Konusunu Oylayın.: Namazlardan sonra bunu yapmak bid'at midir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Namazlardan sonra bunu yapmak bid'at midir?
  1. 05.Şubat.2011, 15:25
    1
    aynurakgül
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 30.Ocak.2011
    Üye No: 83735
    Mesaj Sayısı: 43
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 37

    Namazlardan sonra bunu yapmak bid'at midir?






    Namazlardan sonra bunu yapmak bid'at midir? Mumsema Selamün aleyküm.
    Her namazdan sonra 33 defa Subhanallah, 33 defa Elhamdülillah, 33 defa da Allahu ekber dedikten sonra 1 kere La ilahe illallah Muhammeden resulallah diyorum. Buraya kadar sünnet olduğunu biliyorum. Ancak asıl sorum şu: Bu tesbihten sonra vaktim varsa namazlardan sonra bir de 33 defa Allahümme ecirni minen nar, 33 defa Hasbiyallahü ve nimel vekil, 33 defa da La havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim demeye başladım. Bu tesbih doğru mudur ya da bid'at mı olur?


  2. 05.Şubat.2011, 15:25
    1



    Selamün aleyküm.
    Her namazdan sonra 33 defa Subhanallah, 33 defa Elhamdülillah, 33 defa da Allahu ekber dedikten sonra 1 kere La ilahe illallah Muhammeden resulallah diyorum. Buraya kadar sünnet olduğunu biliyorum. Ancak asıl sorum şu: Bu tesbihten sonra vaktim varsa namazlardan sonra bir de 33 defa Allahümme ecirni minen nar, 33 defa Hasbiyallahü ve nimel vekil, 33 defa da La havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim demeye başladım. Bu tesbih doğru mudur ya da bid'at mı olur?


    Benzer Konular

    - Namazlardan sonra okunacak sureler

    - Namazlardan sonra 33 defa "Lâ ilâhe illallah-kelime-i tevhid”in çekilmesi sünnet midir?

    - Vefatımdan sonra, malımdan şu kadar lira ile hac yapılsın, diye vasiyet edip bunu yapmak için oğlu A

    - Namazlardan sonra tesbih çekmek

    - Namazlardan sonra okunacak dua

  3. 05.Şubat.2011, 15:27
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,811
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi



    hayır bunda herhangi bir sakınca yoktur.
    Allahı tesbih etmek kadar güzel bir şey var mı?
    =============================
    BİD’AT

    a-Bid’at Nedir?
    ‘Bid’at’, ‘ibda’ kökünden türemiştir. ‘İbda’, önceden yapılmış bir şeyi örnek almaksızın yapma ve icat etme demektir.
    Allah (cc) kendisine ‘Bediu’s semavati vel’ ard’, yani gökleri ve yeri örneksiz olarak ilk icat eden, yaratan demektedir. Bu, Allah’ın güzel isimlerinden birisidir. (2 Bekara/117, 6 En’am/101)
    Buna göre ‘bid’at’ sözlükte, daha önceden bir örneği olmaksızın yapılan, sonradan icat edilen şey (muhdes) demektir.
    Kavram olarak ‘bid’at’; Şeriata karşıt olması sebebiyle onunla ters düşen ve onda bir fazlalık ya da noksanlığa neden olan şeydir.
    Bid’at Sünnetin zıddı olarak kullanılmaktadır ki, Şari’nin (din koyucunun) açık ya da dolaylı, sözlü ya da fiilí izni olmaksızın, dinde sahabeden sonra ortaya çıkan eksiltme ya da fazlalaştırmadır.
    Peygamberimiz (sav) şöyle buyuruyor:
    “(Dinde) Sonradan ortaya çıkan her şey bid’at’tır; her bid’at sapıklıktır ve sapıklık insanı ateşe sürükler.” (Müslim, Cumua/43, Hadis no: 867, 2/592. Ebu Davûd, Sünne/Hadis no: 4606, 3/201. İbni Mace, Mukaddime/7, Hadis no: 45-46, 1/17. Nesâí, Iydeyn/22. 3/153)
    “Allah (cc) bid’at sahibinin, orucunu, namazını, sadakasını, haccını, umresini, cihadını, (hayır yoluna) harcamasını, şahitligini kabul etmez. O kılın yağdan çıktığı gibi dinden çıkar.” (İbni Mace, Mukaddime/7, Hadis no: 49, 1/19)
    Bu kadar tehlikeli ve imandan ayırıcı olan bid’at konusunda müslümanların doğal olarak duyarlı olmaları gerekirdi. Kişiyi dinin dışına çıkaracak hangi fiil (davranış) bid’at kapsamina girmektedir? Bid’atın iyisi veya kötüsü var mıdır, yoksa hepsi kötü ve İslâm dışı mıdır?
    Doğrusu bütün bu sorunların cevabı konusunda İslâm alimleri arasında bir söz birliği yoktur. Ortak olan görüş şudur ki Allah (cc) kendi dini olan İslâm’ı peygamberin tebliği ilk insanlara ulaştırmıştır ve onu tamamlamıştır. (5 Maide/3) Hz. Muhammed (sav) yaşayarak ve uygulayarak İslâmın ne olduğunu ortaya koymuştur. Hiç bir insanın bu dine müdahele hakkı, onu eksiltme veya ona bir şey ilave hakkı yoktur. Sonradan ortaya çıkan ve yetkili ilim adamları tarafından yapılan ictihat (fetva verme) ise, dine ilave değil, diní hükümleri sistemleştirme ya da yeni sorunlara Kur’an ve hadislerle cevap bulabilme gayretidir. (Bakınız: İctihat)
    Bid’at, söz konusu edildiği ilim dalına ve ortama göre farklı şekillerde tanımlanabilmiştir. İnanca ilişkin konulardaki bid’at, Kur’an ve Sünnet’in anlattığı inanç esaslarının dışına çıkan kimselerin inançlarıdır. Fıkıhtaki bid’at, Sünnet’e ve sahabe görüşlerine aykırı, ancak inatla değil de bir yorum farkı yüzünden değişik düşünceye sahip olmaktır.
    Bid’at’ın bir geniş, bir de dar kapsamlı tanımları yapılmıştır. Geniş kapsamlı tanım, bid’at’ın sözlük anlamından hareketle, Peygamberimizden sonra ortaya çıkan her şeye ‘bid’at’ denmiştir.

