Konusunu Oylayın.: Muhteşem yüzyıl dizisinin izlenmesi sakıncalımıdır?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Muhteşem yüzyıl dizisinin izlenmesi sakıncalımıdır?
  1. 27.Ocak.2011, 13:03
    1
    handond
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Aralık.2010
    Üye No: 82080
    Mesaj Sayısı: 40
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 24

    Muhteşem yüzyıl dizisinin izlenmesi sakıncalımıdır?






    Muhteşem yüzyıl dizisinin izlenmesi sakıncalımıdır? Mumsema Kardeşlerim birçok sitede bu tartışmaya rastladım.Ve dini bilgi öğrenmeye uğraşan arkadaşlarım ne düşünüyor merak ettim.Ben izlemedim ama izleyin diyenlerede bişey'ini bilmeden cevap vermek istemiyorum.Şimdiden teşekkürler
    birde biz barbarız diyenlere cevap ne verilmeli


  2. 27.Ocak.2011, 13:03
    1
    handond - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye



    Kardeşlerim birçok sitede bu tartışmaya rastladım.Ve dini bilgi öğrenmeye uğraşan arkadaşlarım ne düşünüyor merak ettim.Ben izlemedim ama izleyin diyenlerede bişey'ini bilmeden cevap vermek istemiyorum.Şimdiden teşekkürler
    birde biz barbarız diyenlere cevap ne verilmeli


    Benzer Konular

    - Bazı neşir vasıtalarındaki faiz reklâmları, müstehcen giyimli kadınlarla yapılan eğlence programları

    - Kurtlar Vadisi dizisinin Topkapı Sarayında, Kutsal Emanetlere saygısızlık ettiği haberi doğru mudur

    - Gültekin Avcı'nın. "Muhteşem Yüzyıl" dizisi hakkındaki muhteşem yazısı

    - Muhteşem Yüzyıl Rezaleti

    - İbni avvam - (XII. Yüzyıl)

  3. 27.Ocak.2011, 13:21
    2
    mumsema
    Administrator

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Ocak.2007
    Üye No: 1
    Mesaj Sayısı: 10,075
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: MUhteşem yüzyıl izlenmesi sakıncalımıdır.




    Alıntı
    Kardeşlerim birçok sitede bu tartışmaya rastladım.Ve dini bilgi öğrenmeye uğraşan arkadaşlarım ne düşünüyor merak ettim.Ben izlemedim ama izleyin diyenlerede bişey'ini bilmeden cevap vermek istemiyorum.Şimdiden teşekkürler
    . birde biz barbarız diyenlere cevap ne verilmeli
    Hayatımda takip ettiğim dizi olmamaıştır. (elhamdülillah)
    Yeni şafak gazetesine aboneydim. Bu dizi çıktığında manşet olarak paylaşıp eleştirmişti. Habere eklenen resim yüzünden gazeteyi iptal ettim.
    Müstehcen görüntülerlerle birlikte, tarihimizi yanlış yansıttığını gazetelerde okudum.
    İzleyip izlememek size kalmış.


  4. 27.Ocak.2011, 13:21
    2
    Administrator



    Alıntı
    Kardeşlerim birçok sitede bu tartışmaya rastladım.Ve dini bilgi öğrenmeye uğraşan arkadaşlarım ne düşünüyor merak ettim.Ben izlemedim ama izleyin diyenlerede bişey'ini bilmeden cevap vermek istemiyorum.Şimdiden teşekkürler
    . birde biz barbarız diyenlere cevap ne verilmeli
    Hayatımda takip ettiğim dizi olmamaıştır. (elhamdülillah)
    Yeni şafak gazetesine aboneydim. Bu dizi çıktığında manşet olarak paylaşıp eleştirmişti. Habere eklenen resim yüzünden gazeteyi iptal ettim.
    Müstehcen görüntülerlerle birlikte, tarihimizi yanlış yansıttığını gazetelerde okudum.
    İzleyip izlememek size kalmış.


  5. 27.Ocak.2011, 13:27
    3
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Muhteşem yüzyıl dizisinin izlenmesi sakıncalımıdır?

    Konu güzel 600 sene hüküm sürmüş bir imparatorluğun hikayesi
    Bir devletin tarihini izlemek hakında bilgi edinmek yada bilgileri pekiştirmek amacıyla
    izlenmesi sakıncalı görülemez
    fakat sahnelenen tarih kitaplarının yazdıklarıyla uyumsuz.
    örneğin Harem ve özelliklede Hürrem sultan konusu ve haremdeki kadınların Kanuniyi paylaşım kavgaları çok ön planda ve abartılı yani şu an saray içindeki dönen entrikalar
    işleniyor.Kanuninin Macaristan kuşatması belki belki izlemeye değer kılar...
    Birde Hürrem'in Taht hevesi yüzünden Kanuniye kendi evladı Şehzade Mustafayı
    öldürmesinde etkili olduğunu ve yerine II Selimi geçirdiğini bu gerçekleri dizide yansıtacaklarını hiç sanmıyorum...

    .


  6. 27.Ocak.2011, 13:27
    3
    Silent and lonely rains
    Konu güzel 600 sene hüküm sürmüş bir imparatorluğun hikayesi
    Bir devletin tarihini izlemek hakında bilgi edinmek yada bilgileri pekiştirmek amacıyla
    izlenmesi sakıncalı görülemez
    fakat sahnelenen tarih kitaplarının yazdıklarıyla uyumsuz.
    örneğin Harem ve özelliklede Hürrem sultan konusu ve haremdeki kadınların Kanuniyi paylaşım kavgaları çok ön planda ve abartılı yani şu an saray içindeki dönen entrikalar
    işleniyor.Kanuninin Macaristan kuşatması belki belki izlemeye değer kılar...
    Birde Hürrem'in Taht hevesi yüzünden Kanuniye kendi evladı Şehzade Mustafayı
    öldürmesinde etkili olduğunu ve yerine II Selimi geçirdiğini bu gerçekleri dizide yansıtacaklarını hiç sanmıyorum...

    .


  7. 27.Ocak.2011, 13:29
    4
    istanbul2688
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Ocak.2011
    Üye No: 83294
    Mesaj Sayısı: 77
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 27

    Cevap: Muhteşem yüzyıl dizisinin izlenmesi sakıncalımıdır?

