+ Yorum Gönder
1. Sayfa 124 ... SonuncuSonuncu
Soru ve Cevaplar ve Sizden gelen sorular Kategorisinden Meni kendi kendine gelirmi? Meni olup olmadığını Nereden anlarız? Konusununa Bakıyorsunuz..
  1. carlos123
    Üye
    Reklam

    Meni kendi kendine gelirmi? Meni olup olmadığını Nereden anlarız?

    Reklam





    Meni kendi kendine gelirmi? Meni olup olmadığını Nereden anlarız? Mumsema Merhaba, benim bir kaç sorum olacak;

    Meni kendi kendine gelir mi? (mesela bir resim yüzünden)
    İdrardan sonra gelir mi?
    Meni olup olmadığını nereden anlarız?
    (El ile değildi)





  2. püskevit
    Devamlı Üye

    Cevap: Nereden anlarız?


    Reklam


    Kardeş meni kendi kendine çıkabilir
    İdrardan sonrada gelebilir

    Çıkan sıvının meni olup olmadığını anlamak için meninin özellikleri şunlardır

    Buluğ çağma ermiş kimsenin dört çeşit suyu vardır.

    1- İdrar, 2- Meni, 3- Mezî, 4- Vedî.

    Bunlardan guslü gerektiren yalnız menidir. Meninin üç özelliği vardır:

    1- Sıçrayarak çıkması,

    2- Hazzın hasıl olması

    3- Yaş iken hamur kokusunu, kuru iken yumurtanın beyaz kısmının kokusunu vermesidir.

    Vedî. idrardan sonra çıkan katı ve beyaz bir sudur. Mezî de beyaz ve ince bir su olup şehvet hissi galebe çaldığı anlarda meydana gelen bir sudur..

    Şehvetten dolayı kadından gelen ıslaklığa ise "kazi" denilmektedir. Bundan dolayı sadece abdest bozulur ancak orucu bozmaz ve gusül gerekmez.

    Guslü Gerektiren Haller:

    1. Cinsel ilişkide bulunmak:Meni gelmese bile erkekle kadının cinsel organları birbirine kavuşursa gusül gerekir.

    Resulullah (s.a.v.) bu konuda şöyle buyurmaktadır: "Kadının ve erkeğin sünnet mahalleri birbirine dokunur da kertik kaybolursa gusül, lazım gelir. "(1)

    2. İhtilam olmak: Erkek veya kadından uyku ya da uyanıklık halindeyken şehvetle meninin çıkması da guslü gerektirir. Resulullah (s.a.v.)'a: "Bir kimse elbisesinde ıslaklık bulsa, ancak ihtilam olduğunu hatırlamasa yıkanması gerekir mi?" diye soruldu. Resulullah (s.a.v.): "Evet gerekir" diye cevapladı...a.v.): "Ona gusül gerekmez" dedi.."(2)

    (1) Buhârî, Gusl 28; Müslim, Hayz 87; Ebu Dâvud, Taharet 84; Nesâî, Taharet 129; Ibn Ma'ce, Taharet 111; Muvatta, Taharet 71

    (2) Ebu Dâvud, Taharet 95; Tirmizî, Taharet 82



  3. carlos123
    Üye
    Bir koku almadım ama içim hiç rahat değil.
    Ekleme:
    Bana büyüklerim şevkle bakmanın günah olmadığını söylediler.Çıktıysa bilerek ve isteyerek olmadı.Bunun affolması için ne yapmalıyım?Dua etmenin şartları var mıdır?
    Yapmayacağıma yemin etmiştim lakin yeminim şuydu.
    ''Bilerek ve isteyerek yapmayacağım'' Bunu bilmiyordum ve istememiştim yemin bozmuş olur muyum?