    b-Bid’at’ın Geniş Anlamı:
    Ancak, değişen zamana göre, gelişen ilimler doğrultusunda yeni yeni şeyler icat edilir, yeni buluşlar ve teknikler, hatta yeni görüşler ortaya çıkabilir. Bid’at’ın sözlük anlamina takılarak, yeni ortaya çıkan her şeye bid’at demek mümkün değildir. Bu hem Din’i anlamamak, hem de Din’in mübah (helâl) alanını haksız olarak daraltmak, Din’in uygulanmasını zorlaştırmaktır.
    Bid’at’ı bu şekilde anlayanlar günlük hayata biraz da zorunlu olarak giren yenilikleri bid’at kelimesiyle bağdaştırmanın yoluna gittiler ve bid’at’ı, ‘hasene-güzel’ ve ‘seyyie-kötü’ diye ikiye ayırdılar.
    Hatta bazı bilginler daha da detaya inerek bid’atları; vacip, haram, mendup, mekruh ve mübah olmak üzerer beş kısma ayırmışlardır.
    Bid’at’ı dar kapsamlı olarak, yani kavram anlamıyla alanlar, onu inanç ve amellerde dine yapılan ekleme ve eksiltme olarak tanımlamışlardır. Böyle düşünenlere göre, diní bir özelliği olmayan, insanların dünyalık işleriyle ilgili, İslâm’ın mübah dediği alana giren şeyler bid’at kapsamında değildir. İnsanların örf olarak yaşattıkları Din’e aykırı olmayan adetler, sonradan gerek bir ihtiyacı karşılamak, gerekse ilmí araştırmalar sonucunda geliştirilen icatlar, üretimler, bazı kurumlar, ya da fikirler bid’at alanının dışındadır.
    Kimileri, hasene (güzel) dedikleri bid’at’ı, Din’e bir ekleme olarak ele almazlar. Bunu Peygamberimizin haber verdiği ‘güzel bir çığır açma’ hadisine dayandırırlar.