    Alıntı
    Hayatımda takip ettiğim dizi olmamaıştır. (elhamdülillah)
    Yeni şafak gazetesine aboneydim. Bu dizi çıktığında manşet olarak paylaşıp eleştirmişti. Habere eklenen resim yüzünden gazeteyi iptal ettim.
    Müstehcen görüntülerlerle birlikte, tarihimizi yanlış yansıttığını gazetelerde okudum.
    İzleyip izlememek size kalmış
    nerede yaşıyorsunuz merak ettim. Bu kadar hassas bir biçimde yaşanabilecek bir yer var mı ? Özellikle de istanbulda (:


  8. 27.Ocak.2011, 13:29
    4
    Alıntı
    Hayatımda takip ettiğim dizi olmamaıştır. (elhamdülillah)
    Yeni şafak gazetesine aboneydim. Bu dizi çıktığında manşet olarak paylaşıp eleştirmişti. Habere eklenen resim yüzünden gazeteyi iptal ettim.
    Müstehcen görüntülerlerle birlikte, tarihimizi yanlış yansıttığını gazetelerde okudum.
    İzleyip izlememek size kalmış
    nerede yaşıyorsunuz merak ettim. Bu kadar hassas bir biçimde yaşanabilecek bir yer var mı ? Özellikle de istanbulda (:


  9. 27.Ocak.2011, 13:32
    5
    rana
    Aciz Kul

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 07.Temmuz.2007
    Üye No: 5879
    Mesaj Sayısı: 5,602
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 70
    Bulunduğu yer: Stuttgart/Istanbul/Ankara

    Cevap: MUhteşem yüzyıl izlenmesi sakıncalımıdır.

    Kardesim bu dizide osmanli padisahi Kanuni Sultan Süleyman`in portresi gerceklerden cok uzak bir sekilde cizilmis..
    Kesinlikle bu dizinin yayinlanmasi engellenmeli, bu yüzden bir cok kardesimiz bu diziye bakmayarak protesto ediyor hakli olarak. Tepkimizi bi sekilde vermeliyiz yoksa nice olur halimiz.


    [DM]xgrgu5_muhteyem-rezalete-kapak-olsun_news[/DM]



  10. 27.Ocak.2011, 13:32
    5
    Aciz Kul
    Kardesim bu dizide osmanli padisahi Kanuni Sultan Süleyman`in portresi gerceklerden cok uzak bir sekilde cizilmis..
    Kesinlikle bu dizinin yayinlanmasi engellenmeli, bu yüzden bir cok kardesimiz bu diziye bakmayarak protesto ediyor hakli olarak. Tepkimizi bi sekilde vermeliyiz yoksa nice olur halimiz.


    [DM]xgrgu5_muhteyem-rezalete-kapak-olsun_news[/DM]



  11. 27.Ocak.2011, 13:34
    6
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,584
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Muhteşem yüzyıl dizisinin izlenmesi sakıncalımıdır?

    Videodaki Kapak iyi oldu rana teşekkürler.

    Alıntı
    nerede yaşıyorsunuz merak ettim. Bu kadar hassas bir biçimde yaşanabilecek bir yer var mı ? Özellikle de istanbulda (:
    Dileyen mevlasınıda, belasınıda bulurmuş
    Nerde yaşarsak yaşayalım çokta önemli değill (çünkü her yer aynı) önemli olan Allahın ipine tutunup bırakmamaktır.

    sonuç olarak ahir zamanda islamı yaşamak gerçekten çok zor.
    Allah (cc) mümin ve müminelerin yardımcısı olsun. amin


  12. 27.Ocak.2011, 13:34
    6
    Moderatör
    Videodaki Kapak iyi oldu rana teşekkürler.

    Alıntı
    nerede yaşıyorsunuz merak ettim. Bu kadar hassas bir biçimde yaşanabilecek bir yer var mı ? Özellikle de istanbulda (:
    Dileyen mevlasınıda, belasınıda bulurmuş
    Nerde yaşarsak yaşayalım çokta önemli değill (çünkü her yer aynı) önemli olan Allahın ipine tutunup bırakmamaktır.

    sonuç olarak ahir zamanda islamı yaşamak gerçekten çok zor.
    Allah (cc) mümin ve müminelerin yardımcısı olsun. amin


  13. 27.Ocak.2011, 13:37
    7
    ehli-sunnet
    Feseyekfikehumullah

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Eylül.2010
    Üye No: 79032
    Mesaj Sayısı: 2,015
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 21
    Bulunduğu yer: Uzaklardan..

    Cevap: Muhteşem yüzyıl dizisinin izlenmesi sakıncalımıdır?

    Muhteşem Yüzyıl'ı bırak kardeşim Tv izlemek bile sakıncalı.
    İslami Kanallar Müstesna.


  14. 27.Ocak.2011, 13:37
    7
    Feseyekfikehumullah
    Muhteşem Yüzyıl'ı bırak kardeşim Tv izlemek bile sakıncalı.
    İslami Kanallar Müstesna.


  15. 27.Ocak.2011, 13:44
    8
    syseditenes
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Nisan.2009
    Üye No: 47835
    Mesaj Sayısı: 20
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 30
    Bulunduğu yer: İstanbul

    Cevap: Muhteşem yüzyıl dizisinin izlenmesi sakıncalımıdır?

    Hem Osmanlıyı karalama amaçlı yapılan, hemde milletin ahlakını bozmak için yapılan saçma bir dizi.Osmanlıya o yakıştırmaları yapanların Osmanlı hakkında bir bilgisi yoktur. Osmanlı İmparatorluğu İslamı yaymak amaçlı 3 cihanı fethetmiştir. Başka amaçları yoktur. İngiltere başbakanı gladstone demiş ya ya bu kuranı ellerinden alıcaz ya da soğutacağız.Bizimkiler soğutmaya çalışıyor başka bir amaçları yok.

    Gladstone merak edenler varsa:
    Alıntı
    William Ewart Gladstone (1809-1898)

    İngiliz devlet ve siyaset adamlarındandır. Uzun yıllar bakanlık ve başkanlık yapmıştır. Başbakanlığı döneminde, bir asırdan beri süregelen ve Osmanlı toprak bütünlüğünün korunmasından yana olan İngiliz politikasını değiştirmiş ve Osmanlı topraklarının parçalanması, küçük devletlerin kurulması şeklinde bir politika izlemeye başlamıştır. İslamiyet’e ve Türklere düşmanlığı ile tanınmıştır.

    “Bu Kur’an Müslümanların elinde bulunduğu müddetçe, biz onlara hakiki hâkim olamayız. Ne yapıp yapıp, bu Kur’an’ı sükût ettirip ortadan kaldırmalıyız. Yahut da Müslümanları ondan soğutmalıyız” mealindeki sözlerin sahibi olup, bu sözleri Sömürgeler Bakanı olduğu sıralarda İngiliz Avam Kamarasında sarf etmiştir.
    İskoç asıllı olan Gladstone, zengin bir ailenin çocuğu olarak 1809 yılında Liverpool’da doğdu. Eton Koleji’ni bitirdikten sonra Oxford Üniversitesinde okudu. Çok genç yaşta parlamentoya girdi (1832). Siyasi hayatına Muhafazakârların yanında yer alarak başladı. Kendi partisinin iktidarında önce Ticaret (1843-45), ardından da Sömürgeler Bakanı (1845-46) oldu.

