Konusunu Oylayın.: Duaların Arapça olması zorunlu mu?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Duaların Arapça olması zorunlu mu?
  1. 06.Mayıs.2011, 18:19
    1
    mrlja
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Mayıs.2011
    Üye No: 87110
    Mesaj Sayısı: 7
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 35

    Duaların Arapça olması zorunlu mu?






    Duaların Arapça olması zorunlu mu? Mumsema merhabalar ben tövbe edip hayatımı sıfırlamak istiyorum dini yönden bilgim yok denecek kadar az size sormak istediğim dualarımı arabca yerine türkçe etsem olurmu çünkü arabca da bir harfi yanlış sölersem bambaşka biir mana çıkıyor ve kalben sölediğimi anliyamadığım için eksik hissediyorum arabca dua yerine türkçe nin bir sorunu olurmu?


  2. 06.Mayıs.2011, 18:19
    1
    mrlja - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye



    merhabalar ben tövbe edip hayatımı sıfırlamak istiyorum dini yönden bilgim yok denecek kadar az size sormak istediğim dualarımı arabca yerine türkçe etsem olurmu çünkü arabca da bir harfi yanlış sölersem bambaşka biir mana çıkıyor ve kalben sölediğimi anliyamadığım için eksik hissediyorum arabca dua yerine türkçe nin bir sorunu olurmu?


    Benzer Konular

    - Duaların kabul olması için ne zaman ve nasıl yapmak gerekir, dua bir çeşit ibadet midir?

    - Duâların kabul olması için bazı ön şartlar var mıdır?

    - Duaların Arapça harekeli olarak yazılmış hallerinin bulunduğu EN KAPSAMLI Dua Kitabı Önerileri ?

    - Arapça duaların harekeli yazılımı yok mu?

    - İşlerin hayırlı olması için Arapça dua

  3. 06.Mayıs.2011, 18:35
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Dualar arabca olmak zorundamı




    Ve aleykumusselam ve rahmetullah
    Namaz içinde arapçasından okunmalıdır.
    Diğer zamanlarda Türkçe veya anadilinde edilebilir.
    Duada önemli olan samiyettir.Allah c.c tamamına erdirsin
    Hidayetini arttırsın....amin
    Tövbe için biraz acele et elini çabuk tut inşaAllah kardeşim.
    birde tövbeyle ilgili aşağıdaki yazıyı okumanı tavsiye ederiz

    ____________________

    İslâm'da Tevbe

    A- TEVBENİN TANIMI, GEREKLİLİĞİ VE UNSURLARI

    A- TEVBENİN TANIMI

    1. Dilde Tevbe:
    Tevbe, Arapça bir kelime olup, tâbe-yetûbû maddesinden mastardır. Allah'a dönüş ve yöneliş anlamına gelmektedir. Bu kelime daha çok, masiyetten Allah'a dönme anlamıyla meşhur olmuştur.1 Tâbe fiili, günahından Allah'a dönen kul hakkında "Ha" harfi cerri ile kullanılmaktadır. Aynı fiil "alâ" harfi cerri ile, Allah'ın günahkâr kullarının tevbesini kabul etmesi anlamına gelmektedir.2

    Tevbe eden kul tâib adını alırken, Allah hakkında kullarının tevbesini fazl-ı keremi ile kabul eden anlamında bir vasıf olarak, tevvâb sıfatı kullanılmaktadır.3

    2. Terim Olarak Tevbe:
    İslâm âlimleri, tevbenin tanımını çok değişik şekillerde yapmışlardır. Özellikle mutasavvıflar, bulundukları makamlara göre tevbeyi tanımladıklarından, çok farklı tevbe tarifi ortaya çıkmıştır. Biz burada, birkaç tevbe tanımı vermekle yetinmek istiyoruz.

    Tevbe; geçmiş hataların verdiği iç sancısıdır.4

    Tevbe; kötü huyları iyi huylara değiştirmektir.3

    Tevbe; Allah'a muhalefetten dönmek, kişinin zimmetinde oluşmuş, başkalarının haklarından edaya güç yetirdiğini sahiplerine ödemektir.6

    Tevbe; günahı çirkinliği için terketmek, yapılan fiile pişman olmak, onu tekrarlamamaya azmetmek ve mağdura hakkını vermektir.7

    Tevbe; Allah'ın gerekli kıldığı fiillere sarılmak ve kerih gördüklerinden kaçınmaktır.8

    Tevbe; mü'min varlığın inhilâl ve çözülmesinden sonra, Yaratıcı'nın huzurunda, yeniden bir inşa ve bina olunmadır. Günahtan sonra, Allah ile yeniden uzlaşma da diyebileceğimiz bu hareket, bir tazeleniş, bir filizleniştir.9

    Tevbeyi, daha şümullü bir tarifle şöyle tanımlayabiliriz: Tevbe; yapılan kötülüğü, işlenen günahı veya kabahati, Allah yönünden, affedip bağışlamak, kul yönünden, yaptığının kabahat veya günah olduğunu bilip, onu bırakıp terk ederek Allah'a dönmek, yani O'nun emirlerine uymak ve yasak ettiği şeylerden kaçınmak suretiyle, Allah'a sığınarak, O'ndan affetmesini, bağışlamasını dilemek, yaptıklarından pişman olduğunu da belirterek yalnız O'na yalvarmak demektir.10

    B. TEVBENİN GEREKLİLİĞİ VE KABULÜ

    1. Tevbenin Her Fert İçin Gerekli Olduğu:
    İnsan, beşer fıtratında yaratılmıştır. Günah işlemek, belki de insanı meleklerden ayıran bir özelliktir. İnsan, günahtan tamamen uzak kalamayacağına göre, tevbeden de uzak duramayacaktır.