    “Kim benden sonra terkedilmiş bir sünnetimi diriltirse, onunla amel eden herkesin ecri kadar o kimseye sevap verilir, hem de onların sevabından hiç bir şey eksiltmeden. Kim de Allah ve Rasûlünün rızasına uygun düşmeyen bir sapıklık bid’at’ı icat ederse, onunla amel edenlerin günahları kadar o kişiye günah yüklenir, hem de onların günhlarından hiç bir şey eksilmeden.” (İbni Mace, Mukaddime/15, Hadis no: 209-210, 1/76. Bir benzeri için bak. Müslim, İlim/16, Hadis no: 2674, 4/2060. Tirmizí, İlim/16. Hadis no: 2677, 5/45)
    Onlar, teravih namazını cemaatle ve yirmi rek’at kılınmasına bid’at diyenlere ‘ne güzel bid’at’ demesini delil olarak alırlar. Halbuki Hz. Ömer (ra) bid’ate güzel demedi, tam tersine; ‘teravihin bu şekilde kılınması bid’at değildir. Eğer siz kendi fikrinize göre ona bid’at diyorsanız, o zaman bu ne güzel bid’at’tır’ demek istemişti.
    Onlara göre “Her yeni uydurma bid’at’tir” hadisinden, Dinin esaslarına, Hz. Peygamber’in ve O’nun ilk dört halifesinin yollarına uymayan şeyler anlaşılmalıdır. Bu bid’atler, Hz. Peygamber’in Sünnetinin ortaya koyduğu ilkelerle uyuşmaz, onlara aykırıdır. Hatta bu bid’atler, bir şer’í (diní) hükmü kaldırırlar, yerine kendileri yerleşirler.
    Bid’atı, iyi ve kötü diye ikiye ayırmayan, onu dar kapsamlı yani kavram anlamıyla alanlar bu yorumlara katılmayarak derler ki; Yukarıda geçen ‘Sünnetin diriltilmesi (ihya edilmesi)’ yeni bir şey icat etmek değildir. Unutulmuş bir sünneti yeniden hayata kazandırmaktır. Hz. Ömer (ra)in teravih namazıyla ilgili uygulaması da yeni bir ibadet çeşidi veya sonradan ortaya çıkmış bir uydurma değil; örneği Peygamberin hayatında görülen ve O’nun tavsiye ettiği bir ibadetin sürekliliğini sağlama düşüncesidir.
    Bid’at Din’de temeli olmayan inançları ve ibadet şekillerini İslâmí bir kılıfla İslâm’a yamamaktır. İslâm dışı görüş, inanış ve tapınmaları İslâma mal etmektir. Bunları yapanlar yaptıkları işin Din’e aykırı olduğunu bile kabul etmezler. Bundan dolayı Süfyan-ı Sevrí ve daha başka alimler şöyle demişlerdir:
    “Bid’at iblis’e masiyetten (günâh işlemekten) daha sevimlidir. Çünkü bid’atin tevbesi olmaz, halbuki kişi günâhından dolayı tevbe edebilir. Bid’atin tevbesi olmaz sözünün manası şudur: Allah (cc) ve Rasulünün (sav) ortaya koymadıkları bir şeyi din edinen kimseye amelleri süslü gösterilir. O yaptıklarını doğru zannetmeye başlar. Kötü amellerini güzel görmeye devam ettiği sürece de tevbe etmiş olmaz. Her şeyden önce tevbenin başlangıcı; kişinin işlediği fiilin tevbe etmesi gereken kötü bir fiil olduğunu kabul etmesi, ya da tevbeyi gerektirecek denli vacip veya müstehab bir diní emri terkettiğini bilmesidir. Bir kişi kendi yaptıklarını güzel görmeye devam ettikçe tevbeye ihtiyaç duymaz.
    Bid’at ehlinin tevbe etmesi, Allah’ın ona hidayeti göstermesi ile mümkündür. Bu da ancak kişinin bildiği Hakk’a uyması ile gerçekleşebilir. “Bildiği ile amel edene Allah (cc) bilmediği şeyleri de öğretir.” (Ebu Nuaym, Enes b. Malik’ten, nak. İbni Teymiyye, Takva Yolu, s: 14)
    Rabbimiz (cc) şöyle buyurmaktadır:
    “Doğru yolu bulanların ise Allah hidayetlerini artırmış ve onlara takvalarını (Allah’tan korkup sakınmalarını) vermiştir.” (Muhammed/17, ayrıca bak: 4 Nisa/66-68. Hadid/28. 5 Maide/16)