    Gladstone, bir süre sonra Muhafazakârlardan ayrılarak Liberal Partiye katıldı ve 1852 yılında başlayan ve 1866 yılına kadar devam eden uzun bir süre boyunca Maliye Bakanlığı yaptı. Liberal Partiye katıldıktan sonra Muhafazakârlarla aralarında yıllarca süren bir çekişmenin içine girdi. Bu görevi sırasında bazı önemli değişiklikler yaptı. Vergilerde indirime gitti. Devletin, bireylerin üzerindeki etkisini azami ölçüde azaltmak ve daha özgür hareket imkânı tanımak maksadıyla reformların yapılması gerektiğini savundu. Söz konusu reform isteği daha sonra iktidara gelen Muhafazakârlar tarafından da destek buldu ve uygulandı.

    1864 yılında Avam Kamarasında yer alan Liberallerin başına geçen Gladstone, 1868 yılında da başbakan oldu. Altı yıl süren başbakanlığından sonra, Muhafazakârlar iktidara gelince, başbakanlıktan ayrılmak zorunda kaldı. 1875 yılında parti yönetiminden ayrıldıysa da, bir yıl gibi kısa bir süre sonra tekrar siyasete dönerek partisinin başına geçti. Özellikle Muhafazakârların Yakındoğu politikasının sert eleştirilere uğraması ve pasiflikle itham edilmeleri Gladstone’un işine yaradı. Bulgaristan meselesinde, Osmanlı Devletinden yana tavır takınan Muhafazakârları sert şekilde eleştirdi.

    Bir süre iktidardan uzak kalan Liberallerin 1880 seçimlerinden zaferle çıkmaları, Gladstone’a tekrar başbakan olma fırsatını verdi. Seçimlerin ardından ikinci kez başbakan oldu ve 1885 yılına kadar bu görevi sürdürdü. Bu tarihten itibaren, İngiliz siyasetinde önemli değişikler meydana geldi. Özellikle Osmanlı-İngiliz ilişkilerinde çok önemli gelişmeler yaşandı.

    İngiltere, Rusların yayılmasına paralel olarak, kendi menfaatlerini açısından da uygun düşmesinden ötürü, özellikle 18. yüzyılın son çeyreğinden itibaren, Osmanlı Devletinin toprak bütünlüğünün korunmasından yana bir politika izledi. Uluslararası anlaşmazlıklarda, bahusus Osmanlı-Rus mücadelelerinde bu politikayı yüz yıl boyunca devam ettirdi. Bu durum Gladstone’un 1880 yılında başbakanlığa gelişine kadar devam etti. Yeni başbakan bu siyaseti terk ederek, Osmanlı Devletinin topraklarının parçalanması ve özellikle Ermeni devleti kurulması yönünde ciddi faaliyetlerde bulundu.

    Gladstone, Ermeni devletinin kurulmasıyla Ruslara karşı bir tampon bölgenin oluşturulacağını ve bu şekilde Rusların güneye inmesinin engelleneceğini savundu. Böylece Ermenistan, Ruslara karşı İngilizlerin ileri bir karakolu durumuna gelecekti. Bu amaçla, Doğu Anadolu’dan Ermenistan diye söz edildiği ve uzak köşelere kadar İngiliz Konsolosluklarının kurulduğu görüldü. Protestan misyonerlerin bölgedeki sayıları arttırıldı. Ayrıca, Londra’da bir İngiliz-Ermeni komitesi teşkil edildi. İngilizlerin faaliyetlerini takip eden Fransız Büyükelçisi Paul Cambon; Ermenilerin örgütlenerek disiplin altına alındıklarını, propagandacıların Londra’dan yönlendirildiklerini, “Millet-i Sadıka” olarak bilinen Ermenilerin tahrik edildiklerini, 1894 yılında Paris’e gönderdiği raporunda belirtmektedir (http://www.ermenisorunu.gen.tr/turkc...r/makale8.html).

    Gladstone’un izlediği politikaya paralel olarak, İngiliz kamuoyunda da Osmanlılara karşı büyük bir kampanyanın başladığı dikkati çekmektedir. Özellikle kamuoyunu Osmanlı aleyhine yönlendirmek gayesiyle, ülkemizde meydana gelen olaylar abartılarak, azınlıkların ve Osmanlı egemenliği altında yaşayan milletlerin zulme uğradığı şeklinde aktarıldı. 1897 yılında yapılan Osmanlı-Yunan Savaşı, “Türk barbarlığı”, “Türk vahşeti” vb. başlıklarla basında yer aldı. Diğer taraftan, Gladstone’un, “Türkler Asya'nın içlerine geri sürülmelidir” şeklindeki ifadeleri de yapılan düşmanlığa önemli bir örnek teşkil etmektedir.

    Gladstone’un bu yaklaşımı ve izlenen politikalardan, İslam dini ve Müslümanlara karşı olan düşmanlıkları da önemli ölçüde etkili oldu. (http://www.mfa.gov.tr/turkce/gruph/hg/hga/09.htm) Büyük bir sömürge imparatorluğu kuran İngilizlerin bu sömürgeleri ellerinde tutabilmek için başvurdukları önemli yollardan bir tanesi Müslümanlar arasındaki bağları zayıflatmak, özellikle Osmanlılar ve birbirleriyle olan ilişkilerini bozmayı siyasetlerinin önemli bir temel taşı olarak gördüler. Ayrıca, dini hassasiyetlerini zayıflatmak ve bu yolla din kardeşliği bağını zayıflatmayı hedeflediler. Henüz Sömürgeler bakanı iken Gladstone’un sarf ettiği sözler bu açıdan dikkat çekicidir:

    “Bu Kur’an Müslümanların elinde bulunduğu müddetçe, biz onlara hakiki hâkim olamayız. Ne yapıp yapıp, bu Kur’an’ı sükût ettirip ortadan kaldırmalıyız. Yahut da Müslümanları ondan soğutmalıyız” dediği, İngiliz Avam Kamarasındaki konuşmasıyla, İngiliz politikasını ve izlenmesi gereken siyaseti dile getirmiştir. (www.yeniasya.org.tr/index.asp?Section=SaidNursi)

    Bediüzzaman, bu sözleri Van Valisi Tahir Paşa vasıtasıyla bir gazete haberinden öğrendi. Bu sözlere karşı Bediüzzaman Hazretleri; “Ben de Kur’an’ın sönmez ve söndürülemez ebedi bir güneş gibi mucize olduğunu dünyaya ilân edeceğim” demek suretiyle hayatının temel gayesini ortaya koydu. Böylece, Kur’an-ı Kerim’in asrımıza bakan manevi mucizesini insanlara ispat etme kararını verdi. Risale-i Nur Külliyatı bu kararın neticesi olarak ortaya çıktı.

    Gladstone, 1880 yılında başladığı başbakanlık görevini beş yıl sürdürdü. Daha sonra iki kez daha, 1886 ve 1892 yıllarında başbakan oldu. Dördüncü kez yaptığı başbakanlık görevinden 1894 yılında istifa etti. Uygulamak istediği bazı kararlarının Lordlar Kamarası tarafından reddedilmesinden dolayı bu kararı aldı.

