْعَلُ فِيهَا مَن يُفْسِدُ فِيهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَاء وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَ قَالَ إِنِّي أَعْلَمُ مَا لاَ تَعْلَمُونَ
    Hatırla ki Rabbin meleklere: Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım, dedi. Onlar: Bizler hamdinle seni tesbih ve seni takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek birini mi yaratacaksın? dediler. Allah da onlara: Sizin bilemiyeceğinizi herhalde ben bilirim, dedi.” (Bakara 2/30)

    لِيَغْفِرَ لَكَ اللَّهُ مَا تَقَدَّمَ مِن ذَنبِكَ وَمَا تَأَخَّرَ وَيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكَ وَيَهْدِيَكَ صِرَاطًا مُّسْتَقِيمًا
    Böylece Allah, senin geçmiş ve gelecek günahını bağışlar. Sana olan nimetini tamamlar ve seni doğru bir yola iletir.” (Fetih 48/29)

    وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينَ
    “(Resûlüm!) Biz seni âlemlere ancak rahmet olarak gönderdik.” (Enbiyâ 21/107)

    إِنَّ الَّذِينَ سَبَقَتْ لَهُم مِّنَّا الْحُسْنَى أُوْلَئِكَ عَنْهَا مُبْعَدُونَ
    “Tarafımızdan kendilerine güzel âkıbet takdir edilmiş olanlara gelince, işte bunlar cehennemden uzak tutulurlar.” (Enbiyâ 21/101)


  13. 10.Ağustos.2007, 02:55
    7
    MustafaSevdali
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 29.Temmuz.2007
    Üye No: 1568
    Mesaj Sayısı: 93
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    --->: sorum var peygamberimiz

    Sual: Allahü Teâlâ, Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed Sallallahu aleyhi ve sellem için, (Eğer sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım) buyuruyor. Bu kudsi hadis hakkında bilgi verir misiniz?
    CEVAP
    Âdem aleyhisselam, Arş'ta gördüğü nurun mahiyetini sual etti. Hak Teâlâ buyurdu ki:
    (Bu nur, gökte Ahmed, yerde Muhammed denilen, zürriyetinden bir peygamberin nurudur. O olmasaydı, seni de, yer ve gökleri de yaratmazdım.) [Mevahib-i ledünniyye]

    Allahü Teâlâ yine buyuruyor ki:
    (Ya Âdem, Muhammed aleyhisselamın ismi ile her ne isteseydin, kabul ederdim. O olmasaydı, seni yaratmazdım.) [Hakim]

    (Ey Resulüm, İbrahim’i halil [dost], seni de habib [sevgili] edindim. Senden daha sevgili hiç bir şey yaratmadım. Senin, benim indimdeki yüksek derecenin bilinmesi için dünyayı ve dünya ehlini yarattım. Sen olmasaydın, kâinatı yaratmazdım.) [Mevahib-i ledünniyye]

    Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki:
    (Âdem aleyhisselam Cennetten çıkarılınca, ya Rabbi, Muhammed aleyhisselamın hürmetine beni affet diye dua etti. Allahü teâlâ ise, [ne cevap vereceğini bildiği halde, cevabını da diğer insanların duyması için] “Ya Âdem, onu henüz yaratmadım. Nereden bildin?” buyurdu. Âdem aleyhisselam da, Arşta "La ilahe illallah Muhammedün Resulullah" yazılı olduğunu gördüm. Anladım ki, şerefli isminin yanına ancak en çok sevdiğinin, en şerefli olanın ismini layık görürsün dedi. Allahü teâlâ buyurdu ki: “Ya Âdem doğru söyledin. O bana insanların en sevgilisidir. Onun hürmetine dua ettiğin için seni affettim. Eğer Muhammed aleyhisselam olmasaydı, seni yaratmazdım”) [Taberani]

    (Allahü teâlâ, İbrahim’i halil edindiği gibi beni de halil edindi.) [Mevahib-i ledünniyye]

    Şu halde Peygamber efendimiz hem habibdir, hem halildir.
    (Sen olmasaydın kâinatı yaratmazdım) kudsi hadisi, Marifetname’nin ön sözünde, Yusuf-i Nebhani hazretlerinin Envar-ı Muhammediyye kitabının 13. sayfasında ve İmam-ı Rabbani hazretlerinin Mektubat’ının 122. mektubunda vardır.