    c-Bid’at Olayına Yeniden Bakmak:
    Peygamberimizn deyişiyle bütün bid’atler merduttur (reddedilmiştir). Hiç birinin İslâma göre bir değeri ve hükmü yoktur. Çünkü böyle bir şey, İslâm’da eksiklik veya fazlalık olduğu düşüncesine dayanır. Halbuki Din Allah (cc) tarafından insanlar için beğenilip gönderilmiş ve tamamlanmıştır. Onda insanların kafalarına göre eksik veya fazla bir şey yoktur. Bid’atçıların bir kısmı Kur’an’a ve Sünnet’e aykırı inanç ve amelleri uydurup İslâma sokarlar, onları İslâmdanmış gibi sunarlar. Bazıları da İslâmı daha iyi yaşamak, daha dindar müslüman olmak amacıyla yeni ibadet ve inanış türleri uydururlar. Her iki tutum da yanlıştır. İnsanlara düşen görev, İslâmın eksikliklerini bulup kendi akıllarınca o eksiklikleri gidermek değil; İslâma hakkıyla teslim olduktan sonra ellerinden geldiği kadar onu yaşamaktır. Unutmamak gerekir ki hiç kimse İslâmı Hz. Muhammed’den daha güzel yaşayamaz, O’ndan fazla dindar olamaz.
    Bid’at kavramının kendisi gibi ‘güzel bid’at, kötü bid’at’ tanımları çok net değildir. Hangi inanış, hangí amel ve adet bid’at’tır, hangisi güzeldir, hangisi kötüdür? Bu gibi değerlendirmeler kişilere ve kültürlere göre değişebilir. Bid’at’ın sınırlarını kim ve nasıl çizecek? Tarihte ve günümüzde hemen hemen her grup (hizip) kendi düşündüğünün ve yaptığının doğru, diğerlerinin yaptıklarını yanlış görmektedir. Herkes görüşlerini ve eylemlerini Kur’an ve Sünnete dayandırma iddiasındadır. Hiç kimse de yaptığının bid’at olduğunu kabul etmez.
    Onun için bu konuda da dikkatli olmak ve her şeye bilmeden ‘bid’at’ deme, ya da o şey gerçekte bid’at ise onu da İslâmdan sayma yanlışlığına düşmemek gerekir. Kur’an’ı ve Hz. Muhammed’in yaşayıp tebliğ ettiği Din’i iyi bilirsek; bid’atleri daha iyi tanıyabiliriz. Peygamberimizden sonra ortaya çıkan bütün fikirlere, icatlara, kurumlara, yani her şeye –kavram anlamında- bid’at demek yanlış olduğu gibi, din kılıfı geçirilmiş şeyleri de kabul etmek mümkün değildir.
    Mesela, mezar ziyareti ibret verici ve sevaptır; ama, türbeye veya mezarın yanındaki bir şeye çaput bağlamayı, mezardaki ölüden bir şey dilemeyi nereye koyacağız? Zikir yapmak, Allah’ı her an ve bütün ibadetlerle anmak, hatırlamak Kur’an’ın emridir; ama, kolkola girerek, yatarak-kalkarak, ayılıp-bayılarak, kendinden geçerek, feryat ederek zikretme hayallerinin delilini nerede bulacağız? Alimleri dinlemek, derslerinden, sözlerinden, ahlâklarından ve ilimlerinden faydalanmak güzeldir, gereklidir de. Ancak bir alime, bir şeyhe bağlanılmadan, ömür boyu onun peşinden gidilmeden İslam yaşanmaz iddiasını nereye koyacağız? Ölünün arkasından dua etmek, onu hayırla anmak güzeldir. Ama onun arkasından yapılan kırkıncı, elliikinci gece ve mevlid merasimlerini hangi âyete ve hadise dayandıracağız? İslâmda biat (seçim), şûra, din hürriyeti, hoşgörü ilkelerinden hareketle; şirk ve zulüm düzenlerini, İslâma aykırı yapılanmaları İslâmí sayabilir miyiz? Hoşgörünün sınırları sapıklıkları, isyanları, Din’e hakarate varan tavırları kabullenmek midir?
    İslâmí olmadığı halde İslâm kılıfıyla sunulan bütün inanç, amel, tavır ve anlayışlara karşı duyarlı olmak zorundayız. Bunlar Din’den olmadığı halde ona sokulan bid’at ve hurafelerdir. Her bir bid’at müslümanın hayatından bir sünneti alıp götürür. Hz. Muhammed (sav)in Sünnetini iyi tanıyanlar ve onu bir hayat olarak yaşayanlar bid’atlerin tuzağına düşmezler


  4. 05.Şubat.2011, 15:27
    2
    Editör



    hayır bunda herhangi bir sakınca yoktur.
    Allahı tesbih etmek kadar güzel bir şey var mı?
    =============================
    BİD’AT