    Osmanlı kamuoyu tarafından dikkatle izlenen Gladstone, başbakanlığa her gelişinde, Osmanlı devlet adamlarının endişelenmesine sebep oldu. Çünkü, onun düşmanca davranışları ve uyguladığı siyaset büyük rahatsızlıklara sebep olmakta ve Babıali’de, her gelişi en büyük felaket haberi olarak karşılanmaktaydı.

    1894 yılında başbakanlıktan istifa ettikten sonra dört yıl daha yaşayan Gladstone, 1898 yılında Hawarden’de öldü.



  16. 27.Ocak.2011, 13:44
    8
    Hem Osmanlıyı karalama amaçlı yapılan, hemde milletin ahlakını bozmak için yapılan saçma bir dizi.Osmanlıya o yakıştırmaları yapanların Osmanlı hakkında bir bilgisi yoktur. Osmanlı İmparatorluğu İslamı yaymak amaçlı 3 cihanı fethetmiştir. Başka amaçları yoktur. İngiltere başbakanı gladstone demiş ya ya bu kuranı ellerinden alıcaz ya da soğutacağız.Bizimkiler soğutmaya çalışıyor başka bir amaçları yok.

    Gladstone merak edenler varsa:
    Alıntı
    William Ewart Gladstone (1809-1898)

    İngiliz devlet ve siyaset adamlarındandır. Uzun yıllar bakanlık ve başkanlık yapmıştır. Başbakanlığı döneminde, bir asırdan beri süregelen ve Osmanlı toprak bütünlüğünün korunmasından yana olan İngiliz politikasını değiştirmiş ve Osmanlı topraklarının parçalanması, küçük devletlerin kurulması şeklinde bir politika izlemeye başlamıştır. İslamiyet’e ve Türklere düşmanlığı ile tanınmıştır.

    “Bu Kur’an Müslümanların elinde bulunduğu müddetçe, biz onlara hakiki hâkim olamayız. Ne yapıp yapıp, bu Kur’an’ı sükût ettirip ortadan kaldırmalıyız. Yahut da Müslümanları ondan soğutmalıyız” mealindeki sözlerin sahibi olup, bu sözleri Sömürgeler Bakanı olduğu sıralarda İngiliz Avam Kamarasında sarf etmiştir.
    İskoç asıllı olan Gladstone, zengin bir ailenin çocuğu olarak 1809 yılında Liverpool’da doğdu. Eton Koleji’ni bitirdikten sonra Oxford Üniversitesinde okudu. Çok genç yaşta parlamentoya girdi (1832). Siyasi hayatına Muhafazakârların yanında yer alarak başladı. Kendi partisinin iktidarında önce Ticaret (1843-45), ardından da Sömürgeler Bakanı (1845-46) oldu.

    Gladstone, bir süre sonra Muhafazakârlardan ayrılarak Liberal Partiye katıldı ve 1852 yılında başlayan ve 1866 yılına kadar devam eden uzun bir süre boyunca Maliye Bakanlığı yaptı. Liberal Partiye katıldıktan sonra Muhafazakârlarla aralarında yıllarca süren bir çekişmenin içine girdi. Bu görevi sırasında bazı önemli değişiklikler yaptı. Vergilerde indirime gitti. Devletin, bireylerin üzerindeki etkisini azami ölçüde azaltmak ve daha özgür hareket imkânı tanımak maksadıyla reformların yapılması gerektiğini savundu. Söz konusu reform isteği daha sonra iktidara gelen Muhafazakârlar tarafından da destek buldu ve uygulandı.

    1864 yılında Avam Kamarasında yer alan Liberallerin başına geçen Gladstone, 1868 yılında da başbakan oldu. Altı yıl süren başbakanlığından sonra, Muhafazakârlar iktidara gelince, başbakanlıktan ayrılmak zorunda kaldı. 1875 yılında parti yönetiminden ayrıldıysa da, bir yıl gibi kısa bir süre sonra tekrar siyasete dönerek partisinin başına geçti. Özellikle Muhafazakârların Yakındoğu politikasının sert eleştirilere uğraması ve pasiflikle itham edilmeleri Gladstone’un işine yaradı. Bulgaristan meselesinde, Osmanlı Devletinden yana tavır takınan Muhafazakârları sert şekilde eleştirdi.

    Bir süre iktidardan uzak kalan Liberallerin 1880 seçimlerinden zaferle çıkmaları, Gladstone’a tekrar başbakan olma fırsatını verdi. Seçimlerin ardından ikinci kez başbakan oldu ve 1885 yılına kadar bu görevi sürdürdü. Bu tarihten itibaren, İngiliz siyasetinde önemli değişikler meydana geldi. Özellikle Osmanlı-İngiliz ilişkilerinde çok önemli gelişmeler yaşandı.

    İngiltere, Rusların yayılmasına paralel olarak, kendi menfaatlerini açısından da uygun düşmesinden ötürü, özellikle 18. yüzyılın son çeyreğinden itibaren, Osmanlı Devletinin toprak bütünlüğünün korunmasından yana bir politika izledi. Uluslararası anlaşmazlıklarda, bahusus Osmanlı-Rus mücadelelerinde bu politikayı yüz yıl boyunca devam ettirdi. Bu durum Gladstone’un 1880 yılında başbakanlığa gelişine kadar devam etti. Yeni başbakan bu siyaseti terk ederek, Osmanlı Devletinin topraklarının parçalanması ve özellikle Ermeni devleti kurulması yönünde ciddi faaliyetlerde bulundu.

    Gladstone, Ermeni devletinin kurulmasıyla Ruslara karşı bir tampon bölgenin oluşturulacağını ve bu şekilde Rusların güneye inmesinin engelleneceğini savundu. Böylece Ermenistan, Ruslara karşı İngilizlerin ileri bir karakolu durumuna gelecekti. Bu amaçla, Doğu Anadolu’dan Ermenistan diye söz edildiği ve uzak köşelere kadar İngiliz Konsolosluklarının kurulduğu görüldü. Protestan misyonerlerin bölgedeki sayıları arttırıldı. Ayrıca, Londra’da bir İngiliz-Ermeni komitesi teşkil edildi. İngilizlerin faaliyetlerini takip eden Fransız Büyükelçisi Paul Cambon; Ermenilerin örgütlenerek disiplin altına alındıklarını, propagandacıların Londra’dan yönlendirildiklerini, “Millet-i Sadıka” olarak bilinen Ermenilerin tahrik edildiklerini, 1894 yılında Paris’e gönderdiği raporunda belirtmektedir (http://www.ermenisorunu.gen.tr/turkc...r/makale8.html).

