Konusunu Oylayın.: Sorum var lütfen bakın(Konu cennet, cehennem)

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Sorum var lütfen bakın(Konu cennet, cehennem)
  1. 28.Mart.2011, 19:47
    1
    musab.b.umeyr
    Hamım, pişme yolunda.

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 18.Mart.2011
    Üye No: 85969
    Mesaj Sayısı: 477
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5
    Yaş: 28

    Sorum var lütfen bakın(Konu cennet, cehennem)






    Sorum var lütfen bakın(Konu cennet, cehennem) Mumsema Arkadaşlar benim merak ettiğim birşey var.

    Şimdi insanoğlu cehenneme girdi diyelim.Buradan çıkışı var mı?.Yani cehennem de günahlarının azabını ödeyip sonra sonsuz olmak üzere cennete giriş var mı?
    Yine bu forumda yok diye açıklanmıştı ve yine bu forumda var diye açıklanmıştı...

    Açıklanan kısmı(Var diye açıklanan) alıntı yaparak size göstermek istiyorum.
    Peygamber Efendimiz(SAV) bunu hutbesinde söylemiş.

    Alıntı
    - Hz. Peygamber bir hutbesinde “Kim Rabbine suçlu olarak gelirse, onun için cehennem vardır; orada ne ölür ne de yaşar” (Taha: 20/74) ayetini okuduktan sonra “Cehennemin esas halkı orada ne ölür, ne de yaşarlar. Fakat cehennemin esas halkı olmadığı halde orada bulunanlara ateş dokunur. Fakat şefaat sahipleri şefaat ederek onları kurtarır. Böylece cehennemden çıkarılıp “Hayat” veya “Hayalen” denilen bir nehre götürülürler. Orada nehir kenarında biten otlar gibi yeniden taze bir vücuda sahip olurlar” buyurdu
    Şimdi ben sizlerden bununla ilgili hadisleri paylaşmanızı istiyorum.Çünkü çok merak ediyorum.Paylaştığınız hadislerin Tirmizi ve Buhari den olmasını diliyorum.Ve ne kadar sahih olduğunu da açıklarsanız sevinirim.


  2. 28.Mart.2011, 19:47
    1
    Hamım, pişme yolunda.



    Arkadaşlar benim merak ettiğim birşey var.

    Şimdi insanoğlu cehenneme girdi diyelim.Buradan çıkışı var mı?.Yani cehennem de günahlarının azabını ödeyip sonra sonsuz olmak üzere cennete giriş var mı?
    Yine bu forumda yok diye açıklanmıştı ve yine bu forumda var diye açıklanmıştı...

    Açıklanan kısmı(Var diye açıklanan) alıntı yaparak size göstermek istiyorum.
    Peygamber Efendimiz(SAV) bunu hutbesinde söylemiş.

    Alıntı
    - Hz. Peygamber bir hutbesinde “Kim Rabbine suçlu olarak gelirse, onun için cehennem vardır; orada ne ölür ne de yaşar” (Taha: 20/74) ayetini okuduktan sonra “Cehennemin esas halkı orada ne ölür, ne de yaşarlar. Fakat cehennemin esas halkı olmadığı halde orada bulunanlara ateş dokunur. Fakat şefaat sahipleri şefaat ederek onları kurtarır. Böylece cehennemden çıkarılıp “Hayat” veya “Hayalen” denilen bir nehre götürülürler. Orada nehir kenarında biten otlar gibi yeniden taze bir vücuda sahip olurlar” buyurdu
    Şimdi ben sizlerden bununla ilgili hadisleri paylaşmanızı istiyorum.Çünkü çok merak ediyorum.Paylaştığınız hadislerin Tirmizi ve Buhari den olmasını diliyorum.Ve ne kadar sahih olduğunu da açıklarsanız sevinirim.


    Benzer Konular

    - Cennet ve Cehennemin ebediliği - Cennet ve cehennem sonsuzdur

    - Garip bir ses duymak

    - Cennet, cehennem ve içindekiler enerjiye çevrilip yok edileceği söyleniyor. Bu konu hakkında bilgi v

    - Cennet ve cehennem gösterildi yani cennet ve cehennem şuan var mı yoksa kıyamet günümü varolacak?

    - Sizden küçük bir isteğim var lütfen bakın.

  3. 28.Mart.2011, 21:13
    2
    şaf_ak
    ...MüPteLaNıM...

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 18.Aralık.2007
    Üye No: 5730
    Mesaj Sayısı: 1,134
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 19
    Yaş: 30

    Cevap: Sorum var lütfen bakın(Konu cennet, cehennem)




    bu forumda yok denilen kısmıda alıntı yapsaydın keşke..cevabın aşağıda kardeş..

    Cehennemden çıkış var mıdır?

    Soru

    cehennemden çıkış varmıdır .. Bazılarından duyuyorum kesinlikle çıkış yoktur diyorlar...

    Cevap

    Değerli kardeşimiz;

    Kalbinde iman bulunan ve bu imanla ölen herkesin Cehennem’e girse bile sonunda Cennet’e gireceğini bildiren hadisler vardır. (Buhari, Tevhid 19, 31, 36, 37; Müslim, İman 322, 334; Muvatta, 1/212; ayrıca İbrahim Canan Beyin Kütüb-i Sitte tercümesine de bakabilirsiniz.)

    Cennete girmenin ilk şartı iman etmektir. İmanlı bir insan günahkar olursa cezasını çektikten sonra cennete gidecektir. İnsanın başına gelen her türlü sıkıntı, hastalık ve musibetler günahının azalmasına bir sebeptir.

    Ayetlerde ebedi cehennemde kalacağı belirtilenler kafirlerdir. Ancak salih amel eksiği olanların da bunların cezasını çekeceği malumdur.

    Bakara suresindeki 82. ayette, iman edenler ve salih amel işleyenler hariç diyerek, cehennemde ebedi kalacak olanların iman etmeyenler olduğu açıkça belirtilir.

    "Hayır, durum hiç de öyle değil. Günah işleyip de günahın kendisini her taraftan kuşatıp kapladığı kimseler var ya, işte onlar cehennemliktir. Hem de orada ebedî kalacaklardır. İman edip makbul ve güzel işler yapanlar ise, İşte onlar da cennetliktir. Hem de orada ebedî kalacaklardır." (Bakara Suresi, 81- 82)

    Yunus Suresindeki de aynı istikamettedir.

    Kötülük işleyenler ise, yaptıkları kötülük kadar ceza görürler. Kendilerini bir zillettir kaplayacak... Onları Allah’ın bu cezasından koruyup kurtaracak bir kimse yoktur. Yüzleri sanki kapkaranlık gece parçalarıyla kaplanmıştır. İşte onlar cehennemliktir. Hem de orada ebedî kalacaklardır. Gün gelir, onların hepsini bir araya toplayıp sonra Allah’a şirk koşanlara: “Siz de, taptığınız şerikleriniz de yerlerinize!” deriz. Artık onları putlarından tamamen ayırmışızdır. Şerikleri: “Siz dünyada bize tapmıyordunuz. Bizimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. Doğrusu, sizin bize taptığınızdan hiç mi hiç haberimiz yoktu” derler. (Yunus Suresi,27 - 29)

    Müminun Suresindeki Ayetin devamında bulunan açıklamalar bunların, Allah’ın ayetlerini inkar eden ve müslümanlarla alay edenler olduğu belirtilmektedir. Cehennemde ebedi kalacak olanların kafirler olduğu net bir şekilde ortaya çıkıyor.