    Hiç günah işlememek, insanlar için bir fazilet değildir. Asıl fazilet, kişinin yaptığı günahtan pişmanlık duyarak tevbe edebilmesidir. Nitekim Hadîste; "Bütün ademoğulları günahkârdır, günahkârların en hayırlısı ise tevbe edenlerdir"11 buyurulmuştur.

    İslâm fıtrat dinidir. Günah ve sevap işleme özelliğinde yaratılan insanın, günah işleyeceği kabul edilmiş ve bundan kurtulma ve etkisini azaltma yollarına dikkat çekilmiştir. İnsan fıtratını en güzel şekilde belirten bir hadîste; "Eğer siz günah işlemeseydiniz, Allah sizi helak eder ve yerinize, günah işleyen, peşinden tevbe eden kullar yaratırdı"12 buyurulmuştur.

    Tevbe, her fert için, vakit geçirmeden, yapılması gereken bir farzdır.13 İslâm âlimleri, tevbenin herkes için farz olduğunda icma etmişlerdir.14

    Yüce Allah; "Ey iman edenler, toptan Allah'a tevbe ediniz ki, kurtulasınız" (24,Nur:31); "Gerçek bir tevbe ile Allah'a dönün "(66,Tahrim:8) buyurmuştur.

    Hz. Peygamber de; "Ey insanlar, Allah'a tevbe ediniz"15 şeklinde ümmetini tevbeye çağırmış ve kendisi de, bu hususta ümmetine örnek olmuştur.

    Resulullah (sas) her gün 7016 veya 10017 defa Allah'a tevbe-i istiğfar ettiğini belirtmiştir. Bu ifadeler, Hz. Peygamberin bile, tevbeden müstağnî kalmadığını ve ümmetine tevbe dersi verdiğini göstermektedir. Zira o masum da olsa, Kendisinin de ifade ettiği gibi,18 kalbe gelen bir kısım şeylerden müstağni kalamamakta ve onlar için tevbe etmiş bulunmaktadır.19

    İnsan büyük günahlardan uzaklaşsa, küçüklerinden kaçamamış olabilir. Onlardan kaçınsa, kalbi ile bazı günahlar işlenebilir. Onlardan da kaçınsa, günah işleme düşüncesi veya gaflet bir an kendisini meşgul edebilir.20 Hulâsa insan, günahtan tamamen soyutlanamayacağı21 için, tevbeye de ihtiyacı bitmeyecektir.

    Nitekim Gazzâlî (0.505/ 1111), tevbenin gerekliliği hakkında Hz. Âdem'i örnek vererek şöyle istidlalde bulunmaktadır: "İnsanoğlunun babası bile tevbeden müstağni kalamamıştır. Babanın yaratılışına uymayan ve babanın güç yetiremeyeceği şeye, çocukları hiç güç yetiremez."22

    Tevbenin gerekliliğine bir başka aklî delil de, kalbin heva ve masiyetlerle paslanması gö­rüşüne dayanmaktadır. Kalp aynasını bu paslardan korumak için herkese tevbe gereklidir.23 "Tevbe etmemek, Rabbi, O'nun hukukunu ve nefsin kusurunu bilmemekten kaynaklanır. Bu sebepler, en büyük zâlim (haksız), Rabbına tevbe etmeyen kuldur."24

    2. Tevbenin Kabûlü:
    Bütün insanların günah işleyebileceğini, ancak faziletin ve hayrın tevbede olduğunu25 biliyoruz. Yüce Allah, kendisini kullarına tanıtırken, tevbeleri kabul edici özelliğini şöyle belirtmiştir: "O kulların tevbesini kabul eden, kötülükleri bağışlayan ve yaptıklarınızı bilendir"(42,Şûrâ:25); "..günahı bağışlayan, tevbeyi kabul eden.. Allah'tandır.." (40,Mümin:3).

    Diğer taraftan Allah, tüm kullarının kurtuluşları için tevbe etmeleri şartını koşarak; "Ey mü'minler, hep birden Allah'a tevbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz" (24,Nur:31; 66,Tahrim:8) buyurmuştur.

    Ayrıca Yüce Allah'ın tevbe edenleri methetmesi(9,Tevbe:112) ve tevbe kapısını çalan kullarını sevdiğini ifade etmesi (2,Bakara:222) tevbelerin kabul edileceğinin birer delilidir.