    Mektubatın farisi haşiyesinde, bu hadisin Deylemi’nin Firdevsinde bulunduğu bildirilmektedir. Deylemi de, Buhari ve diğer muhaddisler gibi, meşhur ve muteber bir hadis âlimidir. (Radiyallahu anhüm ecmain)

    Mektubat-ı Rabbaninin 3.cildinde, (Sen olmasaydın Cenneti yaratmazdım), (O olmasaydı kâinatı yaratmaz, rububiyetimi izhar etmezdim) kudsi hadisleri de bildirilmektedir.

    Miracda Allahü Teâlâ, Peygamberimiz Hazreti Muhammed'e -Sallallahu aleyhi ve sellem- (Senden başka her şeyi senin için yarattım) buyurunca, Resulullah -Sallallahü aleyhi ve sellem- de, (Ben de senden başka her şeyi senin için terk ettim) dedi. (Mirat-i kâinat)


    Kaynak: dinimizislam

    Es selamün aleyküm
    Allahümme salli ala Muhammedin ve ala ali Muhammed


  14. 10.Ağustos.2007, 02:55
    7
    Sual: Allahü Teâlâ, Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed Sallallahu aleyhi ve sellem için, (Eğer sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım) buyuruyor. Bu kudsi hadis hakkında bilgi verir misiniz?
    CEVAP
    Âdem aleyhisselam, Arş'ta gördüğü nurun mahiyetini sual etti. Hak Teâlâ buyurdu ki:
    (Bu nur, gökte Ahmed, yerde Muhammed denilen, zürriyetinden bir peygamberin nurudur. O olmasaydı, seni de, yer ve gökleri de yaratmazdım.) [Mevahib-i ledünniyye]

    Allahü Teâlâ yine buyuruyor ki:
    (Ya Âdem, Muhammed aleyhisselamın ismi ile her ne isteseydin, kabul ederdim. O olmasaydı, seni yaratmazdım.) [Hakim]

    (Ey Resulüm, İbrahim’i halil [dost], seni de habib [sevgili] edindim. Senden daha sevgili hiç bir şey yaratmadım. Senin, benim indimdeki yüksek derecenin bilinmesi için dünyayı ve dünya ehlini yarattım. Sen olmasaydın, kâinatı yaratmazdım.) [Mevahib-i ledünniyye]

    Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki:
    (Âdem aleyhisselam Cennetten çıkarılınca, ya Rabbi, Muhammed aleyhisselamın hürmetine beni affet diye dua etti. Allahü teâlâ ise, [ne cevap vereceğini bildiği halde, cevabını da diğer insanların duyması için] “Ya Âdem, onu henüz yaratmadım. Nereden bildin?” buyurdu. Âdem aleyhisselam da, Arşta "La ilahe illallah Muhammedün Resulullah" yazılı olduğunu gördüm. Anladım ki, şerefli isminin yanına ancak en çok sevdiğinin, en şerefli olanın ismini layık görürsün dedi. Allahü teâlâ buyurdu ki: “Ya Âdem doğru söyledin. O bana insanların en sevgilisidir. Onun hürmetine dua ettiğin için seni affettim. Eğer Muhammed aleyhisselam olmasaydı, seni yaratmazdım”) [Taberani]

    (Allahü teâlâ, İbrahim’i halil edindiği gibi beni de halil edindi.) [Mevahib-i ledünniyye]

    Şu halde Peygamber efendimiz hem habibdir, hem halildir.
    (Sen olmasaydın kâinatı yaratmazdım) kudsi hadisi, Marifetname’nin ön sözünde, Yusuf-i Nebhani hazretlerinin Envar-ı Muhammediyye kitabının 13. sayfasında ve İmam-ı Rabbani hazretlerinin Mektubat’ının 122. mektubunda vardır.


    Mektubatın farisi haşiyesinde, bu hadisin Deylemi’nin Firdevsinde bulunduğu bildirilmektedir. Deylemi de, Buhari ve diğer muhaddisler gibi, meşhur ve muteber bir hadis âlimidir. (Radiyallahu anhüm ecmain)

    Mektubat-ı Rabbaninin 3.cildinde, (Sen olmasaydın Cenneti yaratmazdım), (O olmasaydı kâinatı yaratmaz, rububiyetimi izhar etmezdim) kudsi hadisleri de bildirilmektedir.