    Gladstone’un izlediği politikaya paralel olarak, İngiliz kamuoyunda da Osmanlılara karşı büyük bir kampanyanın başladığı dikkati çekmektedir. Özellikle kamuoyunu Osmanlı aleyhine yönlendirmek gayesiyle, ülkemizde meydana gelen olaylar abartılarak, azınlıkların ve Osmanlı egemenliği altında yaşayan milletlerin zulme uğradığı şeklinde aktarıldı. 1897 yılında yapılan Osmanlı-Yunan Savaşı, “Türk barbarlığı”, “Türk vahşeti” vb. başlıklarla basında yer aldı. Diğer taraftan, Gladstone’un, “Türkler Asya'nın içlerine geri sürülmelidir” şeklindeki ifadeleri de yapılan düşmanlığa önemli bir örnek teşkil etmektedir.

    Gladstone’un bu yaklaşımı ve izlenen politikalardan, İslam dini ve Müslümanlara karşı olan düşmanlıkları da önemli ölçüde etkili oldu. (http://www.mfa.gov.tr/turkce/gruph/hg/hga/09.htm) Büyük bir sömürge imparatorluğu kuran İngilizlerin bu sömürgeleri ellerinde tutabilmek için başvurdukları önemli yollardan bir tanesi Müslümanlar arasındaki bağları zayıflatmak, özellikle Osmanlılar ve birbirleriyle olan ilişkilerini bozmayı siyasetlerinin önemli bir temel taşı olarak gördüler. Ayrıca, dini hassasiyetlerini zayıflatmak ve bu yolla din kardeşliği bağını zayıflatmayı hedeflediler. Henüz Sömürgeler bakanı iken Gladstone’un sarf ettiği sözler bu açıdan dikkat çekicidir:

    “Bu Kur’an Müslümanların elinde bulunduğu müddetçe, biz onlara hakiki hâkim olamayız. Ne yapıp yapıp, bu Kur’an’ı sükût ettirip ortadan kaldırmalıyız. Yahut da Müslümanları ondan soğutmalıyız” dediği, İngiliz Avam Kamarasındaki konuşmasıyla, İngiliz politikasını ve izlenmesi gereken siyaseti dile getirmiştir. (www.yeniasya.org.tr/index.asp?Section=SaidNursi)

    Bediüzzaman, bu sözleri Van Valisi Tahir Paşa vasıtasıyla bir gazete haberinden öğrendi. Bu sözlere karşı Bediüzzaman Hazretleri; “Ben de Kur’an’ın sönmez ve söndürülemez ebedi bir güneş gibi mucize olduğunu dünyaya ilân edeceğim” demek suretiyle hayatının temel gayesini ortaya koydu. Böylece, Kur’an-ı Kerim’in asrımıza bakan manevi mucizesini insanlara ispat etme kararını verdi. Risale-i Nur Külliyatı bu kararın neticesi olarak ortaya çıktı.

    Gladstone, 1880 yılında başladığı başbakanlık görevini beş yıl sürdürdü. Daha sonra iki kez daha, 1886 ve 1892 yıllarında başbakan oldu. Dördüncü kez yaptığı başbakanlık görevinden 1894 yılında istifa etti. Uygulamak istediği bazı kararlarının Lordlar Kamarası tarafından reddedilmesinden dolayı bu kararı aldı.

    Osmanlı kamuoyu tarafından dikkatle izlenen Gladstone, başbakanlığa her gelişinde, Osmanlı devlet adamlarının endişelenmesine sebep oldu. Çünkü, onun düşmanca davranışları ve uyguladığı siyaset büyük rahatsızlıklara sebep olmakta ve Babıali’de, her gelişi en büyük felaket haberi olarak karşılanmaktaydı.

    1894 yılında başbakanlıktan istifa ettikten sonra dört yıl daha yaşayan Gladstone, 1898 yılında Hawarden’de öldü.



  17. 27.Ocak.2011, 15:26
    9
    komite
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 10.Ağustos.2010
    Üye No: 77859
    Mesaj Sayısı: 98
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Cevap: Muhteşem yüzyıl dizisinin izlenmesi sakıncalımıdır?

    Dinen bir sakıncası varmı bilmiyorum ama dizilerin izlenmesi küllen sakıncalı kardeş.Diziler yüzünden ne kadar harama baktık.Ne günahlar işledik.Tövbe ettik.Osmanlı Devleti'nin en parlak dönemini yaşatan Kanuni Sultan Süleyman'ın hayatını üzümle fantezi yaparak anlatmak neyinb nesi.Fragmanını bile izlemem.


  18. 27.Ocak.2011, 15:26
    9
    Devamlı Üye
    Dinen bir sakıncası varmı bilmiyorum ama dizilerin izlenmesi küllen sakıncalı kardeş.Diziler yüzünden ne kadar harama baktık.Ne günahlar işledik.Tövbe ettik.Osmanlı Devleti'nin en parlak dönemini yaşatan Kanuni Sultan Süleyman'ın hayatını üzümle fantezi yaparak anlatmak neyinb nesi.Fragmanını bile izlemem.


  19. 27.Ocak.2011, 15:42
    10
    KaLPNuRu
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 05.Temmuz.2009
    Üye No: 49085
    Mesaj Sayısı: 499
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5
    Bulunduğu yer: München

    Cevap: Muhteşem yüzyıl dizisinin izlenmesi sakıncalımıdır?

    Alıntı
    nerede yaşıyorsunuz merak ettim. Bu kadar hassas bir biçimde yaşanabilecek bir yer var mı ? Özellikle de istanbulda (:
    Bu ne demek oluyor.. Bunun istanbulu veya baska yeri varmi dir ?
    Kuran-i Kerim de su zamanda o zaman da diye bir sey yaziyormu ?
    Su zamanda bu imkansiz, siz 5 vakit namaz kilamazsiniz en iyisi 3 vakit kilin mi yazmasi gerekiyor du ?
    Seytanin tam bir vesvese si iste..
    Kuran-i Kerim her cag icin gecerlidir.
    Ahirette günahlarimizdan teker teker hesap verecegiz.
    Cevap olarak ama Allahim bu zaman da yada istanbul gibi bir yerde bunu yapmamak imkansizdi diye bir bahanen olamayacak.

    Dizi de bakmak, filim de bakmak sakincalidir. Bu zaman da müzik dinlememek, Tv izlememek hic de zor degil..

    Muhtesem YüzYil dizisini de gercekten sacma buluyorum. Bunun tamamen gerceklerle alakasi yok. Ya bu tarihi daha bilmeyen ve bu dizilere bakan insanlarin yine kafalari bulanacak..
    Dogru yazarlarin kitaplarindan ögrenelim..