  4. püskevit
    Devamlı Üye
    Kardeş öncelikle şunu söyleyyeyim dinimizdeki helal va haramları sadece
    büyüklerden,anneden,babadan,arkadaş veya çevreden değil ilk olarak güvenilir kaynaklardan almalıyız.Güvenilir kaynaktan kasıt kurana ve hadislere aykırı hareket etmeyen kaynaklardır bu kaynaklar kitap,imam,ilahiyatçı olabilir.Çünkü bende daha önce büyüklerimin helal dediği şeylerin daha sonra haram olduğunu öğrendim.

    Harama bakmanın haram olduğunu aşağıdaki yazıda ayet ve hadislerle bulabilirsin


    Haram olan şeyleri izlemenin günahı nedir. Harama bakmak konusunda detaylı bilgi verir misiniz?
    Haram olan şeyleri izlemenin günahı nedir. Harama bakmak konusunda bilgi verirmisiniz
    İsra suresinin 32. ayetinde Cenab-ı Hak, "Sakın zinaya yaklaşmayın!" buyuruyor. Buradaki "yaklaşmayın" emrinden hareketle İslam fıkıh alimleri insanı zinaya götürebilecek her türlü amelin yasak olduğunu ifade etmişlerdir. Müstehcen resim veya görüntelere bakmayı da bu kategori içinde mütalaa edebiliriz. Bu sebeple bu tür resimlere bakmak caiz değildir.

    Çünkü bir hocamızın ifadesiyle bütün günahlar ve ahlâkî bozulmalar müstehcene bakışla başlar, bakışın ısrarıyla gelişir, sonra fiilî günaha dönüşür. Üstelik gözler baktıklarının resimlerini de çeker, hayal arşivinde depo eder. Nereye gitse, nerede olsa artık çektiği bu resimler, hayal âleminde gözlerinin önündedir.

    “Hem Kur’ân merhameten kadınların hürmetini muhafaza için hayâ perdesini takmasını emreder. Tâ hevesât-ı rezîlenin ayağı altında o şefkat madenleri zillet çekmesinler. Âlet-i hevesât ehemmiyetsiz bir metâ hükmüne geçmesinler. Medeniyet ise kadınları yuvalarından çıkarıp perdelerini yırtıp beşeri de baştan çıkarmıştır.”1

    Toplumin bozulmasını netice veren sebeplerden birisi bu sözlerde ifade edildiği gibi, kadınların yuvalarından çıkıp ölçüsüz bir şekilde toplume karışarak, hürmete lâyık bir varlık iken ehemmiyetsiz bir eşya hâline gelmesidir. Bu durumdan kadınlar kendilerine olan hürmeti kaybettikleri gibi, toplum fertlerinin de bozulmasına sebep olmuşlardır.

    Açık saçıklığın başını alıp yürüdüğü, hayâ perdesinin ayaklar altına alındığı bir zamanda, Müslümanın vazifesi daha da ağırlaşmakta, imanını muhafaza için daha çok titiz davranması gerekmektedir. Çünkü artık toplumimizde kadının girmediği yer kalmamış gibidir. Çarşıda, pazarda, otobüste, vapurda, resmî dairelerde çoklukla bulunmaktadır. Bu vaziyet karşısında Müslümanın kendisini toplumten ayrı ve uzak tutması, herşeyden el etek çekmesi düşünülemez. Fakat inancının icabı bazı prensiplere uymak durumundadır.

    İnsanın kendisine yabancı olan kadınla, kadının da kendisine yabancı olan erkekle münasebeti sınırlıdır; belli ölçülere tâbidir. Rabbimiz mü’min erkek ve kadınlara şöyle buyurur:

    “Mü’min erkeklere söyle: Gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler, mahrem yerlerini korusunlar. Bu onların arınmasını daha iyi sağlar. Allah yaptıklarınızdan şüphesiz haberdardır. Mü’min kadınlara da söyle: Gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler, iffetlerini korusunlar...”2

    Bu âyetlerde açık bir şekilde, mü’min erkeklerin kendilerine yabancı olan nâmahrem kadınlara, kendilerine nikâhları düşen hanımlara; kadınların da kendilerine yabancı olan erkeklere bakmamaları bildirilmektedir.