    a-Bid’at Nedir?
    ‘Bid’at’, ‘ibda’ kökünden türemiştir. ‘İbda’, önceden yapılmış bir şeyi örnek almaksızın yapma ve icat etme demektir.
    Allah (cc) kendisine ‘Bediu’s semavati vel’ ard’, yani gökleri ve yeri örneksiz olarak ilk icat eden, yaratan demektedir. Bu, Allah’ın güzel isimlerinden birisidir. (2 Bekara/117, 6 En’am/101)
    Buna göre ‘bid’at’ sözlükte, daha önceden bir örneği olmaksızın yapılan, sonradan icat edilen şey (muhdes) demektir.
    Kavram olarak ‘bid’at’; Şeriata karşıt olması sebebiyle onunla ters düşen ve onda bir fazlalık ya da noksanlığa neden olan şeydir.
    Bid’at Sünnetin zıddı olarak kullanılmaktadır ki, Şari’nin (din koyucunun) açık ya da dolaylı, sözlü ya da fiilí izni olmaksızın, dinde sahabeden sonra ortaya çıkan eksiltme ya da fazlalaştırmadır.
    Peygamberimiz (sav) şöyle buyuruyor:
    “(Dinde) Sonradan ortaya çıkan her şey bid’at’tır; her bid’at sapıklıktır ve sapıklık insanı ateşe sürükler.” (Müslim, Cumua/43, Hadis no: 867, 2/592. Ebu Davûd, Sünne/Hadis no: 4606, 3/201. İbni Mace, Mukaddime/7, Hadis no: 45-46, 1/17. Nesâí, Iydeyn/22. 3/153)
    “Allah (cc) bid’at sahibinin, orucunu, namazını, sadakasını, haccını, umresini, cihadını, (hayır yoluna) harcamasını, şahitligini kabul etmez. O kılın yağdan çıktığı gibi dinden çıkar.” (İbni Mace, Mukaddime/7, Hadis no: 49, 1/19)
    Bu kadar tehlikeli ve imandan ayırıcı olan bid’at konusunda müslümanların doğal olarak duyarlı olmaları gerekirdi. Kişiyi dinin dışına çıkaracak hangi fiil (davranış) bid’at kapsamina girmektedir? Bid’atın iyisi veya kötüsü var mıdır, yoksa hepsi kötü ve İslâm dışı mıdır?
    Doğrusu bütün bu sorunların cevabı konusunda İslâm alimleri arasında bir söz birliği yoktur. Ortak olan görüş şudur ki Allah (cc) kendi dini olan İslâm’ı peygamberin tebliği ilk insanlara ulaştırmıştır ve onu tamamlamıştır. (5 Maide/3) Hz. Muhammed (sav) yaşayarak ve uygulayarak İslâmın ne olduğunu ortaya koymuştur. Hiç bir insanın bu dine müdahele hakkı, onu eksiltme veya ona bir şey ilave hakkı yoktur. Sonradan ortaya çıkan ve yetkili ilim adamları tarafından yapılan ictihat (fetva verme) ise, dine ilave değil, diní hükümleri sistemleştirme ya da yeni sorunlara Kur’an ve hadislerle cevap bulabilme gayretidir. (Bakınız: İctihat)
    Bid’at, söz konusu edildiği ilim dalına ve ortama göre farklı şekillerde tanımlanabilmiştir. İnanca ilişkin konulardaki bid’at, Kur’an ve Sünnet’in anlattığı inanç esaslarının dışına çıkan kimselerin inançlarıdır. Fıkıhtaki bid’at, Sünnet’e ve sahabe görüşlerine aykırı, ancak inatla değil de bir yorum farkı yüzünden değişik düşünceye sahip olmaktır.
    Bid’at’ın bir geniş, bir de dar kapsamlı tanımları yapılmıştır. Geniş kapsamlı tanım, bid’at’ın sözlük anlamından hareketle, Peygamberimizden sonra ortaya çıkan her şeye ‘bid’at’ denmiştir.

    b-Bid’at’ın Geniş Anlamı:
    Ancak, değişen zamana göre, gelişen ilimler doğrultusunda yeni yeni şeyler icat edilir, yeni buluşlar ve teknikler, hatta yeni görüşler ortaya çıkabilir. Bid’at’ın sözlük anlamina takılarak, yeni ortaya çıkan her şeye bid’at demek mümkün değildir. Bu hem Din’i anlamamak, hem de Din’in mübah (helâl) alanını haksız olarak daraltmak, Din’in uygulanmasını zorlaştırmaktır.
    Bid’at’ı bu şekilde anlayanlar günlük hayata biraz da zorunlu olarak giren yenilikleri bid’at kelimesiyle bağdaştırmanın yoluna gittiler ve bid’at’ı, ‘hasene-güzel’ ve ‘seyyie-kötü’ diye ikiye ayırdılar.
    Hatta bazı bilginler daha da detaya inerek bid’atları; vacip, haram, mendup, mekruh ve mübah olmak üzerer beş kısma ayırmışlardır.
    Bid’at’ı dar kapsamlı olarak, yani kavram anlamıyla alanlar, onu inanç ve amellerde dine yapılan ekleme ve eksiltme olarak tanımlamışlardır. Böyle düşünenlere göre, diní bir özelliği olmayan, insanların dünyalık işleriyle ilgili, İslâm’ın mübah dediği alana giren şeyler bid’at kapsamında değildir. İnsanların örf olarak yaşattıkları Din’e aykırı olmayan adetler, sonradan gerek bir ihtiyacı karşılamak, gerekse ilmí araştırmalar sonucunda geliştirilen icatlar, üretimler, bazı kurumlar, ya da fikirler bid’at alanının dışındadır.
    Kimileri, hasene (güzel) dedikleri bid’at’ı, Din’e bir ekleme olarak ele almazlar. Bunu Peygamberimizin haber verdiği ‘güzel bir çığır açma’ hadisine dayandırırlar.