    Miracda Allahü Teâlâ, Peygamberimiz Hazreti Muhammed'e -Sallallahu aleyhi ve sellem- (Senden başka her şeyi senin için yarattım) buyurunca, Resulullah -Sallallahü aleyhi ve sellem- de, (Ben de senden başka her şeyi senin için terk ettim) dedi. (Mirat-i kâinat)


    Kaynak: dinimizislam

    Es selamün aleyküm
    Allahümme salli ala Muhammedin ve ala ali Muhammed


  15. 10.Ağustos.2007, 13:16
    8
    ravzanur
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Mart.2007
    Üye No: 177
    Mesaj Sayısı: 839
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 12

    --->: sorum var peygamberimiz

    Allah sizlerden razı olsun.ilminizi daimi kılsın ve arttırsın inşaallah.öğrendiklerinizle amel etmeyi nasib etsin Mevlam son nefesinize kadar
    sizlere gıpta etmiyorum dersem yanlış söylemiş olurum.maşaallah berekaallah


  16. 10.Ağustos.2007, 13:16
    8
    Devamlı Üye
    Allah sizlerden razı olsun.ilminizi daimi kılsın ve arttırsın inşaallah.öğrendiklerinizle amel etmeyi nasib etsin Mevlam son nefesinize kadar
    sizlere gıpta etmiyorum dersem yanlış söylemiş olurum.maşaallah berekaallah


  17. 09.Şubat.2009, 21:05
    9
    BiLaL HaTTaB
    DeLi MoLLa

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 13.Mart.2008
    Üye No: 12484
    Mesaj Sayısı: 2,526
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 29
    Yaş: 33
    Bulunduğu yer: Ne KaRa aN? YıLLaR KaRa...

    --->: sorum var peygamberimiz

    Alıntı
    Bu hadis-i kudsinin kaynakları vardır şüphesiz. Bu hadis-i kudsi, Suyuti `nin El-Leali`l-Masnua; Aliyyü `l-Kari `nin El-Esraru`l-Merfua ve diğer bir eseri olan Şerhü `ş-Şifa ; Şevkani `nin El-Fevaidü`l-Mecmua ; Hafız Acluni `nin Keşfü `l-Hafa ; Muhammed Said Zalul`ün Tahkik; İmam-ı Nevevi `nin El-Ezkar adlı eserlerinde kayıtlıdır.
    Bu kaynakların birçoğunda, bu hadisin "mevzû/uydurma" olduğu vurgulanmışken, hadisin sıhhatine delalet eder gibi sunmak tarif edilemez bir gaf ya da katliam!!
    Alıntı
    şekil üzerinde durmayıp, mana ile kifayet edilmelidir
    Şu cümle, hadis usûlü ilmini bir çırpıda silip atan, ömrünü hadis ilmine vermiş muhaddislerin uğraşlarını hiçe sayan zavallı bir cümle olmuş. Hatta, hadis ilmine karşı işlenmiş bir cinayet olmuş! Bilgisizce konuşup insanları saptıranlar hakkındaki ayeti anımsattı bana...

    Bir sözün manasının doğruluğu, o sözün hadis olması anlamına nasıl gelebilir? Hadis'ten bahsediyoruz, yani Peygamber(sas) sözünden; oyun oynamıyoruz. Kaldı ki, sözkonusu rivayet Peygamber(sas) sözü bile değil, Allah(cc) kelamı diye geçiyor.

    Allah Rasulünden(sas) çıktığı sabit olmamış bir sözü, ona isnad etmek; ehl-i hadis'in ittifakı ile "Men kezebe" hadisinin kapsamına girer ve rivayet edene cehennemi müjdeler! Allah Rasulüne(sas) ait olmayan bir sözü ona isnad etmenin cezası bu ise, Allah'a(cc) ait olmayan bir sözü bilgisi olmadan O'na(cc) isnad etmenin cezasını düşünemiyorum...

    -Haşa- ben güzel bir söz söyleyim, sonra itibar görsün diye burada paylaşıp sonuna "Hadis-i Şerif" yazmakla yetineyim ve birileri çıkıp bu sözün güzelliğinden dolayı, bunun hadis olduğuna dair bilgisizce çığırtkanlık yapsın. Bu durum, benim sözümü -haşa- hadis yapar mı?

    "İsnad dindendir. Şayet isnad olmasaydı, dileyen dilediğini söylerdi." diyen muhaddislerimizin seslerine kulak verebilmek duası ile...

    Son olarak;

    Allah kainatı ve içindekileri, Rasulullah(sas) için mi yaratmıştır; yoksa sadece Allah'a ibadet etsinler diye mi? ["Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım" Zariyat:56]

    vesselam...