    Allah biz kullarını, cehennem azabından önce, tevbelerimizle, günahlarımızın kirlerinden temizlemek istemektedir. İnsanlar yaptıkları tevbelerle hem günahlarından temizlenmiş olacaklar, hem de Allah'ın sevgisini kazanacaklardır.25

    Hz. Peygamber, kullarının tevbesi karşısında Allah'ın ne kadar sevineceğini şöyle bir örnekle anlatmaktadır: "Allah'ın kulunun tevbesine sevinmesi şuna benzer: Bir insan azığını, su tulumunu bir deveye yüklemiş, sonra yolculuğa çıkmıştır. Nihayet çorak bir yere vardığında, uykusu gelmiş, inerek bir ağaç altında istirahat etmiştir. Kalktığında, devesinin kaybolduğunu görmüş ve değişik tepelere koşarak onu aradığı hâlde bulamamış ve yorgun bir vaziyette, altında dinlendiği ağacın gölgesi altına gelip, devesinden ümit kestiği hâlde, yanı üzerine yatmıştır. Böyle ümitsiz hâlde iken, birdenbire devesinin yanında durduğunu görüp de yularından yapışıp, son derece sevinmesinden dolayı şaşırarak; 'Ey Allah, sen benim kulumsun, ben senin Rabbinim' dediği andaki sevincinden daha fazladır."

    Bir diğer hadîste de; "Allah gündüz günah işleyenin tevbe etmesi için geceleyin, gece günah işleyenin tevbesi için gündüzleri elini açar (tevbesini bekler). Tâ ki güneş batıdan doğuncaya kadar Allah'ın bu hareketi devam eder."28 buyurulmaktadır.

    Şartlarında eşiklik olmadan yapılmış ve ancak kabul edilmemiş bir tevbenin gösterilmesi herhalde mümkün değildir.

    Maalesef, konuyu iyice araştırmamış birçok din görevlisinin, bazı gün ve gecelerde, Allah adına tasarrufa yeltenerek, bir kısım günahkâr Müslümanları tevbe kapısından kovduklarına şahit olmaktayız. Halbuki, hiçbir günahkâra tevbe kapısı kapatılmamıştır.

    Ehl-i Sünnet29 ve İmamiyye'ye30 göre; Allah kullarının tevbesini kabul edeceğini vâdetmişse de, tevbeleri kabul etmek mecburiyetinde değildir. Mu'tezile ise, tevbeleri kabul etmenin, Allah hakkında vacip olduğu görüşündedir.31

    Gazzâlî,32 sahih tevbenin kabul edileceğinde şüphe edilmemesini belirtmektedir. O, tevbenin kabul edilmesini, tevbenin zorunlu bir sonucu olarak görmesiyle, sanki, Mu'tezile'nin görüşüne yaklaşmaktadır. Ona göre, kirli elbisesini sabunla yıkayan kişinin, elbisesi temizlendiği ve bunda şahsın kuşkusu kalmadığı gibi, tevbe ile de ferdin günah kirleri kuşkusuz gitmiş olmaktadır.

    C. TEVBENİN UNSURLARI
    Bu kısımda, tevbede birer öğe olmaları bakımından, tevbe eden; kendisinden tevbe edilen, günah ve tevbe olgusu ele alınacaktır.

    1. Tevbe Edenle İlgili Unsurlar:
    Tevbe eden insanın, günah öncesi, günah sonrası gibi önce iki hâlini ele almak uygun olacaktır.

    a. Günah Öncesinde Durumu:
    Daha önce belirtildiği gibi tevbe, tekrar yapmamak şeklinde, kesin bir karar vererek günahlardan dönmektir. Genelde tevbe öncesinde bir günah mevcuttur.

    Günahkâr kullarını tevbeye çağıran Yüce Allah, herkesin tevbesini kabul edecek midir? Mesela, yalnız, bilmeyerek, sehven günah işleyenlerin tevbesi mi kabul edilecektir? Yoksa, yaptığı şeyin günah olduğunu bilerek kasdî olarak zevk duyarak günah işleyenlerin tevbeleri de kabul edilecek midir? Yani, insanın günah öncesinde, o şeyin günah olduğunu bilip bilmemesinin, günah işlemesinde kastı olup olmamasının, tevbenin kabul edilmesinde bir etkisi var mıdır?

    Bu problemi çözmede, bir âyet ve onun yorumu bize ışık tutacaktır. Yüce Allah buyuruyor ki; "Allah'ın kabul edeceği tevbe, ancak bilmeden kötülük edip de, sonra yakın bir zamanda tevbe edenlerin tevbesidir. İşte Allah bunların tevbesini kabul eder." (4,Nisa:17). Âyette günah öncesi ile ilgili olarak "bicehaletin: cehâletle kötülük işleyenler" lafzı kullanılmıştır. Burada, cehalet kavramından neyin anlaşıldığı, yukarıdaki sorulara cevap teşkil edecektir.