    “Kim benden sonra terkedilmiş bir sünnetimi diriltirse, onunla amel eden herkesin ecri kadar o kimseye sevap verilir, hem de onların sevabından hiç bir şey eksiltmeden. Kim de Allah ve Rasûlünün rızasına uygun düşmeyen bir sapıklık bid’at’ı icat ederse, onunla amel edenlerin günahları kadar o kişiye günah yüklenir, hem de onların günhlarından hiç bir şey eksilmeden.” (İbni Mace, Mukaddime/15, Hadis no: 209-210, 1/76. Bir benzeri için bak. Müslim, İlim/16, Hadis no: 2674, 4/2060. Tirmizí, İlim/16. Hadis no: 2677, 5/45)
    Onlar, teravih namazını cemaatle ve yirmi rek’at kılınmasına bid’at diyenlere ‘ne güzel bid’at’ demesini delil olarak alırlar. Halbuki Hz. Ömer (ra) bid’ate güzel demedi, tam tersine; ‘teravihin bu şekilde kılınması bid’at değildir. Eğer siz kendi fikrinize göre ona bid’at diyorsanız, o zaman bu ne güzel bid’at’tır’ demek istemişti.
    Onlara göre “Her yeni uydurma bid’at’tir” hadisinden, Dinin esaslarına, Hz. Peygamber’in ve O’nun ilk dört halifesinin yollarına uymayan şeyler anlaşılmalıdır. Bu bid’atler, Hz. Peygamber’in Sünnetinin ortaya koyduğu ilkelerle uyuşmaz, onlara aykırıdır. Hatta bu bid’atler, bir şer’í (diní) hükmü kaldırırlar, yerine kendileri yerleşirler.
    Bid’atı, iyi ve kötü diye ikiye ayırmayan, onu dar kapsamlı yani kavram anlamıyla alanlar bu yorumlara katılmayarak derler ki; Yukarıda geçen ‘Sünnetin diriltilmesi (ihya edilmesi)’ yeni bir şey icat etmek değildir. Unutulmuş bir sünneti yeniden hayata kazandırmaktır. Hz. Ömer (ra)in teravih namazıyla ilgili uygulaması da yeni bir ibadet çeşidi veya sonradan ortaya çıkmış bir uydurma değil; örneği Peygamberin hayatında görülen ve O’nun tavsiye ettiği bir ibadetin sürekliliğini sağlama düşüncesidir.
    Bid’at Din’de temeli olmayan inançları ve ibadet şekillerini İslâmí bir kılıfla İslâm’a yamamaktır. İslâm dışı görüş, inanış ve tapınmaları İslâma mal etmektir. Bunları yapanlar yaptıkları işin Din’e aykırı olduğunu bile kabul etmezler. Bundan dolayı Süfyan-ı Sevrí ve daha başka alimler şöyle demişlerdir:
    “Bid’at iblis’e masiyetten (günâh işlemekten) daha sevimlidir. Çünkü bid’atin tevbesi olmaz, halbuki kişi günâhından dolayı tevbe edebilir. Bid’atin tevbesi olmaz sözünün manası şudur: Allah (cc) ve Rasulünün (sav) ortaya koymadıkları bir şeyi din edinen kimseye amelleri süslü gösterilir. O yaptıklarını doğru zannetmeye başlar. Kötü amellerini güzel görmeye devam ettiği sürece de tevbe etmiş olmaz. Her şeyden önce tevbenin başlangıcı; kişinin işlediği fiilin tevbe etmesi gereken kötü bir fiil olduğunu kabul etmesi, ya da tevbeyi gerektirecek denli vacip veya müstehab bir diní emri terkettiğini bilmesidir. Bir kişi kendi yaptıklarını güzel görmeye devam ettikçe tevbeye ihtiyaç duymaz.
    Bid’at ehlinin tevbe etmesi, Allah’ın ona hidayeti göstermesi ile mümkündür. Bu da ancak kişinin bildiği Hakk’a uyması ile gerçekleşebilir. “Bildiği ile amel edene Allah (cc) bilmediği şeyleri de öğretir.” (Ebu Nuaym, Enes b. Malik’ten, nak. İbni Teymiyye, Takva Yolu, s: 14)
    Rabbimiz (cc) şöyle buyurmaktadır:
    “Doğru yolu bulanların ise Allah hidayetlerini artırmış ve onlara takvalarını (Allah’tan korkup sakınmalarını) vermiştir.” (Muhammed/17, ayrıca bak: 4 Nisa/66-68. Hadid/28. 5 Maide/16)