    Bu nedenle Ehl-i Sünnet anlayışında her hangi bir tezat yoktur. İman ile ölenler cehenenme girse bile, cezasını çektikten sonra cehennemde sonsuz olarak kalmayıp cennete girecektir.

    Büyük günahları işleyen kafir olur mu?

    Ehl-i sünnetin dışında kalan mutezile mezhebi ve haricilerin bir kısmı, “büyük günah işleyenlerin kafir olacağını veya imanla küfür ortasında kalacağını” söyler ve bunu şöyle izah etmeye çalışırlar: “büyük günahlardan birini işleyen bir mü'minin imanı gider. Çünkü Cenab-ı Hakk'a inanan ve cehennemi tasdik eden birinin büyük günah işlemesi mümkün değildir. Dünyada hapse düşme korkusuyla kendini kanun dışı yollardan koruyan birinin, ebedi bir cehennem azabını ve Cenab-ı Hakk'ın gadabını düşünmeyerek büyük günahları işlemesi, elbette onun imansızlığına delalet eder.”

    İlk bakışta doğru gibi görünen bu hüküm, insanın yaradılışını bilmeyen sakat bir düşüncenin mahsulüdür. Bediüzzaman Said Nursi hazretleri, bu sorunun cevabını Lem'alar adlı eserinde şu şekilde vermektedir: “... İnsanda hissiyat galip olsa, aklın muhakemesini dinlemez. Heves ve vehmi hükmedip, en az ve ehemmiyetsiz bir lezzet-i hazırayı (el altında bulunan hazır bir lezzeti), ileride gayet büyük bir mükafata tercih eder. Ve az bir hazır sıkıntıdan, ileride büyük bir azab-ı müecceleden (sonradan gelecek, tehir edilmiş bir azaptan) ziyade çekinir. Çünkü tevehhüm ve heves ve his, ileriyi görmüyor. Belki, inkar ediyorlar. Nefs dahi yardım etse, mahall-i iman olan kalb ve akıl susarlar, mağlup oluyorlar.

    Şu halde; kebairi (büyük günahları) işlemek, imansızlıktan gelmiyor, belki his ve hevesin ve vehmin galebesiyle, akıl ve kalbin mağlubiyetinden ileri gelir.”

    Evet, bediüzzaman hazretleri'nin ifade ettiği gibi, insanın yaradılışında cennetin akıl almaz lezzetlerini çok ötelerde görmesi ve bu yüzden onları ikinci plana atıp, hemen eli altındaki günah lezzetlerine meyletmesi gibi bir özellik vardır. Çok acıktığı için kendisini en yakın lokantaya atan bir adamın, ısmarladığı iki porsiyonluk döner 10-15 dakika gecikeceği için hemen eli altında bulunan kuru ekmeği kemirmeye başlaması ve midesinin yarısını onunla doldurması, bu sırdandır.

    Yine bediüzzaman'ın dediği gibi, insan bir ay sonra gireceği bir hücre hapsinden çok, hemen yemek üzere olduğu bir tokattan korkar. Yani bu hissiyata göre cehennem azabı, onun için çok uzaktır ve Allah da zaten affedicidir.

    İşte insan, bu mülahazalarla 'imanlı olmasına rağmen, günahlara meyleder ve nefsinin de desteklemesiyle içine düşebilir. Evet büyük günahları işlemek, imansızlıktan gelmez. Fakat o günahlar, tövbe ile hemen imha edilmezse, insanı imansızlığa götürebilir. Bu konuda yine bediüzzaman'ı dinleyelim:

    “günah kalbe işleyip siyahlandıra siyahlandıra, ta nur-u imanı (iman nurunu) çıkarıncaya kadar katılaştırıyor. Her bir günah içinde küfre (Allah'ı inkara) gidecek bir yol var. O günah, istiğfar ile çabuk imha edilmezse, kurt değil belki küçük bir manevi yılan olarak kalbi ısırıyor...”

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet


  4. 28.Mart.2011, 21:13
    2
    ...MüPteLaNıM...



    bu forumda yok denilen kısmıda alıntı yapsaydın keşke..cevabın aşağıda kardeş..

    Cehennemden çıkış var mıdır?

    Soru

    cehennemden çıkış varmıdır .. Bazılarından duyuyorum kesinlikle çıkış yoktur diyorlar...

    Cevap

    Değerli kardeşimiz;

    Kalbinde iman bulunan ve bu imanla ölen herkesin Cehennem’e girse bile sonunda Cennet’e gireceğini bildiren hadisler vardır. (Buhari, Tevhid 19, 31, 36, 37; Müslim, İman 322, 334; Muvatta, 1/212; ayrıca İbrahim Canan Beyin Kütüb-i Sitte tercümesine de bakabilirsiniz.)

    Cennete girmenin ilk şartı iman etmektir. İmanlı bir insan günahkar olursa cezasını çektikten sonra cennete gidecektir. İnsanın başına gelen her türlü sıkıntı, hastalık ve musibetler günahının azalmasına bir sebeptir.

    Ayetlerde ebedi cehennemde kalacağı belirtilenler kafirlerdir. Ancak salih amel eksiği olanların da bunların cezasını çekeceği malumdur.

    Bakara suresindeki 82. ayette, iman edenler ve salih amel işleyenler hariç diyerek, cehennemde ebedi kalacak olanların iman etmeyenler olduğu açıkça belirtilir.

    "Hayır, durum hiç de öyle değil. Günah işleyip de günahın kendisini her taraftan kuşatıp kapladığı kimseler var ya, işte onlar cehennemliktir. Hem de orada ebedî kalacaklardır. İman edip makbul ve güzel işler yapanlar ise, İşte onlar da cennetliktir. Hem de orada ebedî kalacaklardır." (Bakara Suresi, 81- 82)

    Yunus Suresindeki de aynı istikamettedir.

    Kötülük işleyenler ise, yaptıkları kötülük kadar ceza görürler. Kendilerini bir zillettir kaplayacak... Onları Allah’ın bu cezasından koruyup kurtaracak bir kimse yoktur. Yüzleri sanki kapkaranlık gece parçalarıyla kaplanmıştır. İşte onlar cehennemliktir. Hem de orada ebedî kalacaklardır. Gün gelir, onların hepsini bir araya toplayıp sonra Allah’a şirk koşanlara: “Siz de, taptığınız şerikleriniz de yerlerinize!” deriz. Artık onları putlarından tamamen ayırmışızdır. Şerikleri: “Siz dünyada bize tapmıyordunuz. Bizimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. Doğrusu, sizin bize taptığınızdan hiç mi hiç haberimiz yoktu” derler. (Yunus Suresi,27 - 29)

    Müminun Suresindeki Ayetin devamında bulunan açıklamalar bunların, Allah’ın ayetlerini inkar eden ve müslümanlarla alay edenler olduğu belirtilmektedir. Cehennemde ebedi kalacak olanların kafirler olduğu net bir şekilde ortaya çıkıyor.

    Bu nedenle Ehl-i Sünnet anlayışında her hangi bir tezat yoktur. İman ile ölenler cehenenme girse bile, cezasını çektikten sonra cehennemde sonsuz olarak kalmayıp cennete girecektir.

    Büyük günahları işleyen kafir olur mu?