  20. 27.Ocak.2011, 15:42
    10
    Devamlı Üye
    Alıntı
    nerede yaşıyorsunuz merak ettim. Bu kadar hassas bir biçimde yaşanabilecek bir yer var mı ? Özellikle de istanbulda (:
    Bu ne demek oluyor.. Bunun istanbulu veya baska yeri varmi dir ?
    Kuran-i Kerim de su zamanda o zaman da diye bir sey yaziyormu ?
    Su zamanda bu imkansiz, siz 5 vakit namaz kilamazsiniz en iyisi 3 vakit kilin mi yazmasi gerekiyor du ?
    Seytanin tam bir vesvese si iste..
    Kuran-i Kerim her cag icin gecerlidir.
    Ahirette günahlarimizdan teker teker hesap verecegiz.
    Cevap olarak ama Allahim bu zaman da yada istanbul gibi bir yerde bunu yapmamak imkansizdi diye bir bahanen olamayacak.

    Dizi de bakmak, filim de bakmak sakincalidir. Bu zaman da müzik dinlememek, Tv izlememek hic de zor degil..

    Muhtesem YüzYil dizisini de gercekten sacma buluyorum. Bunun tamamen gerceklerle alakasi yok. Ya bu tarihi daha bilmeyen ve bu dizilere bakan insanlarin yine kafalari bulanacak..
    Dogru yazarlarin kitaplarindan ögrenelim..


  21. 27.Ocak.2011, 16:50
    11
    HAMMADUN
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Aralık.2010
    Üye No: 81065
    Mesaj Sayısı: 1,021
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Muhteşem yüzyıl dizisinin izlenmesi sakıncalımıdır?

    Ecdadımıza kin ile saldırmayı bekleyen nice toplumlar vardır. Saldırdıkçada bazı şeyleri bilmeyen müslümanlar, kendilerine ehl-i küfür tarafından, filler gibi yutturulmuş lokmalarla, huzur bulamamaktadırlar. Öncelikle şunu bilmemiz gerekirki, ecdad hiç bir surette bize kara çalınacak hiç bir fiil içerisinde bulunmamıştır.

    Hemen örnekleyelim.

    HAREM'den başlayalım.

    HAREM Nedir....??? Köken itibariyle HARAM'dan gelen bir kelime,

    HAREM'i araştırdığımda, Haremde kalanların, çoğunlukla şehit aileleri olduklarını gördüm. Savaşlarda şehit olmuş ailelerin, vakıfların koruması haricinde kalmış aileleri. Rütbelerin en büyüğü ile şereflenmiş askerine ve ailelerine karşı bir minnet borcu olarak DEVLET-İ ALİ OSMANİ'nin gözbebeği sarayda kalan şehit aileleri.

    İşte bu ailelere atılan çamurun tezahürüdür, bu günkü müslamanlara yutturulan HAREM... KESİNLİKLE YUTMA KARDEŞİM, SENİN ECDADIN O --------ERİN AĞIZLARINA DAHİ ALABİLECEKLERİ ÖLÇÜDE KÜÇÜLMEMİŞLERDİR.....

    Harem odaları çok sade olarak döşenmiş, kilim ve sedirden oluşan, yemekleri saray adabıyla ve duvalarla yenen, her daim içerisinde müderris ve ilim adamlarının ders verdiği, bir eğitim ve islam şeriatına göre gözetilen bir erdem yuvası.

    Özellikle buradaki kız çocukları, hafız-ı kelam olarak yetiştirilen, saray görgü ve edebiyle techiz edilen, zamanın en güzel sanatları ile de takviye edilen, adab-u muhaşeret kanunlarına vakıf muhteşem bir eğitim ve öğrenim kurumu.

    Nasıl....??? Size yutturulan HAREM'e uymuyor değilmi....???

    Aynı HAREM'de padişahın gözdeleri, şehit hanımları ile birlikte aynı statü içerisinde ve padişah kızlarıda, şehit kızları ile aynı statü içerisinde eğitimlerini görmektedirler. Öyleki; Orada muhafızların dışarıda olmasına rağmen, haremde bir de harem ağası vardırki; genelde bu harem ağaları, nefs'leri kadınlara karşı uyanmayanlar arasından memlekette özellikle büyük bir eğitim gördükten sonra bu makama takdir edilen zatlardan seçilirlerdi..... Yoksa öyle hadım edilirlerdi gibi bir takım uydurmalar, Harem ağaları için dinen geçerliliği olmayacak uygulamalardandır.

    Tüm harem HÜKÜMDAR'ın ailesi sayılır ve hiç kimse hareme yan gözle bakamazdı. Zira HÜKÜMDAR harem'i rabbinin bir emaneti ve ailesi olarak bilirdi.

    Harem'de eğitim gören şehitlerin erkek çocukları ile, şeyhzadeler aynı eğitimi alırlar. Daha sonra devlet yöneteceği için şeyhzadelere diğer şehit'lerin erkek çocuklarından ayrı olmak üzere, LİSAN-I HAL ve HALK LİSANI özellikle öğretilirdi. Bunun dışında tüm dersler şehit çocuklarının erkek çocukları ile aynı ölçüde öğrenilirdi. Burada eğitimini tamamlamış olan erkek çocukları, şeyhzadeler gibi OSMANLI İLLERİ'nden herhangi birine vali olarak atanır. Bu da HÜKÜMDAR'ın kontrolü altında takip edilirdi. Halkı nasıl yönettikleri hususunda her daim bilgi aktarılırdı HÜKÜMDAR'a.

    Hülasa değerli kardeşlerim, bu sapık zihniyetli malum çevreler o zamanda osmanlı'dan hoşlanmazdı, bu gün dahi o muhteşem ecdadın nesline karşı kin içerisinde, zehirlerini kusmaktan bir an bile geri kalmazlar. Zira onların kini ecdada veya onun asil nesli olan sizlere değil bizzat ALLAH-U TAALA'ya ve RAHMET PEYGAMBERİ (S.A.V.)'edir. Korkuları ise kendileri için çok karanlık olan bu çağ gibi bir çağda tekrar yaşayıp, şerefli bir yaşam içerisinde bulunmaktan korkarlar. Zira -------- bir güruh için, şerefli bir yaşamdan daha zulm verici bir şey tahayyül edememektedirler. İslam'a olan kinlerinin sebebi de işte budur.

    Siz tahayyül edebiliyormusunuz. O size yutturulmaya çalışılan ve saptırılmış tarihin ürünü HAREM'den, İslamla şereflenmiş, İmanen tüm dünyayı islam şeriatı üzere hükmederek yönetmek olan bir HÜKÜMDAR'ın, HAREMİNDEN, Yine başta şeyhzadeler olmak üzere, vezirler, kolağaları, paşalar, sadr'da bulunanlar, divan ehli, dahi ŞEYH-UL ISLAM kendi çocukları için haremden kız istemek için sıraya girmiş olsunlar.

    Peki saraydan kız istemek kolaymı....???? Peki saraydan nasıl kız istenir....????