  18. 09.Şubat.2009, 21:05
    9
    DeLi MoLLa
    Alıntı
    Bu hadis-i kudsinin kaynakları vardır şüphesiz. Bu hadis-i kudsi, Suyuti `nin El-Leali`l-Masnua; Aliyyü `l-Kari `nin El-Esraru`l-Merfua ve diğer bir eseri olan Şerhü `ş-Şifa ; Şevkani `nin El-Fevaidü`l-Mecmua ; Hafız Acluni `nin Keşfü `l-Hafa ; Muhammed Said Zalul`ün Tahkik; İmam-ı Nevevi `nin El-Ezkar adlı eserlerinde kayıtlıdır.
    Bu kaynakların birçoğunda, bu hadisin "mevzû/uydurma" olduğu vurgulanmışken, hadisin sıhhatine delalet eder gibi sunmak tarif edilemez bir gaf ya da katliam!!
    Alıntı
    şekil üzerinde durmayıp, mana ile kifayet edilmelidir
    Şu cümle, hadis usûlü ilmini bir çırpıda silip atan, ömrünü hadis ilmine vermiş muhaddislerin uğraşlarını hiçe sayan zavallı bir cümle olmuş. Hatta, hadis ilmine karşı işlenmiş bir cinayet olmuş! Bilgisizce konuşup insanları saptıranlar hakkındaki ayeti anımsattı bana...

    Bir sözün manasının doğruluğu, o sözün hadis olması anlamına nasıl gelebilir? Hadis'ten bahsediyoruz, yani Peygamber(sas) sözünden; oyun oynamıyoruz. Kaldı ki, sözkonusu rivayet Peygamber(sas) sözü bile değil, Allah(cc) kelamı diye geçiyor.

    Allah Rasulünden(sas) çıktığı sabit olmamış bir sözü, ona isnad etmek; ehl-i hadis'in ittifakı ile "Men kezebe" hadisinin kapsamına girer ve rivayet edene cehennemi müjdeler! Allah Rasulüne(sas) ait olmayan bir sözü ona isnad etmenin cezası bu ise, Allah'a(cc) ait olmayan bir sözü bilgisi olmadan O'na(cc) isnad etmenin cezasını düşünemiyorum...

    -Haşa- ben güzel bir söz söyleyim, sonra itibar görsün diye burada paylaşıp sonuna "Hadis-i Şerif" yazmakla yetineyim ve birileri çıkıp bu sözün güzelliğinden dolayı, bunun hadis olduğuna dair bilgisizce çığırtkanlık yapsın. Bu durum, benim sözümü -haşa- hadis yapar mı?

    "İsnad dindendir. Şayet isnad olmasaydı, dileyen dilediğini söylerdi." diyen muhaddislerimizin seslerine kulak verebilmek duası ile...

    Son olarak;

    Allah kainatı ve içindekileri, Rasulullah(sas) için mi yaratmıştır; yoksa sadece Allah'a ibadet etsinler diye mi? ["Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım" Zariyat:56]

    vesselam...


  19. 30.Kasım.2009, 10:29
    10
    k@rdelen
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 29.Temmuz.2007
    Üye No: 1575
    Mesaj Sayısı: 49
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2

    --->: sorum var peygamberimiz

    ["Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım" Zariyat:56]


    cinleri ve insanları yaratma sebebi kulluk yapsınlar ayeti kerimesi ,hadisi kutside bahs edilen Bu nur, gökte Ahmed, yerde Muhammed denilen, zürriyetinden bir peygamberin nurudur. O olmasaydı, seni de, yer ve gökleri de yaratmazdım. hadisi kutsisi ile çelişen ikili değilledir,ikiside farklı yaratılışlardab bahs ediyor biri cinler,insanların yaratılışı diğeri ise alemin yaratılışı..

    kuranda bana itaat edin yalnız bana diye geçen ayetlerin var olduğu gibi Rasuluma itaat bana itaattir ayetleride vardır,bir ayeti görüpte diğerini inkarmı edeceğiz..

    Kur`an, Hazret-i Muhammed(asm) için, `Vema erselnake illa rahmeten lil alemin` buyuruyor. Enbiya Suresi: 107.


    'Sen olmasaydın, sen olmasaydın felekleri yaratmazdım.' Kudsi Hadis-i Şerifi...

    Felekler, eflak yani bütün yaratılmış olanlar. Kainat, Mevcudat.