    Ehl-i sünnetin dışında kalan mutezile mezhebi ve haricilerin bir kısmı, “büyük günah işleyenlerin kafir olacağını veya imanla küfür ortasında kalacağını” söyler ve bunu şöyle izah etmeye çalışırlar: “büyük günahlardan birini işleyen bir mü'minin imanı gider. Çünkü Cenab-ı Hakk'a inanan ve cehennemi tasdik eden birinin büyük günah işlemesi mümkün değildir. Dünyada hapse düşme korkusuyla kendini kanun dışı yollardan koruyan birinin, ebedi bir cehennem azabını ve Cenab-ı Hakk'ın gadabını düşünmeyerek büyük günahları işlemesi, elbette onun imansızlığına delalet eder.”

    İlk bakışta doğru gibi görünen bu hüküm, insanın yaradılışını bilmeyen sakat bir düşüncenin mahsulüdür. Bediüzzaman Said Nursi hazretleri, bu sorunun cevabını Lem'alar adlı eserinde şu şekilde vermektedir: “... İnsanda hissiyat galip olsa, aklın muhakemesini dinlemez. Heves ve vehmi hükmedip, en az ve ehemmiyetsiz bir lezzet-i hazırayı (el altında bulunan hazır bir lezzeti), ileride gayet büyük bir mükafata tercih eder. Ve az bir hazır sıkıntıdan, ileride büyük bir azab-ı müecceleden (sonradan gelecek, tehir edilmiş bir azaptan) ziyade çekinir. Çünkü tevehhüm ve heves ve his, ileriyi görmüyor. Belki, inkar ediyorlar. Nefs dahi yardım etse, mahall-i iman olan kalb ve akıl susarlar, mağlup oluyorlar.

    Şu halde; kebairi (büyük günahları) işlemek, imansızlıktan gelmiyor, belki his ve hevesin ve vehmin galebesiyle, akıl ve kalbin mağlubiyetinden ileri gelir.”

    Evet, bediüzzaman hazretleri'nin ifade ettiği gibi, insanın yaradılışında cennetin akıl almaz lezzetlerini çok ötelerde görmesi ve bu yüzden onları ikinci plana atıp, hemen eli altındaki günah lezzetlerine meyletmesi gibi bir özellik vardır. Çok acıktığı için kendisini en yakın lokantaya atan bir adamın, ısmarladığı iki porsiyonluk döner 10-15 dakika gecikeceği için hemen eli altında bulunan kuru ekmeği kemirmeye başlaması ve midesinin yarısını onunla doldurması, bu sırdandır.

    Yine bediüzzaman'ın dediği gibi, insan bir ay sonra gireceği bir hücre hapsinden çok, hemen yemek üzere olduğu bir tokattan korkar. Yani bu hissiyata göre cehennem azabı, onun için çok uzaktır ve Allah da zaten affedicidir.

    İşte insan, bu mülahazalarla 'imanlı olmasına rağmen, günahlara meyleder ve nefsinin de desteklemesiyle içine düşebilir. Evet büyük günahları işlemek, imansızlıktan gelmez. Fakat o günahlar, tövbe ile hemen imha edilmezse, insanı imansızlığa götürebilir. Bu konuda yine bediüzzaman'ı dinleyelim:

    “günah kalbe işleyip siyahlandıra siyahlandıra, ta nur-u imanı (iman nurunu) çıkarıncaya kadar katılaştırıyor. Her bir günah içinde küfre (Allah'ı inkara) gidecek bir yol var. O günah, istiğfar ile çabuk imha edilmezse, kurt değil belki küçük bir manevi yılan olarak kalbi ısırıyor...”

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet


  5. 28.Mart.2011, 21:53
    3
    musab.b.umeyr
    Hamım, pişme yolunda.

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 18.Mart.2011
    Üye No: 85969
    Mesaj Sayısı: 477
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5
    Yaş: 28

    Cevap: Sorum var lütfen bakın(Konu cennet, cehennem)

    Çok güzel anladım kardeş.Ama yine de aklımın köşesinde duruyor.Bu kesin bir açıklamamadır.Yani büyük alimlerde böylemi söylemiştir?Veya bunlarla ilgili hadis-i şerif var mıdır?

    Gerçi en doğrusu ayettir bunun farkındayım ama.Yinede Kur'an ı yanlış anlayabiliriz diye düşünüyorum.Onun için anlayanlara başta da Hz. Muhammed'e sormak lazım.Yani onun hadis lerini dinlemek lazım geliyor.

    Allah razı olsun belirttiğin için.

    Selametle...


  6. 28.Mart.2011, 21:53
    3
    Hamım, pişme yolunda.
    Çok güzel anladım kardeş.Ama yine de aklımın köşesinde duruyor.Bu kesin bir açıklamamadır.Yani büyük alimlerde böylemi söylemiştir?Veya bunlarla ilgili hadis-i şerif var mıdır?

    Gerçi en doğrusu ayettir bunun farkındayım ama.Yinede Kur'an ı yanlış anlayabiliriz diye düşünüyorum.Onun için anlayanlara başta da Hz. Muhammed'e sormak lazım.Yani onun hadis lerini dinlemek lazım geliyor.

    Allah razı olsun belirttiğin için.

    Selametle...


  7. 28.Mart.2011, 22:28
    4
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Sorum var lütfen bakın(Konu cennet, cehennem)

    CEHENNEMDEN ÇIKARILMA LÜTFU
    Muteber hadis kaynaklarından Müslim’in Sahih’inde, mahşerden sonra Cehennem’e gidenlerden, Cenab-ı Allah’ın sonsuz rahmeti, şefkati ve şefaati neticesinde kurtulanlar arasında, en son, hiçbir hayır işlememiş olanların da bulunduğunu müjdeleyen uzun bir hadis-i şerif vardır.

    İlgili hadis-i şerifi buraya alıyoruz:

    Ebû Saîd el-Hudrî (ra) anlatmıştır: Resûlullah Efendimiz’e (asm) bir grup insan sordu:

    “Yâ Resûlallah! Kıyamet gününde Rabb’imizi görür müyüz?”

    Peygamber Efendimiz (asm): “Evet!” buyurdu. Devamla: “Güneşi öğlen üstü ayakta önünde hiçbir bulut yokken görmek için itişip kakışarak birbirinize zarar verir misiniz? Ve keza ay’ı on dördüncü gece açık havada hiçbir bulut yokken görmek için birbirinize zarar verir misiniz?” buyurdu.

    Ashab-ı Kiram (ra): “Hayır yâ Resûlallah!” dediler.

    Resûlullah Efendimiz (asm): “İşte bu iki küreden herhangi birisini görmekte birbirinize meşakkat ve zarar vermediğiniz gibi, kıyâmet gününde Allah Tebâreke ve Teâlâ’yı görmek için de birbirinize meşakkat ve zarar vermezsiniz. Kıyâmet günü olduğu zaman bir çağırıcı: “Herkes kime tapıyor idiyse peşine düşsün!” diye çağırır. Bunun üzerine münezzeh olan Allah’tan başka şeylere, putlara ve tâğûtlara tapan ne kadar müşrik varsa, hiçbiri geri kalmaksızın Cehenneme dökülürler.

    Ortada Allah Teâlâ’ya ibâdet eden sâdık veya günahkâr tevhid ehlinden başka kimse kalmaz.

    Allah Teâlâ: “-Ben sizin Rabb’inizim!” der.

    Onlar da: “Evet Rabbimiz; bizim Rabbimiz Sensin!” derler.

    Sonra Cehennem üzerine bir köprü kurulur ve şefaate izin verilir.

    Halk: “Allah’ım bizi kurtar! Allah’ım bizi kurtar!” diye duâ eder.