    Yasaklanan bu bakışın sınırı ve mahiyeti nedir, nasıl olacaktır? Âyetin geçen “gözleri kapamaktan” maksat, gözleri kapatıp başı yere eğerek yürümek, dolaşmak değildir. Zaten bu şekilde davranmak da mümkün değildir. Bir insan tâbiî olarak karşılaştığı erkeği ve kadını görür, bakar. Ancak burada anlatılmak istenen husus, karşı cinse şehvetle, cinsî bir duygu besleyerek bakmaktır. Şehvetle bakmanın ölçüsü de, devamlı olarak birkaç sefer bakıp durmaktır.

    Bu ölçüyü de Resul-i Ekrem Efendimizden (a.s.m.) öğrenmekteyiz. Bu hususta Hz. Ali’ye şöyle buyurmuşlardır:
    “Yâ Ali, arka arkaya bakma! Birinci bakış hakkındır, fakat ikinci bakışta hakkın yoktur.”3

    Karşı cins insanın gözüne iliştiği zaman,gözlerini ayırmadan bakıp durmamalı, başını çevirmeli. Böylece şehvetle bakma sınırına da yaklaşmamış olur.

    Çünkü umumiyetle fuhşun kapısı önce bakışla aralanır. Daha sonra diğer kapılar birbirini açar. Bu sebepten zinaya açılan ilk kapı böylece kapanmış sayılır.

    Fahrüddin Râzi, tefsirinde Tevrat’tan şu cümleyi nakletmektedir:

    “Harama bakış kalbe şehvet tohumunu eker. Her şehvet de insanda derin hüzünler doğurur.”

    Kalbe düşen her günah tohumu, müsait zemin bulup yeşerirse insanın mânevî hayatını tehlikeye sokar. Bir mâneviyat büyüğü olan Zünnün Mısrî’nin dediği gibi, “Gözleri günahlara kapamak korunmanın en güzel yoludur.”

    Kendisini haramdan muhafazaya çalışan Müslümanın durumunu da Peygamber Efendimiz şöyle anlatmaktadır:

    “Bir kadının güzelliği bir Müslümanın gözüne çarpar da ondan gözünü çevirirse, Cenab-ı Hak o Müslümana lezzetini kalbinde duyacağı bir ibadet bahşeder.”4

    Bilindiği gibi erkeğin erkeğe ve yabancı kadınlara avret sayılan, göstermesi haram olan yerleri müçtehidlerin ekserisinin görüşüne göre diz ile göbek arasıdır. Kadının da kendimahremleri dışındaki erkeklere karşı avret sayılan, caiz olmayan yerleri el ve yüzün dışında kalan vücudunun tamamıdır.

    Buna göre kadının, bir erkeğin vücudunun, göbekle dizi arası dışında kalan yerlerine şehvetsiz olarak ve tekrar edilmeden bakması caizdir. Erkeğin de, kadının el ve yüzüne şehvet hissi olmadığı takdirde bakması helâldir. Ancak cinsî bir zevk duyarak erkeğin veya kadının birbirlerinen bu kısımlarına bakmaları yasak sınırına girer.

    İnsan, gerek iş hayatında, gerekse bazı zaruret hallerinde, kendisine yabancı olan kadına bakabilmektedir. Yukarıda, mealini verdiğimiz âyetin tefsirinde Tefsir-i Kebir sahibi Fahrüddin Râzi, bu zaruretleri şu şekilde tasnif etmektedir:

    * İnsan, evlenmeye niyet ettiği kadının yüzüne ve ellerine bakabilir. Nitekim bir defasında Ebû Hüreyre, Peygamberimizin yanında bulunurken bir adam gelerek, Ensar kadınlarından birisiyle evlenmek istediğini söyler. Peygamberimiz, “O kadına baktın mı?” diye sorunca, o zat, “Hayır” der. Peygamberimiz tekrar, “Öyleyse git, ona bak, çünkü Ensarın gözlerinde birşey vardır”5 buyurur.