    Âyetteki cehalet kavramı hakkında; Allah'a isyan eden her âsî;33 günah işleyen, fânî lezzeti bakiye tercih eden kişi;34 cahillerin yaptığı gibi amel ortaya koyan fert35 şeklinde görüşler mevcuttur. Bursevî (ö. 1137/1725) cehalet ifadesinin; gaflet, cehalet göstermek ve olayın nereye götüreceğini düşünmemek anlamına geldiğini belirtmektedir.36 Alûsî (ö. 1270/1854) ise; bu kelimeyi, isyanda nefisleri tehlikeye atmak şeklinde anlamıştır.37 Bir başka görüşe göre; âyetteki cehalet kasıt anlamındadır.38

    Şâtıbî (ö. 790/1388), âyette zikredilen cehaleti "bilgisizlik sebebiyle işlenilen günah" şeklinde anlayan görüşü tercih etmektir.39

    Ancak, âyetteki cehalete bilgisizlik mânâsı vermek uygun değildir. Zira, bilmeden yapılan bir işten sahibi özürlüdür, tevbeye muhtaç değildir. Buradaki cehalete bilgisizlik değil de; cehalet göstermek, ne olacağını, nereye götüreceğini düşünmemek anlamının verilmesi uygun olacaktır.

    Bazı Araplar buradaki cehaleti, azabın künhünü bilmekten cahil anlamında kullanmışlar ve günahı işleyen kişi, âlimin bilmesi gibi, günahtan oluşacak azabı takdir edemedi demişlerdir.

    Bu görüş de makul değildir. Zira durum böyle olsaydı, işin iç yüzünü çok iyi bilen âlimlerin tevbesinin kabul edilmemesi gerekirdi ki, böyle bir şey doğru değildir. Yani tevbe kapısı herkes için, her zaman açıktır.40

    "Cehalet" kavramı İle ilgili, tüm bu görüşlerden sonra, âyete tekrar bakıldığında denilebilir ki; Allah bilerek, bilmeyerek, gafletle veya kasdî olarak günah işleyen günahkârın tevbesini kabul edecektir.

    b. Günah Sonrasındaki Du­rumu:
    Günah işlemiş insan, zehirlenmiş fert gibidir. Bir an önce bu günahından kurtulmak isteyecektir.

    Günahın akabinde, hemen tevbe edilmesi, herkes için farzdır.41 Tevbeyi geciktirmeden dolayı, insan ayrıca tevbe etmelidir.42

    Zaten Müslüman, işlediği kötülük karşısında huzursuzluk duyacak, rahatsız olacak ve bir an önce tevbeye koşacaktır. Nitekim hadîste, günah sonrasındaki huzursuzluğun iman belirtisi olduğu anlatılmıştır: "Kişi kötülük yapar da, bu ona rahatsızlık verirse işte o mü'mindir."43 Bir diğer hadîste; "Mü'min günahlarını, sanki dibinde oturup da üzerine düşeceğini sandığı bir dağ gibi görür."44 buyrulmuştur.

    Günah sonrasında insanları birkaç grup olarak ele almak istiyoruz.

    aa. Günahlardan Bazılarına Devam Ettiği Hâlde, Diğerlerinden Tevbe Edenler:
    İslâm bilginleri, bir kısım günahlara devam edildiği hâlde, bazılarından yapılacak tevbenin sahih olup olmadığı konusunu tartışmışlardır. Şimdi konu hakkındaki üç görüşü görelim:

    1) Mu'tezilenin45 kabul ettiği görüşe göre tevbe, parçalanma kabul etmemektedir. Tevbe, muhalefetten itaata dönüştür.

    Allah'ın bazı emirlerine riayet etmeyen kişiye itaatkâr denmez. Tüm günahlardan uzaklaşmayan kişi, muhalefetten dönmüş olamaz. Dolayısıyla bazı günahlara devam eden ferdin, diğerlerine tevbesi sahih değildir. Zira kötü olması açısından günahlar arasında fark yoktur.

    2) Ehl-i Sünnete göre; insan, bir kısım günahlara devam ederken, diğer bazılarına tevbe edebilir. Bu şekilde yapılacak tevbenin sahih olduğunda icmâ mevcuttur.46

    Bu görüşe göre, tevbe tecezzi (parçalanma) kabul etmektedir. Tevbenin keyfiyetinde derecelenme olduğu gibi, kemmiyetinde de vardır. İbadetlerden bazılarını terkedip, bazılarını yapan insanın, yaptıklarının karşılığını göreceği gibi, tevbe ettiği günahlarından dolayı tevbesi de sahih olacaktır.

    3) İbnu'l-Kayyımi'l-Cevziyye (751/1350) ise, günahları aynı ve ayrı grup şeklinde sınıflamıştır.47 O, aynı grup içindeki günahların bazısına devam ederken, diğerlerinden yapılacak tevbenin sahih olamayacağını savunmaktadır. Örnek olarak, fazlalık faizine devam ederken, gecikme faizinden tevbe etmek; viskiye devam ederken, diğer içki türlerinden tevbe etmek sahih olmayacaktır.

    Birbirine bağlı olmayan, ayrı grup günahların bir kısmına devam ederken, diğerlerinden yapılacak tevbe sahihtir. Örneğin; içkiye devam ederken, zina, kumar, faiz gibi günahlardan tevbe etmek sahihtir.