    Ashab (ra): “Yâ Resûlallah! Köprü nedir?” diye soruyor.

    Allah Resûlü (asm) devam ediyor: “Köprü, kaypak ve kaygandır. Orada kancalar, çengeller ve demirden dikenler vardır. Bunlar Necd’de meydana gelen ve Sa’dan denilen sert dikencikler gibidir. Mü’minler kimi göz kırpacak kadar bir zaman içinde, kimi şimşek gibi, kimi rüzgâr gibi, kimi en iyi cins yürek at ve deve gibi sür’atle geçerler. Mü’minlerden kimi sapasağlam olduğu gibi kurtulur. Kimi tırmıklar içinde perişan olmuş olarak salıverilir. Kimi de Cehennem ateşi içine sapır sapır düşerler.”

    “Nihayet, mü’minler ateşten kurtuldukları zaman, nefsim kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki, sizden hiçbir kimsenin, hakkı tamamıyla kurtarmak hususunda Allah’a yalvarıp yakarması, kıyâmet gününde mü’minlerin ateşte olan kardeşleri için Allah’a yalvarmaları kadar şiddetli olmaz.

    Mü’minler: “Ey Rabbimiz! Bu kalanlar bizimle beraber oruç tutarlar ve haccederlerdi” derler.

    Onlara: “Tanıdığınız kimseleri ateşten dışarı çıkarınız. Onların sûretleri ateşe haram edilmiştir!” denir.

    Bunlar, kimi inciklerine, kimi de dizlerine kadar ateşe gömülmüş olduğu halde pek çok halkı ateşten dışarı çıkarırlar. Sonra:

    “Ey Rabb’imiz! Cehennem’de emrettiklerinden hiçbir kimse kalmadı!” derler.

    Hak Teâlâ: “Geri dönün! Kalbinde bir dinar ağırlığında iman ve Allah korkusu olan her kimi bulursanız onu da çıkarınız!” buyurur.

    Onlar yine pek çok halkı ateşten çıkarırlar. Sonra: “Ey Rabbimiz! Cehennem içinde, emrettiklerinden hiç kimseyi bırakmadık!” derler.

    Hak Teâlâ tekrar: “Dönünüz! Kalbinde yarım dinar ağırlığınca iman bulunan her kimi bulursanız onu da çıkarınız!” buyurur.

    Onlar yine pek çok halkı ateşten çıkarırlar. Sonra tekrar: “Ey Rabb’imiz! Bize emrettiklerinden hiçbir kimseyi Cehennemde bırakmadık” derler.

    Hak Teâlâ yine: “Dönünüz! Kalbinde zerre ağırlığınca iman bulunan kimseyi ateşten çıkarınız!” buyurur.

    Allah’ın izniyle yakınlarına şefaat edip Cehennemden çıkaran kimseler en nihayet Cenâb-ı Allah’a:

    “Ey Rabb’imiz! Cehennemde iman ve hayır sahibi hiçbir kimseyi bırakmadık!” derler.

    “Bundan sonra Aziz ve Celil olan Allah: “Melekler şefaat ettiler. Peygamberler şefaat ettiler, mü’minler de şefaat ettiler. Şefaat etmedik bir Erhamü’r-Râhimîn kaldı!” buyurur.

    Bundan sonra ateşten bir topluluğu toplar ve dünyada iken hiçbir hayır işlemeyip de Cehennemde kömüre dönmüş bir çok kimseleri çıkarır. Ve Cennetin yolları üzerinde olup hayat nehri adı verilen bir nehre onları daldırır. Bunlar selde çıkan yabanî reyhan tohumları gibi birden gürbüzleşirler… Artık hayat nehrinden boyunlarında halkalar olduğu halde inci gibi güzel olarak çıkarlar. Cennet ahâlisi onları o alâmetle tanırlar. İşlenmiş hiçbir amelleri, önden gönderdikleri hiçbir hayırları olmadığı halde Allah’ın Cennete aldığı azatlıkları işte bunlardır.”

    Sonra Hak Teâlâ onlara: “Cennete giriniz! Gözünüzün görebildiği her ne varsa sizindir!” buyurur.

    Onlar: “Ey Rabb’imiz! Sen âlemlerden hiçbir kimseye vermediğini bize ihsan ettin!” derler.

    Kendilerine: “Size bundan efdal bir hediyem var!” buyurulur.

    Onlar: “Ey Rabb’imiz! Bundan efdal ne vardır ki?” derler.

    Allah Teâlâ: “Benim rızam! Artık bundan sonra ebediyen size gazap etmem!” buyurur.75

    Bu hadiste geçen, “işlenmiş hiçbir iyi amelleri ve önden gönderdikleri hiçbir hayırları olmadığı halde Allah’ın Cennete aldığı azatlıkların” kimler olduğu meselesine gelince:

    1) Cenâb-ı Hak, şirk, küfür ve inkâr bataklığına bulaşmamış, fakat kalbinde zerre kadar iman ve hayır da bulunmayan kimselerden dilediklerini affeder.

    İşte âyetler:

    *“De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.76

    *“Allah, kendisine şirk koşulmasını asla bağışlamaz; ondan başka günahları dilediği kimse için bağışlar. Kim Allah’a ortak koşarsa büsbütün sapıtmıştır.”77

    Öyleyse, Cenâb-ı Allah’ın, her zaman yegâne ümit kapısı olduğunu; her zaman, her yerde, her darlıkta ve her olumsuzlukta mahlûkatının ve kullarının mutlak ümidi bulunduğunu; bütün ümitlerin tükendiği her kör noktada O’nun rahmet kapısının hep açık olduğunu ve Kendisine ilticâ edenlere şefkatle ve merhametle hep yardım ettiğini asla unutmamalıyız.

    Üstad Saîd Nursî Hazretlerine göre, Allah’ın emrine muhatap olan insanlar her zaman korku ve ümit ortasında bulunurlar ve Allah’ın azabından kurtulmayı umarak Rab’lerine yönelmeyi hiçbir zaman ihmal etmezler.78

    2) Cenâb-ı Hak, Peygamber göndermediği kavimleri veya kendisine Peygamber tebliği ulaşmamış kimseleri kalbinde zerre kadar iman ve hayır bulunmasa da affeder, azapta bırakmaz. Kendisine Peygamber tebliği ulaştığı halde inanmamış, Allah’ın âyetleri ve dâveti kendisine bildirildiği halde yalanlamış ve inkâr etmiş kimseleri ise Cenab-ı Allah azaplandırır. Şu âyetleri inceleyelim:

    *“Kendisi için doğru yol belli olduktan sonra, kim Peygambere karşı çıkar ve mü’minlerin yolundan başka bir yola giderse, onu o yönde bırakırız ve cehenneme sokarız; o ne kötü bir yerdir.79

    *“Kendisine Rabbinin âyetleri hatırlatıldıktan sonra onlardan yüz çevirenden daha zalim kim olabilir! Muhakkak ki biz, günahkârlara, lâyık oldukları cezayı veririz.”80

    *“Biz, bir Peygamber göndermedikçe kimseye azap edici değiliz.”81

    İnsanlık tarihinde çok az da olsa, peygamberlerin hiçbirisinin ulaşmadığı fetret devirleri vardır. Fetret devirlerinde kendilerine peygamber dâveti ulaşmadığı için makbul bir imân getirmemiş olan, semavî musibetlerle günahlarından da arınan mazlûmlar ve masumlar, hangi dinde olurlarsa olsunlar, “Biz, bir Peygamber göndermedikçe kimseye azap edici değiliz.”82 Âyetinin şemsiyesi altına girmeye ve Cenâb-ı Hakk’ın şefkat ve merhametiyle Cehennemden kurtulmaya namzettirler. Doğrusunu Allah bilir.