    Bu hususta şehvetle de olsa bakılabileceği kaydı zikredilmektedir.

    * Mahkeme huzurunda, hâkimin veya şahitlerin kadını tanımaları için bakmaları, caizdir. Çünkü burada bir haksızlığın giderilmesi ve bir hakkın yerine gelmesi bahis mevzuudur.6

    Fetevâ-yi Hindiye’de şu cümleleri görmek mümkündür:

    “Fitne ve şehvetten korkulmadığı takdirde kadının eline ve yüzüne bakmak mubahtır.”7
    Yine el-Mühezzeb isimli eserde, “Zaruret olduğu takdirde bir tüccar, yüzü açık bir kadına bakabilir. Kötü bir niyet olmazsa Allah indinde mes’ul olmaz”8 denilmektedir.

    1. Sözler, s. 381.
    2. Nur Sûresi, 30-31.
    3. Ebû Davud, Nikâh: 43; Tirmizi, Edeb: 28.
    4. Müsned, 5: 264.
    5. Müslim, Nikâh: 74.
    6. et-Tefsîrü’l-Kebîr, 23: 203.
    7. Fetevâ-yı Hindiyye, 5: 329.
    8. el-Mühezze, 2: 34.
    Mehmed Paksu Helal – Haram
    Günahların affolması için tevbe etmen gerekir.Tevbenin kabul olması için aşağıdaki şartlara bakabilirsin

    TEVBE VE ŞARTLARI
    Tevbe ve şartları
    Tevbenin kabulü, günahkârın cezasını düşürmek; aklen Allah Tealânın yapması gereken vacip bir vazife değildir. Bu, bilâkis onun merhametindendir, lütfundandır. Kabulü konusunda ise, kabul edileceği umulur; muhakkak kabul olunur denilemez. Bu konuda "Allah dilediğinin tevbesini kabul eder" (Tevbe/15) mealindeki ayet bize bunu anlatmaktadır.

    Buna bir örnek, Peygamberimizle savaşa katılmayan kişiler samimi olarak tevbe etmişlerdi; fakat tevbeler hemen kabul edilmedi. Peygamber (s.a.v.)in onların kalplerinde olanı bilmediği ve Allah (c.c.)nun onlar hakkındaki hükümde bağımsızlığına saygılı olmasından dolayı onlar hakkında kendi başına bir hüküm vermedi. Allah'tan hüküm gelmesini bekledi. Allah (c.c)nun bu hükmü açıklamayı geciktirmiş olması, onları bir daha böyle bir işe dönmekten menetmek için olsa gerektir.

    Küfürden dolayı yapılan tevbeböyle değildir. Bu tür tevbeler kesinlikle kabul edilir. Sahabe ve selef alimleri bunu söylüyorlar.

    Ehl-i Sünnet âlimleri, tevbe edenin tevbesinin kabulünün kesin olmadığını söylemeleri şundandır: Tevbe, şartlarına uygun yapıldığı konusunda kesin bir bilginin bulunmadığından dolayıdır. Zira şartları tam olmayan tevbeler çoktur.

    Kur'an-ı Kerim'de "İnsanlardan bir kısmı inanmadıkları halde Allah'a ve ahiret gününe inandık, derler." (Bakara/8)

    Yine, "Allah tevbeleri kabul eder ve sadakaları (zekât ve öşür) alır" (şura/25) Allah Tealanın verdiği haber hak ve doğrudur. Bunu inkâr etmek küfürdür.

    Peygamber (s.a.v) de şöyle buyurmuşlardır: "Günahlarından tevbe eden günahsız gibidir." (Ibn-i Mace)

    İşlediği büyük günahlardan birine tevbe etse, tevbesi kabul edilir. Tevbe ettiği günahlardan ötürü azab edilmez.