    Bu üçüncü görüş, üzerinde icma bulunan İkinci görüşün açıklaması mahiyetindedir. Mutezile'nin görüşünün aksine, bu iki görüşün, beşer tabiatını gözardı etmemesi sebebiyle, tercihe şayan olduğu söylenebilir.

    bb. Âciz İnsanların Tevbesi:
    Tevbe kapısına gelip gelemeyeceği tartışılan insanlardan biri de âcizdir. Burada âcizden maksat; işlediği bir suça ceza olarak, kendisine had uygulanmış ve bu sebeple bazı uzuvları kesilmiş veya yaşı ilerlediğinden dolayı, istese de kötülük edemez olmuş şahıstır. Bu insanın, geçmişte işlediği günahlarından dolayı yapacağı tevbesinin, sahih olup olmadığı tartışılmış ve eski görüş48 ortaya çıkmıştır:


  4. 06.Mayıs.2011, 18:35
    2
    Silent and lonely rains



    Ve aleykumusselam ve rahmetullah
    Namaz içinde arapçasından okunmalıdır.
    Diğer zamanlarda Türkçe veya anadilinde edilebilir.
    Duada önemli olan samiyettir.Allah c.c tamamına erdirsin
    Hidayetini arttırsın....amin
    Tövbe için biraz acele et elini çabuk tut inşaAllah kardeşim.
    birde tövbeyle ilgili aşağıdaki yazıyı okumanı tavsiye ederiz

    ____________________

    İslâm'da Tevbe

    A- TEVBENİN TANIMI, GEREKLİLİĞİ VE UNSURLARI

    A- TEVBENİN TANIMI

    1. Dilde Tevbe:
    Tevbe, Arapça bir kelime olup, tâbe-yetûbû maddesinden mastardır. Allah'a dönüş ve yöneliş anlamına gelmektedir. Bu kelime daha çok, masiyetten Allah'a dönme anlamıyla meşhur olmuştur.1 Tâbe fiili, günahından Allah'a dönen kul hakkında "Ha" harfi cerri ile kullanılmaktadır. Aynı fiil "alâ" harfi cerri ile, Allah'ın günahkâr kullarının tevbesini kabul etmesi anlamına gelmektedir.2

    Tevbe eden kul tâib adını alırken, Allah hakkında kullarının tevbesini fazl-ı keremi ile kabul eden anlamında bir vasıf olarak, tevvâb sıfatı kullanılmaktadır.3

    2. Terim Olarak Tevbe:
    İslâm âlimleri, tevbenin tanımını çok değişik şekillerde yapmışlardır. Özellikle mutasavvıflar, bulundukları makamlara göre tevbeyi tanımladıklarından, çok farklı tevbe tarifi ortaya çıkmıştır. Biz burada, birkaç tevbe tanımı vermekle yetinmek istiyoruz.

    Tevbe; geçmiş hataların verdiği iç sancısıdır.4

    Tevbe; kötü huyları iyi huylara değiştirmektir.3

    Tevbe; Allah'a muhalefetten dönmek, kişinin zimmetinde oluşmuş, başkalarının haklarından edaya güç yetirdiğini sahiplerine ödemektir.6

    Tevbe; günahı çirkinliği için terketmek, yapılan fiile pişman olmak, onu tekrarlamamaya azmetmek ve mağdura hakkını vermektir.7

    Tevbe; Allah'ın gerekli kıldığı fiillere sarılmak ve kerih gördüklerinden kaçınmaktır.8

    Tevbe; mü'min varlığın inhilâl ve çözülmesinden sonra, Yaratıcı'nın huzurunda, yeniden bir inşa ve bina olunmadır. Günahtan sonra, Allah ile yeniden uzlaşma da diyebileceğimiz bu hareket, bir tazeleniş, bir filizleniştir.9

    Tevbeyi, daha şümullü bir tarifle şöyle tanımlayabiliriz: Tevbe; yapılan kötülüğü, işlenen günahı veya kabahati, Allah yönünden, affedip bağışlamak, kul yönünden, yaptığının kabahat veya günah olduğunu bilip, onu bırakıp terk ederek Allah'a dönmek, yani O'nun emirlerine uymak ve yasak ettiği şeylerden kaçınmak suretiyle, Allah'a sığınarak, O'ndan affetmesini, bağışlamasını dilemek, yaptıklarından pişman olduğunu da belirterek yalnız O'na yalvarmak demektir.10

    B. TEVBENİN GEREKLİLİĞİ VE KABULÜ

    1. Tevbenin Her Fert İçin Gerekli Olduğu:
    İnsan, beşer fıtratında yaratılmıştır. Günah işlemek, belki de insanı meleklerden ayıran bir özelliktir. İnsan, günahtan tamamen uzak kalamayacağına göre, tevbeden de uzak duramayacaktır.

    Hiç günah işlememek, insanlar için bir fazilet değildir. Asıl fazilet, kişinin yaptığı günahtan pişmanlık duyarak tevbe edebilmesidir. Nitekim Hadîste; "Bütün ademoğulları günahkârdır, günahkârların en hayırlısı ise tevbe edenlerdir"11 buyurulmuştur.