    Dipnotlar:

    75. Müslim, Îmân, 301,
    76. Zümer Sûresi: 53,
    77. Nisâ Sûresi: 116,
    78. İşârâtü’l-İ’câz, s. 154,
    79. Nisa Sûresi: 115,
    80. Secde Sûresi: 12-22,
    81. İsrâ Sûresi: 15,
    82. İsrâ Sûresi: 15.

    Süleyman Kösmene




  8. 28.Mart.2011, 22:28
    4
    Silent and lonely rains
    CEHENNEMDEN ÇIKARILMA LÜTFU
    Muteber hadis kaynaklarından Müslim’in Sahih’inde, mahşerden sonra Cehennem’e gidenlerden, Cenab-ı Allah’ın sonsuz rahmeti, şefkati ve şefaati neticesinde kurtulanlar arasında, en son, hiçbir hayır işlememiş olanların da bulunduğunu müjdeleyen uzun bir hadis-i şerif vardır.

    İlgili hadis-i şerifi buraya alıyoruz:

    Ebû Saîd el-Hudrî (ra) anlatmıştır: Resûlullah Efendimiz’e (asm) bir grup insan sordu:

    “Yâ Resûlallah! Kıyamet gününde Rabb’imizi görür müyüz?”

    Peygamber Efendimiz (asm): “Evet!” buyurdu. Devamla: “Güneşi öğlen üstü ayakta önünde hiçbir bulut yokken görmek için itişip kakışarak birbirinize zarar verir misiniz? Ve keza ay’ı on dördüncü gece açık havada hiçbir bulut yokken görmek için birbirinize zarar verir misiniz?” buyurdu.

    Ashab-ı Kiram (ra): “Hayır yâ Resûlallah!” dediler.

    Resûlullah Efendimiz (asm): “İşte bu iki küreden herhangi birisini görmekte birbirinize meşakkat ve zarar vermediğiniz gibi, kıyâmet gününde Allah Tebâreke ve Teâlâ’yı görmek için de birbirinize meşakkat ve zarar vermezsiniz. Kıyâmet günü olduğu zaman bir çağırıcı: “Herkes kime tapıyor idiyse peşine düşsün!” diye çağırır. Bunun üzerine münezzeh olan Allah’tan başka şeylere, putlara ve tâğûtlara tapan ne kadar müşrik varsa, hiçbiri geri kalmaksızın Cehenneme dökülürler.

    Ortada Allah Teâlâ’ya ibâdet eden sâdık veya günahkâr tevhid ehlinden başka kimse kalmaz.

    Allah Teâlâ: “-Ben sizin Rabb’inizim!” der.

    Onlar da: “Evet Rabbimiz; bizim Rabbimiz Sensin!” derler.

    Sonra Cehennem üzerine bir köprü kurulur ve şefaate izin verilir.

    Halk: “Allah’ım bizi kurtar! Allah’ım bizi kurtar!” diye duâ eder.

    Ashab (ra): “Yâ Resûlallah! Köprü nedir?” diye soruyor.

    Allah Resûlü (asm) devam ediyor: “Köprü, kaypak ve kaygandır. Orada kancalar, çengeller ve demirden dikenler vardır. Bunlar Necd’de meydana gelen ve Sa’dan denilen sert dikencikler gibidir. Mü’minler kimi göz kırpacak kadar bir zaman içinde, kimi şimşek gibi, kimi rüzgâr gibi, kimi en iyi cins yürek at ve deve gibi sür’atle geçerler. Mü’minlerden kimi sapasağlam olduğu gibi kurtulur. Kimi tırmıklar içinde perişan olmuş olarak salıverilir. Kimi de Cehennem ateşi içine sapır sapır düşerler.”

    “Nihayet, mü’minler ateşten kurtuldukları zaman, nefsim kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki, sizden hiçbir kimsenin, hakkı tamamıyla kurtarmak hususunda Allah’a yalvarıp yakarması, kıyâmet gününde mü’minlerin ateşte olan kardeşleri için Allah’a yalvarmaları kadar şiddetli olmaz.

    Mü’minler: “Ey Rabbimiz! Bu kalanlar bizimle beraber oruç tutarlar ve haccederlerdi” derler.

    Onlara: “Tanıdığınız kimseleri ateşten dışarı çıkarınız. Onların sûretleri ateşe haram edilmiştir!” denir.

    Bunlar, kimi inciklerine, kimi de dizlerine kadar ateşe gömülmüş olduğu halde pek çok halkı ateşten dışarı çıkarırlar. Sonra:

    “Ey Rabb’imiz! Cehennem’de emrettiklerinden hiçbir kimse kalmadı!” derler.

    Hak Teâlâ: “Geri dönün! Kalbinde bir dinar ağırlığında iman ve Allah korkusu olan her kimi bulursanız onu da çıkarınız!” buyurur.

    Onlar yine pek çok halkı ateşten çıkarırlar. Sonra: “Ey Rabbimiz! Cehennem içinde, emrettiklerinden hiç kimseyi bırakmadık!” derler.

    Hak Teâlâ tekrar: “Dönünüz! Kalbinde yarım dinar ağırlığınca iman bulunan her kimi bulursanız onu da çıkarınız!” buyurur.

    Onlar yine pek çok halkı ateşten çıkarırlar. Sonra tekrar: “Ey Rabb’imiz! Bize emrettiklerinden hiçbir kimseyi Cehennemde bırakmadık” derler.

    Hak Teâlâ yine: “Dönünüz! Kalbinde zerre ağırlığınca iman bulunan kimseyi ateşten çıkarınız!” buyurur.

    Allah’ın izniyle yakınlarına şefaat edip Cehennemden çıkaran kimseler en nihayet Cenâb-ı Allah’a:

    “Ey Rabb’imiz! Cehennemde iman ve hayır sahibi hiçbir kimseyi bırakmadık!” derler.

    “Bundan sonra Aziz ve Celil olan Allah: “Melekler şefaat ettiler. Peygamberler şefaat ettiler, mü’minler de şefaat ettiler. Şefaat etmedik bir Erhamü’r-Râhimîn kaldı!” buyurur.

    Bundan sonra ateşten bir topluluğu toplar ve dünyada iken hiçbir hayır işlemeyip de Cehennemde kömüre dönmüş bir çok kimseleri çıkarır. Ve Cennetin yolları üzerinde olup hayat nehri adı verilen bir nehre onları daldırır. Bunlar selde çıkan yabanî reyhan tohumları gibi birden gürbüzleşirler… Artık hayat nehrinden boyunlarında halkalar olduğu halde inci gibi güzel olarak çıkarlar. Cennet ahâlisi onları o alâmetle tanırlar. İşlenmiş hiçbir amelleri, önden gönderdikleri hiçbir hayırları olmadığı halde Allah’ın Cennete aldığı azatlıkları işte bunlardır.”

    Sonra Hak Teâlâ onlara: “Cennete giriniz! Gözünüzün görebildiği her ne varsa sizindir!” buyurur.

    Onlar: “Ey Rabb’imiz! Sen âlemlerden hiçbir kimseye vermediğini bize ihsan ettin!” derler.