    Büyük günahlardan tevbe etmek, küçük günahlardan tevbe etme ıerine geçmez. Ehl-i Sünnette göre, büyük günahlardan tevbe eden küşinin küçük günahlardan azab edilmesi caizdir.

    Haricilere göre ise, tevbesiz öldüğü taktirde Allah'a karşı isyan eden kişi, bu isyanı ister küçük olsun ister büyük olsun, kâfirdir. Cehennemde devamlı kalacaktır.


    Tevbenin şartları:

    1- İşlediği günaha son vermek,

    2- İşlediğine pişman olmak,
    3- Artık o günaha dönmemeye azmetmek,

    Eğer işlediği günah Allah'la kul arasında ise bu üç şart aranır. İşlediği günah kul hakkı ile ilgili ise şu şart da vardır:


    4- Kul hakkından kurtulmak.


  5. carlos123
    Üye
    O 3 şartı da uyguluyorum.Aslında meni olup olmadığı da belli değil daha sanırım hiç öğrenemeyeceğim.Şevk almadım bu olandan yapışkan değildi kokusuzdu.Aslında tövbe ettiğim günden beri bu şartları uyguluyorum.

    Hımm... Bende geçenlerde abdest almıştım.Sonra içimden bir ses yanlış aldığımı ve sırayı karıştırdığımı söyledi şimdi anladım olayı.

  6. püskevit
    Devamlı Üye
    Kardeş eğer içinde bir şüphe varsa bir gusul abdesti alırsın olur biter ve harama birdaha bakmazsan bu sıkıntılara birdaha düşmessin.Bu arada bu gibi durumlarda şeytan insanlarla çok uğraşır buda vesvesye neden olur örneğin abdest alan birine sen abdesti tam almadın diye bir vesvese vererek adamı şüpheye düşürür şüpheye düşen kişi bir kere daha abdest alır bu sefer abdestin farzlarından birini yapmadın diye tekrar şüpheye düşürerek tekrar abdest aldırır ve o kişiyi tekrar şüphelendirerek beş altı defa abdest almasına neden olarak dinden soğutmaya çalışır böyle durumlarda yapmamız gereken Peygamberimizin tavsiyesine uymaktır.


    VESVESE
    Vesvese (kavramı)


    Fısıltı, hışırtı ve fışırtı gibi gizli ses, fiskos. Kalpte meydana gelen şüphe, tereddüt, vehim, kuruntu, iç üzüntüsü, nefis ve şeytanın meydana getirdiği iç karışıklığı anlamları için kullanır.

    Zıddı tereddütsüz, kararlı, emin ve azimli olmak demektir (el-İsfahanî, el-Müfredât, İstanbul,1986, 819, vesvese mad).

    Vesvese kelimesi Kur'ân'da dört yerde geçmektedir. Şeytanın Cennette bulunan Âdem (a.s) ve Havva validemize nasıl vesvesede bulunduğu Yüce Allah tarafından şöyle haber verilmiştir:

    "Derken Şeytan çirkin yerlerini kendilerine göstermek için onlara fısıldadı (vesvesede bulundu): - Rabbiniz başka bir sebepten dolayı değil, sırf ikiniz de birer melek ya da ebedi kalıcılardan olursunuz diye sizi bu ağaçtan menetti" (el-A'raf, 7/20).

    Bu âyette geçen vesvese kelimesi, fısıldama şeklinde anlaşılmakta ve tercüme edilmektedir.

    Bir de şeytanın Cennete nasıl girdiği ve Âdem (a.s) ile Havva validemize nasıl vesvesede bulunduğu hususunda, alimlerin farklı yorumları vardır. Bu hususta çeşitli görüşler ileri sürülmüştür (Geniş bilgi için bk. el-Maverdî, en-Nuketü ve'l-Uyun, Beyrut 1992, II, 210).

    Kur'ân'ın başka bir yerinde, Tâhâ sûresinin 120. âyetinde de şeytanın Âdem (a.s) ve Havva validemize yaptığı bu vesvese dile getirilmiştir.