    c-Bid’at Olayına Yeniden Bakmak:
    Peygamberimizn deyişiyle bütün bid’atler merduttur (reddedilmiştir). Hiç birinin İslâma göre bir değeri ve hükmü yoktur. Çünkü böyle bir şey, İslâm’da eksiklik veya fazlalık olduğu düşüncesine dayanır. Halbuki Din Allah (cc) tarafından insanlar için beğenilip gönderilmiş ve tamamlanmıştır. Onda insanların kafalarına göre eksik veya fazla bir şey yoktur. Bid’atçıların bir kısmı Kur’an’a ve Sünnet’e aykırı inanç ve amelleri uydurup İslâma sokarlar, onları İslâmdanmış gibi sunarlar. Bazıları da İslâmı daha iyi yaşamak, daha dindar müslüman olmak amacıyla yeni ibadet ve inanış türleri uydururlar. Her iki tutum da yanlıştır. İnsanlara düşen görev, İslâmın eksikliklerini bulup kendi akıllarınca o eksiklikleri gidermek değil; İslâma hakkıyla teslim olduktan sonra ellerinden geldiği kadar onu yaşamaktır. Unutmamak gerekir ki hiç kimse İslâmı Hz. Muhammed’den daha güzel yaşayamaz, O’ndan fazla dindar olamaz.
    Bid’at kavramının kendisi gibi ‘güzel bid’at, kötü bid’at’ tanımları çok net değildir. Hangi inanış, hangí amel ve adet bid’at’tır, hangisi güzeldir, hangisi kötüdür? Bu gibi değerlendirmeler kişilere ve kültürlere göre değişebilir. Bid’at’ın sınırlarını kim ve nasıl çizecek? Tarihte ve günümüzde hemen hemen her grup (hizip) kendi düşündüğünün ve yaptığının doğru, diğerlerinin yaptıklarını yanlış görmektedir. Herkes görüşlerini ve eylemlerini Kur’an ve Sünnete dayandırma iddiasındadır. Hiç kimse de yaptığının bid’at olduğunu kabul etmez.
    Onun için bu konuda da dikkatli olmak ve her şeye bilmeden ‘bid’at’ deme, ya da o şey gerçekte bid’at ise onu da İslâmdan sayma yanlışlığına düşmemek gerekir. Kur’an’ı ve Hz. Muhammed’in yaşayıp tebliğ ettiği Din’i iyi bilirsek; bid’atleri daha iyi tanıyabiliriz. Peygamberimizden sonra ortaya çıkan bütün fikirlere, icatlara, kurumlara, yani her şeye –kavram anlamında- bid’at demek yanlış olduğu gibi, din kılıfı geçirilmiş şeyleri de kabul etmek mümkün değildir.
    Mesela, mezar ziyareti ibret verici ve sevaptır; ama, türbeye veya mezarın yanındaki bir şeye çaput bağlamayı, mezardaki ölüden bir şey dilemeyi nereye koyacağız? Zikir yapmak, Allah’ı her an ve bütün ibadetlerle anmak, hatırlamak Kur’an’ın emridir; ama, kolkola girerek, yatarak-kalkarak, ayılıp-bayılarak, kendinden geçerek, feryat ederek zikretme hayallerinin delilini nerede bulacağız? Alimleri dinlemek, derslerinden, sözlerinden, ahlâklarından ve ilimlerinden faydalanmak güzeldir, gereklidir de. Ancak bir alime, bir şeyhe bağlanılmadan, ömür boyu onun peşinden gidilmeden İslam yaşanmaz iddiasını nereye koyacağız? Ölünün arkasından dua etmek, onu hayırla anmak güzeldir. Ama onun arkasından yapılan kırkıncı, elliikinci gece ve mevlid merasimlerini hangi âyete ve hadise dayandıracağız? İslâmda biat (seçim), şûra, din hürriyeti, hoşgörü ilkelerinden hareketle; şirk ve zulüm düzenlerini, İslâma aykırı yapılanmaları İslâmí sayabilir miyiz? Hoşgörünün sınırları sapıklıkları, isyanları, Din’e hakarate varan tavırları kabullenmek midir?
    İslâmí olmadığı halde İslâm kılıfıyla sunulan bütün inanç, amel, tavır ve anlayışlara karşı duyarlı olmak zorundayız. Bunlar Din’den olmadığı halde ona sokulan bid’at ve hurafelerdir. Her bir bid’at müslümanın hayatından bir sünneti alıp götürür. Hz. Muhammed (sav)in Sünnetini iyi tanıyanlar ve onu bir hayat olarak yaşayanlar bid’atlerin tuzağına düşmezler


  5. 05.Şubat.2011, 15:31
    3
    davetci1
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ocak.2011
    Üye No: 83408
    Mesaj Sayısı: 26
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Yaş: 57

    Cevap: Namazlardan sonra bunu yapmak bid'at midir?

    s.a.
    Değerli kardeşim sünnet olan başta söylediğiniz 33 er defa sühaneallah,elhamdülillah ve Allahuekber tesbihatıdır.Fazlasını yapmak size kalmış bir şey ama sünnet değil diye idrak ediyorum inş...
    Allahın 99 esmasının zikretmekte çok güzel bir ibadettir.Ancak Allah zikri en büyüktür.(Ankebut 45)
    Allah razı olsun