    Kendilerine: “Size bundan efdal bir hediyem var!” buyurulur.

    Onlar: “Ey Rabb’imiz! Bundan efdal ne vardır ki?” derler.

    Allah Teâlâ: “Benim rızam! Artık bundan sonra ebediyen size gazap etmem!” buyurur.75

    Bu hadiste geçen, “işlenmiş hiçbir iyi amelleri ve önden gönderdikleri hiçbir hayırları olmadığı halde Allah’ın Cennete aldığı azatlıkların” kimler olduğu meselesine gelince:

    1) Cenâb-ı Hak, şirk, küfür ve inkâr bataklığına bulaşmamış, fakat kalbinde zerre kadar iman ve hayır da bulunmayan kimselerden dilediklerini affeder.

    İşte âyetler:

    *“De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.76

    *“Allah, kendisine şirk koşulmasını asla bağışlamaz; ondan başka günahları dilediği kimse için bağışlar. Kim Allah’a ortak koşarsa büsbütün sapıtmıştır.”77

    Öyleyse, Cenâb-ı Allah’ın, her zaman yegâne ümit kapısı olduğunu; her zaman, her yerde, her darlıkta ve her olumsuzlukta mahlûkatının ve kullarının mutlak ümidi bulunduğunu; bütün ümitlerin tükendiği her kör noktada O’nun rahmet kapısının hep açık olduğunu ve Kendisine ilticâ edenlere şefkatle ve merhametle hep yardım ettiğini asla unutmamalıyız.

    Üstad Saîd Nursî Hazretlerine göre, Allah’ın emrine muhatap olan insanlar her zaman korku ve ümit ortasında bulunurlar ve Allah’ın azabından kurtulmayı umarak Rab’lerine yönelmeyi hiçbir zaman ihmal etmezler.78

    2) Cenâb-ı Hak, Peygamber göndermediği kavimleri veya kendisine Peygamber tebliği ulaşmamış kimseleri kalbinde zerre kadar iman ve hayır bulunmasa da affeder, azapta bırakmaz. Kendisine Peygamber tebliği ulaştığı halde inanmamış, Allah’ın âyetleri ve dâveti kendisine bildirildiği halde yalanlamış ve inkâr etmiş kimseleri ise Cenab-ı Allah azaplandırır. Şu âyetleri inceleyelim:

    *“Kendisi için doğru yol belli olduktan sonra, kim Peygambere karşı çıkar ve mü’minlerin yolundan başka bir yola giderse, onu o yönde bırakırız ve cehenneme sokarız; o ne kötü bir yerdir.79

    *“Kendisine Rabbinin âyetleri hatırlatıldıktan sonra onlardan yüz çevirenden daha zalim kim olabilir! Muhakkak ki biz, günahkârlara, lâyık oldukları cezayı veririz.”80

    *“Biz, bir Peygamber göndermedikçe kimseye azap edici değiliz.”81

    İnsanlık tarihinde çok az da olsa, peygamberlerin hiçbirisinin ulaşmadığı fetret devirleri vardır. Fetret devirlerinde kendilerine peygamber dâveti ulaşmadığı için makbul bir imân getirmemiş olan, semavî musibetlerle günahlarından da arınan mazlûmlar ve masumlar, hangi dinde olurlarsa olsunlar, “Biz, bir Peygamber göndermedikçe kimseye azap edici değiliz.”82 Âyetinin şemsiyesi altına girmeye ve Cenâb-ı Hakk’ın şefkat ve merhametiyle Cehennemden kurtulmaya namzettirler. Doğrusunu Allah bilir.

    Dipnotlar:

    75. Müslim, Îmân, 301,
    76. Zümer Sûresi: 53,
    77. Nisâ Sûresi: 116,
    78. İşârâtü’l-İ’câz, s. 154,
    79. Nisa Sûresi: 115,
    80. Secde Sûresi: 12-22,
    81. İsrâ Sûresi: 15,
    82. İsrâ Sûresi: 15.

    Süleyman Kösmene




  9. 29.Mart.2011, 00:18
    5
    Cennet_Işığı
    Üye

    Üyelik Tarihi: 07.Mart.2011
    Üye No: 85608
    Mesaj Sayısı: 63
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Bulunduğu yer: Edremit

    Cevap: Sorum var lütfen bakın(Konu cennet, cehennem)

    Allah Razı Olsun Kardeşim Çok Sağolun...


  10. 29.Mart.2011, 00:18
    5
    Allah Razı Olsun Kardeşim Çok Sağolun...


  11. 29.Mart.2011, 01:10
    6
    musab.b.umeyr
    Hamım, pişme yolunda.

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 18.Mart.2011
    Üye No: 85969
    Mesaj Sayısı: 477
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5
    Yaş: 28

    Cevap: Sorum var lütfen bakın(Konu cennet, cehennem)

    Alıntı
    Allah Teâlâ: “Benim rızam! Artık bundan sonra ebediyen size gazap etmem!” buyurur
    Allah, Yüce Rabbimiz ne kadar şefkat ve merhamet dolu.
    Kim bu kadar yardımcı ve merhametli olabilirki.
    Sonsuz ve sınırsız merhamet sahibi Allah hiç şüphesiz herşeye Kadir'dir.
    Ne güzelsin Rabbim.Ne güzelsin.Ne güzelsin.
    Bizi sana sonuna dek inanan kullarından eyle.

    Amin, amin, amin...

    Yazılanlar aydınlatıcıydı.
    Çok teşekkür ederim.Allah razı olsun...

    Selametle...


  12. 29.Mart.2011, 01:10
    6
    Hamım, pişme yolunda.
    Alıntı
    Allah Teâlâ: “Benim rızam! Artık bundan sonra ebediyen size gazap etmem!” buyurur
    Allah, Yüce Rabbimiz ne kadar şefkat ve merhamet dolu.
    Kim bu kadar yardımcı ve merhametli olabilirki.
    Sonsuz ve sınırsız merhamet sahibi Allah hiç şüphesiz herşeye Kadir'dir.
    Ne güzelsin Rabbim.Ne güzelsin.Ne güzelsin.
    Bizi sana sonuna dek inanan kullarından eyle.

    Amin, amin, amin...

    Yazılanlar aydınlatıcıydı.
    Çok teşekkür ederim.Allah razı olsun...

    Selametle...


  13. 29.Mart.2011, 12:08
    7
    Zeineb
    Küllinefsin zaikatül mevt

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 07.Ocak.2011
    Üye No: 82948
    Mesaj Sayısı: 214
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 3
    Yaş: 30

    Cevap: Sorum var lütfen bakın(Konu cennet, cehennem)

    Amin inşaAllah...
    Tüylerim diken diken oluyor okuyunca bu yazıları.
    ''Rabbim sen bizi 1000 kere bağışlarsın da , 1001 kere kapına geldiğimizde 'yine mi sen?' demezsin.''
    Mevlam cümlemizin şefaatçisi olsun.


  14. 29.Mart.2011, 12:08
    7
    Küllinefsin zaikatül mevt
    Amin inşaAllah...
    Tüylerim diken diken oluyor okuyunca bu yazıları.
    ''Rabbim sen bizi 1000 kere bağışlarsın da , 1001 kere kapına geldiğimizde 'yine mi sen?' demezsin.''
    Mevlam cümlemizin şefaatçisi olsun.