    Bu Hadis-i Kudsi sahihtir. Aynı manaya gelen nice Hadis-i Şerife de uygundur:

    Hafız İbni Hacer-i Mekki hazretleri ,

    Hadîs âlimlerinden Hâkim-i Nişâpûrî,
    Allame Ebu'l-Hasan es-Subki ,
    İmam Hakim,
    İmam-ı Beyheki,
    Taberani ,
    İbn Asâkir rahimehullah,
    Kadızade Ahmed Efendi ,
    İmam Kastalani,
    Deylemi ,
    İmam-ı Rabbani,
    Heytemi,
    Kadı İyaz ,
    Ebulleys Semerkandi ,
    Ebu Muhammed el-Mekki,
    İbni Cevzi,
    Ebu Nuaym ,
    Erzurumlu İbrahim Hakkı Hz. ,
    Mevlana Celaleddin Rumi Hz. ,
    Mevlana Abdurrahman Cami Hz. ,
    gazali,
    Abdulhakim arvasiler bu hadisi kutsiyi sahîh senedlerle haber vermiştir ..

    hepsimi cahil,bunların hepsi tasavvuf ehlimi,bu ne inkar bu ne kibir,bunca alimin sözlerine delillerine rağmen hala hadis uleması dememiştir nasıl denebiliyor..hadis uleması değilde ne bu isimler..?



    hadis usûlü ilmini bir çırpıda silip atan, ömrünü hadis ilmine vermiş muhaddislerin uğraşlarını hiçe sayan zavallı insanları gördükçe hadis ilmine ,alimlerine ,kibirle ,inatla karşı çıkan Bilgisizce konuşup insanları saptıranlar hakkındaki ayeti anımsattı bana...!!








  20. 30.Kasım.2009, 10:29
    10
    Devamlı Üye
    ["Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım" Zariyat:56]


    cinleri ve insanları yaratma sebebi kulluk yapsınlar ayeti kerimesi ,hadisi kutside bahs edilen Bu nur, gökte Ahmed, yerde Muhammed denilen, zürriyetinden bir peygamberin nurudur. O olmasaydı, seni de, yer ve gökleri de yaratmazdım. hadisi kutsisi ile çelişen ikili değilledir,ikiside farklı yaratılışlardab bahs ediyor biri cinler,insanların yaratılışı diğeri ise alemin yaratılışı..

    kuranda bana itaat edin yalnız bana diye geçen ayetlerin var olduğu gibi Rasuluma itaat bana itaattir ayetleride vardır,bir ayeti görüpte diğerini inkarmı edeceğiz..

    Kur`an, Hazret-i Muhammed(asm) için, `Vema erselnake illa rahmeten lil alemin` buyuruyor. Enbiya Suresi: 107.


    'Sen olmasaydın, sen olmasaydın felekleri yaratmazdım.' Kudsi Hadis-i Şerifi...

    Felekler, eflak yani bütün yaratılmış olanlar. Kainat, Mevcudat.

    Bu Hadis-i Kudsi sahihtir. Aynı manaya gelen nice Hadis-i Şerife de uygundur:

    Hafız İbni Hacer-i Mekki hazretleri ,

    Hadîs âlimlerinden Hâkim-i Nişâpûrî,
    Allame Ebu'l-Hasan es-Subki ,
    İmam Hakim,
    İmam-ı Beyheki,
    Taberani ,
    İbn Asâkir rahimehullah,
    Kadızade Ahmed Efendi ,
    İmam Kastalani,
    Deylemi ,
    İmam-ı Rabbani,
    Heytemi,
    Kadı İyaz ,
    Ebulleys Semerkandi ,
    Ebu Muhammed el-Mekki,
    İbni Cevzi,
    Ebu Nuaym ,
    Erzurumlu İbrahim Hakkı Hz. ,
    Mevlana Celaleddin Rumi Hz. ,
    Mevlana Abdurrahman Cami Hz. ,
    gazali,
    Abdulhakim arvasiler bu hadisi kutsiyi sahîh senedlerle haber vermiştir ..

    hepsimi cahil,bunların hepsi tasavvuf ehlimi,bu ne inkar bu ne kibir,bunca alimin sözlerine delillerine rağmen hala hadis uleması dememiştir nasıl denebiliyor..hadis uleması değilde ne bu isimler..?



    hadis usûlü ilmini bir çırpıda silip atan, ömrünü hadis ilmine vermiş muhaddislerin uğraşlarını hiçe sayan zavallı insanları gördükçe hadis ilmine ,alimlerine ,kibirle ,inatla karşı çıkan Bilgisizce konuşup insanları saptıranlar hakkındaki ayeti anımsattı bana...!!











+ Yorum Gönder