    Saraydan kız istemek oldukça zor. Ancak yoluda yok değil. Şehitlerin kızlarını edeb ve adab-ı muhaşeret'le yetiştiren o muazzam eğitim yuvasından kız istemek için, öncelikle vezir yada sadr'dan bir üyenin hanımı, HÜKÜMDAR'ın gözdesinden, Allah'ın adını kullanarak, bir misafirlik talep ederler. Gözdeler ve dahi haremde vazifeli olanlar bu ziyaretin ne maksat ile gerçekleştirileceğini bilir ve ona göre hazırlıklar yaparlar. Zira Allah'ın emri, Peygamberin kavli vardır bu hazırlıklarda.

    Gün gelir çatar ve misafirler saray'a yakışır bir tarzda, İslam şeriatı muvacehesinde, misafire gösterilebilecek tüm ihtişam ve görkemiyle donatılarak, sarayın şerefine yakışır bir şekilde, Harem'in kapısında karşılar ve misafirhaneye buyur edilirler. Burada da edeb ve adab timsali saray halkıyla muhabbette eksiklik gösterebileceğini bilen vezir yada sarayda görevli olan diğer vazifelilerle, paşaların hanımları büyük bir edeb ve adab içerisinde Allah-u Taala'nın emri, Peygamber efendimiz (S.A.V.)'in kavli ile maksutlarını arz ederler. Bunun üzerine HÜKÜMDAR'ın EŞİ belli bir süre ister bu talebin sahiplerinden ve uğurlama gerçekleştirilir. Daha sonra HÜKÜMDAR'ın müsait olduğu bir zamanda konu HÜKÜMDAR'a açılır. Zira şehitler adına, HAREM'in babası O'dur. Orada'ki her şehit kızı onun kızı ve istenen de O'nun kızıdır. Bunun üzerine HÜKÜMDAR düşünmek için zaman ister eşinden. Büyük bir saygı ve adab ile. söz ola kestire başı söz ola kestire savaşı. Öyleya saraydan madem kız istenmiştir. Bu büyük bir iştir. Divan'ı toplar HÜKÜMDAR ve denenmesini ister damat adayının. Öyle saraydan kız almak kolaymı. Denenir damat adayı ve netice olumlu ise, kızdan rızalık ister HÜKÜMDAR.

    Siz bize babanızın bir emanetisiniz evladım. Dahi O'nun rutbesi hepimizin üzerindedir. Senin rızan olmaksızın, bir adım atmak HÜKÜMDAR olsada bu Allah'ın naciz kuluna yakışmaz. Buyruğun, buyruğumdur. Emri ilahi ve Peygamber efendimizin kavl'i odur ki, şerefli bir ailenin bizden olan talebini size iletmektir.

    Zira şehit çocuğudur karşısındaki ve gönlü kırık bir kristal avize gibidir o. TÜM CİHAN dahi HÜKÜMDAR hükmünü beklemektedir O'nun. Eğer kız SİZCE NASIL MÜNASİPSE HÜNKARIM derse eğer, bu iş olmuştur. Sarayda kız tarafı olarak HÜKÜMDAR hazırlıkların parası varsa kendi cebinden, yoksa vakıfları tarafından karşılanmasını murad ederki, bu vakıfların büyük bir kısmı islam cemaatleri yönetimindedir. Asla bu iş için DEVLET KASASI'na rağbet edilmez. O kadar zengin olduğu farz edilen HÜKÜMDAR'ların BEYT-UL MAL'e neden dokunmadıklarıda sanırım anlaşılmıştır.

    Hiç bir şey bilmiyorsanız şunu düşününüz, cevabınızı inşaallah bulacaksınızdır. Eğer size yutturulmak istenen HAREM, şu dizilerde bahsedilen genelevler misali bir yer olsaydı, vezirler, paşalar dahi hükümdarın bizzat kendisi şeyhzadeler için oradan gelin almak için kellelerini ortaya koyupda, çocuklarına kefil olup, gelin isterlermiydi.

    Allah cümlemizden razı olsun. Amin.


  22. 27.Ocak.2011, 16:50
    11
    HAMMADUN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Ecdadımıza kin ile saldırmayı bekleyen nice toplumlar vardır. Saldırdıkçada bazı şeyleri bilmeyen müslümanlar, kendilerine ehl-i küfür tarafından, filler gibi yutturulmuş lokmalarla, huzur bulamamaktadırlar. Öncelikle şunu bilmemiz gerekirki, ecdad hiç bir surette bize kara çalınacak hiç bir fiil içerisinde bulunmamıştır.

    Hemen örnekleyelim.

    HAREM'den başlayalım.

    HAREM Nedir....??? Köken itibariyle HARAM'dan gelen bir kelime,

    HAREM'i araştırdığımda, Haremde kalanların, çoğunlukla şehit aileleri olduklarını gördüm. Savaşlarda şehit olmuş ailelerin, vakıfların koruması haricinde kalmış aileleri. Rütbelerin en büyüğü ile şereflenmiş askerine ve ailelerine karşı bir minnet borcu olarak DEVLET-İ ALİ OSMANİ'nin gözbebeği sarayda kalan şehit aileleri.

    İşte bu ailelere atılan çamurun tezahürüdür, bu günkü müslamanlara yutturulan HAREM... KESİNLİKLE YUTMA KARDEŞİM, SENİN ECDADIN O --------ERİN AĞIZLARINA DAHİ ALABİLECEKLERİ ÖLÇÜDE KÜÇÜLMEMİŞLERDİR.....

    Harem odaları çok sade olarak döşenmiş, kilim ve sedirden oluşan, yemekleri saray adabıyla ve duvalarla yenen, her daim içerisinde müderris ve ilim adamlarının ders verdiği, bir eğitim ve islam şeriatına göre gözetilen bir erdem yuvası.

    Özellikle buradaki kız çocukları, hafız-ı kelam olarak yetiştirilen, saray görgü ve edebiyle techiz edilen, zamanın en güzel sanatları ile de takviye edilen, adab-u muhaşeret kanunlarına vakıf muhteşem bir eğitim ve öğrenim kurumu.

    Nasıl....??? Size yutturulan HAREM'e uymuyor değilmi....???

    Aynı HAREM'de padişahın gözdeleri, şehit hanımları ile birlikte aynı statü içerisinde ve padişah kızlarıda, şehit kızları ile aynı statü içerisinde eğitimlerini görmektedirler. Öyleki; Orada muhafızların dışarıda olmasına rağmen, haremde bir de harem ağası vardırki; genelde bu harem ağaları, nefs'leri kadınlara karşı uyanmayanlar arasından memlekette özellikle büyük bir eğitim gördükten sonra bu makama takdir edilen zatlardan seçilirlerdi..... Yoksa öyle hadım edilirlerdi gibi bir takım uydurmalar, Harem ağaları için dinen geçerliliği olmayacak uygulamalardandır.

    Tüm harem HÜKÜMDAR'ın ailesi sayılır ve hiç kimse hareme yan gözle bakamazdı. Zira HÜKÜMDAR harem'i rabbinin bir emaneti ve ailesi olarak bilirdi.