  6. 05.Şubat.2011, 15:31
    3
    davetci1 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    s.a.
    Değerli kardeşim sünnet olan başta söylediğiniz 33 er defa sühaneallah,elhamdülillah ve Allahuekber tesbihatıdır.Fazlasını yapmak size kalmış bir şey ama sünnet değil diye idrak ediyorum inş...
    Allahın 99 esmasının zikretmekte çok güzel bir ibadettir.Ancak Allah zikri en büyüktür.(Ankebut 45)
    Allah razı olsun


  7. 05.Şubat.2011, 15:32
    4
    aynurakgül
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 30.Ocak.2011
    Üye No: 83735
    Mesaj Sayısı: 43
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 37

    Cevap: Namazlardan sonra bunu yapmak bid'at midir?

    Allah razı olsun. Allah bilerek veya bilmeyerek işlediğimiz günahlarımızı affetsin, biz günahkar kullarını mağfiretine nail eylesin.


  8. 05.Şubat.2011, 15:32
    4
    Allah razı olsun. Allah bilerek veya bilmeyerek işlediğimiz günahlarımızı affetsin, biz günahkar kullarını mağfiretine nail eylesin.


  9. 05.Şubat.2011, 16:32
    5
    HAMMADUN
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Aralık.2010
    Üye No: 81065
    Mesaj Sayısı: 1,021
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Namazlardan sonra bunu yapmak bid'at midir?

    Namazdan sonra, ibadet ve taatin bittiği hakkında herhangi bir ayet ve hadis yok ise, Ki; yok. İbadet ve taatte tespihata veya surelerin okunmasına devamla Allah-u Taalayı tespih etmeyede mani hiç bir kural yoktur. Farz'ı yerine getirmişsinizdir. Sünnete uymuşsunuzdur, ondan sonra şunu da yapacaksınız diye kimseye herhangi bir zorlamada bulunamazsınız. Ancak içinizden tespihat gelmiştir veya ihlas suresi gelmiştir veya Lâ ilâhe İllellâh, Muhammedün Resûlüllah kelime-i tevhid'i gelmiştir. Zikretmeye başlamışsınızdır ve bunun yanında rabbinize tespihatta da devamda bulunmuşsunuzdur. Kendi yaptığınız ibadet olduğundan asla bidat değildir. Ancak bunları bir zorlamayla insanlara da yapmaları gerektiği hususunda bir telkinle birlikte uygulamaya sokmuş iseniz..... işte o BİD'AT'tir.


  10. 05.Şubat.2011, 16:32
    5
    HAMMADUN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Namazdan sonra, ibadet ve taatin bittiği hakkında herhangi bir ayet ve hadis yok ise, Ki; yok. İbadet ve taatte tespihata veya surelerin okunmasına devamla Allah-u Taalayı tespih etmeyede mani hiç bir kural yoktur. Farz'ı yerine getirmişsinizdir. Sünnete uymuşsunuzdur, ondan sonra şunu da yapacaksınız diye kimseye herhangi bir zorlamada bulunamazsınız. Ancak içinizden tespihat gelmiştir veya ihlas suresi gelmiştir veya Lâ ilâhe İllellâh, Muhammedün Resûlüllah kelime-i tevhid'i gelmiştir. Zikretmeye başlamışsınızdır ve bunun yanında rabbinize tespihatta da devamda bulunmuşsunuzdur. Kendi yaptığınız ibadet olduğundan asla bidat değildir. Ancak bunları bir zorlamayla insanlara da yapmaları gerektiği hususunda bir telkinle birlikte uygulamaya sokmuş iseniz..... işte o BİD'AT'tir.


  11. 05.Şubat.2011, 20:20
    6
    aynurakgül
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 30.Ocak.2011
    Üye No: 83735
    Mesaj Sayısı: 43
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 37

    Cevap: Namazlardan sonra bunu yapmak bid'at midir?

    Alıntı
    Kendi yaptığınız ibadet olduğundan asla bidat değildir. Ancak bunları bir zorlamayla insanlara da yapmaları gerektiği hususunda bir telkinle birlikte uygulamaya sokmuş iseniz..... işte o BİD'AT'tir.
    Kafamdaki soru işareti bu cevapla silinmiştir. Allah razı olsun kardeşim.


  12. 05.Şubat.2011, 20:20
    6
    Alıntı
    Kendi yaptığınız ibadet olduğundan asla bidat değildir. Ancak bunları bir zorlamayla insanlara da yapmaları gerektiği hususunda bir telkinle birlikte uygulamaya sokmuş iseniz..... işte o BİD'AT'tir.
    Kafamdaki soru işareti bu cevapla silinmiştir. Allah razı olsun kardeşim.





+ Yorum Gönder