    İslâm fıtrat dinidir. Günah ve sevap işleme özelliğinde yaratılan insanın, günah işleyeceği kabul edilmiş ve bundan kurtulma ve etkisini azaltma yollarına dikkat çekilmiştir. İnsan fıtratını en güzel şekilde belirten bir hadîste; "Eğer siz günah işlemeseydiniz, Allah sizi helak eder ve yerinize, günah işleyen, peşinden tevbe eden kullar yaratırdı"12 buyurulmuştur.

    Tevbe, her fert için, vakit geçirmeden, yapılması gereken bir farzdır.13 İslâm âlimleri, tevbenin herkes için farz olduğunda icma etmişlerdir.14

    Yüce Allah; "Ey iman edenler, toptan Allah'a tevbe ediniz ki, kurtulasınız" (24,Nur:31); "Gerçek bir tevbe ile Allah'a dönün "(66,Tahrim:8) buyurmuştur.

    Hz. Peygamber de; "Ey insanlar, Allah'a tevbe ediniz"15 şeklinde ümmetini tevbeye çağırmış ve kendisi de, bu hususta ümmetine örnek olmuştur.

    Resulullah (sas) her gün 7016 veya 10017 defa Allah'a tevbe-i istiğfar ettiğini belirtmiştir. Bu ifadeler, Hz. Peygamberin bile, tevbeden müstağnî kalmadığını ve ümmetine tevbe dersi verdiğini göstermektedir. Zira o masum da olsa, Kendisinin de ifade ettiği gibi,18 kalbe gelen bir kısım şeylerden müstağni kalamamakta ve onlar için tevbe etmiş bulunmaktadır.19

    İnsan büyük günahlardan uzaklaşsa, küçüklerinden kaçamamış olabilir. Onlardan kaçınsa, kalbi ile bazı günahlar işlenebilir. Onlardan da kaçınsa, günah işleme düşüncesi veya gaflet bir an kendisini meşgul edebilir.20 Hulâsa insan, günahtan tamamen soyutlanamayacağı21 için, tevbeye de ihtiyacı bitmeyecektir.

    Nitekim Gazzâlî (0.505/ 1111), tevbenin gerekliliği hakkında Hz. Âdem'i örnek vererek şöyle istidlalde bulunmaktadır: "İnsanoğlunun babası bile tevbeden müstağni kalamamıştır. Babanın yaratılışına uymayan ve babanın güç yetiremeyeceği şeye, çocukları hiç güç yetiremez."22

    Tevbenin gerekliliğine bir başka aklî delil de, kalbin heva ve masiyetlerle paslanması gö­rüşüne dayanmaktadır. Kalp aynasını bu paslardan korumak için herkese tevbe gereklidir.23 "Tevbe etmemek, Rabbi, O'nun hukukunu ve nefsin kusurunu bilmemekten kaynaklanır. Bu sebepler, en büyük zâlim (haksız), Rabbına tevbe etmeyen kuldur."24

    2. Tevbenin Kabûlü:
    Bütün insanların günah işleyebileceğini, ancak faziletin ve hayrın tevbede olduğunu25 biliyoruz. Yüce Allah, kendisini kullarına tanıtırken, tevbeleri kabul edici özelliğini şöyle belirtmiştir: "O kulların tevbesini kabul eden, kötülükleri bağışlayan ve yaptıklarınızı bilendir"(42,Şûrâ:25); "..günahı bağışlayan, tevbeyi kabul eden.. Allah'tandır.." (40,Mümin:3).

    Diğer taraftan Allah, tüm kullarının kurtuluşları için tevbe etmeleri şartını koşarak; "Ey mü'minler, hep birden Allah'a tevbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz" (24,Nur:31; 66,Tahrim:8) buyurmuştur.

    Ayrıca Yüce Allah'ın tevbe edenleri methetmesi(9,Tevbe:112) ve tevbe kapısını çalan kullarını sevdiğini ifade etmesi (2,Bakara:222) tevbelerin kabul edileceğinin birer delilidir.

    Allah biz kullarını, cehennem azabından önce, tevbelerimizle, günahlarımızın kirlerinden temizlemek istemektedir. İnsanlar yaptıkları tevbelerle hem günahlarından temizlenmiş olacaklar, hem de Allah'ın sevgisini kazanacaklardır.25

    Hz. Peygamber, kullarının tevbesi karşısında Allah'ın ne kadar sevineceğini şöyle bir örnekle anlatmaktadır: "Allah'ın kulunun tevbesine sevinmesi şuna benzer: Bir insan azığını, su tulumunu bir deveye yüklemiş, sonra yolculuğa çıkmıştır. Nihayet çorak bir yere vardığında, uykusu gelmiş, inerek bir ağaç altında istirahat etmiştir. Kalktığında, devesinin kaybolduğunu görmüş ve değişik tepelere koşarak onu aradığı hâlde bulamamış ve yorgun bir vaziyette, altında dinlendiği ağacın gölgesi altına gelip, devesinden ümit kestiği hâlde, yanı üzerine yatmıştır. Böyle ümitsiz hâlde iken, birdenbire devesinin yanında durduğunu görüp de yularından yapışıp, son derece sevinmesinden dolayı şaşırarak; 'Ey Allah, sen benim kulumsun, ben senin Rabbinim' dediği andaki sevincinden daha fazladır."