    Harem'de eğitim gören şehitlerin erkek çocukları ile, şeyhzadeler aynı eğitimi alırlar. Daha sonra devlet yöneteceği için şeyhzadelere diğer şehit'lerin erkek çocuklarından ayrı olmak üzere, LİSAN-I HAL ve HALK LİSANI özellikle öğretilirdi. Bunun dışında tüm dersler şehit çocuklarının erkek çocukları ile aynı ölçüde öğrenilirdi. Burada eğitimini tamamlamış olan erkek çocukları, şeyhzadeler gibi OSMANLI İLLERİ'nden herhangi birine vali olarak atanır. Bu da HÜKÜMDAR'ın kontrolü altında takip edilirdi. Halkı nasıl yönettikleri hususunda her daim bilgi aktarılırdı HÜKÜMDAR'a.

    Hülasa değerli kardeşlerim, bu sapık zihniyetli malum çevreler o zamanda osmanlı'dan hoşlanmazdı, bu gün dahi o muhteşem ecdadın nesline karşı kin içerisinde, zehirlerini kusmaktan bir an bile geri kalmazlar. Zira onların kini ecdada veya onun asil nesli olan sizlere değil bizzat ALLAH-U TAALA'ya ve RAHMET PEYGAMBERİ (S.A.V.)'edir. Korkuları ise kendileri için çok karanlık olan bu çağ gibi bir çağda tekrar yaşayıp, şerefli bir yaşam içerisinde bulunmaktan korkarlar. Zira -------- bir güruh için, şerefli bir yaşamdan daha zulm verici bir şey tahayyül edememektedirler. İslam'a olan kinlerinin sebebi de işte budur.

    Siz tahayyül edebiliyormusunuz. O size yutturulmaya çalışılan ve saptırılmış tarihin ürünü HAREM'den, İslamla şereflenmiş, İmanen tüm dünyayı islam şeriatı üzere hükmederek yönetmek olan bir HÜKÜMDAR'ın, HAREMİNDEN, Yine başta şeyhzadeler olmak üzere, vezirler, kolağaları, paşalar, sadr'da bulunanlar, divan ehli, dahi ŞEYH-UL ISLAM kendi çocukları için haremden kız istemek için sıraya girmiş olsunlar.

    Peki saraydan kız istemek kolaymı....???? Peki saraydan nasıl kız istenir....????

    Saraydan kız istemek oldukça zor. Ancak yoluda yok değil. Şehitlerin kızlarını edeb ve adab-ı muhaşeret'le yetiştiren o muazzam eğitim yuvasından kız istemek için, öncelikle vezir yada sadr'dan bir üyenin hanımı, HÜKÜMDAR'ın gözdesinden, Allah'ın adını kullanarak, bir misafirlik talep ederler. Gözdeler ve dahi haremde vazifeli olanlar bu ziyaretin ne maksat ile gerçekleştirileceğini bilir ve ona göre hazırlıklar yaparlar. Zira Allah'ın emri, Peygamberin kavli vardır bu hazırlıklarda.

    Gün gelir çatar ve misafirler saray'a yakışır bir tarzda, İslam şeriatı muvacehesinde, misafire gösterilebilecek tüm ihtişam ve görkemiyle donatılarak, sarayın şerefine yakışır bir şekilde, Harem'in kapısında karşılar ve misafirhaneye buyur edilirler. Burada da edeb ve adab timsali saray halkıyla muhabbette eksiklik gösterebileceğini bilen vezir yada sarayda görevli olan diğer vazifelilerle, paşaların hanımları büyük bir edeb ve adab içerisinde Allah-u Taala'nın emri, Peygamber efendimiz (S.A.V.)'in kavli ile maksutlarını arz ederler. Bunun üzerine HÜKÜMDAR'ın EŞİ belli bir süre ister bu talebin sahiplerinden ve uğurlama gerçekleştirilir. Daha sonra HÜKÜMDAR'ın müsait olduğu bir zamanda konu HÜKÜMDAR'a açılır. Zira şehitler adına, HAREM'in babası O'dur. Orada'ki her şehit kızı onun kızı ve istenen de O'nun kızıdır. Bunun üzerine HÜKÜMDAR düşünmek için zaman ister eşinden. Büyük bir saygı ve adab ile. söz ola kestire başı söz ola kestire savaşı. Öyleya saraydan madem kız istenmiştir. Bu büyük bir iştir. Divan'ı toplar HÜKÜMDAR ve denenmesini ister damat adayının. Öyle saraydan kız almak kolaymı. Denenir damat adayı ve netice olumlu ise, kızdan rızalık ister HÜKÜMDAR.

    Siz bize babanızın bir emanetisiniz evladım. Dahi O'nun rutbesi hepimizin üzerindedir. Senin rızan olmaksızın, bir adım atmak HÜKÜMDAR olsada bu Allah'ın naciz kuluna yakışmaz. Buyruğun, buyruğumdur. Emri ilahi ve Peygamber efendimizin kavl'i odur ki, şerefli bir ailenin bizden olan talebini size iletmektir.

    Zira şehit çocuğudur karşısındaki ve gönlü kırık bir kristal avize gibidir o. TÜM CİHAN dahi HÜKÜMDAR hükmünü beklemektedir O'nun. Eğer kız SİZCE NASIL MÜNASİPSE HÜNKARIM derse eğer, bu iş olmuştur. Sarayda kız tarafı olarak HÜKÜMDAR hazırlıkların parası varsa kendi cebinden, yoksa vakıfları tarafından karşılanmasını murad ederki, bu vakıfların büyük bir kısmı islam cemaatleri yönetimindedir. Asla bu iş için DEVLET KASASI'na rağbet edilmez. O kadar zengin olduğu farz edilen HÜKÜMDAR'ların BEYT-UL MAL'e neden dokunmadıklarıda sanırım anlaşılmıştır.

    Hiç bir şey bilmiyorsanız şunu düşününüz, cevabınızı inşaallah bulacaksınızdır. Eğer size yutturulmak istenen HAREM, şu dizilerde bahsedilen genelevler misali bir yer olsaydı, vezirler, paşalar dahi hükümdarın bizzat kendisi şeyhzadeler için oradan gelin almak için kellelerini ortaya koyupda, çocuklarına kefil olup, gelin isterlermiydi.

    Allah cümlemizden razı olsun. Amin.


  23. 27.Ocak.2011, 21:13
    12
    bahadır emin
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 11.Ekim.2009
    Üye No: 59587
    Mesaj Sayısı: 292
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 3
    Bulunduğu yer: istanbul

    Cevap: Muhteşem yüzyıl dizisinin izlenmesi sakıncalımıdır?

    show tv yi masonlar idare ediyo .


  24. 27.Ocak.2011, 21:13
    12
    Devamlı Üye
    show tv yi masonlar idare ediyo .





+ Yorum Gönder
Git 12 Son