  15. 11.Haziran.2011, 05:16
    8
    ogiresuni
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 05.Mart.2008
    Üye No: 11469
    Mesaj Sayısı: 6
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 37

    Cevap: Sorum var lütfen bakın(Konu cennet, cehennem)

    Zeineb kardeş, lügatte şefaat: Şefaat etmek. Af için vesile olmak. * Fık: Âhiret günü bir kısım günahkâr mü'minlerin affedilmeleri ve itaatli mü'minlerin de yüksek mertebelere ermeleri için Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm ve sâir büyük zâtların Allah Teâlâ'dan (C.C.) niyaz ve istirhamda bulunmalarıdır.

    geçmektedir. Sizler "Mevlam cümlemizin şefaatçisi olsun" demişsiniz. Bu caiz olmasa gerek zira, Allah bizim için kimden şafaat dileyecekki.

    Selam ve dua ile.


  16. 11.Haziran.2011, 05:16
    8
    ogiresuni - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    Zeineb kardeş, lügatte şefaat: Şefaat etmek. Af için vesile olmak. * Fık: Âhiret günü bir kısım günahkâr mü'minlerin affedilmeleri ve itaatli mü'minlerin de yüksek mertebelere ermeleri için Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm ve sâir büyük zâtların Allah Teâlâ'dan (C.C.) niyaz ve istirhamda bulunmalarıdır.

    geçmektedir. Sizler "Mevlam cümlemizin şefaatçisi olsun" demişsiniz. Bu caiz olmasa gerek zira, Allah bizim için kimden şafaat dileyecekki.

    Selam ve dua ile.


  17. 11.Haziran.2011, 09:55
    9
    Esse
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Nisan.2011
    Üye No: 86873
    Mesaj Sayısı: 83
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Cevap: Sorum var lütfen bakın(Konu cennet, cehennem)

    Alıntı
    Bundan sonra ateşten bir topluluğu toplar ve dünyada iken hiçbir hayır işlemeyip de Cehennemde kömüre dönmüş bir çok kimseleri çıkarır. Ve Cennetin yolları üzerinde olup hayat nehri adı verilen bir nehre onları daldırır. Bunlar selde çıkan yabanî reyhan tohumları gibi birden gürbüzleşirler… Artık hayat nehrinden boyunlarında halkalar olduğu halde inci gibi güzel olarak çıkarlar. Cennet ahâlisi onları o alâmetle tanırlar. İşlenmiş hiçbir amelleri, önden gönderdikleri hiçbir hayırları olmadığı halde Allah’ın Cennete aldığı azatlıkları işte bunlardır.”
    Yüce Allah merhametlilerin en merhametlisi.paylaşım için Allah razı olsun


  18. 11.Haziran.2011, 09:55
    9
    Devamlı Üye
    Alıntı
    Bundan sonra ateşten bir topluluğu toplar ve dünyada iken hiçbir hayır işlemeyip de Cehennemde kömüre dönmüş bir çok kimseleri çıkarır. Ve Cennetin yolları üzerinde olup hayat nehri adı verilen bir nehre onları daldırır. Bunlar selde çıkan yabanî reyhan tohumları gibi birden gürbüzleşirler… Artık hayat nehrinden boyunlarında halkalar olduğu halde inci gibi güzel olarak çıkarlar. Cennet ahâlisi onları o alâmetle tanırlar. İşlenmiş hiçbir amelleri, önden gönderdikleri hiçbir hayırları olmadığı halde Allah’ın Cennete aldığı azatlıkları işte bunlardır.”
    Yüce Allah merhametlilerin en merhametlisi.paylaşım için Allah razı olsun


  19. 11.Haziran.2011, 11:42
    10
    Mürid74
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 28.Ocak.2011
    Üye No: 83646
    Mesaj Sayısı: 186
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2

    Cevap: Sorum var lütfen bakın(Konu cennet, cehennem)

    Alıntı
    Sizler "Mevlam cümlemizin şefaatçisi olsun" demişsiniz. Bu caiz olmasa gerek zira, Allah bizim için kimden şafaat dileyecekki.
    Aslinda en ahseni olani budur, nitekim Allah (c.c.) hem dünyada hemde Mahserde tek sefaat edendir, peygamber efendimiz (a.s.m.), melekler vs. sadece vesiledir.
    Süphesiz Allah (c.c.) cok merhametli ve bagisliyandir.

    Seyh Abdulkadir Geylani (r.a.) söyle dua etmekdedir "Allahim, kendi kudretinle yine kendi katinda, hem dünyada hemde Ahireti bizim icin sefaat et (sefaat edenlerin sefaatini kabul buyur), cünkü bize ve onlara Senden daha cok merhameten eden yokdur".

    Allah (c.c.) yardimcimiz olsun!!!


  20. 11.Haziran.2011, 11:42
    10
    Devamlı Üye
    Alıntı
    Sizler "Mevlam cümlemizin şefaatçisi olsun" demişsiniz. Bu caiz olmasa gerek zira, Allah bizim için kimden şafaat dileyecekki.
    Aslinda en ahseni olani budur, nitekim Allah (c.c.) hem dünyada hemde Mahserde tek sefaat edendir, peygamber efendimiz (a.s.m.), melekler vs. sadece vesiledir.
    Süphesiz Allah (c.c.) cok merhametli ve bagisliyandir.

    Seyh Abdulkadir Geylani (r.a.) söyle dua etmekdedir "Allahim, kendi kudretinle yine kendi katinda, hem dünyada hemde Ahireti bizim icin sefaat et (sefaat edenlerin sefaatini kabul buyur), cünkü bize ve onlara Senden daha cok merhameten eden yokdur".

    Allah (c.c.) yardimcimiz olsun!!!


  21. 11.Haziran.2011, 12:52
    11
    islamyolu
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Mayıs.2011
    Üye No: 87477
    Mesaj Sayısı: 2,615
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Sorum var lütfen bakın(Konu cennet, cehennem)

    Arkadaşlar cok güzel açıklamış bende kısaca okudugum hadisi şeriflere dayanarak. şöyle diyelim Allah (C.C) ilk önce İtikatımıza bakacak. itikatta bir bozukluk varsa istedigi kadar namaz kılsın oruç tutsun yinede ebedi cehennem itikata örnek olarak şöyle diyelim. mesela yahudilerin dedigi gibi Cebrail (A.S) mı kötülemek. Yahudi Hıristiyanlarında dinini dogrularsak (şuanda olan ) onlarda cennete gidecek dersek , Hıristiyanlar gibi Allah (C.C) tövbe haşa oğlu vardır hanımı vardır dersek , imanın şartlarının 1 ini inkar edersek. Kuranda yazan Allahın kelamına yalandır dersek , Hak din İslam oldugu halde inkar edersek , Şia ların yaptıgı gibi Hz Ömere Hz Ebubekire (R.A) hakaret edersek , Vahabbilerin dedigi gibi Allah gökte tedir orda Oturmuştur diye Allaha Mekan koyarsak , Yecüc Mecücleri inkar edersek , cennet ebedi degildir derse yani cennete bir sınır koyarsa Vb gibi itikat bozukluklarında Ebedi cehennem vardır.. Allaha itikattan sonra Amellere bakar. Amelinde Günahlar fazla gelirse Günahların cezasını çekip tekrar cennete gider. Ama burada Rasullullah (SAV) in şefaatide cok önemli. Cehenneme düşen bir Günahkarı Allaha secde edip yalvararak Elinden tutup cennete koyacagı Hadisi şeriflerle mevcuttur. ama itikatı bozuk olana Şefaat etmeyecektir.. Şefaat hakkı Peygamberler , Sıddıklar , Şehitler , Alimler e verilecektir Ergenlik çagına girmeden küçük yaşta ölen çocuklarında Anne babasına şefaat hakkı olacaktır... şunuda ekleyeyim. Cehennemde Kalma süresi en fazla 7 bin yıldır tabiki günahkar bir mümin için geçerli...