    Bir diğer hadîste de; "Allah gündüz günah işleyenin tevbe etmesi için geceleyin, gece günah işleyenin tevbesi için gündüzleri elini açar (tevbesini bekler). Tâ ki güneş batıdan doğuncaya kadar Allah'ın bu hareketi devam eder."28 buyurulmaktadır.

    Şartlarında eşiklik olmadan yapılmış ve ancak kabul edilmemiş bir tevbenin gösterilmesi herhalde mümkün değildir.

    Maalesef, konuyu iyice araştırmamış birçok din görevlisinin, bazı gün ve gecelerde, Allah adına tasarrufa yeltenerek, bir kısım günahkâr Müslümanları tevbe kapısından kovduklarına şahit olmaktayız. Halbuki, hiçbir günahkâra tevbe kapısı kapatılmamıştır.

    Ehl-i Sünnet29 ve İmamiyye'ye30 göre; Allah kullarının tevbesini kabul edeceğini vâdetmişse de, tevbeleri kabul etmek mecburiyetinde değildir. Mu'tezile ise, tevbeleri kabul etmenin, Allah hakkında vacip olduğu görüşündedir.31

    Gazzâlî,32 sahih tevbenin kabul edileceğinde şüphe edilmemesini belirtmektedir. O, tevbenin kabul edilmesini, tevbenin zorunlu bir sonucu olarak görmesiyle, sanki, Mu'tezile'nin görüşüne yaklaşmaktadır. Ona göre, kirli elbisesini sabunla yıkayan kişinin, elbisesi temizlendiği ve bunda şahsın kuşkusu kalmadığı gibi, tevbe ile de ferdin günah kirleri kuşkusuz gitmiş olmaktadır.

    C. TEVBENİN UNSURLARI
    Bu kısımda, tevbede birer öğe olmaları bakımından, tevbe eden; kendisinden tevbe edilen, günah ve tevbe olgusu ele alınacaktır.

    1. Tevbe Edenle İlgili Unsurlar:
    Tevbe eden insanın, günah öncesi, günah sonrası gibi önce iki hâlini ele almak uygun olacaktır.

    a. Günah Öncesinde Durumu:
    Daha önce belirtildiği gibi tevbe, tekrar yapmamak şeklinde, kesin bir karar vererek günahlardan dönmektir. Genelde tevbe öncesinde bir günah mevcuttur.

    Günahkâr kullarını tevbeye çağıran Yüce Allah, herkesin tevbesini kabul edecek midir? Mesela, yalnız, bilmeyerek, sehven günah işleyenlerin tevbesi mi kabul edilecektir? Yoksa, yaptığı şeyin günah olduğunu bilerek kasdî olarak zevk duyarak günah işleyenlerin tevbeleri de kabul edilecek midir? Yani, insanın günah öncesinde, o şeyin günah olduğunu bilip bilmemesinin, günah işlemesinde kastı olup olmamasının, tevbenin kabul edilmesinde bir etkisi var mıdır?

    Bu problemi çözmede, bir âyet ve onun yorumu bize ışık tutacaktır. Yüce Allah buyuruyor ki; "Allah'ın kabul edeceği tevbe, ancak bilmeden kötülük edip de, sonra yakın bir zamanda tevbe edenlerin tevbesidir. İşte Allah bunların tevbesini kabul eder." (4,Nisa:17). Âyette günah öncesi ile ilgili olarak "bicehaletin: cehâletle kötülük işleyenler" lafzı kullanılmıştır. Burada, cehalet kavramından neyin anlaşıldığı, yukarıdaki sorulara cevap teşkil edecektir.

    Âyetteki cehalet kavramı hakkında; Allah'a isyan eden her âsî;33 günah işleyen, fânî lezzeti bakiye tercih eden kişi;34 cahillerin yaptığı gibi amel ortaya koyan fert35 şeklinde görüşler mevcuttur. Bursevî (ö. 1137/1725) cehalet ifadesinin; gaflet, cehalet göstermek ve olayın nereye götüreceğini düşünmemek anlamına geldiğini belirtmektedir.36 Alûsî (ö. 1270/1854) ise; bu kelimeyi, isyanda nefisleri tehlikeye atmak şeklinde anlamıştır.37 Bir başka görüşe göre; âyetteki cehalet kasıt anlamındadır.38

    Şâtıbî (ö. 790/1388), âyette zikredilen cehaleti "bilgisizlik sebebiyle işlenilen günah" şeklinde anlayan görüşü tercih etmektir.39

    Ancak, âyetteki cehalete bilgisizlik mânâsı vermek uygun değildir. Zira, bilmeden yapılan bir işten sahibi özürlüdür, tevbeye muhtaç değildir. Buradaki cehalete bilgisizlik değil de; cehalet göstermek, ne olacağını, nereye götüreceğini düşünmemek anlamının verilmesi uygun olacaktır.