    Vesvese ile ilgili diğer bir âyetin meali de şöyledir: "Andolsun insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne vesvese verdiğini (fısıldadığını) biliriz. (Çünkü) biz ona şah damarından daha yakınız" (Kaf 50/16).

    Bu âyette de Yüce Allah'ın kudretine işâret buyurulmaktadır. O, insanı yaratan, yoktan var edendir. İnsanların gizli ve açık her şeylerinden haberdardır. İnsanın kalbinden geçirdiği vesvese ve düşüncelerin tamamina vakıftır. Nitekim Hz. Muhammed (s.a.s), bu âyetin tefsiri mahiyetinde açıklamada bulunurken; "Şüphesiz Yüce Allah, ümmetimden olan kişilerin kalbinden geçirdikleri şeyleri, söylemedikleri ve işlemedikleri takdirde affeder; günah olarak saymaz" diye buyurmuştur (Buharî, Itk, 6; İmân, 15; Neseî, Talâk, 22; İbn Mâce, Talâk, 16).

    Başka bir âyette ise, vesvese hakkında şu bilgiler verilmiştir: "De ki: Sığınırım ben, insanların Rabb'ine insanların padişahına, insanların ilâhına. İnsanlara kötü şeyler fısıldayan o sinsi vesvesecinin şerrinden. O ki, insanların göğüslerine (kötü düşünceleri) fısıldar. Gerek cinlerden, gerek insanlardan (olan bütün vesvesecilerin şerrinden Allah'a sığınırım)" (en-Nas, 114/1-6).

    Burada geçen "vesvâs" kelimesi, şeytan için kullanılmıştır. Yani bununla şeytan kastedilmektedir ve vesvese de onun eseridir. İnsana vesvese veren şeytan iki türlüdür. Biri cinlerden ve diğeri de insanlardan olan şeytanlardır. Bu şeytanlar, insanların kalbinde vesveseyi meydana getirecek akıl ve fikirlerini çeler, onları kötü emeller işlemeye sevkeder. Allah yoluna gitmekten, insanlık gayesine ermekten alıkor. Nihayet din ve imandan çıkarır, ebedi helâke sürükler. İnsanların kalbine fısıldayıp duran, onları gaflete düşüren, her şerrin başı olan vesveseyi meydana getiren herşey, "hannâs" ve "vesvas" olarak kabul edilir (ez-Zemahşerî, el-Keşâf, Mısır 1977, VI, 265 vd).

    Hiç şüphesiz, şeytanın verdiği vesvese insanı imandan ve ibâdetten uzaklaştırır; fert, aile ve toplumun hayatında çeşitli sıkıntıların meydana gelmesine sebep olur. Medine çevresinde badiyede yaşayan Müslümanlar, koyun ve sığır kesip etini satmak üzere şehre getiriyorlarmış. Bu eti yemekten çekinen bazı Müslümanlar Hz. Muhammed (s-.a.s)'e giderek;

    "Ya Rasûlüllah! Bazı badiye halkı bize et getirip satıyorlar. Bunların, hayvanı keserken besmeleyi söyleyip söylemediklerini bilmiyoruz" diye sormuşlar. Bunun üzerine Hz. Muhammed (s.a.s) şu cevabı vermiştir:

    "Bismillah deyiniz ve sonra bu eti yeyiniz" (ez-Zebidî, Sahihi Buhârî Muhtasarı Tecridi Sarih Tercemesi, trc. Kamil Miras, Ankara 1974, VI, 354 vd).

    Rasûlüllah (s.a.s) bununla vesveseden uzak durmaya işaret buyurmuştur.

    Başka bir konu ile ilgili olarak Hz. Muhammed (s.a.s)'e şöyle sormuşlar:

    "Ya Rasûlüllah! Birisi namaz kılarken abdestim bozuldu diye gönlünde bir vesvese hissederse, bu kişinin namazı bozulur mu, bozulmaz mı? Hz. Muhammed (s.a.s) bu soruya şu cevabı vermiştir:

    "Hayır. Bir yellenme sesi veya bir kokuyu duymadıkça namazı bozmaz" (ez-Zebidî, a.g.e., VI, 355).