    Ebu davut hadisinde

    peygamberimiz (SAV) benim ümmetim 73 fırkaya ayrılacak sadece 1 tanesi cennete gidecek , oda Ehli sünnet vel cemaattir demiştir. Sahabeler Ehli sünnet vel cemaat kimdir diye sorduklarında. Benim ve Ashabımın yolunda gidenlerdir demiştir..

    Allah bizi Ehli sünnet yolundan ayırmasın..

    AMİN

    ____________

    Alıntı:
    Alıntı:
    Sizler "Mevlam cümlemizin şefaatçisi olsun" demişsiniz. Bu caiz olmasa gerek zira, Allah bizim için kimden şafaat dileyecekki.
    Aslinda en ahseni olani budur, nitekim Allah (c.c.) hem dünyada hemde Mahserde tek sefaat edendir, peygamber efendimiz (a.s.m.), melekler vs. sadece vesiledir.
    Süphesiz Allah (c.c.) cok merhametli ve bagisliyandir.

    Seyh Abdulkadir Geylani (r.a.) söyle dua etmekdedir "Allahim, kendi kudretinle yine kendi katinda, hem dünyada hemde Ahireti bizim icin sefaat et (sefaat edenlerin sefaatini kabul buyur), cünkü bize ve onlara Senden daha cok merhameten eden yokdur".

    Allah (c.c.) yardimcimiz olsun!!!

    şefaat Arapcada Lugat anlamı ile Aracı olmaktır. Allah Aracı olamazki. Ancak Şefaat hakkı verdikleri Aracılık yapar.. ogiresunu kardeşime katılıyorum bu konu için


  22. 11.Haziran.2011, 12:52
    11
    islamyolu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Arkadaşlar cok güzel açıklamış bende kısaca okudugum hadisi şeriflere dayanarak. şöyle diyelim Allah (C.C) ilk önce İtikatımıza bakacak. itikatta bir bozukluk varsa istedigi kadar namaz kılsın oruç tutsun yinede ebedi cehennem itikata örnek olarak şöyle diyelim. mesela yahudilerin dedigi gibi Cebrail (A.S) mı kötülemek. Yahudi Hıristiyanlarında dinini dogrularsak (şuanda olan ) onlarda cennete gidecek dersek , Hıristiyanlar gibi Allah (C.C) tövbe haşa oğlu vardır hanımı vardır dersek , imanın şartlarının 1 ini inkar edersek. Kuranda yazan Allahın kelamına yalandır dersek , Hak din İslam oldugu halde inkar edersek , Şia ların yaptıgı gibi Hz Ömere Hz Ebubekire (R.A) hakaret edersek , Vahabbilerin dedigi gibi Allah gökte tedir orda Oturmuştur diye Allaha Mekan koyarsak , Yecüc Mecücleri inkar edersek , cennet ebedi degildir derse yani cennete bir sınır koyarsa Vb gibi itikat bozukluklarında Ebedi cehennem vardır.. Allaha itikattan sonra Amellere bakar. Amelinde Günahlar fazla gelirse Günahların cezasını çekip tekrar cennete gider. Ama burada Rasullullah (SAV) in şefaatide cok önemli. Cehenneme düşen bir Günahkarı Allaha secde edip yalvararak Elinden tutup cennete koyacagı Hadisi şeriflerle mevcuttur. ama itikatı bozuk olana Şefaat etmeyecektir.. Şefaat hakkı Peygamberler , Sıddıklar , Şehitler , Alimler e verilecektir Ergenlik çagına girmeden küçük yaşta ölen çocuklarında Anne babasına şefaat hakkı olacaktır... şunuda ekleyeyim. Cehennemde Kalma süresi en fazla 7 bin yıldır tabiki günahkar bir mümin için geçerli...

    Ebu davut hadisinde

    peygamberimiz (SAV) benim ümmetim 73 fırkaya ayrılacak sadece 1 tanesi cennete gidecek , oda Ehli sünnet vel cemaattir demiştir. Sahabeler Ehli sünnet vel cemaat kimdir diye sorduklarında. Benim ve Ashabımın yolunda gidenlerdir demiştir..

    Allah bizi Ehli sünnet yolundan ayırmasın..

    AMİN

    ____________

    Alıntı:
    Alıntı:
    Sizler "Mevlam cümlemizin şefaatçisi olsun" demişsiniz. Bu caiz olmasa gerek zira, Allah bizim için kimden şafaat dileyecekki.
    Aslinda en ahseni olani budur, nitekim Allah (c.c.) hem dünyada hemde Mahserde tek sefaat edendir, peygamber efendimiz (a.s.m.), melekler vs. sadece vesiledir.
    Süphesiz Allah (c.c.) cok merhametli ve bagisliyandir.

    Seyh Abdulkadir Geylani (r.a.) söyle dua etmekdedir "Allahim, kendi kudretinle yine kendi katinda, hem dünyada hemde Ahireti bizim icin sefaat et (sefaat edenlerin sefaatini kabul buyur), cünkü bize ve onlara Senden daha cok merhameten eden yokdur".

    Allah (c.c.) yardimcimiz olsun!!!

    şefaat Arapcada Lugat anlamı ile Aracı olmaktır. Allah Aracı olamazki. Ancak Şefaat hakkı verdikleri Aracılık yapar.. ogiresunu kardeşime katılıyorum bu konu için


  23. 11.Haziran.2011, 13:07
    12
    Mürid74
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 28.Ocak.2011
    Üye No: 83646
    Mesaj Sayısı: 186
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2

    Cevap: Sorum var lütfen bakın(Konu cennet, cehennem)

    Alıntı
    şefaat Arapcada Lugat anlamı ile Aracı olmaktır. Allah Aracı olamazki. Ancak Şefaat hakkı verdikleri Aracılık yapar.. ogiresunu kardeşime katılıyorum bu konu için
    Zumer Suresi 39/43

    Yoksa Allah’tan başka şefaatçiler mi edindiler? De ki: “Hiçbir şeye güçleri yetmese ve düşünemiyor olsalar da mı?”

    Zumer Suresi 39/44

    De ki: “Şefaat tümüyle Allah’a aittir. Göklerin ve yerin hükümranlığı O’nundur. Sonra yalnız O’na döndürüleceksiniz.”


    Allah (c.c.) yardimcimiz olsun!!!


  24. 11.Haziran.2011, 13:07
    12
    Devamlı Üye
    Alıntı
    şefaat Arapcada Lugat anlamı ile Aracı olmaktır. Allah Aracı olamazki. Ancak Şefaat hakkı verdikleri Aracılık yapar.. ogiresunu kardeşime katılıyorum bu konu için
    Zumer Suresi 39/43

    Yoksa Allah’tan başka şefaatçiler mi edindiler? De ki: “Hiçbir şeye güçleri yetmese ve düşünemiyor olsalar da mı?”

    Zumer Suresi 39/44

    De ki: “Şefaat tümüyle Allah’a aittir. Göklerin ve yerin hükümranlığı O’nundur. Sonra yalnız O’na döndürüleceksiniz.”


    Allah (c.c.) yardimcimiz olsun!!!





+ Yorum Gönder
Git 12 Son