    Bazı Araplar buradaki cehaleti, azabın künhünü bilmekten cahil anlamında kullanmışlar ve günahı işleyen kişi, âlimin bilmesi gibi, günahtan oluşacak azabı takdir edemedi demişlerdir.

    Bu görüş de makul değildir. Zira durum böyle olsaydı, işin iç yüzünü çok iyi bilen âlimlerin tevbesinin kabul edilmemesi gerekirdi ki, böyle bir şey doğru değildir. Yani tevbe kapısı herkes için, her zaman açıktır.40

    "Cehalet" kavramı İle ilgili, tüm bu görüşlerden sonra, âyete tekrar bakıldığında denilebilir ki; Allah bilerek, bilmeyerek, gafletle veya kasdî olarak günah işleyen günahkârın tevbesini kabul edecektir.

    b. Günah Sonrasındaki Du­rumu:
    Günah işlemiş insan, zehirlenmiş fert gibidir. Bir an önce bu günahından kurtulmak isteyecektir.

    Günahın akabinde, hemen tevbe edilmesi, herkes için farzdır.41 Tevbeyi geciktirmeden dolayı, insan ayrıca tevbe etmelidir.42

    Zaten Müslüman, işlediği kötülük karşısında huzursuzluk duyacak, rahatsız olacak ve bir an önce tevbeye koşacaktır. Nitekim hadîste, günah sonrasındaki huzursuzluğun iman belirtisi olduğu anlatılmıştır: "Kişi kötülük yapar da, bu ona rahatsızlık verirse işte o mü'mindir."43 Bir diğer hadîste; "Mü'min günahlarını, sanki dibinde oturup da üzerine düşeceğini sandığı bir dağ gibi görür."44 buyrulmuştur.

    Günah sonrasında insanları birkaç grup olarak ele almak istiyoruz.

    aa. Günahlardan Bazılarına Devam Ettiği Hâlde, Diğerlerinden Tevbe Edenler:
    İslâm bilginleri, bir kısım günahlara devam edildiği hâlde, bazılarından yapılacak tevbenin sahih olup olmadığı konusunu tartışmışlardır. Şimdi konu hakkındaki üç görüşü görelim:

    1) Mu'tezilenin45 kabul ettiği görüşe göre tevbe, parçalanma kabul etmemektedir. Tevbe, muhalefetten itaata dönüştür.

    Allah'ın bazı emirlerine riayet etmeyen kişiye itaatkâr denmez. Tüm günahlardan uzaklaşmayan kişi, muhalefetten dönmüş olamaz. Dolayısıyla bazı günahlara devam eden ferdin, diğerlerine tevbesi sahih değildir. Zira kötü olması açısından günahlar arasında fark yoktur.

    2) Ehl-i Sünnete göre; insan, bir kısım günahlara devam ederken, diğer bazılarına tevbe edebilir. Bu şekilde yapılacak tevbenin sahih olduğunda icmâ mevcuttur.46

    Bu görüşe göre, tevbe tecezzi (parçalanma) kabul etmektedir. Tevbenin keyfiyetinde derecelenme olduğu gibi, kemmiyetinde de vardır. İbadetlerden bazılarını terkedip, bazılarını yapan insanın, yaptıklarının karşılığını göreceği gibi, tevbe ettiği günahlarından dolayı tevbesi de sahih olacaktır.

    3) İbnu'l-Kayyımi'l-Cevziyye (751/1350) ise, günahları aynı ve ayrı grup şeklinde sınıflamıştır.47 O, aynı grup içindeki günahların bazısına devam ederken, diğerlerinden yapılacak tevbenin sahih olamayacağını savunmaktadır. Örnek olarak, fazlalık faizine devam ederken, gecikme faizinden tevbe etmek; viskiye devam ederken, diğer içki türlerinden tevbe etmek sahih olmayacaktır.

    Birbirine bağlı olmayan, ayrı grup günahların bir kısmına devam ederken, diğerlerinden yapılacak tevbe sahihtir. Örneğin; içkiye devam ederken, zina, kumar, faiz gibi günahlardan tevbe etmek sahihtir.

    Bu üçüncü görüş, üzerinde icma bulunan İkinci görüşün açıklaması mahiyetindedir. Mutezile'nin görüşünün aksine, bu iki görüşün, beşer tabiatını gözardı etmemesi sebebiyle, tercihe şayan olduğu söylenebilir.

    bb. Âciz İnsanların Tevbesi:
    Tevbe kapısına gelip gelemeyeceği tartışılan insanlardan biri de âcizdir. Burada âcizden maksat; işlediği bir suça ceza olarak, kendisine had uygulanmış ve bu sebeple bazı uzuvları kesilmiş veya yaşı ilerlediğinden dolayı, istese de kötülük edemez olmuş şahıstır. Bu insanın, geçmişte işlediği günahlarından dolayı yapacağı tevbesinin, sahih olup olmadığı tartışılmış ve eski görüş48 ortaya çıkmıştır:





+ Yorum Gönder