    Burada da Rasûlüllah (s.a.s) vesveseden uzak durmayı, abdestin bozulduğuna dair kanaat hasıl olmadıkça namazı bozmamayı tavsiye etmiştir.

    Fıkıh usulünde de vesvese kötü bir şey olarak kabul edilmiştir. Her şeyde tereddüt ve vesvese ile hareket edenin sözüne itibar edilmemiştir. Hz. Muhammed (s.a.s) vesvese ile hareket edenin talâkının geçerliliğini kabul etmemiştir (Buharî, Talâk, 11). Yani hanımını boşayıp boşamadığını veya söylediği sözler hakkında vesvese içinde olan bir kişinin talâkı (boşaması) geçerli kabul edilmemiştir.

    Görüldüğü gibi, Kur'ân ve sünnette vesvese tasvib edilmemiştir. Bilhassa vesvese ile ilgili bütün âyetlerde, vesvesenin şeytandan geldiğine işaret buyurulmuştur. Buna göre İslâm vesveseden sakınmayı istemiştir. Çünkü vesvese faydalı değil, zararlı olan bir şeydir. Vesveseye kapılan insan, ibadetlerinde yanılır, çeşitli hatalara düşer ve haz almaz. Vesvese insanı yanlış ve batıl yollara saptırır. Hatta vesvesenin neticesinde insan akli dengesini bile kaybedebilir.

    Nureddin TURGAY


  7. herseyimbenim
    Üye
    Nasıl yani. Kafam çok karıştı benım bu meni konusunda. Gusülü tam olarak durduk yere çıkan meni gusül gerektirirmi

  8. arifselim
    Yönetici
    Şehvetle çıkan meniden dolayı gusül abdesti almak gerekir. Eğer meni tamamen şehvet olmadan çıkmışsa gusül abdesti almanız da gerekmez.

  9. Misafir
    merhaba mumsema bir sorum olacaktı
    idrar yaptıktan sonra sanki penisimin içinde daha varmış gibi oluyor ve açıp baktığımda penisimde bir yapışkanlık oluyor bu menimidir vedimidir yoksa idrarmıdır meni olsa gusül gerekirmi

  10. arifselim
    Yönetici
    Merhaba kardeşim. İdrar yaptıktan sonra genelde vedi gelebilir. Vedi ile mezinin hükmü aynıdır. Her ikisi içinde gusül abdesti almak gerekmez. Renkleri şeffaftır ve yapışkandırlar.

  11. Misafir
    Meniyi tarif edermisiniz?
    Meni hangi sebepten çıkar?
    meni gelme şekli nedir
    ----
    Meni nasıl çıkar
    Benim bir sorum olacak
    Meni aklına çıplak kadınlar sapık sapık şeyler aklımızdan biraz gecirdigimizde gelirim bir tane çıplak kadın resmi geldi diyelim oylemi.gelir

  12. arifselim
    Yönetici

    Reklam


    Meni erkek ve kadından orgazm oldukları anda gelen sıvıdır. Erkekteki meni beyaz ve katıdır şehvetle dışarı fışkırır. Kadının menisi ise sarı ve açıktır. Cinsel ilişki halinde, mastürbasyon yaparak veya uyurken ihtilam olarak meni akabilir. Meni sadece cinsel içerikli bir şey görmekle akmaz.

+ Yorum Gönder
1. Sayfa 124 ... SonuncuSonuncu
kadınlarda meninin özellikleri,  kadında meninin özellikleri,  meninin kendiliğinden gelmesi,  meninin özellikleri,  kendiliğinden sperm gelmesi ,  kendi kendine sperm gelmesi,  meninin geldiğini nasıl anlarız